Süleyman Ateş
Ta sin mim.
26. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Şuarâ suresi, 1. ayet. طسٓمٓ
ṭâ-sîn-mîm.
Ta sin mim.
Şuarâ suresi, 2. ayet. تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.
Şunlar o apaçık Kitabın ayetleridir.
Şuarâ suresi, 3. ayet. لَعَلَّكَ بَٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
le`alleke bâḫi`un nefseke ellâ yekûnû mü'minîn.
Herhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!
Şuarâ suresi, 4. ayet. إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ
in neşe' nünezzil `aleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet a`nâḳuhüm lehâ ḫâḍi`în.
Dilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar).
Şuarâ suresi, 5. ayet. وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ
vemâ ye'tîhim min ẕikrim mine-rraḥmâni muḥdeŝin illâ kânû `anhü mü`riḍîn.
Rahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar.
Şuarâ suresi, 6. ayet. فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
feḳad keẕẕebû feseye'tîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.
Yalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir.
Şuarâ suresi, 7. ayet. أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
evelem yerav ile-l'arḍi kem embetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.
Yere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz?
Şuarâ suresi, 8. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Şüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir.
Şuarâ suresi, 9. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur.
Şuarâ suresi, 10. ayet. وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
veiẕ nâdâ rabbüke mûsâ eni-'ti-lḳavme-żżâlimîn.
Rabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git!"
Şuarâ suresi, 11. ayet. قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ
ḳavme fir`avn. elâ yetteḳûn.
"Fir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı?"
Şuarâ suresi, 12. ayet. قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
ḳâle rabbi innî eḫâfü ey yükeẕẕibûn.
(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum."
Şuarâ suresi, 13. ayet. وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ
veyeḍîḳu ṣadrî velâ yenṭaliḳu lisânî feersil ilâ hârûn.
Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver."
Şuarâ suresi, 14. ayet. وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
velehüm `aleyye ẕembün feeḫâfü ey yaḳtülûn.
"Hem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum."
Şuarâ suresi, 15. ayet. قَالَ كَلَّا فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ
ḳâle kellâ. feẕhebâ biâyâtinâ innâ me`aküm müstemi`ûn.
(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz."
Şuarâ suresi, 16. ayet. فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
fe'tiyâ fir`avne feḳûlâ innâ rasûlü rabbi-l`âlemîn.
"Fir'avn'e giderek deyin ki: "Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz."
Şuarâ suresi, 17. ayet. أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
en ersil me`anâ benî isrâîl.
"İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."
Şuarâ suresi, 18. ayet. قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
ḳâle elem nürabbike fînâ velîdev velebiŝte fînâ min `umürike sinîn.
(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı?"
Şuarâ suresi, 19. ayet. وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
vefe`alte fa`leteke-lletî fe`alte veente mine-lkâfirîn.
"Ve sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin."
Şuarâ suresi, 20. ayet. قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
ḳâle fe`altühâ iẕev veenâ mine-ḍḍâllîn.
(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi.
Şuarâ suresi, 21. ayet. فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
feferartü minküm lemmâ ḫiftüküm fevehebe lî rabbî ḥukmev vece`alenî mine-lmürselîn.
"Sizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı"
Şuarâ suresi, 22. ayet. وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
vetilke ni`metün temünnühâ `aleyye en `abbette benî isrâîl.
"O başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)"
Şuarâ suresi, 23. ayet. قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâle fir`avnü vemâ rabbü-l`âlemîn.
Fir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir?"
Şuarâ suresi, 24. ayet. قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
ḳâle rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi.
Şuarâ suresi, 25. ayet. قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
ḳâle limen ḥavlehû elâ testemi`ûn.
(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi.
Şuarâ suresi, 26. ayet. قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
ḳâle rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.
(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi.
Şuarâ suresi, 27. ayet. قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ
ḳâle inne rasûlekümü-lleẕî ürsile ileyküm lemecnûn.
(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.
Şuarâ suresi, 28. ayet. قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
ḳâle rabbü-lmeşriḳi velmagribi vemâ beynehümâ. in küntüm ta`ḳilûn.
(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi.
Şuarâ suresi, 29. ayet. قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ
ḳâle leini-tteḫaẕte ilâhen gayrî leec`alenneke mine-lmescûnîn.
(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi.
Şuarâ suresi, 30. ayet. قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ
ḳâle evelev ci'tüke bişey'im mübîn.
(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi.
Şuarâ suresi, 31. ayet. قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
ḳâle fe'ti bihî in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi.
Şuarâ suresi, 32. ayet. فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ
feelḳâ `aṣâhü feiẕâ hiye ŝü`bânüm mübîn.
(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha!
Şuarâ suresi, 33. ayet. وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
veneza`a yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.
Elini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi.
Şuarâ suresi, 34. ayet. قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌ
ḳâle lilmelei ḥavlehû inne hâẕâ lesâḥirun `alîm.
(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür."
Şuarâ suresi, 35. ayet. يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm bisiḥrih. femâẕâ te'mürûn.
"Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?"
Şuarâ suresi, 36. ayet. قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
ḳâlû ercih veeḫâhü veb`aŝ fi-lmedâini ḥâşirîn.
Dediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder."
Şuarâ suresi, 37. ayet. يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ
ye'tûke bikülli seḥḥârin `alîm.
"Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler."
Şuarâ suresi, 38. ayet. فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
fecümi`a-sseḥaratü limîḳâti yevmim ma`lûm.
Derken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi.
Şuarâ suresi, 39. ayet. وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ
veḳîle linnâsi hel entüm müctemi`ûn.
Halka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
Şuarâ suresi, 40. ayet. لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
le`allenâ nettebi`u-sseḥarate in kânû hümü-lgâlibîn.
"Umarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız."
Şuarâ suresi, 41. ayet. فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ
felemmâ câe-sseḥaratü ḳâlû lifir`avne einne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.
Büyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler.
Şuarâ suresi, 42. ayet. قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
ḳâle ne`am veinneküm iẕel lemine-lmüḳarrabîn.
"Evet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız."
Şuarâ suresi, 43. ayet. قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ
ḳâle lehüm mûsâ elḳû mâ entüm mülḳûn.
Musa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi.
Şuarâ suresi, 44. ayet. فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ
feelḳav ḥibâlehüm ve`iṣiyyehüm veḳâlû bi`izzeti fir`avne innâ lenaḥnü-lgâlibûn.
İplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler.
Şuarâ suresi, 45. ayet. فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
feelḳâ mûsâ `aṣâhü feiẕâ hiye telḳafü mâ ye'fikûn.
Musa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı.
Şuarâ suresi, 46. ayet. فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
feülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.
Derhal büyücüler secdeye kapandılar:
Şuarâ suresi, 47. ayet. قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâlû âmennâ birabbi-l`âlemîn.
Dediler: "Alemlerin Rabbine inandık."
Şuarâ suresi, 48. ayet. رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
rabbi mûsâ vehârûn.
"Musa'nın ve Harun'un Rabbine."
Şuarâ suresi, 49. ayet. قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
ḳâle âmentüm lehû ḳable en âẕene leküm. innehû lekebîrukümü-lleẕî `allemekümü-ssiḥr. felesevfe ta`lemûn. leüḳaṭṭi`anne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfiv veleüṣallibenneküm ecme`în.
(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım!"
Şuarâ suresi, 50. ayet. قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
ḳâlû lâ ḍayr. innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.
"Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz."
Şuarâ suresi, 51. ayet. إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
innâ naṭme`u ey yagfira lenâ rabbünâ ḫaṭâyânâ en künnâ evvele-lmü'minîn.
"Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız."
Şuarâ suresi, 52. ayet. وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
veevḥaynâ ilâ mûsâ en esri bi`ibâdî inneküm müttebe`ûn.
Musa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik.
Şuarâ suresi, 53. ayet. فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
feersele fir`avnü fi-lmedâini ḥâşirîn.
Fir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
Şuarâ suresi, 54. ayet. إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ
inne hâülâi leşirẕimetün ḳalîlûn.
"Şunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur" dedi.
Şuarâ suresi, 55. ayet. وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ
veinnehüm lenâ legâiżûn.
"Bizi kızdırmaktadırlar."
Şuarâ suresi, 56. ayet. وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
veinnâ lecemî`un ḥâẕirûn.
"Biz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz."
Şuarâ suresi, 57. ayet. فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
feaḫracnâhüm min cennâtiv ve`uyûn.
Böylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den.
Şuarâ suresi, 58. ayet. وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
vekünûziv vemeḳâmin kerîm.
Hazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den.
Şuarâ suresi, 59. ayet. كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
keẕâlik. veevraŝnâhâ benî isrâîl.
Böylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık.
Şuarâ suresi, 60. ayet. فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
feetbe`ûhüm müşriḳîn.
(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler.
Şuarâ suresi, 61. ayet. فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
felemmâ terâe-lcem`âni ḳâle aṣḥâbü mûsâ innâ lemüdrakûn.
İki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler.
Şuarâ suresi, 62. ayet. قَالَ كَلَّآ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ
ḳâle kellâ. inne me`iye rabbî seyehdîn.
(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir."
Şuarâ suresi, 63. ayet. فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ
feevḥaynâ ilâ mûsâ eni-ḍrib bi`aṣâke-lbaḥr. fenfeleḳa fekâne küllü firḳin keṭṭavdi-l`ażîm.
Musa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu.
Şuarâ suresi, 64. ayet. وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ
veezlefnâ ŝemme-l'âḫarîn.
Ötekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler).
Şuarâ suresi, 65. ayet. وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
veenceynâ mûsâ vemem me`ahû ecme`în.
Musa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık.
Şuarâ suresi, 66. ayet. ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.
Sonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu).
Şuarâ suresi, 67. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar.
Şuarâ suresi, 68. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Şuarâ suresi, 69. ayet. وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ
vetlü `aleyhim nebee ibrâhîm.
Onlara İbrahim'in haberini de oku:
Şuarâ suresi, 70. ayet. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ ta`büdûn.
Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
Şuarâ suresi, 71. ayet. قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
ḳâlû na`büdü aṣnâmen feneżallü lehâ `âkifîn.
"Putlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz." dediler.
Şuarâ suresi, 72. ayet. قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
ḳâle hel yesme`ûneküm iẕ ted`ûn.
"Peki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
Şuarâ suresi, 73. ayet. أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
ev yenfe`ûneküm ev yeḍurrûn.
"Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?"
Şuarâ suresi, 74. ayet. قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
ḳâlû bel vecednâ âbâenâ keẕâlike yef`alûn.
"Hayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz)." dediler.
Şuarâ suresi, 75. ayet. قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
ḳâle eferaeytüm mâ küntüm ta`büdûn.
"İşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz?" dedi.
Şuarâ suresi, 76. ayet. أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ
entüm veâbâükümü-l'aḳdemûn.
"Siz ve eski atalarınız?"
Şuarâ suresi, 77. ayet. فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
feinnehüm `adüvvül lî illâ rabbe-l`âlemîn.
"Onlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)."
Şuarâ suresi, 78. ayet. ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ
elleẕî ḫaleḳanî fehüve yehdîn.
"Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur."
Şuarâ suresi, 79. ayet. وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ
velleẕî hüve yuṭ`imünî veyesḳîn.
"Bana yediren ve içiren O'dur."
Şuarâ suresi, 80. ayet. وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
veiẕâ meriḍtü fehüve yeşfîn.
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur."
Şuarâ suresi, 81. ayet. وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ
velleẕî yümîtünî ŝümme yuḥyîn.
"Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur."
Şuarâ suresi, 82. ayet. وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ
velleẕî aṭme`u ey yagfira lî ḫaṭîetî yevme-ddîn.
"Ceza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur."
Şuarâ suresi, 83. ayet. رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
rabbi heb lî ḥukmev veelḥiḳnî biṣṣâliḥîn.
"Rabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat."
Şuarâ suresi, 84. ayet. وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
vec`al lî lisâne ṣidḳin fi-l'âḫirîn.
"Sonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)!"
Şuarâ suresi, 85. ayet. وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
vec`alnî miv veraŝeti cenneti-nne`îm.
"Beni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl."
Şuarâ suresi, 86. ayet. وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
vagfir liebî innehû kâne mine-ḍḍâllîn.
"Babamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır.
Şuarâ suresi, 87. ayet. وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ
velâ tuḫzinî yevme yüb`aŝûn.
"(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma."
Şuarâ suresi, 88. ayet. يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ
yevme lâ yenfe`u mâlüv velâ benûn.
"O gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez."
Şuarâ suresi, 89. ayet. إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
illâ men ete-llâhe biḳalbin selîm.
"Ancak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)."
Şuarâ suresi, 90. ayet. وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîn.
(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır.
Şuarâ suresi, 91. ayet. وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
vebürrizeti-lceḥîmü lilgâvîn.
Cehennem de azgınların karşısına çıkarılır.
Şuarâ suresi, 92. ayet. وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
veḳîle lehüm eyne mâ küntüm ta`büdûn.
Onlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir.
Şuarâ suresi, 93. ayet. مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
min dûni-llâh. hel yenṣurûneküm ev yenteṣirûn.
"O Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu?"
Şuarâ suresi, 94. ayet. فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ
fekübkibû fîhâ hüm velgâvûn.
Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar.
Şuarâ suresi, 95. ayet. وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
vecünûdü iblîse ecme`ûn.
İblis'in bütün askerleri de.
Şuarâ suresi, 96. ayet. قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
ḳâlû vehüm fîhâ yaḫteṣimûn.
Onlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki:
Şuarâ suresi, 97. ayet. تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
tellâhi in künnâ lefî ḍalâlim mübîn.
"Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz!"
Şuarâ suresi, 98. ayet. إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
iẕ nüsevvîküm birabbi-l`âlemîn.
"Çünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk."
Şuarâ suresi, 99. ayet. وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ
vemâ eḍallenâ ille-lmücrimûn.
"Ama bizi saptıran o suçlulardır."
Şuarâ suresi, 100. ayet. فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
femâ lenâ min şâfi`în.
"Şimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var",
Şuarâ suresi, 101. ayet. وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ
velâ ṣadîḳin ḥamîm.
"Ne de sıcak bir dostumuz."
Şuarâ suresi, 102. ayet. فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmü'minîn.
"Ah keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak!"
Şuarâ suresi, 103. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar."
Şuarâ suresi, 104. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Şuarâ suresi, 105. ayet. كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ḳavmü nûḥin-lmürselîn.
Nuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı.
Şuarâ suresi, 106. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm nûḥun elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti.
Şuarâ suresi, 107. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Şuarâ suresi, 108. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Şuarâ suresi, 109. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir."
Şuarâ suresi, 110. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Öyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Şuarâ suresi, 111. ayet. قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ
ḳâlû enü'minü leke vettebe`ake-l'erẕelûn.
Dediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız?"
Şuarâ suresi, 112. ayet. قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
ḳâle vemâ `ilmî bimâ kânû ya`melûn.
Dedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)."
Şuarâ suresi, 113. ayet. إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى لَوْ تَشْعُرُونَ
in ḥisâbühüm illâ `alâ rabbî lev teş`urûn.
"Anlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime ait olduğunu bilirsiniz."
Şuarâ suresi, 114. ayet. وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
vemâ ene biṭâridi-lmü'minîn.
"Ben inananları kovacak değilim."
Şuarâ suresi, 115. ayet. إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
in ene illâ neẕîrum mübîn.
"Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
Şuarâ suresi, 116. ayet. قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ
ḳâlû leil lem tentehi yâ nûḥu letekûnenne mine-lmercûmîn.
Dediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın."
Şuarâ suresi, 117. ayet. قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ
ḳâle rabbi inne ḳavmî keẕẕebûn.
(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı."
Şuarâ suresi, 118. ayet. فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
feftaḥ beynî vebeynehüm fetḥav veneccinî vemem me`iye mine-lmü'minîn.
"Benimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar!"
Şuarâ suresi, 119. ayet. فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
feenceynâhü vemem me`ahû fi-lfülki-lmeşḥûn.
Biz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık.
Şuarâ suresi, 120. ayet. ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ
ŝümme agraḳnâ ba`dü-lbâḳîn.
Sonra bunun ardından, geride kalanları boğduk.
Şuarâ suresi, 121. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Şuarâ suresi, 122. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Şuarâ suresi, 123. ayet. كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet `âdün-lmürselîn.
'Ad (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı.
Şuarâ suresi, 124. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm hûdün elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti.
Şuarâ suresi, 125. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Şuarâ suresi, 126. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Şuarâ suresi, 127. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir."
Şuarâ suresi, 128. ayet. أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ
etebnûne bikülli rî`in âyeten ta`beŝûn.
"Siz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz?"
Şuarâ suresi, 129. ayet. وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
vetetteḫiẕûne meṣâni`a le`alleküm taḫlüdûn.
"Belki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz?"
Şuarâ suresi, 130. ayet. وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
veiẕâ beṭaştüm beṭaştüm cebbârîn.
"(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz."
Şuarâ suresi, 131. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Şuarâ suresi, 132. ayet. وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
vetteḳu-lleẕî emeddeküm bimâ ta`lemûn.
"Size bildiğiniz ni'metleri bol bol veren (Allah)dan korkun."
Şuarâ suresi, 133. ayet. أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍ وَبَنِينَ
emeddeküm bien`âmiv vebenîn.
"O size verdi: davarlar, oğullar,"
Şuarâ suresi, 134. ayet. وَجَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
vecennâtiv ve`uyûn.
"Bahçeler, çeşmeler."
Şuarâ suresi, 135. ayet. إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
innî eḫâfü `aleyküm `aẕâbe yevmin `ażîm.
"Doğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum."
Şuarâ suresi, 136. ayet. قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ
ḳâlû sevâün `aleynâ eve`ażte em lem teküm mine-lvâ`iżîn.
Dediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir."
Şuarâ suresi, 137. ayet. إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ
in hâẕâ illâ ḫulüḳu-l'evvelîn.
"Bu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı (ve geleneği)dir."
Şuarâ suresi, 138. ayet. وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.
"Biz azaba uğratılacak değiliz."
Şuarâ suresi, 139. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
fekeẕẕebûhü feehleknâhüm. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Şuarâ suresi, 140. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Şuarâ suresi, 141. ayet. كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ŝemûdü-lmürselîn.
Semud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı:
Şuarâ suresi, 142. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm ṣâliḥun elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?"
Şuarâ suresi, 143. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
"Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
Şuarâ suresi, 144. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Şuarâ suresi, 145. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir."
Şuarâ suresi, 146. ayet. أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
etütrakûne fî mâ hâhünâ âminîn.
"Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?"
Şuarâ suresi, 147. ayet. فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
fî cennâtiv ve`uyûn.
"Böyle bahçelerde, çeşme başlarında?"
Şuarâ suresi, 148. ayet. وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ
vezürû`iv venaḫlin ṭal`uhâ heḍîm.
"Ekinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında?"
Şuarâ suresi, 149. ayet. وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَٰرِهِينَ
vetenḥitûne mine-lcibâli büyûten fârihîn.
"Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."
Şuarâ suresi, 150. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Şuarâ suresi, 151. ayet. وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ
velâ tüṭî`û emra-lmüsrifîn.
"O aşırıların emrine uymayın."
Şuarâ suresi, 152. ayet. ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
elleẕîne yüfsidûne fi-l'arḍi velâ yuṣliḥûn.
"Yeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)."
Şuarâ suresi, 153. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
"Dediler: "Sen, iyice büyülenmişlerdensin."
Şuarâ suresi, 154. ayet. مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
mâ ente illâ beşerum miŝlünâ. fe'ti biâyetin in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
"Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir."
Şuarâ suresi, 155. ayet. قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
ḳâle hâẕihî nâḳatül lehâ şirbüv veleküm şirbü yevmim ma`lûm.
Dedi: "İşte bu dişi deve (mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin."
Şuarâ suresi, 156. ayet. وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ
velâ temessûhâ bisûin feye'ḫuẕeküm `aẕâbü yevmin `ażîm.
"Sakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar."
Şuarâ suresi, 157. ayet. فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ
fe`aḳarûhâ feaṣbeḥû nâdimîn.
Nihayet onu kestiler, ama pişman oldular.
Şuarâ suresi, 158. ayet. فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
feeḫaẕehümü-l`aẕâb. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Ve azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Şuarâ suresi, 159. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Şuarâ suresi, 160. ayet. كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ḳavmü lûṭini-lmürselîn.
Lut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı.
Şuarâ suresi, 161. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm lûṭun elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti.
Şuarâ suresi, 162. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
"Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
Şuarâ suresi, 163. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Şuarâ suresi, 164. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir.
Şuarâ suresi, 165. ayet. أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
ete'tûne-ẕẕükrâne mine-l`âlemîn.
"Alemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz?"
Şuarâ suresi, 166. ayet. وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
veteẕerûne mâ ḫaleḳa leküm rabbüküm min ezvâciküm. bel entüm ḳavmün `âdûn.
"Ve Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz."
Şuarâ suresi, 167. ayet. قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ
ḳâlû leil lem tentehi yâ lûṭu letekûnenne mine-lmuḫracîn.
Dediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın."
Şuarâ suresi, 168. ayet. قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ
ḳâle innî li`ameliküm mine-lḳâlîn.
(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım."
Şuarâ suresi, 169. ayet. رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ
rabbi neccinî veehlî mimmâ ya`melûn.
"Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar!"
Şuarâ suresi, 170. ayet. فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
fenecceynâhü veehlehû ecme`în.
Biz de onu ve ailesini tamamen kurtardık.
Şuarâ suresi, 171. ayet. إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
illâ `acûzen fi-lgâbirîn.
Yalnız geride kalanlar arasında bulunan bir kocakarıyı (kurtarmadık).
Şuarâ suresi, 172. ayet. ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
ŝümme demmerne-l'âḫarîn.
Sonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik.
Şuarâ suresi, 173. ayet. وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
veemṭarnâ `aleyhim meṭarâ. fesâe meṭaru-lmünẕerîn.
Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu!
Şuarâ suresi, 174. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Şuarâ suresi, 175. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Şuarâ suresi, 176. ayet. كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebe aṣḥâbü-l'eyketi-lmürselîn.
Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı.
Şuarâ suresi, 177. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm şu`aybün elâ tetteḳûn.
Şu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?"
Şuarâ suresi, 178. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
innî leküm rasûlün emîn.
"Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
Şuarâ suresi, 179. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Şuarâ suresi, 180. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
"Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir."
Şuarâ suresi, 181. ayet. أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ
evfü-lkeyle velâ tekûnû mine-lmuḫsirîn.
"Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın."
Şuarâ suresi, 182. ayet. وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ
vezinû bilḳisṭâsi-lmüsteḳîm.
"Doğru terazi ile tartın."
Şuarâ suresi, 183. ayet. وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ ta`ŝev fi-l'arḍi müfsidîn.
"İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
Şuarâ suresi, 184. ayet. وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ
vetteḳu-lleẕî ḫaleḳaküm velcibillete-l'evvelîn.
"Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.
Şuarâ suresi, 185. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
Dediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin."
Şuarâ suresi, 186. ayet. وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
vemâ ente illâ beşer miŝlünâ vein neżunnüke lemine-lkâẕibîn.
"Sen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz."
Şuarâ suresi, 187. ayet. فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
feesḳiṭ `aleynâ kisefem mine-ssemâi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
"Eğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür."
Şuarâ suresi, 188. ayet. قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
ḳâle rabbî a`lemü bimâ ta`melûn.
"Rabbim yaptığınızı daha iyi bilir" dedi.
Şuarâ suresi, 189. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
fekeẕẕebûhü feeḫaẕehüm `aẕâbü yevmi-żżulleh. innehû kâne `aẕâbe yevmin `ażîm.
Onu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi.
Şuarâ suresi, 190. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar.
Şuarâ suresi, 191. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Şuarâ suresi, 192. ayet. وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
veinnehû letenzîlü rabbi-l`âlemîn.
Muhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Şuarâ suresi, 193. ayet. نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ
nezele bihi-rrûḥu-l'emîn.
Onu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi:
Şuarâ suresi, 194. ayet. عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
`alâ ḳalbike litekûne mine-lmünẕirîn.
Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,
Şuarâ suresi, 195. ayet. بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ
bilisânin `arabiyyim mübîn.
Apaçık Arapça bir dille.
Şuarâ suresi, 196. ayet. وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ
veinnehû lefî zübüri-l'evvelîn.
O(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır.
Şuarâ suresi, 197. ayet. أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
evelem yekül lehüm âyeten ey ya`lemehû `ulemâü benî isrâîl.
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi?
Şuarâ suresi, 198. ayet. وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ
velev nezzelnâhü `alâ ba`ḍi-l'a`cemîn.
Biz onu yabancılardan birine indirseydik de,
Şuarâ suresi, 199. ayet. فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ
feḳara'ehû `aleyhim mâ kânû bihî mü'minîn.
Onu onlara okusaydı, ona inanmazlardı:
Şuarâ suresi, 200. ayet. كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
keẕâlike seleknâhü fî ḳulûbi-lmücrimîn.
Biz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk.
Şuarâ suresi, 201. ayet. لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
lâ yü'minûne bihî ḥattâ yeravu-l`aẕâbe-l'elîm.
Acı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar.
Şuarâ suresi, 202. ayet. فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
feye'tiyehüm bagtetev vehüm lâ yeş`urûn.
Azab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar.
Şuarâ suresi, 203. ayet. فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
feyeḳûlû hel naḥnü münżarûn.
(Birden onu karşılarında bulunca) "Acaba bize süre verilir mi?" derler.
Şuarâ suresi, 204. ayet. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.
Hala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdid ettiğin azabı getir mi diyorlar)?
Şuarâ suresi, 205. ayet. أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ
eferaeyte im metta`nâhüm sinîn.
Baksana, biz onları yıllarca yaşatsak,
Şuarâ suresi, 206. ayet. ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
ŝümme câehüm mâ kânû yû`adûn.
Sonra tehdid edildikleri (azab) kendilerine gelse,
Şuarâ suresi, 207. ayet. مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ
mâ agnâ `anhüm mâ kânû yümette`ûn.
O yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı?
Şuarâ suresi, 208. ayet. وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ lehâ münẕirûn.
Biz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik).
Şuarâ suresi, 209. ayet. ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ẕikrâ. vemâ künnâ żâlimîn.
(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik.
Şuarâ suresi, 210. ayet. وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
vemâ tenezzelet bihi-şşeyâṭîn.
O (Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi.
Şuarâ suresi, 211. ayet. وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
vemâ yembegî lehüm vemâ yesteṭî`ûn.
Bu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da.
Şuarâ suresi, 212. ayet. إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
innehüm `ani-ssem`i lema`zûlûn.
Çünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
Şuarâ suresi, 213. ayet. فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ
felâ ted`u me`a-llâhi ilâhen âḫara fetekûne mine-lmü`aẕẕebîn.
Allah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azab edilenlerden olursun.
Şuarâ suresi, 214. ayet. وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ
veenẕir `aşîrateke-l'aḳrabîn.
En yakın akrabanı uyar.
Şuarâ suresi, 215. ayet. وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
vaḫfiḍ cenâḥake limeni-ttebe`ake mine-lmü'minîn.
Ve sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran).
Şuarâ suresi, 216. ayet. فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
fein `aṣavke feḳul innî berîüm mimmâ ta`melûn.
Şayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de.
Şuarâ suresi, 217. ayet. وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
vetevekkel `ale-l`azîzi-rraḥîm.
Galib ve esirgeyen (Allah)'a tevekkül et.
Şuarâ suresi, 218. ayet. ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
elleẕî yerâke ḥîne teḳûm.
O, seni görür; Namaza durduğun zaman,
Şuarâ suresi, 219. ayet. وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ
veteḳallübeke fi-ssâcidîn.
Ve secde edenler arasında eğilip doğrulurken.
Şuarâ suresi, 220. ayet. إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.
Çünkü O, işitendir, bilendir.
Şuarâ suresi, 221. ayet. هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
hel ünebbiüküm `alâ men tenezzelü-şşeyâṭîn.
Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
Şuarâ suresi, 222. ayet. تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
tenezzelü `alâ külli effâkin eŝîm.
Onlar, her günahkar yalancıya inerler.
Şuarâ suresi, 223. ayet. يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ
yülḳûne-ssem`a veekŝeruhüm kâẕibûn.
O yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler.
Şuarâ suresi, 224. ayet. وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ
veşşu`arâü yettebi`uhümü-lgâvûn.
Şa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar.
Şuarâ suresi, 225. ayet. أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ
elem tera ennehüm fî külli vâdiy yehîmûn.
Baksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar?
Şuarâ suresi, 226. ayet. وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
veennehüm yeḳûlûne mâ lâ yef`alûn.
Ve onlar yapmayacakları şeyleri söylerler.
Şuarâ suresi, 227. ayet. إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ
ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti veẕekerü-llâhe keŝîrav venteṣarû mim ba`di mâ żulimû. veseya`lemü-lleẕîne żalemû eyye münḳalebiy yenḳalibûn.
Ancak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir!