Diyanet İşleri
Firavun, "Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu," dedi.
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 31. ayet. قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
ḳâle fe'ti bihî in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Firavun, "Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu," dedi.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ ve Firavun Şuarâ 10–68 3
Musa, "O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir" dedi.
Firavun, "Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim."
Musa, "Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?" dedi.
Firavun, "Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu," dedi.
Bunun üzerine Musa, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.
Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.
Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, "Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır" dedi.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 29–33. ayetler için yazılmıştır.
29. Firavun artık ortaya delil koyamayınca, Mûsâ’ya karşı koymaktan ve herhangi bir açıklama yapmaktan aciz kalınca sahip olduğu gücü kullanarak Mûsâ’ya tehditler savurmaya başladı: “Eğer benden başka bir ilâh edinirsen seni mutlaka hapse tıkarım.” Kahrolasıca; Mûsâ’yı saptıracağını ve kendisinden başka kimseyi ilâh edinmeyeceğini ümit etmişti. Yoksa Mûsâ’nın ve beraberindekilerin yaptıklarında, söylediklerinde basiret üzere olduklarını anlamıştı.
30. Mûsâ ona dedi ki: “Sana (doğruluğumu ispatlayan) apaçık bir şey” yani sana getirdiklerimin doğruluğuna delil teşkil edecek harikulade ve apaçık bir delil göstersem de mi böyle yapacaksın?
31-32. Bu (ثُعۡبَانٞ ) erkek yılandır. “Aşikar” olma niteliği ise herkes tarafından açıkça görülen, hayalî ve yılana benzer bir görüntü değil, gerçek bir yılan demektir.
33. “Elini” koynundan “çıkardı, bir de ne görsünler; o, bakanların önünde bembeyaz parlıyor.” Yani eli, bakanlar tarafından açıkça görünen ve herhangi bir kusur ve hastalık söz konusu olmaksızın büyük bir nur saçıyordu.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Firavun da şöyle demişti: "İddia ettiğinde doğru söyleyenlerden isen, doğruluğuna işaret eden şeyleri, haydi getir bakalım!"
Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz (Kur'an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sure getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz,…
Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Allah, Adem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini…
Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Elinizdeki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Onu inkar edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Firavun da) "Doğru söyleyenlerdensen getir onu (delilini)!" demişti.
(Firavun) dedi ki: "Eğer doğru sözlü biriysen, haydi o zaman çıkar ortaya onu!"
(Firavun:) "Eğer doğru sözlü biriysen, haydi, çıkar ortaya o dediğini!" diye cevap verdi.
(Firavun) dedi ki: "Hadi göster bakalım, eğer doğru söyleyenlerden isen?"
(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir."
Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.
Dedi ki: "Göster onu; eğer doğruyu söylüyorsan?"
Firavun, "Eğer doğru söylüyorsan, haydi getir onu!" dedi.
Dedi ki, "Doğru sözlüysen getir bakalım onu."
Dedi ki, 'Doğru sözlüysen getir bakalım onu.'
(Firavun): "Haydi onu getir bakayım, doğrulardan isen" dedi.
Haydi, dedi: getir onu bakayım sadıklardan isen
Firavun: "Öyleyse haydi getir onu. Eğer doğru söyleyenlerdensen." dedi.
Firavun: "Öyleyse haydi getir onu. Eğer doğru söyleyenlerdensen." dedi.
Firavun: "Öyleyse haydi getir onu. Eğer doğru söyleyenlerdensen." dedi.
(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir."
(Fir'avn): "Doğru söyleyenlerdensen haydi getir onu" dedi.
Firavun: Eğer doğru söylüyorsan, haydi getir onu, dedi.
(4, 7, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68) Rabbin Musa ya dedi ki , zalim topluluğa git, Firavun kavmine git , sakınmazlar mı? Dedi ki Rabbim beni yalanlamalarından korkuyorum, göğsüm daralır, dilim / lisanım dolaşır, Harun'u da yolla / gönder. Onlara karşı bir ayıbım da var, dolayısıyla beni öldürmelerinden korkarım. Dedi ki hayır! ikiniz de ayetlerimizle varın / ulaşın muhakkak ki sizinle beraberiz, sizi işitenleriz. Firavun boyuna / kavmine ulaşın / varın , deyin ki bizler alemlerin Rabbinin İsrailoğullarını bizimle beraber göndermen için gönderdikleriyiz / elçileriyiz. Dedi ki evlatken sana yetiştiricilik / mürebbiyelik yapmadık mı? Ömründe n seneleri içimizde geçirdin v e ayrıca O yaptığın şeyi de yaptın işte (ayıbını hatırlattı) asıl sen yok sayansın / kafirsin. Dedi ki o nu (o öldürme olayını) yaptığım vakit, ben ne yaptığını bilmez biri idim / delalette idim, sizden korktuğumdan hemen kaçtım, Rabbim bana hüküm verme yeteneği bağışladı / hibe etti, beni gönderilenlerden / elçilerden yaptı , b enim başıma kaktığın / bana minnet ettiğin nimet ise İsrailoğullarını kul edinmen içindi / kul edinmek için kullandın. (Hz. Musa’nın o zamana kadar ki hayat serüveni, saraya su yolu ile geliş, evlat edinilerek prens olarak büyüyüş, Habeş ordusuna komuta edecek kadar yükseliş, ardından cinayet ve kaçış) Firavun dedi ki alemlerin rabbi de nedir? (Firavun kişisel olarak saldırdı olmayınca bu defa içerikten saldıracak) Eğer ki yakinen bilirseniz / yaşayarak anlayabilirseniz, göklerin ve yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir dedi. Firavun etrafındakilere işitiyor musunuz? Dedi, Musa devamla, sizin de rabbinizdir evvelki babalarınızın da Rabbidir dedi. Firavun evet size bir Resul gönderilmiş ama Mecnun bir Resul gönderilmiş dedi. Musa, eğer akledebilirseniz doğunun da batının da ve bu ikisi arasının da rabbidir dedi. Firavun dedi ki; eğer benden başka bir ilah edinirsen seni zindanlık biri yaparım dedi. Musa, şayet sana, apaçık bir şey getirsem de mi dedi? Firavun, eğer sözüne bağlı biri isen hemen onu getir dedi. O da asasını bıraktı ve birde baktı ki o apaçık bir yılan oldu. (Bu bırakmak almak için yapılan bırakmak fırlatıp atmak değil) elini çekti çıkardı birden o, bakanlara beyaz göründü. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere dedi ki kesinlikle bu, bilge bir sihirbazdır, sizi sihri ile yerinizden çıkarmak istiyor, şimdi ne iş yapayım/ ne emredersiniz dedi. Dediler ki onu ve kardeşine alıkoy, şehirlerde toplayıcıları harekete geçir, bilge tüm sihirbazları sana getirsinler. Bilinen günün belirlenmiş vaktinde sihirbazlar bir araya toplandılar. İnsanlara da sizler de toplanır mısınız? Denildi, onlarda böylelikle belki bizler de eğer ki galip olurlar ise sihirbazlara tabi oluruz dediler. Sihirbazlar geldikleri zaman firavuna dediler ki, eğer galip olur isek bize bir ödül / bir ecir var mı? Firavun evet var, işte o zaman sizler benim yakınım / akrabam olacaksınız dedi. Musa onlara, neyi bırakacaksanız bırakın dedi. Onlar da iplerini ve sopalarını / âsâlarını bıraktılar ve bırakırken de Firavunun itibarı / izzeti için muhakkak ki bizler galip geleceğiz dediler . Musa da sopasını / asasını bıraktı birden o, onların uydurdukları şeyleri yutmaya başladı. Sihirbazlar hemen kendilerini secdeye bıraktılar, dediler ki Harun ve Musa'nın Rabbi olan alemlerin Rabbine iman ettik. Firavun, ben izin vermeden önce siz, iman mı ettiniz? kesinlikle o, sizin büyüğünüz ve size de sihri öğret endir dedi. (Sihirbazlar mucize ile sihir arasındaki farkı bildiklerinden dolayı inandılar, firavun hâlâ inanamadı çünk ü sihirbazlar ve Musa’nın bir şekilde usta çırak iş birliği içinde olduklarını düşünüyor. ) İleride bileceksiniz, kesinlikle sizin e llerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi de kesinlikle asacağım dedi. Sihirbazlar z iyanı yok /zararı yok, biz muhakkak ki Rabbimize döneceğiz , ilk inananlar arasında olmamızdan dolayı , Rabbimiz hatalarımızı bağışlar , diye arzuluyoruz dediler. Musa'ya, geceleyin kullarımla yürü, muhakkak ki sizler onlar tarafından takip edileceksiniz diye vahyettik. Firavun şehirlere toplayıcılar gönderdi, onlar kesinlikle az bir zümredir ve bizleri de kızdırıyorlar /öfkelendiriyorlar, biz ise dikkatli ve de uyanık bir topluluğuz dediler. Onları / Firavun kavmini, bahçelerinden, gözelerinden, hazinelerinden ve verilmiş pozisyonlarından / makamlarından bu şekilde çıkardık ve o yerlere İsrailoğullarını mirasçı ettik. Güneş doğarken / işrak vakti onların peşine düştüler, İki cemaat birbirini gördü, Musa'nın arkadaşları dedi ki kesinlikle biz yakalanacağız / yetiştiler, dedi ki asla! Muhakkak ki Rabbim benimledir ve beni yönlendirecektir. Musa'ya sopanı / asanı denize vur diye vahyettik ve de deniz yarıldı / infilak etti, h er parçası kocaman bir dağ gibi oldu , diğerlerini de / Firavun kavmini de iyice yaklaştırdık, Musa'yı ve beraberindekilerinin hepsini kurtardık, diğerlerini ise suda boğduk. Bunda kesinlikle bir ayet vardı , onların çoğu da iman eden olmadı. Muhakkak ki Rabbim O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Firavun: “Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu!” dedi.
(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi.
(Firavun:) "Getir onu, eğer doğru söyleyenlerdensen!" dedi.
"Doğru söylüyorsan getir bakalım onu" dedi.
Haydi doğru söylüyorsan onu getir, bakalım! dedi.
-Haydi doğru söylüyorsan onu getir, bakalım! dedi.
Dedi: "Hadi getir onu ortaya, eğer doğru sözlülerden isen!"
"Then exhibit it to view", Pharaoh said, "if indeed you are telling the truth".
‘Show it then,’ said Pharaoh, ‘if you are telling the truth.’
(Pharaoh) said: "Show it then, if thou tellest the truth!"
Pharaoh said: "Then bring it if you are truthful at all." dipnot 1
He said, ‘Produce it then if you are someone telling the truth. ’
[Fir‘aun (Pharaoh)] said: "Bring it forth then, if you are of the truthful!"
He said, ‘Then bring it, should you be truthful. ’
(Pharaoh) said, `Bring it then, if you are of the truthful. '
Said he, 'Bring it then, if thou art of the truthful. '
Pharaoh said, "Go ahead, if you are truthful. "
Said he, 'Bring it, if thou art of those who tell the truth!'
He said, "Then bring it forth if you are of the truthful ones."
Pharaoh replied, produce it therefore, if thou speakest truth.
Moses said, "What, if I come to you with something obvious (to the senses)?"
He said, "Come up with it then, in case you are of the sincere ones. "
(Pharaoh) said: Produce it then, if thou art of the truthful!
(The Pharaoh) said: "Then bring it, if you speak the truth. "
[Pharaoh] answered: "Produce it, then, if thou art a man of truth!"
Pharaoh demanded, "Bring it then, if what you say is true."
He said: "Then bring it forth if you are of the truthful ones. "
He said, "Then produce it, if you are truthful."
[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful. "
Said he: “Then bring thou it, if thou be of the truthful.”
He said, "Bring your signs if you are truthful. "
Said (Firon): "Show it then, if you tell the truth!"
He said, "Then bring it, if you are truthful."
He said: "Then bring it forth if you are of the truthful ones."