Diyanet İşleri
Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 220. ayet. إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.
Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu "En yakın akrabanı uyar"; şairler Şuarâ 213–227 3
(217-219) Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.
Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
Onlar, her günahkar yalancıya inerler.
Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 218–220. ayetler için yazılmıştır.
218-219. Daha sonra Yüce Allah, Peygamber’in Yüce Allah’a yakın olmaya ve ihsan konumuna yükselmeye yardımcı olacak hususa dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır. “O seni kalkınca da görür. Secde edenler arasındaki dolaşmanı da.” Yani O, şu pek büyük ibadet olan namazı kılarken, kıyamda olduğun vakit seni görür. Rüku ve secde arasında gidip gelmeni de görür. Allah'ın özellikle namazı söz konusu etmesi, fazilet ve şerefinden ötürüdür. Çünkü namazda Rabbinin huzurunda olduğunu bilen bir kimse, Rabbinin huzurunda saygı ve zilletle boyun eğer, namazını eksiksiz kılar. Namazı eksiksiz kılmakla diğer amellerini de tamamlar. Ve namaz ile diğer işlerine karşı yardım elde eder.
220. “Şüphesiz her şeyi” farklılıklarına, türlü ve değişik olmalarına rağmen bütün sesleri “işiten,” bilgisiyle açık olanları, gizlilikleri, görüneni ve görünmeyeni “bilen yalnızca O’dur.” Kulun, Rabbinin bütün hallerinde kendisini gördüğünü, söylediği bütün sözlerini işittiğini hatırında bulundurması, kalbindeki karar, düşünce ve niyetleri dahi bildiğinin şuuruna varması, elbette ki onun ihsan makamına ulaşmasına yardımcı olur.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Şüphesiz Allah okuduğun Kur'an'ı, namazda yapmış olduğun zikri ve niyetini hakkıyla bilendir.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!
Çünkü O, evet yalnız O'dur her şeyi işiten, her şeyi bilen!
çünkü her şeyi bütün gerçeğiyle bilen (ve dolayısıyla) her şeyi işiten O'dur!
Muhakkak ki O, "HU"; Semi'dir, Aliym'dir.
Hiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir.
Her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen, muhakkak ki O'dur.
Kuşkusuz, O, Duyandır; Bilendir.
Şüphesiz O, her şeyi duyar; her şeyibilir.
Çünkü O İşitendir, Bilendir.
Çünkü O İşitendir, Bilendir.
Çünkü, herşeyi işiten, herşeyi bilen O'dur.
Çünkü o öyle semi öyle alimdir
O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Hiç şüphesiz, O, işitendir, bilendir.
Çünkü hakkıyle işiden, hakkıyle bilen bizzat Odur.
Muhakkak ki O'dur O; Semi, Alim.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Şüphesiz O; hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Çünkü O, işitendir, bilendir.
Çünkü daima dinleyen ve bilen odur!
Çünkü işiten ve bilen odur.
Çünkü o her şeyi işitendir, bilendir.
Çünkü o işitendir, bilendir.
Kuşkusuz, O'dur iyice bilen, iyice duyan.
He is indeed AL-Sami' (with unlimited audition) and AL-'Alim
He is the All Hearing, the All Knowing.
For it is He Who heareth and knoweth all things.
He is All-Hearing, All-Knowing.
He is the All-Hearing, the All-Knowing.
Verily He, only He, is the All-Hearer, the All-Knower.
Indeed He is the All-hearing, the All-knowing.
Verily, He is the All-Hearing, the All-Knowing
Surely He is the All-hearing, the All-knowing.
God hears everything and knows everything.
Verily, He both bears and knows!
He is the Hearer, the Knowledgeable.
for He both heareth and knoweth.
And your postures (or movements) among those who prostrate themselves (in obeisance).
Surely He, Ever He, is The Ever-Hearing, The Ever-Knowing.
Lo! He, only He, is the Hearer, the Knower.
He is all-hearing and all-knowing.
for, verily, He alone is all-hearing, all-knowing!
He ˹alone˺ is indeed the All-Hearing, All-Knowing.
He is the Hearer, the Knowledgeable.
He is the Hearer, the Omniscient.
Indeed, He is the Hearing, the Knowing.
He is the Hearing, the Knowing.
Verily, He, only He is the Hearer, the Knower.
Verily, it is He Who hears and knows all things.
Surely, He is the All-Hearing, the All-Knowing.
He is the Hearer, the Knowledgeable.