Diyanet İşleri
İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 59. ayet. كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
keẕâlik. veevraŝnâhâ benî isrâîl.
İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ ve Firavun Şuarâ 10–68 3
"Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz."
(57-58) Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.
İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.
İki topluluk birbirini görünce Musa'nın arkadaşları, "Eyvah yakalandık" dediler.
Musa, "Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir" dedi.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 57–59. ayetler için yazılmıştır.
57. Firavun ve askerleri büyük bir ordu halinde, genel bir seferberlik içerisinde yola çıktılar ve acizliklerinden dolayı çıkamayan mazeret sahipleri dışında hiç kimse geri kalmadı. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Böylece onları (ülkelerindeki) bahçelerden ve pınarlardan çıkardık.” Mısır’ın güzel bahçelerinden, coşup kaynayan pınarlarından, topraklarını dolduran ekinlerinden ayırıp çıkardık. Ki şehirleri ve köyleri bunlarla mamur edilmişti.
58. “Hazinelerden ve güzel konaklardan da…” Öyle ki bakanlar onlardan hoşlanıyor, yakından inceleyenler de hayran kalıyordu. Uzun süre bunlardan yararlanmışlardı. Bunların zevk ve arzuları ile uzun bir ömrü, küfür ve fesat üzere geçirdiler. Kullara karşı büyüklük taslayarak, tam bir dalalet içerisinde hayatlarını sürdürdüler.
59. “İşte böyle! Ve Biz onlara” bu bahçelere, ekinlere, pınarlara ve o güzel konaklara daha önceden kendilerine köle yaptıkları ve ağır işlerinde çalıştırdıkları “İsrailoğullarını mirasçı kıldık.” Mülkü dilediğine veren, dilediğinden alan, itaati ile dilediğini aziz kılan, masiyetiyle de dilediğini zelil kılan Allah’ın şanı ne yücedir!
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Firavun'u ve kavmini bu nimetlerden mahrum ettik. Ardından onlara vermiş olduğumuz aynı nimetleri Şam diyarında bulunan İsrailoğulları'na verdik.
Aynı kök: ورث (35 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ
Musa, kavmine, "Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah'ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah'a karşı…
Aynı kök: ورث (35 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ
Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin…
Aynı kök: ورث (35 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ
Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ
Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden…
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ
Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ
Hani, biz Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Böylece İsrailoğullarını onlara (geride bıraktıklarına) mirasçı yapmıştık. dipnot 1
Her şey işte böyle olup bitti. Sonuçta Biz İsrailoğullarını, onlardan geriye kalanlara mirasçı kıldık.
Olaylar böyle gelişti; fakat (Firavun'un çekip aldığı bütün) bu şeylere (zaman içinde) İsrailoğulları'nın yeniden kavuşmasını sağladık.
İşte böyle. . . (Sonunda) onlara (Firavun hanedanına) İsrailoğullarını varis kıldık.
İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
İşte böyle oldu. Ve tüm bunlara, İsrailoğullarını kalıtçı yaptık.
- Bunun üzerine Firavun'un adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece onlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık. Ancak Firavun'un adamları, güneş doğarken İsrailoğulları'nın ardına düştüler.
Daha sonra onları İsrail oğullarına miras yaptık.
Daha sonra onları İsrail oğullarına miras yaptık.
ve onlan İsrail oğullarına miras kıldık.
Ve onları Beni İsraile miras kıldık
İşte böylece onlara İsrailoğulları'nı varis kıldık.
İşte böylece onlara İsrailoğulları'nı varis kıldık.
İşte böylece onlara İsrailoğulları'nı varis kıldık.
İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
İşte (çıkarışımız) böyle oldu ve onlara İsrail oğullarını mirascı kıldık.
Böylece onlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
(4, 7, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68) Rabbin Musa ya dedi ki , zalim topluluğa git, Firavun kavmine git , sakınmazlar mı? Dedi ki Rabbim beni yalanlamalarından korkuyorum, göğsüm daralır, dilim / lisanım dolaşır, Harun'u da yolla / gönder. Onlara karşı bir ayıbım da var, dolayısıyla beni öldürmelerinden korkarım. Dedi ki hayır! ikiniz de ayetlerimizle varın / ulaşın muhakkak ki sizinle beraberiz, sizi işitenleriz. Firavun boyuna / kavmine ulaşın / varın , deyin ki bizler alemlerin Rabbinin İsrailoğullarını bizimle beraber göndermen için gönderdikleriyiz / elçileriyiz. Dedi ki evlatken sana yetiştiricilik / mürebbiyelik yapmadık mı? Ömründe n seneleri içimizde geçirdin v e ayrıca O yaptığın şeyi de yaptın işte (ayıbını hatırlattı) asıl sen yok sayansın / kafirsin. Dedi ki o nu (o öldürme olayını) yaptığım vakit, ben ne yaptığını bilmez biri idim / delalette idim, sizden korktuğumdan hemen kaçtım, Rabbim bana hüküm verme yeteneği bağışladı / hibe etti, beni gönderilenlerden / elçilerden yaptı , b enim başıma kaktığın / bana minnet ettiğin nimet ise İsrailoğullarını kul edinmen içindi / kul edinmek için kullandın. (Hz. Musa’nın o zamana kadar ki hayat serüveni, saraya su yolu ile geliş, evlat edinilerek prens olarak büyüyüş, Habeş ordusuna komuta edecek kadar yükseliş, ardından cinayet ve kaçış) Firavun dedi ki alemlerin rabbi de nedir? (Firavun kişisel olarak saldırdı olmayınca bu defa içerikten saldıracak) Eğer ki yakinen bilirseniz / yaşayarak anlayabilirseniz, göklerin ve yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir dedi. Firavun etrafındakilere işitiyor musunuz? Dedi, Musa devamla, sizin de rabbinizdir evvelki babalarınızın da Rabbidir dedi. Firavun evet size bir Resul gönderilmiş ama Mecnun bir Resul gönderilmiş dedi. Musa, eğer akledebilirseniz doğunun da batının da ve bu ikisi arasının da rabbidir dedi. Firavun dedi ki; eğer benden başka bir ilah edinirsen seni zindanlık biri yaparım dedi. Musa, şayet sana, apaçık bir şey getirsem de mi dedi? Firavun, eğer sözüne bağlı biri isen hemen onu getir dedi. O da asasını bıraktı ve birde baktı ki o apaçık bir yılan oldu. (Bu bırakmak almak için yapılan bırakmak fırlatıp atmak değil) elini çekti çıkardı birden o, bakanlara beyaz göründü. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere dedi ki kesinlikle bu, bilge bir sihirbazdır, sizi sihri ile yerinizden çıkarmak istiyor, şimdi ne iş yapayım/ ne emredersiniz dedi. Dediler ki onu ve kardeşine alıkoy, şehirlerde toplayıcıları harekete geçir, bilge tüm sihirbazları sana getirsinler. Bilinen günün belirlenmiş vaktinde sihirbazlar bir araya toplandılar. İnsanlara da sizler de toplanır mısınız? Denildi, onlarda böylelikle belki bizler de eğer ki galip olurlar ise sihirbazlara tabi oluruz dediler. Sihirbazlar geldikleri zaman firavuna dediler ki, eğer galip olur isek bize bir ödül / bir ecir var mı? Firavun evet var, işte o zaman sizler benim yakınım / akrabam olacaksınız dedi. Musa onlara, neyi bırakacaksanız bırakın dedi. Onlar da iplerini ve sopalarını / âsâlarını bıraktılar ve bırakırken de Firavunun itibarı / izzeti için muhakkak ki bizler galip geleceğiz dediler . Musa da sopasını / asasını bıraktı birden o, onların uydurdukları şeyleri yutmaya başladı. Sihirbazlar hemen kendilerini secdeye bıraktılar, dediler ki Harun ve Musa'nın Rabbi olan alemlerin Rabbine iman ettik. Firavun, ben izin vermeden önce siz, iman mı ettiniz? kesinlikle o, sizin büyüğünüz ve size de sihri öğret endir dedi. (Sihirbazlar mucize ile sihir arasındaki farkı bildiklerinden dolayı inandılar, firavun hâlâ inanamadı çünk ü sihirbazlar ve Musa’nın bir şekilde usta çırak iş birliği içinde olduklarını düşünüyor. ) İleride bileceksiniz, kesinlikle sizin e llerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi de kesinlikle asacağım dedi. Sihirbazlar z iyanı yok /zararı yok, biz muhakkak ki Rabbimize döneceğiz , ilk inananlar arasında olmamızdan dolayı , Rabbimiz hatalarımızı bağışlar , diye arzuluyoruz dediler. Musa'ya, geceleyin kullarımla yürü, muhakkak ki sizler onlar tarafından takip edileceksiniz diye vahyettik. Firavun şehirlere toplayıcılar gönderdi, onlar kesinlikle az bir zümredir ve bizleri de kızdırıyorlar /öfkelendiriyorlar, biz ise dikkatli ve de uyanık bir topluluğuz dediler. Onları / Firavun kavmini, bahçelerinden, gözelerinden, hazinelerinden ve verilmiş pozisyonlarından / makamlarından bu şekilde çıkardık ve o yerlere İsrailoğullarını mirasçı ettik. Güneş doğarken / işrak vakti onların peşine düştüler, İki cemaat birbirini gördü, Musa'nın arkadaşları dedi ki kesinlikle biz yakalanacağız / yetiştiler, dedi ki asla! Muhakkak ki Rabbim benimledir ve beni yönlendirecektir. Musa'ya sopanı / asanı denize vur diye vahyettik ve de deniz yarıldı / infilak etti, h er parçası kocaman bir dağ gibi oldu , diğerlerini de / Firavun kavmini de iyice yaklaştırdık, Musa'yı ve beraberindekilerinin hepsini kurtardık, diğerlerini ise suda boğduk. Bunda kesinlikle bir ayet vardı , onların çoğu da iman eden olmadı. Muhakkak ki Rabbim O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
İşte böyle yaptık ve onlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık.
Böylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık.
Böyle yaptık. Çünkü bunları İsrailoğullarına miras bıraktık.
Öyle oldu. İsrailoğullarını onların yerine geçirecektik.
İşte, bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık.
Böylece, onlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Böylece oralara İsrailoğullarını varis kıldık.
And so it was, and We made the land inheritable by the Children of Israel to whom We conveyed the right of the property after We drowned Pharaoh and his people.
We gave [such] things [later]to the Children of Israel.
Thus it was, but We made the Children of Israel inheritors of such things.
This happened with them; (but on the other hand), We enabled the Children of Israel to inherit those bounties. dipnot 1
So it was! And We bequeathed them to the tribe of Israel.
Thus [We turned them (Pharaoh’s people) out] and We caused the Children of Israel to inherit them.
So it was; and We bequeathed them to the Children of Israel.
That is what We did (for their wrong- doings). And We gave (the like of) these (- gardens and springs) as a free gift to the Children of Israel.
even so, and We bequeathed them upon the Children of Israel.
On the other hand, I showered all the children of Israel with such blessings.
thus, - and we made the children of Israel to inherit them.
As such, We gave it to the Children of Israel.
Thus did We do; and We made the children of Israel to inherit the same.
(") And treasures, and noble positions. (")
Thus, We gave them as an inheritance to the Seeds (Or: sons) of Israel).
Thus (were those things taken from them) and We caused the Children of Israel to inherit them.
Thus it was; and We made the children of Israel possess them.
Thus it was: but [in the course of time] We were to bestow all these [things] as a heritage on the children of Israel.
So it was. And We awarded it ˹all˺ to the Children of Israel.
As such, We gave it to the Children of Israel.
Then we made it an inheritance for the Children of Israel.
Thus. And We caused to inherit it the Children of Israel.
Thus! And We caused the children of Israel to inherit them.
Thus were those things taken away from them and We caused the Children of Israel to inherit such blessings. (Instead of returning to Egypt they would rule the land including Sinai, Jordan, Palestine, Northern Arabian Peninsula until their zenith during the times of David and Solomon about 940 B.C. (7:136), (7:137), (20:76-80)).
It was like this, that We made the Children of Israel inheritors of these things.
Thus it was. And We made the children of Isrā’īl inherit all such things.
As such, We gave it to the Children of Israel.