Diyanet İşleri
Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 211. ayet. وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
vemâ yembegî lehüm vemâ yesteṭî`ûn.
Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Kur'an'ın indirilişi; "onu şeytanlar indirmedi" Şuarâ 192–212 3
Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.
Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.
O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir.
Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun!
(Önce) en yakın akrabanı uyar.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 210–212. ayetler için yazılmıştır.
210-211. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’in kemalini ve üstünlüğünü beyan ettikten sonra, onu her türlü eksiklikten tenzih etmekte ve gerek nüzulü esnasında gerek nüzulünden sonra ins ve cin şeytanlarına karşı onu himaye ettiğini belirterek şöyle buyurmaktadır: “O (Kur'ân’ı) şeytanlar indirmemiştir. Bu, onlara yaraşmaz” hallerine yakışmaz ve uygun düşmez, “zaten buna güçleri de yetmez.”
212. “Çünkü onlar, (semada Kur'ân’ı) işitmekten kesinlikle uzak tutulmuşlardır.” Kur’ân-ı Kerîm’i işitmekten uzak tutuldukları gibi, Kur’ân-ı Kerîm’in korunması için onları uzak tutucu unsurlar da hazırlanmıştır. Bu Kur’ân-ı Kerîm’i meleklerin en güçlüleri olan Cebrail indirmişdir. Şeytanın ona yanaşmaya gücü yoktur. Hatta onun yakınlarına dahi yaklaşamaz. Bu da Yüce Allah’ın: “Şüphesiz ki Zikri indirenler Bizleriz. Ve muhakkak onu koruyacak olanlar da Bizleriz” (el-Hicr, 15/9) buyruğunu andırmaktadır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Kur'an'ı, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kalbine indirmek onlara (Şeytanlara) düşmez; zaten buna güçleri de yetmez.
Aynı kök: بغي (96 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Göklerdeki ve yerdeki herkes ister istemez O'na boyun eğmişken ve O'na döndürülüp götürülecekken onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar?
Aynı kök: بغي (96 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından…
Aynı kök: بغي (96 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize…
Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Şüphesiz Safa ile Merve, Allah'ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kabe'yi ziyaret eder ve onları da tavaf…
Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir…
Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'ın…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(210, 211) Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.
Zira bu hem onların ağzının işi değildir, hem de buna güçleri yetmez:
çünkü bu onların harcı değildir; zaten, buna güçleri de yetmez.
Onların işlevine uymaz! (Zaten) buna yetecek kuvvelere de sahip değillerdir!
Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.
Bu, onlara yakışmaz; zaten güçleri de yetmez.
Bu, ne onlara düşer, ne de ona güç yetirebilirler.
Onlar bunu ne yaparlar, ne de becerirler.
Onlar bunu ne yaparlar, ne de becerirler.
bu onlara hem yaraşmaz, hem güçleri yetmez.
Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez?
Bu onların harcı değil, hem buna güçleri de yetmez.
Bu onların harcı değil, hem buna güçleri de yetmez.
Bu onların harcı değil, hem buna güçleri de yetmez.
Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.
Bu, onlara hem yakışmaz, hem onlar (buna esasen) güc yetiremezler.
Bu, onlara düşmez de, buna güçleri de yetmez.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
Bu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da.
Zaten bu, onların yapabileceği bir iş değildir; buna güçleri de yetmez;
Bu onların yapabileceği bir iş değildir; buna güçleri de yetmez.
Bu onlara düşmez, buna güçleri de yetmez.
Bu onlara düşmez, buna güçleri de yetmez.
Onlara yaraşmaz, zaten güçleri de yetmez.
Nor is it befitting that they be employed by Allah in conveying His sacred message nor can they apply themselves to this purpose.
it is neither in their interests nor in their power,
It would neither suit them nor would they be able (to produce it).
nor does it behove them, dipnot 1 nor does it lie in their power. dipnot 2
It does not befit them and they are not capable of it.
Neither would it suit them, nor they can (produce it).
Neither does it behoove them, nor are they capable [of doing that].
It does neither suit them nor have they the power (to reveal it).
it behoves them not, neither are they able.
They neither would (because of their evil nature, ) nor could (because of their inability to understand the goodness. )
it is not fit work for them; nor are they able to do it.
Nor would they, nor could they.
It is not for their purpose, neither are they able to produce such a book;
No devils (or evil ones) brought down this revelation (the Quran);
And in no way does it behoove them, And in no way are they able to do (that).
It is not meet for them, nor is it in their power,
They are not worthy of it, nor have they power.
for, neither does it suit their ends, nor is it in their power [to impart it to man]:
it is not for them ˹to do so˺, nor can they,
Nor would they, nor could they.
They neither would, nor could.
It is not allowable for them, nor would they be able.
And it does not behove them, nor are they able.
It is beyond their stature, nor is it in their power.
It would not befit them, and they would not be able (to produce it).
It neither suits them, nor are they able to (do this).
Nor would they, nor could they.