Şuarâ suresi

Şuarâ suresi, 67. ayet

Şuarâ suresi, 67. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.

Diyanet İşleri

Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Şuarâ 64–70 · surenin 67. ayeti / 227
  1. Şuarâ 64

    Ötekileri de oraya yaklaştırdık.

  2. Şuarâ 65

    Musa'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.

  3. Şuarâ 66

    Sonra ötekileri suda boğduk.

  4. 67

    Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.

  5. Şuarâ 68

    Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

  6. Şuarâ 69

    Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku.

  7. Şuarâ 70

    Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

Bu metin 63–68. ayetler için yazılmıştır.

63. “Biz de Mûsâ’ya: Asanla denize vur, diye vahyettik.” O da denize vurdu. “Ardından deniz yarıldı” on iki yola ayrılıp yolların “her bir tarafı büyük bir dağ gibi oldu.” Mûsâ da kavmi ile birlikte bu haldeki denizin içine girdi.

64. “Diğerlerini” Firavun’u ve kavmini de “oraya” o yere “yanaştırdık.” Mûsâ ve kavminin girdiği yola onların da girmelerini sağladık.

65. “Mûsâ’yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtardık.” Geriye onlardan biri bile kalmamak üzere hepsi denizden bütünüyle çıktılar.

66. “Sonra da diğerlerini suda boğduk.” Onlardan da boğulmadık hiçbir kimse kalmadı.

67. “Şüphesiz ki bunda bir ibret vardır.” Mûsâ’nın getirdiklerinin doğruluğuna, Firavun’un ve kavminin izledikleri yolun da batıl oluşuna dair pek büyük bir delil vardır. “Onların çoğu” kalplerinin fesadı dolayısıyla imanı gerektiren bunca ibret ve delile rağmen “iman etmemişti.”

68. “Şüphe yok ki Rabbin, Azizdir, Rahimdir.” O, izzetiyle (güç ve kudretiyle) yalanlayan kâfirleri helâk etti; rahmetiyle de Mûsâ’yı ve onunla birlikte olanları tamamen kurtardı.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Şüphesiz denizin Musa için ikiye ayrılmasında, boğulmaktan kurtulmasında, Firavun ve kavminin helak olmalarında Musa'nın doğru olduğunu gösteren bir ayet ve ibret vardır. Öyle iken Firavun ile beraber olanların çoğu Mümin değillerdir.

Kelimeler

8 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. إِنَّ inne muhakkak ki
  2. فِى fi vardır
  3. ذَٰلِكَ zalike bunda
  4. لَـَٔايَةًۭ ۖ layeten bir ibret kök: ايي
  5. وَمَا vema ama
  6. كَانَ kane kök: كون
  7. أَكْثَرُهُم ekseruhum çokları kök: كثر
  8. مُّؤْمِنِينَ mu'minine inanmazlar kök: امن

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 3 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kıssa: Hz. Mûsâ

    Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden…

  • Aynı kıssa: Hz. Mûsâ

    Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.

  • Aynı kıssa: Hz. Mûsâ

    Hani, biz Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

83 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

Mustafa İslamoğlu

Elbet bu (Musa kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.

Muhammed Esed

Bu (kıssada), şüphesiz, (bütün insanlar için) bir ders vardır; velev ki onlardan çoğu inanmasa da.

Ahmed Hulusi

Muhakkak ki bu olayda bir mucize - ders var! Onların çoğunluğu ise buna iman etmiş değillerdir.

Ali Bulaç

Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

Ali Özek ve heyeti

Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

Ali Rıza Safa

Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çokları inanmamaktadır.

Edip Yüksel

Elbette bunda bir ders vardır; ama çokları onaylamaz.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Elbette bunda bir ders vardır; ama çokları inanmazlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Şüphesiz bunda gerçekten bir ibret vardır; fakat çokları inanmadı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Kuşkusuz bunda bir ayet dipnot 1 vardır. Buna rağmen onların çokları inanmamaktadır.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    İbret, mucize.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Kuşkusuz bunda bir ayet dipnot 1 vardır. Buna rağmen onların çokları inanmamaktadır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    İbret, mucize.

Gültekin Onan

Şüphesiz bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu inançlı olmamıştır.

Hasan Basri Çantay

Bunda elbette bir ibret vardı. (Fakat) onların çoğu iman etmiş değillerdi.

İbni Kesir

Şüphesiz ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu inananlar değildi.

Mehmet Alagaş

(4, 7, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68) Rabbin Musa ya dedi ki , zalim topluluğa git, Firavun kavmine git , sakınmazlar mı? Dedi ki Rabbim beni yalanlamalarından korkuyorum, göğsüm daralır, dilim / lisanım dolaşır, Harun'u da yolla / gönder. Onlara karşı bir ayıbım da var, dolayısıyla beni öldürmelerinden korkarım. Dedi ki hayır! ikiniz de ayetlerimizle varın / ulaşın muhakkak ki sizinle beraberiz, sizi işitenleriz. Firavun boyuna / kavmine ulaşın / varın , deyin ki bizler alemlerin Rabbinin İsrailoğullarını bizimle beraber göndermen için gönderdikleriyiz / elçileriyiz. Dedi ki evlatken sana yetiştiricilik / mürebbiyelik yapmadık mı? Ömründe n seneleri içimizde geçirdin v e ayrıca O yaptığın şeyi de yaptın işte (ayıbını hatırlattı) asıl sen yok sayansın / kafirsin. Dedi ki o nu (o öldürme olayını) yaptığım vakit, ben ne yaptığını bilmez biri idim / delalette idim, sizden korktuğumdan hemen kaçtım, Rabbim bana hüküm verme yeteneği bağışladı / hibe etti, beni gönderilenlerden / elçilerden yaptı , b enim başıma kaktığın / bana minnet ettiğin nimet ise İsrailoğullarını kul edinmen içindi / kul edinmek için kullandın. (Hz. Musa’nın o zamana kadar ki hayat serüveni, saraya su yolu ile geliş, evlat edinilerek prens olarak büyüyüş, Habeş ordusuna komuta edecek kadar yükseliş, ardından cinayet ve kaçış) Firavun dedi ki alemlerin rabbi de nedir? (Firavun kişisel olarak saldırdı olmayınca bu defa içerikten saldıracak) Eğer ki yakinen bilirseniz / yaşayarak anlayabilirseniz, göklerin ve yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir dedi. Firavun etrafındakilere işitiyor musunuz? Dedi, Musa devamla, sizin de rabbinizdir evvelki babalarınızın da Rabbidir dedi. Firavun evet size bir Resul gönderilmiş ama Mecnun bir Resul gönderilmiş dedi. Musa, eğer akledebilirseniz doğunun da batının da ve bu ikisi arasının da rabbidir dedi. Firavun dedi ki; eğer benden başka bir ilah edinirsen seni zindanlık biri yaparım dedi. Musa, şayet sana, apaçık bir şey getirsem de mi dedi? Firavun, eğer sözüne bağlı biri isen hemen onu getir dedi. O da asasını bıraktı ve birde baktı ki o apaçık bir yılan oldu. (Bu bırakmak almak için yapılan bırakmak fırlatıp atmak değil) elini çekti çıkardı birden o, bakanlara beyaz göründü. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere dedi ki kesinlikle bu, bilge bir sihirbazdır, sizi sihri ile yerinizden çıkarmak istiyor, şimdi ne iş yapayım/ ne emredersiniz dedi. Dediler ki onu ve kardeşine alıkoy, şehirlerde toplayıcıları harekete geçir, bilge tüm sihirbazları sana getirsinler. Bilinen günün belirlenmiş vaktinde sihirbazlar bir araya toplandılar. İnsanlara da sizler de toplanır mısınız? Denildi, onlarda böylelikle belki bizler de eğer ki galip olurlar ise sihirbazlara tabi oluruz dediler. Sihirbazlar geldikleri zaman firavuna dediler ki, eğer galip olur isek bize bir ödül / bir ecir var mı? Firavun evet var, işte o zaman sizler benim yakınım / akrabam olacaksınız dedi. Musa onlara, neyi bırakacaksanız bırakın dedi. Onlar da iplerini ve sopalarını / âsâlarını bıraktılar ve bırakırken de Firavunun itibarı / izzeti için muhakkak ki bizler galip geleceğiz dediler . Musa da sopasını / asasını bıraktı birden o, onların uydurdukları şeyleri yutmaya başladı. Sihirbazlar hemen kendilerini secdeye bıraktılar, dediler ki Harun ve Musa'nın Rabbi olan alemlerin Rabbine iman ettik. Firavun, ben izin vermeden önce siz, iman mı ettiniz? kesinlikle o, sizin büyüğünüz ve size de sihri öğret endir dedi. (Sihirbazlar mucize ile sihir arasındaki farkı bildiklerinden dolayı inandılar, firavun hâlâ inanamadı çünk ü sihirbazlar ve Musa’nın bir şekilde usta çırak iş birliği içinde olduklarını düşünüyor. ) İleride bileceksiniz, kesinlikle sizin e llerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi de kesinlikle asacağım dedi. Sihirbazlar z iyanı yok /zararı yok, biz muhakkak ki Rabbimize döneceğiz , ilk inananlar arasında olmamızdan dolayı , Rabbimiz hatalarımızı bağışlar , diye arzuluyoruz dediler. Musa'ya, geceleyin kullarımla yürü, muhakkak ki sizler onlar tarafından takip edileceksiniz diye vahyettik. Firavun şehirlere toplayıcılar gönderdi, onlar kesinlikle az bir zümredir ve bizleri de kızdırıyorlar /öfkelendiriyorlar, biz ise dikkatli ve de uyanık bir topluluğuz dediler. Onları / Firavun kavmini, bahçelerinden, gözelerinden, hazinelerinden ve verilmiş pozisyonlarından / makamlarından bu şekilde çıkardık ve o yerlere İsrailoğullarını mirasçı ettik. Güneş doğarken / işrak vakti onların peşine düştüler, İki cemaat birbirini gördü, Musa'nın arkadaşları dedi ki kesinlikle biz yakalanacağız / yetiştiler, dedi ki asla! Muhakkak ki Rabbim benimledir ve beni yönlendirecektir. Musa'ya sopanı / asanı denize vur diye vahyettik ve de deniz yarıldı / infilak etti, h er parçası kocaman bir dağ gibi oldu , diğerlerini de / Firavun kavmini de iyice yaklaştırdık, Musa'yı ve beraberindekilerinin hepsini kurtardık, diğerlerini ise suda boğduk. Bunda kesinlikle bir ayet vardı , onların çoğu da iman eden olmadı. Muhakkak ki Rabbim O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

Rowwad Tercüme Merkezi

Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.

Süleyman Ateş

Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar.

Süleymaniye Vakfı

İşte bu anlatılanlarda tam bir ayet /ibret vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İşte bu olayda kesin bir belge vardır. Ama onların çoğu inanacak değillerdi.

Şaban Britch

Şüphesiz bunda bir “ayet/işaret” vardır. Buna rağmen onların çoğu mümin değillerdir.

Şaban Piriş

Şüphesiz bunda bir "ayet/işaret" vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.

Yaşar Nuri Öztürk

Bunda elbette bir ibret vardır ama onların çoğu inanmış kimseler değildi.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

This is indeed emblematic of Allah's Omnipotence and Authority but most of them denied Allah, the Creator. (to Pharaoh' people Allah was the Pharaoh himself).

Abdul Haleem

There truly is a sign in this, though most of them do not believe:

Abdullah Yusuf Ali

Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.

Abul A'la Maududi

Surely there is a Sign in this, dipnot 1 but most of them would not believe.

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    That is, the Quraish have this lesson to learn from this: The obdurate people like Pharaoh, his chiefs and followers had not believed even though they had been shown clear miracles for years. They had been so blinded by obduracy that even on the occasion of their drowning in the sea although they had seen the sea parting asunder in front of their very eyes, the waters standing like high mountains on either side, and the dry path in between for the Israelite caravans to pass, yet they failed to understand that Moses(peace be upon him) had divine succor and support with him which they had come out to fight. At last when they came to their senses, it was too late, because they had been overtaken by the wrath of Allah and the sea waters had covered them completely. It was on this occasion that Pharaoh had cried out: I have believed that there is no god but the real God in Whom the Children of Israel have believed and I am of those who surrender. (Surah Yunus, Ayat 90). On the other hand, there is a sign in this for the believers, too. They should understand how Allah by His grace causes the truth to prevail in the long run and the falsehood to vanish even though the forces to evil may appear to be dominant for the time being .

Aisha Bewley

There is certainly a Sign in that yet most of them are not muminun.

Al-Hilali & Khan

Verily in this is indeed a sign (or a proof), yet most of them are not believers.

Ali Quli Qarai

There is indeed a sign in that, but most of them do not have faith.

Amatul Rahman Omar

Behold! there is a (marvelous) sign in this (episode), yet most of them would not be believers.

Arthur John Arberry

Surely in that is a sign, yet most of them are not believers.

Bijan Moeinian

This by itself is a sufficient proof for the disbelievers. What a shame that most people do not join the believers.

E. Henry Palmer

and that is a sign: but most of them will never be believers!

Edip-Layth

In that is a sign, but most of them are not those who acknowledge.

George Sale

Verily herein was a sign; but the greater part of them did not believe.

Hamid S. Aziz

We drowned the others.

Mahmoud Ghali

Surely in that is indeed a sign, and in no way were most of them believers.

Marmaduke Pickthall

Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.

Mohamed Ahmed - Samira

Verily there is a sign in this, but most of them do not believe.

Muhammad Asad

In this [story] behold, there is a message [unto all men], even though most of them will not believe [in it].

Mustafa Khattab

Surely in this is a sign. Yet most of them would not believe.

Progressive Muslims

In that is a sign, but most of them are not believers.

Rashad Khalifa

This should be a sufficient proof, but most people are not believers.

Sahih International

Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

Sam Gerrans

In that is a proof, but most of them are not believers.

Shabbir Ahmed

Herein is indeed a lesson. Yet, most people are not believers in the Law of Requital.

Syed Vickar Ahamed

Surely, there is a Sign in this: But most of them do not believe.

Taqi Usmani

Surely, in this there is a sign, but most of them are not believers,

The Monotheist Group

In that is a sign, but most of them are not believers.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Şuarâ suresi, 67. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Şuarâ suresi, 67. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Şuarâ suresi, 67. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩