Şuarâ suresi · 192–212. ayetler

Kur'an'ın indirilişi; "onu şeytanlar indirmedi"

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Şuarâ suresi, 192. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 192. ayet. وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz bu Kur'an, alemlerin Rabbi'nin indirmesidir.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki o (Kur'an), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

    Mustafa İslamoğlu

    Şüphe yok ki bu (mesaj) elbet alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir:

    Muhammed Esed

    İmdi, şüphesiz, bu (ilahi mesaj) alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir;

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki O (Kur'an), Rabb-ül alemin'in tenzilidir (hakikatin olan El Esma mertebesinden şuuruna boyutsal iniştir)!

    Ali Bulaç

    Gerçekten o (Kur'an), alemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir.

    Ali Özek ve heyeti

    Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

    Ali Rıza Safa

    Kuşkusuz, O, Evrenlerin Efendisinden indirilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Şüphesiz Kur'an, alemlerin Rabbinin indirmesidir.

    Edip Yüksel

    Bu, evrenlerin Efendisinin indirdiği vahiydir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bu, evrenlerin Rabbinin indirdiği vahiydir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve gerçekten bu (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve hakıkat bu (kur'an) rabbül'aleminin şübhesiz bir tenzilidir

    Gültekin Onan

    Gerçekten o (Kuran), alemlerin rabbinin (bir) indirmesidir.

    Hasan Basri Çantay

    O (Kur'an) muhakkak ve muhakkak aalemlerin Rabbi (canibinden) indirilmedir.

    İbni Kesir

    Muhakkak ki o, elbette alemlerin Rabbının indirmesidir.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Muhakkak ki bu (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir."

    Süleyman Ateş

    Muhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O Kur'an, elbette alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

    Şaban Britch

    Şüphesiz bu (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir.

    Şaban Piriş

    Şüphesiz bu, alemlerin Rabbinin indirmesidir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kesin olan şu ki, o alemlerin Rabbi'nden indirilmiştir.

  2. Şuarâ suresi, 193. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 193. ayet. نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ

    Diyanet İşleri

    (193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

    Mustafa İslamoğlu

    o Güvenilir Ruh ile birlikte geldi

    Muhammed Esed

    onunla, mutlak güvenilirlik derecesinde olan vahiy inmiştir

    Ahmed Hulusi

    Er Ruh-ul Emin (Fuadına yansıyan Esma ilmi) Onunla (Cibril) indi!

    Ali Bulaç

    Onu Ruhu'l-emin indirdi.

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) indirmiştir.

    Ali Rıza Safa

    Onu, Güvenilir Ruh indirmiştir. dipnot 303

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 303
      "Güvenilir Ruh" anlamına gelen "Ruhu'l Emin" terimi, kimi Kur'an çevirilerinde, "Mutlak güvenilir olan vahiy" veya "Cibril" biçiminde çevrilmiş; kimi çevirilerde ise "Ruhu'l Emin" olarak bırakılmıştır.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kur'an'ı, Ruhulemin/Cebrail, uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.

    Edip Yüksel

    Onu Güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onu Güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onu Ruhu'l-Emin (Cebrail) indirdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onu Ruhı emin indirdi

    Erhan Aktaş

    Onunla er-Ruh'ul Emin dipnot 1 indi.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Güvenilir, sağlam, kesin doğru bilgi. Vahiy. Ruh, esas itibarıyla "can:" vücuda hayat veren cevher" demektir. Kur'an, ruhu vahiy anlamında da kullanmaktadır. Zira vahiy, İnsana ve topluma hayat vermekte, İnsana ve topluma düzen vererek onları canlı ve diri tutmakta; onlara en iyi yaşantıyı sağlamanın yolunu göstermektedir. Ruh'ul Emin'e Cebrail denmesi doğru değildir. Er'Ruh'ul-Emin isim tamlaması değil, sıfat tamlamasıdır; yani "emin ruh" demektir. Kur'an'ın, Kitap'ın, ayetlerin, surelerin, Hikmet'in, Tevrat'ın, İncil'in, Furkan'ın doğrudan Allah tarafından indirildiğine dair yüzlerce ayet bulunmaktadır. Buna karşın onun "Cebrail" adındaki bir melek tarafından indirildiğini söylemek Kur'an'la çelişmektir. Örneğin: 58.22'de Allah Mü'minleri "ruh" ile desteklediğini söylemektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onunla er-ruh'ul emin dipnot 1 indi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Güvenilir, sağlam, kesin doğru bilgi. Vahiy. Ruh, esas itibarıyla "can" demektir. "Can", vücuda hayat veren cevher" demektir. Kur'an, ruh sözcüğünü vahiy anlamında da kullanmaktadır. Zira vahiy, insana ve topluma hayat vermekte, insana ve topluma düzen vererek onları canlı ve diri tutmakta; onlara en iyi yaşantıyı sağlamanın yolunu göstermektedir. Ruh'ul Emin'e Cebrail denmesi doğru değildir. Er'Ruh'ul-Emin isim tamlaması değil, sıfat tamlamasıdır; yani emin ruh demektir. Kur'an'ın, kitabın, ayetlerin, surelerin, hikmetin, Tevrat'ın, İncil'in, Furkan'ın doğrudan Allah tarafından indirildiğine dair yüzlerce ayet bulunmaktadır. Buna karşın onun "Cebrail" adındaki melek tarafından indirildiğini söylemek Kur'an'la çelişmektir.
    2. metne dön, dipnot 2
      22'de Allah müminleri "ruh" ile desteklediğini söylemektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onunla er-ruh'ul emin dipnot 1 indi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Güvenilir, sağlam, kesin doğru bilgi. Vahiy. Ruh, esas itibarıyla "can" demektir. "Can", vücuda hayat veren cevher" demektir. Kur'an, ruh sözcüğünü vahiy anlamında kullanmaktadır. Zira vahiy, insana ve topluma hayat vermekte, insana ve topluma düzen vererek onları canlı ve diri tutmakta; onlara en iyi yaşantıyı sağlamanın yolunu göstermektedir. Ruh'ul Emin'e Cebrail denmesi doğru değildir.

    Gültekin Onan

    Onu Ruhu'l-Emin indirdi.

    Hasan Basri Çantay

    (193-194-195) Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nası açık Arabca bir dil ile indirmişdir.

    İbni Kesir

    Onu Ruh el-Emin indirmiştir.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O'nu Rûhu'l-Emîn/Cebrâil indirdi.

    Süleyman Ateş

    Onu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi:

    Süleymaniye Vakfı

    Bunu, güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onu güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.

    Şaban Britch

    O'nu Ruhu'l-Emîn/Cebrail indirdi.

    Şaban Piriş

    Onu Cebrail indirmiştir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O güvenilir Ruh indirdi onu,

  3. Şuarâ suresi, 194. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 194. ayet. عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ

    Diyanet İşleri

    (193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

    Mustafa İslamoğlu

    senin kalbine; ki (onunla) uyaran kimselerden biri olasın diye;

    Muhammed Esed

    senin kalbine, ki (ey Muhammed, onunla) uyaran kimselerden biri olasın

    Ahmed Hulusi

    Senin kalbine (şuuruna) ki, (bu bilgiye dayalı olarak) uyarıcılardan olasın!

    Ali Bulaç

    Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).

    Ali Özek ve heyeti

    Uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine

    Ali Rıza Safa

    Senin yüreğine; uyarıcılardan olman için.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kur'an'ı, Ruhulemin/Cebrail, uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.

    Edip Yüksel

    Senin kalbine... Uyarıcılardan biri olasın diye.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Senin kalbine... Uyarıcılardan biri olasın diye.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Senin kalbine ki uyarıcılardan olasın,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Senin kalbin üzerine ki o münzirlerden olasın

    Erhan Aktaş

    Senin kalbine. Uyarıcılardan olman için.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Senin kalbine. Uyarıcılardan olman için.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Senin kalbine. Uyarıcılardan olman için.

    Gültekin Onan

    Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).

    Hasan Basri Çantay

    (193-194-195) Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nası açık Arabca bir dil ile indirmişdir.

    İbni Kesir

    Senin kalbine ki uyarıcılardan olasın.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Uyaranlardan olman için senin kalbine (indirdi).

    Süleyman Ateş

    Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Senin kalbine indirmiştir ki, uyarıcılardan olasın.

    Şaban Britch

    Uyarıcılardan olman için senin kalbine.

    Şaban Piriş

    Uyarıcılardan olman için senin kalbine

    Yaşar Nuri Öztürk

    Senin kalbine ki, uyarıcılardan olasın.

  4. Şuarâ suresi, 195. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 195. ayet. بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ

    Diyanet İşleri

    (193-195) Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.

    Mustafa İslamoğlu

    açık bir Arapça ile...

    Muhammed Esed

    (ve çevrendekileri) apaçık Arap diliyle (uyarasın).

    Ahmed Hulusi

    Apaçık bir Arapça anlatım diliyle!

    Ali Bulaç

    Apaçık Arapça bir dille.

    Ali Özek ve heyeti

    apaçık Arap diliyle.

    Ali Rıza Safa

    Çok kolay anlaşılacak apaçık bir dille.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kur'an'ı, Ruhulemin/Cebrail, uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir.

    Edip Yüksel

    Apaçık Arapça bir dille.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Apaçık Arapça bir dille.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    açık parlak bir Arapça ile.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Açık parlak bir Arabi lisan ile

    Erhan Aktaş

    Apaçık Arapça bir lisan ile.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Apaçık Arapça bir lisan ile.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Apaçık Arapça bir lisan ile.

    Gültekin Onan

    Apaçık Arapça bir dille.

    Hasan Basri Çantay

    (193-194-195) Onu Ruuh-ul Emin, inzar edicilerden olasın diye, senin kalbine ma'nası açık Arabca bir dil ile indirmişdir.

    İbni Kesir

    Apaçık arab diliyle.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Apaçık Arapça bir dille.

    Süleyman Ateş

    Apaçık Arapça bir dille.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Apaçık Arap diliyledir.

    Şaban Britch

    Apaçık Arapça ile…

    Şaban Piriş

    Apaçık Arapça ile..

    Yaşar Nuri Öztürk

    Açık seçik Arapça bir dille indirdi.

  5. Şuarâ suresi, 196. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 196. ayet. وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz bu (Kur'an'ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Yine kuşku yok ki bu (mesaj), öncekilerin hikmet yüklü sayfalarında da yer almakta.

    Muhammed Esed

    Ve bu (mesaj, temel çizgileriyle), hiç şüphesiz, ilahi hikmetleri bildiren önceki kitaplarda da yer almaktadır.

    Ahmed Hulusi

    Şüphesiz ki O (hakikat bilgisi), öncekilerin hikmetli bilgilerinde de vardır.

    Ali Bulaç

    Ve hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin kitaplarında da vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.

    Ali Rıza Safa

    Aslında, O, öncekilerin kitaplarında da vardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Kur'an, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.

    Edip Yüksel

    Daha önceki kitaplarda da anılmıştır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Daha önceki kitaplarda da anılmıştır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O, şüphesiz öncekilerin kitaplarında da var.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hem o şübhesiz evvelkilerin kitablarında da var

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kuşkusuz o kesinlikle öncekilerin Zebur'larında dipnot 1 da vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kitaplarında.

    Gültekin Onan

    Ve hiç şüphesiz, o (Kuran), geçmişlerin kitaplarında da vardır.

    Hasan Basri Çantay

    Şübhe yok ki o (Kur'an) daha evvelkilerin kitablarında da vardır.

    İbni Kesir

    O, daha öncekilerin kitablarında vardır.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz bu (Kur’an) öncekilerin kitaplarında da vardı.

    Süleyman Ateş

    O(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır.

    Süleymaniye Vakfı

    Bu, elbette öncekilerin zeburlarında dipnot 1 /kitaplarında vardır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zeburlar diye meal verdiğimiz ez-Zübür (الزُّبر ), 'zebur'un çoğuludur, hikmet dolu kitaplar anlamındadır (ez-Zeccac, Meani'l-Kur'an ve İ'rabuhu). Al-i İmran 3/81'de bütün nebilere kitap ve hikmet verildiği açıklandığı için bu ayetteki 'zübür'ün, hikmet dolu kitaplar dışında bir anlamı olamaz. Kelime, Fatır 35/25 ve Kamer 54/43'te aynı anlamı ifade etmektedir. Bu zeburlardan biri de Davut aleyhisselama verilmiştir (Nisa 4/163, İsra 17/55). Zebur, Davut aleyhisselama verilen kitabın özel ismi olmadığı için ez-Zebur şeklinde geçmemektedir. Kelime, ez-Zebur şeklinde elif lamlı olarak sadece Enbiya 21/105'te geçer ve Davut aleyhisselam da dahil bütün nebilere verilen kitapları ifade eder.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kur'an, elbette öncekilerin Kitap'larında da vardı.

    Şaban Britch

    O, önceki kitaplarda da (vardır).

    Şaban Piriş

    O, önceki kitaplarda da (bildirilmiştir)

    Yaşar Nuri Öztürk

    O, elbette ki öncekilerin kitaplarında da var.

  6. Şuarâ suresi, 197. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 197. ayet. أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

    Diyanet İşleri

    İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?

    Mehmet Okuyan

    İsrailoğulları âlimlerinin dipnot 1 onu (Kur'an'ı) tanıyıp bilmesi, o (inkârcılar) için bir delil değil midir?

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Çok yaygın olmasa da Mekke ve civar şehirlerde önceki peygamberlere gönderilen ilâhî mesajlardan haberi olan insanlar vardı. Bunlar içerisinde en yaygın olanlar ise şüphesiz İsrailoğulları ve onların içerisinde bulunan alimlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    İsrailoğullarına mensup alimlerin bunu bilmeleri onlar için delil olarak yeterli değil miydi?

    Muhammed Esed

    İsrailoğulları arasındaki (birçok) bilginin bu (gerçeği) bilmeleri onlar için yeterli bir belirti sayılmaz mı?

    Ahmed Hulusi

    İsrailoğullarının alimlerinin Onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?

    Ali Bulaç

    İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet) değil mi?

    Ali Özek ve heyeti

    Benî İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?

    Ali Rıza Safa

    İsrailoğulları arasında, bilgisi olanların Onu bilmesi, onlar için kanıt değil mi?

    Bayraktar Bayraklı

    İsrailoğullarının bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?

    Edip Yüksel

    İsrail oğullar bilginlerinin onu bilmiş olması onlar için yeterli bir delil oluşturmuyor mu?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmiş olması onlar için yeterli bir delil oluşturmuyor mu?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Beni İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onu Beni İsrail ulemasının bilmesi de onlara bir ayet (bir delil) değil mi

    Gültekin Onan

    İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir ayet değil mi?

    Hasan Basri Çantay

    İsrail oğulları bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir ayet (bir delil) değil miydi?

    İbni Kesir

    İsrailoğullarının bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir ayet değil midir?

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için ispatlayıcı bir delil (ayet) değil midir?

    Süleyman Ateş

    İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi?

    Süleymaniye Vakfı

    İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmesi, bunlar için bir ayet /delil değil midir?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmesi, onlar için bir belge değil midir?

    Şaban Britch

    İsrailoğulları’nın bilginlerinin onu bilmeleri, onlar için bir ayet/delil değil midir?

    Şaban Piriş

    İsrailoğulları'nın bilginlerinin onu bilmeleri, onlar için bir belge değil midir?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Beni İsrail bilginlerinin de onu bilmesi bunlar için bir belirti/kanıt değil mi?

  7. Şuarâ suresi, 198. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 198. ayet. وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ

    Diyanet İşleri

    (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve eğer Biz onu yabancı birine indirseydik;

    Muhammed Esed

    Onu Arap olmayan birine indirseydik,

    Ahmed Hulusi

    Eğer Onu Arapça bilmeyen birine inzal etseydik;

    Ali Bulaç

    Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,

    Ali Rıza Safa

    Onu, yabancı birisine indirseydik.

    Bayraktar Bayraklı

    - Biz, Kur'an'ı Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.

    Edip Yüksel

    Onu bir takım yabancılara indirseydik,

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onu bir takım yabancılara indirseydik,

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Eğer onu Arapça bilmeyenlerin birine indirseydik de,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Eğer onu Arabca bilmiyenlerin birine indirseydik de

    Gültekin Onan

    Onu Arapça bilmeyen birine indirmiş olsaydık.

    Hasan Basri Çantay

    Biz onu Arabca bilmeyenlerden birine indirseydik de,

    İbni Kesir

    Biz, onu arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer onu Arapça bilmeyen birine de indirmiş olsaydık.

    Süleyman Ateş

    Biz onu yabancılardan birine indirseydik de,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onu Arap olmayan birine indirseydik

    Şaban Britch

    Eğer onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik.

    Şaban Piriş

    Eğer onu bir yabancıya indirseydik,

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz onu Arapça konuşmayanlardan birine indirseydik de,

  8. Şuarâ suresi, 199. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 199. ayet. فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ

    Diyanet İşleri

    (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    o da o (mesajı) kendilerine okusaydı, yine de ona inanmazlardı.

    Muhammed Esed

    ve bu yabancı onu (kendi diliyle) onlara okusaydı, onlar yine inanacak değillerdi.

    Ahmed Hulusi

    Onu, onlara bildirseydi; gene Ona iman etmezlerdi.

    Ali Bulaç

    Böylece onlara okusaydı, yine ona iman edecek değillerdi.

    Ali Özek ve heyeti

    bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.

    Ali Rıza Safa

    Öylece onlara okusaydı; yine de Ona inanmayacaklardı.

    Bayraktar Bayraklı

    - Biz, Kur'an'ı Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.

    Edip Yüksel

    Ve onu onlara okusaydı onu onaylamayacaklardı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve onu onlara okusaydı ona inanmıyacaklardı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O onlara okusaydı, yine iman etmeyeceklerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    o kendilerine kıraet etse idi yine iyman etmiyeceklerdi

    Erhan Aktaş

    O da bunu onlara okusaydı, onlar yine de inanmayacaklardı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O da bunu onlara okusaydı, onlar yine de inanmayacaklardı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O da bunu onlara okusaydı, onlar yine de inanmayacaklardı.

    Gültekin Onan

    Böylece onlara okusaydı, yine ona inançlı olmayacaklardı.

    Hasan Basri Çantay

    onlara karşı bunu okusaydı yine buna iman edici kimseler değillerdi onlar.

    İbni Kesir

    Ve o, bunu onlara okusaydı, yine de ona inananlardan olmazlardı.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O da onlara (Kur'an'ı Arapça) okusaydı, yine de ona iman edecek değillerdi.

    Süleyman Ateş

    Onu onlara okusaydı, ona inanmazlardı:

    Süleymaniye Vakfı

    o da bunlara okusaydı, ona inanıp güvenmezlerdi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O da bunlara okusaydı inanmaları söz konusu olmazdı.

    Şaban Britch

    O da onlara (Kur'an'ı Arapça) okusaydı, yine de ona inanmazlardı.

    Şaban Piriş

    O da onlara okusaydı, yine de ona inanmazlardı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O onu onlara okusaydı, yine de ona inanmayacaklardı.

  9. Şuarâ suresi, 200. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 200. ayet. كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

    Diyanet İşleri

    İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte Biz vahyin, günaha batmışların kalplerinde (etki etmeden) geçip gitmesini böyle sağlamışızdır.

    Muhammed Esed

    Biz bu (mesajı)n o günahkarların kalplerinden (bir yankı bulmadan) geçip gitmesine yol açtık:

    Ahmed Hulusi

    İşte Onu, (hakikati inkar) suçu işleyenlerin akıllarına bu kadar sokarız!

    Ali Bulaç

    Biz onu, suçlu günahkarların kalbine işte böyle işlettik.

    Ali Özek ve heyeti

    Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk.

    Ali Rıza Safa

    Suçluların yüreğine, Onu, işte böyle kavrattık.

    Bayraktar Bayraklı

    - Onu, günahkarların kalplerine böyle soktuk. Bu yüzden, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

    Edip Yüksel

    İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Biz onu suçluların kalbine öyle sokmuşuzdur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Biz onu mücrimlerin kalblerine öyle sokmuşuzdur.

    Gültekin Onan

    Biz onu, suçlu günahkarların kalbine işte böyle işlettik.

    Hasan Basri Çantay

    Biz (küfrü) o günahkarların kalbine Öyle bir sokduk ki,

    İbni Kesir

    İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İşte böylece biz onu günahkârların kalbine soktuk.

    Süleyman Ateş

    Biz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Biz Kur'an'ı suçluların kalplerine kadar işlettik.

    Şaban Britch

    İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız da…

    Şaban Piriş

    İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız da..

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz onu suçluların kalplerine işte böyle yolladık.

  10. Şuarâ suresi, 201. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 201. ayet. لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

    Diyanet İşleri

    (201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

    Mustafa İslamoğlu

    Can yakıcı bir azabı görünceye kadar bu (vahye) iman etmeyecekler;

    Muhammed Esed

    o can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmayacaklardır.

    Ahmed Hulusi

    Feci azabı görünceye kadar Ona iman etmezler.

    Ali Bulaç

    Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

    Ali Rıza Safa

    Acı bir cezayı görünceye dek, Ona inanmazlar.

    Bayraktar Bayraklı

    - Onu, günahkarların kalplerine böyle soktuk. Bu yüzden, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

    Edip Yüksel

    Acı azabı görünceye kadar onu onaylamazlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlar acı azabı görecekleri zamana kadar ona iman etmezler

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İyman etmezler ana ta o elim azabı görecekleri deme kadar

    Erhan Aktaş

    Acıklı azabı görmedikçe ona inanmazlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Acıklı azabı görmedikçe ona inanmazlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Acıklı azabı görmedikçe ona inanmazlar.

    Gültekin Onan

    Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.

    Hasan Basri Çantay

    o pek çetin azabı görecekleri (ana) kadar onlar (kaabil değil) bu (Kur'ana) inanmazlar.

    İbni Kesir

    Elim azabı görünceye kadar ona inanmazlar.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

    Süleyman Ateş

    Acı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar.

    Süleymaniye Vakfı

    Buna rağmen onlar, acıklı azabı görünceye kadar ona inanıp güvenmezler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunlar ona inanmıyorlar, sonunda acıklı bir azabı göreceklerdir.

    Şaban Britch

    Acıklı azabı görünceye kadar yine de ona iman etmezler.

    Şaban Piriş

    Acı azabı görünceye kadar yine de ona inanmazlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Acıklı azabı görünceye değin ona inanmazlar.

  11. Şuarâ suresi, 202. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 202. ayet. فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    Diyanet İşleri

    (201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

    Mustafa İslamoğlu

    nihayet bu azap kendileri farkında değilken ansızın onları bulacaktır.

    Muhammed Esed

    O azap ki, sonunda, onların hiç beklemedikleri bir anda ansızın gelip çatacaktır;

    Ahmed Hulusi

    (Ölüm azabı) onlara, düşünmedikleri bir anda, ansızın gelir! (Ölüm, en büyük azaptır; çünkü kişi ölümü tadarak hakikatini bizzat müşahede eder ve hakikatinin hakkını veremediğini kavrar; artık bunun gereğini yerine getirme imkanı kalmadığını idrak ederek çok büyük bir pişmanlığın azabı içine düşer. A. H. )

    Ali Bulaç

    Artık o (azab), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, beklemedikleri bir sırada ansızın gelecektir.

    Bayraktar Bayraklı

    O azap onlara ansızın gelir. Onlar hiç farkedemezler.

    Edip Yüksel

    Onlara ansızın, beklemedikleri bir anda gelecektir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlara ansızın, beklemedikleri bir anda gelecektir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    o azap kendilerine ansızın hiç farkında olmadıkları bir anda gelecektir,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ki geliversin de kendilerine ansızın, hiç farkında değillerken

    Gültekin Onan

    Artık o (azab), kendileri şuurunda olmadan onlara apansız gelecektir.

    Hasan Basri Çantay

    İşte bu (azab) onlara, kendileri de farkında olmayarak, ansızın gelecekdir.

    İbni Kesir

    O da kendilerine apansız, haberleri olmadan geliverir.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İşte (bu azap) onlara ansızın gelecek ve farkında bile olmayacaklar.

    Süleyman Ateş

    Azab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu azap onlara hiç fark edemedikleri bir sırada, ansızın gelecektir,

    Şaban Britch

    O azap, onlara farkında olmadıkları bir anda ansızın gelir.

    Şaban Piriş

    O azap, onlara farkında olmadıkları bir anda ansızın gelir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O azap onlara ansızın gelecek, farkında bile olmayacaklar.

  12. Şuarâ suresi, 203. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 203. ayet. فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ

    Diyanet İşleri

    (201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

    Mehmet Okuyan

    (Azabı gördüklerinde) "Bize süre tanınır mı?" diyeceklerdir.

    Mustafa İslamoğlu

    Bunun üzerine onlar "Bize (ilave) bir süre daha tanınamaz mı?" diyecekler.

    Muhammed Esed

    ve o zaman onlar: "Acaba geri bırakılamaz mıyız?" diye feryad edecekler.

    Ahmed Hulusi

    (O vakit) derler ki: "Bize ek süre tanınır mı ki?"

    Ali Bulaç

    Derler ki: "bize bir süre tanınır mı?"

    Ali Özek ve heyeti

    O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.

    Ali Rıza Safa

    O zaman, şöyle derler: "Bize, biraz süre verilir mi?"

    Bayraktar Bayraklı

    "Acaba bize mühlet verilir mi?" derler.

    Edip Yüksel

    O zaman, "Bize biraz daha süre verilmez mi?" derler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O zaman, 'Bize biraz daha süre verilmez mi?' derler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (O zaman) diyecekler: "Acaba bize bir mühlet verilir mi?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Desinler ki acaba bize bir müsaade edilir mi?

    Erhan Aktaş

    O zaman; "Bize birazcık olsun süre verilir mi acaba?" diyecekler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O zaman; "Bize birazcık olsun süre verilir mi acaba?" diyecekler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O zaman; "Bize birazcık olsun süre verilir mi acaba?" diyecekler.

    Gültekin Onan

    Derler ki: "Bize bir süre tanınır mı?"

    Hasan Basri Çantay

    (Gelecekdir de "Acaba) bize bir mühlet verilir mi?" diyeceklerdir.

    İbni Kesir

    O zaman derler ki: Acaba bekletilemez miyiz?

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ardından: “Acaba bize mühlet verilir mi” derler.

    Süleyman Ateş

    (Birden onu karşılarında bulunca) "Acaba bize süre verilir mi?" derler.

    Süleymaniye Vakfı

    O zaman "Bize fırsat tanınsa olmaz mı?" derler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Gelince de: "bize fırsat tanınsa olmaz mı" diyeceklerdir.

    Şaban Britch

    İşte o zaman: Acaba bize biraz daha süre tanınır mı? derler.

    Şaban Piriş

    İşte o zaman: -Acaba bize biraz daha süre tanınır mı? derler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O zaman şöyle derler: "Acaba bize süre verilir mi?"

  13. Şuarâ suresi, 204. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 204. ayet. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

    Diyanet İşleri

    Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?

    Mehmet Okuyan

    Azabımızı acele mi istiyorlar?

    Mustafa İslamoğlu

    Ne! Şimdi onlar azabımızın hemen gelmesini mi istiyorlar?

    Muhammed Esed

    O halde, azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar?

    Ahmed Hulusi

    Azabımızın kendilerinde açığa çıkmasını acele mi istiyorlar?

    Ali Bulaç

    Onlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?

    Ali Özek ve heyeti

    (Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?

    Ali Rıza Safa

    Cezamızı, ivedi olarak mı istiyorlar?

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar, azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?

    Edip Yüksel

    Onlar, hala cezamıza karşı meydan mı okuyorlar?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar, hala cezamıza karşı meydan mı okuyorlar?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Acaba azabımızın acele gelmesini mi istiyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ya şimdi azabımızı iviyorlar mı?

    Erhan Aktaş

    Yoksa azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yoksa azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yoksa azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?

    Gültekin Onan

    Onlar yine de azabımızı çabuklaştırmak mı istiyorlar?

    Hasan Basri Çantay

    Onlar haala azabımızı çabuklatdırmak mı istiyorlar?

    İbni Kesir

    Bizim azabımızı mı çabucak istiyorlardı.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar yine de azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar?

    Süleyman Ateş

    Hala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdid ettiğin azabı getir mi diyorlar)?

    Süleymaniye Vakfı

    Azabımızın bir an önce gelmesini mi istiyorlar?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yoksa onlar azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar?

    Şaban Britch

    Oysa onlar, bir an önce azabımız için acele etmiyorlar mıydı?

    Şaban Piriş

    Oysa onlar, bir an önce azabımız için acele etmiyorlar mıydı?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bizim azabımızı acele mi istiyorlar?

  14. Şuarâ suresi, 205. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 205. ayet. أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ

    Diyanet İşleri

    Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,

    Mehmet Okuyan

    (205, 206) Şimdi şunu bir düşün: "Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse,

    Mustafa İslamoğlu

    Düşünsene bir: onlara yıllarca safa sürmeleri için fırsat versek;

    Muhammed Esed

    İmdi, düşün, (ey Muhammed): onlara (dünya hayatının) tadını çıkarmaları için yıllarca fırsat vermişsek,

    Ahmed Hulusi

    Görüyorsun işte. . . Onları senelerce çeşitli nimetlerle zevklendirsek,

    Ali Bulaç

    Gördün mü; biz onları yıllarca yararlandırsak,

    Ali Özek ve heyeti

    Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatıp nimetlerden faydalandırsak,

    Ali Rıza Safa

    İşte görüyor musun; onları yıllarca geçindirsek?

    Bayraktar Bayraklı

    Hiç düşündün mü; onları yıllarca dünya nimetleri içerisinde yaşatsak,

    Edip Yüksel

    Gördüğün gibi, biz onları yıllarca yaşatsak

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Gördüğün gibi, biz onları yıllarca yaşatsak

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Gördün ya, onlara senelerce zevk ettirsek,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Gördün a artık onlara senelerce zevk ettirsek

    Erhan Aktaş

    Gördün mü? Onlara yıllarca yararlanmalarına fırsat versek,

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Gördün mü? Onlara yıllarca yararlanmalarına fırsat versek,

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gördün mü? Onlara yıllarca yararlanmalarına fırsat versek,

    Gültekin Onan

    Gördün mü; biz onları yıllarca yararlandırsak,

    Hasan Basri Çantay

    (205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) çatıverse o yaşayıb faidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?

    İbni Kesir

    Gördün mü, şayet Biz onları yıllarca yararlandırsak;

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Ey Muhammed!) Ne dersin? Biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak...

    Süleyman Ateş

    Baksana, biz onları yıllarca yaşatsak,

    Süleymaniye Vakfı

    Hiç düşündün mü, onları yıllarca nimetlerden yararlandırsak,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hiç düşündün mü, onlara yıllarca nimet versek,

    Şaban Britch

    Gördün mü onları senelerce nimetlendirsek,

    Şaban Piriş

    Gördün mü onları senelerce nimetlendirsek,

    Yaşar Nuri Öztürk

    Görmedin mi ki, biz onları yıllarca nimetlendirsek de,

  15. Şuarâ suresi, 206. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 206. ayet. ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

    Diyanet İşleri

    Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?)

    Mehmet Okuyan

    (205, 206) Şimdi şunu bir düşün: "Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse,

    Mustafa İslamoğlu

    sonra vaad edilen azap başlarına gelse;

    Muhammed Esed

    ve sonra vaad edildikleri (azap) başlarına gelmişse;

    Ahmed Hulusi

    Sonra, uyarıldıkları başlarına gelse. . .

    Ali Bulaç

    Sonra kendilerine va'dolunan (azab günü) geliverse,

    Ali Özek ve heyeti

    sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!

    Ali Rıza Safa

    Sonra, sözü verilen başlarına gelse?

    Bayraktar Bayraklı

    Sonra da kendilerine uyarıldıkları azap gelse;

    Edip Yüksel

    Ve sonra kendilerine söz verilen başlarına gelse,

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve sonra kendilerine söz verilen başlarına gelse,

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra kendilerine yapılan tehdit gelip çatsa,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra kendilerine edilen vaid gelip çatarsa

    Gültekin Onan

    Sonra kendilerine vaadolunan (azab günü) geliverse,

    Hasan Basri Çantay

    (205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) çatıverse o yaşayıb faidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?

    İbni Kesir

    Sonra kendilerine vaadolunan şey başlarına gelse,

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra kendilerine vaadedilen başlarına gelse, (halleri nice olurdu?)

    Süleyman Ateş

    Sonra tehdid edildikleri (azab) kendilerine gelse,

    Süleymaniye Vakfı

    sonra tehdit edildikleri azap onlara gelse,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra tehdit edildikleri azap gelse,

    Şaban Britch

    Sonra da onlara vaat edilen azap gelse.

    Şaban Piriş

    Sonra da onlara vaat edilen azap gelse...

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra, tehdit edildikleri şey kendilerine ulaşsa,

  16. Şuarâ suresi, 207. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 207. ayet. مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ

    Diyanet İşleri

    (Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı.

    Mehmet Okuyan

    Yararlandırıldıkları nimetlerin kendilerine hiçbir yararı olmayacaktır." dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Buradaki [mâ] edatı "olumsuzluk" anlamına gelebileceği gibi soru anlamı da verebilir. Buna göre ise anlam "Faydalandırıldıkları nimetlerin kendilerine ne faydası olabilir ki!" şeklini alır.

    Mustafa İslamoğlu

    safa sürerek kaçırdıkları bu fırsatın kendilerine bir yararı dokunabilir mi?

    Muhammed Esed

    kendilerine vaktiyle verilmiş olan fırsatın onlara ne yararı olabilir?

    Ahmed Hulusi

    Sahip olduklarıyla yaşadıkları zevkler, onlara hiçbir yarar sağlamaz!

    Ali Bulaç

    Onların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azabtan) bağımsız kılamaz.

    Ali Özek ve heyeti

    Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.

    Ali Rıza Safa

    Yararlandırıldıkları şeylerin, onlara ne yararı olur?

    Bayraktar Bayraklı

    Bekletilmiş olmaları kendilerine ne fayda verecek?

    Edip Yüksel

    O tattıkları nimetler kendilerine bir yarar sağlamaz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O tattıkları nimetler kendilerine bir yarar sağlamaz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    o yaşatıldıkları zevkin kendilerine hiç faydası olmayacaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O yaşatıldıkları zevkın kendilerine hiç faidesi olmıyacaktır

    Erhan Aktaş

    Yararlandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamaz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yararlandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamaz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yararlandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamaz.

    Gültekin Onan

    Onların 'meta ile yararlandıkları' şey, kendilerini (görecekleri azabtan) bağımsız kılamaz.

    Hasan Basri Çantay

    (205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) çatıverse o yaşayıb faidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?

    İbni Kesir

    Eğlendirilmiş olmaları onlara bir fayda sağlamaz.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamayacaktır.

    Süleyman Ateş

    O yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı?

    Süleymaniye Vakfı

    yararlandırıldıkları nimetlerin onlara bir faydası (olur mu,) olmaz!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kendilerine verilmiş olan nimet onların ne işine yarar?

    Şaban Britch

    İçinde bulundukları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.

    Şaban Piriş

    Nimet içinde bulunmaları onlara ne fayda sağlar?

    Yaşar Nuri Öztürk

    O yararlandıkları nimetler onların hiçbir işine yaramaz.

  17. Şuarâ suresi, 208. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 208. ayet. وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

    Diyanet İşleri

    Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.

    Mehmet Okuyan

    (208, 209) Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye dipnot 1 haksızlık edici de değildik.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet En‘âm 6:131, Enfâl 8:33, Hûd11:116-117, İsrâ 17:15, Kasas 28:59. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Dahası, Biz bir ülkeyi helak etmeden önce illa ki uyarıp

    Muhammed Esed

    Kaldı ki, Biz hiçbir toplumu önceden uyarmadan yok etmemişizdir

    Ahmed Hulusi

    Biz, uyarıcıları gelmemiş hiçbir bölge halkını helak etmedik.

    Ali Bulaç

    Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, biz hiç bir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz hiçbir memleketi, (gönderdiğimiz) uyarıcıları (peygamberleri) olmadan yok etmemişizdir.

    Ali Rıza Safa

    Uyarıcıları olmayan hiçbir kenti yıkıma uğratmadık.

    Bayraktar Bayraklı

    Biz hiçbir memleketi, kendilerine uyarıcılar göndermeden yok etmedik.

    Edip Yüksel

    Biz uyarıcıları olmayan hiçbir kenti yok etmedik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Biz uyarıcıları olmayan hiç bir kenti yok etmedik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bununla birlikte Biz hangi memleketi helak ettikse, muhakkak onun uyarıcıları olmuştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Maamafih biz hangi memleketi helak ettikse her halde onu inzar edenler olmuştur

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Uyarıcıları olmayan dipnot 1 hiçbir kenti yok etmedik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uyarıcı bir resul göndermeden.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Uyarıcıları olmayan dipnot 1 hiçbir kenti yok etmedik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uyarıcı bir nebi göndermeden.

    Gültekin Onan

    Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın biz hiç bir ülkeyı yıkıma uğratmış değiliz.

    Hasan Basri Çantay

    (208-209) Biz hiçbir memleketi, ona (halkına) öğüd vermek üzere inzar edici (peygamber) ler (göndermiş) olmadıkça helak etmedik. Biz zulmedenler değiliz.

    İbni Kesir

    Uyarıcılar olmaksızın Biz, hiç bir kasabayı helak etmedik.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz uyarıcıları olmaksızın hiçbir memleketi helâk etmiş değiliz.

    Süleyman Ateş

    Biz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Uyarıcıları olmayan hiçbir yeri yok etmedik.

    Şaban Britch

    Biz, hiçbir memleketi uyarıcılar göndermedikçe helâk etmedik.

    Şaban Piriş

    (208-209) Uyarıcılar göndermediğimiz hiçbir ülkeyi helak etmedik. Hiçbir zaman zulmedici olmadık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz, uyarıcıları olmayan hiçbir kenti/uygarlığı helak etmemişizdir.

  18. Şuarâ suresi, 209. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 209. ayet. ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

    Diyanet İşleri

    Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.

    Mehmet Okuyan

    (208, 209) Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye dipnot 1 haksızlık edici de değildik.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet En‘âm 6:131, Enfâl 8:33, Hûd11:116-117, İsrâ 17:15, Kasas 28:59. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    hatırlatmışızdır; zira Biz, asla zulmeden biri değiliz.

    Muhammed Esed

    ve hatırlatıcı mesajlar göndermeden; çünkü Biz (hiç kimseye) asla zulmetmeyiz.

    Ahmed Hulusi

    (Önce) hatırlatma olur! Biz haksızlık etmeyiz!

    Ali Bulaç

    (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); biz zulmedici değiliz.

    Ali Özek ve heyeti

    Öğüt vermek üzere, biz zalim değiliz.

    Ali Rıza Safa

    Öğretiyi verdik. Çünkü Biz, haksızlık yapmayız.

    Bayraktar Bayraklı

    Bu, bir uyarıdır. Biz, asla hiçbir kimseye haksızlık yapmayız.

    Edip Yüksel

    Bu bir uyarı ve mesajdır; çünkü biz haksızlık etmeyiz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bu bir uyarı ve mesajdır; çünkü biz haksızlık etmeyiz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (Onlara) ihtar edilmiştir ve Biz haksızlık etmiş değilizdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İhtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değilizdir

    Gültekin Onan

    (Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır); biz zulmedici değiliz.

    Hasan Basri Çantay

    (208-209) Biz hiçbir memleketi, ona (halkına) öğüd vermek üzere inzar edici (peygamber) ler (göndermiş) olmadıkça helak etmedik. Biz zulmedenler değiliz.

    İbni Kesir

    Öğüt olarak. Ve Biz, zalimler olmadık

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalimler değiliz."

    Süleyman Ateş

    (Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu bilgileri olsun diyedir; yoksa biz yanlış yapmayız.

    Şaban Britch

    Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalimler değiliz.

    Şaban Piriş

    (208-209) Uyarıcılar göndermediğimiz hiçbir ülkeyi helak etmedik. Hiçbir zaman zulmedici olmadık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Uyarı/hatırlatma olacak! Biz zalimler değiliz.

  19. Şuarâ suresi, 210. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 210. ayet. وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ

    Diyanet İşleri

    O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir.

    Mehmet Okuyan

    (210, 211) Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.

    Mustafa İslamoğlu

    Hem bu (vahyi) asla şeytanlar indirmiş değildir.

    Muhammed Esed

    Ve (bu ilahi mesaj öylesine katıksız vahiy ürünüdür ki) onu asla şeytani güçler indirmemiştir;

    Ahmed Hulusi

    Onu (Kuran'ı) şeytanlar oluşturmadı!

    Ali Bulaç

    Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir.

    Ali Özek ve heyeti

    O'nu (Kur'an’ı) şeytanlar indirmedi.

    Ali Rıza Safa

    Onu, şeytanlar indirmedi.

    Bayraktar Bayraklı

    Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir.

    Edip Yüksel

    Onu sapkınlar indirmemiştir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onu şeytanlar indirmemiştir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve bunu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi;

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve bunu Şeytanlar indirmedi

    Erhan Aktaş

    Onu, şeytanlar indirmedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onu, şeytanlar dipnot 1 indirmedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sözcük anlamı uzaklaşan, uzak olan demektir. Hakikat'ten uzak olan, hakka, adalete ve iyiliğe aykırı hareket eden varlık, kişi, kurum, kötülük dürtüsün, saptırıcı telkin ve yönlendirmelerin ortak karakteristik adıdır. İnsanların içindeki kötülük dürtüsü için de şeytan denmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onu, şeytanlar dipnot 1 indirmedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şeytan, Hakk'tan uzak olan. Hakk'a aykırı hareket eden her türlü varlık, kişi ve kurumun ortak "karakteristik adı" dır.

    Gültekin Onan

    Onu, (Kuran'ı) şeytanlar indirmemiştir.

    Hasan Basri Çantay

    Onu (Kur'anı) şeytanlar indirmedi.

    İbni Kesir

    Onu şeytanlar indirmemiştir.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kur’an’ı Şeytanlar indirmedi.

    Süleyman Ateş

    O (Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kur'an'ı şeytanlar indirmedi.

    Şaban Britch

    Kur’an’ı şeytanlar indirmedi.

    Şaban Piriş

    Kur'an'ı şeytanlar indirmedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onu şeytanlar indirmedi.

  20. Şuarâ suresi, 211. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 211. ayet. وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

    Diyanet İşleri

    Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.

    Mehmet Okuyan

    (210, 211) Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.

    Mustafa İslamoğlu

    Zira bu hem onların ağzının işi değildir, hem de buna güçleri yetmez:

    Muhammed Esed

    çünkü bu onların harcı değildir; zaten, buna güçleri de yetmez.

    Ahmed Hulusi

    Onların işlevine uymaz! (Zaten) buna yetecek kuvvelere de sahip değillerdir!

    Ali Bulaç

    Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.

    Ali Özek ve heyeti

    Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.

    Ali Rıza Safa

    Bu, onlara yakışmaz; zaten güçleri de yetmez.

    Bayraktar Bayraklı

    Bu, ne onlara düşer, ne de ona güç yetirebilirler.

    Edip Yüksel

    Onlar bunu ne yaparlar, ne de becerirler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar bunu ne yaparlar, ne de becerirler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    bu onlara hem yaraşmaz, hem güçleri yetmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez?

    Erhan Aktaş

    Bu onların harcı değil, hem buna güçleri de yetmez.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bu onların harcı değil, hem buna güçleri de yetmez.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bu onların harcı değil, hem buna güçleri de yetmez.

    Gültekin Onan

    Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler.

    Hasan Basri Çantay

    Bu, onlara hem yakışmaz, hem onlar (buna esasen) güc yetiremezler.

    İbni Kesir

    Bu, onlara düşmez de, buna güçleri de yetmez.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.

    Süleyman Ateş

    Bu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da.

    Süleymaniye Vakfı

    Zaten bu, onların yapabileceği bir iş değildir; buna güçleri de yetmez;

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu onların yapabileceği bir iş değildir; buna güçleri de yetmez.

    Şaban Britch

    Bu onlara düşmez, buna güçleri de yetmez.

    Şaban Piriş

    Bu onlara düşmez, buna güçleri de yetmez.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onlara yaraşmaz, zaten güçleri de yetmez.

  21. Şuarâ suresi, 212. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 212. ayet. إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

    Diyanet İşleri

    Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.

    Mehmet Okuyan

    Onlar (şeytanlar), vahyi duymaktan kesin olarak uzak tutulmuşlardır. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yorumunu yapmakta olduğumuz bu ayetlerde Mekkeli müşriklerin bir zannı reddedilmektedir. Onlar Hz. Muhammed'e vahyi şeytanların veya cinlerin getirdiğine inanıyorlardı. İşte bu ayetler hem bu zannı ortadan kaldırmayı amaçlamakta hem de şeytanların ilâhî alemden haber alma ve oradan bilgi çalma girişimlerini başaramadıklarını açıkça ortaya koymaktadır. Surenin devam eden ayetlerinde şeytanların sadece kendini aldatan ve günahkârlıktan beslenenlere ineceği, onların da zaten günaha ve yalana kulak kabartacakları, dahası sürekli yalan söyleyecekleri ifade edilmektedir. Benzer mesajlar: Hicr 15:17; Sâffât 37:7-9; Mülk 67:5; Cinn 72:8-9.

    Mustafa İslamoğlu

    çünkü onlar (vahyi) işitmekten bile kesinlikle men edilmişlerdir.

    Muhammed Esed

    Ayrıca, onların onu dinlemeleri (de) kesin olarak engellenmiştir!

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki onlar algılama kapasitesinden yoksundurlar!

    Ali Bulaç

    Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.

    Ali Rıza Safa

    Aslında, onlar, duymaktan uzaklaştırılmıştır.

    Bayraktar Bayraklı

    Çünkü şeytanlar, kulak hırsızlığından uzak tutulmuşlardır.

    Edip Yüksel

    Çünkü onlar işitmekten men edilmişlerdir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Çünkü onlar işitmekten men edilmişlerdir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlar (vahyi) işitmekten kesinlikle mahrum edilmişlerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onlar işitmekten sureti kat'ıyyede azledilmişlerdir

    Erhan Aktaş

    Çünkü onlar, işitmekten dipnot 1 kesin olarak uzak tutulmuş olanlardır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahyi duymaktan, vahiyden haberdar olmaktan.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Çünkü onlar, işitmekten dipnot 1 kesin olarak uzak tutulmuş olanlardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahyi duymaktan, vahiyden haberdar olmaktan.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Çünkü onlar, işitmekten dipnot 1 kesin olarak uzak tutulmuş olanlardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahyi duymaktan, vahiyden haberdar olmaktan.

    Gültekin Onan

    Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulmuşlardır.

    Hasan Basri Çantay

    Şübhe yok ki onlar (meleklerin sözünü) işitmekden kat'i surerde azledilmişlerdir.

    İbni Kesir

    Onlar, gerçekten işitmekten uzak tutuldular.

    Mehmet Alagaş

    (192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Çünkü onlar (vahyedileni) duymaktan kesinlikle uzak tutulmuşlardır.

    Süleyman Ateş

    Çünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlar, (ayetler ininceye kadar) onları dinlemekten engellenmişlerdir dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetler indikten sonra dinlemelerine engel kalmaz. Bu durumda bir müdahaleleri olmaması için bize şu emir verilmiştir: "Kur'an okuyacağın zaman taşlanmış Şeytan'dan Allah'a sığın." (Nahl 16/98)

    Şaban Britch

    Çünkü onlar, vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.

    Şaban Piriş

    Çünkü onlar, vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Çünkü onlar, dinleyişten azledilmişlerdir.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.