Diyanet İşleri
(225-226) Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 225. ayet. أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ
elem tera ennehüm fî külli vâdiy yehîmûn.
(225-226) Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu "En yakın akrabanı uyar"; şairler Şuarâ 213–227 3
Onlar, her günahkar yalancıya inerler.
Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.
Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.
(225-226) Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.
Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah'ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 224–226. ayetler için yazılmıştır.
224. Yüce Allah, peygamberlerini üzerine şeytanların inmesinden tenzih ettikten sonra, onun şiirden de uzak olduğunu belirterek şöyle buyurmaktadır: “Şairlere de” yani ben size şairlerin halini ve onların değişmez vasfını da bildireyim mi? Onlara “azgınlar” hidâyet yolundan sapıp azgınlık ve helâk oluşun yoluna yönelmiş olan kimseler “uyar.” Bunlar, kendi özleri itibariyle azgın oldukları gibi her azgın, sapık ve fesat ehli kimselerin onlara tâbi olduklarını görürsün.
225. “Görmez misin ki onlar” azgınlıkları ve ileri derecedeki sapıklıkları dolayısıyla şiir vadilerinden “her bir vadide şaşkınca dolaşırlar.” Kimi zaman över, kimi zaman yererler, kimi zaman aşk şiiri söylerler. Kimi zaman alay ederler. Kimi zaman neşelenir, kimi zaman kederlenirler. Onların istikrarları yoktur. Herhangi bir hal üzere sebat etmezler.
226. “Ve yapmadıkları şeyleri söylerler.” Şairlerin vasfı budur. Onların sözleri ile fiilleri birbirini tutmaz. Şairin ince ve duygulu bir aşk şiiri söylediğini işittiğin vakit onu, insanlar içinde en zorlu aşka tutulmuş biri zannedersin. Halbuki kalbinde ondan eser yoktur. Onun bir övgü ya da yergisini işitecek olursan, Bu doğrudur, dersin. Halbuki yalan söylemektedir. Bazen yapmadığı işlerle övünür. Terk etmediği şeyleri terk ettiğini söyler. Yanına bile yakalaşmadığı cömertliklerini dile getirir. Yiğit süvarilerden daha kahraman olduğunu söylerken korkaklardan daha korkak olduğu görülür vb. İşte onların vasıfları budur.
imdi bir bakalım; doğru yol üzere giden, insanlar arasında iyilikleri kendisinde en çok toplayan, doğru ve hidâyet bulmuş herkesin kendisine tâbi olduğu, hidâyet üzere dosdoğru yürüyüp helâk edici yollardan uzak duran, davranışları arasında çelişki bulunmayan, sözleri amellerine zıt düşmeyen, Allah’ın Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in hali hiç böyle midir? O ki hayırdan başkasını emretmez. Kötülükten başkasını da yasaklamaz. O, ne haber vermişse doğrudur. Neyi emretmişse mutlaka emrettiğini ilk yapan odur. Neyi yasaklamışsa herkesten önce o işi o, terk etmiştir. Hiç onun hali şairlerin haline benzer mi? Hatta onları andırır mı? Yoksa onun hali bütün yönleriyle onlarınkinden farklı mıdır? Allah’ın salat ve selamları, peygamberlerin en üstünü, en faziletli şahsiyet olan bu Rasûle olsun ki o, şair de değildir, sihirbaz da değildir, deli de değildir. Ona ancak mükemmellikler yaraşır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Resul!- Onların vadilerde kimi zaman birilerini övmekle, kimi zaman da yermekle ve bazen de başka konularda konuşarak şaşkın şaşkın dolaşıp, sergiledikleri sapıklıklarını görmedin mi?
Aynı kök: هيم (2 geçiş)
Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
Aynı kök: ودي (12 geçiş)
Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü'min köleyi azad…
Aynı kök: ودي (12 geçiş)
Allah yolunda küçük, büyük bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi katetmezler ki (bunlar), Allah'ın, yaptıklarının daha güzeliyle kendilerini…
Aynı kök: ودي (12 geçiş)
O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(225, 226) Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmayacakları şeyleri söylediklerini dipnot 1 görmüyor musun?
Görmez misin ki onlar, (hayat ve his alemindeki) her vadide şaşkın ve amaçsız gezinirler;
Görmez misin onların her vadide (sözcüklerin, hayallerin peşinde) şaşkın şaşkın dolaştıklarını;
Görmez misin ki onlar hayal - evham dünyalarında yaşarlar!
Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar,
Onların her vâdide başıboş dolaştıklarını görmedin mi?
Aslında, her vadide şaşkınlık içinde dolaştıklarını görmüyor musun?
-"Onların her vadide başıboş dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?"
Onların her vadide koştuklarını (duruma göre yön değiştirdiklerini) görmez misin?
Onların her vadide koştuklarını (duruma göre yön değiştirdiklerini) görmez misin?
Görmüyor musun, bunlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
Görmez misin bunlar her vadide hayran olurlar
Onların her vadide nasıl şaşkın şaşkın dolaştıklarını görmüyor musun?
Onların her vadide nasıl şaşkın şaşkın dolaştıklarını görmüyor musun?
Onların her vadide nasıl şaşkın şaşkın dolaştıklarını görmüyor musun?
Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar,
(225-226) Onların her vadide hakıykaten ifrata (mübalağaya) düşegeldiklerini ve hakıykaten yapmayacakları şeyleri söyler (insanlar) olduklarını görmedin mi?
Görmedin mi; onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşmakta olduklarını görmedin mi?
Baksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar?
Onların her sahada övgü ve yergiyi abarttıklarını görmedin mi dipnot 1 ?
Görmüyor musun onlar her vadide gözü kapalı dolaşırlar,
Bilmez misin ki onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
Bilmez misin ki onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar
Görmez misin onları ki, her vadide şaşkın, tutkun dolaşırlar.
Do you not see that they rove the trackless realms of every valley of emotion, imagination and discourse!
Do you not see how they rove aimlessly in every valley;
Seest thou not that they wander distracted in every valley?-
Do you not see that they wander about in every valley dipnot 1
Do you not see how they ramble on in every style
See you not that they speak about every subject (praising people - right or wrong) in their poetry?
Have you not regarded that they rove in every valley,
Do you not see how they wander distracted in every valley,
hast thou not seen how they wander in every valley
Do you not see that their opinion changes according to the situation?
Dost thou not see that they wander distraught in every vale?
Do you not see that they traverse in every valley?
Dost thou not see that they rove as bereft of their senses through every valley;
As for poets, those follow them who are astray.
Have you not seen that they wander in every valley,
Hast thou not seen how they stray in every valley,
Have you not seen that they wander distract in every valley,
Art thou not aware that they roam confusedly through all the valleys [of words and thoughts],
Do you not see how they rant in every field,[1]
Do you not see that they traverse in every valley.
Do you not see that their loyalty shifts according to the situation?
Do you not see that in every valley they roam
Dost thou not see that they wander in every valley,
Haven't you seen how they stray in every valley of thought, like a camel with false thirst?
Do you not see that they (anxiously) speak about every subject (of lies and sin) in their poetry?
Did you not see that they wander in every valley,
Do you not see that they traverse in every valley.