Şuarâ suresi · 69–104. ayetler

İbrâhim'in duası ve mahşer sahnesi

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Şuarâ suresi, 69. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 69. ayet. وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ

    Diyanet İşleri

    Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku.

    Mehmet Okuyan

    Onlara İbrahim'in haberini tilavet et (okuyup aktar)!

    Mustafa İslamoğlu

    Onlara İbrahim'in haberini de aktar.

    Muhammed Esed

    Onlara İbrahim'in başından geçenleri de anlat.

    Ahmed Hulusi

    İbrahim'in haberini de anlat onlara.

    Ali Bulaç

    Onlara İbrahim'in haberini de aktar / oku:

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Onlara İbrahim’in haberini de naklet.

    Ali Rıza Safa

    İbrahim'in haberini de onlara anlat.

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.

    Edip Yüksel

    Onlara İbrahim'in tarihini anlat.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlara İbrahim'in tarihini anlat.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlara İbrahim'in kıssasını da oku!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onlara İbrahimin kıssasını da oku

    Erhan Aktaş

    Onlara İbrahim'in haberini anlat.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara İbrahim'in haberini anlat.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara İbrahim'in haberini anlat.

    Gültekin Onan

    Onlara İbrahim'in haberini de aktar / oku.

    Hasan Basri Çantay

    Onlara İbrahime aaid dosdoğru haberi de oku.

    İbni Kesir

    Onlara İbrahim'in haberini oku.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku.

    Süleyman Ateş

    Onlara İbrahim'in haberini de oku:

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlara İbrahim olayını da anlat.

    Şaban Britch

    Onlara İbrahim’in haberini de oku!

    Şaban Piriş

    Onlara İbrahim'in haberini de oku!

    Yaşar Nuri Öztürk

    İbrahim'in haberini de oku onlara.

  2. Şuarâ suresi, 70. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 70. ayet. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ

    Diyanet İşleri

    Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

    Mehmet Okuyan

    Hani o (İbrahim), babasına ve kavmine "Neye tapıyorsunuz?" diye sormuştu.

    Mustafa İslamoğlu

    Hani bir zamanlar o, babasını ve kavmini "Neye kulluk ediyorsunuz? Diye sor(gula)dı.

    Muhammed Esed

    Hani, o babasına ve kavmine "Nelere kulluk ediyorsunuz?" diye sormuştu.

    Ahmed Hulusi

    Hani (İbrahim) babasına ve toplumuna: "Neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.

    Ali Bulaç

    Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.

    Ali Özek ve heyeti

    Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? demişti.

    Ali Rıza Safa

    Babasına ve toplumuna, şöyle demişti: "Neye hizmet ediyorsunuz?"

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.

    Edip Yüksel

    Babasına ve halkına, "Neye hizmet ediyorsunuz?" demişti.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Babasına ve halkına, 'Neye tapıyorsunuz?' demişti.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O bir vakit babasına ve kavmine: "Siz neye tapıyorsunuz?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O bir vakıt babasına ve kavmine: siz neye taparsınız? dedi

    Erhan Aktaş

    Babasına ve halkına; "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Babasına ve halkına; "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Babasına ve halkına; "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.

    Gültekin Onan

    Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.

    Hasan Basri Çantay

    Hani o, babasına ve kavmine: "Siz neye tapıyorsunuz?" demişdi.

    İbni Kesir

    Hani babasına ve kavmine: Nelere tapıyorsunuz? demişti.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hani o, babasına ve kavmine; “Neye ibadet ediyorsunuz?” demişti.

    Süleyman Ateş

    Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

    Süleymaniye Vakfı

    Bir gün babasına ve halkına şöyle dedi: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir gün İbrahim, babasına ve halkına; "Siz nelere kulluk ediyorsunuz?" diye sordu.

    Şaban Britch

    Hani, babasına ve halkına: Neye ibadet ediyorsunuz? demişti.

    Şaban Piriş

    Hani, babasına ve halkına: -Neye kulluk ediyorsunuz? demişti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Hani babasına ve toplumuna şöyle demişti: "Siz neye ibadet ediyorsunuz?"

  3. Şuarâ suresi, 71. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 71. ayet. قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ

    Diyanet İşleri

    "Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz" demişlerdi.

    Mehmet Okuyan

    Onlar "Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz!" demişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar da "Putlara kulluk ediyoruz; dahası, onlara adanmış kimseler olarak kalacağız!" dediler.

    Muhammed Esed

    Onlar da: "Putlara kulluk ediyoruz" diye karşılık verdiler, "ve her zaman, kendini onlara adamış kimseler olarak kalacağız!"

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Putlara kulluk ederiz, hep onlarla meşgulüz. "

    Ali Bulaç

    Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."

    Ali Özek ve heyeti

    «Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz» diye cevap verdiler.

    Ali Rıza Safa

    "Kutsallaştırdığımız kişilere-simgelere hizmet ediyoruz ve onlara yakarış yapmaya devam edeceğiz!" dediler.

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.

    Edip Yüksel

    "Heykellere hizmet ediyoruz; biz kendimizi onlara adamış bulunuyoruz" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Heykellere tapıyoruz; biz kendimizi onlara adamış bulunuyoruz,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir takım putlara taparız da, onlar sayesinde toplanırız, dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir takım putlara taparız da dediler: onlar sayesinde toplanırız

    Erhan Aktaş

    "Putlara kulluk ediyoruz. Kendimizi onlara adamaktan vazgeçmeyeceğiz." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Putlara kulluk ediyoruz. Kendimizi onlara adamaktan vazgeçmeyeceğiz." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Putlara kulluk ediyoruz. Onlara ibadetten ayrılmayacağız." dediler.

    Gültekin Onan

    Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."

    Hasan Basri Çantay

    Dediler: "Putlara tapıyoruz. Onun için bütün gün onlara vakf-ı hizmet etmekde sabit ve daimiz".

    İbni Kesir

    Onlar da: Putlara tapıyoruz ve onlara bağlanıp duruyoruz, demişlerdi.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Putlara ibadet ediyoruz ve onlara ibadet etmeye devam edeceğiz.” demişlerdi.

    Süleyman Ateş

    "Putlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz." dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki: "Putlara kulluk ediyoruz. Onların karşısında saygıyla durmaya da devam edeceğiz."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dediler k; "Putlara kulluk ediyoruz. Onlara bağlı kalmaya da devam edeceğiz."

    Şaban Britch

    Onlar da: Putlara ibadet ediyoruz, onlara devamlı (ibadet ederek) hiç ayrılmayız, dediler.

    Şaban Piriş

    Onlar da: -Putlara kulluk ediyoruz, onlara bağlılıktan hiç ayrılmayız, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler: "Birtakım putlara tapıyoruz. Onların önünde toplanıp tapınmaya devam edeceğiz."

  4. Şuarâ suresi, 72. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 72. ayet. قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

    Diyanet İşleri

    İbrahim, dedi ki: "Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?"

    Mehmet Okuyan

    (72, 73) (İbrahim) "Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?" diye sormuştu.

    Mustafa İslamoğlu

    (İbrahim) "Yalvarıp yakardığınızda sizi duyuyorlar mı bari?" dedi;

    Muhammed Esed

    (İbrahim:) "Peki, yalvarıp yakardığınız zaman sizi işittiklerine,

    Ahmed Hulusi

    (İbrahim) dedi ki: "Dua ettiğinizde sizi işitirler mi?"

    Ali Bulaç

    Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"

    Ali Özek ve heyeti

    İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?

    Ali Rıza Safa

    Dedi ki: "Yakarışlarda bulunduğunuzda, sizi duyuyorlar mı?"

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.

    Edip Yüksel

    "Kendilerini çağırdığınızda sizi işitiyorlar mı?" dedi,

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Kendilerini çağırdığınızda sizi işitiyorlar mı?' dedi,

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (İbrahim) dedi. Dua ettiğiniz vakit onlar işitirler mi;

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onlar, dedi: dua ettiğiniz vakıt işidirler mi?

    Erhan Aktaş

    İbrahim: "Onlara dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?" dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İbrahim: "Onlara dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?" dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İbrahim: "Onlara dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?" dedi.

    Gültekin Onan

    Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"

    Hasan Basri Çantay

    (İbrahim): "Siz, dedi, çağırdığınız vakit onlar sizi duyuyorlar mı"?

    İbni Kesir

    O da demişti ki: Çağırdığınızda sizi duyuyorlar mı?

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İbrahim, dedi ki: “Onlara dua ettiğinizde sizi işitiyorlar mı?”

    Süleyman Ateş

    "Peki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"

    Süleymaniye Vakfı

    "Peki, dua ettiğinizde sizi duyuyorlar mı?" dedi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Yardım istediğinizde sizi duyuyorlar mı?" dedi.

    Şaban Britch

    Onlara dua ettiğiniz de sizi işitiyorlar mı? dedi.

    Şaban Piriş

    -Onlara dua ettiğiniz de sizi işitiyorlar mı? dedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dedi: "Yalvarıp yakardığınızda sizi duyuyorlar mı?"

  5. Şuarâ suresi, 73. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 73. ayet. أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

    Diyanet İşleri

    "Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?"

    Mehmet Okuyan

    (72, 73) (İbrahim) "Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?" diye sormuştu.

    Mustafa İslamoğlu

    "ya da, size bir yararları veya zararları dokunuyor (mu)?"

    Muhammed Esed

    yahut size fayda ya da zarar verebildiklerine (gerçekten inanıyor musunuz)?" dedi.

    Ahmed Hulusi

    "Yahut size fayda sağlıyor ya da zarar veriyorlar mı?"

    Ali Bulaç

    "Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"

    Ali Özek ve heyeti

    Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?

    Ali Rıza Safa

    "Size yarar sağlıyorlar mı?" "Veya yitime uğratabiliyorlar mı?"

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.

    Edip Yüksel

    "Yahut size yarar veya zarar verebiliyorlar mı?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Yahut size yarar veya zarar verebiliyorlar mı?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    veya size bir fayda yahut bir zarar verirler mi?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Veya size bir menfeat verir yahud bir zarar ederler mi

    Erhan Aktaş

    "Veya size bir yararları ya da zararları oluyor mu?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Veya size bir yararları ya da zararları oluyor mu?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Veya size bir yararları ya da zararları oluyor mu?"

    Gültekin Onan

    "Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"

    Hasan Basri Çantay

    "Yahud size (taparsanız) bir faide veya (tapmazsanız) bir zarar yapıyorlar mı"?

    İbni Kesir

    Yahut size fayda veya zarar veriyorlar mı?

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?”

    Süleyman Ateş

    "Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?"

    Süleymaniye Vakfı

    "Yahut size fayda sağlıyor veya zarar verebiliyorlar mı?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Size bir faydaları veya zararları oluyor mu?"

    Şaban Britch

    Ya da size faydaları veya zararları dokunuyor mu?

    Şaban Piriş

    Ya da size faydaları veya zararları dokunuyor mu?

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Size yarar sağlıyor yahut zarar veriyorlar mı?"

  6. Şuarâ suresi, 74. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 74. ayet. قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

    Diyanet İşleri

    "Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk" dediler.

    Mustafa İslamoğlu

    "Hayır ama..." dediler, "Biz, atalarımızı da böyle yapıyor bulduk!"

    Muhammed Esed

    "Ama" diye çıkıştılar, "biz atalarımızı da bunu yapıyor gördük!"

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Hayır! Fakat atalarımızı bunu uygular bulduk (biz de taklit ediyoruz onları)!"

    Ali Bulaç

    "Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."

    Ali Özek ve heyeti

    Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.

    Ali Rıza Safa

    "Hayır!" dediler; "Atalarımızın, böyle yaptıklarını gördük!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.

    Edip Yüksel

    "Hayır; ancak biz atalarımızın böyle yaptıklarını gördük" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Hayır; ancak biz atalarımızın böyle yaptıklarını gördük,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hayır, biz atalarımızı böyle yaparken bulduk, dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yok dediler: atalarımızı bulduk, böyle yapıyorlardı

    Erhan Aktaş

    Onlar: "Ama atalarımızı böyle yaparlarken bulduk." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar: "Ama atalarımızı böyle yaparlarken bulduk." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar: "Ama atalarımızı böyle yaparlarken bulduk." dediler.

    Gültekin Onan

    "Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."

    Hasan Basri Çantay

    Dediler ki: "Hayır, biz babalarımızı böyle bulduk (onlar da) böyle yapıyorlar (dı)".

    İbni Kesir

    Demişlerdi ki: Hayır. Atalarımızı böyle yapar gördük.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Hayır! Ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk.” dediler.

    Süleyman Ateş

    "Hayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz)." dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki: "Yok, ama biz atalarımızın böyle yaptığını gördük."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Hayır" dediler; biz atamızdan babamızdan dipnot 1 böyle gördük."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Aba: babalar kelimesi ata baba diye çevrilmiştir.

    Şaban Britch

    Hayır, dediler. Atalarımızı böyle yapıyor bulduk.

    Şaban Piriş

    -Hayır, dediler. Atalarımızı böyle yapıyor bulduk.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler: "Hayır! Ancak atalarımızı böyle yapar halde bulduk."

  7. Şuarâ suresi, 75. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 75. ayet. قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

    Diyanet İşleri

    (75-76) İbrahim, şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?"

    Mehmet Okuyan

    (75, 76) (İbrahim) şöyle demişti: "Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?

    Mustafa İslamoğlu

    (İbrahim) "Ne yani" dedi, "taptığınız şeylerin ne olduğuna (bir kez olsun) dönüp bakmadınız mı;

    Muhammed Esed

    (İbrahim:) "Peki" dedi, "(bu) taptığınız şeylere (başınızı kaldırıp da) hiç bakmadınız mı?

    Ahmed Hulusi

    (İbrahim) dedi ki: "Bir düşünün! Neye kulluk ediyorsunuz. . . "

    Ali Bulaç

    (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?"

    Ali Özek ve heyeti

    İbrahim dedi ki: İyi ama,neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?

    Ali Rıza Safa

    Dedi ki: "Madem öyle, hizmet ettiğiniz şeylere hiç bakmadınız mı?"

    Bayraktar Bayraklı

    - İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"

    Edip Yüksel

    "Peki" dedi, "Hizmet etmekte olduklarınızı gördünüz mü"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Peki,' dedi, 'Tapmakta olduklarınızı gördünüz mü,'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (75-76) (İbrahim) dedi ki: "Siz ve sizden önceki atalarınızın neye taptıklarını şimdi gördünüz?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şimdi, dedi: gördünüz a o sizin ve eski atalarınızın taptıklarınızı

    Erhan Aktaş

    İbrahim: "Peki neye kulluk ettiğinizi hiç düşünüyor musunuz?" dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İbrahim: "Peki neye kulluk ettiğinizi hiç düşünüyor musunuz?" dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İbrahim: "Peki neye kulluk ettiğinizi hiç düşünüyor musunuz?" dedi.

    Gültekin Onan

    (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?"

    Hasan Basri Çantay

    (75-76) (İbrahim): "Şimdi gördünüz mü, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakda olduğunuzu"?

    İbni Kesir

    O da demişti ki: Neye tapmış olduğunuzu görüyor musunuz?

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İbrahim, şöyle dedi: “Gördünüz mü şu sizin (ve önceki atalarınızın) neye ibadet ettiklerini?”

    Süleyman Ateş

    "İşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz?" dedi.

    Süleymaniye Vakfı

    Dedi ki: "Peki hiç düşündünüz mü? Neye kulluk ediyorsunuz,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Peki, neye kulluk ettiğinizin fakında mısınız?" dedi.

    Şaban Britch

    Şimdi gördünüz mü nelere ibadet ettiğinizi? dedi.

    Şaban Piriş

    -Şimdi gördünüz mü nelere kulluk ettiğinizi? dedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dedi: "Gördünüz mü neye ibadet ediyormuşsunuz!"

  8. Şuarâ suresi, 76. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 76. ayet. أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ

    Diyanet İşleri

    (75-76) İbrahim, şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?"

    Mehmet Okuyan

    (75, 76) (İbrahim) şöyle demişti: "Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?

    Mustafa İslamoğlu

    (yani) hem siz, hem de önden giden atalarınız?"

    Muhammed Esed

    Sizler ve sizden önceki atalarınız,

    Ahmed Hulusi

    "Siz ve geçmişteki atalarınız!"

    Ali Bulaç

    "Hem siz, hem de eski atalarınız?"

    Ali Özek ve heyeti

    İster sizin, ister önceki atalarınızın.

    Ali Rıza Safa

    "Siz ve önceki atalarınız?"

    Bayraktar Bayraklı

    - İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"

    Edip Yüksel

    "Siz ve geçmiş atalarınız?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Siz ve geçmiş atalarınız?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (75-76) (İbrahim) dedi ki: "Siz ve sizden önceki atalarınızın neye taptıklarını şimdi gördünüz?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    (76-77) Hep onlar benim düşmanım ancak o rabbül'alemin başka

    Erhan Aktaş

    "Siz ve geçmiş atalarınız."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Siz ve geçmiş atalarınız."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Siz ve geçmiş atalarınız."

    Gültekin Onan

    "Hem siz, hem de eski atalarınız?"

    Hasan Basri Çantay

    (75-76) (İbrahim): "Şimdi gördünüz mü, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakda olduğunuzu"?

    İbni Kesir

    Siz ve geçmiş atalarınız?

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Siz ve çok daha önce gelip geçen atalarınız.

    Süleyman Ateş

    "Siz ve eski atalarınız?"

    Süleymaniye Vakfı

    hem siz hem de gelip geçmiş atalarınız?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sizi ve gelmiş geçmiş babalarınızı sorguladınız mı?

    Şaban Britch

    Sizin ve önceki atalarınızın…

    Şaban Piriş

    Sizin ve önceki atalarınızın..

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Siz ve o eski atalarınız!"

  9. Şuarâ suresi, 77. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 77. ayet. فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Diyanet İşleri

    "Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak alemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur."

    Mustafa İslamoğlu

    İşte artık (ilan ediyorum) ki, benim için onlar birer düşmandır. Başka değil, sadece alemlerin Rabbi vardır.

    Muhammed Esed

    "İmdi, (bana gelince, ben biliyorum ki,) şüphesiz (bu düzmece tanrılar) benim düşmanlarımdır, (ve benim için) alemlerin Rabbinden başka (tanrı yoktur);

    Ahmed Hulusi

    "Kesinlikle onlar benim düşmanımdır. . . Sadece Rabb-ül alemin. . . "

    Ali Bulaç

    "İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç"

    Ali Özek ve heyeti

    İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur);

    Ali Rıza Safa

    "Artık, onlar, kesinlikle düşmanımdır!" "Evrenlerin Efendisi başkadır!"

    Bayraktar Bayraklı

    - İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"

    Edip Yüksel

    "Onlar benim düşmanımdır; yalnız Evrenlerin Efendisi hariç;"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Onlar benim düşmanımdır; yalnız Evrenlerin Rabbi hariç;'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onların hepsi benim düşmanımdır; alemlerin Rabbi hariç;

    Elmalılı Hamdi Yazır

    (76-77) Hep onlar benim düşmanım ancak o rabbül'alemin başka

    Erhan Aktaş

    "Yalnızca alemlerin Rabb'i (dostumdur). O'nun dışındakilerin hepsi benim düşmanımdır."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Yalnızca Âlemlerin Rabbi (dostumdur). O'nun dışındakilerin hepsi benim düşmanımdır."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Benim için Rabb, yalnızca Âlemlerin Rabbi'dir. O'nun dışındakilerin hepsi benim düşmanımdır."

    Gültekin Onan

    "işte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin rabbi hariç"

    Hasan Basri Çantay

    "işte onlar benim muhakkak düşmanımdır. Fakat aalemlerin Rabbi böyle değil".

    İbni Kesir

    Doğrusu onlar, benim düşmanımdır. Ancak alemlerin Rabbı müstesna.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "İşte onlar benim düşmanlarımdır. Yalnız alemlerin Rabbi hariç."

    Süleyman Ateş

    "Onlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)."

    Süleymaniye Vakfı

    Kulluk ettiklerinizden, Varlıkların Sahibi dışında kalanlar benim için birer düşmandır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kulluk ettiklerinizden, Âlemlerin Rabbi dışında kalanlar benim için birer düşmandır.

    Şaban Britch

    Alemlerin Rabbi olan (Allah'tan) başka, (ibadet ettiklerininiz) hepsi benim düşmanımdır.

    Şaban Piriş

    Evrenin sahibinden başka, onların hepsi benim düşmanımdır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Şüphesiz onlar benim düşmanım. Ama alemlerin Rabbi dostum."

  10. Şuarâ suresi, 78. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 78. ayet. ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ

    Diyanet İşleri

    "O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir."

    Mehmet Okuyan

    Beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.

    Mustafa İslamoğlu

    Ki O'dur beni yaratan, bana doğru yolu gösterecek olan da O'dur.

    Muhammed Esed

    beni yaratan da, bana doğru yolu gösteren de O'dur;

    Ahmed Hulusi

    "Ki O, beni yarattı. . . O bana hidayet eder. "

    Ali Bulaç

    "Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;"

    Ali Özek ve heyeti

    Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur.

    Ali Rıza Safa

    "O, beni yaratandır. O, bana doğru yolu gösterendir!"

    Bayraktar Bayraklı

    - İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"

    Edip Yüksel

    "Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O ki, beni yarattı, sonra da bana o doğru yolu gösterir;

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O ki beni yarattı sonra da bana o hidayet eder

    Erhan Aktaş

    "Beni yaratan ve yol gösteren O'dur."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Beni yaratan ve yol gösteren O'dur."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Beni yaratan ve yol gösteren O'dur."

    Gültekin Onan

    "Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;"

    Hasan Basri Çantay

    "(O Rabb) ki beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.

    İbni Kesir

    Ki O, yaratmıştır beni. Ve O doğru yola eriştirir beni.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.”

    Süleyman Ateş

    "Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur."

    Süleymaniye Vakfı

    Beni yaratan, bana doğru yolu gösteren Varlıkların Sahibi'dir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Çünkü beni yaratan, bana doğru yolu gösteren Âlemlerin Rabbidir.

    Şaban Britch

    Beni yaratan ve bana yol gösteren O’dur.

    Şaban Piriş

    Beni yaratan O'dur, bana yol gösteren O'dur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "O yarattı beni, O yol gösteriyor bana."

  11. Şuarâ suresi, 79. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 79. ayet. وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ

    Diyanet İşleri

    "O, bana yediren ve içirendir."

    Mehmet Okuyan

    Beni yediren ve içirendir.

    Mustafa İslamoğlu

    Ki O benim açlık ve susuzluğumu giderendir;

    Muhammed Esed

    ve beni yediren de, içiren de O'dur;

    Ahmed Hulusi

    "Ki O, beni yedirip doyurur ve içirir. "

    Ali Bulaç

    "Bana yediren ve içiren O'dur;"

    Ali Özek ve heyeti

    Beni yediren, içiren O’dur.

    Ali Rıza Safa

    "O, beni yediren ve içirendir!"

    Bayraktar Bayraklı

    - İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"

    Edip Yüksel

    "Beni yediren ve içiren O'dur."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Beni yediren ve içiren O'dur.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O ki, beni yedirir, içirir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve o ki bana o, yedirir, o içirir,

    Erhan Aktaş

    "O'dur beni yediren ve içiren."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "O'dur beni yediren ve içiren."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "O'dur beni yediren ve içiren."

    Gültekin Onan

    "Bana yediren ve içiren O'dur;"

    Hasan Basri Çantay

    "Bana yediren, bana içiren Odur".

    İbni Kesir

    Ki O, yedirir, içirir beni.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Beni yediren ve içiren O'dur.”

    Süleyman Ateş

    "Bana yediren ve içiren O'dur."

    Süleymaniye Vakfı

    Beni yediren ve içiren de odur.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Beni yediren ve içiren odur.

    Şaban Britch

    Beni yediren ve içiren de O’dur.

    Şaban Piriş

    Beni yediren ve içiren de O'dur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "O'dur beni doyuran, suvaran."

  12. Şuarâ suresi, 80. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 80. ayet. وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

    Diyanet İşleri

    "Hastalandığımda da O bana şifa verir."

    Mehmet Okuyan

    Hastalandığımda bana şifa verendir.

    Mustafa İslamoğlu

    ve hasta düştüğümde şifa veren de yine O'dur.

    Muhammed Esed

    ve hasta olduğum zaman beni iyileştiren,

    Ahmed Hulusi

    "Hastalandığımda, O'dur bana şifa veren. "

    Ali Bulaç

    "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"

    Ali Özek ve heyeti

    Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.

    Ali Rıza Safa

    "O, sağlığım bozulduğunda beni iyileştirendir!"

    Bayraktar Bayraklı

    - İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"

    Edip Yüksel

    "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hastalandığım zaman O bana şifa verir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hastalandığım vakıt da bana o şifa verir

    Erhan Aktaş

    "Hastalandığım zaman, O'dur bana şifa veren."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Hastalandığım zaman, O'dur bana şifa veren."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Hastalandığım zaman, O'dur bana şifa veren."

    Gültekin Onan

    "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"

    Hasan Basri Çantay

    "Hastalandığım zaman bana şifa veren Odur".

    İbni Kesir

    Hastalandığımda O, şifa verir bana.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Hastalandığımda da O bana şifa verir."

    Süleyman Ateş

    "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur."

    Süleymaniye Vakfı

    Hastalandığımda bana o şifa verir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hastalandığımda bana o şifa verir.

    Şaban Britch

    Hasta olduğumda, bana şifa veren...

    Şaban Piriş

    Bana şifa veren...

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Hastalandığımda O'dur bana şifa ulaştıran."

  13. Şuarâ suresi, 81. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 81. ayet. وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ

    Diyanet İşleri

    "O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır."

    Mehmet Okuyan

    Beni öldürüp sonra diriltecek olandır.

    Mustafa İslamoğlu

    Beni öldürecek, sonra tekrar diriltecek olan da O'dur.

    Muhammed Esed

    ve beni öldürecek olan ve sonra yeniden diriltecek olan (hep) O'dur.

    Ahmed Hulusi

    "Ki O, beni öldüren, sonra dirilten. "

    Ali Bulaç

    "Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur,"

    Ali Özek ve heyeti

    Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O’dur.

    Ali Rıza Safa

    "O, beni öldürecek, sonra yeniden yaşam verecektir!"

    Bayraktar Bayraklı

    - İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"

    Edip Yüksel

    "Beni öldüren ve sonra dirilten O'dur."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Beni öldüren ve sonra dirilten O'dur.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O ki, beni öldürür, sonra beni yine diriltir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve o ki beni öldürür, sonra beni yine diriltir

    Erhan Aktaş

    "Beni öldürecek ve tekrar diriltecek olan O'dur."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Beni öldürecek ve tekrar diriltecek olan O'dur."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Beni öldürecek ve tekrar diriltecek olan O'dur."

    Gültekin Onan

    "Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur."

    Hasan Basri Çantay

    "Beni öldürecek, sonra beni diriltecek olan Odur".

    İbni Kesir

    Ki O, öldürür beni, sonra da O, diriltir.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”

    Süleyman Ateş

    "Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur."

    Süleymaniye Vakfı

    Beni öldürecek sonra tekrar hayat verecektir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Beni öldürecek, sonra tekrar hayat verecektir.

    Şaban Britch

    Beni öldürecek olan, sonra yeniden beni diriltecek olan O’dur.

    Şaban Piriş

    Beni öldürecek olan, sonra yeniden beni diriltecek olan O'dur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur."

  14. Şuarâ suresi, 82. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 82. ayet. وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ

    Diyanet İşleri

    "O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur."

    Mehmet Okuyan

    Hesap gününde benim için hatalarımı bağışlayacağını umduğum dipnot 1 O'dur.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hz. İbrahim'in bu sözü bir insanın peygamber bile olsa hata yapabileceğini, hatasını bağışlaması için Yüce Allah'a dua etmesi gerektiğini göstermektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Hesap Günü'nde beni, hatalarımı bağışlayacağını umduğum (tek) zat da O'dur."

    Muhammed Esed

    Ve Hesap Günü'nde hatalarımı bağışlamasını umduğum kimse de O'dur.

    Ahmed Hulusi

    "Ki O, Din hükümleri sürecinde hatalarımı mağfiret edeceğini umduğum. "

    Ali Bulaç

    "Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"

    Ali Özek ve heyeti

    Ve hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O'dur.

    Ali Rıza Safa

    "O, Yargı Günü'nde, eksiklerimi bağışlamasını umut ettiğimdir!"

    Bayraktar Bayraklı

    - İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"

    Edip Yüksel

    "Yargı gününde, kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ' Yargı gününde, kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve O ki, ceza gününde günahlarımı bağışlamasını ümit ederim.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve o ki ceza günü ben onun günahımı afiv buyurmasını niyaz ederim

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Ve Din Günü dipnot 1 yanlışımı bağışlayacağını umduğum O'dur."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hesap günü.

    Gültekin Onan

    "Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"

    Hasan Basri Çantay

    "Ceza gününde kusurlarımı yarlığayacağını umduğum da Odur".

    İbni Kesir

    Ve din günü günahlarımı bağışlamasını umduğum O'dur.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “O, hesap gününde hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.”

    Süleyman Ateş

    "Ceza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur."

    Süleymaniye Vakfı

    Hesap günü hatalarımı bağışlamasını beklediğim de odur.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hesap günü yanlış davranışlarımı bağışlamasını beklediğim de odur.

    Şaban Britch

    Hesap günü günahlarımı bağışlamasını ümit ettiğim de O’dur.

    Şaban Piriş

    Kıyamet günü günahlarımı bağışlamasını ümit ettiğim de O'dur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Din gününde hatalarımı affetmesini umup durduğum da O'dur."

  15. Şuarâ suresi, 83. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 83. ayet. رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ

    Diyanet İşleri

    "Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat."

    Mehmet Okuyan

    Rabbim! Bana doğru hüküm verme yeteneği ver ve beni iyiler arasına kat! dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Surenin 77-89. ayetlerinde tevhidin babası ve sembol ismi olarak bilinen Hz. İbrahim'in dile getirdiği bir tevhid manifestosu yer almaktadır.

    Mustafa İslamoğlu

    "Rabbim! Bana doğru bir muhakeme yeteneği bahşet ve beni iyilerin arasına kat!

    Muhammed Esed

    "Ey Rabbim! Bana (doğruyla eğrinin ne olduğuna) hükmedebilme bilgi ve yeteneğini bağışla ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat

    Ahmed Hulusi

    "Rabbim, bana bir hüküm hibe et ve beni salihlere dahil et!"

    Ali Bulaç

    "Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;"

    Ali Özek ve heyeti

    Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

    Ali Rıza Safa

    "Efendim! Bana bilgelik ver ve erdemli olanlar arasına beni de al!"

    Bayraktar Bayraklı

    - İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"

    Edip Yüksel

    "Efendim, bana bilgelik ver ve beni iyiler arasına kat."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Rabbim, bana bilgelik ver ve beni iyiler arasına kat.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ya Rab, bana bir hüküm ver ve beni iyiler zümresine kat!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yarab, bana bir huküm ıhsan et ve beni salihine ilhak buyur

    Erhan Aktaş

    "Rabb'im bana karşılıksız hüküm ver dipnot 1 ve beni salihlerin dipnot 2 arasına dahil et."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Çevirilerde, "heb" ve "hüküm" kelimelerine "bana hikmet ver" şeklinde anlam verilmektedir. Oysaki ayette yer alan "heb" kelimesinin anlamı "hibe etmek" yani karşılıksız vermek demektir. Dolayısı ile ayetin doğru çevirisi; karşılıksız yani bir şey yapmamış olsam da Sen yine de yapmış say ve hükmünü ona göre ver.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kötülüğe karşı mücadele eden, bozuk olan şeyi düzelten, iyileştiren, yapıcı olan, iyiye yönlendiren, samimi, dürüst ve seçkin.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Rabb'im bana karşılıksız hüküm ver dipnot 1 ve beni salihlerin dipnot 2 arasına dahil et."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Çevirilerde "heb" ve "hüküm" sözcükleri "bana hikmet ver" şeklinde anlam verilmektedir. Oysaki ayette yer alan "heb" sözcüğünün anlamı "hibe etmek" yani karşılıksız vermek demektir. Dolayısı ile ayetin doğru anlamı; karşılıksız yani bir şey yapmamış olsam da Sen yine de yapmış say ve hükmünü ona göre ver.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kötülüğe karşı mücadele eden, bozuk olan şeyi düzelten, iyileştiren, yapıcı olan, iyiye yönlendiren, samimi, dürüst ve seçkin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Rabb'im bana karşılıksız hüküm ver dipnot 1 ve beni salihlerin dipnot 2 arasına dahil et."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Diğer çevirilerde "heb" ve "hüküm" sözcükleri "bana hikmet ver" şeklinde anlamlandırılmaktadır. Oysaki ayette yer alan "heb" sözcüğünün anlamı "hibe etmek" yani karşılıksız vermek demektir. Dolayısı ile ayetin doğru anlamı; karşılıksız yani bir şey yapmamış olsam da Sen yine de yapmış say ve hükmünü ona göre ver.
    2. metne dön, dipnot 2
      İyilerin. Dürüst, samimi ve erdemli olanların, iyi ve yararlı işleri yapanların.

    Gültekin Onan

    "Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;"

    Hasan Basri Çantay

    "Rabbim, bana hüküm ihsan et ve beni saalihler (zümresine) kat".

    İbni Kesir

    Rabbım, bana hüküm ver. Ve beni salihlere kat.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.”

    Süleyman Ateş

    "Rabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat."

    Süleymaniye Vakfı

    Rabbim! Bana hikmet /doğru karar verme yeteneği ver ve beni iyiler arasına kat dipnot 1 !

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İbrahim aleyhisselam bu mücadeleye, erginlik çağına girdiği sırada başladı. O zaman henüz nebi değildi. Eğer nebi olsaydı Allah ona kitap ve hikmet vermiş olacağından "Bana hikmet ver" diye dua etmezdi (En'am 6/75-80).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Rabbim! Bana doğru karar verme yeteneğini (hikmeti) ver ve beni iyiler arasına kat.

    Şaban Britch

    Rabbim bana hüküm/ilim ver ve beni iyiler arasına kat!

    Şaban Piriş

    Rabbim bana kavrayış kabiliyeti ver ve beni iyiler arasına kat!

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Rabbim, bana hükmetme gücü/hikmet bağışla, beni hak ve barış seven iyiler arasına kat!"

  16. Şuarâ suresi, 84. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 84. ayet. وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Diyanet İşleri

    "Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl."

    Mehmet Okuyan

    Bana, (benden) sonra gelecekler arasında iyilikle anılmayı nasip et!

    Mustafa İslamoğlu

    Ve beni dillerde doğruluk timsali olarak anılan biri yap

    Muhammed Esed

    ve gerçeği benden sonrakilere ulaştırabilme gücü ver bana;

    Ahmed Hulusi

    "Arkamdan geleceklere de hakikati iletmemi sağla!"

    Ali Bulaç

    "Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver."

    Ali Özek ve heyeti

    "Benden sonrakiler içinde, beni iyi dille anılanlardan eyle."

    Ali Rıza Safa

    "Sonraki kuşaklara doğruyu iletmemi sağla!"

    Bayraktar Bayraklı

    -"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"

    Edip Yüksel

    "Beni, sonraki nesiller için iyi bir örnek kıl."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Beni, sonraki nesiller için iyi bir örnek kıl.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve bana gelecekler içinde güzel bir nam tahsis eyle!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve bana sonrakiler içinde bir "lisanı sıdık" tahsıys eyle

    Erhan Aktaş

    "Ve sonrakiler arasında güzel bir ün ile anılmamı nasip et."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Ve sonrakiler arasında güzel bir ün ile anılmamı nasip et."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Ve sonrakiler arasında güzel bir ün ile anılmamı nasip et."

    Gültekin Onan

    "Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver."

    Hasan Basri Çantay

    "(Benden) sonrakiler içinde benim için (bir) lisan-ı sıdk ver".

    İbni Kesir

    Ve sonrakiler içinde bana doğru söyler bir dil ihsan et.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.”

    Süleyman Ateş

    "Sonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)!"

    Süleymaniye Vakfı

    Gelecek nesiller içinde benim doğru anılmamı nasip eyle!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Benim, gelecek nesiller içinde doğru anılmamı nasip eyle.

    Şaban Britch

    Ve beni, sonrakiler içinde “doğrunun dili/doğrulukla anılan” kıl!

    Şaban Piriş

    ..Ve beni, sonrakiler içinde "doğrunun sözcüsü" yap!

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Sonradan gelecekler arasında benimle ilgili doğru/isabetli bir dil oluştur."

  17. Şuarâ suresi, 85. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 85. ayet. وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

    Diyanet İşleri

    "Beni Naim cennetinin varislerinden eyle."

    Mehmet Okuyan

    Beni, nimet cennetinin mirasçılarından kıl!

    Mustafa İslamoğlu

    Ve beni ölümsüz nimetlerle dolu cennetin varislerinden kıl!

    Muhammed Esed

    ve beni o nimetlerle dolu bahçenin varislerinden biri yap!

    Ahmed Hulusi

    "Beni nimetler cennetinin varislerinden kıl!"

    Ali Bulaç

    "Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl,"

    Ali Özek ve heyeti

    Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kıl.

    Ali Rıza Safa

    "Beni, nimet cennetinin kalıtçılarından yap!"

    Bayraktar Bayraklı

    -"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"

    Edip Yüksel

    "Beni, Nimetler Bahçesine varis olanlardan yap."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Beni, Nimetler Cennetine varis olanlardan yap.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve beni Naim cennetinin varislerinden eyle!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve beni naıym cennetinin varislerinden eyle

    Erhan Aktaş

    "Ve beni nimeti bol Cennet'in mirasçılarından kıl."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Ve beni nimeti bol Cennet'in mirasçılarından kıl."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Ve beni nimeti bol Cennet'in mirasçılarından kıl."

    Gültekin Onan

    "Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl."

    Hasan Basri Çantay

    "Beni Naıym cennetinin varislerinden kıl".

    İbni Kesir

    Beni Naim cennetinin varislerinden kıl.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Beni Naîm Cenneti'nin varislerinden eyle.”

    Süleyman Ateş

    "Beni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl."

    Süleymaniye Vakfı

    Beni nimetlerle dolu Cennet'in varislerinden eyle!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Beni nimetlerle dolu Cennet'e mirasçı kıl.

    Şaban Britch

    Beni Naîm cennetlerinin varislerinden kıl!

    Şaban Piriş

    Beni nimet cennetlerinin varislerinden kıl!

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Beni, nimetlerle dolu cennetin mirasçılarından kıl."

  18. Şuarâ suresi, 86. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 86. ayet. وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

    Diyanet İşleri

    "Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır."

    Mehmet Okuyan

    Şaşkınlardan olan babamı da bağışla! dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Tevbe 9:114, Meryem 19:47 ve Mümtehine 60:4. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Hz. İbrahim, babası için bağışlanma dileğinde bulunmuştu; fakat bu durum babası sağken yaşanmıştı. Buna göre, Hz. İbrahim'in duası bir anlamda babasının tevbe etmesine yönelik anlaşılmalıdır. Çünkü babasının Allah'a düşman biri olarak öldüğü kendisine bildirilince ondan yüz çevirmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    Babamı da bağışla! Çünkü o oldum olası yolunu şaşıranlardan biri olmuştur.

    Muhammed Esed

    "Ve babamı bağışla; çünkü, o gerçekten yolunu şaşıranlar arasında.

    Ahmed Hulusi

    "Babamı mağfiret et! Muhakkak ki o, doğru inançtan sapanlardandı!"

    Ali Bulaç

    "Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır."

    Ali Özek ve heyeti

    Babamı da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapıklardandır.

    Ali Rıza Safa

    "Babamı da bağışla!" "Aslında, o, sapkınlar arasındadır!"

    Bayraktar Bayraklı

    -"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"

    Edip Yüksel

    "Babamı bağışla, zira o sapıtmış bulunuyor."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Babamı bağışla, zira o sapıtmış bulunuyor.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Babamı da bağışla; çünkü o yanlış gidenlerdendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Babama da mağfiret buyur, çünkü o yanlış gidenlerden idi

    Erhan Aktaş

    "Babamı bağışla, o sapkınlardandır."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Babamı bağışla, o sapkınlardandır."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Babamı bağışla, o sapkınlardandır."

    Gültekin Onan

    "Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır."

    Hasan Basri Çantay

    "Babamı da yarlığa. Çünkü o sapıklardandır".

    İbni Kesir

    Babamı da bağışla. Şüphesiz o, sapıklardan olmuştur.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Babamı da bağışla. Şüphesiz o sapıklardandır."

    Süleyman Ateş

    "Babamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Babamı da bağışla; çünkü o sapıklardandır.

    Şaban Britch

    Babamı da bağışla! Çünkü o, sapıklık içinde olanlardandır.

    Şaban Piriş

    Babamı da bağışla, çünkü o, şaşkınlardandır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Babamı da affet. Çünkü o, sapmışlardandır."

  19. Şuarâ suresi, 87. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 87. ayet. وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ

    Diyanet İşleri

    "(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!"

    Mehmet Okuyan

    (87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"

    Mustafa İslamoğlu

    Ve beni herkesin diriltilip kaldırılacağı o gün mahcup eyleme!"

    Muhammed Esed

    "Ve o herkesin kaldırılacağı Gün beni utandırma;

    Ahmed Hulusi

    "Ba's sürecinde beni rezil - rüsva etme!"

    Ali Bulaç

    "Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme,"

    Ali Özek ve heyeti

    (İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme.

    Ali Rıza Safa

    "Yeniden yaşama döndürülecekleri gün, beni utandırma!"

    Bayraktar Bayraklı

    -"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"

    Edip Yüksel

    "Diriliş gününde beni utandırma."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Diriliş gününde beni utandırma.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yaratıkların diriltilecekleri gün, beni utandırma,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve utandırma beni ba's olunacakları gün

    Erhan Aktaş

    "Yeniden dirilme gününde beni utandırma."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Yeniden dirilme gününde beni utandırma."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Yeniden dirilme gününde beni utandırma."

    Gültekin Onan

    "Ve beni (inananların) diriltilecekleri gün küçük düşürme."

    Hasan Basri Çantay

    "(Kulların) kabirlerinden kaldırılacakları gün beni rüsvay etme".

    İbni Kesir

    Diriltilecekleri günde beni rezil etme.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “(Kulların yeniden) diriltilecekleri gün beni utandırma!”

    Süleyman Ateş

    "(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma."

    Süleymaniye Vakfı

    Tekrar diriltilecekleri gün beni rezil etme!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Tekrar dirilecekleri gün beni mahcup etme."

    Şaban Britch

    İnsanların yeniden diriltilecekleri gün beni rezil etme!

    Şaban Piriş

    İnsanların yeniden diriltilecekleri gün beni rezil etme!

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Herkesin diriltileceği gün beni utandırma."

  20. Şuarâ suresi, 88. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 88. ayet. يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ

    Diyanet İşleri

    "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"

    Mehmet Okuyan

    (87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"

    Mustafa İslamoğlu

    O gün ne malın mülkün bir yararı olur ne de evladın;

    Muhammed Esed

    o Gün ki, ne malın mülkün, ne de çoluk çocuğun bir yararı olmayacaktır;

    Ahmed Hulusi

    "O süreçte zenginlik de fayda vermez, oğullar da (fayda vermez). "

    Ali Bulaç

    'Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde."

    Ali Özek ve heyeti

    O gün, ne mal fayda verir ne de evlât.

    Ali Rıza Safa

    O gün, mal ve oğullar yarar sağlamaz.

    Bayraktar Bayraklı

    -"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"

    Edip Yüksel

    O gün, paranın ve çocukların yararı olmayacaktır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O gün, paranın ve çocukların yararı olmayacaktır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O gün ki, ne mal fayda verir, ne oğullar!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O gün ki ne mal faide verir ne oğullar,

    Erhan Aktaş

    "Evladın ve malın yarar sağlamadığı gün."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Evladın ve malın yarar sağlamadığı gün."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Evladın ve malın yarar sağlamadığı gün."

    Gültekin Onan

    "Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde."

    Hasan Basri Çantay

    "O günde ki ne mal faide eder, ne de oğullar".

    İbni Kesir

    O gün ki mal da fayda vermez, çocuklar da.

    Mehmet Alagaş

    (69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “O gün ki ne mal fayda verir, ne oğullar!”

    Süleyman Ateş

    "O gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez."

    Süleymaniye Vakfı

    O gün ne malın bir faydası olacak, ne de evladın!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün ne malın yararı olur ne oğulların.

    Şaban Britch

    O gün, ne mal fayda verir ve ne de çocuklar...

    Şaban Piriş

    O gün, ne mal fayda verir ve ne de çocuklar...

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Bir gündür ki o, ne mal fayda verir ne oğullar."

  21. Şuarâ suresi, 89. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 89. ayet. إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

    Diyanet İşleri

    "Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka."

    Mehmet Okuyan

    (87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"

    Mustafa İslamoğlu

    ancak selim bir kalple Allah'ın huzuruna çıkanlar müstesna.

    Muhammed Esed

    yalnızca Allah'ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar (kurtulacaktır)!"

    Ahmed Hulusi

    "Sadece, Allah'a kalb-i selim (şuurunda hakikat açığa çıkmış olan) ile gelmiş kimse müstesna!"

    Ali Bulaç

    "Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka."

    Ali Özek ve heyeti

    Ancak Allah'a kalbi selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).

    Ali Rıza Safa

    Arınmış bir yürekle Allah'a gelenler böyle değildir.

    Bayraktar Bayraklı

    -"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"

    Edip Yüksel

    ALLAH'a mükemmel bir kalp ile gelenler hariç.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH'a mükemmel bir kalp ile gelenler hariç.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ancak Allah'a temiz bir kalp ile varan başka!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ancak Allaha selim bir kalb ile varan başka

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Allah'a selim dipnot 1 bir kalple gelenler hariç."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hastalıksız, tatmin olmuş, emin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Allah'a selim dipnot 1 bir kalple gelenler hariç."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hastalıksız, tatmin olmuş, emin.

    Gültekin Onan

    "Ancak Tanrı'ya selim bir kalp ile gelenler başka."

    Hasan Basri Çantay

    "Meğer ki Allaha (küfr-ü nifakdan) tamamen salim bir kalb ile gelenler ola".

    İbni Kesir

    Ancak Allah'a kalb-i selimle gelmiş olan başka.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.”

    Süleyman Ateş

    "Ancak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)."

    Süleymaniye Vakfı

    Allah'ın huzuruna selim (şirkten arınmış) bir kalple gelenler hariç!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sadece Allah'a şirkten kurtulmuş bir kalple gelenler fayda görür.

    Şaban Britch

    Ancak kişi Allah’a (şirkten) selim olan bir kalp ile gelmiş ola.!

    Şaban Piriş

    Ancak kişi Allah'a tertemiz bir kalp ile gelmiş ola.!

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Yalnız temiz bir kalple Allah'a varan kurtulur."

  22. Şuarâ suresi, 90. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 90. ayet. وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

    Diyanet İşleri

    Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.

    Mehmet Okuyan

    (O gün) cennet, muttakîlere (duyarlı olanlara) yaklaştırılacaktır. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mahşerle ilgili "geçmiş zaman" fiillerine "gelecek zaman" anlamı verilmelidir; çünkü bu, bir Kur'an üslubudur. Cennetin yakınlaştırılmasıyla ilgili benzer mesajlar: Kâf 50:31; Tekvîr 81:13.

    Mustafa İslamoğlu

    Zira (o gün), cennet sorumlu ve bilinçli davrananlara yaklaştırılacaktır.

    Muhammed Esed

    Çünkü, (o Gün) cennet, Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyanlara yaklaştırılacaktır,

    Ahmed Hulusi

    Korunmuşlara cennet (yaşantısı) yaklaştırılmıştır.

    Ali Bulaç

    (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.

    Ali Özek ve heyeti

    (O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır.

    Ali Rıza Safa

    Ve sorumluluk bilinci taşıyanlara cennet yaklaştırılır.

    Bayraktar Bayraklı

    - O gün cennet, Allah'a karşı saygılı olanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılır.

    Edip Yüksel

    Erdemlilere bahçe sunulacaktır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Erdemlilere cennet sunulacaktır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Cennet takva sahiplerine yaklaştırılmıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hem müttekiler için cennet yaklaştırılmış

    Erhan Aktaş

    Ve Cennet, takva sahipleri için yaklaştırılır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve Cennet, takva sahipleri için yaklaştırılır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve Cennet, takva dipnot 1 sahipleri için yaklaştırılır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Korunma; Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak; o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye almak.

    Gültekin Onan

    (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.

    Hasan Basri Çantay

    (O günde ki) cennet takva saahiblerine yaklaşdırılmışdır.

    İbni Kesir

    Cennet, muttakiler için hazırlanmıştır.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gün cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.

    Süleyman Ateş

    (O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır.

    Süleymaniye Vakfı

    O gün Cennet, müttakilere /yanlışlardan sakınanlara yaklaştırılır,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün Cennet kendini korumuş olanlara (müttakilere) yakınlaştırılır,

    Şaban Britch

    O gün cennet, takva sahipleri için yaklaştırılmıştır.

    Şaban Piriş

    O gün cennet, takva sahipleri için yaklaştırılmıştır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.

  23. Şuarâ suresi, 91. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 91. ayet. وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

    Diyanet İşleri

    (91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.

    Mehmet Okuyan

    Cehennem de azgınlar için ortaya çıkartılacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    Cehennemse sorumsuz ve bilinçsizce davrananlar için kışkırtılacaktır.

    Muhammed Esed

    cehennemse büyük azgınlıklar içinde yitip gitmiş olanların karşısına çıkarılacaktır;

    Ahmed Hulusi

    Hakikatten sapanlar içinse; cehennem önlerine getirilmiştir!

    Ali Bulaç

    Cehennem de azgınlar için sergilenir.

    Ali Özek ve heyeti

    Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir.

    Ali Rıza Safa

    Azgınlık yapanların karşısına da cehennem çıkarılır.

    Bayraktar Bayraklı

    - O gün cennet, Allah'a karşı saygılı olanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılır.

    Edip Yüksel

    Azgınlar için de cehennem ortaya konacaktır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Azgınlar için de cehennem ortaya konacaktır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Azgınlar için de Cehennem hortlatılmıştır

    Erhan Aktaş

    Ve Cehennem azgınların karşısına çıkarılır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve Cehennem azgınların karşısına çıkarılır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve Cehennem azgınların karşısına çıkarılır.

    Gültekin Onan

    Cehennem de azgınlar için sergilenir.

    Hasan Basri Çantay

    Cehennem de azgınlara açılıb gösterilmişdir.

    İbni Kesir

    Cehennem de azgınlara gösterilir.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılıverir.

    Süleyman Ateş

    Cehennem de azgınların karşısına çıkarılır.

    Süleymaniye Vakfı

    Yakıcı ateş (cehennem) boş hayale kapılıp yoldan çıkanların önüne çıkarılır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Cehennem boş hayal peşinde koşanların önüne çıkarılır,

    Şaban Britch

    Cehennem de kâfirler için ortaya çıkarı verilir.

    Şaban Piriş

    Cehennem de azgınlar için hortlatılmıştır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Cehennem de şımarıp azanların karşısına getirilir.

  24. Şuarâ suresi, 92. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 92. ayet. وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

    Diyanet İşleri

    (91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.

    Mehmet Okuyan

    (92, 93) Onlara (cehennemliklere) "Allah'ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denecektir.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve onlara sorulacaktır: "Nereye kayboldular tapınıp durduğunuz

    Muhammed Esed

    Ve onlara: "Nerede sizin bütün o tapınıp durduklarınız?" diye sorulacaktır,

    Ahmed Hulusi

    Onlara: "Nerede tapındığınız şeyler?" denildi.

    Ali Bulaç

    Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir;

    Ali Özek ve heyeti

    Onlara: Allah’tan gayrı taptıklarınız hani nerede?

    Ali Rıza Safa

    Ve onlara, şöyle denilir: "Hizmet ettikleriniz neredeler?"

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.

    Edip Yüksel

    Onlara şöyle denir, "Hani hizmet ettikleriniz nerede"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlara şöyle denir, 'Hani taptıklarınız nerede -'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve bunlara: "Hani nerede o taptıklarınız,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    (92-93) Ve bunlara hani nerede o Allahın gayrıdan taptıklarınız? Nasıl size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte

    Erhan Aktaş

    Ve onlara: "Kulluk ettikleriniz nerede?" denilir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve onlara: "Kulluk ettikleriniz nerede?" denilir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve onlara: "Kulluk ettikleriniz nerede?" denilir.

    Gültekin Onan

    Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir.

    Hasan Basri Çantay

    (92-93) Ve anlara: "Allahı bırakıb da tapdıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu?" denilmişdir.

    İbni Kesir

    Ve onlara denilir ki: Nerededir taptıklarınız?

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve onlara; "İbadet etmekte olduklarınız nerede?" denilir.

    Süleyman Ateş

    Onlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlara şöyle denir: "Nerede kulluk edip durduklarınız...

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlara şöyle denir: "Kulluk edip durduklarınız nerede?

    Şaban Britch

    Onlara: Allah’tan başka kendilerine ibadet ettikleriniz hani nerede ?

    Şaban Piriş

    (92-93) Onlara: -Hani nerede, Allah'tan başka kendilerine kulluk ettikleriniz? Hiç size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı? denilir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Denir ki onlara: "O ibadet ettikleriniz nerede?"

  25. Şuarâ suresi, 93. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 93. ayet. مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ

    Diyanet İşleri

    (91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.

    Mehmet Okuyan

    (92, 93) Onlara (cehennemliklere) "Allah'ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denecektir.

    Mustafa İslamoğlu

    o Allah'tan gayrı (varlıklar)? Size, hadi onu da geçtik, kendilerine olsun bir yardımları dokunacak mı bari?

    Muhammed Esed

    "(Hani), o Allah'tan başka (tanrı yerine koyduklarınız)? Onlar, bakalım, size yahut kendilerine yardım edebilecekler mi?"

    Ahmed Hulusi

    "Allah dununda tapındıklarınız. . . Size yardım ediyorlar mı? Yahut kendilerine bir yardımları dokunur mu?"

    Ali Bulaç

    "Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?

    Ali Özek ve heyeti

    Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu? denilir.

    Ali Rıza Safa

    "Allah'tan başka bir de ayrıca!" "Size yardım edebiliyor veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?"

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.

    Edip Yüksel

    "O ALLAH'tan aşağı? Size şimdi yardım edebiliyorlar mı? Kendilerine bile yardımları dokunabiliyor mu?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    '- O ALLAH'tan başka? Size şimdi yardım edebiliyorlar mı? Kendilerine bile yardımları dokunabiliyor mu?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah'tan başka; nasıl size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarıyorlar mı?" denilmekte.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    (92-93) Ve bunlara hani nerede o Allahın gayrıdan taptıklarınız? Nasıl size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte

    Erhan Aktaş

    "Allah'tan başka size yardım edebilecek var mı? Veya kendilerine bir yararları olabilir mi?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Allah'tan başka size yardım edebilecek var mı? Veya kendilerine bir yararları olabilir mi?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Allah'tan başka size yardım edebilecek var mı? Veya kendilerine bir yararları olabilir mi?

    Gültekin Onan

    "Tanrı'nın dışında olan tanrılar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?

    Hasan Basri Çantay

    (92-93) Ve anlara: "Allahı bırakıb da tapdıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu?" denilmişdir.

    İbni Kesir

    Allah'tan başka? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah'ın dışında (edindiğiniz ilahların), size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?

    Süleyman Ateş

    "O Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu?"

    Süleymaniye Vakfı

    Allah ile aranıza koyduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine bir faydaları oluyor mu?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hani Allah ile aranıza koyduklarınız? Size yardım edebiliyorlar veya kendileri yardım görüyorlar mı?"

    Şaban Britch

    Hiç size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı? denilir.

    Şaban Piriş

    (92-93) Onlara: -Hani nerede, Allah'tan başka kendilerine kulluk ettikleriniz? Hiç size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı? denilir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Allah'ın dışındakiler, size yardım ediyorlar mı? Peki, kendilerine yardımları dokunuyor mu?"

  26. Şuarâ suresi, 94. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 94. ayet. فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ

    Diyanet İşleri

    (94-95) Artık onlar ve o azgınlar ile İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.

    Mehmet Okuyan

    (94, 95) Onlar (İbrahim'in kavmi) bütün azgınlar ve İblis'in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.

    Mustafa İslamoğlu

    Neticede hem onlar, hem de sorumsuz ve bilinçsizce onlara (umut bağlayanlar) cehennemde üst üste istif edilecekler;

    Muhammed Esed

    Pek tabii onlar da, azgınlık içinde yitip gidenler de, hepsi üst üste cehenneme tıkılacaklar;

    Ahmed Hulusi

    Onlar (taptıklarınız) ve hakikatinden sapıp putlara tapanlar, onun içinde (cehennemde) tepetaklak yüzüstü yere çarpılmıştır!

    Ali Bulaç

    Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.

    Ali Özek ve heyeti

    Artık onlar, o azgınlar toptan oraya tepetaklak (cehenneme) atılırlar

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, onlar ve azgınlar, yüzüstü onun içine atılırlar.

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.

    Edip Yüksel

    Azgınlarla birlikte tepetakla oraya atılacaklardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Azgınlarla birlikte tepetakla oraya atılacaklardır

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve arkasından hep onlar ve azgınlar o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve arkasından hep onlar o Cehennemin içine fırlatılmaktadır

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Arkasından onlar ve azgınlar dipnot 1 onun içine tepetaklak atılacaklar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kendilerine kulluk edilenler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Arkasından onlar ve azgınlar dipnot 1 onun içine tepetaklak atılacaklar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kendilerine kulluk edilenler.

    Gültekin Onan

    Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.

    Hasan Basri Çantay

    (94-95) Artık onlar da, o azgınlar da, İblis orduları da topdan yüzleri koyun, (cehennemin) içerisine atılmışlardır.

    İbni Kesir

    Oraya; onlar ve azgınlar atılırlar.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar ve azgınlar hep birlikte oraya atılırlar.

    Süleyman Ateş

    Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonunda onlar ve boş hayale kapılıp yoldan çıkanlar baş aşağı cehenneme atılırlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlar ve boş hayallerin peşinde koşanlar baş aşağı cehenneme atılırlar,

    Şaban Britch

    Ve onlar, kâfirlerle birlikte Cehennem'in içine atılır.

    Şaban Piriş

    Ve onlar, saptırıcılarla birlikte cehennemin içine tepe takla yuvarlanır

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ardından onlar ve öteki azgınlar cehennemin içine tıkılmıştır.

  27. Şuarâ suresi, 95. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 95. ayet. وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

    Diyanet İşleri

    (94-95) Artık onlar ve o azgınlar ile İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.

    Mehmet Okuyan

    (94, 95) Onlar (İbrahim'in kavmi) bütün azgınlar ve İblis'in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.

    Mustafa İslamoğlu

    İblis'in bütün askerleri de...

    Muhammed Esed

    ve İblis'in bütün avenesi..!

    Ahmed Hulusi

    İblis'in orduları da toptan (oraya atılmıştır).

    Ali Bulaç

    Ve İblis'in bütün orduları da.

    Ali Özek ve heyeti

    ve İblis orduları,

    Ali Rıza Safa

    İblis'in tüm orduları da.

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.

    Edip Yüksel

    İblis'in tüm askerleri de...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İblis'in tüm askerleri de...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve bütün o iblis orduları.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    (95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler

    Erhan Aktaş

    Ve İblisin bütün askerleri.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve iblisin bütün askerleri.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve iblisin bütün askerleri.

    Gültekin Onan

    Ve İblisin bütün orduları da.

    Hasan Basri Çantay

    (94-95) Artık onlar da, o azgınlar da, İblis orduları da topdan yüzleri koyun, (cehennemin) içerisine atılmışlardır.

    İbni Kesir

    İblis'in askerleri de topluca.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve İblis'in bütün orduları da.

    Süleyman Ateş

    İblis'in bütün askerleri de.

    Süleymaniye Vakfı

    Ve bütün o İblis orduları!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İblis'in bütün askerleri de atılır.

    Şaban Britch

    Ve İblis’in tüm ordusu da.

    Şaban Piriş

    Ve İblis'in tüm ordusu da.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İblis orduları toplu haldedir.

  28. Şuarâ suresi, 96. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 96. ayet. قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

    Diyanet İşleri

    Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:

    Mehmet Okuyan

    (Cehennemlikler) orada birbirleriyle çekişerek şöyle diyeceklerdir:

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar orada birbirleriyle atışırken şöyle derler:

    Muhammed Esed

    O Gün orada onlar, birbirlerini suçlayarak derler ki:

    Ahmed Hulusi

    Onlar orada tartışarak dediler ki:

    Ali Bulaç

    Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:

    Ali Özek ve heyeti

    orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:

    Ali Rıza Safa

    Orada, birbirleriyle çekişerek, şöyle derler:

    Bayraktar Bayraklı

    - Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."

    Edip Yüksel

    Orada çekişerek şöyle konuşacaklar:

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Orada çekişerek şöyle konuşacaklar:

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler:

    Elmalılı Hamdi Yazır

    (95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler

    Erhan Aktaş

    Onlar, orada birbirleriyle çekişerek diyecekler ki:

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar, orada birbirleriyle çekişerek diyecekler ki:

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar, orada birbirleriyle çekişerek diyecekler ki:

    Gültekin Onan

    Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:

    Hasan Basri Çantay

    Orada birbiriyle çekişerek şöyle dediler:

    İbni Kesir

    Orada birbirleriyle çekişerek derler ki:

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Orada birbirleriyle çekişerek, şöyle derler:

    Süleyman Ateş

    Onlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki:

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Orada onlar biri birleriyle tartışırken şöyle derler:

    Şaban Britch

    Orada, birbirleriyle çekişerek, şöyle derler:

    Şaban Piriş

    Orada, birbirleriyle çekişerek, şöyle derler:

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onun içinde birbiriyle çekişirlerken şöyle derler:

  29. Şuarâ suresi, 97. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 97. ayet. تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

    Diyanet İşleri

    "Allah'a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."

    Mehmet Okuyan

    (97, 98) Allah'a yemin olsun: dipnot 1 Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      [Tellâhi] ifadesi, Kur'an'da dokuz kez geçen yeminlerden birisidir. Bu yeminler için bkz. Yûsuf 12:73, 85, 91, 95; Nahl 16:56, 63; Enbiyâ 21:57; Şu‘arâ 26:97; Sâffât 37:56.

    Mustafa İslamoğlu

    "Hayret vallahi! Her ne kadar, apaçık bir sapıklığın ortasına düşen biz isek de,

    Muhammed Esed

    "Allah şahittir ki, biz apaçık bir sapıklık içindeydik,

    Ahmed Hulusi

    "Tallahi, kesinlikle apaçık bir sapkınlık içinde imişiz!"

    Ali Bulaç

    "Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,"

    Ali Özek ve heyeti

    Vallahi, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.

    Ali Rıza Safa

    "Allah tanıktır ki, apaçık bir sapkınlık içindeydik!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."

    Edip Yüksel

    "ALLAH'a ant olsun, biz gerçekten çok açık bir sapıklık içinde imişiz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'ALLAH'a andolsun, biz gerçekten çok açık bir sapıklık içinde imişiz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Vallahi biz, doğrusu açık bir sapıklık içindeymişiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Tallahi biz doğrusu açık bir dalal içinde imişiz

    Erhan Aktaş

    "Allah'a yemin olsun ki, biz apaçık bir sapkınlık içindeymişiz."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Allah'a yemin olsun ki, biz apaçık bir sapkınlık içindeymişiz."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Allah'a yemin olsun ki, biz apaçık bir sapkınlık içindeymişiz."

    Gültekin Onan

    "Andolsun Tanrı'ya, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."

    Hasan Basri Çantay

    "Allaha andolsun, hakıykat biz apaçık bir sapıklık içinde idik".

    İbni Kesir

    Andolsun Allah'a ki; biz, apaçık sapıklıkta idik.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Allah’a andolsun, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”

    Süleyman Ateş

    "Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz!"

    Süleymaniye Vakfı

    "Vallahi biz apaçık bir sapkınlık içindeydik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Vallahi biz apaçık bir sapkınlık içindeydik.

    Şaban Britch

    Vallahi biz, açıkça sapıklıktaydık.

    Şaban Piriş

    -Vallahi biz, açıkça sapıklıktaydık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Vallahi, biz açık bir sapıklığın ta içindeymişiz."

  30. Şuarâ suresi, 98. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 98. ayet. إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Diyanet İşleri

    "Çünkü sizi, alemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk."

    Mehmet Okuyan

    (97, 98) Allah'a yemin olsun: dipnot 1 Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      [Tellâhi] ifadesi, Kur'an'da dokuz kez geçen yeminlerden birisidir. Bu yeminler için bkz. Yûsuf 12:73, 85, 91, 95; Nahl 16:56, 63; Enbiyâ 21:57; Şu‘arâ 26:97; Sâffât 37:56.

    Mustafa İslamoğlu

    o zaman sizi alemlerin Rabbiyle bir tutuyorduk;

    Muhammed Esed

    çünkü, siz(in gibi yaratılmış varlıklar)ı alemlerin Rabbiyle bir tutuyorduk;

    Ahmed Hulusi

    "Hani sizi Rabb-ül alemin ile eşit kılmıştık. "

    Ali Bulaç

    "Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.

    Ali Özek ve heyeti

    Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.

    Ali Rıza Safa

    "Çünkü Evrenlerin Efendisini, sizinle aynı tutuyorduk!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."

    Edip Yüksel

    "Çünkü sizi evrenlerin Efendisine denk tutuyorduk."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Çünkü sizi evrenlerin Rabbine denk tutuyorduk.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Çünkü sizi alemlerin Rabbi seviyesinde tutuyorduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Çünkü sizi rabbül'alemin seviyyesinde tutuyorduk

    Erhan Aktaş

    "Çünkü sizi Alemlerin Rabb'i ile bir tutuyorduk."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Çünkü sizi Âlemlerin Rabb'i ile bir tutuyorduk."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Çünkü sizi alemlerin Rabb'i ile bir tutuyorduk."

    Gültekin Onan

    "Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin rabbiyle eşit tutuyorduk."

    Hasan Basri Çantay

    "Çünkü sizi aalemlerin Rabbi ile bir seviyyede tutuyorduk".

    İbni Kesir

    Hani biz, sizi alemlerin Rabbı ile bir tutmuştuk.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.”

    Süleyman Ateş

    "Çünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk."

    Süleymaniye Vakfı

    Çünkü sizi Varlıkların Sahibi ile aynı seviyede tutardık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Çünkü sizi Âlemlerin Rabbi ile bir tutardık.

    Şaban Britch

    Çünkü sizi alemlerin Rabbi ile eşit tutmuştuk.

    Şaban Piriş

    Çünkü sizi evrenin sahibi ile eşit tutmuştuk.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Çünkü sizi alemlerin Rabbi'yle aynı düzeyde tutuyorduk."

  31. Şuarâ suresi, 99. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 99. ayet. وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ

    Diyanet İşleri

    "Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı."

    Mehmet Okuyan

    Bizi, o suçlulardan başkası saptırmadı.

    Mustafa İslamoğlu

    ne ki bizi saptıran, yalnızca günahı hayat tarzı haline getiren şu kimselerdi;

    Muhammed Esed

    yine de (sizi tanrılaştırarak) yoldan çıkmamıza günah (önderlerimiz) sebep oldu!

    Ahmed Hulusi

    "Bizi ancak o suçlular (hakikati inkar edenler) saptırdı. "

    Ali Bulaç

    "Bizi suçlu günahkarlardan başka saptıran olmadı."

    Ali Özek ve heyeti

    Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.

    Ali Rıza Safa

    "Bizi saptıran, o suçlulardan başkası değildi!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."

    Edip Yüksel

    "Bizi saptıranlar suçlulardı."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bizi saptıranlar suçlulardı.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve bizi hep o suçlular şaşırtmıştı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve bizi hep o mücrimler şaşırtmıştı

    Erhan Aktaş

    "Ve bizi hep o mücrimler saptırdı."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Ve bizi hep o mucrimler dipnot 1 saptırdı."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Suçlu, hakikat ile bağını koparan demek olan bu sözcük, basit suçlu anlamında değil; Kafir, Müşrik, sapkın anlamına gelmektedir.

    Gültekin Onan

    "Bizi suçlu günahkarlardan başka saptıran olmadı."

    Hasan Basri Çantay

    "Bizi o mücrimlerden başkası sapdırmadı".

    İbni Kesir

    Ve bizi suçlulardan başka da saptıran olmamıştı.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bizi o suçlulardan başkası saptırmadı.

    Süleyman Ateş

    "Ama bizi saptıran o suçlulardır."

    Süleymaniye Vakfı

    Bizi yoldan çıkaranlar sadece bu suçlulardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bizi yoldan çıkaranlar, şu günahkarlardan başkası değildir.

    Şaban Britch

    Bizi hep o günahkârlar saptırdı.

    Şaban Piriş

    Bizi hep o günahkarlar şaşırtmıştı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Bizi saptıran, o suçlulardan başkası değildi."

  32. Şuarâ suresi, 100. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 100. ayet. فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ

    Diyanet İşleri

    "İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok."

    Mehmet Okuyan

    Bizim için şefaatçiler de yok.

    Mustafa İslamoğlu

    gel gör ki, şimdi bize arka çıkan ne bir kimse var

    Muhammed Esed

    Ama şimdi ne bir arka çıkanımız var,

    Ahmed Hulusi

    "Şefaatçimiz de yok. "

    Ali Bulaç

    "Artık bizim için ne bir şefaatçi var,"

    Ali Özek ve heyeti

    Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var,

    Ali Rıza Safa

    "Artık, bizim için, ne bir ara bulucu var!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."

    Edip Yüksel

    "Şimdi bizim ne şefaatçimiz var."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Şimdi bizim ne şefaatçımız var.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bak şimdi bizim için ne şefaatçiler var,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bak şimdi bizim için ne şefaatciler var

    Gültekin Onan

    "Artık bizim için ne bir şefaatçi var."

    Hasan Basri Çantay

    Artık bizim için ne şefaatçiler (den bir kimse),

    İbni Kesir

    Şimdi bize şefaat eden kimse yoktur.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Artık bize şefaat edecek bir kimse de yoktur.”

    Süleyman Ateş

    "Şimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var",

    Süleymaniye Vakfı

    Artık bize şefaat edecek /arka çıkacak hiç kimse yok,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Artık bizi ne kayıracak biri var,

    Şaban Britch

    Şimdi, bir şefaatçimiz de yok.

    Şaban Piriş

    Şimdi, bir şefaatçimiz de yok..

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Artık ne şefaatçilerimiz var,

  33. Şuarâ suresi, 101. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 101. ayet. وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ

    Diyanet İşleri

    "Candan bir dostumuz da yok."

    Mehmet Okuyan

    Yakın bir dost da yok.

    Mustafa İslamoğlu

    ne de yürekten bir dost.

    Muhammed Esed

    ne de candan bir dostumuz.

    Ahmed Hulusi

    "Güveneceğimiz bir dostumuz da yok. "

    Ali Bulaç

    "Ne de candan, yakın bir dost."

    Ali Özek ve heyeti

    ne de yakın bir dostumuz.

    Ali Rıza Safa

    "Ne de yakın bir dostumuz!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."

    Edip Yüksel

    "Ne de yakın bir dostumuz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Ne de yakın bir dostumuz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    ne de sadık bir dost!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ne de yakın bir sadik

    Erhan Aktaş

    "Gerçek bir dostumuz da."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Gerçek bir dostumuz da."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Gerçek bir dostumuz da."

    Gültekin Onan

    "Ne de candan, yakın bir dost."

    Hasan Basri Çantay

    "ne de candan bir dost yok".

    İbni Kesir

    Ve sıcak bir dostumuz da yoktur.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Samimi bir dost da yok."

    Süleyman Ateş

    "Ne de sıcak bir dostumuz."

    Süleymaniye Vakfı

    bir can dostumuz da yok!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ne de bir can dostu.

    Şaban Britch

    Sıcak bir dost da yok.

    Şaban Piriş

    Sıcak bir dost da yok..

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ne sıcak, samimi bir dostumuz."

  34. Şuarâ suresi, 102. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 102. ayet. فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Diyanet İşleri

    "Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."

    Mustafa İslamoğlu

    Keşke bizim için bir kez daha dönüş olsaydı da, biz de inananlardan biri olsaydık."

    Muhammed Esed

    N'olurdu, (o hayata) bir kere daha dönebilseydik de inananlardan olsaydık!"

    Ahmed Hulusi

    "Keşke geri dönebilsek de (hakikate) iman etmenin getirisini elde etsek. "

    Ali Bulaç

    "Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik."

    Ali Özek ve heyeti

    Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!

    Ali Rıza Safa

    "Keşke bir kez daha olsaydı da inananlar arasında olsaydık!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."

    Edip Yüksel

    "Bir şansımız daha olsaydı da, iman edenler olsaydık."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bir şansımız daha olsaydı da, inananlar olsaydık.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bari bizim için geriye (dünyaya) dönme imkanı olsaydı da, mü'minlerden olsaydık."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bari bizim için geriye bir dönmek olsa idi de mü'minlerden olsa idik

    Erhan Aktaş

    "Keşke bizim için geri dönüş olsaydı da biz de iman edenlerden olsaydık."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Keşke bizim için geri dönüş olsaydı da biz de inananlardan olsaydık."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Keşke bizim için geri dönüş olsaydı da biz de inananlardan olsaydık."

    Gültekin Onan

    "Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da inançlılardan olabilseydik."

    Hasan Basri Çantay

    "Bizim için hakıykaten bir geri dönüş olsaydı da biz de mü'minlerden olsaydık".

    İbni Kesir

    Keşki bizim için geri dönüş olsa da, mü'minlerden olsak.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Ah! Keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da Müminlerden olsak!"

    Süleyman Ateş

    "Ah keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak!"

    Süleymaniye Vakfı

    Keşke elimizde bir fırsat daha olsa da biz de mü'minlerden olsak!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Keşke bize fırsat verilse de müminlerden olsak."

    Şaban Britch

    Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!

    Şaban Piriş

    Keşke bizim bir hakkımız daha olsaydı da müminlerden oluverseydik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Keşke bir dönüşünüz daha olsaydı da müminlerden olabilseydik."

  35. Şuarâ suresi, 103. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 103. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

    Diyanet İşleri

    Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.

    Mehmet Okuyan

    Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

    Mustafa İslamoğlu

    Elbet bu (kıssada) da alınacak bir ders mutlaka vardır, fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.

    Muhammed Esed

    Şüphesiz bütün bunlarda (insanlar için) bir ders vardır, onların çoğu (buna) inanmasa da.

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki bu olayda bir ders vardır. . . Onların çoğunluğu (hakikatlerine) iman etmiş değillerdir.

    Ali Bulaç

    Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

    Ali Özek ve heyeti

    Bunda elbet (alınacak) büyük bir ders vardır, ama çokları iman etmezler.

    Ali Rıza Safa

    Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.

    Bayraktar Bayraklı

    - Bunda şüphesiz bir ders vardır, ama çoğu inanmamaktadır. Doğrusu Rabbin, güçlüdür, acıyandır.

    Edip Yüksel

    Bunda bir ders var; ancak çoğunluk onaylamaz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şüphesiz bunda mutlaka alınacak bir ders vardır; öyle iken çoğu inanmadı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı

    Gültekin Onan

    Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.

    Hasan Basri Çantay

    Şübhesiz ki bunda mutlak bir ibret vardır. (Fakat) onların çoğu iman ediciler değildir.

    İbni Kesir

    Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

    Süleyman Ateş

    Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar."

    Süleymaniye Vakfı

    İşte bu anlatılanlarda tam bir ayet /bir ibret vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İşte bunda tam bir ibret vardır ama bunlardan çoğu inanacak değillerdir.

    Şaban Britch

    İşte bunda bir ibret vardır. Buna rağmen onların çoğu mümin değillerdir.

    Şaban Piriş

    İşte bunda da bir ibret vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmezler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kuşkusuz, bütün bunlarda mutlaka bir ibret vardır. Ama onların çoğu müminler değil.

  36. Şuarâ suresi, 104. ayet — bütün mealleriyle aç

    Şuarâ suresi, 104. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ne ki senin rabbin, sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.

    Muhammed Esed

    Ve şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir.

    Ahmed Hulusi

    Kesinlikle Rabbin "HU"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.

    Ali Bulaç

    Ve şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.

    Ali Özek ve heyeti

    Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

    Ali Rıza Safa

    Ve kuşkusuz, Efendin, gerçekten, Üstündür; Merhametlidir.

    Bayraktar Bayraklı

    - Bunda şüphesiz bir ders vardır, ama çoğu inanmamaktadır. Doğrusu Rabbin, güçlüdür, acıyandır.

    Edip Yüksel

    Kuşkusuz senin Efendin Üstündür, Rahim'dir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahim'dir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve şüphesiz ki, Rabbin çok güçlü ve çok merhametlidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve şüphesiz ki rabbın o öyle aziz öyle rahim

    Erhan Aktaş

    Kuşkusuz senin Rabb'in Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kuşkusuz senin Rabbin Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kuşkusuz senin Rabb'in Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Gültekin Onan

    Ve şüphesiz senin rabbin güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.

    Hasan Basri Çantay

    Senin Rabbin, muhakkak ki O, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir.

    İbni Kesir

    Muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.

    Mehmet Alagaş

    (90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.

    Süleyman Ateş

    Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.

    Süleymaniye Vakfı

    Şüphesiz senin Rabbin /Sahibin daima üstün ve ikramı bol olandır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Senin Rabbin hem güçlü hem de ikram sahibidir.

    Şaban Britch

    Elbette Rabbin, çok güçlüdür, çok merhametlidir.

    Şaban Piriş

    Şüphesiz Rabbin güçlüdür, merhametlidir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ve kuşkusuz senin Rabbindir o mutlak Aziz, mutlak Rahim.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.