Diyanet İşleri
Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
Şuarâ suresi · 176–191. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Şuarâ suresi, 176. ayet. كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ
Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
Eyke halkı dipnot 1 da (bütün) elçileri yalanlamıştı.
Ormanlık vadinin halkı (da) elçilerini yalanladı.
(Ve) O ağaçlı vadinin halkı da kendilerine gönderilen elçiyi yalanladılar.
Ashab-ı Eyke de (orman halkı, Şuayb a. s. ın kavmi) Rasulleri yalanladı!
Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Eyke yoldaşları da gönderilenleri yalanlamıştı. dipnot 302
Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
Eyke halkı da elçileri yalanladı.
Eyke halkı da elçileri yalanladı.
Eyke halkı da gönderilen peygamberleri yalanladı
Eshabı Eyke gönderilen Resulleri tekzib etti
Eyke halkı gönderilmişleri dipnot 1 yalanladı.
Eyke halkı gönderilmişleri dipnot 1 yalanladı.
Eyke halkı da gönderilmişleri dipnot 1 yalanladı.
Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı.
Eyke yaranı da (gönderilen) peygamberleri tekzib etmişdir.
Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Eyke halkı da peygamberleri (Şuayb'ı) yalanlamıştı.
Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı.
Eyke halkı da elçileri dipnot 1 yalancılıkla suçlamıştı dipnot 2 .
Eykeliler elçilerini yalancı yerine koydular.
Eyke halkı da peygamberleri (Şuayb'ı) yalanlamıştı.
Eyke halkı da peygamberleri yalanlamıştı.
Eyke halkı da elçileri yalanladı.
Şuarâ suresi, 177. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani Şu'ayb, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
Şuayb onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?
Hani bir zamanlar, Şuayp şöyle demişti: "Hala sorumlu davranmayacak mısınız?"
Hani, Şuayb onlara: "Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşımayacak mısınız?" demişti,
Hani Şuayb onlara dedi ki: "Korkup sakınmaz mısınız?"
Hani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Kardeşleri Şuayb, onlara, şöyle demişti: "Sorumluluk bilincine erişmeyecek misiniz?"
Onlara Şu'ayb şunları söyledi: "Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
Kardeşleri Şuayb onlara demişti ki, "Erdemli olmayacak mısınız?"
Kardeşleri Şuayb onlara demişti ki, 'Erdemli olmayacak mısınız?'
Şuayb o zaman onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?
O Vakit ki Şuayb onlara demişti: Siz Allahdan korkmaz mısınız?
Hani! Şu'ayb onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.
Hani! Şuayb onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.
Hani! Şuayb onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.
Hani onlara Şuayb: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
O zamanda ki Şuayb onlara: "(Allahdan) korkmaz mısınız?" demişdi,
Hani onlara Şuayb demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: "Siz sakınmıyor musunuz?
Şu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?"
Bir gün Şuayb onlara şöyle demişti: "Yanlış yapmaktan sakınmayacak mısınız?
Bir gün Şuayb onlara hiç çekinmez misiniz?" dedi.
Şuayb onlara: Hiç Allah’tan sakınmıyor musunuz? demişti.
Şuayb onlara: -Hiç Allah'tan korkmuyor musunuz? demişti.
Şuayb onlara demişti ki: "Hala sakınmıyor musunuz?"
Şuarâ suresi, 178. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
Ben size gönderilmiş (güvenilir) bir elçiyim.
Hem bakın, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
"Bakın, ben size (O'nun tarafından) gönderilmiş güvenilir bir elçiyim;
"Ben kesinlikle güveneceğiniz bir Rasulüm. "
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
"Aslında, ben, sizin için, güvenilir bir elçiyim!"
"Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
'Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Haberiniz olsun, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
"Sizin için güvenilir bir Resul'üm."
"Sizin için güvenilir bir resulüm."
"Sizin için güvenilir bir rasulüm."
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
"Şübhesiz ben size (gönderilmiş) emin bir peygamberim".
Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm."
"Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
"Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.
İşte ben güvenebileceğiniz bir elçiyim.
Ben, sizin için güvenilir bir Rasûlüm.
Ben, sizin için güvenilir bir peygamberim.
"Kuşkusuz, ben sizin için güvenilir bir resulüm."
Şuarâ suresi, 179. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Artık, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Şu halde Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin!
öyleyse artık Allah'tan yana bilinç ve duyarlık gösterin ve bana itaat edin!
"O halde Allah'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
"Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin."
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Artık, Allah'a yönelik sorumluluk bilinci taşıyın ve bana boyun eğin!"
"Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
"ALLAH'ı dinleyin ve beni izleyin."
'ALLAH'ı dinleyin ve beni izleyin.'
Gelin Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
"Allah için takva sahibi olun ve bana itaat edin."
"Allah için takva sahibi olun ve bana itaat edin."
"Allah için takva sahibi olun ve bana itaat edin."
"Artık Tanrı'dan korkup sakının ve bana itaat edin."
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Artık, Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Artık Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.
Allah'tan çekinin de sözümü dinleyin.
Allah’tan sakının ve bana itaat edin.
Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
"Artık Allah'tan sakının da bana itaat edin."
Şuarâ suresi, 180. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
Ben bu (davet) karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum; benim ecrimi takdir etmek sadece alemlerin Rabbine düşer."
Üstelik, ben sizden bir karşılık da beklemiyorum; benim hak ettiğim karşılığı vermek alemlerin Rabbinden başkasına düşmez.
"Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum. . . Hizmetimin karşılığı yalnızca Rabb-ül alemin'e aittir. "
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
"Bunun için, sizden bir karşılık istemiyorum. Benim ödülümü, ancak Evrenlerin Efendisi verir!"
"Ben, bundan dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Benim karşılığımı ancak alemlerin Rabbi verecektir."
"Buna karşı sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak evrenlerin Efendisine aittir."
'Buna karşı sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim ancak evrenlerin Rabbine aittir.'
Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatım alemlerin Rabbine aittir.
Buna karşı sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'alemine aiddir
"Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca alemlerin Rabb'ine aittir."
"Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca alemlerin Rabb'ine aittir."
"Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca alemlerin Rabb'ine aittir."
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
"Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değil".
Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbına aittir.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
"Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir."
Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece Varlıkların Sahibi'ne aittir.
Bu iş için sizden ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan sadece alemlerin Rabbidir.
Bu işime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir.
Bu işime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbine aittir.
"Ben bu iş için sizden herhangi bir ödül de istemiyorum; benim ödülüm alemlerin Rabbi'nden başkasında değil."
Şuarâ suresi, 181. ayet. أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ
"Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın."
Ölçüyü tastamam yapın; (başkalarının hakkını) eksik verenlerden olmayın!
(Ölçüp biçerken) ölçüyü tam tutun, hak yiyenlerden olmayın!
Ölçüyü (her zaman ve herkese karşı) tam tutun; (başkalarının hakkını düzenbazca) eksilten kimselerden olmayın;
"Ölçmeyi tam yapın. . . Tartıda hile yapıp eksik vermeyin!"
"Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın."
Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.
"Ölçüyü tam yapın; eksik verenler arasında olmayın!"
"Ölçüyü ve tartıyı eksiksiz yapınız! İnsanların hakkını kısanlardan olmayınız!"
"Ölçüyü tam uygulayın. Kandıranlardan olmayın."
'Ölçüyü tam uygulayın. Kandıranlardan olmayın.'
Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın.
Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın
"Ölçüde tam olun. Hak yiyenlerden olmayın."
"Ölçüde tam olun. Hak yiyenlerden olmayın."
"Ölçüde tam olun. Hak yiyenlerden olmayın."
"Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayın."
Ölçeği tam ölçün. Eksiltenlerden olmayın".
Ölçüyü tam yapın da eksiltenlerden olmayın.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.”
"Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın."
Ölçüyü tam yapın, eksik ölçenlerden olmayın.
Ölçeği tam yapın, eksik ölçenlerden olmayın.
Ölçüyü tam tutun. Eksik tartanlardan olmayın.
Ölçüyü tam tutun. Eksik tartanlardan olmayın.
"Ölçüyü tam yapın; şunun bunun hakkını çarpanlardan olmayın"
Şuarâ suresi, 182. ayet. وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ
"Doğru terazi ile tartın."
Doğru bir terazi ile tartın!
Ve doğruluktan şaşmayan bir teraziyle tartın!
ve (tarttığınız zaman) şaşmaz bir teraziyle tartın,
"Sağlıklı ölçümleme ile ölçün!"
"Dosdoğru olan terazi ile tartın."
Doğru terazi ile tartın.
"Dosdoğru bir tartıyla tartın!"
"Doğru terazi ile tartınız!"
"Doğru ölçek ile tartınız."
'Doğru ölçek ile tartınız.'
ve doğru terazi ile tartın!
Ve doğru terazi ile tartın
"Doğru terazi ile tartın."
"Doğru terazi ile tartın."
"Doğru terazi ile tartın."
"Dosdoğru olan terazi ile tartın."
"Doğru terazi ile tartın".
Doğru ölçekle tartın.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Doğru terazi ile tartın."
"Doğru terazi ile tartın."
Doğru tartı ile tartın.
Doğru terazi ile tartın,
Dosdoğru terazi ile tartın.
Dosdoğru terazi ile tartın.
"Doğru düzgün terazi ile tartın."
Şuarâ suresi, 183. ayet. وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
"İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
İnsanlara eşyalarını eksik vermeyin! Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın! dipnot 1
İnsanları hakları olan şeylerden mahrum bırakmayın ve kötülüğü yaygınlaştırarak yeryüzünde ahlaki çürümeye meydan vermeyin!
insanları hak ettikleri şeylerden yoksun bırakmayın; ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın;
"İnsanların hakkını vermemezlik etmeyin ve düzgün düzeni bozmayın, dünyada taşkınlık yapmayın. "
"İnsanların eşyasını değerden düşürüp eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
"İnsanların eşyasının değerini düşürmeyin. Ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!"
"İnsanların eşyalarını eksiltmeyiniz! Yeryüzünde kesinlikle bozgunculuk yapmayınız!"
"Halkın hakkını kısmayın ve yeryüzünde kötülük işleyerek karışıklık çıkarmayın."
'Halkın hakkını kısmayın ve yeryüzünde kötülük işleyerek karışıklık çıkarmayın.'
Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yeryüzünü ihtilalcilikle fesada vermeyin.
Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yeryüzünü ihtilalcılıkla fesada vermeyin
"İnsanların mallarını değerinden düşürmeyin. Bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın."
"İnsanların mallarını değerinden düşürmeyin. Bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın."
"İnsanların mallarını değerinden düşürmeyin. Bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın."
"İnsanların eşyasını değerden düşürüp eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
"İnsanların hakkından bir şey'i kısmayın. Yer (yüzün) de fesadcılar olarak bozgunculuk etmeyin".
İnsanların eşyasını azaltmayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“İnsanların mal ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
"İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
İnsanlara, mallarını - haklarını eksik vermeyin; bozgunculuk yaparak ortalığı birbirine katmayın.
İnsanların malını, sinsice eksiltmeyin; bozgunculuk yaparak ortalığı karıştırmayın.
İnsanların eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
İnsanların eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak, karışıklık çıkarmayın.
"Halkın eşyasını, değerlerini düşürerek almayın. Yeryüzünde, bozguncular olarak fesat çıkarmayın!"
Şuarâ suresi, 184. ayet. وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ
"Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının."
Sizi de önceki nesilleri de yaratan (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!"
Sizi de önceki kuşakları da yaratan o Yaratıcıya karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!"
sizi de, sizden önceki nesilleri de yaratan Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın!"
"Sizi ve önceki nesilleri yaratandan (onlara yaptıklarının sonucunu yaşattığı ve size de yaşatacağı için) korunun!"
"Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının".
Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun.
"Sizi ve önceki kuşakları yaratana karşı sorumluluk bilinci taşıyın!"
"Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratandan sakınınız!"
"Sizi ve önceki nesilleri yaratanı sayıp dinleyin."
'Sizi ve önceki nesilleri yaratanı sayıp dinleyin.'
O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Yaratıcıdan korkun!"
O sizi ve sizden evvelki cibilleti yaratan halıktan korkun
"Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratana karşı takva sahibi olun."
"Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratana karşı takva sahibi olun."
"Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratana karşı takva sahibi olun."
"Sizi ve önceki yaratılmışları yaratandan sakının."
"(Gerek) sizi, (gerek sizden) evvelki ümmetleri yaratan (Allah) dan korkun".
Sizi ve daha önceki nesilleri yaratmış olandan korkun.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Sizi ve önceki nesilleri yaratandan sakının."
"Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.
Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratana karşı yanlış yapmaktan sakının."
Sizi de sizden öncekileri de yaratandan çekinin."
Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan sakının
Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun.
"Sizi ve önceki nesilleri yaratandan sakının!"
Şuarâ suresi, 185. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
Onlar şöyle dediler: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
(Kavmi) şöyle demişti: "Sen sadece büyülenmişlerdensin.
Onlar dediler ki: "Sen büyülenmiş birinden başkası değilsin!
(Halkı Şuayb'a şöyle) dedi: "Sen düpedüz büyülenmiş birisin;
Dediler ki: "Sen yalnızca büyülenmişsin (etki altındasın)!"
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin".
Onlar söyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
"Aslında, sen büyülenmişsin!" dediler.
Onlar şöyle dediler: "Sen sadece büyülenenlerden birisin."
Dediler ki, "Sen büyülenmişsin."
Dediler ki, 'Sen büyülenmişsin.'
Dediler: "Sen muhakkak büyülenmişlerdensin.
Sen, dediler: muhakkak sihirlilerdensin
"Sen iyice büyülenmişlerdensin." dediler.
"Sen iyice büyülenmişlerdensin." dediler.
"Sen iyice büyülenmişlerdensin." dediler.
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
Dediler: "Sen ancak fazla büyülenmişlerdensin"!
Dediler ki: Sen, ancak büyülenmişlerdensin.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Dediler ki: "Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmişlerdensin."
Dediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin."
Onlar şöyle dediler: "Sen sadece büyülenmiş kişilerdensin,
Sen iyice büyülenmiş kişilerden olmuşsun" dediler.
Sen, ancak büyülenmiş bir adamsın, dediler.
-Sen, ancak büyülenmiş bir adamsın dediler.
Dediler: "Sen fena halde büyülenmişsin."
Şuarâ suresi, 186. ayet. وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
"Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
Sen de ancak bizim gibi bir insansın. dipnot 1 Biz seni şüphesiz ki yalancılardan sanıyoruz.
Sen de sadece bizim gibi beşer türüne mensup birisin; doğrusu bize göre sen kesinlikle yalancının tekisin.
olup olacağın, bizim gibi ölümlü bir insansın; doğrusunu istersen, biz senin düpedüz bir yalancı olduğunu düşünüyoruz!
"Sen bizim gibi bir beşersin! Senin yalancı olduğunu düşünüyoruz!"
"Sen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.
"Bizler gibi bir insanoğlundan başkası değilsin. Zaten aslında, senin yalancı olduğundan kuşkumuz yok!"
"Sen de sırf bizim gibi bir insansın. Senin kesinlikle yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
"Sen sadece bizim gibi bir insansın ve biz senin yalan söylediğini sanıyoruz."
'Sen sadece bizim gibi bir insansın ve biz senin yalan söylediğine inanıyoruz.'
Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Doğrusu biz seni muhakkak yalancılardan sanıyoruz.
Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin, doğrusu biz seni her halde yalancılardan sanıyoruz
"Sen de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsin. Kesinlikle yalancı olduğunu düşünüyoruz."
"Sen de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsin. Kesinlikle yalancı olduğunu düşünüyoruz."
"Sen de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsin. Kesinlikle yalancı olduğunu düşünüyoruz."
"Siz, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
"Sen bizim gibi bir beşerden başkası değilsin. Biz senin muhakkak yalancılardan olduğunu zannediyoruz".
Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu biz, seni yalancılardan sanıyoruz.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Sen ancak bizim gibi bir beşersin ve muhakkak biz seni yalancılardan sanıyoruz."
"Sen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz."
Sen sadece bizim gibi bir beşersin. Senin gerçekten yalancılardan biri olduğunu düşünüyoruz.
Oysa bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Bize göre sen, sadece bir yalancısın.
Sen, sadece bizim gibi bir insansın. Gerçekten senin yalancı olduğunu sanıyoruz.
Sen, sadece bizim gibi bir insansın. Gerçekten senin yalancı olduğunu sanıyoruz.
"Sen bizim gibi bir insandan başka şey değilsin. Biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz."
Şuarâ suresi, 187. ayet. فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
"Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür."
Doğru sözlülerdensen üzerimize gökten bir parça indir!"
Fakat sen, eğer sözünün arkasındaysan haydi göğü paramparça başımıza indir!"
Eğer doğru sözlü biriysen, haydi, göğü parça parça başımıza indir (de görelim)!"
"Eğer sözünde sadıksan, hadi üzerimize semadan parçalar düşürt. "
"Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver."
Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.
"Üzerimize gökten bir parça düşür; eğer doğruyu söylüyorsan?"
"Haydi, eğer doğru söyleyenlerden isen üzerimize gökten bir kütle düşür!" dediler.
"Doğru sözlü isen üzerimize gökten kütleler indir."
'Doğru sözlü isen üzerimize gökten kütleler indir.'
Üzerimize gökten bir parça düşürüver, eğer doğru söyleyenlerden isen."
Üzerimize Semadan bir kıt'ayı düşürüver haydi sadıklardan isen
"Eğer doğru söylüyorsan, haydi gökten üzerimize parçalar düşür."
"Eğer doğru söylüyorsan, haydi gökten üzerimize parçalar düşür."
"Eğer doğru söylüyorsan, haydi gökten üzerimize parçalar düşür."
"Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver."
"Eğer doğruculardan isen gökden üstümüze bir parça düşür".
Eğer sadıklardan isen bize, gökten bir parça indir.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi üzerimize gökten parçalar indir."
"Eğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür."
Doğru söylüyorsan haydi göğü üstümüze parça parça düşür!"
Doğru söylüyorsan gökten üzerimize parçalar düşürsene!"
Eğer, doğru söylüyorsan haydi üzerimize gökten bir parça düşürüver.
Eğer, doğru söylüyorsan haydi üzerimize gökten bir parça düşürüver.
"Eğer doğru sözlülerdensen, hadi üzerimize gökten parçalar düşür!"
Şuarâ suresi, 188. ayet. قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Şu'ayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.
(Şuayb) "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilendir." demişti.
(Şuayb) dedi ki: "Rabbim yapıp ettiğiniz her şeyi çok iyi biliyor."
(Şuayb:) "Bütün (bu) yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir" diye cevap verdi.
(Şuayb) dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı (yaratan olarak) daha iyi bilir. "
Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir.
Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.
Dedi ki: "Benim Efendim, yaptıklarınızı bilir!"
Şu'ayb, "Rabbim, sizin ne yaptığınızı daha iyi bilir" dedi.
Dedi ki, "Efendim sizin ne yaptığınızı çok iyi bilir."
Dedi ki, 'Rabbim sizin ne yaptığınızı çok iyi bilir.'
(Şuayb): "Rabbim yaptıklarınızı daha iyi bilir." dedi.
Rabbım a'lemdir, dedi: yaptıklarınıza
Şu'ayb: "Rabb'im yaptıklarınızı daha iyi bilir. dipnot 1 " dedi.
Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı daha iyi bilir." dipnot 1 dedi.
Şuayb: "Rabb'im yaptıklarınızı daha iyi bilir." dipnot 1 dedi.
Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir.
(Şuayb) dedi: "Ne yapıyorsanız Rabbim daha iyi bilicidir".
Dedi ki: Rabbım; yaptıklarınızı en iyi bilendir.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Şuayb: “Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir.” dedi.
"Rabbim yaptığınızı daha iyi bilir" dedi.
(Şuayb:) "Ne yaptığınızı Rabbim /Sahibim çok iyi bilir" dedi.
"Sizin ne yaptığınızı Rabbim çok iyi bilir" dedi.
Sizin yaptıklarınızı Rabbim çok iyi biliyor, dedi.
-Sizin yaptıklarınızı Rabbim çok iyi biliyor, dedi.
Şuayb dedi: "Yapmakta olduğunuzu Rabbim daha iyi bilir."
Şuarâ suresi, 189. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Onlar Şu'ayb'ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.
Onu yalanlamışlar ve kendilerini o gölge gününün azabı yakalamıştı. Şüphesiz ki o, büyük bir günün azabıydı!
Neticede, onu işte böyle yalanladılar; bunun üzerine onları Gölge Günü'nün azabı yakalayıverdi; gerçekten de o pek korkunç bir günün azabıydı.
Böylece onu yalanlamış oldular; ve bu yüzden, (kopkoyu) gölgelerle kaplı bir günün azabı onları kıskıvrak yakaladı.
Böylece Onu yalanladılar da bu yüzden o kararan günün şiddetli azabı onları yakaladı. . . Muhakkak ki o aziym bir sürecin azabı idi.
Sonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı.
Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!
Böylece, Onu yalanladılar. Sonunda, Gölgelik Gün'ün cezası onları yakaladı. Aslında, Büyük Gün'ün cezasıydı.
Bunun üzerine onu yalanladılar. Derken o gölge gününün çetin azabı onları yakıp yok etti. Şüphesiz o, korkunç bir günün azabı idi.
Onu yalanladılar ve sonuç olarak Sayvan Gününün cezası kendilerini yakaladı; müthiş bir günün cezasıydı.
Onu yalanladılar ve sonuç olarak Sayvan Gününün cezası kendilerini yakaladı; müthiş bir günün cezasıydı.
Hülasa onu yalanladılar, kendilerini de o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi.
Hasılı onu tekzib ettiler, kendilerini de o zulle gününün azabı alıverdi ki o cidden büyük bir günün azabı idi
Ne var ki onu yalanladılar. Bunun üzerine gölge gününün azabı onları yakaladı. Kuşkusuz o, büyük günün azabıydı.
Ne var ki onu yalanladılar. Bunun üzerine gölge gününün azabı onları yakaladı. Kuşkusuz o, büyük günün azabıydı.
Ne var ki onu yalanladılar. Bunun üzerine gölge gününün azabı onları yakaladı. Kuşkusuz o, büyük günün azabıydı.
Sonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik gününün azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı.
Hulasa: Onu tekzib etdiler de kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Hakıykat bu, o günün büyük azabı idi.
Onu da yalanladılar ve onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Doğrusu o, büyük bir günün azabı idi.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Onlar Şuayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.
Onu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi.
Onu yalancı yerine koydular. Bu yüzden gölgeli günün azabı onları yakaladı. O, azametli bir günün azabıydı.
Onu yalancı yerine koydukları için o gölgeli günün azabı onları çarptı. O, korkunç bir günün azabıydı.
Onu yalanlamışlardı da, onları (azapla dolu) gölgeli bir günün azabı yakalamıştı. O, büyük günün azabı idi.
Onu yalanlamışlardı da, onları bulutlu bir günün azabı yakalamıştı. O, büyük günün azabı idi.
Onu yalanladılar; bunun üzerine o gölgelik gününün azabı onları yakalayıverdi. O, gerçekten büyük bir günün azabıydı.
Şuarâ suresi, 190. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Elbet bu (Şuayb kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
Bu (kıssada da insanlar için) bir ders vardır; insanların çoğu (buna) inanmasalar da...
Muhakkak ki bu olayda da işaret - ders vardır. . . Ne var ki onların çoğunluğu iman etmemiştir!
Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.
Çoğu inanmamış olsa da bunda kesinlikle bir ders vardır.
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk onaylamaz.
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
Şüphesiz bunda (alınacak) bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.
Şüphesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Kuşkusuz bunda dipnot 1 bir ayet dipnot 2 vardır. Ama onların çoğu iman edenlerden olmadı.
Kuşkusuz bunda dipnot 1 bir ayet dipnot 2 vardır. Ama onların çoğu iman edenlerden olmadı.
Kuşkusuz bunda dipnot 1 bir ayet dipnot 2 vardır. Ama onların çoğu iman edenlerden olmadı.
Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
Şübhesiz bunda mutlak bir ayet vardır. (Fakat) onların çoğu iman ediciler değildir.
Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar.
İşte bu anlatılanlarda tam bir ayet /ibret vardır ama onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.
İşte bunda tam bir ibret vardır ama bunlardan çoğu inanacak değillerdir
İşte bu olayda da bir ayet/ ibret vardır. Buna rağmen onların çoğu mümin değillerdir.
İşte bu olayda da bir ibret vardır, fakat onların çoğu yine de inanmış değildir.
Bunda elbette bir ibret var ama onların çoğu inanan kişiler değildi.
Şuarâ suresi, 191. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir. dipnot 1
Ne ki senin Rabbin sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!
Kesinlikle Rabbin "HU"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ve kuşkusuz, Efendin, gerçekten, Üstündür; Merhametlidir.
Şüphesiz senin Rabbin çok güçlüdür; çok merhametlidir.
Kuşkusuz, senin Efendin Üstündür, Rahimdir.
Kuşkusuz, senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Ve şüphesiz ki Rabbin, gerçekten O, çok güçlü ve çok merhametlidir.
Ve şüphesiz ki rabbın o, öyle aziz öyle rahim
Rabb'in, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Rabbin, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Rabb'in, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ve şüphesiz, senin rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Hakıykat, senin Rabbin mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O.
Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.
(176-191) Eyke halkı gönderilenleri / Resul leri y alanladı. Bir vakit Şuayip onlara sakınmaz mısınız? Ben sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin, sizden bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum, benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, ölçeğe tam uyun / vefalı olun eksiltenlerden olmayın , doğru / şaşmaz bir şekilde kıstaslara uygun tartın, insanların eşyalarının fiyatlarını düşürmeyin, bozguncular olarak / ifsatçılar olarak yeryüzünde kötülük işlemeyin, sizleri de evvelki karakterleri de / cibilliyetleri de yaratandan sakının. Dediler ki sen büyülenmişsin sihirlenmişsin , sen bizim benzerimiz gibi bir derilisin / bir beşersin, senin yalancı olduğunu sanıyoruz, eğer ki söylediklerine bağlı biri isen, gökten üzerimize bir parça düşür. Dedi ki yaptıklarınızı en iyi bilen Rabbimdir. Onu yalanladılar, yoğun gölgeli bir gün, azap ile onları yakaladık, kesinlikle o, çok büyük bir azap günüydü, kesinlikle bunda bir gösterge / bir ayet vardır, onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı, muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Muhakkak Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Şüphesiz senin Rabbin /Sahibin daima üstün ve ikramı bol olandır.
Senin Rabbin elbette güçlüdür; ikramı boldur.
Elbette Rabbin, çok güçlüdür, çok merhametlidir.
Rabbin ise, elbette güçlü olan, merhametli olan O'dur.
Ve senin Rabbin mutlak Aziz, mutlak Rahim'dir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.