Diyanet İşleri
Semud kavmi de Peygamberleri yalanladı.
Şuarâ suresi · 141–159. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Şuarâ suresi, 141. ayet. كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ
Semud kavmi de Peygamberleri yalanladı.
Semûd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.
Semut (da) elçilerini yalanladı.
(Ve) Semud toplumu (da) gönderilen elçilerden (birini) yalanladı.
Semud da Rasulleri yalanladı.
Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Semud da gönderilenleri yalanlamıştı.
Semud kavmi de peygamberlerini yalanladı.
Semud (halkı) da elçileri yalanladı.
Semud (halkı) da elçileri yalanladı.
Semüd (kavmi) de gönderilen peygamberleri yalanladı.
Semud gönderilen Resulleri tekzib etti
Semud halkı gönderilmişleri dipnot 1 yalanladı.
Semud halkı gönderilmişleri dipnot 1 yalanladı.
Semud halkı gönderilmişleri dipnot 1 yalanladı.
Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Semud (kavmi de gönderilen) peygamberleri tekzib etmişdir.
Semud da peygamberleri yalanladı.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Semûd da rasulleri yalanladılar.
Semud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı:
Semud halkı da elçileri dipnot 1 yalancılıkla suçlamıştı dipnot 2 .
Semud halkı da elçilerini yalancı yerine koydu.
Semûd Kavmi de peygamberlerini yalanlamıştı.
Semud Kavmi de peygamberlerini yalanlamıştı.
Semud da peygamlerleri yalanladı.
Şuarâ suresi, 142. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?
Hani bir zamanlar onlara da soydaşları Salih şöyle demişti: "Hala sorumlu davranmayacak mısınız?
Hani, onlara (da) kardeşleri Salih, "Artık Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşımayacak mısınız?" demişti.
Hani kardeşleri Salih onlara dedi ki: "Korkup sakınmaz mısınız?"
Hani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız? demişti.
Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Kardeşleri Salih, onlara, şöyle demişti: "Sorumluluk bilincine erişmeyecek misiniz?"
Kardeşleri Salih, onlara, "Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" demişti.
Kardeşleri Salih onlara demişti ki, "Erdemli olmaz mısınız?"
Kardeşleri Salih onlara demişti ki, 'Erdemli olmaz mısınız?'
Kardeşleri Salih o zaman onlara şöyle demişti: "Allah'tan korkmaz mısınız?
O vakıt ki kardeşleri Salih onlara demişti: Allahdan korkmaz mısınız?
Hani! Kardeşleri Salih onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.
Hani! Kardeşleri Salih onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.
Hani! Kardeşleri Salih onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.
Hani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
O zamanda ki biraderleri Saalih onlara: "(Allahdan) korkmaz mısınız?" demişdi.
Hani onlara kardeşleri Salih demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Hani kardeşleri Salih onlara demişti ki: "Sakınmaz mısınız?"
Kardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?"
Bir gün kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Yanlış yapmaktan sakınmayacak mısınız?
Bir gün kardeşleri Salih onlara "kendinize çeki düzen vermeyecek misiniz?
Kardeşleri Salih, onlara: Hiç Allah’tan sakınmıyor musunuz? demişti.
Kardeşleri Salih, onlara: -Hiç Allah'tan korkmuyor musunuz? demişti.
Kardeşleri Salih onlara demişti ki: "Siz hiç sakınmıyor musunuz?"
Şuarâ suresi, 143. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
Hem bakın, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim:
"Bakın ben (O'nun tarafından) size gönderilen güvenilir bir elçiyim;
"Ben kesinlikle güveneceğiniz bir Rasulüm. "
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
"Aslında, ben, sizin için, güvenilir bir elçiyim!"
"Şüphesiz ben size gönderilmişgüvenilir bir peygamberim."
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
'Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
"Sizin için güvenilir bir Resul'üm."
"Sizin için güvenilir bir Resulüm."
"Sizin için güvenilir bir rasulüm."
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
"Şübhesiz ben size (gönderilmiş) emin bir peygamberim".
Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Ben size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm.”
"Ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.
Ben sizin güveneceğiniz bir elçiyim.
Ben, sizin için güvenilir bir elçiyim.
Ben, sizin için güvenilir bir elçiyim.
"Ben sizin için emin bir resulüm."
Şuarâ suresi, 144. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!"
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Şu halde Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin!
öyleyse, artık Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın ve bana itaat edin!
"O halde Allah'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
"Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin."
Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
"Artık, Allah'a yönelik sorumluluk bilinci taşıyın ve bana boyun eğin!"
"Allah'tan sakının ve bana itaat edin!"
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."
'ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız.'
Gelin Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
"Allah için takva sahibi olun ve bana itaat edin."
"Allah için takva sahibi olun ve bana itaat edin."
"Allah için takva sahibi olun ve bana itaat edin."
"Artık Tanrı'dan korkup sakının ve bana itaat edin."
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin."
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Artık Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.
Allah'tan çekinin ve sözümü dinleyin dedi.
Allah’tan sakının ve bana itaat edin.
Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
"Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
Şuarâ suresi, 145. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
Ben bu (davet) karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum; benim ecrimi takdir etmek sadece alemlerin Rabbine düşer."
Üstelik, ben sizden herhangi bir karşılık da istiyor değilim; benim hak ettiğim karşılığı vermek alemlerin Rabbinden başkasına düşmez.
"Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum. . . Hizmetimin karşılığı yalnızca Rabb-ül alemin'e aittir. "
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
"Bunun için, sizden bir karşılık istemiyorum. Benim ödülümü, ancak Evrenlerin Efendisi verir!"
"Ben bundan dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Benim karşılığımı ancak alemlerin Rabbi verecektir."
"Buna karşılık sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretimi ancak evrenlerin Efendisi öder."
'Buna karşılık sizden bir ücret te istemiyorum. Benim ücretimi ancak evrenlerin Rabbi öder.'
Buna karşı ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak alemlerin Rabbine aittir.
Buna karşı ben sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'alemine aiddir
"Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca alemlerin Rabb'ine aittir."
"Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
"Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca alemlerin Rabb'ine aittir."
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
"Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değildir".
Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak alemlerin Rabbına aittir.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
"Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir."
Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece Varlıkların Sahibi'ne aittir.
Bu iş için sizden ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan sadece alemlerin Rabbidir.
Bu işe karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir.
Bu işe karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbine aittir.
"Ben bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbi'ndendir."
Şuarâ suresi, 146. ayet. أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
(146-148) "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"
(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?
"İçinde bulunduğunuz şu konumda böylece bırakılacağınıza dair güvenceniz mi var?
Bu bulunduğunuz hal üzere hep böyle güvenlik içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
"(Ne yaparsanız yapın) hep böyle güvende olacağınızı mı sanıyorsunuz?"
"Siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?"
Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)!
"Burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
"Burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?"
"Şurada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?"
'Şurada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?'
Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız:
Siz burada emn-ü eman ile bırakılacak mısınız?
"Siz burada; bulunduğunuz yerde hep güven içinde bırakılacak mısınız?"
"Siz burada; bulunduğunuz yerde hep güven içinde bırakılacak mısınız?"
"Siz burada; bulunduğunuz yerde hep güven içinde bırakılacak mısınız?"
"Siz burada güvenlik (aminiyne) içinde mi bırakılacaksınız?"
"Siz burada (ki nimetlerin içinde) emin emin bırakılacak mısınız"?
Burada emniyet içinde bırakılır mısınız?
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?"
"Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?"
Burada güven içinde mi bırakılacaksınız?
Burada güven içinde bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz?
Siz, burada (dünyada) güven içinde mi bırakılacaksınız?
Siz, burada güven içinde mi bırakılacaksınız?
"Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
Şuarâ suresi, 147. ayet. فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
(146-148) "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"
(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?
Envai çeşit bahçeler içinde ve pınar başlarında...
Bu bahçeler içre ve bu pınar başlarında;
"Cennetler (bahçeler) ve pınarlar içinde. . . "
"Bahçelerin, pınarların içinde,"
Bahçelerin, pınarların içinde;
"Bahçelerde ve pınarlarda!"
"Bahçelerin ve pınarların içerisinde."
"Bahçeler, pınarlar, "
'Bahçeler, pınarlar, '
cennetler, pınarlar,
O Cennetler, pınarlar
"Cennetlerde dipnot 1 ve çeşme başlarında."
"Cennetlerde dipnot 1 ve çeşme başlarında."
"Cennetlerde dipnot 1 ve çeşme başlarında."
"Bahçelerin, pınarların içinde."
"Bağların, pınarların içinde",
Bahçelerde, çeşmelerde.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Bahçelerde ve akarsular arasında,
"Böyle bahçelerde, çeşme başlarında?"
Bahçelerde, pınar başlarında,
Bahçeler içinde, pınarların başında,
Bahçelerde, pınarlarda...
Bahçelerde, pınarlarda...
"Bahçelerde, pınarlarda."
Şuarâ suresi, 148. ayet. وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ
(146-148) "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"
(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?
Ekinler ve iç geçirtecek kadar zarif, olgun ve dolgun hurma salkımlarının sarktığı hurmalıklarda...
bu ekinler, bu zarif görünüşlü ince sürgünlü hurmalıklar arasında...
"Ekinler ve tomurcuklarıyla hurma ağaçları!"
"Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?"
ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında
"Ekinler ve olgun meyveli hurmalıklar içinde!"
"Ekinler, salkımlı hurma ağaçları arasında."
"Ekinler ve olgun meyveli hurmalıklar içindesiniz."
'Ekinler ve olgun meyveli hurmalıklar içindesiniz.'
salkımları sarkmış hurmalar, ekinler içinde?
Latıf tal'ı sarkmış hurmalar, ekinler içinde
"Ekinliklerde ve salkımlı hurmalıklarda."
"Ekinliklerde ve salkımlı hurmalıklarda."
"Ekinliklerde ve salkımlı hurmalıklarda."
"Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?"
"Ekinlerin ve tomurcukları nazik, yumuşak hurma ağaçlarının içinde".
Ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında,
"Ekinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında?"
ekinler ve salkımları sarkmış hurmalıklar arasında mı bırakılacaksınız?
Ekinler ve sık tomurcuklu hurmalar arasında yaşamaya,
Ekinler ve yumuşak tomurcuklu hurmalıklar içinde…
Ekinler ve yumuşak tomurcuklu hurmalıklar içinde...
"Ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar içinde."
Şuarâ suresi, 149. ayet. وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَٰرِهِينَ
"Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."
Şımarıklık yaparak dağlardan (kayalardan) evler yontuyorsunuz.
Bir de kalkmış, dağlarda yonttuğumuz görkemli evlerden dolayı şımarıyorsunuz.
Ve dağlarda hep böyle ustalıkla evler yontabileceğinizi (mi sanıyorsunuz)?
"Hünerli ve keyifli olarak dağlardan evler yontuyorsunuz!"
"Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz."
(Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz).
"Dağlarda, ustalıkla evler yontuyorsunuz!"
"Sevinçle dağlarda evler yaparak?"
"Ve dağlardan lüks köşkler yontuyorsunuz."
'Ve dağlardan lüks köşkler yontuyorsunuz.'
Ki bir de dağlardan keyifli keyifli evler yontuyorsunuz?
Ki bir de dağlardan keyfli keyfli evler yontuyorsunuz
"Ve dağlardan ustalıkla yonttuğunuz evlerde."
"Ve dağlardan ustalıkla yonttuğunuz evlerde."
"Ve dağlardan ustalıkla yonttuğunuz evlerde."
"Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz."
"Dağlardan şımarık şımarık evler yontuyorsunuz".
Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız?
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Dağları maharetle oyup alımlı köşkler yapıyorsunuz?”
"Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz."
Bir de dağlardan ustalıkla evler oyuyorsunuz.
Dağları ustalıkla yontup evler yapmaya devam edeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Dağları oyup, ustalıkla evler yapıyorsunuz.
Dağları oyup, ustalıkla evler yapıyorsunuz.
"Keyif içinde, dağlardan evler yontuyorsunuz."
Şuarâ suresi, 150. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Ama artık Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin!
Öyleyse, artık Allah'tan yana bilinç ve duyarlık gösterin ve bana itaat edin;
"O halde Allah'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
"Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
"Artık, Allah'a yönelik sorumluluk bilinci taşıyın ve bana boyun eğin!"
"Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin!"
"ALLAH'ı dinleyip beni izlemelisiniz."
'ALLAH'ı dinleyip beni izlemelisiniz.'
Gelin, Allah'tan korkun da bana itaat edin.
Gelin Allahdan korkun da bana itaat eyleyin
"Allah için takvalı olun ve bana itaat edin."
"Allah için takvalı dipnot 1 olun ve bana itaat edin."
"Allah için takvalı olun ve bana itaat edin."
"Artık Tanrı'dan sakının ve bana itaat edin."
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
O halde Allah'tan korkun da bana itaat edin.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin."
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Artık Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.
Artık Allah'tan çekinin ve sözümü dinleyin.
Artık, Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
"Artık Allah'tan sakının da bana itaat edin."
Şuarâ suresi, 151. ayet. وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ
(151-152) "Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."
(151, 152) Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin!"
Haddi aşanların isteklerine uymayın!
ölçüyü aşanların sözüne uymayın;
"Yetkisini aşanların emrine itaat etmeyin!"
"Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin."
Aşırı gidenlerin emrine uymayın.
"Ölçüyü aşanların buyruğuna uymayın!"
"Aşırı gidenlerin emrine uymayın!"
"Sınırı aşanların emrine uymayın."
'Sınırı aşanların emrine uymayın.'
İtaat etmeyin o kimselere
İtaat etmeyin o kimselere ki
"Ve müsriflerin dipnot 1 buyruklarına uymayın."
"Ve müsriflerin dipnot 1 buyruklarına uymayın."
"Ve müsriflerin dipnot 1 buyruklarına uymayın."
"Ve ölçüsüzce davrananların buyruğuna uymayın."
"Müfritlerin emrine boyun eğmeyin".
Müsriflerin emrine itaat etmeyin.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Aşırı olanların emrine uymayın!"
"O aşırıların emrine uymayın."
Aşırılık edenlerin isteklerine boyun eğmeyin!
Aşırılık edenlerin isteklerine boyun eğmeyin.
Aşırı olanların emrine uymayın!
Gafil, cahillerin emrine uymayın!
"Savurganlık edenlerin/haddi aşanların buyruğuna uymayın."
Şuarâ suresi, 152. ayet. ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
(151-152) "Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin."
(151, 152) Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin!"
Böyleleri düzeni sağlamadıkları gibi, yeryüzünde fesat çıkarmaktan da geri durmazlar."
o ölçüyü aşanlar ki, yeryüzünde düzen ve uyum sağlayacaklarına bozgunculuk yaparlar!"
"Ki onlar (yetkilerini aşanlar) dünyada insanları yanlışa yönlendirirler, düzeltici olmazlar. "
"Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik, düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)."
Onlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyor, fakat ıslâh etmiyorlar.
"Onlar, yeryüzünde düzeni sağlamak yerine, bozgunculuk yapmak için uğraşırlar!"
"Onlar, yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar da insanların iyiliğine çalışmıyorlar" dediğinde;
"Onlar yeryüzünde iyilik değil kötülük işlerler."
'Onlar yeryüzünde iyilik değil kötülük işlerler.'
ki, yeryüzünü fesada verirler de ıslah etmezler."
yeryüzünü fesada verirler de islah etmezler
"Onlar, yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, düzeltmiyorlar."
"Onlar, yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, düzeltmiyorlar."
"Onlar, yeryüzünde haddi aşarlar ve yıkıcılık yaparlar."
"Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)."
"Ki onlar yer (yüzün) de fesad yapar, ıslah etmez kimselerdir".
Onlar ki yeryüzünde bozgunculuk yaparlar da ıslah etmezler.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarır ve (hiçbir şeyi) ıslah etmezler."
"Yeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin)."
Onlar, yeryüzünde düzeni bozan ve iyileştirmeye çalışmayanlardır."
Onlar bu topraklarda bozgunculuk yaparlar, hiçbir şeyi düzeltmezler."
Onlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, ıslah etmiyorlar.
Onlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, düzeltmiyorlar.
"Onlar yeryüzünde bozgun çıkarırlar, barış için çalışmazlar."
Şuarâ suresi, 153. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
(Kavmi ise Salih'e) şöyle demişti: "Sen sadece büyülenmişlerdensin.
Onlar dediler ki: "Sen, büyülenmiş birinden başkası değilsin.
(Salih'in kavmi:) "Sen mutlaka büyülenmiş birisin!" dediler.
Dediler ki: "Sen büyülenmişsin (etki altına girmişsin). "
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
Dediler ki: "Aslında, sen büyülenmişsin!"
Onlar şöyle dediler: "Şüphesiz sen sadece büyülenenlerden birisin."
Dediler ki, "Sen büyülenmişsin."
Dediler ki, 'Sen büyülenmişsin.'
Dediler: "Sen iyice büyülenmişlerden birisisin;
Sen dediler: çok büyülenmişlerdensin
"Sen kesinlikle büyülenmişlerdensin." dediler.
"Sen kesinlikle büyülenmişlerdensin." dediler.
"Sen kesinlikle büyülenmişlerdensin." dediler.
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin."
"Sen, dediler, ancak (hızlı) büyülenmişlerdensin"!
Dediler ki: Şüphesiz sen, ancak büyülenmişlerdensin.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Dediler ki: “Sen muhakkak aşırı bir şekilde büyülenmişlerdensin.
"Dediler: "Sen, iyice büyülenmişlerdensin."
Onlar şöyle dediler: "Sen sadece büyülenmiş kişilerdensin.
"Sen iyice büyülenmiş kişilerden olmuşsun,
Sen, ancak büyülenmiş birisin, dediler.
-Sen, ancak büyülenmiş birisin, dediler.
Dediler: "Sen, adamakıllı büyülenmişsin."
Şuarâ suresi, 154. ayet. مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir."
Sen de ancak bizim gibi bir insansın. dipnot 1 Doğru söyleyenlerdensen (bize) bir delil getir!"
Sen de sadece bizim gibi beşer türüne mensupsun; eğer sözünün arkasında duruyorsan, haydi bir delil getir de (görelim)!"
"Bizim gibi ölümlü bir insandan başka bir şey değilsin! Eğer doğru sözlü biriysen, bize bir alamet getir (de görelim)!"
"Sen yalnızca bizim benzerimiz bir beşersin (ama kendini farklı sanıyorsun)! Eğer sözünde sadıksan hadi bir mucize göster!"
"Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir görelim."
Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.
"Bizler gibi bir insanoğlundan başkası değilsin. Madem öyle, bize bir mucize getir; eğer doğruyu söylüyorsan?"
"Sen de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir!" dediler.
"Sen bizim gibi bir insansın. Doğru sözlü isen bize bir mucize getir bakalım."
'Sen bizim gibi bir insansın. Doğru sözlü isen bize bir mucize getir bakalım.'
Sen de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsin; haydi bir ayet (mucize) getir, eğer doğru konuşanlardan isen!"
Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin? Haydi bir ayet getir eğer sadıklardan isen
"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. dipnot 1 Eğer doğru söyleyenlerden isen bize bir ayet dipnot 2 getir."
"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin dipnot 1 . Eğer doğru söyleyenlerden isen bize bir ayet dipnot 2 getir."
"Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen bize bir ayet dipnot 1 getir."
"Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru sözlü isen bu durumda bir ayet getir görelim."
"Sen bizim gibi bir beşerden başkası değilsin. Bununla beraber eğer (peygamberlik da'vaasında) doğruculardan isen haydi bir ayet (mu'cize) getir".
Hem sen, bizim gibi insandan başka bir şey değilsin. Şayet sadıklardan isen o zaman bir ayet getir.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir.”
"Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir."
Sen sadece bizim gibi bir beşersin. Doğru söyleyenlerdensen haydi bize bir mucize getir!"
Oysa bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Haklıysan bize bir belge getir," dediler
Sen de sadece bizim gibi bir insansın. Eğer, sözlerin doğruysa bize bir ayet/ mucize getir bakalım.
Sen de sadece bizim gibi bir insansın. Eğer, sözlerin doğruysa bize bir mucize getir bakalım.
"Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğru sözlülerden isen, hadi bir mucize getir."
Şuarâ suresi, 155. ayet. قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
Salih, şöyle dedi: "İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır."
(Salih de) şöyle demişti: "İşte (delil) bu dişi devedir. (Belirli bir gün) su içme (hakkı) onun; belirli (bir) günün içme (hakkı da) sizindir! dipnot 1
"(İstediğiniz delil), işte şu (sahipsiz) dişi devedir!" dedi, "Su içme hakkı (belli bir gün) ona, belli bir gün de size aittir.
(Salih:) "(İşte) şu dişi deve; su içme hakkı (belirli bir gün) onun, belirli günlerde de sizindir;
(Salih) dedi ki: "Şu (başıboş) dişi deve. . . Onun da bir su içme sırası var, sizin develerinizin de. . . "
Dedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir."
Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
Dedi ki: "İşte şu dişi deve! Onun, su içme hakkı vardır. Belirli bir günde de su içme hakkı sizindir!"
Salih ise şöyle dedi: "İşte,mucize bu dişi devedir. Belirli bir gün onun da, sizin de su içme hakkınız vardır."
Dedi ki, "İşte şu deve. Onun su içeceği belli bir zamanı vardır. Sizin de su içeceğiniz belli bir gününüz vardır." dipnot 1
Dedi ki, 'İşte şu deve. Onun su içeceği belli bir zamanı vardır. Sizin de su içeceğiniz belli bir gününüz vardır.'
(Salih): "İşte (o mucize) bir dişi deve; su hakkı bir (gün) ona, belli bir günün su hakkı da size;
Ha, dedi: işte bir naka ona bir şirb hakkı, size de ma'lum bir günün şirb hakkı
"İşte bu dişi deve. dipnot 1 Su içme hakkı; belirli bir gün onun ve belirli bir gün sizindir." dedi.
"İşte bu dişi deve. dipnot 1 Su içme hakkı; belirli bir gün onun ve belirli bir gün sizindir." dedi.
"İşte bu dişi deve. dipnot 1 Su içme hakkı; belirli bir gün onun ve belirli bir gün sizindir." dedi.
Dedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir."
(Saalih) dedi: "İşte bu dişi deve. Su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin".
Dedi ki: İşte şu devedir. Su içme hakkı; belirli bir gün onun ve belirli bir gün sizindir.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Salih, şöyle dedi: “İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır.”
Dedi: "İşte bu dişi deve (mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin."
(Salih:) "İşte bu bir dişi deve! Su içme hakkı belli gün onun, belli gün de sizindir." dedi dipnot 1 .
"İşte size bir dişi deve! Su belli bir gün onun, diğer gün sizin olacak, dedi.
İşte şu, bir devedir. Su içme hakkı (belli bir gün) onundur, belli bir gün sizindir, dedi.
-İşte şu, bir devedir. Su içme hakkı belli bir gün onundur, belli bir gün sizindir, dedi.
Dedi: "Şu bir dişi devedir. Onun su içme hakkı var. Belli bir günde su içme hakkı da sizin."
Şuarâ suresi, 156. ayet. وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ
"Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."
Sakın ona hiçbir kötülük yapmayın; yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar." dipnot 1
Sakın ola ona bir kötülük yapayım demeyin! Bu takdirde sizi korkunç bir günün azabı yakalar."
öyleyse, sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa büyük, çetin bir günün azabı gelip sizi bulur!" dedi.
"(Sakın) ona kötülük yapmayın. (Aksi takdirde) sizi çok güçlü bir sürecin azabı yakalar. "
"Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.
Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.
"Ona, bir kötülük yapmayın. Yoksa Büyük Gün'ün cezası sizi yakalar!"
"Ona bir kötülük yapmayınız! Aksi takdirde başınıza büyük bir felaket gelir."
"Ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün cezasına çarpılırsınız."
'Ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün cezasına çarpılırsınız.'
sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalar." dedi.
Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin ki o yüzden sizi büyük bir günün azabı yakalar
"Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük günün azabı sizi yakalar."
"Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük günün azabı sizi yakalar."
"Sakın ona zarar vermeyin. Yoksa büyük günün azabı sizi yakalar."
"Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar."
"Ona bir kötülükle ilişmeyin. Sonra sizi büyük bir günün azabı yakalar".
Sakın ona bir kötülük yapmayın. Yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Sakın ona bir kötülükle dokunmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
"Sakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar."
"Ona bir kötülük etmeyin, yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."
Ona bir kötülük yapmayın, yoksa çok zor bir günün azabına çarpılırsınız."
Sakın ona bir kötülük etmeyin; yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalar.
Sakın ona bir kötülük etmeyin; yoksa sizi korkunç bir günün azabı yakalar.
"Ona kötülükle ilişmeyin. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."
Şuarâ suresi, 157. ayet. فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ
Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.
Onu (deveyi) hunharca katletmiş, dipnot 1 (sonradan) pişman olmuşlardı.
Buna rağmen onlar, onu işkence yaparak vahşice katlettiler; fakat sonunda pişman oldular;
Bütün bu uyarılara rağmen onlar yine de o deveyi hoyratça boğazladılar; ama bunu yaptıklarına (çok geçmeden) pişman oldular;
(Uyarıyı dinlemeyip) dişi deveyi vahşice boğazladılar; sonunda da çok pişman oldular.
"Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular."
Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
Yine de onu kestiler. Sonra pişman oldular.
Buna rağmen onlar deveyi kestiler, ama sonunda pişman oldular.
Nihayet onu kestiler; ancak pişman oldular.
Nihayet onu kestiler; ancak pişman oldular.
Derken onu vurdular, fakat pişman oldular;
Derken onu vurdular, fakat nadim oldular
Derken onu boğazladılar. Sonra da pişman oldular.
Derken onu boğazladılar. Sonra da pişman oldular.
"Derken onu kestiler. Sonra da pişman oldular."
Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular.
Derken onu kesdiler. Fakat peşiman oldular.
Onlar ise onu kestiler de pişman oldular.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Derken onu kestiler de pişman oluverdiler.
Nihayet onu kestiler, ama pişman oldular.
Yine de o deveyi ayaklarını keserek öldürdüler, sonra pişman oldular.
Sonra o deveyi kestiler ama yaptıklarına pişman oldular.
Buna rağmen kestiler sonra da pişman oldular.
Buna rağmen kestiler sonra da pişman oldular.
Onu yere yatırıp kestiler. Sonra da pişman oldular.
Şuarâ suresi, 158. ayet. فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
(Ama çoktan) o azap kendilerini yakalamıştı. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda, bir ders vardır.
çünkü onları malum azap kıskıvrak yakalamıştı. Elbet bu (Salih kıssası)nda da, alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanları çoğu yine de inanmayacaklardır.
çünkü (Salih'in önceden haber verdiği) azap onları kıskıvrak yakaladı. Şüphesiz bu (kıssada da insanlar için) bir ders vardır; onlardan çoğu (buna) inanmasalar da...
Sonunda o azap onları çarptı! Muhakkak ki bu olayda bir işaret - ders vardır. . . Onların çoğunluğu iman etmemişlerdir!
Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Sonunda, ceza onları yakaladı. Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.
Çünkü felaket başlarına geldi. Onların çoğu inanmamış olsa da,bunda kesinlikle bir ders vardır.
Ve ceza onları yakaladı. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk onaylamaz."
Ve ceza onları yakaladı. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.'
çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda (alınacak) bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.
Çünkü kendilerini azab yakalayıverdi şüphesiz bunda mutlak bir ayet var öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Fakat azap onları yakaladı. Kuşkusuz bunda dipnot 1 bir ayet dipnot 2 vardır. Yine de İnsanların çoğu iman etmediler.
Fakat azap onları yakaladı. Kuşkusuz bunda dipnot 1 bir ayet dipnot 2 vardır. Yine de insanların çoğu inanmadılar.
Fakat azap onları yakaladı. Kuşkusuz bunda dipnot 1 bir ayet dipnot 2 vardır. Yine de insanların çoğu inanmadılar.
Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır / değildir.
Çünkü kendilerini o azab yakalayıverdi. Şübhesiz bunda mutlak bir ayet (ibret) vardır. Böyle iken onların çoğu iman ediciler değildir.
Bunun üzerine azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Bunun üzerine azap onları yakaladı. Muhakkak bunda bir ayet vardır ama onların çoğu iman etmediler.
Ve azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Sonra o azap onları yakaladı dipnot 1 . Bu olayda kesin bir ibret /bir ayet vardır ama bunların çoğu inanıp güvenmiş kimseler değillerdi.
O azap onları hemen yakaladı. Bu olayda kesin bir belge vardır ama bunların çoğu inanacak değillerdir.
Çünkü onları azap yakaladı. Bu olayda gerçekten bir ibret vardır. Buna rağmen onların çoğu mümin değillerdir.
Çünkü onları azap yakaladı. Bu olayda gerçekten bir ibret vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmiş değildir.
Sonunda azap onları yakaladı. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu inanan kişiler değildi.
Şuarâ suresi, 159. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir. dipnot 1
Ne ki senin Rabbin, sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Ve şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!
Kesinlikle Rabbin "HU"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ve kuşkusuz, Efendin, gerçekten, Üstündür; Merhametlidir.
Şüphesiz senin Rabbin çok güçlüdür;çok merhametlidir.
Kuşkusuz senin Efendin Üstündür, Rahimdir.
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Ve şüphesiz Rabbin gerçekten, O, çok güçlü ve çok merhametlidir.
Ve şüphesiz rabbın o, öyle aziz öyle rahim
Rabb'in, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Rabbin, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Rabb'in, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ve şüphesiz, senin rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O.
Muhakkak ki Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.
(141-159) Semud gönderilenleri / Resul leri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Salih onlara sakınmaz mısınız , ben kesinlikle sizin için güvenilir bir elçiyim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum benim ücretim alemlerin rabbi Allah'a aittir, sizler burada, bahçeler, gözeler, ekinler içerisinde hoş kokulu hazmı kolay hurmalar içerisinde güven içinde bırakılır mısınız / terk edilir misiniz? Dağlarda yonttuğunuz evlerde şımarıklık içerisindesiniz / ferah içerisindesiniz , Allah'tan sakının ve bana itaat edin , haddi aşanların / müsriflerin emirlerine uymayın / tabi olmayın, ki onlar yerde / arzda bozgunculuk / fesat çıkarırlar düzeltmezler / onarmazlar / ıslah etmezler dedi. Dediler ki, sen muhakkak büyülenmişsin / sihirlenmişsin, sen de bizim benzerimiz gibi bir derilisin / beşersin, eğer söylediklerine bağlı biri isen bize bir gösterge / bir ayet getir. Dedi ki işte bu deve, bilinen bazı günlerde siz suyu içeceksiniz, bilinen bazı günler de o, suyu içecek, ona kötülükle dokunmayın / temas etmeyin , çok büyük bir günün azabı sizi yakalar. Onu boğdular ve pişman oldular / nedamet getirdiler , onları azap yakaladı, Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve de onların çoğunluğu /ekserisi iman eden olmadılar / mümin olmadılar, Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Muhakkak senin Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Şüphesiz senin Rabbin /Sahibin daima üstün ve ikramı bol olandır.
Senin Rabbin pek güçlüdür, ikramı boldur.
Elbette Rabbin, çok güçlüdür, çok merhametlidir.
Rabbin ise, elbette güçlü olan, merhametli olan O'dur.
Ve senin Rabbin mutlak Aziz, mutlak Rahim'dir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.