Diyanet İşleri
Ta Sin Mim.
Şuarâ suresi · 1–9. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Şuarâ suresi, 1. ayet. طسٓمٓ
Ta Sin Mim.
Tâ. Sîn. Mîm. dipnot 1
Ta-Sin-Mim!
Ta-Sin-Mim.
Ta, Siin, Miim.
Ta, Sin, Mim.
Tâ. Sîn. Mîm.
T. S. M.
Ta, sin, mim.
T9 S60 M40 dipnot 1
TT.S.M.
Ta, Sin, Mim.
Ta, Sin, Mim.
Ta, Sin, Mim.
Ta, Sin, Mim.
Ta, Sin, Mim.
Ta, Sin, Mim.
Taa, Sin, Mim.
Ta, Sin, Mim.
(1-9) Tâ, sin, mim. Bu, açıklayıcı kitabın ayetleridir. Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın. İstesek onlara semadan bir ayet indiririz de onlar da boynu bükük / eğik halde kalırlardı. Rahmandan yeni bir hatırlatma (ihdas edilse) verilse ondan yüz çevirirler. Kesinlikle yalanladılar, alaya aldıkları / istihza ettikleri ne varsa haberleri sana verilecek. Yeri / Arzı görmüyorlar mı? onda her türden verilen / ikram edilen şeyler yeşerttik. (İkram sahibi / keramet sahibi) Muhakkak bunda göstergeler / ayetler vardır onların çoğu / ekserisi mümin olmadılar, Muhakkak rabbin, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Tâ, Sîn, Mîm. dipnot 1
Ta sin mim.
Ta-Sin-Mim dipnot 1 !
TA! SİN! MİM!
Tâ Sîn Mîm.
Ta Sin mim.
Ta, Sin, Mim.
Şuarâ suresi, 2. ayet. تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.
İşte şu(nlar), apaçık Kitabın ayetleridir.
Bunlar Kitab'ın açık ve açıklayıcı olan ayetleridir.
Bunlar, kendi içinde apaçık ve tutarlı olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilahi kelamın mesajlarıdır.
Bunlar apaçık ortada olan BİLGİnin (Sünnetullah'ın) işaretleridir.
Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir.
Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.
İşte bunlar, Apaçık Kitap'ın ayetleridir.
Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.
Bunlar (harfler), açıklayıcı kitabın mucizeleridir.
Bunlar (harfler), açıklayıcı kitabın mucizeleridir.
Bunlar sana o apaçık Kitab'ın ayetleridir!
Bunlar sana o mübin kitabın ayetleri
Bunlar gerçeği apaçık ortaya koyan Kitap'ın ayetleridir.
Bunlar dipnot 1 gerçeği apaçık ortaya koyan Kitap'ın ayetleridir. dipnot 1
Bunlar dipnot 1 gerçeği apaçık ortaya koyan Kitap'ın ayetleridir. dipnot 2
Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir.
Bunlar o hakikatleri açıklayan kitabın ayetleridir.
Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
(1-9) Tâ, sin, mim. Bu, açıklayıcı kitabın ayetleridir. Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın. İstesek onlara semadan bir ayet indiririz de onlar da boynu bükük / eğik halde kalırlardı. Rahmandan yeni bir hatırlatma (ihdas edilse) verilse ondan yüz çevirirler. Kesinlikle yalanladılar, alaya aldıkları / istihza ettikleri ne varsa haberleri sana verilecek. Yeri / Arzı görmüyorlar mı? onda her türden verilen / ikram edilen şeyler yeşerttik. (İkram sahibi / keramet sahibi) Muhakkak bunda göstergeler / ayetler vardır onların çoğu / ekserisi mümin olmadılar, Muhakkak rabbin, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
Şunlar o apaçık Kitabın ayetleridir.
Bunlar apaçık dipnot 1 olan Kitab'ın ayetleridir dipnot 2 .
Bunlar o açık Kitabın ayetleridir.
Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.
Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.
İşte sana gerçeği apaçık gösteren Kitap'ın ayetleri...
Şuarâ suresi, 3. ayet. لَعَلَّكَ بَٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
Ey Muhammed! Mü'min olmuyorlar diye adeta kendini helak edeceksin!
Onlar iman etmiyor diye neredeyse kendine yazık edeceksin! dipnot 1
Mü'min olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin.
(İnsanların bir kısmı, ulaştırdığın mesaja) inanmıyorlar diye (üzüntüden) neredeyse kendini tüketeceksin!
İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin?
Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)
(Rasûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!
İnanmadıkları için, neredeyse kendini tüketeceksin.
Sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin.
Gerçeği onaylamıyorlar diye kendini kahrediyor olabilirsin.
İnanmıyorlar diye kendini kahrediyor olabilirsin
Onlar iman etmeyecekler diye, neredeyse sen kendine kıyacaksın.
Sen adeta kendine kıyacaksın mü'min olmıyacaklar diye
İman etmiyorlar diye, adeta kendini helak edeceksin.
İman etmiyorlar diye, adeta kendini helak edeceksin.
İman etmiyorlar diye, adeta kendini helak edeceksin.
Onlar inançlı olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)
(Habibim) Onlar mü'min olmayacaklar diye aadeta kendine kıyacaksın!
Mü'min olmuyorlar diye nerede ise kendini mahvedeceksin.
(1-9) Tâ, sin, mim. Bu, açıklayıcı kitabın ayetleridir. Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın. İstesek onlara semadan bir ayet indiririz de onlar da boynu bükük / eğik halde kalırlardı. Rahmandan yeni bir hatırlatma (ihdas edilse) verilse ondan yüz çevirirler. Kesinlikle yalanladılar, alaya aldıkları / istihza ettikleri ne varsa haberleri sana verilecek. Yeri / Arzı görmüyorlar mı? onda her türden verilen / ikram edilen şeyler yeşerttik. (İkram sahibi / keramet sahibi) Muhakkak bunda göstergeler / ayetler vardır onların çoğu / ekserisi mümin olmadılar, Muhakkak rabbin, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
(Ey Muhammed!) İman etmiyorlar diye adeta kendini helâk edeceksin!
Herhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!
İnanmayacaklar diye neredeyse kendini yiyip bitireceksin dipnot 1 .
İnanmayacaklar diye kendini tüketecek gibisin.
Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini mahvedeceksin.
Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini mahvedeceksin.
Onlar iman etmiyorlar diye kendini üzüntüden tüketir gibisin.
Şuarâ suresi, 4. ayet. إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ
Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar.
Dilesek, üzerlerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de ona boyunları eğik kalır.
Eğer dileseydik onlara semadan öyle bir belge indirirdik ki, onun karşısında (mecburen) boyun büker, baş eğerlerdi.
Eğer dileseydik, onlara gökten öyle bir alamet indirirdik ki, onun karşısında boyunları bükülür, hemen baş eğerlerdi.
Eğer dilesek semadan üzerlerine bir mucize inzal ederiz de, zorunlu olarak boyunları bükülüp, hükmü kabul ederler!
Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.
Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.
Eğer dilersek, gökten bir mucize indiririz; boyunları, Ona eğilsin diye.
Dilersek onlara gökten bir mucize indiririz de mecbur kalıp boyun eğerler.
Dilesek onların üzerine gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
Dilesek onların üzerine gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
Dilersek üzerlerine gökten bir ayet (mucize) indiriveririz de ona boyunları eğile kalır.
Dilersek üzerlerine Semadan bir ayet indiriveririz de ona boyunları eğile kalır
Eğer dileseydik gökten öyle bir ayet dipnot 1 indirirdik ki hepsi ona boyun eğmek zorunda kalırdı dipnot 2 .
Eğer dileseydik gökten öyle bir ayet dipnot 1 indirirdik ki hepsi ona boyun eğmek zorunda kalırdı. dipnot 2
Eğer dileseydik gökten öyle bir ayet dipnot 1 indirirdik ki hepsi ona boyun eğmek dipnot 2 zorunda kalırdı.
Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.
Eğer dilersek biz onların tepesine gökden bir ayet indiriveririz de ona boyunları eğilekalır.
Dilersek, onlara gökten bir ayet indiririz de ona boyunları eğik kalır.
(1-9) Tâ, sin, mim. Bu, açıklayıcı kitabın ayetleridir. Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın. İstesek onlara semadan bir ayet indiririz de onlar da boynu bükük / eğik halde kalırlardı. Rahmandan yeni bir hatırlatma (ihdas edilse) verilse ondan yüz çevirirler. Kesinlikle yalanladılar, alaya aldıkları / istihza ettikleri ne varsa haberleri sana verilecek. Yeri / Arzı görmüyorlar mı? onda her türden verilen / ikram edilen şeyler yeşerttik. (İkram sahibi / keramet sahibi) Muhakkak bunda göstergeler / ayetler vardır onların çoğu / ekserisi mümin olmadılar, Muhakkak rabbin, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Dilersek, üzerlerine gökten bir ayet/mucize indiririz de boyunları öne eğilip kalır.
Dilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar).
Farklı tercihte bulunsak dipnot 1 gökten üzerlerine bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
Farklı bir tercihte bulunsaydık gökten üzerlerine öyle bir belge indirirdik ki, karşısında başları öne eğilirdi.
Dilersek, üzerlerine gökten bir ayet/mucize indiririz de boyunları öne eğilip kalır.
Dilersek, üzerlerine gökten bir işaret indiririz de boyunları öne eğilip kalır.
Eğer istersek gökten üzerlerine bir mucize indiririz de boyunları onun önünde perişanlıkla eğilip kalır.
Şuarâ suresi, 5. ayet. وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ
Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
Kendilerine, Rahmân'dan her yeni mesaj geldiğinde ondan yüz çevirirler. dipnot 1
Ama onlara Rahman'ın katından yeni bir hatırlatıcı mesaj gelse, kesinlikle ondan yüz çevirirler.
(Ama Biz böyle olsun istemedik:) ve bu yüzden, onlar da, ne zaman Rahman'dan hatırlatıcı, uyarıcı yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.
Ne zaman kendilerine Rahman'dan yeni bir hatırlatma gelse, hep ondan yüz çevirirler.
Onlara Rahman (olan Allah)'tan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.
Kendilerine, Rahmân (o çok esirgeyici Allah) dan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
Bağışlayandan onlara gelen her yeni öğretiden, kesinlikle yüz çevirirler.
Onlara Rahman'dan hiçbir yeni hatırlatma gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
Her ne zaman Rahman'dan kendilerine yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.
Her ne zaman Rahman'dan kendilerine yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.
Bununla beraber Rahman'dan kendilerine yeni bir öğüt gelmiyor ki, ondan yüz çevirmiş olmasınlar.
Bununla beraber Rahmandan kendilerine yeni bir zikir gelmiyor ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar
Rahman'dan kendilerine gelen söze bürünmüş her yeni öğütten yüz çevirdiler.
Rahman'dan kendilerine gelen söze bürünmüş her yeni öğütten yüz çevirdiler.
Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten yüz çevirdiler.
Onlara Rahmandan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.
Kendilerine O çok esirgeyici (Allah) dan (vahy ile) yeni bir öğüd gelmeye dursun, ille bundan yüz çeviricidirler onlar.
Onlara Rahman'dan bir öğüt geldiğinde, mutlaka ondan yüz çevirirler.
(1-9) Tâ, sin, mim. Bu, açıklayıcı kitabın ayetleridir. Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın. İstesek onlara semadan bir ayet indiririz de onlar da boynu bükük / eğik halde kalırlardı. Rahmandan yeni bir hatırlatma (ihdas edilse) verilse ondan yüz çevirirler. Kesinlikle yalanladılar, alaya aldıkları / istihza ettikleri ne varsa haberleri sana verilecek. Yeri / Arzı görmüyorlar mı? onda her türden verilen / ikram edilen şeyler yeşerttik. (İkram sahibi / keramet sahibi) Muhakkak bunda göstergeler / ayetler vardır onların çoğu / ekserisi mümin olmadılar, Muhakkak rabbin, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Rahman’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
Rahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar.
Onlara Rahman'dan yeni bir bilgi gelmeye görsün, hemen ondan yüz çevirirler dipnot 1 .
Onlara Rablerinden yeni bir bilgi gelmeye görsün hemen yüz çeviriyorlar.
Rahman’dan kendilerine öğüt gelmiş olmasın ki, ondan yüz çevirmesinler.
Rahman'dan kendilerine gelen her yeni uyarıdan hemen yüz çevirenler oldular.
O Rahman'dan kendilerine söze bürünmüş yeni bir hatırlatma gelmeye dursun, ondan mutlaka yüz çevirirler.
Şuarâ suresi, 6. ayet. فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Onlar (Allah'ın ayetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.
Elbette (bu mesajı) da yalanladılar; (fakat) alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında kendilerine gelecektir. dipnot 1
Kaldı ki, işte onlar (bunu) da yalanladılar. Buna rağmen, alay edip durdukları haberler yine de karşılarına çıkarılacaktır.
Nitekim, işte (bu mesajı da) yalanladılar. Ama alay edip durdukları şeyin tahakkuku yakında bütün açıklığıyla onların karşısına çıkarılacak!
Gerçekten yalanladılar! Alay edegeldikleri şeyin haberleri, kendilerine yakında gelecektir.
Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.
Üstelik (ona) «yalandır» derler, fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.
Nitekim yalanladılar. Artık, alay ettikleri şeyin haberleri, yakında onlara gelecektir.
Nitekim Kur'an'ı da yalanladılar. Ama alay edip durdukları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir.
Yalanladıkları için, eğlenceye aldıkları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
Yalanladıkları için, eğlenceye aldıkları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
Evet, yalanlamaktalar; fakat onlara alay edip durdukları şeyin dehşet veren haberleri gelecektir.
Evet tekzib etmekteler, fakat onlara o istihza ettikleri şeyin müdhiş haberleri gelecek
Sonra da kesin olarak yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri yakında onlara gelecek.
Sonra da kesin olarak yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri yakında onlara gelecek.
Sonra da kesin olarak yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri yakında onlara gelecek.
Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.
Şimdi (kat'i suretde) tekzib etdiler. (Fakat) istihza edegeldikleri (hakıykatların mühim) haberleri yakında onlara gelecekdir.
Onlar, gerçekten yalanladılar. Ama alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine yakında gelecektir.
(1-9) Tâ, sin, mim. Bu, açıklayıcı kitabın ayetleridir. Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın. İstesek onlara semadan bir ayet indiririz de onlar da boynu bükük / eğik halde kalırlardı. Rahmandan yeni bir hatırlatma (ihdas edilse) verilse ondan yüz çevirirler. Kesinlikle yalanladılar, alaya aldıkları / istihza ettikleri ne varsa haberleri sana verilecek. Yeri / Arzı görmüyorlar mı? onda her türden verilen / ikram edilen şeyler yeşerttik. (İkram sahibi / keramet sahibi) Muhakkak bunda göstergeler / ayetler vardır onların çoğu / ekserisi mümin olmadılar, Muhakkak rabbin, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Onlar (Allah’ın ayetlerini) yalanladılar. Fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.
Yalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir.
Onlar kesinlikle yalana sarılırlar. Hafife aldıkları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir dipnot 1 .
Kesinlikle yalan söylüyorlar ama hafife aldıkları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir.
Onlar, yalanladılar; ama alay ettikleri şeyin haberleri onlara gelecektir.
Onlar, inkar ettiler; ama, alay ettikleri şeyin haberleri onlara gelecektir.
Yemin olsun, yalanladılar ama yakında gelecektir onlara alaya alıp durdukları şeyin haberleri.
Şuarâ suresi, 7. ayet. أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.
Yerde her değerli çiftten nice (bitkiler) yetiştirdiğimizi hiç mi görmediler?
Peki, şimdi onlar yeryüzüne bakıp da orada her çiftin iyi ve yararlı olanını bitirdiğimizi hiç mi görmezler?
Peki bunlar, yeryüzüne hiç bakıp da düşünmediler mi: orada her çeşitten nice güzel (hayat) türleri çıkarmışız?
Görmediler mi arzı ki, orada her cömert çiftten (genetik çifte sarmalından) nice (şeyler) yetiştirip büyüttük?
Yeryüzüne bir bakmadılar mı ki, biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.
Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.
Yeryüzünü zaten görmüyorlar mı? Orada, her güzel bitkiden nice çiftler yetiştirdik.
Yeryüzüne bir bakmazlar mı? Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.
Yeryüzüne bakmazlar mı, onda değişik türden nice güzel bitkiler bitirmişiz.
Yeryüzüne bakmazlar mı, onda değişik türden nice güzel bitkiler bitirmişiz.
Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz onda her güzel çiftten nice bitkiler bitirmişiz.
Arza bir bakmadılar da mı? biz onda her hoş çiftten ne kadar bitirmişiz.
Onlar, yeryüzünü görmüyorlar mı? Her tür bitkiden çiftler olarak bol bol yetiştirdik.
Onlar, yeryüzünü görmüyorlar mı? Her tür bitkiden çiftler olarak bol bol yetiştirdik.
Onlar, yeryüzünü görmüyorlar mı? Her tür bitkiden çiftler olarak bol bol yetiştirdik.
Yeryüzüne bir bakmadılar mı ki, biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.
Yer (yüzün) e bir bakmadılar mı ki biz orada her güzel çiftden nice nebatlar bitirdik.
Yeryüzüne bakmazlar mı ki; Biz, orada bitkilerden nice güzel çiftler bitirmişizdir.
(1-9) Tâ, sin, mim. Bu, açıklayıcı kitabın ayetleridir. Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın. İstesek onlara semadan bir ayet indiririz de onlar da boynu bükük / eğik halde kalırlardı. Rahmandan yeni bir hatırlatma (ihdas edilse) verilse ondan yüz çevirirler. Kesinlikle yalanladılar, alaya aldıkları / istihza ettikleri ne varsa haberleri sana verilecek. Yeri / Arzı görmüyorlar mı? onda her türden verilen / ikram edilen şeyler yeşerttik. (İkram sahibi / keramet sahibi) Muhakkak bunda göstergeler / ayetler vardır onların çoğu / ekserisi mümin olmadılar, Muhakkak rabbin, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Yeryüzüne bakmazlar mı ki biz orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik.
Yere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz?
Yeryüzüne bakmadılar mı? Onda her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik dipnot 1 !
Yeri görmediler mi, her bir çiftten ne kadar güzel bitkiler bitirmişizdir
Yeryüzüne hiç bakmıyorlar mı? Her çiftten nice hoş bitkiler bitirdik.
Yeryüzüne hiç bakmıyorlar mı? Her çiftten nice hoş bitkiler bitirdik.
Bakmadılar mı yere, neler fışkırtmışız onda cömert ve bereketli her çiftten.
Şuarâ suresi, 8. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Şüphesiz bunlarda (Allah'ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar.
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Elbet bunda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır:
Şüphesiz, bunda (insanlar için çıkarılacak) bir ders vardır; ama onlardan çoğu (buna) inanmazlar.
Muhakkak ki bunda bir işaret vardır. . . Onların ekseriyeti (Hakk'a, hakikatlerine) iman etmemişlerdir.
Şüphesiz, bunda bir ayet vardır; ancak onların çoğu mü'min değildirler.
Şüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir nişâne vardır; ama çoğu iman etmezler.
Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz. dipnot 293
Şüphesiz bunda yaratıcının varlığına dair kesin delil vardır; ama çoğu iman etmezler.
Bunda bir işaret vardır. Ama çokları onaylayacak değildir.
Bunda bir işaret vardır. Ama çokları inanacak değildir.
Şüphesiz ki, bunda mutlak bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.
Şübhesiz ki bunda mutlak bir ayet var, hemde ekserisi mü'min olmadı
Bunda kesinlikle bir ayet dipnot 1 vardır. Ancak onların çoğu inanmadı.
Bunda kesinlikle bir ayet dipnot 1 vardır. Ancak onların çoğu iman etmedi.
Bunda kesinlikle bir ayet dipnot 1 vardır. Ancak onların çoğu iman etmedi.
Şüphesiz, bunda bir ayet vardır ancak onların çoğu inançlı olmamışlardır.
Şübhesiz ki bunlardan (Hakkın kemal-i kudretine) elbet birer, nişane vardır. (Fakat) onların çoğu iman edici değildirler.
Muhakkak ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'min olmadılar.
(1-9) Tâ, sin, mim. Bu, açıklayıcı kitabın ayetleridir. Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın. İstesek onlara semadan bir ayet indiririz de onlar da boynu bükük / eğik halde kalırlardı. Rahmandan yeni bir hatırlatma (ihdas edilse) verilse ondan yüz çevirirler. Kesinlikle yalanladılar, alaya aldıkları / istihza ettikleri ne varsa haberleri sana verilecek. Yeri / Arzı görmüyorlar mı? onda her türden verilen / ikram edilen şeyler yeşerttik. (İkram sahibi / keramet sahibi) Muhakkak bunda göstergeler / ayetler vardır onların çoğu / ekserisi mümin olmadılar, Muhakkak rabbin, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Şüphesiz bunlarda (Allah’ın varlığına) bir delil vardır, ancak onların çoğu iman etmezler.
Şüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir.
İşte bunda tam bir ayet /ibret vardır ama onların çoğu inanıp güvenmezler.
İşte bunda tam bir ibret vardır ama bunlardan çoğu inanacak değillerdir.
İşte bunda da bir ayet vardır. Buna rağmen onların çoğu mümin değillerdir.
İşte bunda da bir işaret vardır. Buna rağmen onların çoğu inanacak değildir.
Bunda elbette bir mucize var, fakat onların çoğu mümin değiller.
Şuarâ suresi, 9. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
ne ki senin Rabbin sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Oysa, senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!
Muhakkak ki senin Rabbin "HU"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir.
Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ve kuşkusuz, Efendin, gerçekten, Üstündür; Merhametlidir. dipnot 294
Şüphesiz senin Rabbin, mutlak galip ve sonsuz merhamet sahibidir.
Kuşkusuz senin Efendin Güçlüdür, Rahimdir.
Kuşkusuz senin Rabbin Güçlüdür, Rahimdir.
Şüphesiz ki, Rabbin, gerçekten güçlü, çok merhametlidir.
Ve şübhesiz ki rabbın o öyle aziz, öyle rahim
Rabb'in, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Rabbin, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Rabb'in, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Şüphesiz, senin rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir.
Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir.
Ve muhakkak ki senin Rabbın, elbette O; Aziz'dir, Rahim'dir.
(1-9) Tâ, sin, mim. Bu, açıklayıcı kitabın ayetleridir. Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın. İstesek onlara semadan bir ayet indiririz de onlar da boynu bükük / eğik halde kalırlardı. Rahmandan yeni bir hatırlatma (ihdas edilse) verilse ondan yüz çevirirler. Kesinlikle yalanladılar, alaya aldıkları / istihza ettikleri ne varsa haberleri sana verilecek. Yeri / Arzı görmüyorlar mı? onda her türden verilen / ikram edilen şeyler yeşerttik. (İkram sahibi / keramet sahibi) Muhakkak bunda göstergeler / ayetler vardır onların çoğu / ekserisi mümin olmadılar, Muhakkak rabbin, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Muhakkak Rabbin Azîz, Rahîm'dir.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur.
Şüphesiz senin Rabbin /Sahibin daima üstün ve ikramı bol olandır.
Senin Rabbin güçlüdür; çok ta merhametlidir.
Elbette Rabbin, çok güçlüdür, çok merhametlidir.
Elbette Rabbin, güçlüdür, merhametlidir.
Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahim'dir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.