Şuarâ suresi

Şuarâ suresi, 203. ayet

Şuarâ suresi, 203. ayet. فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ

feyeḳûlû hel naḥnü münżarûn.

Diyanet İşleri

(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Şuarâ 200–206 · surenin 203. ayeti / 227

Konu Kur'an'ın indirilişi; "onu şeytanlar indirmedi" Şuarâ 192–212 3

  1. Şuarâ 200

    İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.

  2. 201–203

    (201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

  3. Şuarâ 204

    Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?

  4. Şuarâ 205

    Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,

  5. Şuarâ 206

    Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?)

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

Bu metin 200–203. ayetler için yazılmıştır.

200-201. “İşte biz, onu günahkarların kalplerine böylece sokarız” Yani biz tıpkı ipliğin iğneye girmesi gibi günahkâr kimselerin de kalplerine yalanlamayı öylece sokup yerleştirdik de bu, o kalplerin bir parçası olup adeta onun bir sıfatı haline gelmiştir. Bunun sebebi ise onların zulümleri ve günahkârlıklarıdır. Bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır: “Artık onlar” yalanlamaları karşılığında ceza olarak “can yakıcı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.”

202. “Azap onlara ansızın gelecek de hiç farkında bile olmayacaklar.” Yani gaflet içerisinde oldukları ve fark edemedikleri, indiğini anlayamadıkları bir vakitte azap onlara gelecektir. Buna sebep ise başlarına gelecek bu cezanın daha ağır ve başkaları için daha bir ibretli olmasıdır.

203. O vakit “Acaba bize mühlet verilir mi?, diyecekler.” Yani kendilerine mühlet verilmesini, süre tanınmasını isteyecekler. Halbuki vakit geçmiş bulunmaktadır. Artık üzerlerinden bir daha asla kaldırılmayacak, bir an dahi şekilde hafifletilmeyecek olan azap onları gelip bulmuştur.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Azap başlarına aniden indiği zaman, üzüntülerinin aşırılığından şöyle derler: "Acaba Allah'a tövbe etmemiz için bize mühlet verilir mi?"

Kelimeler

4 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. فَيَقُولُوا۟ feyekulu derler kök: قول
  2. هَلْ hel -miyiz?
  3. نَحْنُ nehnu biz
  4. مُنظَرُونَ munzerune süre verilerlerden kök: نظر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 3 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.

  • Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    Hani siz, "Ey Musa! Biz Allah'ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız" demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.

  • Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    Onlar, "Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın" dediler. Musa şöyle dedi: "Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

79 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

(Azabı gördüklerinde) "Bize süre tanınır mı?" diyeceklerdir.

Mustafa İslamoğlu

Bunun üzerine onlar "Bize (ilave) bir süre daha tanınamaz mı?" diyecekler.

Muhammed Esed

ve o zaman onlar: "Acaba geri bırakılamaz mıyız?" diye feryad edecekler.

Ahmed Hulusi

(O vakit) derler ki: "Bize ek süre tanınır mı ki?"

Ali Bulaç

Derler ki: "bize bir süre tanınır mı?"

Ali Özek ve heyeti

O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.

Ali Rıza Safa

O zaman, şöyle derler: "Bize, biraz süre verilir mi?"

Bayraktar Bayraklı

"Acaba bize mühlet verilir mi?" derler.

Edip Yüksel

O zaman, "Bize biraz daha süre verilmez mi?" derler.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

O zaman, 'Bize biraz daha süre verilmez mi?' derler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

(O zaman) diyecekler: "Acaba bize bir mühlet verilir mi?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Desinler ki acaba bize bir müsaade edilir mi?

Erhan Aktaş

O zaman; "Bize birazcık olsun süre verilir mi acaba?" diyecekler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

O zaman; "Bize birazcık olsun süre verilir mi acaba?" diyecekler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

O zaman; "Bize birazcık olsun süre verilir mi acaba?" diyecekler.

Gültekin Onan

Derler ki: "Bize bir süre tanınır mı?"

Hasan Basri Çantay

(Gelecekdir de "Acaba) bize bir mühlet verilir mi?" diyeceklerdir.

İbni Kesir

O zaman derler ki: Acaba bekletilemez miyiz?

Mehmet Alagaş

(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

Rowwad Tercüme Merkezi

Ardından: “Acaba bize mühlet verilir mi” derler.

Süleyman Ateş

(Birden onu karşılarında bulunca) "Acaba bize süre verilir mi?" derler.

Süleymaniye Vakfı

O zaman "Bize fırsat tanınsa olmaz mı?" derler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Gelince de: "bize fırsat tanınsa olmaz mı" diyeceklerdir.

Şaban Britch

İşte o zaman: Acaba bize biraz daha süre tanınır mı? derler.

Şaban Piriş

İşte o zaman: -Acaba bize biraz daha süre tanınır mı? derler.

Yaşar Nuri Öztürk

O zaman şöyle derler: "Acaba bize süre verilir mi?"

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

There and then they shall change their minds with regard to past action and conduct and express their hope which springs eternal in their breasts and say: "can we be given respite so that we corrects all the wrongs"

Abdul Haleem

and then they will say, ‘Can we have more time?’

Abdullah Yusuf Ali

Then they will say: "Shall we be respited?"

Abul A'la Maududi

they say: "Can we be granted some respite?" dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    There is a subtle gap between this and the preceding sentence, which the reader himself can fill with a little thinking. They were asking for the torment to be hastened because they were not sure that it would ever come. They were confident that they would continue living a life of ease and indulgence as they had been living till then. On account of the same confidence they challenged the Prophet (peace be upon him), as if to say: If you are a Messenger of Allah, and we deserve to be chastised by Allah because we have treated you as a liar, then you should hasten that torment on us, with which you threaten us. At this it is being said: Well, even if they be right in their confidence, and the torment is not sent upon them immediately, and they are allowed a long respite to enjoy life as they expect, the question is: What will these few years of worldly pleasure and comfort avail them when the inevitable scourge from Allah overtakes them suddenly as it overtook the Aad and the Thamud, or the people of Lot and of Aiykah, or if they are visited by death which nobody can escape.

Aisha Bewley

They will say, ‘Can we be granted a reprieve?’

Al-Hilali & Khan

Then they will say: "Can we be respited?"

Ali Quli Qarai

Thereupon they will say, ‘Shall we be granted any respite?’

Amatul Rahman Omar

They will say then, `Shall we be given some respite?'

Arthur John Arberry

and they will say, 'Shall we be respited?'

Bijan Moeinian

They will then say: "May we have a second chance?"

E. Henry Palmer

They will say, 'Shall we be respited?-

Edip-Layth

Then they would say, "Can we be given more time?"

George Sale

And they shall say, shall we be respited?

Hamid S. Aziz

And it shall come to them suddenly when they perceive not.

Mahmoud Ghali

Then they will say, "will we be respited?"

Marmaduke Pickthall

Then they will say: Are we to be reprieved?

Mohamed Ahmed - Samira

Then will they say: "Can we be given respite?"

Muhammad Asad

and then they will exclaim, "Could we have a respite?"

Mustafa Khattab

Then they will cry, "Can we be allowed more time?"

Progressive Muslims

Then they would Say: "Can we be given more time"

Rashad Khalifa

They will then say, "Can we have a respite?"

Sahih International

And they will say, "May we be reprieved?"

Sam Gerrans

Then will they say: “Can we be granted respite?”

Shabbir Ahmed

Then they will say, "Could we have a respite?"

Syed Vickar Ahamed

Then they will say: Will we be given some relief?

Taqi Usmani

and (then) they will say, "Is it (possible) that we are given some respite?"

The Monotheist Group

Thenthey would say: "Can we be given more time?"

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Şuarâ suresi, 203. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Şuarâ suresi, 203. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Şuarâ suresi, 203. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩