Şuarâ suresi

Şuarâ suresi, 200. ayet

Şuarâ suresi, 200. ayet. كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

keẕâlike seleknâhü fî ḳulûbi-lmücrimîn.

Diyanet İşleri

İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Şuarâ 197–203 · surenin 200. ayeti / 227

Konu Kur'an'ın indirilişi; "onu şeytanlar indirmedi" Şuarâ 192–212 3

  1. Şuarâ 197

    İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?

  2. Şuarâ 198–199

    (198-199) Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.

  3. 200

    İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk.

  4. Şuarâ 201–203

    (201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

Bu metin 200–203. ayetler için yazılmıştır.

200-201. “İşte biz, onu günahkarların kalplerine böylece sokarız” Yani biz tıpkı ipliğin iğneye girmesi gibi günahkâr kimselerin de kalplerine yalanlamayı öylece sokup yerleştirdik de bu, o kalplerin bir parçası olup adeta onun bir sıfatı haline gelmiştir. Bunun sebebi ise onların zulümleri ve günahkârlıklarıdır. Bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır: “Artık onlar” yalanlamaları karşılığında ceza olarak “can yakıcı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.”

202. “Azap onlara ansızın gelecek de hiç farkında bile olmayacaklar.” Yani gaflet içerisinde oldukları ve fark edemedikleri, indiğini anlayamadıkları bir vakitte azap onlara gelecektir. Buna sebep ise başlarına gelecek bu cezanın daha ağır ve başkaları için daha bir ibretli olmasıdır.

203. O vakit “Acaba bize mühlet verilir mi?, diyecekler.” Yani kendilerine mühlet verilmesini, süre tanınmasını isteyecekler. Halbuki vakit geçmiş bulunmaktadır. Artık üzerlerinden bir daha asla kaldırılmayacak, bir an dahi şekilde hafifletilmeyecek olan azap onları gelip bulmuştur.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

İşte böylece yalanlamayı ve küfrü günahkârların kalplerine soktuk.

Kelimeler

5 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. كَذَٰلِكَ kezalike öylece
  2. سَلَكْنَـٰهُ seleknahu biz onu soktuk kök: سلك
  3. فِى fi içine
  4. قُلُوبِ kulubi kalbleri kök: قلب
  5. ٱلْمُجْرِمِينَ l-mucrimine suçluların kök: جرم

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: سلك (12 geçiş) · Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)

    Aynı şekilde (onların tutumlarına uygun olarak) biz onu suçluların kalbine sokarız.

  • Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)

    Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab'lerinden bol nimet…

  • Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)

    Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi…

  • Aynı kök: جرم (66 geçiş) · Ortak kavram: Cürüm (suç)

    Suçluların yolu da açığa çıksın diye ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.

  • Aynı kök: سلك (12 geçiş)

    "Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir." Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda…

  • Aynı kök: سلك (12 geçiş)

    "Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir." Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri…

  • Bakara 7 olası

    Ortak kavram: Kalp

    Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.

  • Ortak kavram: Kalp

    Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

82 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mustafa İslamoğlu

İşte Biz vahyin, günaha batmışların kalplerinde (etki etmeden) geçip gitmesini böyle sağlamışızdır.

Muhammed Esed

Biz bu (mesajı)n o günahkarların kalplerinden (bir yankı bulmadan) geçip gitmesine yol açtık:

Ahmed Hulusi

İşte Onu, (hakikati inkar) suçu işleyenlerin akıllarına bu kadar sokarız!

Ali Bulaç

Biz onu, suçlu günahkarların kalbine işte böyle işlettik.

Ali Özek ve heyeti

Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk.

Ali Rıza Safa

Suçluların yüreğine, Onu, işte böyle kavrattık.

Bayraktar Bayraklı

- Onu, günahkarların kalplerine böyle soktuk. Bu yüzden, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Edip Yüksel

İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Biz onu suçluların kalbine öyle sokmuşuzdur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz onu mücrimlerin kalblerine öyle sokmuşuzdur.

Gültekin Onan

Biz onu, suçlu günahkarların kalbine işte böyle işlettik.

Hasan Basri Çantay

Biz (küfrü) o günahkarların kalbine Öyle bir sokduk ki,

İbni Kesir

İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız.

Mehmet Alagaş

(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.

Rowwad Tercüme Merkezi

İşte böylece biz onu günahkârların kalbine soktuk.

Süleyman Ateş

Biz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Biz Kur'an'ı suçluların kalplerine kadar işlettik.

Şaban Britch

İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız da…

Şaban Piriş

İşte böylece onu suçluların kalbine sokarız da..

Yaşar Nuri Öztürk

Biz onu suçluların kalplerine işte böyle yolladık.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Thus do We picture it in the minds and hearts of the sinful who grow daily more and more wicked,

Abdul Haleem

So We make it pass straight through the hearts of the guilty:

Abdullah Yusuf Ali

Thus have We caused it to enter the hearts of the sinners.

Abul A'la Maududi

Thus have We caused this (Admonition) to penetrate the hearts of the culprits (like a hot rod). dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    That is, unlike the truth loving people to whom the Quran brings peace of the mind and heart, it passes like a hot iron rod through the hearts of the disbelievers, which sets them ill at ease, and they, instead of pondering over its themes, start looking for subterfuges to deny it.

Aisha Bewley

That is how We thread it into the hearts of the evildoers.

Al-Hilali & Khan

Thus have We caused it (the denial of the Qur’ân) to enter the hearts of the Mûjrimûn (criminals, polytheists, sinners).

Ali Quli Qarai

This is how We let it pass through the hearts of the guilty:

Amatul Rahman Omar

That is how We cause it (- the disbelief) take root in the hearts of those who cut off their ties (with God),

Arthur John Arberry

Even so We have caused it to enter into the hearts of the sinners,

Bijan Moeinian

This is why I render it (like a foreign language) in the hearts of the criminals [so that they do not get it. ]

E. Henry Palmer

Thus have we made for it a way into the hearts of the sinners;

Edip-Layth

As such, We diverted it from the hearts of the criminals.

George Sale

Thus have We caused obstinate infidelity to enter the hearts of the wicked:

Hamid S. Aziz

And he had read it unto them, they would not have believed therein.

Mahmoud Ghali

Thus We have inserted it into the hearts of the criminals.

Marmaduke Pickthall

Thus do We make it traverse the hearts of the guilty.

Mohamed Ahmed - Samira

Thus do We cause (unbelief) to enter the hearts of sinners.

Muhammad Asad

Thus have We caused this [message] to pass [unheeded] through the hearts of those who are lost in sin:

Mustafa Khattab

This is how We allow denial ˹to steep˺ into the hearts of the wicked.

Progressive Muslims

As such, We diverted it from the hearts of the criminals.

Rashad Khalifa

We thus render it (like a foreign language) in the hearts of the guilty.

Sahih International

Thus have We inserted disbelief into the hearts of the criminals.

Sam Gerrans

Thus have We put it in the hearts of the lawbreakers:

Shabbir Ahmed

But to the guilty people, it just passes through their hearts (as a foreign tongue even though they might be Arabs). (41:44)

Syed Vickar Ahamed

Like this We have made it enter the hearts (and minds) of the criminals.

Taqi Usmani

This is how We have made it pass through the hearts of the sinners.

The Monotheist Group

As such, We diverted it from the hearts of the criminals.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Şuarâ suresi, 200. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Şuarâ suresi, 200. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Şuarâ suresi, 200. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩