Ali Rıza Safa
Yemin olsun; Sıralananlara!
37. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Sâffât suresi, 1. ayet. وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا
veṣṣâffâti ṣaffâ.
Yemin olsun; Sıralananlara!
Sâffât suresi, 2. ayet. فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا
fezzâcirâti zecrâ.
Haykırışlar yaparak sürükleyenlere!
Sâffât suresi, 3. ayet. فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا
fettâliyâti ẕikrâ.
Öğretiyi okuyanlara!
Sâffât suresi, 4. ayet. إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ
inne ilâheküm levâḥid.
Kuşkusuz, Tanrınız, Tek ve Eşsizdir.
Sâffât suresi, 5. ayet. رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ
rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ.
Göklerin, Yeryüzünün ve İkisi Arasındakilerin Efendisi ve Doğuların Efendisidir. dipnot 375
Sâffât suresi, 6. ayet. إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
innâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib.
Aslında, dünya gök katını gezegenlerle süsledik.
Sâffât suresi, 7. ayet. وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ
veḥifżam min külli şeyṭânim mârid.
Ve bozgunculuk yapan şeytanların tümünden koruduk.
Sâffât suresi, 8. ayet. لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyuḳẕefûne min külli cânib.
Yüce topluluğu dinleyemezler ve her taraftan kovulurlar.
Sâffât suresi, 9. ayet. دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
düḥûrav velehüm `aẕâbüv vâṣib.
Hem kovulurlar hem de onlar için sürekli bir ceza vardır.
Sâffât suresi, 10. ayet. إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
illâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbe`ahû şihâbün ŝâḳib.
Ancak, bir söz çalan olursa, delip geçen bir alev onu izler.
Sâffât suresi, 11. ayet. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ
festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib.
Şimdi, onlara sor: "Yaratılış yönünden onlar mı daha zor; yarattıklarımız mı?" Aslında, onları, yapışkan bir balçıktan yarattık.
Sâffât suresi, 12. ayet. بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
bel `acibte veyesḫarûn.
Hayır! Sen, hayran kaldın; oysa onlar küçümsüyorlar.
Sâffât suresi, 13. ayet. وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn.
Üstelik öğreti verildiğinde öğüt almıyorlar.
Sâffât suresi, 14. ayet. وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ
veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn.
Bir gösterge gördüklerinde de alay ediyorlar.
Sâffât suresi, 15. ayet. وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.
"Aslında, apaçık bir büyüden başka bir şey değil bu!" diyorlar.
Sâffât suresi, 16. ayet. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
"Öldüğümüz ve toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı? Gerçekten, bize yeniden yaşam mı verilecek?"
Sâffât suresi, 17. ayet. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
eveâbâüne-l'evvelûn.
"Ve önceki atalarımız da mı?"
Sâffât suresi, 18. ayet. قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
ḳul ne`am veentüm dâḫirûn.
De ki: "Evet! Üstelik aşağılanmış olarak!"
Sâffât suresi, 19. ayet. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn.
İşte, yalnızca bir komut sesidir; o zaman anlayacaklar.
Sâffât suresi, 20. ayet. وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn.
"Vay başımıza gelene!" derler; "İşte bu, Yargı Günü'dür!"
Sâffât suresi, 21. ayet. هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.
"İşte bu, yalanladığınız Ayrım Günü'dür!"
Sâffât suresi, 22. ayet. ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû ya`büdûn.
"Toplayın o haksızlık yapanları; yandaşlarını ve hizmet ettiklerini!"
Sâffât suresi, 23. ayet. مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm.
"Allah'tan başka bir de ayrıca!" "Artık, onlara, cehennemin yolunu gösterin!"
Sâffât suresi, 24. ayet. وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
veḳifûhüm innehüm mes'ûlûn.
"Ve onları tutun; kesinlikle sorgulanacaklardır!"
Sâffât suresi, 25. ayet. مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
mâ leküm lâ tenâṣarûn.
"Size ne oldu da yardımlaşmıyorsunuz?"
Sâffât suresi, 26. ayet. بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
bel hümü-lyevme müsteslimûn.
Hayır! Bugün, onlar teslim olmuşlardır.
Sâffât suresi, 27. ayet. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
Birbirlerine dönerek, soracaklar.
Sâffât suresi, 28. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
ḳâlû inneküm küntüm te'tûnenâ `ani-lyemîn.
Şöyle derler: "Bize sağdan yaklaşırdınız!"
Sâffât suresi, 29. ayet. قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
ḳâlû bel lem tekûnû mü'minîn.
"Hayır!" diyecekler; "Aslında, inanmıyordunuz!"
Sâffât suresi, 30. ayet. وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَٰغِينَ
vemâ kâne lenâ `aleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn.
"Üzerinizde zorlayıcı bir gücümüz yoktu!" "Hayır! Siz, azıtmış bir toplumdunuz!"
Sâffât suresi, 31. ayet. فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
feḥaḳḳa `aleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn.
"Efendimizin, üzerimizdeki sözü gerçekleşti; kesinlikle tadacağız!"
Sâffât suresi, 32. ayet. فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.
"Sizi azdırdık. Çünkü biz de azıtmıştık!"
Sâffât suresi, 33. ayet. فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
feinnehüm yevmeiẕin fi-l`aẕâbi müşterikûn.
Artık, o gün, cezalarını paylaşacaklar.
Sâffât suresi, 34. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
innâ keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.
Aslında, suçlulara, işte böyle yaparız.
Sâffât suresi, 35. ayet. إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
innehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn.
Aslında, onlara, "Allah'tan başka Tanrı yoktur!" denildiğinde büyüklük taslıyorlardı.
Sâffât suresi, 36. ayet. وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ
veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ`irim mecnûn.
Aslında, "Gerçekten, delirmiş bir ozan için mi tanrılarımızı terk edeceğiz?" diyorlardı.
Sâffât suresi, 37. ayet. بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn.
Hayır! Gerçeği getirdi ve gönderilenleri doğruladı.
Sâffât suresi, 38. ayet. إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
inneküm leẕâiḳu-l`aẕâbi-l'elîm.
Kuşkusuz, acı bir cezayı kesinlikle tadacaksınız.
Sâffât suresi, 39. ayet. وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
vemâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.
Ve yaptıklarınızdan başka bir şeyle cezalandırılmayacaksınız.
Sâffât suresi, 40. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Allah'ın içten kulları böyle değildir.
Sâffât suresi, 41. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ
ülâike lehüm rizḳum ma`lûm.
İşte onlar; onlar için, bilinen bir ağırlanma vardır.
Sâffât suresi, 42. ayet. فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ
fevâkih. vehüm mükramûn.
Meyveler sunulacaktır.
Sâffât suresi, 43. ayet. فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
fî cennâti-nne`îm.
Nimet cennetlerinde.
Sâffât suresi, 44. ayet. عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ
`alâ sürurim müteḳâbilîn.
Karşılıklı sedirler üzerinde.
Sâffât suresi, 45. ayet. يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ
yüṭâfü `aleyhim bike'sim mim me`în.
Kaynağından kadehler çevrelerinde dolaştırılır.
Sâffât suresi, 46. ayet. بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّٰرِبِينَ
beyḍâe leẕẕetil lişşâribîn.
Berrak ve içenlere lezzet veren.
Sâffât suresi, 47. ayet. لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
lâ fîhâ gavlüv velâ hüm `anhâ yünzefûn.
Baş ağrısı yapmaz; sarhoş da olmazlar.
Sâffât suresi, 48. ayet. وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ
ve`indehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi `în.
Yanlarında da yumuşak bakışlı güzel gözlü eşler vardır. dipnot 376
Sâffât suresi, 49. ayet. كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
keennehünne beyḍum meknûn.
Korunmuş yumurtalar gibilerdir.
Sâffât suresi, 50. ayet. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
Birbirlerine dönerek, soracaklar.
Sâffât suresi, 51. ayet. قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ
ḳâle ḳâilüm minhüm innî kâne lî ḳarîn.
Aralarından biri sözü alarak, şöyle diyecek: "Bir arkadaşım vardı!"
Sâffât suresi, 52. ayet. يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
yeḳûlü einneke lemine-lmüṣaddiḳîn.
"Gerçekten, doğrulayanlar arasında mısın?"
Sâffât suresi, 53. ayet. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemedînûn.
"Öldüğümüz ve toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı? Gerçekten yargılanacak mıyız?"
Sâffât suresi, 54. ayet. قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
ḳâle hel entüm müṭṭali`ûn.
Der ki: "Bakar mısınız?"
Sâffât suresi, 55. ayet. فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
feṭṭale`a feraâhü fî sevâi-lceḥîm.
Baktığında, onu, cehennemin ortasında görür.
Sâffât suresi, 56. ayet. قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
ḳâle tellâhi in kitte letürdîn.
Der ki: "Allah tanıktır ki, neredeyse beni de tüketecektin!"
Sâffât suresi, 57. ayet. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
velevlâ ni`metü rabbî leküntü mine-lmuḥḍarîn.
"Efendimin nimeti olmasaydı, kesinlikle ben de toplananlar arasında olurdum!"
Sâffât suresi, 58. ayet. أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
efemâ naḥnü bimeyyitîn.
"Artık ölmeyecek miyiz?"
Sâffât suresi, 59. ayet. إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
illâ mevtetene-l'ûlâ vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.
"İlk ölümümüz dışında?" "Üstelik cezaya uğratılmayacak mıyız?"
Sâffât suresi, 60. ayet. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
inne hâẕâ lehüve-lfevzü-l`ażîm.
Aslında, en büyük başarı, gerçekten işte budur.
Sâffât suresi, 61. ayet. لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ
limiŝli hâẕâ felya`meli-l`âmilûn.
Çalışanlar, işte bunun için çalışsınlar.
Sâffât suresi, 62. ayet. أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
eẕâlike ḫayrun nüzülen em şeceratü-zzeḳḳûm.
İşte, böyle ağırlanmak mı daha iyidir; yoksa zakkum ağacı mı?
Sâffât suresi, 63. ayet. إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّٰلِمِينَ
innâ ce`alnâhâ fitnetel liżżâlimîn.
Aslında, haksızlık yapanlar için, onu bir sınama yaptık.
Sâffât suresi, 64. ayet. إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
innehâ şeceratün taḫrucü fî aṣli-lceḥîm.
Aslında, cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır.
Sâffât suresi, 65. ayet. طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ
ṭal`uhâ keennehû ruûsü-şşeyâṭîn.
Şeytanların başlarına benzeyen tomurcukları vardır.
Sâffât suresi, 66. ayet. فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
feinnehüm leâkilûne minhâ femâliûne minhe-lbüṭûn.
Artık, kesinlikle ondan yiyecekler; karınlarını onunla dolduracaklar.
Sâffât suresi, 67. ayet. ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ
ŝümme inne lehüm `aleyhâ leşevbem min ḥamîm.
Sonra, onun üstüne, kaynar sudan karışık bir içecekleri vardır. dipnot 377
Sâffât suresi, 68. ayet. ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
ŝümme inne merci`ahüm leile-lceḥîm.
Sonra, dönecekleri yer kesinlikle cehennemdir.
Sâffât suresi, 69. ayet. إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
innehüm elfev âbâehüm ḍâllîn.
Çünkü atalarını sapkınlık içinde buldular.
Sâffât suresi, 70. ayet. فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
fehüm `alâ âŝârihim yühra`ûn.
Şimdi, onların izinden koşuyorlar.
Sâffât suresi, 71. ayet. وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
veleḳad ḍalle ḳablehüm ekŝeru-l'evvelîn.
Gerçek şu ki, onlardan önce de geçmişte kalanların çoğunluğu sapmıştı.
Sâffât suresi, 72. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
veleḳad erselnâ fîhim münẕirîn.
Üstelik gerçek şu ki, onlara uyarıcılar göndermiştik.
Sâffât suresi, 73. ayet. فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmünẕerîn.
Artık, uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bir bak?
Sâffât suresi, 74. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Allah'ın içten kulları böyle değildir.
Sâffât suresi, 75. ayet. وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
veleḳad nâdânâ nûḥun feleni`me-lmücîbûn.
Gerçek şu ki, Nuh, Bize yakarışta bulundu; Biz de ne güzel karşılık verdik.
Sâffât suresi, 76. ayet. وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
venecceynâhü veehlehû mine-lkerbi-l`ażîm.
Onu ve ailesini, büyük bir üzüntüden kurtardık.
Sâffât suresi, 77. ayet. وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
vece`alnâ ẕürriyyetehû hümü-lbâḳîn.
Soyunu kalıcı yaptık.
Sâffât suresi, 78. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Ve sonrakiler arasında, Ona bıraktık.
Sâffât suresi, 79. ayet. سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ
selâmün `alâ nûḥin fi-l`âlemîn.
"Nuh'a selam olsun; evrenler içinde!"
Sâffât suresi, 80. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Kuşkusuz, güzel davrananları, işte böyle ödüllendiririz.
Sâffât suresi, 81. ayet. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn.
Kuşkusuz, O, inanan kullarımızdandı.
Sâffât suresi, 82. ayet. ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.
Sonra, diğerlerini boğduk.
Sâffât suresi, 83. ayet. وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
veinne min şî`atihî leibrâhîm.
Kuşkusuz, İbrahim de Onun yolundan gidenler arasındaydı.
Sâffât suresi, 84. ayet. إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
iẕ câe rabbehû biḳalbin selîm.
Efendisine, tertemiz bir yürekle geldi.
Sâffât suresi, 85. ayet. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâẕâ ta`büdûn.
Babasına ve toplumuna, şöyle dedi: "Neye hizmet ediyorsunuz?"
Sâffât suresi, 86. ayet. أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
eifken âliheten dûne-llâhi türîdûn.
"Allah'tan başka bir de ayrıca, uydurma tanrılar istiyorsunuz; öyle mi?"
Sâffât suresi, 87. ayet. فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
femâ żannüküm birabbi-l`âlemîn.
"Öyleyse Evrenlerin Efendisini ne sanıyorsunuz?"
Sâffât suresi, 88. ayet. فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ
feneżara nażraten fi-nnücûm.
Sonra, yıldızlara bir göz attı.
Sâffât suresi, 89. ayet. فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ
feḳâle innî seḳîm.
"Aslında, iyi değilim!" dedi.
Sâffât suresi, 90. ayet. فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
fetevellev `anhü müdbirîn.
Böylece, arkalarına dönüp uzaklaştılar.
Sâffât suresi, 91. ayet. فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
ferâga ilâ âlihetihim feḳâle elâ te'külûn.
Tanrılarına gizlice yaklaştı. Ve şöyle dedi: "Yemiyor musunuz?"
Sâffât suresi, 92. ayet. مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
mâ leküm lâ tenṭiḳûn.
"Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?"
Sâffât suresi, 93. ayet. فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
ferâga `aleyhim ḍarbem bilyemîn.
Onların üzerine yürüyüp, tüm gücüyle vurdu.
Sâffât suresi, 94. ayet. فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
feaḳbelû ileyhi yeziffûn.
Bir süre sonra, koşarak karşısına dikildiler.
Sâffât suresi, 95. ayet. قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
ḳâle eta`büdûne mâ tenḥitûn.
Dedi ki: "Kendi elinizle biçim verdiği şeylere hizmet ediyorsunuz; öyle mi?"
Sâffât suresi, 96. ayet. وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
vellâhü ḫaleḳaküm vemâ ta`melûn.
"Oysa hem sizi hem de yaptığınız şeyleri Allah yaratmıştır!"
Sâffât suresi, 97. ayet. قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
ḳâlü-bnû lehû bünyânen feelḳûhü fi-lceḥîm.
Dediler ki: "Onun için bir yapı kurun ve Onu yakıcı ateşin içine atın!"
Sâffât suresi, 98. ayet. فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
feerâdû bihî keyden fece`alnâhümü-l'esfelîn.
Böylece, Ona dalavere çevirmek istediler; sonunda, onları küçük düşürdük.
Sâffât suresi, 99. ayet. وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
veḳâle innî ẕâhibün ilâ rabbî seyehdîn.
Dedi ki: "Aslında, ben, Efendime gideceğim; O, beni doğru yola eriştirecektir!"
Sâffât suresi, 100. ayet. رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
rabbi heb lî mine-ṣṣâliḥîn.
"Efendim! Bana, erdemli birisini bağışla!"
Sâffât suresi, 101. ayet. فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍ
febeşşernâhü bigulâmin ḥalîm.
Bunun üzerine, iyi huylu bir oğulu, sevinçli bir haber olarak Ona verdik.
Sâffât suresi, 102. ayet. فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
felemmâ belega me`ahü-ssa`ye ḳâle yâ büneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbeḥuke fenżur mâẕâ terâ. ḳâle yâ ebeti-f`al mâ tü'mer. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâbirîn.
Sonunda, Onun yanında yürüme çağına erişince, şöyle dedi: "Ey oğulcuğum! Aslında, düşümde, senin boğazını kestiğimi gördüm!" "Düşün bakalım; ne dersin?" Dedi ki: "Ey babacığım! Verilen buyruğu yerine getir! Allah dilerse, beni, dirençli olanlar arasında bulacaksın!"
Sâffât suresi, 103. ayet. فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.
Böylece, ikisi de teslim oldu. Ve Onu, yüzüstü yatırdı.
Sâffât suresi, 104. ayet. وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ
venâdeynâhü ey yâ ibrâhîm.
Bu sırada, Ona seslendik: "Ey İbrahim!"
Sâffât suresi, 105. ayet. قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
ḳad ṣaddaḳte-rru'yâ. innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
"Düşü gerçekleştirdin!" Kuşkusuz, güzel davrananları, işte böyle ödüllendiririz.
Sâffât suresi, 106. ayet. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
inne hâẕâ lehüve-lbelâü-lmübîn.
Aslında, işte bu, gerçekten apaçık bir sınavdı.
Sâffât suresi, 107. ayet. وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
vefedeynâhü biẕibḥin `ażîm.
Ve kurtulmalık olarak, Ona, büyük bir kurbanlık verdik. dipnot 378
Sâffât suresi, 108. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Ve sonrakiler arasında, Ona bıraktık.
Sâffât suresi, 109. ayet. سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
selâmün `alâ ibrâhîm.
"İbrahim'e selam olsun!"
Sâffât suresi, 110. ayet. كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Güzel davrananları, işte böyle ödüllendiririz.
Sâffât suresi, 111. ayet. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn.
Kuşkusuz, O, inanan kullarımızdandı.
Sâffât suresi, 112. ayet. وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
vebeşşernâhü biisḥâḳa nebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.
Ve erdemli bir peygamber olacak olan İshak'ı, sevinçli bir haber olarak Ona verdik.
Sâffât suresi, 113. ayet. وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ
vebâraknâ `aleyhi ve`alâ isḥâḳ. vemin ẕürriyyetihimâ muḥsinüv veżâlimül linefsihî mübîn.
Onu ve İshak'ı kutsadık. İkisinin soyundan güzel davrananlar da vardır; kendisine apaçık yazık eden de.
Sâffât suresi, 114. ayet. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
veleḳad menennâ `alâ mûsâ vehârûn.
Gerçek şu ki, Musa ve Harun'a da lütufta bulunduk.
Sâffât suresi, 115. ayet. وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
venecceynâhümâ veḳavmehümâ mine-lkerbi-l`ażîm.
Hem ikisini hem de toplumlarını büyük bir üzüntüden kurtardık.
Sâffât suresi, 116. ayet. وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
veneṣarnâhüm fekânû hümü-lgâlibîn.
Ve Onlara yardım ettik; böylece üstün geldiler.
Sâffât suresi, 117. ayet. وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
veâteynâhüme-lkitâbe-lmüstebîn.
İkisine de açıklayan Kitap'ı verdik.
Sâffât suresi, 118. ayet. وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
vehedeynâhüme-ṣṣirâṭa-lmüsteḳîm.
İkisini de dosdoğru yola eriştirdik.
Sâffât suresi, 119. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhimâ fi-l'âḫirîn.
Ve sonrakiler arasında, Ona bıraktık.
Sâffât suresi, 120. ayet. سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
selâmün `alâ mûsâ vehârûn.
"Musa'ya ve Harun'a selam olsun!"
Sâffât suresi, 121. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Kuşkusuz, güzel davrananları, işte böyle ödüllendiririz.
Sâffât suresi, 122. ayet. إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehümâ min `ibâdine-lmü'minîn.
Kuşkusuz, Onların ikisi de inanan kullarımızdandı.
Sâffât suresi, 123. ayet. وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
veinne ilyâse lemine-lmürselîn.
Kuşkusuz, İlyas da gönderilenler arasındaydı.
Sâffât suresi, 124. ayet. إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle liḳavmihî elâ tetteḳûn.
Toplumuna, şöyle demişti: "Sorumluluk bilincine erişmeyecek misiniz?"
Sâffât suresi, 125. ayet. أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ
eted`ûne ba`lev veteẕerûne aḥsene-lḫâliḳîn.
"Yaratıcıların En Güzelini bırakıp, Ba'l'e yakarışlarda bulunuyorsunuz; öyle mi?" dipnot 379
Eski Ahit · 1. Krallar 18:21
İlyas halka doğru ilerleyip, “Daha ne zamana kadar böyle iki taraf arasında dalgalanacaksınız?” dedi, “Eğer RAB Tanrıysa, onu izleyin; yok eğer Baal Tanrıysa, onun ardınca gidin.” Halk İlyasa hiç… Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. Alıntı 200 karakterde kesilmiştir. tam metin
Sâffât suresi, 126. ayet. ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
allâhe rabbeküm verabbe âbâikümü-l'evvelîn.
"Allah, hem sizin Efendiniz hem de önceki atalarınızın Efendisidir!"
Sâffât suresi, 127. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
fekeẕẕebûhü feinnehüm lemuḥḍarûn.
Yine de yalanladılar. Kuşkusuz, sonunda kesinlikle yargılanacaklar.
Sâffât suresi, 128. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Allah'ın içten kulları böyle değildir.
Sâffât suresi, 129. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Ve sonrakiler arasında, Ona bıraktık.
Sâffât suresi, 130. ayet. سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
selâmün `alâ ilyâsîn.
"İlyas'a selam olsun!"
Sâffât suresi, 131. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Kuşkusuz, güzel davrananları, işte böyle ödüllendiririz.
Sâffât suresi, 132. ayet. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn.
Kuşkusuz, O, inanan kullarımızdandı.
Sâffât suresi, 133. ayet. وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
veinne lûṭal lemine-lmürselîn.
Kuşkusuz, Lut da gönderilenler arasındaydı.
Sâffât suresi, 134. ayet. إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
iẕ necceynâhü veehlehû ecme`în.
Onu ve ailesinin tümünü kurtardık.
Sâffât suresi, 135. ayet. إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
illâ `acûzen fi-lgâbirîn.
Geride kalanlar arasında bulunan yaşlı bir kadın dışında.
Sâffât suresi, 136. ayet. ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
ŝümme demmerne-l'âḫarîn.
Sonra, diğerlerini yıkıma uğrattık.
Sâffât suresi, 137. ayet. وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
veinneküm letemürrûne `aleyhim muṣbiḥîn.
Aslında, her sabah, kesinlikle yanlarından geçiyorsunuz.
Sâffât suresi, 138. ayet. وَبِٱلَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
vebilleyl. efelâ ta`ḳilûn.
Geceleri de. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
Sâffât suresi, 139. ayet. وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
veinne yûnüse lemine-lmürselîn.
Kuşkusuz, Yunus da gönderilenler arasındaydı.
Sâffât suresi, 140. ayet. إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
iẕ ebeḳa ile-lfülki-lmeşḥûn.
Yüklü bir gemiyle kaçmıştı.
Sâffât suresi, 141. ayet. فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
fesâheme fekâne mine-lmüdḥaḍîn.
Ardından, isim çektiler; yenik düştü.
Sâffât suresi, 142. ayet. فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
felteḳamehü-lḥûtü vehüve mülîm.
Balık, Onu hemen yuttu. Çünkü O, kınanmış birisiydi. dipnot 380
Sâffât suresi, 143. ayet. فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
felevlâ ennehû kâne mine-lmüsebbiḥîn.
Aslında, O, yüceltenler arasında olmasaydı.
Sâffât suresi, 144. ayet. لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
lelebiŝe fî baṭnih ilâ yevmi yüb`aŝûn.
Yeniden yaşama döndürülecekleri güne dek, kesinlikle onun karnında kalacaktı.
Sâffât suresi, 145. ayet. فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
fenebeẕnâhü bil`arâi vehüve seḳîm.
Sonunda, Onu, gücü tükenmiş bir durumda boş bir kıyıya attık. dipnot 381
Eski Ahit · Yunus 1:3
Ne var ki, Yunus RABbin huzurundan Tarşişe kaçmaya kalkıştı. Yafaya inip Tarşişe giden bir gemi buldu. Ücretini ödeyip gemiye bindi, RABden uzaklaşmak için Tarşişe doğru yola çıktı. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Sâffât suresi, 146. ayet. وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
veembetnâ `aleyhi şeceratem miy yaḳṭîn.
Üzerinde geniş yapraklı bir ağaç yetiştirdik.
Sâffât suresi, 147. ayet. وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
veerselnâhü ilâ mieti elfin ev yezîdûn.
Ve Onu, yüz bin veya daha çoğuna gönderdik.
Sâffât suresi, 148. ayet. فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ
feâmenû femetta`nâhüm ilâ ḥîn.
Sonunda inandılar. Ardından, bir zamana dek onları geçindirdik.
Sâffât suresi, 149. ayet. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
festeftihim elirabbike-lbenâtü velehümü-lbenûn.
Şimdi, onlara sor: "Kız çocukları Efendinin de erkek çocukları onların mı?" dipnot 382
Sâffât suresi, 150. ayet. أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًا وَهُمْ شَٰهِدُونَ
em ḫalaḳne-lmelâikete inâŝev vehüm şâhidûn.
Yoksa melekleri dişi olarak yarattık da buna tanık mı oldular?
Sâffât suresi, 151. ayet. أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
elâ innehüm min ifkihim leyeḳûlûn.
Aslında, iftiralarının sonucu olarak, şunu söylemiyorlar mı?
Sâffât suresi, 152. ayet. وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
velede-llâhü veinnehüm lekâẕibûn.
"Allah, oğul edindi!" Aslında, onlar, kesinlikle yalancıdır.
Sâffât suresi, 153. ayet. أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
aṣṭafe-lbenâti `ale-lbenîn.
Kız çocuklarını, erkek çocuklarına mı yeğlemiş?
Sâffât suresi, 154. ayet. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
mâ leküm. keyfe taḥkümûn.
Size ne oluyor; nasıl yargı veriyorsunuz?
Sâffât suresi, 155. ayet. أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
efelâ teẕekkerûn.
Yine de düşünmüyor musunuz?
Sâffât suresi, 156. ayet. أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌ مُّبِينٌ
em leküm sülṭânüm mübîn.
Yoksa apaçık bir kanıtınız mı var?
Sâffât suresi, 157. ayet. فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
fe'tû bikitâbiküm in küntüm ṣâdiḳîn.
Kitabınızı getirin; eğer doğruyu söylüyorsanız?
Sâffât suresi, 158. ayet. وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
vece`alû beynehû vebeyne-lcinneti nesebâ. veleḳad `alimeti-lcinnetü innehüm lemuḥḍarûn.
O'nunla, cinler arasında, bir soy ilişkisi uydurdular. Oysa gerçek şu ki, cinler de yargılanacaklarını kesin olarak bilirler.
Sâffât suresi, 159. ayet. سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
sübḥâne-llâhi `ammâ yeṣifûn.
Allah, onların yakıştırmalarından ayrıktır.
Sâffât suresi, 160. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Allah'ın içten kulları böyle değildir.
Sâffât suresi, 161. ayet. فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
feinneküm vemâ ta`büdûn.
Artık, siz ve hizmet ettikleriniz.
Sâffât suresi, 162. ayet. مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ
mâ entüm `aleyhi bifâtinîn.
O'na karşı kimseyi saptıramazsınız.
Sâffât suresi, 163. ayet. إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
illâ men hüve ṣâli-lceḥîm.
Cehenneme girecek olanların dışında.
Sâffât suresi, 164. ayet. وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
vemâ minnâ illâ lehû meḳâmüm ma`lûm.
"Aramızdan hiç kimse yoktur ki, belirlenmiş bir konumu olmasın!"
Sâffât suresi, 165. ayet. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
veinnâ lenaḥnu-ṣṣâffûn.
"Kuşkusuz, sıralananlarız!"
Sâffât suresi, 166. ayet. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
veinnâ lenaḥnü-lmüsebbiḥûn.
"Kuşkusuz, yüceltenleriz!"
Sâffât suresi, 167. ayet. وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
vein kânû leyeḳûlûn.
Aslında, şöyle diyorlardı:
Sâffât suresi, 168. ayet. لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
lev enne `indenâ ẕikram mine-l'evvelîn.
"Yanımızda, öncekilerden bir öğreti olsaydı!"
Sâffât suresi, 169. ayet. لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
lekünnâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
"Kesinlikle, Allah'ın içten kullarından olurduk!"
Sâffât suresi, 170. ayet. فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
fekeferû bih. fesevfe ya`lemûn.
Yine de Onu inkar ettiler. Madem öyle, yakında öğrenecekler.
Sâffât suresi, 171. ayet. وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
veleḳad sebeḳat kelimetünâ li`ibâdine-lmürselîn.
Oysa gerçek şu ki, gönderilen kullarımıza söz verilmiştir.
Sâffât suresi, 172. ayet. إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
innehüm lehümü-lmenṣûrûn.
Kuşkusuz, Onlara, kesinlikle yardım edilecektir.
Sâffât suresi, 173. ayet. وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
veinne cündenâ lehümü-lgâlibûn.
Ve kuşkusuz, Bizim ordumuz, kesinlikle üstün gelecektir.
Sâffât suresi, 174. ayet. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
fetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.
Artık, bir süre onlardan uzaklaş.
Sâffât suresi, 175. ayet. وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
veebṣirhüm fesevfe yübṣirûn.
Ve onları seyret. Madem öyle, yakında görecekler.
Sâffât suresi, 176. ayet. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.
Cezamızı, ivedi olarak mı istiyorlar?
Sâffât suresi, 177. ayet. فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
feiẕâ nezele bisâḥatihim fesâe ṣabâḥu-lmünẕerîn.
Başlarına geldiğinde; uyarılanların sabahı ne kötüdür.
Sâffât suresi, 178. ayet. وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
vetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.
Bu arada, bir süre onlardan uzaklaş.
Sâffât suresi, 179. ayet. وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
veebṣir fesevfe yübṣirûn.
Ve seyret. Madem öyle, yakında görecekler.
Sâffât suresi, 180. ayet. سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
sübḥâne rabbike rabbi-l`izzeti `ammâ yeṣifûn.
Onurlu Efendi olan senin Efendin, onların yakıştırmalarından ayrıktır.
Sâffât suresi, 181. ayet. وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
veselâmün `ale-lmürselîn.
Gönderilenlere selam olsun!
Sâffât suresi, 182. ayet. وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
velḥamdü lillâhi rabbi-l`âlemîn.
Ve Evrenlerin Efendisi Allah'a övgüler olsun!