Sâffât suresi, 1. ayet. وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّۭا
Yemin olsun: Sıra sıra dizilenlere,
37. sure · dinle
Okunan kelime metin üstünde işaretlenir; sure baştan sona kesintisiz çalar. Betik çalışmazsa her ayetin altındaki oynatıcı yine çalışır.
Sâffât suresi, 1. ayet. وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّۭا
Yemin olsun: Sıra sıra dizilenlere,
Sâffât suresi, 2. ayet. فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًۭا
Engel olanlara,
Sâffât suresi, 3. ayet. فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا
Zikr (Kur'an) okuyanlara ki
Sâffât suresi, 4. ayet. إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌۭ
Şüphesiz ilahınız tektir.
Sâffât suresi, 5. ayet. رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ
Hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi hem de doğuların Rabbidir.
Sâffât suresi, 6. ayet. إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
Şüphesiz ki biz yakın göğü gezegenlerden oluşan süsle süsledik.
Sâffât suresi, 7. ayet. وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍۢ مَّارِدٍۢ
(Onu) isyankâr her şeytandan koruduk.
Sâffât suresi, 8. ayet. لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ
(8, 9) Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için ebedî bir azap vardır.
Sâffât suresi, 9. ayet. دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ
(8, 9) Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için ebedî bir azap vardır.
Sâffât suresi, 10. ayet. إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ
Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz çalmaya kalkışan olursa, onu hemen delip geçen parlak bir ışık takip eder.
Sâffât suresi, 11. ayet. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ
(Şimdi) sor onlara! Onları yaratmak mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (diğer) bilinçli (varlıkları yaratmak) mı? Şüphesiz ki biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Sâffât suresi, 12. ayet. بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
Elbette sen şaşırıyorsun. (Oysa) onlar alay ediyorlar.
Sâffât suresi, 13. ayet. وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
Kendilerine (gerçekler) hatırlatıldığı zaman (gerçeği) hatırlamazlar.
Sâffât suresi, 14. ayet. وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةًۭ يَسْتَسْخِرُونَ
Bir ayet gördüklerinde alay ederler.
Sâffât suresi, 15. ayet. وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ
Şöyle derler: "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.
Sâffât suresi, 16. ayet. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi diriltileceğiz?
Sâffât suresi, 17. ayet. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
Önceki atalarımız da mı?"
Sâffât suresi, 18. ayet. قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
De ki: "Evet hem de hor ve değersiz olarak (diriltileceksiniz)."
Sâffât suresi, 19. ayet. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak; bir de bakarsın ki onlar etrafa bakacaklar.
Sâffât suresi, 20. ayet. وَقَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
(Kâfirler:) "Ah, eyvah bize! Bu hesap günüymüş!" demiş (olacak)lardır.
Sâffât suresi, 21. ayet. هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
İşte bu, yalanlamış olduğunuz ayrılma günüdür.
Sâffât suresi, 22. ayet. ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
(22, 23) (Allah meleklere şöyle diyecek:) "Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah'ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!
Sâffât suresi, 23. ayet. مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
(22, 23) (Allah meleklere şöyle diyecek:) "Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah'ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!
Sâffât suresi, 24. ayet. وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
Onları tutuklayın; şüphesiz ki onlar sorguya çekilecekler!"
Sâffât suresi, 25. ayet. مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Sâffât suresi, 26. ayet. بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
Hayır! Onlar o gün boyun eğmiş olacaklardır.
Sâffât suresi, 27. ayet. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
Onların bir kısmı bir kısmına dönüp (hesap) soracaklar.
Sâffât suresi, 28. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
(Uyanlar, uyduklarına) "Şüphesiz ki siz bize (hep) sağdan gelirdiniz!" diyeceklerdir.
Sâffât suresi, 29. ayet. قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
(Uyulanlar ise) şöyle diyecekler: "Aksine siz inananlar değildiniz.
Sâffât suresi, 30. ayet. وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَـٰغِينَ
Bizim sizi zorlayacak hiçbir gücümüz yoktu. Aslında siz azgın bir toplumdunuz!
Sâffât suresi, 31. ayet. فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
Rabbimizin (azap) sözü bizim aleyhimize gerçekleşti. Biz (azabı) mutlaka tadacağız.
Sâffât suresi, 32. ayet. فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ
Biz sizi saptırdık. Çünkü kendimiz de sapmıştık."
Sâffât suresi, 33. ayet. فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍۢ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Şüphesiz ki o gün onlar azapta ortaktırlar.
Sâffât suresi, 34. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
İşte biz, suçlulara böyle yapacağız.
Sâffât suresi, 35. ayet. إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
Şüphesiz ki onlara "Allah'tan başka ilah yoktur." dendiği zaman kibir gösterirlerdi.
Sâffât suresi, 36. ayet. وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍۢ مَّجْنُونٍۭ
"Cinlenmiş bir şair için mi ilahlarımızı terk edeceğiz!" derlerdi.
Sâffât suresi, 37. ayet. بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Aksine o (elçi), gerçeği getirmiş ve (önceki) elçileri de doğrulamıştı.
Sâffât suresi, 38. ayet. إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
Şüphesiz ki siz elem verici azabı tadacaksınız.
Sâffât suresi, 39. ayet. وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Size yaptıklarınızdan başka karşılık verilmeyecektir.
Sâffât suresi, 40. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Allah'ın samimi kulları hariç.
Sâffât suresi, 41. ayet. أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌۭ مَّعْلُومٌۭ
Onlar için bilinen bir rızık vardır.
Sâffât suresi, 42. ayet. فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ
(42, 43, 44) Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.
Sâffât suresi, 43. ayet. فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
(42, 43, 44) Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.
Sâffât suresi, 44. ayet. عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَـٰبِلِينَ
(42, 43, 44) Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.
Sâffât suresi, 45. ayet. يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۭ
(45, 46) Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.
Sâffât suresi, 46. ayet. بَيْضَآءَ لَذَّةٍۢ لِّلشَّـٰرِبِينَ
(45, 46) Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.
Sâffât suresi, 47. ayet. لَا فِيهَا غَوْلٌۭ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
Onlarda (içtiklerinde) sersemletme (baş ağrısı) yoktur; ondan dolayı sarhoş da edilmezler.
Sâffât suresi, 48. ayet. وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌۭ
Yanlarında bakışlarını yalnız onlara özel kılmış (güzel) gözlü (eş)ler vardır.
Sâffât suresi, 49. ayet. كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌۭ مَّكْنُونٌۭ
Onlar saklı yumurta gibi bembeyazdır.
Sâffât suresi, 50. ayet. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
(Cennette) onların bir kısmı, diğerlerine yönelip birbirlerine sormaya başlayacaklar.
Sâffât suresi, 51. ayet. قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌۭ
İçlerinden bir (mümin) şöyle diyecek: "Benim yakın (bir arkadaş)ım vardı.
Sâffât suresi, 52. ayet. يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
Der(di) ki: ‘Sen de (diriltilmeye) inananlardan mısın?
Sâffât suresi, 53. ayet. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi (diriltilip) cezalandırılacağız"
Sâffât suresi, 54. ayet. قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
(Mümin kişi), "(O arkadaşımın durumunu) bilmek ister misiniz?" diyecektir.
Sâffât suresi, 55. ayet. فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
(Ardından) bakıp arkadaşını cehennemin ortasında görecektir.
Sâffât suresi, 56. ayet. قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
(Mümin olan, ateşteki arkadaşına) şöyle diyecektir: "Allah'a yemin olsun: Sen az daha beni de helak edecektin.
Sâffât suresi, 57. ayet. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olacaktım.
Sâffât suresi, 58. ayet. أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
(58, 59) Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız."
Sâffât suresi, 59. ayet. إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
(58, 59) Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız."
Sâffât suresi, 60. ayet. إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
Şüphesiz ki bu, büyük bir kurtuluştur.
Sâffât suresi, 61. ayet. لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ
Çalışanlar böylesi (bir kurtuluş) için çalışsınlar!
Sâffât suresi, 62. ayet. أَذَٰلِكَ خَيْرٌۭ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
Şimdi ziyafet olarak bu (nimetler) mi hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?
Sâffât suresi, 63. ayet. إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةًۭ لِّلظَّـٰلِمِينَ
Şüphesiz ki biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (sıkıntı) kıldık.
Sâffât suresi, 64. ayet. إِنَّهَا شَجَرَةٌۭ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
Şüphesiz ki o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
Sâffât suresi, 65. ayet. طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ
Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
Sâffât suresi, 66. ayet. فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
(Cehennemdekiler) ondan yer ve karınlarını ondan doldururlar.
Sâffât suresi, 67. ayet. ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًۭا مِّنْ حَمِيمٍۢ
Sonra (zakkumun) üzerine onlar için kaynar sudan bir içecek vardır.
Sâffât suresi, 68. ayet. ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
Sonra elbette onların dönüşü çılgın ateşe olacaktır.
Sâffât suresi, 69. ayet. إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
Şüphesiz ki onlar, atalarını sapkınlıkta bulmuşlardı.
Sâffât suresi, 70. ayet. فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
Kendileri de onların peşlerinden koşturuyorlar.
Sâffât suresi, 71. ayet. وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Yemin olsun ki kendilerinden önceki eski toplumların çoğu sapmıştı.
Sâffât suresi, 72. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
Yemin olsun ki biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Sâffât suresi, 73. ayet. فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
(73, 74) Allah'ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Sâffât suresi, 74. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
(73, 74) Allah'ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Sâffât suresi, 75. ayet. وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌۭ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
Yemin olsun ki Nuh, bize yalvarıp yakarmıştı. Biz de duayı ne güzel kabul edeniz!
Sâffât suresi, 76. ayet. وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
Kendisini ve ailesini (destekçilerini) büyük felaketten kurtarmıştık.
Sâffât suresi, 77. ayet. وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
Biz onun (Nuh'un) soyunu -işte onları- kalıcı kılmıştık.
Sâffât suresi, 78. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Sâffât suresi, 79. ayet. سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍۢ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ
Bütün âlemlerde Nuh'a selam olsun!
Sâffât suresi, 80. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Sâffât suresi, 81. ayet. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
Sâffât suresi, 82. ayet. ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
Sonra diğerlerini (suda) boğmuştuk.
Sâffât suresi, 83. ayet. وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
Şüphesiz ki İbrahim de onun (Nuh'un) tarafındandı.
Sâffât suresi, 84. ayet. إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍ
Hani o, Rabbine teslim olan bir kalp ile gelmişti.
Sâffât suresi, 85. ayet. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
Hani babasına ve halkına şöyle demişti: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?
Sâffât suresi, 86. ayet. أَئِفْكًا ءَالِهَةًۭ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
Allah'ın peşi sıra uydurma ilahlar(a) mı?
Sâffât suresi, 87. ayet. فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
Âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"
Sâffât suresi, 88. ayet. فَنَظَرَ نَظْرَةًۭ فِى ٱلنُّجُومِ
Sonra yıldızlara bakmıştı.
Sâffât suresi, 89. ayet. فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌۭ
"Ben hastayım!" demişti.
Sâffât suresi, 90. ayet. فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
Onlar (kavmi) de ona arkalarını dönüp (gitmiş)lerdi.
Sâffât suresi, 91. ayet. فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
(91, 92) (İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (yemekleri görünce) "Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?" demişti.
Sâffât suresi, 92. ayet. مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
(91, 92) (İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (yemekleri görünce) "Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?" demişti.
Sâffât suresi, 93. ayet. فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
(Yanlarına giderek) sağ eliyle (güçlü bir şekilde) onlara vurmuştu (kırmıştı).
Sâffât suresi, 94. ayet. فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
(Putperestler) koşarak ona gelmişlerdi.
Sâffât suresi, 95. ayet. قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
(95, 96) (İbrahim) "Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı" demişti.
Sâffât suresi, 96. ayet. وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
(95, 96) (İbrahim) "Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı" demişti.
Sâffât suresi, 97. ayet. قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَـٰنًۭا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
(Putperestler ise) "Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!" demişlerdi.
Sâffât suresi, 98. ayet. فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًۭا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
Ona bir tuzak kurmayı istemişlerdi. Fakat biz onları alçaklardan kılmıştık.
Sâffât suresi, 99. ayet. وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
(99, 100) (İbrahim) "Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!" demişti.
Sâffât suresi, 100. ayet. رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
(99, 100) (İbrahim) "Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!" demişti.
Sâffât suresi, 101. ayet. فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍۢ
Biz de onu çok hoşgörülü bir oğul ile müjdelemiştik.
Sâffât suresi, 102. ayet. فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ
(Oğlu) onunla birlikte yürüyecek çağa ulaşınca, (İbrahim) "Ey yavrucuğum! Rüyada seni kesmekte olduğumu görüyorum; bir düşün, ne dersin?" demişti. (O da) "Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın." demişti.
Sâffât suresi, 103. ayet. فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
Her ikisi de teslim olup, onu (oğlunu) alnı üzerine yatırmıştı.
Sâffât suresi, 104. ayet. وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
(104, 105) Biz ona "Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz." diye seslenmiştik.
Sâffât suresi, 105. ayet. قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
(104, 105) Biz ona "Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz." diye seslenmiştik.
Sâffât suresi, 106. ayet. إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
Bu, apaçık bir imtihandı.
Sâffât suresi, 107. ayet. وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍۢ
Biz (oğlunun yerine) ona büyük bir kurban fidye vermiştik.
Sâffât suresi, 108. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Sâffât suresi, 109. ayet. سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'e selam olsun!
Sâffât suresi, 110. ayet. كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
İşte (biz) güzel davrananları böyle ödüllendiririz.
Sâffât suresi, 111. ayet. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
Sâffât suresi, 112. ayet. وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّۭا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
İyilerden bir peygamber olarak ona İshak'ı müjdelemiştik.
Sâffât suresi, 113. ayet. وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌۭ وَظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌۭ
Ona ve İshak'a bereketler vermiştik. Her ikisinin neslinden iyilik yapan da kendisine açıkça haksızlık eden de çıkacaktır.
Sâffât suresi, 114. ayet. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
Yemin olsun ki biz Musa'ya ve Harun'a nimetler vermiştik.
Sâffât suresi, 115. ayet. وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
Onları ve toplumlarını o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Sâffât suresi, 116. ayet. وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ
Kendilerine yardım etmiştik ve galip gelenler işte onlar olmuştu.
Sâffât suresi, 117. ayet. وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
İkisine de apaçık anlaşılan Kitabı vermiştik.
Sâffât suresi, 118. ayet. وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
Her ikisini de doğru yola ulaştırmıştık.
Sâffât suresi, 119. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
Sonrakiler arasında o ikisine (iyi bir ün) bırakmıştık.
Sâffât suresi, 120. ayet. سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
Musa ve Harun'a selam olsun!
Sâffât suresi, 121. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Sâffât suresi, 122. ayet. إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Şüphesiz ki o ikisi de inanmış kullarımızdandı.
Sâffât suresi, 123. ayet. وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Şüphesiz ki İlyas da elçilerdendi.
Sâffât suresi, 124. ayet. إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani kavmine "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?
Sâffât suresi, 125. ayet. أَتَدْعُونَ بَعْلًۭا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ
(125, 126) Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba‘l'e mi yalvarıyorsunuz?" demişti.
Sâffât suresi, 126. ayet. ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
(125, 126) Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba‘l'e mi yalvarıyorsunuz?" demişti.
Sâffât suresi, 127. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
(Kavmi) onu (İlyas'ı) yalanlamıştı. Şüphesiz ki onlar (cehennemde) hazır kılınacaklardır.
Sâffât suresi, 128. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Allah'ın samimi kulları hariç.
Sâffât suresi, 129. ayet. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Sâffât suresi, 130. ayet. سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
İlyas'a selam olsun!
Sâffât suresi, 131. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Sâffât suresi, 132. ayet. إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
Sâffât suresi, 133. ayet. وَإِنَّ لُوطًۭا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Şüphesiz ki Lut da elçilerdendi.
Sâffât suresi, 134. ayet. إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
(134, 135) Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
Sâffât suresi, 135. ayet. إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ
(134, 135) Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
Sâffât suresi, 136. ayet. ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ
Ardından diğerlerini helak etmiştik.
Sâffât suresi, 137. ayet. وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
(137, 138) Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz?
Sâffât suresi, 138. ayet. وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
(137, 138) Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz?
Sâffât suresi, 139. ayet. وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Şüphesiz ki Yunus da elçilerdendi.
Sâffât suresi, 140. ayet. إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Hani o, dolu bir gemiye (binip) kaçmıştı.
Sâffât suresi, 141. ayet. فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
(Gemide olanlarla) karşılıklı kura çekmişler ve (Yunus da) kaybedenlerden olmuştu.
Sâffât suresi, 142. ayet. فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌۭ
Kendini kınayıp dururken onu bir balık yutmuştu.
Sâffât suresi, 143. ayet. فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
(143, 144) (Allah'ı) tesbih edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar o (balığın) karnında kalırdı.
Sâffât suresi, 144. ayet. لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
(143, 144) (Allah'ı) tesbih edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar o (balığın) karnında kalırdı.
Sâffât suresi, 145. ayet. فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌۭ
Hâlsiz bir vaziyette onu kıyıya çıkarmıştık.
Sâffât suresi, 146. ayet. وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةًۭ مِّن يَقْطِينٍۢ
Üzerine (gölge etmesi için) geniş yapraklı bir bitki yetiştirmiştik.
Sâffât suresi, 147. ayet. وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
Onu, yüz bin hatta daha çok kişiye (peygamber olarak) göndermiştik.
Sâffât suresi, 148. ayet. فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍۢ
(Ona) inanmışlardı; biz de onları bir süreye kadar yaşatmıştık.
Sâffât suresi, 149. ayet. فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
Onlara (müşriklere) sor: "Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?"
Sâffât suresi, 150. ayet. أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًۭا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ
Yoksa onlar şahitken (onlar görürken) melekleri kız olarak mı yaratmışız!
Sâffât suresi, 151. ayet. أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
(151, 152) Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak "Allah çocuk edindi!" diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır.
Sâffât suresi, 152. ayet. وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ
(151, 152) Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak "Allah çocuk edindi!" diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır.
Sâffât suresi, 153. ayet. أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş!
Sâffât suresi, 154. ayet. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Ne oluyor size? Nasıl (böyle) hükmediyorsunuz?
Sâffât suresi, 155. ayet. أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
(Gerçeği) hiç hatırlamıyor musunuz?
Sâffât suresi, 156. ayet. أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌۭ مُّبِينٌۭ
Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
Sâffât suresi, 157. ayet. فَأْتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
Doğruysanız kitabınızı getirin!
Sâffât suresi, 158. ayet. وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًۭا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
O'nunla (Allah ile) cinler arasında da bir soy bağı uydurdular. Yemin olsun ki cinler de (Allah'ın huzurunda) hazır kılınacaklarını bilirler.
Sâffât suresi, 159. ayet. سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Allah onların (müşriklerin) yakıştırdıklarından yücedir.
Sâffât suresi, 160. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Allah'ın samimi kulları hariç.
Sâffât suresi, 161. ayet. فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
(161, 162, 163) Siz ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O'na karşı azdırıp saptıramazsınız.
Sâffât suresi, 162. ayet. مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ
(161, 162, 163) Siz ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O'na karşı azdırıp saptıramazsınız.
Sâffât suresi, 163. ayet. إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
(161, 162, 163) Siz ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O'na karşı azdırıp saptıramazsınız.
Sâffât suresi, 164. ayet. وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌۭ مَّعْلُومٌۭ
(Melekler şöyle derler:) "Bizim her birimiz için bilinen bir makam vardır.
Sâffât suresi, 165. ayet. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
Şüphesiz ki biz (orada) sıra sıra dururuz.
Sâffât suresi, 166. ayet. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
Şüphesiz ki biz (Allah'ı) tesbih edenleriz (yüceltenleriz)."
Sâffât suresi, 167. ayet. وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
(Müşrikler) şöyle diyorlardı:
Sâffât suresi, 168. ayet. لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًۭا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
(168, 169) "Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah'ın samimi kulları olurduk!"
Sâffât suresi, 169. ayet. لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
(168, 169) "Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah'ın samimi kulları olurduk!"
Sâffât suresi, 170. ayet. فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Hemen onu (Kur'an'ı) inkâr ettiler. İleride (gerçeği) bilecekler!
Sâffât suresi, 171. ayet. وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
Yemin olsun ki gönderilmiş elçi kullarımıza (şu) sözü verdik:
Sâffât suresi, 172. ayet. إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
Onlar, mutlaka zafere ulaşacaklardır.
Sâffât suresi, 173. ayet. وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ
Şüphesiz ki bizim ordumuz üstün gelecektir.
Sâffât suresi, 174. ayet. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ
Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!
Sâffât suresi, 175. ayet. وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Onları gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.
Sâffât suresi, 176. ayet. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Azabımızı acele mi istiyorlar?
Sâffât suresi, 177. ayet. فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
(Acele istedikleri azabımız) yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat inanmayanların) sabahı ne kötü olur!
Sâffât suresi, 178. ayet. وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ
Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!
Sâffât suresi, 179. ayet. وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
(Onları) gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.
Sâffât suresi, 180. ayet. سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Rabbin, yani itibar sahibi Rabbin, onların yakıştırdıklarından uzaktır.
Sâffât suresi, 181. ayet. وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
Gönderilen bütün elçilere selam olsun!
Sâffât suresi, 182. ayet. وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
Hamd (övgü), âlemlerin Rabbi (olan) Allah içindir.