Diyanet İşleri
(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.
Sâffât suresi · 161–182. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Sâffât suresi, 161. ayet. فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.
(161, 162, 163) Siz ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O'na karşı azdırıp saptıramazsınız. dipnot 1
çünkü ne siz, ne de taptıklarınız;
çünkü ne siz (Allah'a iftirada bulunan)lar, ne de sizin taptıklarınız,
Muhakkak ki siz ve tapındıklarınız,
Artık siz de, tapmakta olduklarınız da.
Sizler ve taptığınız şeyler!
Artık, siz ve hizmet ettikleriniz.
- Sizler ve taptıklarınız, cehenneme girecek olandan başkasını kandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız.
Siz ve hizmet etmekte olduklarınız,
Siz ve tapmakta olduklarınız,
Çünkü siz ve taptıklarınız,
Çünkü siz ve taptıklarınız
Artık siz ve kulluk yaptıklarınız,
Artık siz ve kulluk yaptıklarınız,
Artık siz ve kulluk yaptıklarınız,
Artık siz de, tapmakta olduklarınız da.
Ne siz, ne de tapmakda olduklarınız,
Muhakkak ki sizler ve taptıklarınız,
(149-166) Şimdi onlardan kanaatlerini belirtmelerini iste / fetva iste, kızlar Rabbin için? Oğlanlar onların mı? Ya da melekleri dişi mi yaratmışız da onlarda buna şahitler mi? Dikkat edin! Onlar yalanı iftira edip söylüyorlar, Allah’ın çocuğu! Muhakkak ki onlar yalancıdırlar, kızları oğlanlara tercih etmiş, size ne oldu! Nasıl hükmediyorsunuz , hâlâ düşünmüyor musunuz? Ya da a paçık bir ispatlayıcınız mı var / sultanınız mı var? Kitabınızı getirin eğer sözünüze bağlı iseniz. Onunla cinler arasında bir soy bağı oluşturdular, kesin olan şu ki cinler de bilirler ki onlar da hazır hale getirilecekler. (Bu bilgi onlarda var) Allah, onların öylesi noksan sıfatlandırmalarından üstündür / süphandır. Ancak Allah’ın katışıksız /halis kulları hariç (onların vasıflandırmaları böyle değildir.) Sizler de ibadet ettikleriniz de onu sınamaya / fitneye tabi tutamazsınız. Ancak cehenneme salınacak kimseleredir, (Onları sınayabilirsiniz) Bizde, (meleklerde) bilinen bir yer / makam verilenler var , kesinlikle bizler saflar halindeyiz, Bizler Allah’ı üstün tutarız / tesbih edenleriz.
Artık ne siz ne de ibadet ettikleriniz;
(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız,
(Ey kafirler!) Siz ve kulluk ettikleriniz,
(Ey müşrikler!) Ne siz, ne de kulluk ettiğiniz varlıklar;
Siz ve ibadet ettikleriniz.
Siz ve kulluk ettikleriniz.
Siz ve kulluk ettiğiniz şeyler,
Sâffât suresi, 162. ayet. مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ
(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.
(161, 162, 163) Siz ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O'na karşı azdırıp saptıramazsınız. dipnot 1
hiç biriniz O'na karşı kimseyi ayartamazsınız;
hiçbiriniz, kimseyi kendi heves ve ayartmalarınıza boyun eğdiremezsiniz,
O'nun aleyhine (kimseyi) ayartıp kandıramazsınız!
O'na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz.
Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
O'na karşı kimseyi saptıramazsınız.
- Sizler ve taptıklarınız, cehenneme girecek olandan başkasını kandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız.
O'na karşı kimseyi saptıramazsınız.
O'na karşı kimseyi saptıramazsınız.
Allah'a karşı kimseyi baştan çıkaramazsınız,
Ona karşı kimseyi meftun edemezsiniz
O'na karşı fitneye düşüremezsiniz.
O'na karşı fitneye düşüremezsiniz.
O'na karşı fitneye düşüremezsiniz.
O'na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz.
Siz Onun aleyhinde (hiçbir ferdi) fitneye (ve fesada) sürükleyecek (bir kudretde) değilsinizdir.
O'na karşı hiç fitneleyebilecek değilsiniz.
(149-166) Şimdi onlardan kanaatlerini belirtmelerini iste / fetva iste, kızlar Rabbin için? Oğlanlar onların mı? Ya da melekleri dişi mi yaratmışız da onlarda buna şahitler mi? Dikkat edin! Onlar yalanı iftira edip söylüyorlar, Allah’ın çocuğu! Muhakkak ki onlar yalancıdırlar, kızları oğlanlara tercih etmiş, size ne oldu! Nasıl hükmediyorsunuz , hâlâ düşünmüyor musunuz? Ya da a paçık bir ispatlayıcınız mı var / sultanınız mı var? Kitabınızı getirin eğer sözünüze bağlı iseniz. Onunla cinler arasında bir soy bağı oluşturdular, kesin olan şu ki cinler de bilirler ki onlar da hazır hale getirilecekler. (Bu bilgi onlarda var) Allah, onların öylesi noksan sıfatlandırmalarından üstündür / süphandır. Ancak Allah’ın katışıksız /halis kulları hariç (onların vasıflandırmaları böyle değildir.) Sizler de ibadet ettikleriniz de onu sınamaya / fitneye tabi tutamazsınız. Ancak cehenneme salınacak kimseleredir, (Onları sınayabilirsiniz) Bizde, (meleklerde) bilinen bir yer / makam verilenler var , kesinlikle bizler saflar halindeyiz, Bizler Allah’ı üstün tutarız / tesbih edenleriz.
O'na karşı hiç kimseyi fitneye düşüremezsiniz.
Kandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız;
hiçbiriniz, kimseyi Allah'ın istemediği kötü bir duruma sokamazsınız;
Ona karşı kimseyi, o kötü duruma sokamazsınız.
Hiçbiriniz, (Allah'a karşı) başka kimseyi fitneye düşürüp yoldan çıkaramazsınız.
(162-163) Cehenneme atılacaklardan başka kimseyi yoldan çıkaramazsınız.
O'na karşı kimseyi fitneye düşüremezsiniz.
Sâffât suresi, 163. ayet. إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.
(161, 162, 163) Siz ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O'na karşı azdırıp saptıramazsınız. dipnot 1
ancak (göz göre göre) ateşe koşan kimseler hariç.
(kendi ayaklarıyla) yakıcı ateşe koşanlar hariç!
Ancak cehennemi yanışa gidecekler müstesna.
Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz).
Cehenneme girecek kimseden başkasını...
Cehenneme girecek olanların dışında.
- Sizler ve taptıklarınız, cehenneme girecek olandan başkasını kandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız.
Ancak cehennemde yanacaklar hariç.
Ancak cehennemde yanacaklar hariç.
Cehenneme saldıran kimseden başkasını.
Meğer ki Cahime saldıran olsun
Cehennem'e girecekler hariç.
Cehennem'e girecekler hariç.
Cehennem'e girecekler hariç.
Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz).
Meğer ki kendisi cehenneme girecek kimse olsun.
Tabii cehenneme girecek olan müstesna.
(149-166) Şimdi onlardan kanaatlerini belirtmelerini iste / fetva iste, kızlar Rabbin için? Oğlanlar onların mı? Ya da melekleri dişi mi yaratmışız da onlarda buna şahitler mi? Dikkat edin! Onlar yalanı iftira edip söylüyorlar, Allah’ın çocuğu! Muhakkak ki onlar yalancıdırlar, kızları oğlanlara tercih etmiş, size ne oldu! Nasıl hükmediyorsunuz , hâlâ düşünmüyor musunuz? Ya da a paçık bir ispatlayıcınız mı var / sultanınız mı var? Kitabınızı getirin eğer sözünüze bağlı iseniz. Onunla cinler arasında bir soy bağı oluşturdular, kesin olan şu ki cinler de bilirler ki onlar da hazır hale getirilecekler. (Bu bilgi onlarda var) Allah, onların öylesi noksan sıfatlandırmalarından üstündür / süphandır. Ancak Allah’ın katışıksız /halis kulları hariç (onların vasıflandırmaları böyle değildir.) Sizler de ibadet ettikleriniz de onu sınamaya / fitneye tabi tutamazsınız. Ancak cehenneme salınacak kimseleredir, (Onları sınayabilirsiniz) Bizde, (meleklerde) bilinen bir yer / makam verilenler var , kesinlikle bizler saflar halindeyiz, Bizler Allah’ı üstün tutarız / tesbih edenleriz.
Ancak Cehennem'e girecek olanlar müstesna.
Cehenneme girecek olandan başkasını.
ama yakıcı ateşe kendisi yönelen kişi hariç dipnot 1 .
Yönünü cehenneme çeviren kişi başka (onu etkileyebilirsiniz).
Cehenneme atılacaklardan başkasını…
(162-163) Cehenneme atılacaklardan başka kimseyi yoldan çıkaramazsınız.
Cehenneme salınacak olan müstesna.
Sâffât suresi, 164. ayet. وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
(Melekler derler ki:) "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır."
(Melekler şöyle derler:) "Bizim her birimiz için bilinen bir makam vardır.
Hem, (samimi kullar derler) ki: "İçimizde, (Allah tarafından) kendisine bir yer tayin edilmemiş hiç kimse yoktur:
(Bütün tabiat güçleri Allah'a hamdeder ve şöyle derler:) "İçimizden hiç kimse yoktur ki (Allah tarafından) kendisi için tayin edilmiş bir yere sahip olmasın;
(Bütün açığa çıkan melekî Esmâ kuvveleri): "Bizden, bilinen bir işlevi olmayan yoktur!"
(Melekler der ki:) "Bizden her birimiz için belli bir makam vardır."
(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır.
"Aramızdan hiç kimse yoktur ki, belirlenmiş bir konumu olmasın!"
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimiz için bilinen bir makam vardır."
Her birimizin belli bir görevi vardır.
Her birimizin belli bir görevi vardır.
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır.
Bizden ise her birimiz için bir makamı ma'lum vardır
"Bizden her birimizin belli bir makamı vardır."
"Bizden her birimizin belli bir makamı vardır."
Bizden her birimizin belli bir makamı vardır.
(Melekler der ki:) "Bizden her birimiz için belli bir makam vardır."
Bizden kimse müstesna olmamak üzere her biri için ma'lum birer makam vardır.
Bizim her birimizin belirli bir makamı vardır.
(149-166) Şimdi onlardan kanaatlerini belirtmelerini iste / fetva iste, kızlar Rabbin için? Oğlanlar onların mı? Ya da melekleri dişi mi yaratmışız da onlarda buna şahitler mi? Dikkat edin! Onlar yalanı iftira edip söylüyorlar, Allah’ın çocuğu! Muhakkak ki onlar yalancıdırlar, kızları oğlanlara tercih etmiş, size ne oldu! Nasıl hükmediyorsunuz , hâlâ düşünmüyor musunuz? Ya da a paçık bir ispatlayıcınız mı var / sultanınız mı var? Kitabınızı getirin eğer sözünüze bağlı iseniz. Onunla cinler arasında bir soy bağı oluşturdular, kesin olan şu ki cinler de bilirler ki onlar da hazır hale getirilecekler. (Bu bilgi onlarda var) Allah, onların öylesi noksan sıfatlandırmalarından üstündür / süphandır. Ancak Allah’ın katışıksız /halis kulları hariç (onların vasıflandırmaları böyle değildir.) Sizler de ibadet ettikleriniz de onu sınamaya / fitneye tabi tutamazsınız. Ancak cehenneme salınacak kimseleredir, (Onları sınayabilirsiniz) Bizde, (meleklerde) bilinen bir yer / makam verilenler var , kesinlikle bizler saflar halindeyiz, Bizler Allah’ı üstün tutarız / tesbih edenleriz.
(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
"Bizden herkesin belli bir makamı vardır."
(Müşrikler şunları da derler:) "Bizden her birinin belli bir makamı vardır.
(Bunlar kendilerini şöyle avuturlar:) "Bizden her birinin belli bir makamı vardır.
Biz (meleklerin) her birimizin belli bir makamı vardır.
Biz (meleklerin) her birimizin belli bir mevkisi vardır.
Bizim, istisnasız herbirimizin bilinen bir makamı vardır.
Sâffât suresi, 165. ayet. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
"Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız."
Şüphesiz ki biz (orada) sıra sıra dururuz.
evet biziz (emre amade olup) saf saf duranlar, elbette biz;
biz de (ibadetlerimizde O'nun önünde) saf tutarız;
"Muhakkak ki biz, evet biziz o saf saf dizilenler (varlıkta boyutları ve içindekileri meydana getirenler). "
"Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz."
Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz
"Kuşkusuz, sıralananlarız!"
"Biz saf tutarız."
Biz, (O'nun emrinde) sıra sıra dizenleriz,
Biz, dizenleriz,
Elbette biziz o saf saf dizilenler, biziz ;
Ve biz elbette biz o saf dizenleriz
"Biziz biz, saf saf duranlar."
"Biziz biz, saf saf duranlar."
Biziz biz, saf saf duranlar.
"Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz."
Biziz o saf saf dizilenler mutlak biz.
Ve muhakkak ki biz; saf bağlayıp duranlarız.
(149-166) Şimdi onlardan kanaatlerini belirtmelerini iste / fetva iste, kızlar Rabbin için? Oğlanlar onların mı? Ya da melekleri dişi mi yaratmışız da onlarda buna şahitler mi? Dikkat edin! Onlar yalanı iftira edip söylüyorlar, Allah’ın çocuğu! Muhakkak ki onlar yalancıdırlar, kızları oğlanlara tercih etmiş, size ne oldu! Nasıl hükmediyorsunuz , hâlâ düşünmüyor musunuz? Ya da a paçık bir ispatlayıcınız mı var / sultanınız mı var? Kitabınızı getirin eğer sözünüze bağlı iseniz. Onunla cinler arasında bir soy bağı oluşturdular, kesin olan şu ki cinler de bilirler ki onlar da hazır hale getirilecekler. (Bu bilgi onlarda var) Allah, onların öylesi noksan sıfatlandırmalarından üstündür / süphandır. Ancak Allah’ın katışıksız /halis kulları hariç (onların vasıflandırmaları böyle değildir.) Sizler de ibadet ettikleriniz de onu sınamaya / fitneye tabi tutamazsınız. Ancak cehenneme salınacak kimseleredir, (Onları sınayabilirsiniz) Bizde, (meleklerde) bilinen bir yer / makam verilenler var , kesinlikle bizler saflar halindeyiz, Bizler Allah’ı üstün tutarız / tesbih edenleriz.
Muhakkak biz saf saf duranlarız.
"Biziz, o saf saf dizilenler, biz."
Biz, kesinlikle omuz omuza veren kimseleriz.
Hepimiz aynı çizgideyiz.
Şüphesiz biziz o saf saf dizilenler.
Biz, elbette biz dizi dizi olanlarız.
O saf saf dizilenler elbette biziz.
Sâffât suresi, 166. ayet. وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
"Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz."
Şüphesiz ki biz (Allah'ı) tesbih edenleriz (yüceltenleriz)."
yine biziz (O'nun) yüceliğini dile getirenler, elbet biz!"
ve şüphesiz biz de O'nun sınırsız şanını yüceltiriz!"
"Muhakkak ki biz, evet biziz o tespih edenler (işlevlerini yerine getirmek suretiyle kulluğunu ifa edenler {tespihin anlamı}). "
"Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz."
ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz.
"Kuşkusuz, yüceltenleriz!"
"Elbette Allah'ı noksan sıfatlardan uzak tutarız."
Biz, anıp yüceltenleriz.
Biz, anıp yüceltenleriz.
elbette biziz o tesbih edenler, biziz." Derler
Ve biz elbette biz o tesbih edenleriz
"Biziz biz, tesbih dipnot 1 edenler."
"Biziz biz, tesbih dipnot 1 edenler."
Biziz biz, tesbih dipnot 1 edenler.
"Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz."
Biziz o tesbih edenler de mutlak biz.
Ve muhakkak ki biz; tesbih edenleriz.
(149-166) Şimdi onlardan kanaatlerini belirtmelerini iste / fetva iste, kızlar Rabbin için? Oğlanlar onların mı? Ya da melekleri dişi mi yaratmışız da onlarda buna şahitler mi? Dikkat edin! Onlar yalanı iftira edip söylüyorlar, Allah’ın çocuğu! Muhakkak ki onlar yalancıdırlar, kızları oğlanlara tercih etmiş, size ne oldu! Nasıl hükmediyorsunuz , hâlâ düşünmüyor musunuz? Ya da a paçık bir ispatlayıcınız mı var / sultanınız mı var? Kitabınızı getirin eğer sözünüze bağlı iseniz. Onunla cinler arasında bir soy bağı oluşturdular, kesin olan şu ki cinler de bilirler ki onlar da hazır hale getirilecekler. (Bu bilgi onlarda var) Allah, onların öylesi noksan sıfatlandırmalarından üstündür / süphandır. Ancak Allah’ın katışıksız /halis kulları hariç (onların vasıflandırmaları böyle değildir.) Sizler de ibadet ettikleriniz de onu sınamaya / fitneye tabi tutamazsınız. Ancak cehenneme salınacak kimseleredir, (Onları sınayabilirsiniz) Bizde, (meleklerde) bilinen bir yer / makam verilenler var , kesinlikle bizler saflar halindeyiz, Bizler Allah’ı üstün tutarız / tesbih edenleriz.
Ve şüphesiz biz tesbih edenleriz.
"Biziz, o tesbih edenler, biz."
Biz kesinlikle Allah'a boyun eğenleriz."
Hepimiz Allah'ın emrinden çıkmayan kimseleriz."
Ve yine biz, tesbih edicileriz.
Ve yine biz, tesbih ediciler biziz.
O durmadan tespih edenler elbette biziz.
Sâffât suresi, 167. ayet. وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."
(Müşrikler) şöyle diyorlardı:
Ama bir de ısrarla şöyle diyenler var:
Gerçek şu ki, o (hakikati inkar ede)nler her zaman şöyle derler:
Muhakkak ki (o müşrikler) şöyle de diyorlardı:
Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:
Putperestler: diyorlardı.
Aslında, şöyle diyorlardı:
- Müşrikler, "Öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlaslı kulları olurduk!" diyorlardı.
Diyorlardı ki,
Diyorlardı ki,
Ve gerçek (şu ki, daha) önce şöyle diyorlardı:
Ve gerçek, evvel şöyle diyorlardır:
Eğer diyecek olurlarsa:
Eğer diyecek olurlarsa:
Müşrikler, diyorlardı ki:
Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:
Hakıykat (müşrikler evvelce) şu kat'i sözü söylüyorlardı
Onlar her ne kadar şöyle diyor idiyseler de;
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Muhakkak onlar şöyle diyorlardı:
Gerçi o(ortak koşa)nlar şöyle diyorlardı:
Bunlar hep şöyle derlerdi:
Bunlar daha önce şunu da söylerlerdi:
Onlar, şöyle diyorlardı:
Onlar, şöyle diyorlardı:
O inkarcılar şunu da söylüyorlardı:
Sâffât suresi, 168. ayet. لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."
(168, 169) "Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah'ın samimi kulları olurduk!" dipnot 1
Eğer geçmiş atalarımızdan bize tevarüs edilen ilahi bir uyarı devralmış olsaydık,
"Eğer atalarımızdan (bu yönde) bir gelenek devralmış olsaydık,
"Eğer bizim yanımızda da atalarımızdan bize ulaşmış bir bilgi olsa idi. . . "
"Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı."
Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı,
"Yanımızda, öncekilerden bir öğreti olsaydı!"
- Müşrikler, "Öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlaslı kulları olurduk!" diyorlardı.
"Yanımızda öncekilerden bir uyarı bulunsaydı"
'Yanımızda öncekilerden bir uyarı bulunsaydı,'
Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı,
eğer yanımızda evvelkilerinkinden bir zikr olsa idi
"Yanımızda öncekilere verilen öğüt dipnot 1 gibi bir öğüt olsaydı."
"Yanımızda öncekilere verilen öğüt dipnot 1 gibi bir öğüt olsaydı."
Eğer yanımızda öncekilere verilen öğüt dipnot 1 gibi bir öğüt olsaydı.
"Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı."
"Eğer nezdimizde evvelki (ümmetlere inen) lerden bir kitab olsaydı",
Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir zikir bulunsaydı;
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
“Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
"Eğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı."
"Öncekilerin zikrinden /kitabından bizde de olsaydı dipnot 1
"Eski insanlara gelen bilgi bizde olsa
Öncekilerden yanımızda bir zikir/kitap olsaydı.
-Öncekilerden yanımızda bir zikir/kitap olsaydı
"Eğer katımızda öncekilere verilenlerden bir öğüt/bir düşündürücü olsaydı,
Sâffât suresi, 169. ayet. لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."
(168, 169) "Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah'ın samimi kulları olurduk!" dipnot 1
elbet biz de imanını saf ve temiz tutma çabasını Allah'ın desteklediği halis kullarından olurduk!"
kesinlikle Allah'ın halis kulları olurduk!"
"Elbette biz de Allah'ın ihlasa (samimiyete, saflığa) erdirilmiş kulları olurduk. "
"Gerçekten bizler de, Allah'ın muhlis olan kullarından olurduk."
mutlaka Allah’ın ihlâslı kulları olurduk!
"Kesinlikle, Allah'ın içten kullarından olurduk!"
- Müşrikler, "Öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlaslı kulları olurduk!" diyorlardı.
"Kendimizi ALLAH'a adar, sadece O'na kul olurduk."
'Kendimizi ALLAH'a adar, sadece O'na kul olurduk.'
herhalde Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
Her halde Allahın ıhlas ile seçilmiş kullarından olurduk
"Biz de Allah'ın muhles kullarından olurduk."
"Biz de Allah'ın muhles kullarından olurduk."
Biz de Allah'ın muhles dipnot 1 kullarından olurduk.
"Gerçekten bizler de, Tanrı'nın muhlis olan kullarından olurduk."
"Elbet biz de Allahın ihlasa erdirilmiş kullarından olurduk".
Biz de elbet Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları olurduk.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
“Gerçekten bizler de, Allah'ın muhlis olan kullarından olurduk.”
"Elbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk!"
Samimiyeti Allah tarafından onaylanmış kullar dipnot 1 elbette biz olurduk."
Allah'ın en samimi kulları yine biz oluruz".
Elbette Allah’ın ihlaslı kulları olurduk.
Elbette Allah'ın ihlaslı kulları olurduk.
Elbette biz de Allah'ın samimi kullarından olurduk."
Sâffât suresi, 170. ayet. فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Fakat (kitap gelince) onu inkar ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.
Hemen onu (Kur'an'ı) inkâr ettiler. İleride (gerçeği) bilecekler!
Fakat (vahiy gelince de) onu inkar ettiler; ama zamanı gelince (ne fena yaptıklarını) bilecekler.
Ama (işte bu ilahi kelam önlerine konulduğu halde,) onu kabul etmeye yanaşmıyorlar! Ama zamanla (reddettikleri şeyin ne olduğunu) öğreneceklerdir:
Şimdiyse hakikat bilgisini inkar ettiler. . . Yakında anlayacaklar!
Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp küfrettiler; yakında bileceklerdir.
İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
Yine de Onu inkar ettiler. Madem öyle, yakında öğrenecekler.
Buna rağmen Kur'an'ı inkar ettiler. Ama ileride bileceklerdir.
Böylece onu inkar ettiler; ileride bilecekler.
Böylece onu inkar ettiler; ileride bilecekler.
Fakat şimdi O'nu inkar ettiler, artık ileride bilecekler.
Fakat şimdi ona küfrettiler, artık ileride bilecekler
Fakat onu dipnot 1 yalanladılar. Artık yakında bilecekler.
Fakat onu dipnot 1 yalanladılar. Artık yakında bilecekler.
Fakat onu dipnot 1 yalanladılar. Artık yakında bilecekler.
Fakat (kitap gelince) ona küfrettiler; yakında bileceklerdir.
Şimdi ise ona (inanmayıb) kafir oldular, ileride (küfürlerinin akıbetini) bileceklerdir ya.
Sonunda O'na küfrettiler, ama ilerde bileceklerdir.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Fakat ona (iman etmeyip) kâfir oldular, ileride (küfürlerinin akıbetini) bilecekler.
Ama o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir.
(Kur'an gelince) onu görmezlikte direndiler; ileride öğrenirler dipnot 1 .
(O bilgi gelince) onu görmezlikten geldiler; ama yakında her şeyi öğrenirler.
Şimdi ise O’na küfrettiler. Yakında bilecek onlar.
Şimdi ise O'nu inkar ettiler. Ama bilecek onlar.
Fakat ardından onu inkar ettiler. Yakında bilecekler.
Sâffât suresi, 171. ayet. وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:
Yemin olsun ki gönderilmiş elçi kullarımıza (şu) sözü verdik:
Ama doğrusu, has kullarımız olan elçilerimize geçmişte verilmiş bir sözümüz vardı.
çünkü uzun zaman önce kullarımız olan elçilere söz verdik:
Andolsun ki irsal olunan kullarımıza (şu) sözümüz geçerli olmuştur:
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
Oysa gerçek şu ki, gönderilen kullarımıza söz verilmiştir.
Andolsun, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
Elçilikle görevli kullarımız için söz verilmiştir.
Elçilikle görevli kullarımız için söz verilmiştir.
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir:
Celalim hakkı için risaletle gönderilen kullarımız hakkında şu kelimemiz sebkat etmiştir:
Ant olsun ki gönderilen kullarımıza şu sözü verdik:
Ant olsun ki gönderilen kullarımıza şu sözü verdik:
Ant olsun ki gönderilen kullarımıza dipnot 1 şu sözü verdik:
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
Andolsun ki (peygamber olarak) gönderilen kullarımız hakkında bizim geçmiş sözümüz (vardır):
Andolsun ki; Bizim, gönderilen kullarımız hakkında sözümüz geçmiştir:
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:
Gönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti:
Elçi olarak gönderilen kullarımız için, önceden beri şu sözümüz geçerlidir:
Elçilik yapan kullarımıza sürekli söylediğimiz şu söz vardır:
Andolsun ki, (peygamber) gönderilmiş kullarım için Bizim (onlara yardım) sözümüz geçmiştir.
Peygamber olarak gönderilmiş olan kullarımız hakkında hükmümüz verilmiştir.
Yemin olsun, elçi olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz hükümleşmişti:
Sâffât suresi, 172. ayet. إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
"Onlara mutlaka yardım edilecektir."
Onlar, mutlaka zafere ulaşacaklardır. dipnot 1
mutlaka kendileri yardıma mazhar olacaklar;
kendilerine mutlaka yardım edilecektir
Muhakkak ki onlar, elbette onlar zafere erdirilmişlerdir.
Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
Kuşkusuz, Onlara, kesinlikle yardım edilecektir.
Doğrusu, onlar yardım göreceklerdir.
Onlar elbette zafere ulaşacaklar.
Onlar elbette zafere ulaşacaklar.
Onlar (var ya), elbette onlar muhakkak muzaffer olacaklardır.
"Onlar elbette onlar muhakkak muzaffer olacaklardır
Onlar, kesinlikle yardım edilecek olanlardır.
Onlar, kesinlikle yardım edilecek olanlardır.
Onlar, kesinlikle yardım edilecek olanlardır.
Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
"Muhakkak onlar, behemehal onlar mansur (ve muzafferdirler.
Onlar muhakkak yardım görenlerdir.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
“Onlara mutlaka yardım edilecektir.”
"Mutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır."
Onlar kesinlikle yardım göreceklerdir dipnot 1 .
"Siz kesinlikle yardım göreceksiniz dipnot 1 .
Onlara mutlaka yardım edilecektir.
Onlara mutlaka yardım edilecektir.
Onlar, yardım görenlerin ta kendileri olacaklar.
Sâffât suresi, 173. ayet. وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
"Şüphesiz ordularımız galip gelecektir."
Şüphesiz ki bizim ordumuz üstün gelecektir. dipnot 1
elbet sonunda galip gelecek olan da Bizim ordumuz olacaktır.
ve (sonunda) galip gelecek olan mutlaka Bizim ordumuz olacaktır.
Muhakkak ki bizim ordumuz, onlar galiptirler!
Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Ve kuşkusuz, Bizim ordumuz, kesinlikle üstün gelecektir.
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Bizim ordumuz kesinlikle üstün gelecektir.
Bizim ordumuz kesinlikle üstün gelecektir.
Ve elbette Bizim askerlerimiz mutlaka onlar galip geleceklerdir.
Ve elbette bizim askerlerimiz mutlak onlar galib geleceklerdir"
Bizim ordumuz onlara mutlaka galip gelecektir.
Bizim ordumuz onlara mutlaka galip gelecektir.
Bizim ordumuz onlara mutlaka galip gelecektir.
Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.
"Muhakkak bizim ordumuz, her halde onlar galebe edicidirler.
Ve şüphesiz ki Bizim askerlerimiz; onlar galiblerdir.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur.
"Ve galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır!"
Bizim ordumuz, kesinlikle galip gelecektir dipnot 1 .
Bizim askerlerimiz, kesinlikle galip geleceklerdir."
Bizim ordularımız galip gelecektir.
Bizim ordularımız galip gelecektir.
Ordularımız, galip gelenlerin ta kendileri olacaklar.
Sâffât suresi, 174. ayet. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
O halde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!
Bu yüzden artık onlardan bir süreliğine uzak dur;
Bu sebeple, o (hakikati inkar ede)nlerden bir süre uzak dur
Artık bir süre onlardan yüz çevir!
Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
Artık, bir süre onlardan uzaklaş.
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
Öyleyse bir süre için onlara aldırış etme.
Öyleyse bir süre için onlara aldırış etme.
Onun için bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Onun için yüz çevir de onlardan bir zamana kadar
Artık bir süre onlardan yüz çevir.
Artık bir süre onlardan yüz çevir.
Artık bir süre onlardan yüz çevir.
Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Onun için (Habibim) sen bir zamana kadar onlardan yüz çevir,
Sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Bir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme).
Sen, bir süre onlardan yüz çevir! dipnot 1
Öyleyse sen bir süreye kadar onlarla dostluğu kes de
Öyleyse bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Öyleyse bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Bir vakte kadar onlardan yüz çevir!
Sâffât suresi, 175. ayet. وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.
Onları gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.
ve sen onları(n zavallı halini) gör, zamanı gelince onlar da (kendi perişan hallerini) görecekler.
ve onları(n kim olduklarını) gör; onlar (da) zaman içinde (şimdi görmediklerini) göreceklerdir.
Onları seyret. . . Yakında görecekler!
Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Onların halini gör, onlar da görecekler.
Ve onları seyret. Madem öyle, yakında görecekler.
Onların halini gözetle; onlar da gözetleyeceklerdir.
Onları seyret; onlar da görecekler.
Onları seyret; onlar da görecekler.
Gör onları(n akibeti ne olacak! Onlar da) yakında göreceklerdir.
Gör onları: yakında görecekler
Onları gözle! Yakında onlar da görecekler.
Onları gözle! Yakında onlar da görecekler.
Onları gözle! Yakında onlar da görecekler.
Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Gözetle onları. Kendileri de (başlarına geleceği) yakında göreceklerdir.
Gözetleyiver onları, ilerde göreceklerdir.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
(Başlarına geleceğini) gözetle. Nitekim onlar da yakında görecekler.
Onları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir.
Onları gözle; onlar da ileride (başlarına gelecekleri) göreceklerdir dipnot 1 .
Ne yaptıklarını gör; yakında onlar da görürler.
Ve onlara (gelecek azabı) gözetleyedur. Onlar da yakında görecekler.
Onları gözle, onlar da gözleyecekler.
Gözün, üstlerinde olsun; yakında görecekler.
Sâffât suresi, 176. ayet. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?
Azabımızı acele mi istiyorlar? dipnot 1
Sahiden de, onlar azabımızın bir an önce gelmesini (gerçekten) istiyorlar mı?
Onlar azabımızın çabuklaştırılmasını acaba (gerçekten) istiyorlar mı?
Azabımızın varlıklarında açığa çıkışını (ölümü) acele mi istiyorlar? (Ölüm, hakikati inkar eden için azabın başlaması, iman eden içinse rahmete ermektir. )
Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
Azabımızı acele mi istiyorlar?
Cezamızı, ivedi olarak mı istiyorlar?
Azabımızı acele mi istiyorlar?
Azabımıza mı meydan okuyorlar?
Azabımıza mı meydan okuyorlar?
Ve şimdi onlar. Bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
Ya şimdi bizim azabımızı mı iviyorlar?
Yoksa azabımızı acele mi istiyorlar?
Yoksa azabımızı acele mi istiyorlar?
Yoksa azabımızı acele mi istiyorlar?
Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
Şimdi onlar çarçabuk bizim azabımızı mı istiyorlar?
Yoksa azabımızı mı çabucak istiyorlar?
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Yoksa azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?
Bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
Azabımızın bir an önce gelmesini mi istiyorlar? dipnot 1
Azabımızın çabucak gelmesini mi istiyorlar?
Azabımızı mı acele istiyorlar?
Azabımızı mı acele istiyorlar?
Azabımız gelsin diye acele mi ediyorlar?
Sâffât suresi, 177. ayet. فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
(Acele istedikleri azabımız) yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat inanmayanların) sabahı ne kötü olur!
Fakat o aniden kendi mekanlarında başlarına indiğinde, uyarılanlar berbat bir sabaha uyanmış olacaklar.
Eğer öyleyse, o (azap) bir kez başlarına geldiğinde, uyarılmış olanların uyanması kötü olacaktır!
Onların alanına indiğinde, uyarılanların uyanışı ne kötü olur!
Fakat (azab) onların sahasına indiği zaman uyarılıp korkutulanların sabahı ne kötü olur.
Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
Başlarına geldiğinde; uyarılanların sabahı ne kötüdür.
O azap yurtlarına indiğinde, uyarılmış olup da yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
Yurtlarına inince uyarılanların sabahı ne kötü olur!
Yurtlarına inince uyarılanların sabahı ne kötü olur!
Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman o acı haber verilenlerin sabahı ne fenadır!
Amma onların sahasına indiği vakıt ne fenadır o acı haber verilenlerin sabahı!...
Fakat onların bulundukları yere indiği zaman, uyarılanların sabahı ne kötüdür!
Fakat onların bulundukları yere indiği zaman, uyarılanların sabahı ne kötüdür!
Fakat onların bulundukları yere indiği zaman, uyarılanların sabahı ne kötüdür!
Fakat (azab) onların sahasına indiği zaman uyarılıp korkutulanların sabahı ne kötü olur.
Fakat bu, onların bölgesine çökünce (gelecek tehlikelerle öteden beri) korkutulan onların sabahı ne kötü (olacak) dır!
Fakat o, yurtlarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötü olur.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman, uyarılıp korkutulanların sabahı pek de kötü olacak!
Fakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
Azabımız kapılarına dayanınca, uyarılanların sabahı ne kötü olur! dipnot 1
Azabımız onların sahalarına inince, uyarılmış olan bu kişilerin sabahı ne kötü olur!
Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman, uyarılıp korkutulanların sabahı pek de kötü olacak!
Azap, onların alanına inince, uyarılanların sabahı ne acıdır!
Azap, yurtlarına indiğinde, uyarılanların sabahı ne kötü olacaktır!
Sâffât suresi, 178. ayet. وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!
Yine de sen onlardan bir süreliğine uzak dur;
Bu sebeple onlardan bir süre uzak dur,
Artık bir süre onlardan yüz çevir.
Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
Bu arada, bir süre onlardan uzaklaş.
Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
Yine sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir;
Yine sen yüz çevir de onlardan bir zamana kadar
Artık bir süre onlardan yüz çevir.
Artık bir süre onlardan yüz çevir.
Artık bir süre onlardan yüz çevir.
Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Sen (Habibim) bir zamana kadar onlardan yüz çevir.
Sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Bir süreye kadar onları kendi hallerine bırak.
Bir süre onlardan yüz çevir! dipnot 1
Evet, sen bir süreye kadar onlarla dostluğu kes.
Bir süreye kadar onlardan uzaklaş.
Bir süreye kadar onlardan uzaklaş.
Yüz çevir onlardan belli bir vakte kadar!
Sâffât suresi, 179. ayet. وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
(Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.
(Onları) gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.
ve sen gözetle; onlar da yakında (günlerini) görecekler.
ve (onların ne olduklarını) gör; zamanla onlar (da şimdi görmediklerini) göreceklerdir.
Onları seyret. . . Yakında görecekler.
Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
Ve seyret. Madem öyle, yakında görecekler.
Onların halini gözetle; onlar da gözetleyeceklerdir.
Onları gözle; onlar da görecekler.
Onları gözle; onlar da görecekler.
gör (ne olacak akibetleri. Onlar da) yakında göreceklerdir.
Gör, yakında görecekler
Onları gözle! Yakında onlar da görecekler.
Onları gözle! Yakında onlar da görecekler.
Onları gözle! Yakında onlar da görecekler.
Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Gözetle (onları). Onlar da göreceklerdir.
Gözetleyiver, ilerde göreceklerdir.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Ve (başlarına geleceği) gözetle. Nitekim onlar da yakında görecekler.
Ve (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir.
Sen gözle; onlar da ileride (başlarına gelecekleri) göreceklerdir dipnot 1 .
Kes de neler yaptıklarını gör; yakında onlar da göreceklerdir.
Ve onlara (gelecek azabı) gözetleyedur. Onlar da yakında görecekler.
Ve gözle, onlar da gözleyecekler.
Ve gör neler olacak. Onlar da görecekler.
Sâffât suresi, 180. ayet. سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.
Rabbin, yani itibar sahibi Rabbin, onların yakıştırdıklarından uzaktır.
İzzet ve azamet sahibi Rabbin, insanların idrak evrenlerinin çok ötesinde aşkın bir yüceliğe sahiptir.
Kudret ve izzet sahibi Rabbin, insanların her türlü tasavvurunun üstünde (bir yüceliğe sahip)tir.
Senin Rabbin, İzzet sahibi Rab olarak, onların tanımlamalarından münezzehtir!
Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden yücedir.
Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
Onurlu Efendi olan senin Efendin, onların yakıştırmalarından ayrıktır.
Senin güçlü olan Rabbin, onların nitelendirmelerinden uzaktır.
Üstünlük ve onurun sahibi olan Efendin, onların nitelemelerinden çok yücedir.
Üstünlük ve onurun sahibi olan Rabbin, onların nitelemelerinden çok yücedir.
Güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların isnat ettikleri vasıflardan münezzehtir.
Tesbiyh o ızzetin sahibi rabbına onların vasıflarından
İzzetin dipnot 1 Rabb'i olan Rabb'in, onların nitelediği şeylerden münezzehtir.
İzzetin dipnot 1 Rabbi olan Rabb'in, onların nitelediği şeylerden münezzehtir.
İzzetin dipnot 1 Rabb'i olan Rabb'in, onların nitelediği şeylerden münezzehtir.
Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin rabbin, onların nitelendirdiklerinden yücedir.
Galebe saahibi Rabbin onların isnad etmekde oldukları vasıflardan yücedir, münezzehdir.
Tenzih ederiz senin izzet sahibi Rabbını, onların nitelemekte olduklarından.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Üstünlük (izzet) sahibi Rabbin onların nitelemelerinden münezzehtir.
Kudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir.
Senin Rabbin, güç ve şeref sahibi Rabbin dipnot 1 , onların yaptıkları nitelemelerden uzaktır dipnot 2 .
Gücü elinde bulunduran Rabbin, onların yaptıkları tanımlamalardan uzaktır.
İzzet/güç sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirmekte olduklarından münezzehtir.
Gücün ve üstünlüğün sahibi olan Rabbin, onların nitelediklerinden yücedir (uzaktır).
Senin Rabbinin, o ululuk ve kudretin Rabbinin şanı yücedir onların verdiği sıfatlardan...
Sâffât suresi, 181. ayet. وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
Peygamberlere selam olsun.
Gönderilen bütün elçilere selam olsun!
O'nun bütün elçilerine selam olsun!
O'nun bütün elçilerine selam olsun!
İrsal olunanlara Selam olsun!
Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
Gönderilenlere selam olsun!
Peygamberlere selam olsun.
Gönderilmiş elçilere selam olsun.
Gönderilmiş elçilere selam olsun.
Selam tüm peygamberlere!
Ve selam mürseline
Gönderilenlere dipnot 1 selam olsun.
Gönderilenlere dipnot 1 selam olsun.
Gönderilenlere dipnot 1 selam olsun.
Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.
Gönderilen (bütün) peygamberlere selam,
Selam olsun peygamberlere.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Gönderilmiş resûllere selam olsun.
Selam, gönderilen elçilere,
Bütün elçilere selam olsun! dipnot 1
Bütün elçilere selam olsun.
Selam elçilere!
Selam elçilere!
Selam olsun tüm hak elçilerine!...
Sâffât suresi, 182. ayet. وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Hamd (övgü), âlemlerin Rabbi (olan) Allah içindir.
Ve alemlerin Rabbine hamdolsun!
Ve hamd, bütün alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur!
Hamd, Rabb-ül alemin Allah'a aittir.
Ve alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!
Ve Evrenlerin Efendisi Allah'a övgüler olsun!
Övgü de alemlerin Rabbi Allah'a olsun.
Evrenlerin Efendisi olan ALLAH'a övgüler olsun.
Evrenlerin Rabbi olan ALLAH'a övgüler olsun.
Ve hamd alemlerin Rabbi Allah'a!
Ve hamd alemlerin rabbı Allaha
Hamd, alemlerin Rabb'i Allah'adır.
Hamd, alemlerin Rabbi Allah'adır.
Hamd, alemlerin Rabb'i Allah'adır.
Ve alemlerin rabbi olan Tanrı'ya hamd olsun.
Ve alemlerin Rabbi olan Allaha hamdolsun.
Hamd olsun, alemlerin Rabbı Allah'a.
(167-182) Eğer ki ilklerden / evvelkilerden yanımızda bir kitap olsaydı, Allah’ın katışıksız / halis kulları olurduk diyecek olurlarsa, onu da örtbas ettiler / küfrettiler, ileri de bilecekler , gönderilen kullarımıza (resul kullarımıza) yardım göreceksiniz , Ordularımız da onları yenecekler / onlara galip gelecekler sözümüz ü verdik, (Nil’in suyu, Musa’nın denizi, İbrahim’in ateşi orduya dahildir.) Belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle onları ilerde görecekler , azabımızı acele mi istiyorlar? Onların alanlarına / sahalarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötüdür, belli bir süre onlardan yüz çevir, gözetle ileride onlar da görecekler, Senin Rabbin ve Rabbinin onuru / izzeti, vasıflandırdıklarından üsttedir , g önderilenlere selam olsun, alemlerin Rabbine övgü olsun / hamdolsun. (Son üç ayeti Resulullah toplantı sonlarında okumayı tavsiye etti).
Hamt, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Hamd, alemlerin Rabbi Allah'a!
Her şeyi mükemmel yapmak Allah'a özgüdür. O bütün varlıkların Rabbi /Sahibidir dipnot 1 .
Her şeyi güzel yapmak, varlıkların sahibi olan Allah'a özgüdür.
Hamd ise alemlerin Rabbi Allah’adır.
Hamd ise alemlerin Rabbi Allah'adır.
Hamt olsun alemlerin Rabbi Allah'a!...
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.