Diyanet İşleri
Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Sâffât suresi
Sâffât suresi, 115. ayet. وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
venecceynâhümâ veḳavmehümâ mine-lkerbi-l`ażîm.
Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ ve Hârûn Sâffât 114–122 3
Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.
Onu da İshak'ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.
Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a da lütufta bulunduk.
Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.
Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.
Onları doğru yola ilettik.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 114–122. ayetler için yazılmıştır.
114-116. Yüce Allah, iki kulu ve rasûlü olan İmran’ın oğulları Mûsâ ve Hârûn’a nübüvvet, risalet ve Yüce Allah’ın yoluna davet lütfunu bağışlamış olduğunu, onları da kavimlerini de düşmanları Firavun’dan kurtardığını, Firavun’a karşı kendilerine yardım ettiğini ve sonunda onu, onların gözleri önünde suda boğduğunu zikretmektedir.
117. Yüce Allah onlara ayrıca açık ve yol gösterici olan Kitabı indirmiştir ki bu da içinde pek çok hükümlerin, öğütlerin ve her şeye dair tafsilatın bulunduğu Tevrat’tır.
118. Yüce Allah ikisini de dosdoğru yola iletmişti. Çünkü onlara Yüce Allah’a ulaştıran dosdoğru şeriat ve hükümler ihtiva eden bir din vermişti. Bu dini izlemelerine yardımcı olma lütfunda da bulunmuştu.
119-122. “Sonra gelenler arasında o ikisine” güzel bir övgü “bıraktık. Mûsâ ve Hârûn’a selâm olsun.” Yani sonrakiler arasında onların güzel bir şekilde anılmalarını, selâm ile yad edilmelerini sağladık. Durumun öncekiler arasında böyle olması ise öncelikle söz konusudur. “Şüphesiz Biz, ihsan sahiplerini böyle mükâfatlandırırız. Gerçekten ikisi de mümin kullarımızdandır.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Her ikisini ve kavimleri olan İsrailoğulları'nı Firavun'un onları köle edinmesinden ve denizde boğulmalarından kurtardık.
Aynı kök: كرب (4 geçiş) · Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Kurtuluş
De ki: "Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O'na ortak koşuyorsunuz."
Aynı kök: كرب (4 geçiş) · Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Kurtuluş
(Ey Muhammed!) Nuh'u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan)…
Aynı kök: كرب (4 geçiş) · Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Kurtuluş
Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Kurtuluş
Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden…
Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Kurtuluş
Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
Aynı kök: نجو (84 geçiş) · Ortak kavram: Kurtuluş
Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda…
Aynı kıssa: Hz. Hârûn
Musa'ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a,…
Aynı kıssa: Hz. Hârûn
Musa, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?" dedi.…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onları ve toplumlarını o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
o ikisini ve onların kavmini büyük bir musibetten kurtarmıştık;
onları ve kavimlerini büyük bir (kölelik) felaket(in)den kurtardık,
O ikisini ve onların kavimlerini aziym tasadan kurtardık.
Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Hem ikisini hem de toplumlarını büyük bir üzüntüden kurtardık.
O ikisini ve kavimlerini, o büyük felaketten kurtardık.
İkisini ve halklarını o büyük felaketten kurtardık.
İkisini ve halklarını o büyük felaketten kurtardık.
Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık,
Hem kendilerini ve kavmlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık
O ikisini ve onlarla birlikte hareket eden halkı büyük sıkıntıdan kurtardık.
O ikisini ve onlarla birlikte hareket eden halkı büyük sıkıntıdan kurtardık.
O ikisini ve onlarla birlikte hareket eden halkı büyük sıkıntıdan kurtardık.
Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
Hem onlar, hem kavmlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
O ikisini de, kavimlerini de büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
(114-148) Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya ve Harun’a güzel davrandık / ihsan da bulunduk , İkisini de boylarını / kavimlerini de kurtardık, onlara yardım ettik , yenenler oldular / galip gelenler oldular , O ikisine de açık ve net bir kitap verdik , her ikisini de doğru yola / istikameti olan yola ilettik, her ikisini de gelen diğerlerine bıraktık /terk ettik, Musa ve Harun’a selam olsun, işte, güzel davrananları böyle karşılıklandırırız , her ikisi de kesinlikle iman eden kullarımızdandı. İlyas’ta Gönderilenlerdendi, boyuna / kavmine dedi ki, sakınmaz mısınız? Baal’e mi ibadet ediyorsunuz? Sizi daha güzel yaratanı bırakıyor musunuz? Allah, sizin de evvel ki babalarınızın da Rabbidir. (İlyas, Süleyman’dan sonra ki Resulullahlardandır. Aramice bir kelimedir. Arapça değildir. Kavmi Kral Ahab zamanında arazi zulmü görmüştür. M.Ö.9.yy. da Kuzey İsrail Krallığına gönderilmiştir. Elişa da den ilir.) Onun dediklerini yapmadılar / Onu yalanladılar, zaten de Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç onlar da buna hazırdılar. Onu gelen diğerlerine bıraktık / terk ettik , İlyas’a selam olsun, kesinlikle biz güzel davrananları böyle karşılıklandırırız. O, kesinlikle iman eden kullarımızdandı. Lut’ ta gönderilenlerdi, bir vakit Onu ve yakın çevresini / ehlini, azapta kalan bir yaşlı kadın hariç hepsini kurtarmıştık, sonra diğerlerini de yok ettik / demmer ettik , sizler de oralarda gezinip sabahl ıyorsunuz ve geceliyorsunuz , hâlâ akletmiyor musunuz? (Bu verilerle bağ kuramıyor musunuz?) Yunus da gönderilenlerdendi , bir vakit ağzına kadar dolu / yükü çok bir gemiye binerek kaçtı, (Ebeqa: efendisinden kaçan köle) kura da onu seçtiler, kura da kaybedenlerden oldu (kim denize atılacak kurası), büyük bir balık onu yuttu, o da kendini kınıyordu , eğer ki üstün edenlerden olmasaydı / tesbih edenlerden olmasaydı, onun karnında tekrar diriliş gününe kadar kalacaktı , Onu bitkin bir halde ıssız bir sahile attık , üzerinde de kabağa benzer bir bitki yeşerttik, Onu yüz binlercesine hatta daha fazlasına elçi gönderdik, iman ettiler, belli bir vakte kadar da onları geçindirdik / metalandırdık.
Onları ve kavimlerini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.
Onları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık.
O ikisini ve halklarını büyük bir sıkıntıdan dipnot 1 kurtardık.
Onları ve halklarını da büyük bir üzüntüden kurtarmıştık.
O ikisini ve kavimlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
O ikisini ve kavimlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
Onları ve toplumlarını büyük sıkıntıdan kurtardık.
And We saved them and delivered them together with their people from the distressful event which was really exhaustive to the mind.
We saved them and their people from great distress;
And We delivered them and their people from (their) Great Calamity;
and We delivered both of them and their people from the great calamity. dipnot 1
We rescued them and their people from their terrible plight.
And We saved them and their people from the great distress,
and delivered them and their people from the great agony,
We delivered them both and their people from the great distress.
and We delivered them and their people from the great distress.
I delivered them and their people from a great distress (Pharaoh’s slavery. )
We saved them and their people from mighty trouble,
We saved them and their people from the great disaster.
And We delivered them and their people from a great distress.
And We delivered them both and their people from the mighty distress.
And We safely delivered them both and their people from the tremendous agony.
And saved them and their people from the great distress,
And saved them and their people from great distress,
and We saved them and their people from the awesome calamity [of bondage],
and delivered them and their people from the great distress.
And We saved them and their people from the great disaster.
We delivered them and their people from the great disaster.
And We saved them and their people from the great affliction,
And delivered them and their people from the great distress,
And We saved them and their people from the awesome distress (of bondage).
And We saved them and their people from (their) great misfortune;
and We delivered them and their people from the great agony,
And We saved them and their people from the great disaster.