Diyanet İşleri
Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Sâffât suresi
Sâffât suresi, 148. ayet. فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ
feâmenû femetta`nâhüm ilâ ḥîn.
Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Yûnus Sâffât 139–148 3
Derken biz onu hasta bir halde sahile attık.
Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.
Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.
Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?
Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?
(151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 147–148. ayetler için yazılmıştır.
147-148. “Biz onu yüzbin” insana “veya” ondan “daha fazlasına gönderdik.” Yani yüzbinden fazla değilseler bile eksik de değillerdi. Onları Yüce Allah’a davet etti. Onlar da “imana geldiler.” Böylelikle onların da iman etmeleri, onun mizanına hasenat olarak yazıldı. Çünkü bu imana onları davet eden oydu.
“Biz de onları” azabın sebepleri bulunmakla birlikte Allah, azabını onlardan uzaklaştırmak sureti ile “bir zamana kadar (dünyadan) faydalandırdık.”
Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “İman edip de imanı kendisine fayda sağlayan bir ülke (halkı) olsaydı ya! Yunus’un kavmi müstesnâ. Onlar iman edince üzerlerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırıp giderdik ve onları bir süreye kadar (dünyadan) faydalandırdık.” (Yunus, 10/98)
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Onun kendilerine getirdiğini tasdik edip iman ettiler. Yüce Allah, onlar hakkında dünya hayatında belirlediği ecelleri sona erinceye kadar onları dünya hayatından faydalandırdı.
Aynı kıssa: Hz. Yûnus · Aynı kök: حين (35 geçiş) · Aynı kök: متع (70 geçiş)
Yunus'un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yunus'un kavmi) iman edince,…
Aynı kök: حين (35 geçiş) · Aynı kök: متع (70 geçiş)
Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, "Birbirinize düşman olarak inin. Sizin…
Aynı kök: حين (35 geçiş) · Aynı kök: متع (70 geçiş)
Allah, dedi ki: "Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır."
Aynı kök: حين (35 geçiş) · Aynı kök: متع (70 geçiş)
Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız…
Aynı kıssa: Hz. Yûnus
Zünnun'u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde,…
Aynı kıssa: Hz. Yûnus
Biz de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü'minleri böyle kurtarırız.
Aynı kök: متع (70 geçiş)
Hani İbrahim, "Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır" demişti. Allah…
Aynı kök: متع (70 geçiş)
Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı…
Tamamı: yazma kataloğu
Arkeoloji
Yûnus kıssası, İslâmî gelenekte Nînevâ ile ilişkilendirilir. Kur'an bir koordinat vermez.
Ayet: Yûnus 98 · Sâffât 139-148
Fredarch · http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Adad_gate_exterior_entrance_north3.JPG · CC BY-SA 3.0
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Ona) inanmışlardı; biz de onları bir süreye kadar yaşatmıştık. dipnot 1
Bu kez onlar iman ettiler; bu yüzden Biz de onlara bir müddet müreffeh bir hayat yaşattık.
Onlar, (bu defa ona) inandılar; bunun üzerine Biz, verilen süre zarfında onlara mutlu bir hayat yaşattık.
(Onlar) iman ettiler de, biz onları bir süre mutlu yaşattık.
Sonunda ona iman ettiler, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
Sonunda inandılar. Ardından, bir zamana dek onları geçindirdik.
Ona inandılar, bu sebeple biz de onları belli bir süreye kadar refah içinde yaşattık.
Onayladılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
İnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
O zaman iman ettiler de onları bir zamana kadar yararlandırdık.
O vakıt ona iyman ettiler de onları bir zamana kadar istifade ettirdik
Bu sefer iman ettiler. Biz de onları belli bir süre yararlandırdık.
Bu sefer inandılar. Biz de onları belli bir süre yararlandırdık.
Bu sefer Yunus'a inandılar. Biz de onları belli bir süre yararlandırdık.
Sonunda ona inandılar, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
Nihayet ona iman etdiler de kendilerini bir zamana kadar geçindirdik.
Nihayet ona inandılar, Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
(114-148) Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya ve Harun’a güzel davrandık / ihsan da bulunduk , İkisini de boylarını / kavimlerini de kurtardık, onlara yardım ettik , yenenler oldular / galip gelenler oldular , O ikisine de açık ve net bir kitap verdik , her ikisini de doğru yola / istikameti olan yola ilettik, her ikisini de gelen diğerlerine bıraktık /terk ettik, Musa ve Harun’a selam olsun, işte, güzel davrananları böyle karşılıklandırırız , her ikisi de kesinlikle iman eden kullarımızdandı. İlyas’ta Gönderilenlerdendi, boyuna / kavmine dedi ki, sakınmaz mısınız? Baal’e mi ibadet ediyorsunuz? Sizi daha güzel yaratanı bırakıyor musunuz? Allah, sizin de evvel ki babalarınızın da Rabbidir. (İlyas, Süleyman’dan sonra ki Resulullahlardandır. Aramice bir kelimedir. Arapça değildir. Kavmi Kral Ahab zamanında arazi zulmü görmüştür. M.Ö.9.yy. da Kuzey İsrail Krallığına gönderilmiştir. Elişa da den ilir.) Onun dediklerini yapmadılar / Onu yalanladılar, zaten de Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç onlar da buna hazırdılar. Onu gelen diğerlerine bıraktık / terk ettik , İlyas’a selam olsun, kesinlikle biz güzel davrananları böyle karşılıklandırırız. O, kesinlikle iman eden kullarımızdandı. Lut’ ta gönderilenlerdi, bir vakit Onu ve yakın çevresini / ehlini, azapta kalan bir yaşlı kadın hariç hepsini kurtarmıştık, sonra diğerlerini de yok ettik / demmer ettik , sizler de oralarda gezinip sabahl ıyorsunuz ve geceliyorsunuz , hâlâ akletmiyor musunuz? (Bu verilerle bağ kuramıyor musunuz?) Yunus da gönderilenlerdendi , bir vakit ağzına kadar dolu / yükü çok bir gemiye binerek kaçtı, (Ebeqa: efendisinden kaçan köle) kura da onu seçtiler, kura da kaybedenlerden oldu (kim denize atılacak kurası), büyük bir balık onu yuttu, o da kendini kınıyordu , eğer ki üstün edenlerden olmasaydı / tesbih edenlerden olmasaydı, onun karnında tekrar diriliş gününe kadar kalacaktı , Onu bitkin bir halde ıssız bir sahile attık , üzerinde de kabağa benzer bir bitki yeşerttik, Onu yüz binlercesine hatta daha fazlasına elçi gönderdik, iman ettiler, belli bir vakte kadar da onları geçindirdik / metalandırdık.
Sonunda ona iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
İnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
(Yunus'un geri dönmesinden) Sonra ona inandılar. Biz de onları bir süre nimetlerden yararlandırdık dipnot 1 .
Daha sonra ona inandılar. Biz de onları bir süreye kadar refah içinde yaşattık.
Ona iman ettiler, biz de onlara bir süreye kadar geçimlik verdik.
Ona iman ettiler, biz de onlara bir süreye kadar geçimlik verdik.
Onlar inandılar. Biz de onları bir vakte kadar nimetlendirdik.
And his mission was accepted with the consenting minds of the whole who conformed their will to Allah's will and by consequence We made them enjoy life up to a predetermined point of time.
They believed, so We let them live out their lives.
And they believed; so We permitted them to enjoy (their life) for a while.
and they believed. So We let them enjoy life for a while. dipnot 1
They had iman and so We gave them enjoyment for a time.
And they believed; so We gave them enjoyment for a while.
and they believed [in him]. So We provided for them for a while.
They all believed (in him) so We provided them gains till the end of their lives.
and they believed; so We gave them enjoyment for a while.
As they chose to believe in him, we let them live [comfortably] until the day that they were supposed to face their natural deaths. The next few verses deals with the man’s attributing children to God in account of his ignorance.
and they believed; and we gave them enjoyment for a season.
They acknowledged, so We gave them enjoyment for a time.
and they believed: Wherefore We granted them to enjoy this life, for a season.
And they believed; therefore, We gave them provision for a time.
Then they believed; so We gave them enjoyment for a while.
And they believed, therefor We gave them comfort for a while.
And they came to believe; so We allowed them to enjoy the good things of life for an age.
and [this time] they believed [in him] and so We allowed them to enjoy their life during the time allotted to them?
who then believed ˹in him˺, so We allowed them enjoyment for a while.
And they believed, so We gave them enjoyment for a time.
They did believe, and we let them enjoy this life.
And they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time.
And they believed, so We gave them enjoyment for a time.
And this time they believed in him and so We let them enjoy this life.
And they believed; So We let them enjoy (their lives) for a while.
So, they believed, then, We let them enjoy for a time.
And they believed, so We gave them enjoyment for a time.