4. sure

Nisâ Suresi النساء

Bu sureyi dinle — okunan kelime işaretlenir

Konu dizini 22 konu
  1. Tek nefisten yaratılış ve yetim malları 1–10 karşılaştır — Tek nefisten yaratılış ve yetim malları
  2. Miras payları 11–14 karşılaştır — Miras payları
  3. Fuhuş cezası, tövbe ve kadın hakları 15–22 karşılaştır — Fuhuş cezası, tövbe ve kadın hakları
  4. Evlenilmesi haram olanlar 23–28 karşılaştır — Evlenilmesi haram olanlar
  5. Malı batılla yemeyin; erkek ve kadın; aranın açılması 29–35 karşılaştır — Malı batılla yemeyin; erkek ve kadın; aranın açılması
  6. Ana babaya iyilik; cimrilik, gösteriş ve şahitlik günü 36–42 karşılaştır — Ana babaya iyilik; cimrilik, gösteriş ve şahitlik günü
  7. Namaz ve temizlik; kelimeleri yerinden oynatanlar 43–46 karşılaştır — Namaz ve temizlik; kelimeleri yerinden oynatanlar
  8. Kitap ehline uyarı; şirkin bağışlanmaması 47–57 karşılaştır — Kitap ehline uyarı; şirkin bağışlanmaması
  9. Emanetleri ehline verin; itaat ve hakemliğe razı olmak 58–70 karşılaştır — Emanetleri ehline verin; itaat ve hakemliğe razı olmak
  10. Savaş, münafıkların tutumu; iyilik ve kötülük 71–84 karşılaştır — Savaş, münafıkların tutumu; iyilik ve kötülük
  11. Selamı almak; münafıklar hakkında ikiye ayrılmak 85–91 karşılaştır — Selamı almak; münafıklar hakkında ikiye ayrılmak
  12. Bir mü'minin öldürülmesi 92–94 karşılaştır — Bir mü'minin öldürülmesi
  13. Oturanlar ve cihad edenler; hicret 95–100 karşılaştır — Oturanlar ve cihad edenler; hicret
  14. Sefer ve korku namazı 101–104 karşılaştır — Sefer ve korku namazı
  15. Hainleri savunma; gizli fısıldaşmalar 105–115 karşılaştır — Hainleri savunma; gizli fısıldaşmalar
  16. Şirkin bağışlanmaması; şeytanın vaadi ve kuruntular 116–126 karşılaştır — Şirkin bağışlanmaması; şeytanın vaadi ve kuruntular
  17. Kadınlar hakkında fetva ve adalet 127–134 karşılaştır — Kadınlar hakkında fetva ve adalet
  18. Adaletle şahitlik; kâfirleri dost edinenler 135–141 karşılaştır — Adaletle şahitlik; kâfirleri dost edinenler
  19. Münafıkların bocalaması ve en aşağı tabaka 142–152 karşılaştır — Münafıkların bocalaması ve en aşağı tabaka
  20. Kitap ehlinin istekleri ve yaptıkları 153–162 karşılaştır — Kitap ehlinin istekleri ve yaptıkları
  21. Peygamberlere vahiy ve şahitlik 163–170 karşılaştır — Peygamberlere vahiy ve şahitlik
  22. "Dininizde sınırları aşmayın"; kelâle hükmü 171–176 karşılaştır — "Dininizde sınırları aşmayın"; kelâle hükmü

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Tek nefisten yaratılış ve yetim malları 1–10

  1. Nisâ suresi, 1. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 1. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُوا۟ رَبَّكُمُ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَٰحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَآءً وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِى تَسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلْأَرْحَامَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

    yâ eyyühe-nnâsü-tteḳû rabbekümü-lleẕî ḫaleḳaküm min nefsiv vâḥidetiv veḫaleḳa minhâ zevcehâ vebeŝŝe minhümâ ricâlen keŝîrav venisââ. vetteḳu-llâhe-lleẕî tesâelûne bihî vel'erḥâm. inne-llâhe kâne `aleyküm raḳîbâ.

    Mehmet Alagaş

    (1) Ey insanlar, sizi tek bir kişiden yaratan ve ondan zevcesini yaratan her ikisinden de birçok erkek ve kadın üretip yayan Rabbinizden sakının, Birbirinizden O’nu ve merhametini sorduğunuz Allah’tan sakının , muhakkak ki Allah, sizin üzerinizde gözetleyicidir / gözetmendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 1. ayet

  2. Nisâ suresi, 2. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 2. ayet. وَءَاتُوا۟ ٱلْيَتَٰمَىٰٓ أَمْوَٰلَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا۟ ٱلْخَبِيثَ بِٱلطَّيِّبِ وَلَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَهُمْ إِلَىٰٓ أَمْوَٰلِكُمْ إِنَّهُۥ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا

    veâtü-lyetâmâ emvâlehüm velâ tetebeddelü-lḫabîŝe biṭṭayyib. velâ te'külû emvâlehüm ilâ emvâliküm. innehû kâne ḥûben kebîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (2-6) Yetimlere mallarını verin , temizi pisle değiştirmeyin , onların mallarını mallarınızla birlikte yemeyin , muhakkak ki o büyük bir suçtur / (hubtur) . Eğer yetimler hakkında ölçülü olamayacağınızdan korkarsanız, size hoş gelen kadın olanlarından ikişer üçer dörder nikahlayın, eğer adil olamayacağınızdan / dengeli olamayacağınızdan korkarsanız, tek kadın veya elinizin altında mevcut olanlar, işte bu dur um dengeli olmak için daha uygundur. Kadınlara sadakalarını / mehirlerini gönül hoşluğu ile / seve seve verin , eğer ki kendileri o sadakadan istekleri ile geri verirlerse o sadakayı, rahat bir şekilde ve afiyetle yiyin. Allah’ın sizin için dayanak olarak yaptığı / sizi ayakta tutan mallarınızı aklı ermezler e / sefihlere vermeyin, onları, o mallardan rızıklandırın , onları giydirin, onlara normal olan / norma dayalı / örfe dayalı sözler söyleyin, nikahlanacak duruma geldiklerinde, yetimleri deneyin , eğer ki onlarda bir erişmişlik / rüşt sezerseniz, mallarını onlara iade edin , O mallar, büyüyecekler diye israf üzere, a celeye getirip yemeyin , her kim zenginse iffetli davransın / ona hiç dokunmasın, fakir olan ise normal bir şekilde onu yesin , onların mallarını geri iade ederken de karşılarına şahit koyun, hesap görücü olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 2. ayet

  3. Nisâ suresi, 3. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 3. ayet. وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا۟ فِى ٱلْيَتَٰمَىٰ فَٱنكِحُوا۟ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ مَثْنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا۟ فَوَٰحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَلَّا تَعُولُوا۟

    vein ḫiftüm ellâ tuḳsiṭû fi-lyetâmâ fenkiḥû mâ ṭâbe leküm mine-nnisâi meŝnâ veŝülâŝe verubâ`. fein ḫiftüm ellâ ta`dilû fevâḥideten ev mâ meleket eymânüküm. ẕâlike ednâ ellâ te`ûlû.

    Mehmet Alagaş

    (2-6) Yetimlere mallarını verin , temizi pisle değiştirmeyin , onların mallarını mallarınızla birlikte yemeyin , muhakkak ki o büyük bir suçtur / (hubtur) . Eğer yetimler hakkında ölçülü olamayacağınızdan korkarsanız, size hoş gelen kadın olanlarından ikişer üçer dörder nikahlayın, eğer adil olamayacağınızdan / dengeli olamayacağınızdan korkarsanız, tek kadın veya elinizin altında mevcut olanlar, işte bu dur um dengeli olmak için daha uygundur. Kadınlara sadakalarını / mehirlerini gönül hoşluğu ile / seve seve verin , eğer ki kendileri o sadakadan istekleri ile geri verirlerse o sadakayı, rahat bir şekilde ve afiyetle yiyin. Allah’ın sizin için dayanak olarak yaptığı / sizi ayakta tutan mallarınızı aklı ermezler e / sefihlere vermeyin, onları, o mallardan rızıklandırın , onları giydirin, onlara normal olan / norma dayalı / örfe dayalı sözler söyleyin, nikahlanacak duruma geldiklerinde, yetimleri deneyin , eğer ki onlarda bir erişmişlik / rüşt sezerseniz, mallarını onlara iade edin , O mallar, büyüyecekler diye israf üzere, a celeye getirip yemeyin , her kim zenginse iffetli davransın / ona hiç dokunmasın, fakir olan ise normal bir şekilde onu yesin , onların mallarını geri iade ederken de karşılarına şahit koyun, hesap görücü olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 3. ayet

  4. Nisâ suresi, 4. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 4. ayet. وَءَاتُوا۟ ٱلنِّسَآءَ صَدُقَٰتِهِنَّ نِحْلَةً فَإِن طِبْنَ لَكُمْ عَن شَىْءٍ مِّنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيٓـًٔا مَّرِيٓـًٔا

    veâtü-nnisâe ṣadüḳâtihinne niḥleh. fein ṭibne leküm `an şey'im minhü nefsen fekülûhü henîem merîâ.

    Mehmet Alagaş

    (2-6) Yetimlere mallarını verin , temizi pisle değiştirmeyin , onların mallarını mallarınızla birlikte yemeyin , muhakkak ki o büyük bir suçtur / (hubtur) . Eğer yetimler hakkında ölçülü olamayacağınızdan korkarsanız, size hoş gelen kadın olanlarından ikişer üçer dörder nikahlayın, eğer adil olamayacağınızdan / dengeli olamayacağınızdan korkarsanız, tek kadın veya elinizin altında mevcut olanlar, işte bu dur um dengeli olmak için daha uygundur. Kadınlara sadakalarını / mehirlerini gönül hoşluğu ile / seve seve verin , eğer ki kendileri o sadakadan istekleri ile geri verirlerse o sadakayı, rahat bir şekilde ve afiyetle yiyin. Allah’ın sizin için dayanak olarak yaptığı / sizi ayakta tutan mallarınızı aklı ermezler e / sefihlere vermeyin, onları, o mallardan rızıklandırın , onları giydirin, onlara normal olan / norma dayalı / örfe dayalı sözler söyleyin, nikahlanacak duruma geldiklerinde, yetimleri deneyin , eğer ki onlarda bir erişmişlik / rüşt sezerseniz, mallarını onlara iade edin , O mallar, büyüyecekler diye israf üzere, a celeye getirip yemeyin , her kim zenginse iffetli davransın / ona hiç dokunmasın, fakir olan ise normal bir şekilde onu yesin , onların mallarını geri iade ederken de karşılarına şahit koyun, hesap görücü olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 4. ayet

  5. Nisâ suresi, 5. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 5. ayet. وَلَا تُؤْتُوا۟ ٱلسُّفَهَآءَ أَمْوَٰلَكُمُ ٱلَّتِى جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمْ قِيَٰمًا وَٱرْزُقُوهُمْ فِيهَا وَٱكْسُوهُمْ وَقُولُوا۟ لَهُمْ قَوْلًا مَّعْرُوفًا

    velâ tü'tü-ssüfehâe emvâlekümü-lletî ce`ale-llâhü leküm ḳiyâmev verzüḳûhüm fîhâ veksûhüm veḳûlû lehüm ḳavlem ma`rûfâ.

    Mehmet Alagaş

    (2-6) Yetimlere mallarını verin , temizi pisle değiştirmeyin , onların mallarını mallarınızla birlikte yemeyin , muhakkak ki o büyük bir suçtur / (hubtur) . Eğer yetimler hakkında ölçülü olamayacağınızdan korkarsanız, size hoş gelen kadın olanlarından ikişer üçer dörder nikahlayın, eğer adil olamayacağınızdan / dengeli olamayacağınızdan korkarsanız, tek kadın veya elinizin altında mevcut olanlar, işte bu dur um dengeli olmak için daha uygundur. Kadınlara sadakalarını / mehirlerini gönül hoşluğu ile / seve seve verin , eğer ki kendileri o sadakadan istekleri ile geri verirlerse o sadakayı, rahat bir şekilde ve afiyetle yiyin. Allah’ın sizin için dayanak olarak yaptığı / sizi ayakta tutan mallarınızı aklı ermezler e / sefihlere vermeyin, onları, o mallardan rızıklandırın , onları giydirin, onlara normal olan / norma dayalı / örfe dayalı sözler söyleyin, nikahlanacak duruma geldiklerinde, yetimleri deneyin , eğer ki onlarda bir erişmişlik / rüşt sezerseniz, mallarını onlara iade edin , O mallar, büyüyecekler diye israf üzere, a celeye getirip yemeyin , her kim zenginse iffetli davransın / ona hiç dokunmasın, fakir olan ise normal bir şekilde onu yesin , onların mallarını geri iade ederken de karşılarına şahit koyun, hesap görücü olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 5. ayet

  6. Nisâ suresi, 6. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 6. ayet. وَٱبْتَلُوا۟ ٱلْيَتَٰمَىٰ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغُوا۟ ٱلنِّكَاحَ فَإِنْ ءَانَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَٱدْفَعُوٓا۟ إِلَيْهِمْ أَمْوَٰلَهُمْ وَلَا تَأْكُلُوهَآ إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُوا۟ وَمَن كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَن كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِٱلْمَعْرُوفِ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَٰلَهُمْ فَأَشْهِدُوا۟ عَلَيْهِمْ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبًا

    vebtelü-lyetâmâ ḥattâ iẕâ belegü-nnikâḥ. fein ânestüm minhüm ruşden fedfe`û ileyhim emvâlehüm. velâ te'külûhâ isrâfev vebidâran ey yekberû. vemen kâne ganiyyen felyesta`fif. vemen kâne feḳîran felye'kül bilma`rûf. feiẕâ defa`tüm ileyhim emvâlehüm feeşhidû `aleyhim. vekefâ billâhi ḥasîbâ.

    Mehmet Alagaş

    (2-6) Yetimlere mallarını verin , temizi pisle değiştirmeyin , onların mallarını mallarınızla birlikte yemeyin , muhakkak ki o büyük bir suçtur / (hubtur) . Eğer yetimler hakkında ölçülü olamayacağınızdan korkarsanız, size hoş gelen kadın olanlarından ikişer üçer dörder nikahlayın, eğer adil olamayacağınızdan / dengeli olamayacağınızdan korkarsanız, tek kadın veya elinizin altında mevcut olanlar, işte bu dur um dengeli olmak için daha uygundur. Kadınlara sadakalarını / mehirlerini gönül hoşluğu ile / seve seve verin , eğer ki kendileri o sadakadan istekleri ile geri verirlerse o sadakayı, rahat bir şekilde ve afiyetle yiyin. Allah’ın sizin için dayanak olarak yaptığı / sizi ayakta tutan mallarınızı aklı ermezler e / sefihlere vermeyin, onları, o mallardan rızıklandırın , onları giydirin, onlara normal olan / norma dayalı / örfe dayalı sözler söyleyin, nikahlanacak duruma geldiklerinde, yetimleri deneyin , eğer ki onlarda bir erişmişlik / rüşt sezerseniz, mallarını onlara iade edin , O mallar, büyüyecekler diye israf üzere, a celeye getirip yemeyin , her kim zenginse iffetli davransın / ona hiç dokunmasın, fakir olan ise normal bir şekilde onu yesin , onların mallarını geri iade ederken de karşılarına şahit koyun, hesap görücü olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 6. ayet

  7. Nisâ suresi, 7. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 7. ayet. لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا

    lirricâli neṣîbüm mimmâ terake-lvâlidâni vel'aḳrabûn. velinnisâi neṣîbüm mimmâ terake-lvâlidâni vel'aḳrabûne mimmâ ḳalle minhü ev keŝür. neṣîbem mefrûḍâ.

    Mehmet Alagaş

    (7-10) Erkeklere, anne babası ve akrabalarından kalan mirasta pay / nasip vardır, kadınlara da anne babası ve akrabalarından kalan mirasta pay / nasip vardır ister az yahut ister çok olsun bu pay belirlenmiştir / farzdır. (Cahiliyede kadına mirastan pay verilmezdi). Yakınlığı olanlar, yetimler ve miskinler, paylaşımda / taksimatta hazır bulunduklarında onları mirastan rızıklandırın, onlara normal sözler / örfe uygun sözler söyleyin. Arkalarından zayıf bir soy / zayıf bir zürriyet bırakanların endişelenmesi gibi onlar hakkında da / yetim miskin ve akrabalığı olanlar hakkında da korku duyun . (Sizden sonra çocuklarınıza nasıl davranılmasını istiyorsanız, yetimlere, miskinlere ve size yakınlığı olanlara siz de öyle davranın) Allah’tan sakınsınlar ve uygun / yerinde söz söylesinler. Yetimin malını zulmederek yiyenler, karınlarına ateş yemişlerdir, onlar alevli ateşe salınacaklardır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 7. ayet

  8. Nisâ suresi, 8. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 8. ayet. وَإِذَا حَضَرَ ٱلْقِسْمَةَ أُو۟لُوا۟ ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينُ فَٱرْزُقُوهُم مِّنْهُ وَقُولُوا۟ لَهُمْ قَوْلًا مَّعْرُوفًا

    veiẕâ ḥaḍara-lḳismete ülü-lḳurbâ velyetâmâ velmesâkînü ferzüḳûhüm minhü veḳûlû lehüm ḳavlem ma`rûfâ.

    Mehmet Alagaş

    (7-10) Erkeklere, anne babası ve akrabalarından kalan mirasta pay / nasip vardır, kadınlara da anne babası ve akrabalarından kalan mirasta pay / nasip vardır ister az yahut ister çok olsun bu pay belirlenmiştir / farzdır. (Cahiliyede kadına mirastan pay verilmezdi). Yakınlığı olanlar, yetimler ve miskinler, paylaşımda / taksimatta hazır bulunduklarında onları mirastan rızıklandırın, onlara normal sözler / örfe uygun sözler söyleyin. Arkalarından zayıf bir soy / zayıf bir zürriyet bırakanların endişelenmesi gibi onlar hakkında da / yetim miskin ve akrabalığı olanlar hakkında da korku duyun . (Sizden sonra çocuklarınıza nasıl davranılmasını istiyorsanız, yetimlere, miskinlere ve size yakınlığı olanlara siz de öyle davranın) Allah’tan sakınsınlar ve uygun / yerinde söz söylesinler. Yetimin malını zulmederek yiyenler, karınlarına ateş yemişlerdir, onlar alevli ateşe salınacaklardır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 8. ayet

  9. Nisâ suresi, 9. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 9. ayet. وَلْيَخْشَ ٱلَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا۟ مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَٰفًا خَافُوا۟ عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلْيَقُولُوا۟ قَوْلًا سَدِيدًا

    velyaḫşe-lleẕîne lev terakû min ḫalfihim ẕürriyyeten ḍi`âfen ḫâfû `aleyhim. felyetteḳu-llâhe velyeḳûlû ḳavlen sedîdâ.

    Mehmet Alagaş

    (7-10) Erkeklere, anne babası ve akrabalarından kalan mirasta pay / nasip vardır, kadınlara da anne babası ve akrabalarından kalan mirasta pay / nasip vardır ister az yahut ister çok olsun bu pay belirlenmiştir / farzdır. (Cahiliyede kadına mirastan pay verilmezdi). Yakınlığı olanlar, yetimler ve miskinler, paylaşımda / taksimatta hazır bulunduklarında onları mirastan rızıklandırın, onlara normal sözler / örfe uygun sözler söyleyin. Arkalarından zayıf bir soy / zayıf bir zürriyet bırakanların endişelenmesi gibi onlar hakkında da / yetim miskin ve akrabalığı olanlar hakkında da korku duyun . (Sizden sonra çocuklarınıza nasıl davranılmasını istiyorsanız, yetimlere, miskinlere ve size yakınlığı olanlara siz de öyle davranın) Allah’tan sakınsınlar ve uygun / yerinde söz söylesinler. Yetimin malını zulmederek yiyenler, karınlarına ateş yemişlerdir, onlar alevli ateşe salınacaklardır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 9. ayet

  10. Nisâ suresi, 10. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 10. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَٰلَ ٱلْيَتَٰمَىٰ ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِى بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا

    inne-lleẕîne ye'külûne emvâle-lyetâmâ żulmen innemâ ye'külûne fî büṭûnihim nârâ. veseyaṣlevne se`îrâ.

    Mehmet Alagaş

    (7-10) Erkeklere, anne babası ve akrabalarından kalan mirasta pay / nasip vardır, kadınlara da anne babası ve akrabalarından kalan mirasta pay / nasip vardır ister az yahut ister çok olsun bu pay belirlenmiştir / farzdır. (Cahiliyede kadına mirastan pay verilmezdi). Yakınlığı olanlar, yetimler ve miskinler, paylaşımda / taksimatta hazır bulunduklarında onları mirastan rızıklandırın, onlara normal sözler / örfe uygun sözler söyleyin. Arkalarından zayıf bir soy / zayıf bir zürriyet bırakanların endişelenmesi gibi onlar hakkında da / yetim miskin ve akrabalığı olanlar hakkında da korku duyun . (Sizden sonra çocuklarınıza nasıl davranılmasını istiyorsanız, yetimlere, miskinlere ve size yakınlığı olanlara siz de öyle davranın) Allah’tan sakınsınlar ve uygun / yerinde söz söylesinler. Yetimin malını zulmederek yiyenler, karınlarına ateş yemişlerdir, onlar alevli ateşe salınacaklardır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 10. ayet

Miras payları 11–14

  1. Nisâ suresi, 11. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 11. ayet. يُوصِيكُمُ ٱللَّهُ فِىٓ أَوْلَٰدِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَآءً فَوْقَ ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَٰحِدَةً فَلَهَا ٱلنِّصْفُ وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَٰحِدٍ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُۥ وَلَدٌ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُۥ وَلَدٌ وَوَرِثَهُۥٓ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ ٱلثُّلُثُ فَإِن كَانَ لَهُۥٓ إِخْوَةٌ فَلِأُمِّهِ ٱلسُّدُسُ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِى بِهَآ أَوْ دَيْنٍ ءَابَآؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِّنَ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

    yûṣîkümü-llâhü fî evlâdiküm liẕẕekeri miŝlü ḥażżi-l'ünŝeyeyn. fein künne nisâen fevḳa-ŝneteyni felehünne ŝülüŝâ mâ terak. vein kânet vâḥideten felehe-nniṣf. veliebeveyhi likülli vâḥidim minhüme-ssüdüsü mimmâ terake in kâne lehû veled. feil lem yekül lehû veledüv veveriŝehû ebevâhü feliümmihi-ŝŝülüŝ. fein kâne lehû iḫvetün feliümmihi-ssüdüsü mim ba`di veṣiyyetiy yûṣî bihâ ev deyn. âbâüküm veebnâüküm. lâ tedrûne eyyühüm aḳrabü leküm nef`â. ferîḍatem mine-llâh. inne-llâhe kâne `alîmen ḥakîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (11-14) (EVLATLAR) Allah, evlatlarınız hakkında şunu tavsiye ediyor / vasiyet ediyor , e rkek için olan pay, iki kadının payı kadardır. Eğer, ikiden fazla mirasçı kadın evlat varsa kadın evlatlara verilecek olan, mirasın üçte ikisidir, eğer kadın evlat mirasçı bir tane ise mirasın yarısı onundur. (ANNE BABA) Eğer ölenin çocuğu varsa ölenin anne babasının her birine, bırakılan mirastan altıda bir pay vardır. (Ölenin Kardeşlerine yok) Eğer ölenin çocuğu yoksa, sadece anne ve baba ölene mirasçı ise / kardeş yoksa anneye üçte bir, anne babayla beraber kardeşler de mirasçı ise anneye altıda bir verilir. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmından verilir . Babalarınız ve oğullarınızdan hangileri fayda olarak size daha yakındır bi lemeyebilirsiniz / idrak edemeyebilirsiniz, Allah’tan bir belirlemedir / farziyettir, muhakkak ki Allah bilendir, hâkimdir. (EŞLER) Eğer zevceniz olan kadının evladı yok ise zevcelerinizin bıraktıkları mirasın yarısı siz erkeklerindir , eğer kadının çocuğu varsa kadının bıraktığı mirasın dörtte biri sizindir , ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmında n verilir. Erkek olarak siz , çocuğunuz yokken ölürseniz, bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir , e ğer çocuğunuz varsa sekizde biri eşlerinizindir. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmından verilir. Erkek veya kadın Kelale olarak miras bıraktı ise (Kelale: annesi babası ölmüş ve çocukları da olmadan ölen ) ve de tek bir erkek veya tek bir kız kardeşi varsa, her biri için altıda bir hisse vardır. Sayıları bundan fazla ise / bir erkek veya b ir kız kardeşten fazla ise hepsi üçte bire ortaktır. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmında n verilir. Zarar vermek dışında, Allah’tan tavsiyedir, Allah bilendir, uysal davranandır. İşte bunlar Allah’ın hudutlarıdır, her kim Allah’a ve Resule uyarsa, onu altlarından nehirler akan cennetlere sokar, orada kalıcıdırlar, işte bu büyük bir başarıdır. Her kim de Allah’a ve Resulüne asi olursa ve O’nun hudutlarını aşarsa onu ateşe sokar, orada kalıcıdır ve onun için de alçaltıcı / onur kırıcı bir azap vardır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 11. ayet

  2. Nisâ suresi, 12. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 12. ayet. وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَٰجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ ٱلثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم مِّنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَٰلَةً أَوِ ٱمْرَأَةٌ وَلَهُۥٓ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَٰحِدٍ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ فَإِن كَانُوٓا۟ أَكْثَرَ مِن ذَٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَآءُ فِى ٱلثُّلُثِ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَىٰ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ وَصِيَّةً مِّنَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

    veleküm niṣfü mâ terake ezvâcüküm il lem yekül lehünne veled. fein kâne lehünne veledün felekümü-rrubü`u mimmâ terakne mim ba`di veṣiyyetiy yûṣîne bihâ ev deyn. velehünne-rrubü`u mimmâ teraktüm il lem yekül leküm veled. fein kâne leküm veledün felehünne-ŝŝümünü mimmâ teraktüm mim ba`di veṣiyyetin tûṣûne bihâ ev deyn. vein kâne racülüy yûraŝü kelâleten evi-mraetüv velehû eḫun ev uḫtün felikülli vâḥidim minhüme-ssüdüs. fein kânû ekŝera min ẕâlike fehüm şürakâü fi-ŝŝülüŝi mim ba`di veṣiyyetiy yûṣâ bihâ ev deynin gayra müḍârr. veṣiyyetem mine-llâh. vellâhü `alîmün ḥalîm.

    Mehmet Alagaş

    (11-14) (EVLATLAR) Allah, evlatlarınız hakkında şunu tavsiye ediyor / vasiyet ediyor , e rkek için olan pay, iki kadının payı kadardır. Eğer, ikiden fazla mirasçı kadın evlat varsa kadın evlatlara verilecek olan, mirasın üçte ikisidir, eğer kadın evlat mirasçı bir tane ise mirasın yarısı onundur. (ANNE BABA) Eğer ölenin çocuğu varsa ölenin anne babasının her birine, bırakılan mirastan altıda bir pay vardır. (Ölenin Kardeşlerine yok) Eğer ölenin çocuğu yoksa, sadece anne ve baba ölene mirasçı ise / kardeş yoksa anneye üçte bir, anne babayla beraber kardeşler de mirasçı ise anneye altıda bir verilir. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmından verilir . Babalarınız ve oğullarınızdan hangileri fayda olarak size daha yakındır bi lemeyebilirsiniz / idrak edemeyebilirsiniz, Allah’tan bir belirlemedir / farziyettir, muhakkak ki Allah bilendir, hâkimdir. (EŞLER) Eğer zevceniz olan kadının evladı yok ise zevcelerinizin bıraktıkları mirasın yarısı siz erkeklerindir , eğer kadının çocuğu varsa kadının bıraktığı mirasın dörtte biri sizindir , ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmında n verilir. Erkek olarak siz , çocuğunuz yokken ölürseniz, bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir , e ğer çocuğunuz varsa sekizde biri eşlerinizindir. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmından verilir. Erkek veya kadın Kelale olarak miras bıraktı ise (Kelale: annesi babası ölmüş ve çocukları da olmadan ölen ) ve de tek bir erkek veya tek bir kız kardeşi varsa, her biri için altıda bir hisse vardır. Sayıları bundan fazla ise / bir erkek veya b ir kız kardeşten fazla ise hepsi üçte bire ortaktır. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmında n verilir. Zarar vermek dışında, Allah’tan tavsiyedir, Allah bilendir, uysal davranandır. İşte bunlar Allah’ın hudutlarıdır, her kim Allah’a ve Resule uyarsa, onu altlarından nehirler akan cennetlere sokar, orada kalıcıdırlar, işte bu büyük bir başarıdır. Her kim de Allah’a ve Resulüne asi olursa ve O’nun hudutlarını aşarsa onu ateşe sokar, orada kalıcıdır ve onun için de alçaltıcı / onur kırıcı bir azap vardır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 12. ayet

  3. Nisâ suresi, 13. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 13. ayet. تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدْخِلْهُ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    tilke ḥudûdü-llâh. vemey yüṭi`i-llâhe verasûlehû yüdḫilhü cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ. veẕâlike-lfevzü-l`ażîm.

    Mehmet Alagaş

    (11-14) (EVLATLAR) Allah, evlatlarınız hakkında şunu tavsiye ediyor / vasiyet ediyor , e rkek için olan pay, iki kadının payı kadardır. Eğer, ikiden fazla mirasçı kadın evlat varsa kadın evlatlara verilecek olan, mirasın üçte ikisidir, eğer kadın evlat mirasçı bir tane ise mirasın yarısı onundur. (ANNE BABA) Eğer ölenin çocuğu varsa ölenin anne babasının her birine, bırakılan mirastan altıda bir pay vardır. (Ölenin Kardeşlerine yok) Eğer ölenin çocuğu yoksa, sadece anne ve baba ölene mirasçı ise / kardeş yoksa anneye üçte bir, anne babayla beraber kardeşler de mirasçı ise anneye altıda bir verilir. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmından verilir . Babalarınız ve oğullarınızdan hangileri fayda olarak size daha yakındır bi lemeyebilirsiniz / idrak edemeyebilirsiniz, Allah’tan bir belirlemedir / farziyettir, muhakkak ki Allah bilendir, hâkimdir. (EŞLER) Eğer zevceniz olan kadının evladı yok ise zevcelerinizin bıraktıkları mirasın yarısı siz erkeklerindir , eğer kadının çocuğu varsa kadının bıraktığı mirasın dörtte biri sizindir , ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmında n verilir. Erkek olarak siz , çocuğunuz yokken ölürseniz, bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir , e ğer çocuğunuz varsa sekizde biri eşlerinizindir. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmından verilir. Erkek veya kadın Kelale olarak miras bıraktı ise (Kelale: annesi babası ölmüş ve çocukları da olmadan ölen ) ve de tek bir erkek veya tek bir kız kardeşi varsa, her biri için altıda bir hisse vardır. Sayıları bundan fazla ise / bir erkek veya b ir kız kardeşten fazla ise hepsi üçte bire ortaktır. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmında n verilir. Zarar vermek dışında, Allah’tan tavsiyedir, Allah bilendir, uysal davranandır. İşte bunlar Allah’ın hudutlarıdır, her kim Allah’a ve Resule uyarsa, onu altlarından nehirler akan cennetlere sokar, orada kalıcıdırlar, işte bu büyük bir başarıdır. Her kim de Allah’a ve Resulüne asi olursa ve O’nun hudutlarını aşarsa onu ateşe sokar, orada kalıcıdır ve onun için de alçaltıcı / onur kırıcı bir azap vardır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 13. ayet

  4. Nisâ suresi, 14. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 14. ayet. وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُۥ يُدْخِلْهُ نَارًا خَٰلِدًا فِيهَا وَلَهُۥ عَذَابٌ مُّهِينٌ

    vemey ya`ṣi-llâhe verasûlehû veyete`addâ ḥudûdehû yüdḫilhü nâran ḫâliden fîhâ. velehû `aẕâbüm mühîn.

    Mehmet Alagaş

    (11-14) (EVLATLAR) Allah, evlatlarınız hakkında şunu tavsiye ediyor / vasiyet ediyor , e rkek için olan pay, iki kadının payı kadardır. Eğer, ikiden fazla mirasçı kadın evlat varsa kadın evlatlara verilecek olan, mirasın üçte ikisidir, eğer kadın evlat mirasçı bir tane ise mirasın yarısı onundur. (ANNE BABA) Eğer ölenin çocuğu varsa ölenin anne babasının her birine, bırakılan mirastan altıda bir pay vardır. (Ölenin Kardeşlerine yok) Eğer ölenin çocuğu yoksa, sadece anne ve baba ölene mirasçı ise / kardeş yoksa anneye üçte bir, anne babayla beraber kardeşler de mirasçı ise anneye altıda bir verilir. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmından verilir . Babalarınız ve oğullarınızdan hangileri fayda olarak size daha yakındır bi lemeyebilirsiniz / idrak edemeyebilirsiniz, Allah’tan bir belirlemedir / farziyettir, muhakkak ki Allah bilendir, hâkimdir. (EŞLER) Eğer zevceniz olan kadının evladı yok ise zevcelerinizin bıraktıkları mirasın yarısı siz erkeklerindir , eğer kadının çocuğu varsa kadının bıraktığı mirasın dörtte biri sizindir , ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmında n verilir. Erkek olarak siz , çocuğunuz yokken ölürseniz, bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir , e ğer çocuğunuz varsa sekizde biri eşlerinizindir. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmından verilir. Erkek veya kadın Kelale olarak miras bıraktı ise (Kelale: annesi babası ölmüş ve çocukları da olmadan ölen ) ve de tek bir erkek veya tek bir kız kardeşi varsa, her biri için altıda bir hisse vardır. Sayıları bundan fazla ise / bir erkek veya b ir kız kardeşten fazla ise hepsi üçte bire ortaktır. Ölenin vasiyeti ve ölenin borçlarından sonraki kısmında n verilir. Zarar vermek dışında, Allah’tan tavsiyedir, Allah bilendir, uysal davranandır. İşte bunlar Allah’ın hudutlarıdır, her kim Allah’a ve Resule uyarsa, onu altlarından nehirler akan cennetlere sokar, orada kalıcıdırlar, işte bu büyük bir başarıdır. Her kim de Allah’a ve Resulüne asi olursa ve O’nun hudutlarını aşarsa onu ateşe sokar, orada kalıcıdır ve onun için de alçaltıcı / onur kırıcı bir azap vardır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 14. ayet

Fuhuş cezası, tövbe ve kadın hakları 15–22

  1. Nisâ suresi, 15. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 15. ayet. وَٱلَّٰتِى يَأْتِينَ ٱلْفَٰحِشَةَ مِن نِّسَآئِكُمْ فَٱسْتَشْهِدُوا۟ عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِّنكُمْ فَإِن شَهِدُوا۟ فَأَمْسِكُوهُنَّ فِى ٱلْبُيُوتِ حَتَّىٰ يَتَوَفَّىٰهُنَّ ٱلْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ ٱللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلًا

    vellâtî ye'tîne-lfâḥişete min nisâiküm festeşhidû `aleyhinne erbe`atem minküm. fein şehidû feemsikûhünne fi-lbüyûti ḥattâ yeteveffâhünne-lmevtü ev yec`ale-llâhü lehünne sebîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (15-16) Kadınlarınızdan iğrençlik yapanlar için / fahişelik yapanlar için onların aleyhlerine sizden dört kişi ile şahitlendirin, eğer ki şahitlik ederlerse, o kadınları vefat edip ölünceye yahut onlar hakkında Allah bir yol yapana kadar evlerde tutun. İçinizden zina eden iki erkeğe (eşcinsel) eziyet edin. Eğer vazgeçip ıslah olursalar, ikisinden de uzaklaşın / eziyeti durdurun, muhakkak ki Allah vazgeçmeleri kabul edendir, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 15. ayet

  2. Nisâ suresi, 16. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 16. ayet. وَٱلَّذَانِ يَأْتِيَٰنِهَا مِنكُمْ فَـَٔاذُوهُمَا فَإِن تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا۟ عَنْهُمَآ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَّحِيمًا

    velleẕâni ye'tiyânihâ minküm feâẕûhümâ. fein tâbâ veaṣleḥâ fea`riḍû `anhümâ. inne-llâhe kâne tevvâber raḥîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (15-16) Kadınlarınızdan iğrençlik yapanlar için / fahişelik yapanlar için onların aleyhlerine sizden dört kişi ile şahitlendirin, eğer ki şahitlik ederlerse, o kadınları vefat edip ölünceye yahut onlar hakkında Allah bir yol yapana kadar evlerde tutun. İçinizden zina eden iki erkeğe (eşcinsel) eziyet edin. Eğer vazgeçip ıslah olursalar, ikisinden de uzaklaşın / eziyeti durdurun, muhakkak ki Allah vazgeçmeleri kabul edendir, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 16. ayet

  3. Nisâ suresi, 17. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 17. ayet. إِنَّمَا ٱلتَّوْبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَٰلَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

    inneme-ttevbetü `ale-llâhi lilleẕîne ya`melûne-ssûe bicehâletin ŝümme yetûbûne min ḳarîbin feülâike yetûbü-llâhü `aleyhim. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (17-18) Allah’ın kabul ettiği vazgeçiş, kötülüğü cehaletten işlemenin ardından hemencecik yapılan vazgeçmedir. İşte onların Allah tövbelerini kabul eder, Allah, bilendir, hâkimdir. Ölüm vakti geldiğinde şimdi vazgeçtim diyenin bilerek ve devamlı işlenen kötülük tövbesi kabul değildir, Ayrıca kafir olarak vefat edenin de vazgeçmesi kabul değildir , işte onlara acıtıcı bir azap hazırladık. (SÛE: Cehaletten işlenen tek seferlik kötülük SEYYİE: Bilerek ve uzun süreli hatta ölünceye kadar devamlı işlenen kötülük)

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 17. ayet

  4. Nisâ suresi, 18. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 18. ayet. وَلَيْسَتِ ٱلتَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ حَتَّىٰٓ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ إِنِّى تُبْتُ ٱلْـَٰٔنَ وَلَا ٱلَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُو۟لَٰٓئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

    veleyseti-ttevbetü lilleẕîne ya`melûne-sseyyiât. ḥattâ iẕâ ḥaḍara eḥadehümü-lmevtü ḳâle innî tübtü-l'âne vele-lleẕîne yemûtûne vehüm küffâr. ülâike a`tednâ lehüm `aẕâben elîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (17-18) Allah’ın kabul ettiği vazgeçiş, kötülüğü cehaletten işlemenin ardından hemencecik yapılan vazgeçmedir. İşte onların Allah tövbelerini kabul eder, Allah, bilendir, hâkimdir. Ölüm vakti geldiğinde şimdi vazgeçtim diyenin bilerek ve devamlı işlenen kötülük tövbesi kabul değildir, Ayrıca kafir olarak vefat edenin de vazgeçmesi kabul değildir , işte onlara acıtıcı bir azap hazırladık. (SÛE: Cehaletten işlenen tek seferlik kötülük SEYYİE: Bilerek ve uzun süreli hatta ölünceye kadar devamlı işlenen kötülük)

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 18. ayet

  5. Nisâ suresi, 19. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 19. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُوا۟ ٱلنِّسَآءَ كَرْهًا وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا۟ بِبَعْضِ مَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ إِلَّآ أَن يَأْتِينَ بِفَٰحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُوا۟ شَيْـًٔا وَيَجْعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ yeḥillü leküm en teriŝü-nnisâe kerhâ. velâ ta`ḍulûhünne liteẕhebû biba`ḍi mâ âteytümûhünne illâ ey ye'tîne bifâḥişetim mübeyyineh. ve`âşirûhünne bilma`rûf. fein kerihtümûhünne fe`asâ en tekrahû şey'ev veyec`ale-llâhü fîhi ḫayran keŝîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (19-21) Ey iman edenler zorla / hoş olmayan şekilde kadınlara mirasçı olmanız, onlara gitmeleri konusunda engel olmanız, verdikleriniz dolayısıyla onları sıkıştırmanız, açık bir fahişelik yapmaları durumu hariç, size helal değildir. Onlarla normal / örfi şekilde k aynaşın / muaşerette bulunun , onlardan hoşlanmadınızsa bile, belki de hoşlanmadığınız şeyde Allah, birden çok hayır yapmıştır . Eğer eşin yerini başka eşle değiştirmek istediyseniz onlardan birine kantarlarca mal verdinizse bile ondan hiçbir şey almayın , Onu / verdiğinizi bühtan / iftira yoluyla ve açık bir kötülük olarak geri alacak mısınız? (İftira isnadı ile mala konmak) birbirinize kaynaştınız / katıldınız ve sizden (onları koruyacağınıza dair) pek haşin / galiz bir söz alınmışken nasıl onu alabilirsiniz ki?

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 19. ayet

  6. Nisâ suresi, 20. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 20. ayet. وَإِنْ أَرَدتُّمُ ٱسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَّكَانَ زَوْجٍ وَءَاتَيْتُمْ إِحْدَىٰهُنَّ قِنطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا۟ مِنْهُ شَيْـًٔا أَتَأْخُذُونَهُۥ بُهْتَٰنًا وَإِثْمًا مُّبِينًا

    vein erattümü-stibdâle zevcim mekâne zevciv veâteytüm iḥdâhünne ḳinṭâran felâ te'ḫuẕû minhü şey'â. ete'ḫuẕûnehû bühtânev veiŝmem mübînâ.

    Mehmet Alagaş

    (19-21) Ey iman edenler zorla / hoş olmayan şekilde kadınlara mirasçı olmanız, onlara gitmeleri konusunda engel olmanız, verdikleriniz dolayısıyla onları sıkıştırmanız, açık bir fahişelik yapmaları durumu hariç, size helal değildir. Onlarla normal / örfi şekilde k aynaşın / muaşerette bulunun , onlardan hoşlanmadınızsa bile, belki de hoşlanmadığınız şeyde Allah, birden çok hayır yapmıştır . Eğer eşin yerini başka eşle değiştirmek istediyseniz onlardan birine kantarlarca mal verdinizse bile ondan hiçbir şey almayın , Onu / verdiğinizi bühtan / iftira yoluyla ve açık bir kötülük olarak geri alacak mısınız? (İftira isnadı ile mala konmak) birbirinize kaynaştınız / katıldınız ve sizden (onları koruyacağınıza dair) pek haşin / galiz bir söz alınmışken nasıl onu alabilirsiniz ki?

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 20. ayet

  7. Nisâ suresi, 21. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 21. ayet. وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُۥ وَقَدْ أَفْضَىٰ بَعْضُكُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنكُم مِّيثَٰقًا غَلِيظًا

    vekeyfe te'ḫuẕûnehû veḳad efḍâ ba`ḍuküm ilâ ba`ḍiv veeḫaẕne minküm mîŝâḳan galîżâ.

    Mehmet Alagaş

    (19-21) Ey iman edenler zorla / hoş olmayan şekilde kadınlara mirasçı olmanız, onlara gitmeleri konusunda engel olmanız, verdikleriniz dolayısıyla onları sıkıştırmanız, açık bir fahişelik yapmaları durumu hariç, size helal değildir. Onlarla normal / örfi şekilde k aynaşın / muaşerette bulunun , onlardan hoşlanmadınızsa bile, belki de hoşlanmadığınız şeyde Allah, birden çok hayır yapmıştır . Eğer eşin yerini başka eşle değiştirmek istediyseniz onlardan birine kantarlarca mal verdinizse bile ondan hiçbir şey almayın , Onu / verdiğinizi bühtan / iftira yoluyla ve açık bir kötülük olarak geri alacak mısınız? (İftira isnadı ile mala konmak) birbirinize kaynaştınız / katıldınız ve sizden (onları koruyacağınıza dair) pek haşin / galiz bir söz alınmışken nasıl onu alabilirsiniz ki?

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 21. ayet

  8. Nisâ suresi, 22. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 22. ayet. وَلَا تَنكِحُوا۟ مَا نَكَحَ ءَابَآؤُكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةً وَمَقْتًا وَسَآءَ سَبِيلًا

    velâ tenkiḥû mâ nekeḥa âbâüküm mine-nnisâi illâ mâ ḳad selef. innehû kâne fâḥişetev vemaḳtâ. vesâe sebîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (22-23) Babalarınızın kadınlardan nikahlandıkları ile geçmişte olanlar hariç asla nikahlanmayın. Muhakkak ki o, iğrençliktir ve buğuz gerektirir /nefret gerektirir , kötü bir yoldur. Size analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları (tüm yeğenleriniz) sizleri emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri (kaynanalarınız) haram kılındı. Kendileriyle beraber olduğunuz kadınlarınızın himayenize aldığınız kızları (Üvey kızlarınız) Nikah yapmadığınız ve kendileriyle beraber olmadığınız kadınların kızları için size bir günah yoktur. Kendi sulbünüzden olan / soyunuzdan olan oğullarınızın helalleri (gelinler haram, evlatlık oğlunun hanımı helaldir. Zeyd) İki kız kardeşi bir araya getirmeniz / iki kız kardeşi nikahlamanız geçmiş te olmuş olanlar hariç haramdır, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 22. ayet

Evlenilmesi haram olanlar 23–28

  1. Nisâ suresi, 23. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 23. ayet. حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَٰتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَٰتُكُمْ وَعَمَّٰتُكُمْ وَخَٰلَٰتُكُمْ وَبَنَاتُ ٱلْأَخِ وَبَنَاتُ ٱلْأُخْتِ وَأُمَّهَٰتُكُمُ ٱلَّٰتِىٓ أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَٰتُكُم مِّنَ ٱلرَّضَٰعَةِ وَأُمَّهَٰتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَٰٓئِبُكُمُ ٱلَّٰتِى فِى حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ ٱلَّٰتِى دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُوا۟ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَٰٓئِلُ أَبْنَآئِكُمُ ٱلَّذِينَ مِنْ أَصْلَٰبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُوا۟ بَيْنَ ٱلْأُخْتَيْنِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا

    ḥurrimet `aleyküm ümmehâtüküm vebenâtüküm veeḫavâtüküm ve`ammâtüküm veḫâlâtüküm vebenâtü-l'eḫi vebenâtü-l'uḫti veümmehâtükümü-llâtî erḍa`neküm veeḫavâtüküm mine-rraḍâ`ati veümmehâtü nisâiküm verabâibükümü-llâtî fî ḥucûriküm min nisâikümü-llâtî deḫaltüm bihinn. feil lem tekûnû deḫaltüm bihinne felâ cünâḥa `aleyküm. veḥalâilü ebnâikümü-lleẕîne min aṣlâbiküm veen tecme`û beyne-l'uḫteyni illâ mâ ḳad selef. inne-llâhe kâne gafûrar raḥîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (22-23) Babalarınızın kadınlardan nikahlandıkları ile geçmişte olanlar hariç asla nikahlanmayın. Muhakkak ki o, iğrençliktir ve buğuz gerektirir /nefret gerektirir , kötü bir yoldur. Size analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları (tüm yeğenleriniz) sizleri emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri (kaynanalarınız) haram kılındı. Kendileriyle beraber olduğunuz kadınlarınızın himayenize aldığınız kızları (Üvey kızlarınız) Nikah yapmadığınız ve kendileriyle beraber olmadığınız kadınların kızları için size bir günah yoktur. Kendi sulbünüzden olan / soyunuzdan olan oğullarınızın helalleri (gelinler haram, evlatlık oğlunun hanımı helaldir. Zeyd) İki kız kardeşi bir araya getirmeniz / iki kız kardeşi nikahlamanız geçmiş te olmuş olanlar hariç haramdır, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 23. ayet

  2. Buradan itibaren cüz 5

    Nisâ suresi, 24. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 24. ayet. وَٱلْمُحْصَنَٰتُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ كِتَٰبَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَآءَ ذَٰلِكُمْ أَن تَبْتَغُوا۟ بِأَمْوَٰلِكُم مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَٰفِحِينَ فَمَا ٱسْتَمْتَعْتُم بِهِۦ مِنْهُنَّ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَٰضَيْتُم بِهِۦ مِنۢ بَعْدِ ٱلْفَرِيضَةِ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

    velmuḥṣanâtü mine-nnisâi illâ mâ meleket eymânüküm. kitâbe-llâhi `aleyküm. veüḥille leküm mâ verâe ẕâliküm en tebtegû biemvâliküm muḥṣinîne gayra müsâfiḥîn. feme-stemta`tüm bihî minhünne feâtûhünne ücûrahünne ferîḍah. velâ cünâḥa `aleyküm fîmâ terâḍaytüm bihî mim ba`di-lferîḍah. inne-llâhe kâne `alîmen ḥakîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (24-28) Elinizin altında çalışan kadınlar (cariyeler) hariç mevcutta evli kadınlarla evlenemezsiniz , sizin aleyhinize Allah’ın yazdıklarıdır, b unun dışında kalanlar ise, nikahlanmadan beraberlik dışında , mallarınızı kullanarak evlilik yapmak isterseniz eğer, size helal kılmıştır. O kadınlardan hangilerinden faydalandınız ise farziyet kazanan / vazifeniz haline gelen ücretlerini / mehirlerini onlara verin, farziyet kazanan miktarın dışında razı olduğunuz ilaveyi onlara vermenizde size bir günah yoktur, muhakkak ki Allah bilendir, hâkimdir. Sizden kimde, iffetini koruyan mümine kadınlardan nikahlamaya zenginlik olarak güç yetiremez ise, elleri altında çalışan genç mümin kızlardan (cariyelerden) nikahlayabilirler, Allah sizlerin imanınızı daha iyi bilendir, sizler birbirinizdensiniz. Onları yakınlarının izni ile nikahlayın, evli kalmaları ve nikahsız ilişki kurmamaları, herhangi birini edinmemeleri şartıyla, onlara mehirlerini / ücretlerini normale uygun / örfe uygun olarak verin , e vlendikleri vakit, eğer ki o kadınlar bir iğrençlik / bir fuhuş yaparlar ise onların aleyhine olacak şekilde evli kadınlara olan azabın yarısını onlara (cariyelikten geldikleri için yarısı) uygulayın, bu (cariyelerle evliliği seçmek) sizden günah işleme endişesi olanlar içindir , sabrederseniz eğer, sizin için daha iyidir ,(sabredip cariye olmayan kadınlarla da evlenebilirsiniz) Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Allah size açıklamak istiyor ve sizi sizden öncekilerin yoluna / yaşam tarzına doğru iletmek istiyor ve tövbenizi kabul etmek istiyor , Allah bilendir, hâkimdir . Allah sizin vazgeçmenizi / tövbenizi kabul etmek istiyor , şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir meyletmeyle (kendileri gibi) meyletmenizi istiyor, Allah ise sizin hafifletilmenizi istiyor insan ise zayıf olarak yaratılmıştır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 24. ayet

  3. Nisâ suresi, 25. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 25. ayet. وَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ مِنكُمْ طَوْلًا أَن يَنكِحَ ٱلْمُحْصَنَٰتِ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ فَمِن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُم مِّن فَتَيَٰتِكُمُ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَٰنِكُم بَعْضُكُم مِّنۢ بَعْضٍ فَٱنكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَءَاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ مُحْصَنَٰتٍ غَيْرَ مُسَٰفِحَٰتٍ وَلَا مُتَّخِذَٰتِ أَخْدَانٍ فَإِذَآ أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَٰحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى ٱلْمُحْصَنَٰتِ مِنَ ٱلْعَذَابِ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ ٱلْعَنَتَ مِنكُمْ وَأَن تَصْبِرُوا۟ خَيْرٌ لَّكُمْ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

    vemel lem yesteṭi` minküm ṭavlen ey yenkiḥa-lmuḥsenâti-lmü'minâti femim mâ meleket eymânüküm min feteyâtikümü-lmü'minât. vellâhü a`lemü biîmâniküm. ba`ḍuküm mim ba`ḍ. fenkiḥûhünne biiẕni ehlihinne veâtûhünne ücûrahünne bilma`rûfi muḥṣanâtin gayra mesâfiḥâtiv velâ mütteḫiẕâti aḫdân. feiẕâ uḥṣinne fein eteyne bifâḥişetin fe`aleyhinne niṣfü mâ `ale-lmuḥsenâti mine-l`aẕâb. ẕâlike limen ḫaşiye-l`anete minküm. veen taṣbirû ḫayrul leküm. vellâhü gafûrur raḥîm.

    Mehmet Alagaş

    (24-28) Elinizin altında çalışan kadınlar (cariyeler) hariç mevcutta evli kadınlarla evlenemezsiniz , sizin aleyhinize Allah’ın yazdıklarıdır, b unun dışında kalanlar ise, nikahlanmadan beraberlik dışında , mallarınızı kullanarak evlilik yapmak isterseniz eğer, size helal kılmıştır. O kadınlardan hangilerinden faydalandınız ise farziyet kazanan / vazifeniz haline gelen ücretlerini / mehirlerini onlara verin, farziyet kazanan miktarın dışında razı olduğunuz ilaveyi onlara vermenizde size bir günah yoktur, muhakkak ki Allah bilendir, hâkimdir. Sizden kimde, iffetini koruyan mümine kadınlardan nikahlamaya zenginlik olarak güç yetiremez ise, elleri altında çalışan genç mümin kızlardan (cariyelerden) nikahlayabilirler, Allah sizlerin imanınızı daha iyi bilendir, sizler birbirinizdensiniz. Onları yakınlarının izni ile nikahlayın, evli kalmaları ve nikahsız ilişki kurmamaları, herhangi birini edinmemeleri şartıyla, onlara mehirlerini / ücretlerini normale uygun / örfe uygun olarak verin , e vlendikleri vakit, eğer ki o kadınlar bir iğrençlik / bir fuhuş yaparlar ise onların aleyhine olacak şekilde evli kadınlara olan azabın yarısını onlara (cariyelikten geldikleri için yarısı) uygulayın, bu (cariyelerle evliliği seçmek) sizden günah işleme endişesi olanlar içindir , sabrederseniz eğer, sizin için daha iyidir ,(sabredip cariye olmayan kadınlarla da evlenebilirsiniz) Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Allah size açıklamak istiyor ve sizi sizden öncekilerin yoluna / yaşam tarzına doğru iletmek istiyor ve tövbenizi kabul etmek istiyor , Allah bilendir, hâkimdir . Allah sizin vazgeçmenizi / tövbenizi kabul etmek istiyor , şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir meyletmeyle (kendileri gibi) meyletmenizi istiyor, Allah ise sizin hafifletilmenizi istiyor insan ise zayıf olarak yaratılmıştır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 25. ayet

  4. Nisâ suresi, 26. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 26. ayet. يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

    yürîdü-llâhü liyübeyyine leküm veyehdiyeküm sünene-lleẕîne min ḳabliküm veyetûbe `aleyküm. vellâhü `alîmün ḥakîm.

    Mehmet Alagaş

    (24-28) Elinizin altında çalışan kadınlar (cariyeler) hariç mevcutta evli kadınlarla evlenemezsiniz , sizin aleyhinize Allah’ın yazdıklarıdır, b unun dışında kalanlar ise, nikahlanmadan beraberlik dışında , mallarınızı kullanarak evlilik yapmak isterseniz eğer, size helal kılmıştır. O kadınlardan hangilerinden faydalandınız ise farziyet kazanan / vazifeniz haline gelen ücretlerini / mehirlerini onlara verin, farziyet kazanan miktarın dışında razı olduğunuz ilaveyi onlara vermenizde size bir günah yoktur, muhakkak ki Allah bilendir, hâkimdir. Sizden kimde, iffetini koruyan mümine kadınlardan nikahlamaya zenginlik olarak güç yetiremez ise, elleri altında çalışan genç mümin kızlardan (cariyelerden) nikahlayabilirler, Allah sizlerin imanınızı daha iyi bilendir, sizler birbirinizdensiniz. Onları yakınlarının izni ile nikahlayın, evli kalmaları ve nikahsız ilişki kurmamaları, herhangi birini edinmemeleri şartıyla, onlara mehirlerini / ücretlerini normale uygun / örfe uygun olarak verin , e vlendikleri vakit, eğer ki o kadınlar bir iğrençlik / bir fuhuş yaparlar ise onların aleyhine olacak şekilde evli kadınlara olan azabın yarısını onlara (cariyelikten geldikleri için yarısı) uygulayın, bu (cariyelerle evliliği seçmek) sizden günah işleme endişesi olanlar içindir , sabrederseniz eğer, sizin için daha iyidir ,(sabredip cariye olmayan kadınlarla da evlenebilirsiniz) Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Allah size açıklamak istiyor ve sizi sizden öncekilerin yoluna / yaşam tarzına doğru iletmek istiyor ve tövbenizi kabul etmek istiyor , Allah bilendir, hâkimdir . Allah sizin vazgeçmenizi / tövbenizi kabul etmek istiyor , şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir meyletmeyle (kendileri gibi) meyletmenizi istiyor, Allah ise sizin hafifletilmenizi istiyor insan ise zayıf olarak yaratılmıştır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 26. ayet

  5. Nisâ suresi, 27. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 27. ayet. وَٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلشَّهَوَٰتِ أَن تَمِيلُوا۟ مَيْلًا عَظِيمًا

    vellâhü yürîdü ey yetûbe `aleyküm veyürîdü-lleẕîne yettebi`ûne-şşehevâti en temîlû meylen `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (24-28) Elinizin altında çalışan kadınlar (cariyeler) hariç mevcutta evli kadınlarla evlenemezsiniz , sizin aleyhinize Allah’ın yazdıklarıdır, b unun dışında kalanlar ise, nikahlanmadan beraberlik dışında , mallarınızı kullanarak evlilik yapmak isterseniz eğer, size helal kılmıştır. O kadınlardan hangilerinden faydalandınız ise farziyet kazanan / vazifeniz haline gelen ücretlerini / mehirlerini onlara verin, farziyet kazanan miktarın dışında razı olduğunuz ilaveyi onlara vermenizde size bir günah yoktur, muhakkak ki Allah bilendir, hâkimdir. Sizden kimde, iffetini koruyan mümine kadınlardan nikahlamaya zenginlik olarak güç yetiremez ise, elleri altında çalışan genç mümin kızlardan (cariyelerden) nikahlayabilirler, Allah sizlerin imanınızı daha iyi bilendir, sizler birbirinizdensiniz. Onları yakınlarının izni ile nikahlayın, evli kalmaları ve nikahsız ilişki kurmamaları, herhangi birini edinmemeleri şartıyla, onlara mehirlerini / ücretlerini normale uygun / örfe uygun olarak verin , e vlendikleri vakit, eğer ki o kadınlar bir iğrençlik / bir fuhuş yaparlar ise onların aleyhine olacak şekilde evli kadınlara olan azabın yarısını onlara (cariyelikten geldikleri için yarısı) uygulayın, bu (cariyelerle evliliği seçmek) sizden günah işleme endişesi olanlar içindir , sabrederseniz eğer, sizin için daha iyidir ,(sabredip cariye olmayan kadınlarla da evlenebilirsiniz) Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Allah size açıklamak istiyor ve sizi sizden öncekilerin yoluna / yaşam tarzına doğru iletmek istiyor ve tövbenizi kabul etmek istiyor , Allah bilendir, hâkimdir . Allah sizin vazgeçmenizi / tövbenizi kabul etmek istiyor , şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir meyletmeyle (kendileri gibi) meyletmenizi istiyor, Allah ise sizin hafifletilmenizi istiyor insan ise zayıf olarak yaratılmıştır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 27. ayet

  6. Nisâ suresi, 28. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 28. ayet. يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمْ وَخُلِقَ ٱلْإِنسَٰنُ ضَعِيفًا

    yürîdü-llâhü ey yüḫaffife `anküm. veḫuliḳa-l'insânü ḍa`îfâ.

    Mehmet Alagaş

    (24-28) Elinizin altında çalışan kadınlar (cariyeler) hariç mevcutta evli kadınlarla evlenemezsiniz , sizin aleyhinize Allah’ın yazdıklarıdır, b unun dışında kalanlar ise, nikahlanmadan beraberlik dışında , mallarınızı kullanarak evlilik yapmak isterseniz eğer, size helal kılmıştır. O kadınlardan hangilerinden faydalandınız ise farziyet kazanan / vazifeniz haline gelen ücretlerini / mehirlerini onlara verin, farziyet kazanan miktarın dışında razı olduğunuz ilaveyi onlara vermenizde size bir günah yoktur, muhakkak ki Allah bilendir, hâkimdir. Sizden kimde, iffetini koruyan mümine kadınlardan nikahlamaya zenginlik olarak güç yetiremez ise, elleri altında çalışan genç mümin kızlardan (cariyelerden) nikahlayabilirler, Allah sizlerin imanınızı daha iyi bilendir, sizler birbirinizdensiniz. Onları yakınlarının izni ile nikahlayın, evli kalmaları ve nikahsız ilişki kurmamaları, herhangi birini edinmemeleri şartıyla, onlara mehirlerini / ücretlerini normale uygun / örfe uygun olarak verin , e vlendikleri vakit, eğer ki o kadınlar bir iğrençlik / bir fuhuş yaparlar ise onların aleyhine olacak şekilde evli kadınlara olan azabın yarısını onlara (cariyelikten geldikleri için yarısı) uygulayın, bu (cariyelerle evliliği seçmek) sizden günah işleme endişesi olanlar içindir , sabrederseniz eğer, sizin için daha iyidir ,(sabredip cariye olmayan kadınlarla da evlenebilirsiniz) Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Allah size açıklamak istiyor ve sizi sizden öncekilerin yoluna / yaşam tarzına doğru iletmek istiyor ve tövbenizi kabul etmek istiyor , Allah bilendir, hâkimdir . Allah sizin vazgeçmenizi / tövbenizi kabul etmek istiyor , şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir meyletmeyle (kendileri gibi) meyletmenizi istiyor, Allah ise sizin hafifletilmenizi istiyor insan ise zayıf olarak yaratılmıştır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 28. ayet

Malı batılla yemeyin; erkek ve kadın; aranın açılması 29–35

  1. Nisâ suresi, 29. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 29. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَٰطِلِ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ te'külû emvâleküm beyneküm bilbâṭili illâ en tekûne ticâraten `an terâḍim minküm velâ taḳtülû enfüseküm. inne-llâhe kâne biküm raḥîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (29-32) Ey İman edenler, hoşnut olduğunuz bir şekilde ticaret yapmanız hariç, aranızda mallarınızı geçersiz / batıl bir şekilde yemeyin, (gasp, faiz vb. yollarla) kendinizi de öldürmeyin, muhakkak ki Allah, size karşı esirgeyendir. Kim bunu (batıl şekilde mal yemeyi) düşmanlık olsun diye ve zulüm olsun diye yaparsa, onu ilerde ateşe sokacağız , bu da Allah’a kolaydır. Eğer size yasak olan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kötülüklerinizin / seyyielerinizin üstünü örteriz, ikram olarak girilen yere sizi koyarız. Allah’ın bazınızı diğer bazılarınızdan üstün kıldığı şeylerin beklentisine girmeyin / temenni etmeyin, erkeklerin kazandıklarına dayalı bir nasibi vardır, kadınların da kazandıklarına dayalı bir nasibi vardır, siz de Allah’ın fazlından isteyin (Başkalarına verdiğini temenni etme, sende Allah’tan iste. Ona verdiğinden bana da ver deme, bana da ayrıca ver de) Allah her şeyi kesinlikle bilmektedir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 29. ayet

  2. Nisâ suresi, 30. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 30. ayet. وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ عُدْوَٰنًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا

    vemey yef`al ẕâlike `udvânev veżulmen fesevfe nuṣlîhi nârâ. vekâne ẕâlike `ale-llâhi yesîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (29-32) Ey İman edenler, hoşnut olduğunuz bir şekilde ticaret yapmanız hariç, aranızda mallarınızı geçersiz / batıl bir şekilde yemeyin, (gasp, faiz vb. yollarla) kendinizi de öldürmeyin, muhakkak ki Allah, size karşı esirgeyendir. Kim bunu (batıl şekilde mal yemeyi) düşmanlık olsun diye ve zulüm olsun diye yaparsa, onu ilerde ateşe sokacağız , bu da Allah’a kolaydır. Eğer size yasak olan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kötülüklerinizin / seyyielerinizin üstünü örteriz, ikram olarak girilen yere sizi koyarız. Allah’ın bazınızı diğer bazılarınızdan üstün kıldığı şeylerin beklentisine girmeyin / temenni etmeyin, erkeklerin kazandıklarına dayalı bir nasibi vardır, kadınların da kazandıklarına dayalı bir nasibi vardır, siz de Allah’ın fazlından isteyin (Başkalarına verdiğini temenni etme, sende Allah’tan iste. Ona verdiğinden bana da ver deme, bana da ayrıca ver de) Allah her şeyi kesinlikle bilmektedir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 30. ayet

  3. Nisâ suresi, 31. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 31. ayet. إِن تَجْتَنِبُوا۟ كَبَآئِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُم مُّدْخَلًا كَرِيمًا

    in tectenibû kebâira mâ tünhevne `anhü nükeffir `anküm seyyiâtiküm venüdḫilküm müdḫalen kerîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (29-32) Ey İman edenler, hoşnut olduğunuz bir şekilde ticaret yapmanız hariç, aranızda mallarınızı geçersiz / batıl bir şekilde yemeyin, (gasp, faiz vb. yollarla) kendinizi de öldürmeyin, muhakkak ki Allah, size karşı esirgeyendir. Kim bunu (batıl şekilde mal yemeyi) düşmanlık olsun diye ve zulüm olsun diye yaparsa, onu ilerde ateşe sokacağız , bu da Allah’a kolaydır. Eğer size yasak olan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kötülüklerinizin / seyyielerinizin üstünü örteriz, ikram olarak girilen yere sizi koyarız. Allah’ın bazınızı diğer bazılarınızdan üstün kıldığı şeylerin beklentisine girmeyin / temenni etmeyin, erkeklerin kazandıklarına dayalı bir nasibi vardır, kadınların da kazandıklarına dayalı bir nasibi vardır, siz de Allah’ın fazlından isteyin (Başkalarına verdiğini temenni etme, sende Allah’tan iste. Ona verdiğinden bana da ver deme, bana da ayrıca ver de) Allah her şeyi kesinlikle bilmektedir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 31. ayet

  4. Nisâ suresi, 32. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 32. ayet. وَلَا تَتَمَنَّوْا۟ مَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بِهِۦ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبُوا۟ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبْنَ وَسْـَٔلُوا۟ ٱللَّهَ مِن فَضْلِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا

    velâ tetemennev mâ feḍḍale-llâhü bihî ba`ḍaküm `alâ ba`ḍ. lirricâli neṣîbüm mimme-ktesebû velinnisâi neṣîbüm mimme-ktesebn. ves'elü-llâhe min faḍlih. inne-llâhe kâne bikülli şey'in `alîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (29-32) Ey İman edenler, hoşnut olduğunuz bir şekilde ticaret yapmanız hariç, aranızda mallarınızı geçersiz / batıl bir şekilde yemeyin, (gasp, faiz vb. yollarla) kendinizi de öldürmeyin, muhakkak ki Allah, size karşı esirgeyendir. Kim bunu (batıl şekilde mal yemeyi) düşmanlık olsun diye ve zulüm olsun diye yaparsa, onu ilerde ateşe sokacağız , bu da Allah’a kolaydır. Eğer size yasak olan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kötülüklerinizin / seyyielerinizin üstünü örteriz, ikram olarak girilen yere sizi koyarız. Allah’ın bazınızı diğer bazılarınızdan üstün kıldığı şeylerin beklentisine girmeyin / temenni etmeyin, erkeklerin kazandıklarına dayalı bir nasibi vardır, kadınların da kazandıklarına dayalı bir nasibi vardır, siz de Allah’ın fazlından isteyin (Başkalarına verdiğini temenni etme, sende Allah’tan iste. Ona verdiğinden bana da ver deme, bana da ayrıca ver de) Allah her şeyi kesinlikle bilmektedir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 32. ayet

  5. Nisâ suresi, 33. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 33. ayet. وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَٰلِىَ مِمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ وَٱلَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَٰنُكُمْ فَـَٔاتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدًا

    veliküllin ce`alnâ mevâliye mimmâ terake-lvâlidâni vel'aḳrabûn. velleẕîne `aḳadet eymânüküm feâtûhüm neṣîbehüm. inne-llâhe kâne `alâ külli şey'in şehîdâ.

    Mehmet Alagaş

    (33) Geriye bırakılan mirasın hepsine anne babayı ve yakınları ve ellerinizin altında sözleşmeyle / akitle duran kimseleri mirasçılar yaptık, onlara nasiplerini verin. Muhakkak ki Allah her şeye şahittir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 33. ayet

  6. Nisâ suresi, 34. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 34. ayet. ٱلرِّجَالُ قَوَّٰمُونَ عَلَى ٱلنِّسَآءِ بِمَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ وَبِمَآ أَنفَقُوا۟ مِنْ أَمْوَٰلِهِمْ فَٱلصَّٰلِحَٰتُ قَٰنِتَٰتٌ حَٰفِظَٰتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ ٱللَّهُ وَٱلَّٰتِى تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَٱهْجُرُوهُنَّ فِى ٱلْمَضَاجِعِ وَٱضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا۟ عَلَيْهِنَّ سَبِيلًا إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا

    erricâlü ḳavvâmûne `ale-nnisâi bimâ feḍḍale-llâhü ba`ḍahüm `alâ ba`ḍiv vebimâ enfeḳû min emvâlihim. feṣṣâliḥâtü ḳânitâtün ḥâfiżâtül lilgaybi bimâ ḥafiża-llâh. vellâtî teḫâfûne nüşûzehünne fe`iżûhünne vehcürûhünne fi-lmeḍâci`i vaḍribûhünn. fein eṭa`neküm felâ tebgû `aleyhinne sebîlâ. inne-llâhe kâne `aliyyen kebîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (34-35) Erkekler, kadınlara nazaran daha himaye edicidirler / kollayıcıdırlar , bu, Allah’ın bazınızı bazınıza üstün kılmış olmasından dolayıdır , kendi mallarını harcıyor olmalarından dolayıdır , saliha kadınlar , boyun eğen kadınlardır / diklenmezler, Allah’ın da koruduğu gaybi konuları onlar da muhafaza ederler. Hırçınlık etmesinden korktuğunuz kadınlara gelince onlara öğütte bulunun / vaaz da bulunun , yatak arkadaşlığını terk edin , onlara vurun, eğer ki size uyarlarsa / itaat ederlerse de aleyhlerine bir yol aramayın , muhakkak ki Allah yücedir büyüktür. Eğer her ikisinin arasının açılmasından korkarsanız adamın yakınlarından bir hakem tayin edin , kadının yakınlarından bir hakem tayin edin, eğer her ikisi de / her iki hakem de ıslah etmeyi murat ederse, Allah onlara başarı / muvaffakiyet ihsan eder, Allah bilendir, haberi olandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 34. ayet

  7. Nisâ suresi, 35. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 35. ayet. وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَٱبْعَثُوا۟ حَكَمًا مِّنْ أَهْلِهِۦ وَحَكَمًا مِّنْ أَهْلِهَآ إِن يُرِيدَآ إِصْلَٰحًا يُوَفِّقِ ٱللَّهُ بَيْنَهُمَآ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًا

    vein ḫiftüm şiḳâḳa beynihimâ feb`aŝû ḥakemem min ehlihî veḥakemem min ehlihâ. iy yürîdâ iṣlâḥay yüveffiḳi-llâhü beynehümâ. inne-llâhe kâne `alîmen ḫabîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (34-35) Erkekler, kadınlara nazaran daha himaye edicidirler / kollayıcıdırlar , bu, Allah’ın bazınızı bazınıza üstün kılmış olmasından dolayıdır , kendi mallarını harcıyor olmalarından dolayıdır , saliha kadınlar , boyun eğen kadınlardır / diklenmezler, Allah’ın da koruduğu gaybi konuları onlar da muhafaza ederler. Hırçınlık etmesinden korktuğunuz kadınlara gelince onlara öğütte bulunun / vaaz da bulunun , yatak arkadaşlığını terk edin , onlara vurun, eğer ki size uyarlarsa / itaat ederlerse de aleyhlerine bir yol aramayın , muhakkak ki Allah yücedir büyüktür. Eğer her ikisinin arasının açılmasından korkarsanız adamın yakınlarından bir hakem tayin edin , kadının yakınlarından bir hakem tayin edin, eğer her ikisi de / her iki hakem de ıslah etmeyi murat ederse, Allah onlara başarı / muvaffakiyet ihsan eder, Allah bilendir, haberi olandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 35. ayet

Ana babaya iyilik; cimrilik, gösteriş ve şahitlik günü 36–42

  1. Nisâ suresi, 36. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 36. ayet. وَٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا۟ بِهِۦ شَيْـًٔا وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَٰنًا وَبِذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَٱلْجَارِ ذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْجَارِ ٱلْجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلْجَنۢبِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

    va`büdü-llâhe velâ tüşrikû bihî şey'ev vebilvâlideyni iḥsânev vebiẕi-lḳurbâ velyetâmâ velmesâkîni velcâri ẕi-lḳurbâ velcâri-lcünübi veṣṣâḥibi bilcembi vebni-ssebîli vemâ meleket eymânüküm. inne-llâhe lâ yüḥibbü men kâne muḫtâlen feḫûrâ.

    Mehmet Alagaş

    (36-42) Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, Anne babaya, yakınlığı olanlara, yetimlere, yoksunlara/ miskinlere, yakın komşuya, yan komşuya, yanınızda ki arkadaşınıza, yol çocuklarına ve elinizin altında çalışanlarınıza (kadın cariye veya erkek köle) güzel davranın, muhakkak ki Allah, kendini önemli göreni ve kendiyle övüneni / kendiyle iftihar edineni sevmez, onlar ki cimrilik ederler ve cimriliği de emrederler , Allah’ın fazlından kendilerine verdiklerini de saklarlar , kafirler için alçaltıcı / on ur kırıcı bir azap hazırladık. İnsanlara gösteriş olsun diye mallarını harcarlar , Allah’a iman etmiyorlar ve Ahiret gününe iman etmiyorlar , kimin yakın arkadaşı şeytan olmuşsa, o ne kötü bir yakın arkadaştır. Keşke Allah’a, ahiret gününe iman etselerdi ve de Allah’ın onları rızıklandırdıklarından harcasalardı, aleyhlerine ne olurdu ki? Allah onları bilendir. Allah kesinlikle zerre ağırlığınca dahi zulmetmez , O zerre, sizin için bir güzellik ise onu katlar / kat kat çoğaltır , katından da kocaman bir ödül / ecir ona verir. Her bir toplu m / ümmet şahitleri ile bize geldiklerinde nasıl olacak? Sen de bize, işte bunlar için şahit olarak geldiğinde nasıl olacak? O gün kafirler ve Resullere isyan edenler kendilerinin de arzla beraber dümdüz olmalarını arzu ederler, Allah’tan hiçbir sözü saklayamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 36. ayet

  2. Nisâ suresi, 37. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 37. ayet. ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا

    elleẕîne yebḫalûne veye'mürûne-nnâse bilbuḫli veyektümûne mâ âtâhümü-llâhü min faḍlih. vea`tednâ lilkâfirîne `aẕâbem mühînâ.

    Mehmet Alagaş

    (36-42) Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, Anne babaya, yakınlığı olanlara, yetimlere, yoksunlara/ miskinlere, yakın komşuya, yan komşuya, yanınızda ki arkadaşınıza, yol çocuklarına ve elinizin altında çalışanlarınıza (kadın cariye veya erkek köle) güzel davranın, muhakkak ki Allah, kendini önemli göreni ve kendiyle övüneni / kendiyle iftihar edineni sevmez, onlar ki cimrilik ederler ve cimriliği de emrederler , Allah’ın fazlından kendilerine verdiklerini de saklarlar , kafirler için alçaltıcı / on ur kırıcı bir azap hazırladık. İnsanlara gösteriş olsun diye mallarını harcarlar , Allah’a iman etmiyorlar ve Ahiret gününe iman etmiyorlar , kimin yakın arkadaşı şeytan olmuşsa, o ne kötü bir yakın arkadaştır. Keşke Allah’a, ahiret gününe iman etselerdi ve de Allah’ın onları rızıklandırdıklarından harcasalardı, aleyhlerine ne olurdu ki? Allah onları bilendir. Allah kesinlikle zerre ağırlığınca dahi zulmetmez , O zerre, sizin için bir güzellik ise onu katlar / kat kat çoğaltır , katından da kocaman bir ödül / ecir ona verir. Her bir toplu m / ümmet şahitleri ile bize geldiklerinde nasıl olacak? Sen de bize, işte bunlar için şahit olarak geldiğinde nasıl olacak? O gün kafirler ve Resullere isyan edenler kendilerinin de arzla beraber dümdüz olmalarını arzu ederler, Allah’tan hiçbir sözü saklayamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 37. ayet

  3. Nisâ suresi, 38. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 38. ayet. وَٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَمَن يَكُنِ ٱلشَّيْطَٰنُ لَهُۥ قَرِينًا فَسَآءَ قَرِينًا

    velleẕîne yünfiḳûne emvâlehüm riâe-nnâsi velâ yü'minûne billâhi velâ bilyevmi-l'âḫir. vemey yeküni-şşeyṭânü lehû ḳarînen fesâe ḳarînâ.

    Mehmet Alagaş

    (36-42) Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, Anne babaya, yakınlığı olanlara, yetimlere, yoksunlara/ miskinlere, yakın komşuya, yan komşuya, yanınızda ki arkadaşınıza, yol çocuklarına ve elinizin altında çalışanlarınıza (kadın cariye veya erkek köle) güzel davranın, muhakkak ki Allah, kendini önemli göreni ve kendiyle övüneni / kendiyle iftihar edineni sevmez, onlar ki cimrilik ederler ve cimriliği de emrederler , Allah’ın fazlından kendilerine verdiklerini de saklarlar , kafirler için alçaltıcı / on ur kırıcı bir azap hazırladık. İnsanlara gösteriş olsun diye mallarını harcarlar , Allah’a iman etmiyorlar ve Ahiret gününe iman etmiyorlar , kimin yakın arkadaşı şeytan olmuşsa, o ne kötü bir yakın arkadaştır. Keşke Allah’a, ahiret gününe iman etselerdi ve de Allah’ın onları rızıklandırdıklarından harcasalardı, aleyhlerine ne olurdu ki? Allah onları bilendir. Allah kesinlikle zerre ağırlığınca dahi zulmetmez , O zerre, sizin için bir güzellik ise onu katlar / kat kat çoğaltır , katından da kocaman bir ödül / ecir ona verir. Her bir toplu m / ümmet şahitleri ile bize geldiklerinde nasıl olacak? Sen de bize, işte bunlar için şahit olarak geldiğinde nasıl olacak? O gün kafirler ve Resullere isyan edenler kendilerinin de arzla beraber dümdüz olmalarını arzu ederler, Allah’tan hiçbir sözü saklayamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 38. ayet

  4. Nisâ suresi, 39. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 39. ayet. وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَأَنفَقُوا۟ مِمَّا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُ وَكَانَ ٱللَّهُ بِهِمْ عَلِيمًا

    vemâẕâ `aleyhim lev âmenû billâhi velyevmi-l'âḫiri veenfeḳû mimmâ razeḳahümü-llâh. vekâne-llâhü bihim `alîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (36-42) Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, Anne babaya, yakınlığı olanlara, yetimlere, yoksunlara/ miskinlere, yakın komşuya, yan komşuya, yanınızda ki arkadaşınıza, yol çocuklarına ve elinizin altında çalışanlarınıza (kadın cariye veya erkek köle) güzel davranın, muhakkak ki Allah, kendini önemli göreni ve kendiyle övüneni / kendiyle iftihar edineni sevmez, onlar ki cimrilik ederler ve cimriliği de emrederler , Allah’ın fazlından kendilerine verdiklerini de saklarlar , kafirler için alçaltıcı / on ur kırıcı bir azap hazırladık. İnsanlara gösteriş olsun diye mallarını harcarlar , Allah’a iman etmiyorlar ve Ahiret gününe iman etmiyorlar , kimin yakın arkadaşı şeytan olmuşsa, o ne kötü bir yakın arkadaştır. Keşke Allah’a, ahiret gününe iman etselerdi ve de Allah’ın onları rızıklandırdıklarından harcasalardı, aleyhlerine ne olurdu ki? Allah onları bilendir. Allah kesinlikle zerre ağırlığınca dahi zulmetmez , O zerre, sizin için bir güzellik ise onu katlar / kat kat çoğaltır , katından da kocaman bir ödül / ecir ona verir. Her bir toplu m / ümmet şahitleri ile bize geldiklerinde nasıl olacak? Sen de bize, işte bunlar için şahit olarak geldiğinde nasıl olacak? O gün kafirler ve Resullere isyan edenler kendilerinin de arzla beraber dümdüz olmalarını arzu ederler, Allah’tan hiçbir sözü saklayamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 39. ayet

  5. Nisâ suresi, 40. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 40. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَٰعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا

    inne-llâhe lâ yażlimü miŝḳâle ẕerrah. vein tekü ḥasenetey yüḍâ`ifhâ veyü'ti mil ledünhü ecran `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (36-42) Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, Anne babaya, yakınlığı olanlara, yetimlere, yoksunlara/ miskinlere, yakın komşuya, yan komşuya, yanınızda ki arkadaşınıza, yol çocuklarına ve elinizin altında çalışanlarınıza (kadın cariye veya erkek köle) güzel davranın, muhakkak ki Allah, kendini önemli göreni ve kendiyle övüneni / kendiyle iftihar edineni sevmez, onlar ki cimrilik ederler ve cimriliği de emrederler , Allah’ın fazlından kendilerine verdiklerini de saklarlar , kafirler için alçaltıcı / on ur kırıcı bir azap hazırladık. İnsanlara gösteriş olsun diye mallarını harcarlar , Allah’a iman etmiyorlar ve Ahiret gününe iman etmiyorlar , kimin yakın arkadaşı şeytan olmuşsa, o ne kötü bir yakın arkadaştır. Keşke Allah’a, ahiret gününe iman etselerdi ve de Allah’ın onları rızıklandırdıklarından harcasalardı, aleyhlerine ne olurdu ki? Allah onları bilendir. Allah kesinlikle zerre ağırlığınca dahi zulmetmez , O zerre, sizin için bir güzellik ise onu katlar / kat kat çoğaltır , katından da kocaman bir ödül / ecir ona verir. Her bir toplu m / ümmet şahitleri ile bize geldiklerinde nasıl olacak? Sen de bize, işte bunlar için şahit olarak geldiğinde nasıl olacak? O gün kafirler ve Resullere isyan edenler kendilerinin de arzla beraber dümdüz olmalarını arzu ederler, Allah’tan hiçbir sözü saklayamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 40. ayet

  6. Nisâ suresi, 41. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 41. ayet. فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أُمَّةٍۭ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ شَهِيدًا

    fekeyfe iẕâ ci'nâ min külli ümmetim bişehîdiv veci'nâ bike `alâ hâülâi şehîdâ.

    Mehmet Alagaş

    (36-42) Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, Anne babaya, yakınlığı olanlara, yetimlere, yoksunlara/ miskinlere, yakın komşuya, yan komşuya, yanınızda ki arkadaşınıza, yol çocuklarına ve elinizin altında çalışanlarınıza (kadın cariye veya erkek köle) güzel davranın, muhakkak ki Allah, kendini önemli göreni ve kendiyle övüneni / kendiyle iftihar edineni sevmez, onlar ki cimrilik ederler ve cimriliği de emrederler , Allah’ın fazlından kendilerine verdiklerini de saklarlar , kafirler için alçaltıcı / on ur kırıcı bir azap hazırladık. İnsanlara gösteriş olsun diye mallarını harcarlar , Allah’a iman etmiyorlar ve Ahiret gününe iman etmiyorlar , kimin yakın arkadaşı şeytan olmuşsa, o ne kötü bir yakın arkadaştır. Keşke Allah’a, ahiret gününe iman etselerdi ve de Allah’ın onları rızıklandırdıklarından harcasalardı, aleyhlerine ne olurdu ki? Allah onları bilendir. Allah kesinlikle zerre ağırlığınca dahi zulmetmez , O zerre, sizin için bir güzellik ise onu katlar / kat kat çoğaltır , katından da kocaman bir ödül / ecir ona verir. Her bir toplu m / ümmet şahitleri ile bize geldiklerinde nasıl olacak? Sen de bize, işte bunlar için şahit olarak geldiğinde nasıl olacak? O gün kafirler ve Resullere isyan edenler kendilerinin de arzla beraber dümdüz olmalarını arzu ederler, Allah’tan hiçbir sözü saklayamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 41. ayet

  7. Nisâ suresi, 42. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 42. ayet. يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَعَصَوُا۟ ٱلرَّسُولَ لَوْ تُسَوَّىٰ بِهِمُ ٱلْأَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ ٱللَّهَ حَدِيثًا

    yevmeiẕiy yeveddü-lleẕîne keferû ve`aṣavu-rrasûle lev tüsevvâ bihimü-l'arḍ. velâ yektümûne-llâhe ḥadîŝâ.

    Mehmet Alagaş

    (36-42) Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, Anne babaya, yakınlığı olanlara, yetimlere, yoksunlara/ miskinlere, yakın komşuya, yan komşuya, yanınızda ki arkadaşınıza, yol çocuklarına ve elinizin altında çalışanlarınıza (kadın cariye veya erkek köle) güzel davranın, muhakkak ki Allah, kendini önemli göreni ve kendiyle övüneni / kendiyle iftihar edineni sevmez, onlar ki cimrilik ederler ve cimriliği de emrederler , Allah’ın fazlından kendilerine verdiklerini de saklarlar , kafirler için alçaltıcı / on ur kırıcı bir azap hazırladık. İnsanlara gösteriş olsun diye mallarını harcarlar , Allah’a iman etmiyorlar ve Ahiret gününe iman etmiyorlar , kimin yakın arkadaşı şeytan olmuşsa, o ne kötü bir yakın arkadaştır. Keşke Allah’a, ahiret gününe iman etselerdi ve de Allah’ın onları rızıklandırdıklarından harcasalardı, aleyhlerine ne olurdu ki? Allah onları bilendir. Allah kesinlikle zerre ağırlığınca dahi zulmetmez , O zerre, sizin için bir güzellik ise onu katlar / kat kat çoğaltır , katından da kocaman bir ödül / ecir ona verir. Her bir toplu m / ümmet şahitleri ile bize geldiklerinde nasıl olacak? Sen de bize, işte bunlar için şahit olarak geldiğinde nasıl olacak? O gün kafirler ve Resullere isyan edenler kendilerinin de arzla beraber dümdüz olmalarını arzu ederler, Allah’tan hiçbir sözü saklayamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 42. ayet

Namaz ve temizlik; kelimeleri yerinden oynatanlar 43–46

  1. Nisâ suresi, 43. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 43. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقْرَبُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنتُمْ سُكَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَعْلَمُوا۟ مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِى سَبِيلٍ حَتَّىٰ تَغْتَسِلُوا۟ وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَآءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ ٱلْغَآئِطِ أَوْ لَٰمَسْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا۟ مَآءً فَتَيَمَّمُوا۟ صَعِيدًا طَيِّبًا فَٱمْسَحُوا۟ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ taḳrabu-ṣṣalâte veentüm sükârâ ḥattâ ta`lemû mâ teḳûlûne velâ cünüben illâ `âbirî sebîlin ḥattâ tagtesilû. vein küntüm merḍâ ev `alâ seferin ev câe eḥadüm minküm mine-lgâiṭi ev lemestümü-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû ṣa`îden ṭayyiben femseḥû bivucûhiküm veeydîküm. inne-llâhe kâne `afüvven gafûrâ.

    Mehmet Alagaş

    (43) Ey iman edenler, sarhoş haldeyken, ne dediğinizi bilecek vakte kadar namaza yaklaşmayın , yolcu olmanız hariç cünüp iken de gusledinceye kadar yine namaza yaklaşmayın , eğer hasta iseniz yahut yolculukta iseniz seferdeyseniz veya içinizden biri tuvalete etmişse / gayta çıkarmışsa yahut kadınla temasta bulunmuşsa ve de üstelik su bulamamışsa, temiz bir toprak parçasına yönelsin / teyemmüm etsin , yüzlerinizi ve ellerinizi sürtün / meshedin , muhakkak ki Allah affedendir, bağışlayandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 43. ayet

  2. Nisâ suresi, 44. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 44. ayet. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ نَصِيبًا مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ يَشْتَرُونَ ٱلضَّلَٰلَةَ وَيُرِيدُونَ أَن تَضِلُّوا۟ ٱلسَّبِيلَ

    elem tera ile-lleẕîne ûtû neṣîbem mine-lkitâbi yeşterûne-ḍḍalâlete veyürîdûne en teḍillü-ssebîl.

    Mehmet Alagaş

    (44-46) Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Sapıklığın müşterisi oluyorlar ve yoldan sapmayı istiyorlar. Allah sizin düşmanlarınızı en iyi bilendir , dost olarak Allah yeterlidir , yardım eden olarak ta Allah yeterlidir. Yahudilerden birileri kelimelerin konu ldukları yerleri / mevzularını harf değiştirerek bozuyorlar , dillerini eğip bükerek ve dinde saldırganlaşarak diyorlar ki, “işittik ve isyan ettik, işit ey işitilemeyen, biz gözet” diyorlar. (Biz seni işitmesek te daha sesini bile işitmemiş olsak ta sen bizi işit ve bizi gözet rae / görmek kelimesinde tahrifat yapıyorlar, hıtta kelimesinde de yapmışlardı) Keşke “işittik ve itaat ettik işit ve bize bak / bizi gör” deselerdi elbette onlar için daha iyi olurdu, lakin Allah onları, küfürleri nedeniyle lanetlemiştir, Azı hariç iman etmezler. 47,48,49,50,51,52, EY KİTAP EHLİ ELİNİZDEKİNİ DOĞRULAYAN BU İNDİRİLENE İMAN EDİN) Ey Kendilerine kitap verilenler, yüzleriniz silinmeden, arkalarınız üzere çevrilmeden durgunluk günü / cumartesi günü halkını lanetlediğimiz gibi sizi de lanetlemeden önce, yanınızdakini de doğrulayıcı / tastik edici bizden indirilene iman ediniz, Allah’ın emri yapılır. Muhakkak ki Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bunun dışındaki dilediği kişileri bağışlar, her kim Allah’a ortak koşarsa kesinlikle büyük bir suç iftirasında bulunmuştur. Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? (Kendilerini Allah’ın gözdeleri ilan eden İsrail oğulları) Oysaki Allah istediğini temize çıkarır, kıl kadar da zulmedilmezler. Bak! yalanı nasıl da Allah’a iftira ediyorlar, bu, O’na karşı apaçık bir suç olarak yeterlidir. Kitaptan nasibi olanları görmedin mi? Cibt ilmine /büyü ve fal ilmine ve bu ilmi kullanan Tağuta iman ediyorlar ve de kafirler için, işte bunlar yol olarak iman edenlerden daha hidayette olanlardır diyorlar, işte bunlara Allah lanet etmiştir, Allah kime lanet etmişse artık onun için yardım bulamazsın.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 44. ayet

  3. Nisâ suresi, 45. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 45. ayet. وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَآئِكُمْ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَلِيًّا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ نَصِيرًا

    vellâhü a`lemü bia`dâiküm. vekefâ billâhi veliyyâ. vekefâ billâhi neṣîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (44-46) Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Sapıklığın müşterisi oluyorlar ve yoldan sapmayı istiyorlar. Allah sizin düşmanlarınızı en iyi bilendir , dost olarak Allah yeterlidir , yardım eden olarak ta Allah yeterlidir. Yahudilerden birileri kelimelerin konu ldukları yerleri / mevzularını harf değiştirerek bozuyorlar , dillerini eğip bükerek ve dinde saldırganlaşarak diyorlar ki, “işittik ve isyan ettik, işit ey işitilemeyen, biz gözet” diyorlar. (Biz seni işitmesek te daha sesini bile işitmemiş olsak ta sen bizi işit ve bizi gözet rae / görmek kelimesinde tahrifat yapıyorlar, hıtta kelimesinde de yapmışlardı) Keşke “işittik ve itaat ettik işit ve bize bak / bizi gör” deselerdi elbette onlar için daha iyi olurdu, lakin Allah onları, küfürleri nedeniyle lanetlemiştir, Azı hariç iman etmezler. 47,48,49,50,51,52, EY KİTAP EHLİ ELİNİZDEKİNİ DOĞRULAYAN BU İNDİRİLENE İMAN EDİN) Ey Kendilerine kitap verilenler, yüzleriniz silinmeden, arkalarınız üzere çevrilmeden durgunluk günü / cumartesi günü halkını lanetlediğimiz gibi sizi de lanetlemeden önce, yanınızdakini de doğrulayıcı / tastik edici bizden indirilene iman ediniz, Allah’ın emri yapılır. Muhakkak ki Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bunun dışındaki dilediği kişileri bağışlar, her kim Allah’a ortak koşarsa kesinlikle büyük bir suç iftirasında bulunmuştur. Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? (Kendilerini Allah’ın gözdeleri ilan eden İsrail oğulları) Oysaki Allah istediğini temize çıkarır, kıl kadar da zulmedilmezler. Bak! yalanı nasıl da Allah’a iftira ediyorlar, bu, O’na karşı apaçık bir suç olarak yeterlidir. Kitaptan nasibi olanları görmedin mi? Cibt ilmine /büyü ve fal ilmine ve bu ilmi kullanan Tağuta iman ediyorlar ve de kafirler için, işte bunlar yol olarak iman edenlerden daha hidayette olanlardır diyorlar, işte bunlara Allah lanet etmiştir, Allah kime lanet etmişse artık onun için yardım bulamazsın.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 45. ayet

  4. Nisâ suresi, 46. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 46. ayet. مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَٱسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَٰعِنَا لَيًّۢا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِى ٱلدِّينِ وَلَوْ أَنَّهُمْ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَٱسْمَعْ وَٱنظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَٰكِن لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًا

    mine-lleẕîne hâdû yüḥarrifûne-lkelime `am mevâḍi`ihî veyeḳûlûne semi`nâ ve`aṣaynâ vesma` gayra müsme`iv verâ`inâ leyyem bielsinetihim veṭa`nen fi-ddîn. velev ennehüm ḳâlû semi`nâ veeṭa`nâ vesma` venżurnâ lekâne ḫayral lehüm veaḳveme velâkil le`anehümü-llâhü biküfrihim felâ yü'minûne illâ ḳalîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (44-46) Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Sapıklığın müşterisi oluyorlar ve yoldan sapmayı istiyorlar. Allah sizin düşmanlarınızı en iyi bilendir , dost olarak Allah yeterlidir , yardım eden olarak ta Allah yeterlidir. Yahudilerden birileri kelimelerin konu ldukları yerleri / mevzularını harf değiştirerek bozuyorlar , dillerini eğip bükerek ve dinde saldırganlaşarak diyorlar ki, “işittik ve isyan ettik, işit ey işitilemeyen, biz gözet” diyorlar. (Biz seni işitmesek te daha sesini bile işitmemiş olsak ta sen bizi işit ve bizi gözet rae / görmek kelimesinde tahrifat yapıyorlar, hıtta kelimesinde de yapmışlardı) Keşke “işittik ve itaat ettik işit ve bize bak / bizi gör” deselerdi elbette onlar için daha iyi olurdu, lakin Allah onları, küfürleri nedeniyle lanetlemiştir, Azı hariç iman etmezler. 47,48,49,50,51,52, EY KİTAP EHLİ ELİNİZDEKİNİ DOĞRULAYAN BU İNDİRİLENE İMAN EDİN) Ey Kendilerine kitap verilenler, yüzleriniz silinmeden, arkalarınız üzere çevrilmeden durgunluk günü / cumartesi günü halkını lanetlediğimiz gibi sizi de lanetlemeden önce, yanınızdakini de doğrulayıcı / tastik edici bizden indirilene iman ediniz, Allah’ın emri yapılır. Muhakkak ki Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bunun dışındaki dilediği kişileri bağışlar, her kim Allah’a ortak koşarsa kesinlikle büyük bir suç iftirasında bulunmuştur. Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? (Kendilerini Allah’ın gözdeleri ilan eden İsrail oğulları) Oysaki Allah istediğini temize çıkarır, kıl kadar da zulmedilmezler. Bak! yalanı nasıl da Allah’a iftira ediyorlar, bu, O’na karşı apaçık bir suç olarak yeterlidir. Kitaptan nasibi olanları görmedin mi? Cibt ilmine /büyü ve fal ilmine ve bu ilmi kullanan Tağuta iman ediyorlar ve de kafirler için, işte bunlar yol olarak iman edenlerden daha hidayette olanlardır diyorlar, işte bunlara Allah lanet etmiştir, Allah kime lanet etmişse artık onun için yardım bulamazsın.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 46. ayet

Kitap ehline uyarı; şirkin bağışlanmaması 47–57

  1. Nisâ suresi, 47. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 47. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ ءَامِنُوا۟ بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَكُم مِّن قَبْلِ أَن نَّطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلَىٰٓ أَدْبَارِهَآ أَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّآ أَصْحَٰبَ ٱلسَّبْتِ وَكَانَ أَمْرُ ٱللَّهِ مَفْعُولًا

    yâ eyyühe-lleẕîne ûtü-lkitâbe âminû bimâ nezzelnâ müṣaddiḳal limâ me`aküm min ḳabli en naṭmise vucûhen feneruddehâ `alâ edbârihâ ev nel`anehüm kemâ le`annâ aṣḥâbe-ssebt. vekâne emru-llâhi mef`ûlâ.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 47. ayet

  2. Nisâ suresi, 48. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 48. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِۦ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱفْتَرَىٰٓ إِثْمًا عَظِيمًا

    inne-llâhe lâ yagfiru ey yüşrake bihî veyagfiru mâ dûne ẕâlike limey yeşâ'. vemey yüşrik billâhi feḳadi-fterâ iŝmen `ażîmâ.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 48. ayet

  3. Nisâ suresi, 49. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 49. ayet. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنفُسَهُم بَلِ ٱللَّهُ يُزَكِّى مَن يَشَآءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا

    elem tera ile-lleẕîne yüzekkûne enfüsehüm. beli-llâhü yüzekkî mey yeşâü velâ yużlemûne fetîlâ.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 49. ayet

  4. Nisâ suresi, 50. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 50. ayet. ٱنظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَكَفَىٰ بِهِۦٓ إِثْمًا مُّبِينًا

    ünżur keyfe yefterûne `ale-llâhi-lkeẕib. vekefâ bihî iŝmem mübînâ.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 50. ayet

  5. Nisâ suresi, 51. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 51. ayet. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ نَصِيبًا مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ يُؤْمِنُونَ بِٱلْجِبْتِ وَٱلطَّٰغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هَٰٓؤُلَآءِ أَهْدَىٰ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ سَبِيلًا

    elem tera ile-lleẕîne ûtû neṣîbem mine-lkitâbi yü'minûne bilcibti veṭṭâgûti veyeḳûlûne lilleẕîne keferû hâülâi ehdâ mine-lleẕîne âmenû sebîlâ.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 51. ayet

  6. Nisâ suresi, 52. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 52. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ وَمَن يَلْعَنِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ نَصِيرًا

    ülâike-lleẕîne le`anehümü-llâh. vemey yel`ani-llâhü felen tecide lehû neṣîrâ.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 52. ayet

  7. Nisâ suresi, 53. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 53. ayet. أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّنَ ٱلْمُلْكِ فَإِذًا لَّا يُؤْتُونَ ٱلنَّاسَ نَقِيرًا

    em lehüm neṣîbüm mine-lmülki feiẕel lâ yü'tûne-nnâse neḳîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (53-57) Yoksa onların egemenlik hakkından / mülkiyetten belli bir nasipleri mi var? öyle olsaydı, çekirdek tanesi dahi insanlara vermezlerdi, yoksa Allah’ın fazlından insanlara verdiklerinden dolayı o insanlara haset mi ediyorlar? Kesin olan şu ki, biz İbrahim ailesine kitap ve hikmeti verdik, onlara büyük bir mülk de verdik, onlardan birileri ona iman etti, onlardan kimisi de ondan saptı, alev olarak cehennem yeterlidir. Ayetlerimiz i yok sayanları / örtbas edenleri ilerde kesinlikle ateşe koyacağız , d erileri kavru ldukça azabı tatsınlar diye başka yeni bir deri ile değiştireceğiz , muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. İman edenler ve salih amel işleyenleri, onları altlarından nehirler akan cennetlere sokacağız , orada ebedi kalıcıdırlar , (Cennetten ebedi çıkmak yok) onlara orada tertemiz zevceler vardır , onları gölgelendirecek gölgeye sokacağız.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 53. ayet

  8. Nisâ suresi, 54. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 54. ayet. أَمْ يَحْسُدُونَ ٱلنَّاسَ عَلَىٰ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ فَقَدْ ءَاتَيْنَآ ءَالَ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَءَاتَيْنَٰهُم مُّلْكًا عَظِيمًا

    em yaḥsüdûne-nnâse `alâ mâ âtâhümü-llâhü min faḍlih. feḳad âteynâ âle ibrâhîme-lkitâbe velḥikmete veâteynâhüm mülken `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (53-57) Yoksa onların egemenlik hakkından / mülkiyetten belli bir nasipleri mi var? öyle olsaydı, çekirdek tanesi dahi insanlara vermezlerdi, yoksa Allah’ın fazlından insanlara verdiklerinden dolayı o insanlara haset mi ediyorlar? Kesin olan şu ki, biz İbrahim ailesine kitap ve hikmeti verdik, onlara büyük bir mülk de verdik, onlardan birileri ona iman etti, onlardan kimisi de ondan saptı, alev olarak cehennem yeterlidir. Ayetlerimiz i yok sayanları / örtbas edenleri ilerde kesinlikle ateşe koyacağız , d erileri kavru ldukça azabı tatsınlar diye başka yeni bir deri ile değiştireceğiz , muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. İman edenler ve salih amel işleyenleri, onları altlarından nehirler akan cennetlere sokacağız , orada ebedi kalıcıdırlar , (Cennetten ebedi çıkmak yok) onlara orada tertemiz zevceler vardır , onları gölgelendirecek gölgeye sokacağız.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 54. ayet

  9. Nisâ suresi, 55. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 55. ayet. فَمِنْهُم مَّنْ ءَامَنَ بِهِۦ وَمِنْهُم مَّن صَدَّ عَنْهُ وَكَفَىٰ بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا

    feminhüm men âmene bihî veminhüm men ṣadde `anh. vekefâ bicehenneme se`îrâ.

    Mehmet Alagaş

    (53-57) Yoksa onların egemenlik hakkından / mülkiyetten belli bir nasipleri mi var? öyle olsaydı, çekirdek tanesi dahi insanlara vermezlerdi, yoksa Allah’ın fazlından insanlara verdiklerinden dolayı o insanlara haset mi ediyorlar? Kesin olan şu ki, biz İbrahim ailesine kitap ve hikmeti verdik, onlara büyük bir mülk de verdik, onlardan birileri ona iman etti, onlardan kimisi de ondan saptı, alev olarak cehennem yeterlidir. Ayetlerimiz i yok sayanları / örtbas edenleri ilerde kesinlikle ateşe koyacağız , d erileri kavru ldukça azabı tatsınlar diye başka yeni bir deri ile değiştireceğiz , muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. İman edenler ve salih amel işleyenleri, onları altlarından nehirler akan cennetlere sokacağız , orada ebedi kalıcıdırlar , (Cennetten ebedi çıkmak yok) onlara orada tertemiz zevceler vardır , onları gölgelendirecek gölgeye sokacağız.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 55. ayet

  10. Nisâ suresi, 56. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 56. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُم بَدَّلْنَٰهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًا

    inne-lleẕîne keferû biâyâtinâ sevfe nuṣlîhim nârâ. küllemâ neḍicet cülûdühüm beddelnâhüm cülûden gayrahâ liyeẕûḳu-l`aẕâb. inne-llâhe kâne `azîzen ḥakîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (53-57) Yoksa onların egemenlik hakkından / mülkiyetten belli bir nasipleri mi var? öyle olsaydı, çekirdek tanesi dahi insanlara vermezlerdi, yoksa Allah’ın fazlından insanlara verdiklerinden dolayı o insanlara haset mi ediyorlar? Kesin olan şu ki, biz İbrahim ailesine kitap ve hikmeti verdik, onlara büyük bir mülk de verdik, onlardan birileri ona iman etti, onlardan kimisi de ondan saptı, alev olarak cehennem yeterlidir. Ayetlerimiz i yok sayanları / örtbas edenleri ilerde kesinlikle ateşe koyacağız , d erileri kavru ldukça azabı tatsınlar diye başka yeni bir deri ile değiştireceğiz , muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. İman edenler ve salih amel işleyenleri, onları altlarından nehirler akan cennetlere sokacağız , orada ebedi kalıcıdırlar , (Cennetten ebedi çıkmak yok) onlara orada tertemiz zevceler vardır , onları gölgelendirecek gölgeye sokacağız.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 56. ayet

  11. Nisâ suresi, 57. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 57. ayet. وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا لَّهُمْ فِيهَآ أَزْوَٰجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلِيلًا

    velleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti senüdḫilühüm cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. lehüm fîhâ ezvâcüm müṭahherah. venüdḫilühüm żillen żalîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (53-57) Yoksa onların egemenlik hakkından / mülkiyetten belli bir nasipleri mi var? öyle olsaydı, çekirdek tanesi dahi insanlara vermezlerdi, yoksa Allah’ın fazlından insanlara verdiklerinden dolayı o insanlara haset mi ediyorlar? Kesin olan şu ki, biz İbrahim ailesine kitap ve hikmeti verdik, onlara büyük bir mülk de verdik, onlardan birileri ona iman etti, onlardan kimisi de ondan saptı, alev olarak cehennem yeterlidir. Ayetlerimiz i yok sayanları / örtbas edenleri ilerde kesinlikle ateşe koyacağız , d erileri kavru ldukça azabı tatsınlar diye başka yeni bir deri ile değiştireceğiz , muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. İman edenler ve salih amel işleyenleri, onları altlarından nehirler akan cennetlere sokacağız , orada ebedi kalıcıdırlar , (Cennetten ebedi çıkmak yok) onlara orada tertemiz zevceler vardır , onları gölgelendirecek gölgeye sokacağız.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 57. ayet

Emanetleri ehline verin; itaat ve hakemliğe razı olmak 58–70

  1. Nisâ suresi, 58. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 58. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا۟ ٱلْأَمَٰنَٰتِ إِلَىٰٓ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحْكُمُوا۟ بِٱلْعَدْلِ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعًۢا بَصِيرًا

    inne-llâhe ye'müruküm en tü'eddü-l'emenâti ilâ ehlihâ veiẕâ ḥakemtüm beyne-nnâsi en taḥkümû bil`adl. inne-llâhe ni`immâ ye`iżuküm bih. inne-llâhe kâne semî`am beṣîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 58. ayet

  2. Nisâ suresi, 59. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 59. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَأُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَٰزَعْتُمْ فِى شَىْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱلرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû eṭî`ü-llâhe veeṭî`ü-rrasûle veüli-l'emri minküm. fein tenâza`tüm fî şey'in feruddûhü ile-llâhi verrasûli in küntüm tü'minûne billâhi velyevmi-l'âḫir. ẕâlike ḫayruv veaḥsenü te'vîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 59. ayet

  3. Nisâ suresi, 60. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 60. ayet. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا۟ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓا۟ إِلَى ٱلطَّٰغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوٓا۟ أَن يَكْفُرُوا۟ بِهِۦ وَيُرِيدُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا

    elem tera ile-lleẕîne yez`umûne ennehüm âmenû bimâ ünzile ileyke vemâ ünzile min ḳablike yürîdûne ey yeteḥâkemû ile-ṭṭâgûti veḳad ümirû ey yekfürû bih. veyürîdü-şşeyṭânü ey yüḍillehüm ḍalâlem be`îdâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 60. ayet

  4. Nisâ suresi, 61. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 61. ayet. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ رَأَيْتَ ٱلْمُنَٰفِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودًا

    veiẕâ ḳîle lehüm te`âlev ilâ mâ enzele-llâhü veile-rrasûli raeyte-lmünâfiḳîne yeṣuddûne `anke ṣudûdâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 61. ayet

  5. Nisâ suresi, 62. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 62. ayet. فَكَيْفَ إِذَآ أَصَٰبَتْهُم مُّصِيبَةٌۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَآءُوكَ يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنْ أَرَدْنَآ إِلَّآ إِحْسَٰنًا وَتَوْفِيقًا

    fekeyfe iẕâ eṣâbethüm müṣîbetüm bimâ ḳaddemet eydîhim ŝümme câûke yaḥlifûne billâhi in eradnâ illâ iḥsânev vetevfîḳâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 62. ayet

  6. Nisâ suresi, 63. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 63. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَعْلَمُ ٱللَّهُ مَا فِى قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُل لَّهُمْ فِىٓ أَنفُسِهِمْ قَوْلًۢا بَلِيغًا

    ülâike-lleẕîne ya`lemü-llâhü mâ fî ḳulûbihim fea`riḍ `anhüm ve`iżhüm veḳul lehüm fî enfüsihim ḳavlem belîgâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 63. ayet

  7. Nisâ suresi, 64. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 64. ayet. وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ جَآءُوكَ فَٱسْتَغْفَرُوا۟ ٱللَّهَ وَٱسْتَغْفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُوا۟ ٱللَّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا

    vemâ erselnâ mir rasûlin illâ liyüṭâ`a biiẕni-llâh. velev ennehüm iż żalemû enfüsehüm câûke festagferü-llâhe vestagfera lehümü-rrasûlü levecedü-llâhe tevvâber raḥîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 64. ayet

  8. Nisâ suresi, 65. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 65. ayet. فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا

    felâ verabbike lâ yü'minûne ḥattâ yüḥakkimûke fîmâ şecera beynehüm ŝümme lâ yecidû fî enfüsihim ḥaracem mimmâ ḳaḍayte veyüsellimû teslîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 65. ayet

  9. Nisâ suresi, 66. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 66. ayet. وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ ٱقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ أَوِ ٱخْرُجُوا۟ مِن دِيَٰرِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌ مِّنْهُمْ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُوا۟ مَا يُوعَظُونَ بِهِۦ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًا

    velev ennâ ketebnâ `aleyhim eni-ḳtülû enfüseküm evi-ḫrucû min diyâriküm mâ fe`alûhü illâ ḳalîlüm minhüm. velev ennehüm fe`alû mâ yû`ażûne bihî lekâne ḫayral lehüm veeşedde teŝbîtâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 66. ayet

  10. Nisâ suresi, 67. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 67. ayet. وَإِذًا لَّـَٔاتَيْنَٰهُم مِّن لَّدُنَّآ أَجْرًا عَظِيمًا

    veiẕel leâteynâhüm mil ledünnâ ecran `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 67. ayet

  11. Nisâ suresi, 68. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 68. ayet. وَلَهَدَيْنَٰهُمْ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا

    velehedeynâhüm ṣirâṭam müsteḳîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 68. ayet

  12. Nisâ suresi, 69. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 69. ayet. وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّٰلِحِينَ وَحَسُنَ أُو۟لَٰٓئِكَ رَفِيقًا

    vemey yüṭi`i-llâhe verrasûle feülâike me`a-lleẕîne en`ame-llâhü `aleyhim mine-nnebiyyîne veṣṣiddîḳîne veşşühedâi veṣṣâliḥîn. veḥasüne ülâike rafîḳâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 69. ayet

  13. Nisâ suresi, 70. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 70. ayet. ذَٰلِكَ ٱلْفَضْلُ مِنَ ٱللَّهِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ عَلِيمًا

    ẕâlike-lfaḍlü mine-llâh. vekefâ billâhi `alîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 70. ayet

Savaş, münafıkların tutumu; iyilik ve kötülük 71–84

  1. Nisâ suresi, 71. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 71. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ خُذُوا۟ حِذْرَكُمْ فَٱنفِرُوا۟ ثُبَاتٍ أَوِ ٱنفِرُوا۟ جَمِيعًا

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû ḫuẕû ḥiẕraküm fenfirû ŝübâtin evi-nfirû cemî`â.

    Mehmet Alagaş

    (71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 71. ayet

  2. Nisâ suresi, 72. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 72. ayet. وَإِنَّ مِنكُمْ لَمَن لَّيُبَطِّئَنَّ فَإِنْ أَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَالَ قَدْ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَىَّ إِذْ لَمْ أَكُن مَّعَهُمْ شَهِيدًا

    veinne minküm lemel leyübeṭṭienn. fein eṣâbetküm müṣîbetün ḳâle ḳad en`ame-llâhü `aleyye iẕ lem eküm me`ahüm şehîdâ.

    Mehmet Alagaş

    (71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 72. ayet

  3. Nisâ suresi, 73. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 73. ayet. وَلَئِنْ أَصَٰبَكُمْ فَضْلٌ مِّنَ ٱللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَن لَّمْ تَكُنۢ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُۥ مَوَدَّةٌ يَٰلَيْتَنِى كُنتُ مَعَهُمْ فَأَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًا

    velein eṣâbeküm faḍlüm mine-llâhi leyeḳûlenne keel lem teküm beyneküm vebeynehû meveddetüy yâ leytenî küntü me`ahüm feefûze fevzen `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 73. ayet

  4. Nisâ suresi, 74. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 74. ayet. فَلْيُقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يَشْرُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا بِٱلْـَٔاخِرَةِ وَمَن يُقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

    felyüḳâtil fî sebîli-llâhi-lleẕîne yeşrûne-lḥayâte-ddünyâ bil'âḫirah. vemey yüḳâtil fî sebîli-llâhi feyuḳtel ev yaglib fesevfe nü'tîhi ecran `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 74. ayet

  5. Nisâ suresi, 75. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 75. ayet. وَمَا لَكُمْ لَا تُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلْوِلْدَٰنِ ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ ٱلظَّالِمِ أَهْلُهَا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا

    vemâ leküm lâ tüḳâtilûne fî sebîli-llâhi velmüstaḍ`afîne mine-rricâli vennisâi velvildâni-lleẕîne yeḳûlûne rabbenâ aḫricnâ min hâẕihi-lḳaryeti-żżâlimi ehlühâ. vec`al lenâ mil ledünke veliyyâ. vec`al lenâ mil ledünke neṣîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 75. ayet

  6. Nisâ suresi, 76. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 76. ayet. ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱلطَّٰغُوتِ فَقَٰتِلُوٓا۟ أَوْلِيَآءَ ٱلشَّيْطَٰنِ إِنَّ كَيْدَ ٱلشَّيْطَٰنِ كَانَ ضَعِيفًا

    elleẕîne âmenû yüḳâtilûne fî sebîli-llâh. velleẕîne keferû yüḳâtilûne fî sebîli-ṭṭâgûti feḳâtilû evliyâe-şşeyṭân. inne keyde-şşeyṭâni kâne ḍa`îfâ.

    Mehmet Alagaş

    (71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 76. ayet

  7. Nisâ suresi, 77. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 77. ayet. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوٓا۟ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ ٱلنَّاسَ كَخَشْيَةِ ٱللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا۟ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا ٱلْقِتَالَ لَوْلَآ أَخَّرْتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَٰعُ ٱلدُّنْيَا قَلِيلٌ وَٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا

    elem tera ile-lleẕîne ḳîle lehüm küffû eydiyeküm veeḳîmu-ṣṣalâte veâtü-zzekâh. felemmâ kütibe `aleyhimü-lḳitâlü iẕâ ferîḳum minhüm yaḫşevne-nnâse keḫaşyeti-llâhi ev eşedde ḫaşyeh. veḳâlû rabbenâ lime ketebte `aleyne-lḳitâl. levlâ eḫḫartenâ ilâ ecelin ḳarîb. ḳul metâ`u-ddünyâ ḳalîl. vel'âḫiratü ḫayrul limeni-tteḳâ velâ tużlemûne fetîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 77. ayet

  8. Nisâ suresi, 78. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 78. ayet. أَيْنَمَا تَكُونُوا۟ يُدْرِككُّمُ ٱلْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِى بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا۟ هَٰذِهِۦ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا۟ هَٰذِهِۦ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلٌّ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ فَمَالِ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا

    eyne mâ tekûnû yüdrikkümü-lmevtü velev küntüm fî bürûcim müşeyyedeh. vein tüṣibhüm ḥasenetüy yeḳûlû hâẕihî min `indi-llâh. vein tüṣibhüm seyyietüy yeḳûlû hâẕihî min `indik. ḳul küllüm min `indi-llâh. femâ lihâülâi-lḳavmi lâ yekâdûne yefḳahûne ḥadîŝâ.

    Mehmet Alagaş

    (71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 78. ayet

  9. Nisâ suresi, 79. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 79. ayet. مَّآ أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ ٱللَّهِ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا

    mâ eṣâbeke min ḥasenetin femine-llâh. vemâ eṣâbeke min seyyietin femin nefsik. veerselnâke linnâsi rasûlâ. vekefâ billâhi şehîdâ.

    Mehmet Alagaş

    (71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 79. ayet

  10. Nisâ suresi, 80. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 80. ayet. مَّن يُطِعِ ٱلرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ ٱللَّهَ وَمَن تَوَلَّىٰ فَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا

    mey yüṭi`i-rrasûle feḳad eṭâ`a-llâh. vemen tevellâ femâ erselnâke `aleyhim ḥafîżâ.

    Mehmet Alagaş

    (80-84) Her kim Resule itaat ederse Allah’a da itaat etmiştir, kim de yüzünü dönerse ki biz seni onlara koruyucu olarak / muhafız olarak göndermedik. İtaate varız diyorlar fakat yanından ayrılınca da onlardan bir grup söylediklerinin aksini / itaatsizliği gizlice planlıyor. Allah, onların evde kurguladıklarını kaydediy or, onlardan uzak dur Allah’ı vekil tayin et , vekil olarak Allah yeterlidir. Kur’an hakkında düşünüp tedbir almıyorlar mı? Eğer O, Allah’ın dışında birine ait olsaydı onda çok fazla karşıt şeyler / ihtilaf bulurlardı. Güvene yahut korkuya dayalı bir emir geldiğinde (Duydunuz mu giden seriyye ye şu kötü şeyler olmuş gibi haberler ) hemen onu yayarlar , oysa ki onu / o haberi Resule ve onlardan emir verebilenlere götürselerdi onu yayıp yaymama ları gerektiğini bilirlerdi. Allah’ın üzerinizde ki fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyardınız. Allah yolunda savaş, sen sadece kendine mükellefsin / kendinden sorumlusun , müminleri hırslandır, belki de Allah, kafirlerin katı tutumunu / baskılarını kırar, katılık olarak / baskı olarak Allah, daha şiddetlidir, cezalandırma olarak Allah daha şiddetlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 80. ayet

  11. Nisâ suresi, 81. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 81. ayet. وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَإِذَا بَرَزُوا۟ مِنْ عِندِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةٌ مِّنْهُمْ غَيْرَ ٱلَّذِى تَقُولُ وَٱللَّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا

    veyeḳûlûne ṭâ`ah. feiẕâ berazû min `indike beyyete ṭâifetüm minhüm gayra-lleẕî teḳûl. vellâhü yektübü mâ yübeyyitûn. fea`riḍ `anhüm vetevekkel `ale-llâh. vekefâ billâhi vekîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (80-84) Her kim Resule itaat ederse Allah’a da itaat etmiştir, kim de yüzünü dönerse ki biz seni onlara koruyucu olarak / muhafız olarak göndermedik. İtaate varız diyorlar fakat yanından ayrılınca da onlardan bir grup söylediklerinin aksini / itaatsizliği gizlice planlıyor. Allah, onların evde kurguladıklarını kaydediy or, onlardan uzak dur Allah’ı vekil tayin et , vekil olarak Allah yeterlidir. Kur’an hakkında düşünüp tedbir almıyorlar mı? Eğer O, Allah’ın dışında birine ait olsaydı onda çok fazla karşıt şeyler / ihtilaf bulurlardı. Güvene yahut korkuya dayalı bir emir geldiğinde (Duydunuz mu giden seriyye ye şu kötü şeyler olmuş gibi haberler ) hemen onu yayarlar , oysa ki onu / o haberi Resule ve onlardan emir verebilenlere götürselerdi onu yayıp yaymama ları gerektiğini bilirlerdi. Allah’ın üzerinizde ki fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyardınız. Allah yolunda savaş, sen sadece kendine mükellefsin / kendinden sorumlusun , müminleri hırslandır, belki de Allah, kafirlerin katı tutumunu / baskılarını kırar, katılık olarak / baskı olarak Allah, daha şiddetlidir, cezalandırma olarak Allah daha şiddetlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 81. ayet

  12. Nisâ suresi, 82. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 82. ayet. أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلْقُرْءَانَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِندِ غَيْرِ ٱللَّهِ لَوَجَدُوا۟ فِيهِ ٱخْتِلَٰفًا كَثِيرًا

    efelâ yetedebberûne-lḳur'ân. velev kâne min `indi gayri-llâhi levecedû fîhi-ḫtilâfen keŝîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (80-84) Her kim Resule itaat ederse Allah’a da itaat etmiştir, kim de yüzünü dönerse ki biz seni onlara koruyucu olarak / muhafız olarak göndermedik. İtaate varız diyorlar fakat yanından ayrılınca da onlardan bir grup söylediklerinin aksini / itaatsizliği gizlice planlıyor. Allah, onların evde kurguladıklarını kaydediy or, onlardan uzak dur Allah’ı vekil tayin et , vekil olarak Allah yeterlidir. Kur’an hakkında düşünüp tedbir almıyorlar mı? Eğer O, Allah’ın dışında birine ait olsaydı onda çok fazla karşıt şeyler / ihtilaf bulurlardı. Güvene yahut korkuya dayalı bir emir geldiğinde (Duydunuz mu giden seriyye ye şu kötü şeyler olmuş gibi haberler ) hemen onu yayarlar , oysa ki onu / o haberi Resule ve onlardan emir verebilenlere götürselerdi onu yayıp yaymama ları gerektiğini bilirlerdi. Allah’ın üzerinizde ki fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyardınız. Allah yolunda savaş, sen sadece kendine mükellefsin / kendinden sorumlusun , müminleri hırslandır, belki de Allah, kafirlerin katı tutumunu / baskılarını kırar, katılık olarak / baskı olarak Allah, daha şiddetlidir, cezalandırma olarak Allah daha şiddetlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 82. ayet

  13. Nisâ suresi, 83. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 83. ayet. وَإِذَا جَآءَهُمْ أَمْرٌ مِّنَ ٱلْأَمْنِ أَوِ ٱلْخَوْفِ أَذَاعُوا۟ بِهِۦ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى ٱلرَّسُولِ وَإِلَىٰٓ أُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ ٱلَّذِينَ يَسْتَنۢبِطُونَهُۥ مِنْهُمْ وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ لَٱتَّبَعْتُمُ ٱلشَّيْطَٰنَ إِلَّا قَلِيلًا

    veiẕâ câehüm emrum mine-l'emni evi-lḫavfi eẕâ`û bih. velev raddûhü ile-rrasûli veilâ üli-l'emri minhüm le`alimehü-lleẕîne yestembiṭûnehû minhüm. velevlâ faḍlü-llâhi `aleyküm veraḥmetühû letteba`tümü-şşeyṭâne illâ ḳalîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (80-84) Her kim Resule itaat ederse Allah’a da itaat etmiştir, kim de yüzünü dönerse ki biz seni onlara koruyucu olarak / muhafız olarak göndermedik. İtaate varız diyorlar fakat yanından ayrılınca da onlardan bir grup söylediklerinin aksini / itaatsizliği gizlice planlıyor. Allah, onların evde kurguladıklarını kaydediy or, onlardan uzak dur Allah’ı vekil tayin et , vekil olarak Allah yeterlidir. Kur’an hakkında düşünüp tedbir almıyorlar mı? Eğer O, Allah’ın dışında birine ait olsaydı onda çok fazla karşıt şeyler / ihtilaf bulurlardı. Güvene yahut korkuya dayalı bir emir geldiğinde (Duydunuz mu giden seriyye ye şu kötü şeyler olmuş gibi haberler ) hemen onu yayarlar , oysa ki onu / o haberi Resule ve onlardan emir verebilenlere götürselerdi onu yayıp yaymama ları gerektiğini bilirlerdi. Allah’ın üzerinizde ki fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyardınız. Allah yolunda savaş, sen sadece kendine mükellefsin / kendinden sorumlusun , müminleri hırslandır, belki de Allah, kafirlerin katı tutumunu / baskılarını kırar, katılık olarak / baskı olarak Allah, daha şiddetlidir, cezalandırma olarak Allah daha şiddetlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 83. ayet

  14. Nisâ suresi, 84. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 84. ayet. فَقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ ٱلْمُؤْمِنِينَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَكُفَّ بَأْسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَٱللَّهُ أَشَدُّ بَأْسًا وَأَشَدُّ تَنكِيلًا

    feḳâtil fî sebîli-llâh. lâ tükellefü illâ nefseke veḥarriḍi-lmü'minîn. `asa-llâhü ey yeküffe be'se-lleẕîne keferû. vellâhü eşeddü be'sev veeşeddü tenkîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (80-84) Her kim Resule itaat ederse Allah’a da itaat etmiştir, kim de yüzünü dönerse ki biz seni onlara koruyucu olarak / muhafız olarak göndermedik. İtaate varız diyorlar fakat yanından ayrılınca da onlardan bir grup söylediklerinin aksini / itaatsizliği gizlice planlıyor. Allah, onların evde kurguladıklarını kaydediy or, onlardan uzak dur Allah’ı vekil tayin et , vekil olarak Allah yeterlidir. Kur’an hakkında düşünüp tedbir almıyorlar mı? Eğer O, Allah’ın dışında birine ait olsaydı onda çok fazla karşıt şeyler / ihtilaf bulurlardı. Güvene yahut korkuya dayalı bir emir geldiğinde (Duydunuz mu giden seriyye ye şu kötü şeyler olmuş gibi haberler ) hemen onu yayarlar , oysa ki onu / o haberi Resule ve onlardan emir verebilenlere götürselerdi onu yayıp yaymama ları gerektiğini bilirlerdi. Allah’ın üzerinizde ki fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyardınız. Allah yolunda savaş, sen sadece kendine mükellefsin / kendinden sorumlusun , müminleri hırslandır, belki de Allah, kafirlerin katı tutumunu / baskılarını kırar, katılık olarak / baskı olarak Allah, daha şiddetlidir, cezalandırma olarak Allah daha şiddetlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 84. ayet

Selamı almak; münafıklar hakkında ikiye ayrılmak 85–91

  1. Nisâ suresi, 85. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 85. ayet. مَّن يَشْفَعْ شَفَٰعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُۥ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَٰعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُۥ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ مُّقِيتًا

    mey yeşfa` şefâ`aten ḥasenetey yekül lehû neṣîbüm minhâ. vemey yeşfa` şefâ`aten seyyietey yekül lehû kiflüm minhâ. vekâne-llâhü `alâ külli şey'im müḳîtâ.

    Mehmet Alagaş

    (85-87) Her kim aracılık olarak güzel bir şeye aracılık yaparsa, O aracılıktan kendi için de pay vardır. Kim bir aracılık olarak kötülüğe aracılık yaparsa o aracılıktan müteselsil bir sorumluluk / kefillik vardır. Allah her şeyi gözetendir. Onlar siz i selamladıklarında sizde onları daha güzeli ile selamlayın yahut aynısı ile geri iade edin. Allah her şey i hesap edendir. Allah ondan başka ilah yoktur , kendisinden kuşku duyulmayan kıyamet gününde toplayacaktır , Allah’tan sözce daha doğru söyleyen kim olabilir?

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 85. ayet

  2. Nisâ suresi, 86. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 86. ayet. وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا۟ بِأَحْسَنَ مِنْهَآ أَوْ رُدُّوهَآ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ حَسِيبًا

    veiẕâ ḥuyyîtüm biteḥiyyetin feḥayyû biaḥsene minhâ ev ruddûhâ. inne-llâhe kâne `alâ külli şey'in ḥasîbâ.

    Mehmet Alagaş

    (85-87) Her kim aracılık olarak güzel bir şeye aracılık yaparsa, O aracılıktan kendi için de pay vardır. Kim bir aracılık olarak kötülüğe aracılık yaparsa o aracılıktan müteselsil bir sorumluluk / kefillik vardır. Allah her şeyi gözetendir. Onlar siz i selamladıklarında sizde onları daha güzeli ile selamlayın yahut aynısı ile geri iade edin. Allah her şey i hesap edendir. Allah ondan başka ilah yoktur , kendisinden kuşku duyulmayan kıyamet gününde toplayacaktır , Allah’tan sözce daha doğru söyleyen kim olabilir?

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 86. ayet

  3. Nisâ suresi, 87. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 87. ayet. ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ ٱللَّهِ حَدِيثًا

    allâhü lâ ilâhe illâ hû. leyecme`anneküm ilâ yevmi-lḳiyâmeti lâ raybe fîh. vemen aṣdeḳu mine-llâhi ḥadîŝâ.

    Mehmet Alagaş

    (85-87) Her kim aracılık olarak güzel bir şeye aracılık yaparsa, O aracılıktan kendi için de pay vardır. Kim bir aracılık olarak kötülüğe aracılık yaparsa o aracılıktan müteselsil bir sorumluluk / kefillik vardır. Allah her şeyi gözetendir. Onlar siz i selamladıklarında sizde onları daha güzeli ile selamlayın yahut aynısı ile geri iade edin. Allah her şey i hesap edendir. Allah ondan başka ilah yoktur , kendisinden kuşku duyulmayan kıyamet gününde toplayacaktır , Allah’tan sözce daha doğru söyleyen kim olabilir?

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 87. ayet

  4. Nisâ suresi, 88. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 88. ayet. فَمَا لَكُمْ فِى ٱلْمُنَٰفِقِينَ فِئَتَيْنِ وَٱللَّهُ أَرْكَسَهُم بِمَا كَسَبُوٓا۟ أَتُرِيدُونَ أَن تَهْدُوا۟ مَنْ أَضَلَّ ٱللَّهُ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلًا

    femâ leküm fi-lmünâfiḳîne fieteyni vellâhü erkesehüm bimâ kesebû. etürîdûne en tehdû men eḍalle-llâh. vemey yuḍlili-llâhü felen tecide lehû sebîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (88-91) Size ne oluyor ki münafıklar hakkında, Allah onları kazandıkları nedeniyle baş aşağı etmişken, iki kısma ayrılıyorsunuz? Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa artık o yol bulamaz. Sizin de onların küfretmeleri gibi küfretmenizi ve onlarla aynı seviyeye gelmenizi arzu ederler. Onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan asla dostlar edinmeyin , eğ er yüz çevirirlerse onlar ı ne tarafta bulursanız yakalayın ve öldürün , a sla onları dost ve yardımcı olarak edinmeyin. Şun lar hariç , aranızda sözleşme olan kavime sığınmış olanlar ile sizinle yahut kendi kavimleriyle savaşmayı kalplerine sığdıramayıp edip size gelenler, (bunları dost ve yardımcı edinebilirsiniz. ) Allah eğer isteseydi, sizin aleyhinize onları musallat ederdi ve sizleri katlederlerdi , eğer ki sizden el çekerlerse, sizinle savaşmazlarsa sizlere teslim olmaya yanaşırlarsa, Allah onların aleyhine size bir yol vermemiştir , diğer kalanları da sizden de ve kavimlerinden de emin olmak istiyor halde bulacaksın. (Her iki taraftan emin olmak isteyenler) hepsi de fitne içinde baş aşağı edilmeyi arzu ediyorlar , sizlerden ayrılıp çekilmezlerse eğer, size teslim olmaya yanaşmazlarsa, ellerini de sizden çekmezlerse tutun onları, bulduğunuz yerde öldürün onları, işte size bunları, onların aleyhine apaçık yetki olarak verdik.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 88. ayet

  5. Nisâ suresi, 89. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 89. ayet. وَدُّوا۟ لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا۟ فَتَكُونُونَ سَوَآءً فَلَا تَتَّخِذُوا۟ مِنْهُمْ أَوْلِيَآءَ حَتَّىٰ يُهَاجِرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَخُذُوهُمْ وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ وَلَا تَتَّخِذُوا۟ مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا

    veddû lev tekfürûne kemâ keferû fetekûnûne sevâen felâ tetteḫiẕû minhüm evliyâe ḥattâ yühâcirû fî sebîli-llâh. fein tevellev feḫuẕûhüm vaḳtülûhüm ḥayŝü vecettümûhüm. velâ tetteḫiẕû minhüm veliyyev velâ neṣîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (88-91) Size ne oluyor ki münafıklar hakkında, Allah onları kazandıkları nedeniyle baş aşağı etmişken, iki kısma ayrılıyorsunuz? Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa artık o yol bulamaz. Sizin de onların küfretmeleri gibi küfretmenizi ve onlarla aynı seviyeye gelmenizi arzu ederler. Onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan asla dostlar edinmeyin , eğ er yüz çevirirlerse onlar ı ne tarafta bulursanız yakalayın ve öldürün , a sla onları dost ve yardımcı olarak edinmeyin. Şun lar hariç , aranızda sözleşme olan kavime sığınmış olanlar ile sizinle yahut kendi kavimleriyle savaşmayı kalplerine sığdıramayıp edip size gelenler, (bunları dost ve yardımcı edinebilirsiniz. ) Allah eğer isteseydi, sizin aleyhinize onları musallat ederdi ve sizleri katlederlerdi , eğer ki sizden el çekerlerse, sizinle savaşmazlarsa sizlere teslim olmaya yanaşırlarsa, Allah onların aleyhine size bir yol vermemiştir , diğer kalanları da sizden de ve kavimlerinden de emin olmak istiyor halde bulacaksın. (Her iki taraftan emin olmak isteyenler) hepsi de fitne içinde baş aşağı edilmeyi arzu ediyorlar , sizlerden ayrılıp çekilmezlerse eğer, size teslim olmaya yanaşmazlarsa, ellerini de sizden çekmezlerse tutun onları, bulduğunuz yerde öldürün onları, işte size bunları, onların aleyhine apaçık yetki olarak verdik.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 89. ayet

  6. Nisâ suresi, 90. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 90. ayet. إِلَّا ٱلَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَىٰ قَوْمٍۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَٰقٌ أَوْ جَآءُوكُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ أَن يُقَٰتِلُوكُمْ أَوْ يُقَٰتِلُوا۟ قَوْمَهُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَٰتَلُوكُمْ فَإِنِ ٱعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَٰتِلُوكُمْ وَأَلْقَوْا۟ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَمَ فَمَا جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبِيلًا

    ille-lleẕîne yeṣilûne ilâ ḳavmim beyneküm vebeynehüm mîŝâḳun ev câûküm ḥaṣirat ṣudûruhüm ey yüḳâtilûküm ev yüḳâtilû ḳavmehüm. velev şâe-llâhü leselleṭahüm `aleyküm feleḳâtelûküm. feini-`tezelûküm felem yüḳâtilûküm veelḳav ileykümü-sseleme femâ ce`ale-llâhü leküm `aleyhim sebîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (88-91) Size ne oluyor ki münafıklar hakkında, Allah onları kazandıkları nedeniyle baş aşağı etmişken, iki kısma ayrılıyorsunuz? Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa artık o yol bulamaz. Sizin de onların küfretmeleri gibi küfretmenizi ve onlarla aynı seviyeye gelmenizi arzu ederler. Onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan asla dostlar edinmeyin , eğ er yüz çevirirlerse onlar ı ne tarafta bulursanız yakalayın ve öldürün , a sla onları dost ve yardımcı olarak edinmeyin. Şun lar hariç , aranızda sözleşme olan kavime sığınmış olanlar ile sizinle yahut kendi kavimleriyle savaşmayı kalplerine sığdıramayıp edip size gelenler, (bunları dost ve yardımcı edinebilirsiniz. ) Allah eğer isteseydi, sizin aleyhinize onları musallat ederdi ve sizleri katlederlerdi , eğer ki sizden el çekerlerse, sizinle savaşmazlarsa sizlere teslim olmaya yanaşırlarsa, Allah onların aleyhine size bir yol vermemiştir , diğer kalanları da sizden de ve kavimlerinden de emin olmak istiyor halde bulacaksın. (Her iki taraftan emin olmak isteyenler) hepsi de fitne içinde baş aşağı edilmeyi arzu ediyorlar , sizlerden ayrılıp çekilmezlerse eğer, size teslim olmaya yanaşmazlarsa, ellerini de sizden çekmezlerse tutun onları, bulduğunuz yerde öldürün onları, işte size bunları, onların aleyhine apaçık yetki olarak verdik.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 90. ayet

  7. Nisâ suresi, 91. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 91. ayet. سَتَجِدُونَ ءَاخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُوا۟ قَوْمَهُمْ كُلَّ مَا رُدُّوٓا۟ إِلَى ٱلْفِتْنَةِ أُرْكِسُوا۟ فِيهَا فَإِن لَّمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُوٓا۟ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَمَ وَيَكُفُّوٓا۟ أَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأُو۟لَٰٓئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنًا مُّبِينًا

    setecidûne âḫarîne yürîdûne ey ye'menûküm veye'menû ḳavmehüm. küllemâ ruddû ile-lfitneti ürkisû fîhâ. feil lem ya`tezilûküm veyülḳû ileykümü-sseleme veyeküffû eydiyehüm feḫuẕûhüm vaḳtülûhüm ḥayŝü ŝeḳiftümûhüm. veülâiküm ce`alnâ leküm `aleyhim sülṭânem mübînâ.

    Mehmet Alagaş

    (88-91) Size ne oluyor ki münafıklar hakkında, Allah onları kazandıkları nedeniyle baş aşağı etmişken, iki kısma ayrılıyorsunuz? Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa artık o yol bulamaz. Sizin de onların küfretmeleri gibi küfretmenizi ve onlarla aynı seviyeye gelmenizi arzu ederler. Onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan asla dostlar edinmeyin , eğ er yüz çevirirlerse onlar ı ne tarafta bulursanız yakalayın ve öldürün , a sla onları dost ve yardımcı olarak edinmeyin. Şun lar hariç , aranızda sözleşme olan kavime sığınmış olanlar ile sizinle yahut kendi kavimleriyle savaşmayı kalplerine sığdıramayıp edip size gelenler, (bunları dost ve yardımcı edinebilirsiniz. ) Allah eğer isteseydi, sizin aleyhinize onları musallat ederdi ve sizleri katlederlerdi , eğer ki sizden el çekerlerse, sizinle savaşmazlarsa sizlere teslim olmaya yanaşırlarsa, Allah onların aleyhine size bir yol vermemiştir , diğer kalanları da sizden de ve kavimlerinden de emin olmak istiyor halde bulacaksın. (Her iki taraftan emin olmak isteyenler) hepsi de fitne içinde baş aşağı edilmeyi arzu ediyorlar , sizlerden ayrılıp çekilmezlerse eğer, size teslim olmaya yanaşmazlarsa, ellerini de sizden çekmezlerse tutun onları, bulduğunuz yerde öldürün onları, işte size bunları, onların aleyhine apaçık yetki olarak verdik.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 91. ayet

Bir mü'minin öldürülmesi 92–94

  1. Nisâ suresi, 92. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 92. ayet. وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلَّا خَطَـًٔا وَمَن قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَصَّدَّقُوا۟ فَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ عَدُوٍّ لَّكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَإِن كَانَ مِن قَوْمٍۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَٰقٌ فَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِّنَ ٱللَّهِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

    vemâ kâne limü'minin ey yaḳtüle mü'minen illâ ḫaṭaâ. vemen ḳatele mü'minen ḫaṭaen fetaḥrîru raḳabetim mü'minetiv vediyetüm müsellemetün ilâ ehlihî illâ ey yeṣṣaddeḳû. fein kâne min ḳavmin `adüvvil leküm vehüve mü'minün fetaḥrîru raḳabetim mü'mineh. vein kâne min ḳavmim beyneküm vebeynehüm mîŝâḳun fediyetüm müsellemetün ilâ ehlihî vetaḥrîru raḳabetim mü'mineh. femel lem yecid feṣiyâmü şehrayni mütetâbi`ayn. tevbetem mine-llâh. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (92-93) Hata olması hariç bir müminin bir mümine öldürmesi olamaz , her kim hata ile bir mümini öldürürse, mümin bir köle azat etmesi gerekir ve de öldürülenin yakınlarına bir diyet teslim etmesi gerekir , sadaka olarak bağışlamaları hariçtir (Fidyeyi verme sadakamız olsun diyebilirler) eğer ki hatayla öldürülen düşman bir kavimden ise ve o da mümin ise yine mümin bir köle azat eder, eğer ki hatayla öldürülen aranızda sözleşme olan bir kavimden ise öldürülenin yakınlarına diyet teslim eder ve de mümin bir köleyi azat eder. Eğer ki bulamazsa (Ne diyet ne de köle) Allah’tan tövbesinin kabulü amacıyla birbirini takip eden iki ay oruç tutar, Allah bilendir, hâkimdir. Her kim de bir mümini tasarlayarak / taammüden öldürürse, cezası, içinde kalıcı olacağı cehennemdir , Allah ona azap eder ve lanet eder , onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 92. ayet

  2. Nisâ suresi, 93. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 93. ayet. وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآؤُهُۥ جَهَنَّمُ خَٰلِدًا فِيهَا وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُۥ وَأَعَدَّ لَهُۥ عَذَابًا عَظِيمًا

    vemey yaḳtül mü'minem müte`ammiden fecezâühû cehennemü ḫâliden fîhâ vegaḍibe-llâhü `aleyhi vele`anehû vee`adde lehû `aẕâben `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (92-93) Hata olması hariç bir müminin bir mümine öldürmesi olamaz , her kim hata ile bir mümini öldürürse, mümin bir köle azat etmesi gerekir ve de öldürülenin yakınlarına bir diyet teslim etmesi gerekir , sadaka olarak bağışlamaları hariçtir (Fidyeyi verme sadakamız olsun diyebilirler) eğer ki hatayla öldürülen düşman bir kavimden ise ve o da mümin ise yine mümin bir köle azat eder, eğer ki hatayla öldürülen aranızda sözleşme olan bir kavimden ise öldürülenin yakınlarına diyet teslim eder ve de mümin bir köleyi azat eder. Eğer ki bulamazsa (Ne diyet ne de köle) Allah’tan tövbesinin kabulü amacıyla birbirini takip eden iki ay oruç tutar, Allah bilendir, hâkimdir. Her kim de bir mümini tasarlayarak / taammüden öldürürse, cezası, içinde kalıcı olacağı cehennemdir , Allah ona azap eder ve lanet eder , onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 93. ayet

  3. Nisâ suresi, 94. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 94. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَتَبَيَّنُوا۟ وَلَا تَقُولُوا۟ لِمَنْ أَلْقَىٰٓ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَٰمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا فَعِندَ ٱللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذَٰلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû iẕâ ḍarabtüm fî sebîli-llâhi fetebeyyenû velâ teḳûlû limen elḳâ ileykümü-sselâme leste mü'minâ. tebtegûne `araḍa-lḥayâti-ddünyâ. fe`inde-llâhi megânimü keŝîrah. keẕâlike küntüm min ḳablü femenne-llâhü `aleyküm fetebeyyenû. inne-llâhe kâne bimâ ta`melûne ḫabîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (94) Ey iman edenler, Allah yolunda vuruşmaya çıktığınızda iyice ortaya çıkmalarını bekleyin, sizinle teslimiyet için buluşana da dünya hayatının geçici olan menfaatini / ganimetleri gözeterek sen iman etmiş değilsin demeyin, Allah’ın yanındaki ganimetler çoktur , Daha önceden de siz , öyleydiniz, Allah size inayette bulundu o halde iyice ortaya çıkmalarını / belirmelerini bekleyin. Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 94. ayet

Oturanlar ve cihad edenler; hicret 95–100

  1. Nisâ suresi, 95. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 95. ayet. لَّا يَسْتَوِى ٱلْقَٰعِدُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُو۟لِى ٱلضَّرَرِ وَٱلْمُجَٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلْمُجَٰهِدِينَ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى ٱلْقَٰعِدِينَ دَرَجَةً وَكُلًّا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْحُسْنَىٰ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلْمُجَٰهِدِينَ عَلَى ٱلْقَٰعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا

    lâ yestevi-lḳâ`idûne mine-lmü'minîne gayru üli-ḍḍarari velmücâhidûne fî sebîli-llâhi biemvâlihim veenfüsihim. feḍḍale-llâhü-lmücâhidîne biemvâlihim veenfüsihim `ale-lḳâ`idîne deraceh. veküllev ve`ade-llâhü-lḥusnâ. vefeḍḍale-llâhü-lmücâhidîne `ale-lḳâ`idîne ecran `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (95-96) Müminler içinden özrü olmadığı halde oturanlarla, Allah yolunda cihat edenler aynı sevide olamazlar. (Özrü olduğu için oturanlar aynı seviyededir) Allah, kendileri ve malları ile çabalayanların derecelerini oturanlara göre daha üstün kılmıştır, Allah, hepsine / mücahitlere ve oturanlara güzellik vaat etmiştir , Allah, mücahitleri büyük bir ecir ile oturanlardan üstün kılmıştır, Ondan dereceler, mağfiret ve rahmet vardır, Allah bağışlayandır ve merhametlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 95. ayet

  2. Nisâ suresi, 96. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 96. ayet. دَرَجَٰتٍ مِّنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةً وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا

    deracâtim minhü vemagfiratev veraḥmeh. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (95-96) Müminler içinden özrü olmadığı halde oturanlarla, Allah yolunda cihat edenler aynı sevide olamazlar. (Özrü olduğu için oturanlar aynı seviyededir) Allah, kendileri ve malları ile çabalayanların derecelerini oturanlara göre daha üstün kılmıştır, Allah, hepsine / mücahitlere ve oturanlara güzellik vaat etmiştir , Allah, mücahitleri büyük bir ecir ile oturanlardan üstün kılmıştır, Ondan dereceler, mağfiret ve rahmet vardır, Allah bağışlayandır ve merhametlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 96. ayet

  3. Nisâ suresi, 97. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 97. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّىٰهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِىٓ أَنفُسِهِمْ قَالُوا۟ فِيمَ كُنتُمْ قَالُوا۟ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِى ٱلْأَرْضِ قَالُوٓا۟ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةً فَتُهَاجِرُوا۟ فِيهَا فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ وَسَآءَتْ مَصِيرًا

    inne-lleẕîne teveffâhümü-lmelâiketü żâlimî enfüsihim ḳâlû fîme küntüm. ḳâlû künnâ müstaḍ`afîne fi-l'arḍ. ḳâlû elem tekün arḍu-llâhi vâsi`aten fetühâcirû fîhâ. feülâike me'vâhüm cehennem. vesâet meṣîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (97-100) Melekler kendilerine zalimlik edenleri vefat ettirirken dediler ki “ne haldeydiniz”. Biz, yeryüzünde zayıf bırakılanlar idik derler. (Tam canları alınacakken bizler mustazaftık demezler mi?) derler ki; Allah’ın yeri / arzı geniş değil miydi? Orada hicret etseydiniz, işte onların varacağı yer cehennemdir , ne kötü yerdir orası. A ncak, mustazaflar içinden kadın erkek ve çocuklardan çare üretemeyenler ve çıkış yolu bulamayanlar hariçtir. Allah’ın işte bunları affetmesi umulur , Allah affedendir, bağışlayandır. H er kim Allah yolunda hicret ederse, arzda çokça sığınılacak yer ve genişlik bulur , her kim muhacir olarak Allah’a ve Resulüne doğru evinden çıkarsa, sonra o ölüme erişirse / ölümü idrak ederse o durumda onun ecrini gerçekleştirmek Allah’a aittir, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 97. ayet

  4. Nisâ suresi, 98. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 98. ayet. إِلَّا ٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلْوِلْدَٰنِ لَا يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَبِيلًا

    ille-lmüstaḍ`afîne mine-rricâli vennisâi velvildâni lâ yesteṭî`ûne ḥîletev velâ yehtedûne sebîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (97-100) Melekler kendilerine zalimlik edenleri vefat ettirirken dediler ki “ne haldeydiniz”. Biz, yeryüzünde zayıf bırakılanlar idik derler. (Tam canları alınacakken bizler mustazaftık demezler mi?) derler ki; Allah’ın yeri / arzı geniş değil miydi? Orada hicret etseydiniz, işte onların varacağı yer cehennemdir , ne kötü yerdir orası. A ncak, mustazaflar içinden kadın erkek ve çocuklardan çare üretemeyenler ve çıkış yolu bulamayanlar hariçtir. Allah’ın işte bunları affetmesi umulur , Allah affedendir, bağışlayandır. H er kim Allah yolunda hicret ederse, arzda çokça sığınılacak yer ve genişlik bulur , her kim muhacir olarak Allah’a ve Resulüne doğru evinden çıkarsa, sonra o ölüme erişirse / ölümü idrak ederse o durumda onun ecrini gerçekleştirmek Allah’a aittir, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 98. ayet

  5. Nisâ suresi, 99. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 99. ayet. فَأُو۟لَٰٓئِكَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ ٱللَّهُ عَفُوًّا غَفُورًا

    feülâike `asa-llâhü ey ya`füve `anhüm. vekâne-llâhü `afüvven gafûrâ.

    Mehmet Alagaş

    (97-100) Melekler kendilerine zalimlik edenleri vefat ettirirken dediler ki “ne haldeydiniz”. Biz, yeryüzünde zayıf bırakılanlar idik derler. (Tam canları alınacakken bizler mustazaftık demezler mi?) derler ki; Allah’ın yeri / arzı geniş değil miydi? Orada hicret etseydiniz, işte onların varacağı yer cehennemdir , ne kötü yerdir orası. A ncak, mustazaflar içinden kadın erkek ve çocuklardan çare üretemeyenler ve çıkış yolu bulamayanlar hariçtir. Allah’ın işte bunları affetmesi umulur , Allah affedendir, bağışlayandır. H er kim Allah yolunda hicret ederse, arzda çokça sığınılacak yer ve genişlik bulur , her kim muhacir olarak Allah’a ve Resulüne doğru evinden çıkarsa, sonra o ölüme erişirse / ölümü idrak ederse o durumda onun ecrini gerçekleştirmek Allah’a aittir, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 99. ayet

  6. Nisâ suresi, 100. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 100. ayet. وَمَن يُهَاجِرْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدْ فِى ٱلْأَرْضِ مُرَٰغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً وَمَن يَخْرُجْ مِنۢ بَيْتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدْرِكْهُ ٱلْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا

    vemey yühâcir fî sebîli-llâhi yecid fi-l'arḍi mürâgamen keŝîrav vese`ah. vemey yaḫruc mim beytihî mühâciran ile-llâhi verasûlihî ŝümme yüdrikhü-lmevtü feḳad veḳa`a ecruhû `ale-llâh. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (97-100) Melekler kendilerine zalimlik edenleri vefat ettirirken dediler ki “ne haldeydiniz”. Biz, yeryüzünde zayıf bırakılanlar idik derler. (Tam canları alınacakken bizler mustazaftık demezler mi?) derler ki; Allah’ın yeri / arzı geniş değil miydi? Orada hicret etseydiniz, işte onların varacağı yer cehennemdir , ne kötü yerdir orası. A ncak, mustazaflar içinden kadın erkek ve çocuklardan çare üretemeyenler ve çıkış yolu bulamayanlar hariçtir. Allah’ın işte bunları affetmesi umulur , Allah affedendir, bağışlayandır. H er kim Allah yolunda hicret ederse, arzda çokça sığınılacak yer ve genişlik bulur , her kim muhacir olarak Allah’a ve Resulüne doğru evinden çıkarsa, sonra o ölüme erişirse / ölümü idrak ederse o durumda onun ecrini gerçekleştirmek Allah’a aittir, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 100. ayet

Sefer ve korku namazı 101–104

  1. Nisâ suresi, 101. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 101. ayet. وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَقْصُرُوا۟ مِنَ ٱلصَّلَوٰةِ إِنْ خِفْتُمْ أَن يَفْتِنَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنَّ ٱلْكَٰفِرِينَ كَانُوا۟ لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا

    veiẕâ ḍarabtüm fi-l'arḍi feleyse `aleyküm cünâḥun en taḳṣurû mine-ṣṣalâh. in ḫiftüm ey yeftinekümü-lleẕîne keferû. inne-lkâfirîne kânû leküm `adüvvem mübînâ.

    Mehmet Alagaş

    (101-103) Yeryüzünde sefere çıktığınızda, eğer kafirlerin sizi tercihlerinizle sınamasından / fitnelemelerinden korkuyorsanız, namazlarınızda kısaltmaya gitmenizde size bir günah yoktur, muhakkak ki kafirler sizin için açık birer düşmandırlar. Sen onların içindeyken onlarla namaza kalkarsan, bir kısım senle beraber kalksın ve silahlarını da yanlarına alsınlar, secdeye vardığınızda sizin arkanızda olsunlar, namazını kılmayan diğer kısım gelsin ve yine senle beraber namazını kılsın onlarda hazırlıklarını ve silahlarını yanlarına alsınlar, kafirler arzu ederler ki; silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil halde olasınız da onlarda aniden / tek bir baskınla basabilsinler. Sizin için yağmur yağması bir eziyet olursa yahut hasta iseniz, silahınızı bırakmanızda bir günah yoktur , hazırlıklı olun / tedbirinizi alın , muhakkak ki Allah, kafirler için aşağılayıcı / onur kırıcı bir azap hazırlamıştır. Namazı gerçekleştirip bitirdiğinizde, artık ayakta otururken, yan yatar vaziyetteyken de Allah’ı zikredin, tatmin olduğunuzda da yine namaza kalkın / kılın. (Savaştayken iki namaz arası Allah’ı zikir) (Namaz her şartta vaktinde kılınır savaşta olunsa bile.) Muhakkak ki namaz müminler için vakitlendirilmiş olarak yazılmıştır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 101. ayet

  2. Nisâ suresi, 102. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 102. ayet. وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُوٓا۟ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُوا۟ فَلْيَكُونُوا۟ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَىٰ لَمْ يُصَلُّوا۟ فَلْيُصَلُّوا۟ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا۟ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَٰحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓا۟ أَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا۟ حِذْرَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا

    veiẕâ künte fîhim feeḳamte lehümu-ṣṣalâte felteḳum ṭâifetüm minhüm me`ake velye'ḫuẕû esliḥatehüm. feiẕâ secedû felyekûnû miv verâiküm. velte'ti ṭâifetün uḫrâ lem yüṣallû felyüṣallû me`ake velye'ḫuẕû ḥiẕrahüm veesliḥatehüm. vedde-lleẕîne keferû lev tagfülûne `an esliḥatiküm veemti`atiküm feyemîlûne `aleyküm meyletev vâḥideten. velâ cünâḥa `aleyküm in kâne biküm eẕem mim meṭarin ev küntüm merḍâ en teḍa`û esliḥateküm. veḫuẕû ḥiẕraküm. inne-llâhe e`adde lilkâfirîne `aẕâbem mühînâ.

    Mehmet Alagaş

    (101-103) Yeryüzünde sefere çıktığınızda, eğer kafirlerin sizi tercihlerinizle sınamasından / fitnelemelerinden korkuyorsanız, namazlarınızda kısaltmaya gitmenizde size bir günah yoktur, muhakkak ki kafirler sizin için açık birer düşmandırlar. Sen onların içindeyken onlarla namaza kalkarsan, bir kısım senle beraber kalksın ve silahlarını da yanlarına alsınlar, secdeye vardığınızda sizin arkanızda olsunlar, namazını kılmayan diğer kısım gelsin ve yine senle beraber namazını kılsın onlarda hazırlıklarını ve silahlarını yanlarına alsınlar, kafirler arzu ederler ki; silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil halde olasınız da onlarda aniden / tek bir baskınla basabilsinler. Sizin için yağmur yağması bir eziyet olursa yahut hasta iseniz, silahınızı bırakmanızda bir günah yoktur , hazırlıklı olun / tedbirinizi alın , muhakkak ki Allah, kafirler için aşağılayıcı / onur kırıcı bir azap hazırlamıştır. Namazı gerçekleştirip bitirdiğinizde, artık ayakta otururken, yan yatar vaziyetteyken de Allah’ı zikredin, tatmin olduğunuzda da yine namaza kalkın / kılın. (Savaştayken iki namaz arası Allah’ı zikir) (Namaz her şartta vaktinde kılınır savaşta olunsa bile.) Muhakkak ki namaz müminler için vakitlendirilmiş olarak yazılmıştır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 102. ayet

  3. Nisâ suresi, 103. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 103. ayet. فَإِذَا قَضَيْتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ قِيَٰمًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمْ فَإِذَا ٱطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتْ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ كِتَٰبًا مَّوْقُوتًا

    feiẕâ ḳaḍaytümu-ṣṣalâte feẕkürü-llâhe ḳiyâmev veḳu`ûdev ve`alâ cünûbiküm. feiẕe-ṭme'nentüm feeḳîmu-ṣṣalâh. inne-ṣṣalâte kânet `ale-lmü'minîne kitâbem mevḳûtâ.

    Mehmet Alagaş

    (101-103) Yeryüzünde sefere çıktığınızda, eğer kafirlerin sizi tercihlerinizle sınamasından / fitnelemelerinden korkuyorsanız, namazlarınızda kısaltmaya gitmenizde size bir günah yoktur, muhakkak ki kafirler sizin için açık birer düşmandırlar. Sen onların içindeyken onlarla namaza kalkarsan, bir kısım senle beraber kalksın ve silahlarını da yanlarına alsınlar, secdeye vardığınızda sizin arkanızda olsunlar, namazını kılmayan diğer kısım gelsin ve yine senle beraber namazını kılsın onlarda hazırlıklarını ve silahlarını yanlarına alsınlar, kafirler arzu ederler ki; silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil halde olasınız da onlarda aniden / tek bir baskınla basabilsinler. Sizin için yağmur yağması bir eziyet olursa yahut hasta iseniz, silahınızı bırakmanızda bir günah yoktur , hazırlıklı olun / tedbirinizi alın , muhakkak ki Allah, kafirler için aşağılayıcı / onur kırıcı bir azap hazırlamıştır. Namazı gerçekleştirip bitirdiğinizde, artık ayakta otururken, yan yatar vaziyetteyken de Allah’ı zikredin, tatmin olduğunuzda da yine namaza kalkın / kılın. (Savaştayken iki namaz arası Allah’ı zikir) (Namaz her şartta vaktinde kılınır savaşta olunsa bile.) Muhakkak ki namaz müminler için vakitlendirilmiş olarak yazılmıştır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 103. ayet

  4. Nisâ suresi, 104. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 104. ayet. وَلَا تَهِنُوا۟ فِى ٱبْتِغَآءِ ٱلْقَوْمِ إِن تَكُونُوا۟ تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ وَتَرْجُونَ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا يَرْجُونَ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

    velâ tehinû fi-btigâi-lḳavm. in tekûnû te'lemûne feinnehüm ye'lemûne kemâ te'lemûn. vetercûne mine-llâhi mâ lâ yercûn. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (104) Kavmi takipte gevşeklik göstermeyin. (Ebu süfyanın peşinden gidin) Eğer bir acı / elem hissediyorsanız, kesinlikle onlarda / peşine düşmeniz gereken kavim de sizin gibi acı hissediyorlar , sizler Allah’tan, onların ümit edemediklerini ümit edebiliyorsunuz (siz daha avantajlısınız) Allah bilendir, hâkimdir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 104. ayet

Hainleri savunma; gizli fısıldaşmalar 105–115

  1. Nisâ suresi, 105. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 105. ayet. إِنَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُ وَلَا تَكُن لِّلْخَآئِنِينَ خَصِيمًا

    innâ enzelnâ ileyke-lkitâbe bilḥaḳḳi litaḥküme beyne-nnâsi bimâ erâke-llâh. velâ tekül lilḫâinîne ḫaṣîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (105-106) Muhakkak ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde karar verebilmen / hüküm verebilmen için gerçek olarak kitabı sana indirdik , hainler için çekişmeye girme / savunmaya girme, Allah’tan bağışlanma dile , muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 105. ayet

  2. Nisâ suresi, 106. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 106. ayet. وَٱسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا

    vestagfiri-llâh. inne-llâhe kâne gafûrar raḥîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (105-106) Muhakkak ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde karar verebilmen / hüküm verebilmen için gerçek olarak kitabı sana indirdik , hainler için çekişmeye girme / savunmaya girme, Allah’tan bağışlanma dile , muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 106. ayet

  3. Nisâ suresi, 107. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 107. ayet. وَلَا تُجَٰدِلْ عَنِ ٱلَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنفُسَهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًا

    velâ tücâdil `ani-lleẕîne yaḫtânûne enfüsehüm. inne-llâhe lâ yüḥibbü men kâne ḫavvânen eŝîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 107. ayet

  4. Nisâ suresi, 108. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 108. ayet. يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ إِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضَىٰ مِنَ ٱلْقَوْلِ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا

    yestaḫfûne mine-nnâsi velâ yestaḫfûne mine-llâhi vehüve me`ahüm iẕ yübeyyitûne mâ lâ yerḍâ mine-lḳavl. vekâne-llâhü bimâ ya`melûne müḥîṭâ.

    Mehmet Alagaş

    (107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 108. ayet

  5. Nisâ suresi, 109. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 109. ayet. هَٰٓأَنتُمْ هَٰٓؤُلَآءِ جَٰدَلْتُمْ عَنْهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا فَمَن يُجَٰدِلُ ٱللَّهَ عَنْهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَم مَّن يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكِيلًا

    hâentüm hâülâi câdeltüm `anhüm fi-lḥayâti-ddünyâ femey yücâdilü-llâhe `anhüm yevme-lḳiyâmeti em mey yekûnü `aleyhim vekîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 109. ayet

  6. Nisâ suresi, 110. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 110. ayet. وَمَن يَعْمَلْ سُوٓءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُۥ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ يَجِدِ ٱللَّهَ غَفُورًا رَّحِيمًا

    vemey ya`mel sûen ev yażlim nefsehû ŝümme yestagfiri-llâhe yecidi-llâhe gafûrar raḥîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 110. ayet

  7. Nisâ suresi, 111. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 111. ayet. وَمَن يَكْسِبْ إِثْمًا فَإِنَّمَا يَكْسِبُهُۥ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

    vemey yeksib iŝmen feinnemâ yeksibühû `alâ nefsih. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 111. ayet

  8. Nisâ suresi, 112. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 112. ayet. وَمَن يَكْسِبْ خَطِيٓـَٔةً أَوْ إِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِهِۦ بَرِيٓـًٔا فَقَدِ ٱحْتَمَلَ بُهْتَٰنًا وَإِثْمًا مُّبِينًا

    vemey yeksib ḫaṭîeten ev iŝmen ŝümme yermi bihî berîen feḳadi-ḥtemele bühtânev veiŝmem mübînâ.

    Mehmet Alagaş

    (107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 112. ayet

  9. Nisâ suresi, 113. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 113. ayet. وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُۥ لَهَمَّت طَّآئِفَةٌ مِّنْهُمْ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَىْءٍ وَأَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُن تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا

    velevlâ faḍlü-llâhi `aleyke veraḥmetühû lehemmeṭ ṭâifetüm minhüm ey yüḍillûk. vemâ yüḍillûne illâ enfüsehüm vemâ yeḍurrûneke min şey'. veenzele-llâhü `aleyke-lkitâbe velḥikmete ve`allemeke mâ lem tekün ta`lem. vekâne faḍlü-llâhi `aleyke `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 113. ayet

  10. Nisâ suresi, 114. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 114. ayet. لَّا خَيْرَ فِى كَثِيرٍ مِّن نَّجْوَىٰهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَٰحٍۭ بَيْنَ ٱلنَّاسِ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

    lâ ḫayra fî keŝîrim min necvâhüm illâ men emera biṣadeḳatin ev ma`rûfin ev iṣlâḥim beyne-nnâs. vemey yef`al ẕâlike-btigâe merḍâti-llâhi fesevfe nü'tîhi ecran `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (114-115) Onların fiskos yapmalarında / fısıldaşmalarında sadaka vermeyi emreden konuşmaları, normal olanları / örfe uygun olanları veya insanlar arasını düzeltici olan konuşmaları hariç herhangi bir hayır yoktur , kim Allah’ın hoşnutluğunu arayarak fısıldaşmayı bu şekilde yaparsa ilerde ona büyük bir ecir vereceğiz , her kim de yol kendisine açıkça belli olduktan sonra Resulle ayrışırsa ve müminlerin yolu dışında bir şeye uyarsa, nereye dönmesi gerekirse oraya döndürürüz, onu cehenneme koyarız, ne kötü varış yeridir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 114. ayet

  11. Nisâ suresi, 115. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 115. ayet. وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ وَسَآءَتْ مَصِيرًا

    vemey yüşâḳiḳi-rrasûle mim ba`di mâ tebeyyene lehü-lhüdâ veyettebi` gayra sebîli-lmü'minîne nüvellihî mâ tevellâ venuṣlihî cehennem. vesâet meṣîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (114-115) Onların fiskos yapmalarında / fısıldaşmalarında sadaka vermeyi emreden konuşmaları, normal olanları / örfe uygun olanları veya insanlar arasını düzeltici olan konuşmaları hariç herhangi bir hayır yoktur , kim Allah’ın hoşnutluğunu arayarak fısıldaşmayı bu şekilde yaparsa ilerde ona büyük bir ecir vereceğiz , her kim de yol kendisine açıkça belli olduktan sonra Resulle ayrışırsa ve müminlerin yolu dışında bir şeye uyarsa, nereye dönmesi gerekirse oraya döndürürüz, onu cehenneme koyarız, ne kötü varış yeridir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 115. ayet

Şirkin bağışlanmaması; şeytanın vaadi ve kuruntular 116–126

  1. Nisâ suresi, 116. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 116. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِۦ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا

    inne-llâhe lâ yagfiru ey yüşrake bihî veyagfiru mâ dûne ẕâlike limey yeşâ'. vemey yüşrik billâhi feḳad ḍalle ḍalâlem be`îdâ.

    Mehmet Alagaş

    (116-121) Allah kendisine ortak koşulmasını kesinlikle bağışlamaz, bunun dışındaki istediği kimseyi bağışlar, her kim Allah’a ortak koşarsa, kesinlikle uzak bir sapmaya sapmıştır. O’nun dışında sadece dişi putlara dua ediyorlar , onlar sadece inatçı şeytana dua ediyorlar , Allah ona (şeytana) lanet etti, dedi ki; senin kullarından belli bir miktarda pay alacağım. (Bir kısmı benim kulum olacaklar) Onları saptıracağım onlara ümit vereceğim hayaller kuracaklar ve onlara hayvanların kulaklarını yarın diye emredeceğim, Allah’ın yarattığını bozmalarını emredeceğim. Her kim Allah’ın dışında dost olarak şeytanı edinirse, apaçık hasarla hasarlanmıştır. Onlara vaatte bulunur hayaller kurdurur , şeytan ancak ve ancak aldanmayı vaad edebilir, onların barınacakları yer cehennemdir ondan kaçacakları bir yer bulamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 116. ayet

  2. Nisâ suresi, 117. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 117. ayet. إِن يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ إِنَٰثًا وَإِن يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَٰنًا مَّرِيدًا

    iy yed`ûne min dûnihî illâ inâŝâ. veiy yed`ûne illâ şeyṭânem merîdâ.

    Mehmet Alagaş

    (116-121) Allah kendisine ortak koşulmasını kesinlikle bağışlamaz, bunun dışındaki istediği kimseyi bağışlar, her kim Allah’a ortak koşarsa, kesinlikle uzak bir sapmaya sapmıştır. O’nun dışında sadece dişi putlara dua ediyorlar , onlar sadece inatçı şeytana dua ediyorlar , Allah ona (şeytana) lanet etti, dedi ki; senin kullarından belli bir miktarda pay alacağım. (Bir kısmı benim kulum olacaklar) Onları saptıracağım onlara ümit vereceğim hayaller kuracaklar ve onlara hayvanların kulaklarını yarın diye emredeceğim, Allah’ın yarattığını bozmalarını emredeceğim. Her kim Allah’ın dışında dost olarak şeytanı edinirse, apaçık hasarla hasarlanmıştır. Onlara vaatte bulunur hayaller kurdurur , şeytan ancak ve ancak aldanmayı vaad edebilir, onların barınacakları yer cehennemdir ondan kaçacakları bir yer bulamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 117. ayet

  3. Nisâ suresi, 118. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 118. ayet. لَّعَنَهُ ٱللَّهُ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا

    le`anehü-llâh. veḳâle leetteḫiẕenne min `ibâdike neṣîbem mefrûḍâ.

    Mehmet Alagaş

    (116-121) Allah kendisine ortak koşulmasını kesinlikle bağışlamaz, bunun dışındaki istediği kimseyi bağışlar, her kim Allah’a ortak koşarsa, kesinlikle uzak bir sapmaya sapmıştır. O’nun dışında sadece dişi putlara dua ediyorlar , onlar sadece inatçı şeytana dua ediyorlar , Allah ona (şeytana) lanet etti, dedi ki; senin kullarından belli bir miktarda pay alacağım. (Bir kısmı benim kulum olacaklar) Onları saptıracağım onlara ümit vereceğim hayaller kuracaklar ve onlara hayvanların kulaklarını yarın diye emredeceğim, Allah’ın yarattığını bozmalarını emredeceğim. Her kim Allah’ın dışında dost olarak şeytanı edinirse, apaçık hasarla hasarlanmıştır. Onlara vaatte bulunur hayaller kurdurur , şeytan ancak ve ancak aldanmayı vaad edebilir, onların barınacakları yer cehennemdir ondan kaçacakları bir yer bulamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 118. ayet

  4. Nisâ suresi, 119. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 119. ayet. وَلَأُضِلَّنَّهُمْ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ ءَاذَانَ ٱلْأَنْعَٰمِ وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ ٱللَّهِ وَمَن يَتَّخِذِ ٱلشَّيْطَٰنَ وَلِيًّا مِّن دُونِ ٱللَّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُّبِينًا

    veleüḍillennehüm veleümenniyennehüm veleâmürannehüm feleyübettikünne âẕâne-l'en`âmi veleâmürannehüm feleyügayyirunne ḫalḳa-llâh. vemey yetteḫiẕi-şşeyṭâne veliyyem min dûni-llâhi feḳad ḫasira ḫusrânem mübînâ.

    Mehmet Alagaş

    (116-121) Allah kendisine ortak koşulmasını kesinlikle bağışlamaz, bunun dışındaki istediği kimseyi bağışlar, her kim Allah’a ortak koşarsa, kesinlikle uzak bir sapmaya sapmıştır. O’nun dışında sadece dişi putlara dua ediyorlar , onlar sadece inatçı şeytana dua ediyorlar , Allah ona (şeytana) lanet etti, dedi ki; senin kullarından belli bir miktarda pay alacağım. (Bir kısmı benim kulum olacaklar) Onları saptıracağım onlara ümit vereceğim hayaller kuracaklar ve onlara hayvanların kulaklarını yarın diye emredeceğim, Allah’ın yarattığını bozmalarını emredeceğim. Her kim Allah’ın dışında dost olarak şeytanı edinirse, apaçık hasarla hasarlanmıştır. Onlara vaatte bulunur hayaller kurdurur , şeytan ancak ve ancak aldanmayı vaad edebilir, onların barınacakları yer cehennemdir ondan kaçacakları bir yer bulamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 119. ayet

  5. Nisâ suresi, 120. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 120. ayet. يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا

    ye`idühüm veyümennîhim. vemâ ye`idühümü-şşeyṭânü illâ gurûrâ.

    Mehmet Alagaş

    (116-121) Allah kendisine ortak koşulmasını kesinlikle bağışlamaz, bunun dışındaki istediği kimseyi bağışlar, her kim Allah’a ortak koşarsa, kesinlikle uzak bir sapmaya sapmıştır. O’nun dışında sadece dişi putlara dua ediyorlar , onlar sadece inatçı şeytana dua ediyorlar , Allah ona (şeytana) lanet etti, dedi ki; senin kullarından belli bir miktarda pay alacağım. (Bir kısmı benim kulum olacaklar) Onları saptıracağım onlara ümit vereceğim hayaller kuracaklar ve onlara hayvanların kulaklarını yarın diye emredeceğim, Allah’ın yarattığını bozmalarını emredeceğim. Her kim Allah’ın dışında dost olarak şeytanı edinirse, apaçık hasarla hasarlanmıştır. Onlara vaatte bulunur hayaller kurdurur , şeytan ancak ve ancak aldanmayı vaad edebilir, onların barınacakları yer cehennemdir ondan kaçacakları bir yer bulamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 120. ayet

  6. Nisâ suresi, 121. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 121. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ مَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَحِيصًا

    ülâike me'vâhüm cehennemü velâ yecidûne `anhâ meḥîṣâ.

    Mehmet Alagaş

    (116-121) Allah kendisine ortak koşulmasını kesinlikle bağışlamaz, bunun dışındaki istediği kimseyi bağışlar, her kim Allah’a ortak koşarsa, kesinlikle uzak bir sapmaya sapmıştır. O’nun dışında sadece dişi putlara dua ediyorlar , onlar sadece inatçı şeytana dua ediyorlar , Allah ona (şeytana) lanet etti, dedi ki; senin kullarından belli bir miktarda pay alacağım. (Bir kısmı benim kulum olacaklar) Onları saptıracağım onlara ümit vereceğim hayaller kuracaklar ve onlara hayvanların kulaklarını yarın diye emredeceğim, Allah’ın yarattığını bozmalarını emredeceğim. Her kim Allah’ın dışında dost olarak şeytanı edinirse, apaçık hasarla hasarlanmıştır. Onlara vaatte bulunur hayaller kurdurur , şeytan ancak ve ancak aldanmayı vaad edebilir, onların barınacakları yer cehennemdir ondan kaçacakları bir yer bulamazlar.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 121. ayet

  7. Nisâ suresi, 122. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 122. ayet. وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا وَعْدَ ٱللَّهِ حَقًّا وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ ٱللَّهِ قِيلًا

    velleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti senüdḫilühüm cennâtin tecrî min taḥtihe-l'enhâru ḫâlidîne fîhâ ebedâ. va`de-llâhi ḥaḳḳâ. vemen aṣdeḳu mine-llâhi ḳîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (121-126) İman edenler ve ıslah edici amel yapanları, onları altlarından nehirler akan cennete sokacağız, orada süresiz / ebedi kalıcıdırlar, bu Allah’ın gerçek bir söz vermesidir / vaadidir , söz olarak, Allah’tan başka kim sözüne daha sadıktır ki? Sizin beklentileriniz gibi de değildir, ehli kitabın beklentileri / temennileri gibi de değildir. (Allah’ın dediği gibi olur) Kim bir kötülük ederse / eylerse onunla cezalandırılır, Allah’ın dışında da o kişi ne bir dost ne de bir yardımcı bulamaz. Erkek yahut kadın her kim de düzeltici faaliyet / salihat işlerse ve de mümin ise , işte onlar cennete girerler, zerre kadar dahi zulüm görmezler. (Mümin olmayana, yok bir ödül) Din olarak yüzünü Allah’a teslim edenden daha güzeli kim vardır? Üstelik (tıpkı dini gibi) o kişi de güzeldir ve de doğru olana meyilli / hanif İbrahim dini beraberliğine / milletine uymuştur. Allah, İbrahim’i yakın dost olarak / halil olarak edinmiştir , semalarda ve yer de ne varsa Allah’ındır , Allah her şeyi kuşatıcıdır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 122. ayet

  8. Nisâ suresi, 123. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 123. ayet. لَّيْسَ بِأَمَانِيِّكُمْ وَلَآ أَمَانِىِّ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ مَن يَعْمَلْ سُوٓءًا يُجْزَ بِهِۦ وَلَا يَجِدْ لَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا

    leyse biemâniyyiküm velâ emâniyyi ehli-lkitâb. mey ya`mel sûey yücze bihî velâ yecid lehû min dûni-llâhi veliyyev velâ neṣîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (121-126) İman edenler ve ıslah edici amel yapanları, onları altlarından nehirler akan cennete sokacağız, orada süresiz / ebedi kalıcıdırlar, bu Allah’ın gerçek bir söz vermesidir / vaadidir , söz olarak, Allah’tan başka kim sözüne daha sadıktır ki? Sizin beklentileriniz gibi de değildir, ehli kitabın beklentileri / temennileri gibi de değildir. (Allah’ın dediği gibi olur) Kim bir kötülük ederse / eylerse onunla cezalandırılır, Allah’ın dışında da o kişi ne bir dost ne de bir yardımcı bulamaz. Erkek yahut kadın her kim de düzeltici faaliyet / salihat işlerse ve de mümin ise , işte onlar cennete girerler, zerre kadar dahi zulüm görmezler. (Mümin olmayana, yok bir ödül) Din olarak yüzünü Allah’a teslim edenden daha güzeli kim vardır? Üstelik (tıpkı dini gibi) o kişi de güzeldir ve de doğru olana meyilli / hanif İbrahim dini beraberliğine / milletine uymuştur. Allah, İbrahim’i yakın dost olarak / halil olarak edinmiştir , semalarda ve yer de ne varsa Allah’ındır , Allah her şeyi kuşatıcıdır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 123. ayet

  9. Nisâ suresi, 124. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 124. ayet. وَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقِيرًا

    vemey ya`mel mine-ṣṣâliḥâti min ẕekerin ev ünŝâ vehüve mü'minün feülâike yedḫulûne-lcennete velâ yużlemûne neḳîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (121-126) İman edenler ve ıslah edici amel yapanları, onları altlarından nehirler akan cennete sokacağız, orada süresiz / ebedi kalıcıdırlar, bu Allah’ın gerçek bir söz vermesidir / vaadidir , söz olarak, Allah’tan başka kim sözüne daha sadıktır ki? Sizin beklentileriniz gibi de değildir, ehli kitabın beklentileri / temennileri gibi de değildir. (Allah’ın dediği gibi olur) Kim bir kötülük ederse / eylerse onunla cezalandırılır, Allah’ın dışında da o kişi ne bir dost ne de bir yardımcı bulamaz. Erkek yahut kadın her kim de düzeltici faaliyet / salihat işlerse ve de mümin ise , işte onlar cennete girerler, zerre kadar dahi zulüm görmezler. (Mümin olmayana, yok bir ödül) Din olarak yüzünü Allah’a teslim edenden daha güzeli kim vardır? Üstelik (tıpkı dini gibi) o kişi de güzeldir ve de doğru olana meyilli / hanif İbrahim dini beraberliğine / milletine uymuştur. Allah, İbrahim’i yakın dost olarak / halil olarak edinmiştir , semalarda ve yer de ne varsa Allah’ındır , Allah her şeyi kuşatıcıdır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 124. ayet

  10. Nisâ suresi, 125. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 125. ayet. وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَٱتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًا وَٱتَّخَذَ ٱللَّهُ إِبْرَٰهِيمَ خَلِيلًا

    vemen aḥsenü dînem mimmen esleme vechehû lillâhi vehüve muḥsinüv vettebe`a millete ibrâhîme ḥanîfâ. vetteḫaẕe-llâhü ibrâhîme ḫalîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (121-126) İman edenler ve ıslah edici amel yapanları, onları altlarından nehirler akan cennete sokacağız, orada süresiz / ebedi kalıcıdırlar, bu Allah’ın gerçek bir söz vermesidir / vaadidir , söz olarak, Allah’tan başka kim sözüne daha sadıktır ki? Sizin beklentileriniz gibi de değildir, ehli kitabın beklentileri / temennileri gibi de değildir. (Allah’ın dediği gibi olur) Kim bir kötülük ederse / eylerse onunla cezalandırılır, Allah’ın dışında da o kişi ne bir dost ne de bir yardımcı bulamaz. Erkek yahut kadın her kim de düzeltici faaliyet / salihat işlerse ve de mümin ise , işte onlar cennete girerler, zerre kadar dahi zulüm görmezler. (Mümin olmayana, yok bir ödül) Din olarak yüzünü Allah’a teslim edenden daha güzeli kim vardır? Üstelik (tıpkı dini gibi) o kişi de güzeldir ve de doğru olana meyilli / hanif İbrahim dini beraberliğine / milletine uymuştur. Allah, İbrahim’i yakın dost olarak / halil olarak edinmiştir , semalarda ve yer de ne varsa Allah’ındır , Allah her şeyi kuşatıcıdır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 125. ayet

  11. Nisâ suresi, 126. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 126. ayet. وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ مُّحِيطًا

    velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vekâne-llâhü bikülli şey'im müḥîṭâ.

    Mehmet Alagaş

    (121-126) İman edenler ve ıslah edici amel yapanları, onları altlarından nehirler akan cennete sokacağız, orada süresiz / ebedi kalıcıdırlar, bu Allah’ın gerçek bir söz vermesidir / vaadidir , söz olarak, Allah’tan başka kim sözüne daha sadıktır ki? Sizin beklentileriniz gibi de değildir, ehli kitabın beklentileri / temennileri gibi de değildir. (Allah’ın dediği gibi olur) Kim bir kötülük ederse / eylerse onunla cezalandırılır, Allah’ın dışında da o kişi ne bir dost ne de bir yardımcı bulamaz. Erkek yahut kadın her kim de düzeltici faaliyet / salihat işlerse ve de mümin ise , işte onlar cennete girerler, zerre kadar dahi zulüm görmezler. (Mümin olmayana, yok bir ödül) Din olarak yüzünü Allah’a teslim edenden daha güzeli kim vardır? Üstelik (tıpkı dini gibi) o kişi de güzeldir ve de doğru olana meyilli / hanif İbrahim dini beraberliğine / milletine uymuştur. Allah, İbrahim’i yakın dost olarak / halil olarak edinmiştir , semalarda ve yer de ne varsa Allah’ındır , Allah her şeyi kuşatıcıdır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 126. ayet

Kadınlar hakkında fetva ve adalet 127–134

  1. Nisâ suresi, 127. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 127. ayet. وَيَسْتَفْتُونَكَ فِى ٱلنِّسَآءِ قُلِ ٱللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فِى ٱلْكِتَٰبِ فِى يَتَٰمَى ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِى لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلْوِلْدَٰنِ وَأَن تَقُومُوا۟ لِلْيَتَٰمَىٰ بِٱلْقِسْطِ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِهِۦ عَلِيمًا

    veyesteftûneke fi-nnisâ'. ḳuli-llâhü yüftîküm fîhinne vemâ yütlâ `aleyküm fi-lkitâbi fî yetâme-nnisâi-llâtî lâ tü'tûnehünne mâ kütibe lehünne vetergabûne en tenkiḥûhünne velmüstaḍ`afîne mine-lvildâni veen teḳûmû lilyetâmâ bilḳisṭ. vemâ tef`alû min ḫayrin feinne-llâhe kâne bihî `alîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (127-130) Senden kadınlar hakkında kanaatini soruyorlar / fetva soruyorlar, de ki Allah, o kadınlar hakkındaki kanaatini söylüyor; Yetim kızlar hakkında size kitapta okunmuş olan ayetler var, ki o ayetler kendileri ile nikahlanmayı istemediğiniz o yetim kadınlar hakkındadır, o yetimlere yazılmış olup ta kendilerine vermedikleriniz hakkındadır, çocuklardan zayıf bırakılmışlar / mustazaf olanlar hakkındadır, yetimlerde ölçülü olmayı ayağa kaldırmak hakkındadır, içinizden kim iyilik yaparsa Allah onu kesinlikle bilendir. Kadın kocasının, hırçınlaşmasından yahut yüz çevirmesinden korkarsa, her ikisinin de aralarını bir sulh ile ıslah etmelerinde günah yoktur, ıslah hayırlıdır, kişi / nefis bencilliğe hazır haldedir, eğer güzel davranırsanız ve sakınırsanız Allah kesinlikle yaptıklarınızdan haberi olandır. Kadınlar arasında denk davranmaya / adil davranmaya gücünüz / kapasiteniz yetmez. (Eşit davranmak denk / adil davranmak değildir) Öyleyse hırslanıp, bütün ilginizi diğerlerine verip, onlardan birini askıda bırakmayın / muallakta bırakmayın , eğer düzelirseniz ve sakınırsanız Allah kesinlikle bağışlayıcıdır esirgeyendir. Eğer ayrılırsanız da Allah, bolluğundan her ikinizi de zenginleştirir , Allah geniştir ve hakimdir (Katolikler de ayrılık / boşanmak yoktur)

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 127. ayet

  2. Nisâ suresi, 128. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 128. ayet. وَإِنِ ٱمْرَأَةٌ خَافَتْ مِنۢ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَٱلصُّلْحُ خَيْرٌ وَأُحْضِرَتِ ٱلْأَنفُسُ ٱلشُّحَّ وَإِن تُحْسِنُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

    veini-mraetün ḫâfet mim ba`lihâ nüşûzen ev i`râḍan felâ cünâḥa `aleyhimâ ey yuṣliḥâ beynehümâ ṣulḥâ. veṣṣulḥu ḫayr. veuḥḍirati-l'enfüsü-şşüḥḥ. vein tuḥsinû vetetteḳû feinne-llâhe kâne bimâ ta`melûne ḫabîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (127-130) Senden kadınlar hakkında kanaatini soruyorlar / fetva soruyorlar, de ki Allah, o kadınlar hakkındaki kanaatini söylüyor; Yetim kızlar hakkında size kitapta okunmuş olan ayetler var, ki o ayetler kendileri ile nikahlanmayı istemediğiniz o yetim kadınlar hakkındadır, o yetimlere yazılmış olup ta kendilerine vermedikleriniz hakkındadır, çocuklardan zayıf bırakılmışlar / mustazaf olanlar hakkındadır, yetimlerde ölçülü olmayı ayağa kaldırmak hakkındadır, içinizden kim iyilik yaparsa Allah onu kesinlikle bilendir. Kadın kocasının, hırçınlaşmasından yahut yüz çevirmesinden korkarsa, her ikisinin de aralarını bir sulh ile ıslah etmelerinde günah yoktur, ıslah hayırlıdır, kişi / nefis bencilliğe hazır haldedir, eğer güzel davranırsanız ve sakınırsanız Allah kesinlikle yaptıklarınızdan haberi olandır. Kadınlar arasında denk davranmaya / adil davranmaya gücünüz / kapasiteniz yetmez. (Eşit davranmak denk / adil davranmak değildir) Öyleyse hırslanıp, bütün ilginizi diğerlerine verip, onlardan birini askıda bırakmayın / muallakta bırakmayın , eğer düzelirseniz ve sakınırsanız Allah kesinlikle bağışlayıcıdır esirgeyendir. Eğer ayrılırsanız da Allah, bolluğundan her ikinizi de zenginleştirir , Allah geniştir ve hakimdir (Katolikler de ayrılık / boşanmak yoktur)

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 128. ayet

  3. Nisâ suresi, 129. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 129. ayet. وَلَن تَسْتَطِيعُوٓا۟ أَن تَعْدِلُوا۟ بَيْنَ ٱلنِّسَآءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَمِيلُوا۟ كُلَّ ٱلْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَٱلْمُعَلَّقَةِ وَإِن تُصْلِحُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا

    velen testeṭî`û en ta`dilû beyne-nnisâi velev ḥaraṣtüm felâ temîlû külle-lmeyli feteẕerûhâ kelmü`alleḳah. vein tuṣliḥû vetetteḳû feinne-llâhe kâne gafûrar raḥîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (127-130) Senden kadınlar hakkında kanaatini soruyorlar / fetva soruyorlar, de ki Allah, o kadınlar hakkındaki kanaatini söylüyor; Yetim kızlar hakkında size kitapta okunmuş olan ayetler var, ki o ayetler kendileri ile nikahlanmayı istemediğiniz o yetim kadınlar hakkındadır, o yetimlere yazılmış olup ta kendilerine vermedikleriniz hakkındadır, çocuklardan zayıf bırakılmışlar / mustazaf olanlar hakkındadır, yetimlerde ölçülü olmayı ayağa kaldırmak hakkındadır, içinizden kim iyilik yaparsa Allah onu kesinlikle bilendir. Kadın kocasının, hırçınlaşmasından yahut yüz çevirmesinden korkarsa, her ikisinin de aralarını bir sulh ile ıslah etmelerinde günah yoktur, ıslah hayırlıdır, kişi / nefis bencilliğe hazır haldedir, eğer güzel davranırsanız ve sakınırsanız Allah kesinlikle yaptıklarınızdan haberi olandır. Kadınlar arasında denk davranmaya / adil davranmaya gücünüz / kapasiteniz yetmez. (Eşit davranmak denk / adil davranmak değildir) Öyleyse hırslanıp, bütün ilginizi diğerlerine verip, onlardan birini askıda bırakmayın / muallakta bırakmayın , eğer düzelirseniz ve sakınırsanız Allah kesinlikle bağışlayıcıdır esirgeyendir. Eğer ayrılırsanız da Allah, bolluğundan her ikinizi de zenginleştirir , Allah geniştir ve hakimdir (Katolikler de ayrılık / boşanmak yoktur)

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 129. ayet

  4. Nisâ suresi, 130. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 130. ayet. وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغْنِ ٱللَّهُ كُلًّا مِّن سَعَتِهِۦ وَكَانَ ٱللَّهُ وَٰسِعًا حَكِيمًا

    veiy yeteferraḳâ yugni-llâhü küllem min se`atih. vekâne-llâhü vâsi`an ḥakîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (127-130) Senden kadınlar hakkında kanaatini soruyorlar / fetva soruyorlar, de ki Allah, o kadınlar hakkındaki kanaatini söylüyor; Yetim kızlar hakkında size kitapta okunmuş olan ayetler var, ki o ayetler kendileri ile nikahlanmayı istemediğiniz o yetim kadınlar hakkındadır, o yetimlere yazılmış olup ta kendilerine vermedikleriniz hakkındadır, çocuklardan zayıf bırakılmışlar / mustazaf olanlar hakkındadır, yetimlerde ölçülü olmayı ayağa kaldırmak hakkındadır, içinizden kim iyilik yaparsa Allah onu kesinlikle bilendir. Kadın kocasının, hırçınlaşmasından yahut yüz çevirmesinden korkarsa, her ikisinin de aralarını bir sulh ile ıslah etmelerinde günah yoktur, ıslah hayırlıdır, kişi / nefis bencilliğe hazır haldedir, eğer güzel davranırsanız ve sakınırsanız Allah kesinlikle yaptıklarınızdan haberi olandır. Kadınlar arasında denk davranmaya / adil davranmaya gücünüz / kapasiteniz yetmez. (Eşit davranmak denk / adil davranmak değildir) Öyleyse hırslanıp, bütün ilginizi diğerlerine verip, onlardan birini askıda bırakmayın / muallakta bırakmayın , eğer düzelirseniz ve sakınırsanız Allah kesinlikle bağışlayıcıdır esirgeyendir. Eğer ayrılırsanız da Allah, bolluğundan her ikinizi de zenginleştirir , Allah geniştir ve hakimdir (Katolikler de ayrılık / boşanmak yoktur)

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 130. ayet

  5. Nisâ suresi, 131. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 131. ayet. وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدًا

    velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. veleḳad veṣṣayne-lleẕîne ûtü-lkitâbe min ḳabliküm veiyyâküm eni-tteḳu-llâh. vein tekfürû feinne lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vekâne-llâhü ganiyyen ḥamîdâ.

    Mehmet Alagaş

    (131-134) Semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır, kesin olan şu ki size de sizden öncekilerden kitap verdiklerimize de “Allah’tan sakının” tavsiyesinde bulunduk. Eğer küfrederlerse muhakkak ki semalarda ve arzda ne varsa Allah’ındır , Allah zengindir, övülendir. Semalarda ve arzda ne varsa Allah’ındır , vekil olarak da Allah yeterlidir , eğer isterse ey insanlar sizi giderir / yok eder ve diğerlerini getirir, Allah bunu yapmaya güç yetirir. Kim dünya sevabını isterse dünya sevabı da Ahiret sevabı da Allah’ın yanındadır, Allah işitendir görendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 131. ayet

  6. Nisâ suresi, 132. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 132. ayet. وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا

    velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vekefâ billâhi vekîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (131-134) Semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır, kesin olan şu ki size de sizden öncekilerden kitap verdiklerimize de “Allah’tan sakının” tavsiyesinde bulunduk. Eğer küfrederlerse muhakkak ki semalarda ve arzda ne varsa Allah’ındır , Allah zengindir, övülendir. Semalarda ve arzda ne varsa Allah’ındır , vekil olarak da Allah yeterlidir , eğer isterse ey insanlar sizi giderir / yok eder ve diğerlerini getirir, Allah bunu yapmaya güç yetirir. Kim dünya sevabını isterse dünya sevabı da Ahiret sevabı da Allah’ın yanındadır, Allah işitendir görendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 132. ayet

  7. Nisâ suresi, 133. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 133. ayet. إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ أَيُّهَا ٱلنَّاسُ وَيَأْتِ بِـَٔاخَرِينَ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ذَٰلِكَ قَدِيرًا

    iy yeşe' yüẕhibküm eyyühe-nnâsü veye'ti biâḫarîn. vekâne-llâhü `alâ ẕâlike ḳadîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (131-134) Semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır, kesin olan şu ki size de sizden öncekilerden kitap verdiklerimize de “Allah’tan sakının” tavsiyesinde bulunduk. Eğer küfrederlerse muhakkak ki semalarda ve arzda ne varsa Allah’ındır , Allah zengindir, övülendir. Semalarda ve arzda ne varsa Allah’ındır , vekil olarak da Allah yeterlidir , eğer isterse ey insanlar sizi giderir / yok eder ve diğerlerini getirir, Allah bunu yapmaya güç yetirir. Kim dünya sevabını isterse dünya sevabı da Ahiret sevabı da Allah’ın yanındadır, Allah işitendir görendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 133. ayet

  8. Nisâ suresi, 134. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 134. ayet. مَّن كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا فَعِندَ ٱللَّهِ ثَوَابُ ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا

    men kâne yürîdü ŝevâbe-ddünyâ fe`inde-llâhi ŝevâbü-ddünyâ vel'âḫirah. vekâne-llâhü semî`am beṣîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (131-134) Semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır, kesin olan şu ki size de sizden öncekilerden kitap verdiklerimize de “Allah’tan sakının” tavsiyesinde bulunduk. Eğer küfrederlerse muhakkak ki semalarda ve arzda ne varsa Allah’ındır , Allah zengindir, övülendir. Semalarda ve arzda ne varsa Allah’ındır , vekil olarak da Allah yeterlidir , eğer isterse ey insanlar sizi giderir / yok eder ve diğerlerini getirir, Allah bunu yapmaya güç yetirir. Kim dünya sevabını isterse dünya sevabı da Ahiret sevabı da Allah’ın yanındadır, Allah işitendir görendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 134. ayet

Adaletle şahitlik; kâfirleri dost edinenler 135–141

  1. Nisâ suresi, 135. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 135. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ بِٱلْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ أَوِ ٱلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَٱللَّهُ أَوْلَىٰ بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلْهَوَىٰٓ أَن تَعْدِلُوا۟ وَإِن تَلْوُۥٓا۟ أَوْ تُعْرِضُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû kûnû ḳavvâmîne bilḳisṭi şühedâe lillâhi velev `alâ enfüsiküm evi-lvâlideyni vel'aḳrabîn. iy yekün ganiyyen ev feḳîran fellâhü evlâ bihimâ felâ tettebi`ü-lhevâ en ta`dilû. vein telvû ev tü`riḍû feinne-llâhe kâne bimâ ta`melûne ḫabîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (135-140) Ey iman edenler ölçülü olmak konusunda kendiniz yahut ana babanız ve de akrabanız dahi olsa sağlam / mukavim durun, zengin de olsa fakir de olsa sağlam durun. Her ikisine de Allah, daha yakındır. Den kliği sağlama da / adaleti sağlama da keyfinize uymayın, eğer yüz çevirirseniz ve kaçınırsanız, Allah kesinlikle yaptıklarınızdan haberi olandır. Ey iman edenler Allah’a, Resulüne ve Resulüne indirdiği kitaba iman edin. Sizden önce indirilmiş olan kitaba iman edin. Her kim Allah’ı Meleklerini, kitaplarını, Resul lerini ve ahiret gününü tanımazsa kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmıştır. Muhakkak ki iman edenler ve sonrasında kafir olanlar sonra yine iman edenler sonra yine kafir olanlar sonra da kafirliğinde derinleşenleri, Allah onları bağışlayamayacaktır ve onları yola iletmeyecektir. Münafıkları, acıtıcı bir azap onlar içindir diye müjdele. Onlar müminlerin dışında kafirleri dost ediniyorlardı, saygınlığı onların yanında mı arıyorlar? Saygınlığın tümü Allah’ındır. (Onun yanında arayın) Kitapta size şu kesinli kle in di, eğer ki Allah’ın ayetlerine küfredildiğini ve alay edildiğini işittiğiniz vakit, onlar diğer bir söze geçinceye kadar onlarla beraber oturmayın , o vakit sizler de onlar gibi olursunuz, muhakkak ki Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini birden cehennemde toplayandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 135. ayet

  2. Nisâ suresi, 136. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 136. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَٰبِ ٱلَّذِى نَزَّلَ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَٰبِ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû âminû billâhi verasûlihî velkitâbi-lleẕî nezzele `alâ rasûlihî velkitâbi-lleẕî enzele min ḳabl. vemey yekfür billâhi vemelâiketihî vekütübihî verusülihî velyevmi-l'âḫiri feḳad ḍalle ḍalâlem be`îdâ.

    Mehmet Alagaş

    (135-140) Ey iman edenler ölçülü olmak konusunda kendiniz yahut ana babanız ve de akrabanız dahi olsa sağlam / mukavim durun, zengin de olsa fakir de olsa sağlam durun. Her ikisine de Allah, daha yakındır. Den kliği sağlama da / adaleti sağlama da keyfinize uymayın, eğer yüz çevirirseniz ve kaçınırsanız, Allah kesinlikle yaptıklarınızdan haberi olandır. Ey iman edenler Allah’a, Resulüne ve Resulüne indirdiği kitaba iman edin. Sizden önce indirilmiş olan kitaba iman edin. Her kim Allah’ı Meleklerini, kitaplarını, Resul lerini ve ahiret gününü tanımazsa kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmıştır. Muhakkak ki iman edenler ve sonrasında kafir olanlar sonra yine iman edenler sonra yine kafir olanlar sonra da kafirliğinde derinleşenleri, Allah onları bağışlayamayacaktır ve onları yola iletmeyecektir. Münafıkları, acıtıcı bir azap onlar içindir diye müjdele. Onlar müminlerin dışında kafirleri dost ediniyorlardı, saygınlığı onların yanında mı arıyorlar? Saygınlığın tümü Allah’ındır. (Onun yanında arayın) Kitapta size şu kesinli kle in di, eğer ki Allah’ın ayetlerine küfredildiğini ve alay edildiğini işittiğiniz vakit, onlar diğer bir söze geçinceye kadar onlarla beraber oturmayın , o vakit sizler de onlar gibi olursunuz, muhakkak ki Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini birden cehennemde toplayandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 136. ayet

  3. Nisâ suresi, 137. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 137. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ثُمَّ كَفَرُوا۟ ثُمَّ ءَامَنُوا۟ ثُمَّ كَفَرُوا۟ ثُمَّ ٱزْدَادُوا۟ كُفْرًا لَّمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلًۢا

    inne-lleẕîne âmenû ŝümme keferû ŝümme âmenû ŝümme keferû ŝümme-zdâdû küfral lem yeküni-llâhü liyagfira lehüm velâ liyehdiyehüm sebîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (135-140) Ey iman edenler ölçülü olmak konusunda kendiniz yahut ana babanız ve de akrabanız dahi olsa sağlam / mukavim durun, zengin de olsa fakir de olsa sağlam durun. Her ikisine de Allah, daha yakındır. Den kliği sağlama da / adaleti sağlama da keyfinize uymayın, eğer yüz çevirirseniz ve kaçınırsanız, Allah kesinlikle yaptıklarınızdan haberi olandır. Ey iman edenler Allah’a, Resulüne ve Resulüne indirdiği kitaba iman edin. Sizden önce indirilmiş olan kitaba iman edin. Her kim Allah’ı Meleklerini, kitaplarını, Resul lerini ve ahiret gününü tanımazsa kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmıştır. Muhakkak ki iman edenler ve sonrasında kafir olanlar sonra yine iman edenler sonra yine kafir olanlar sonra da kafirliğinde derinleşenleri, Allah onları bağışlayamayacaktır ve onları yola iletmeyecektir. Münafıkları, acıtıcı bir azap onlar içindir diye müjdele. Onlar müminlerin dışında kafirleri dost ediniyorlardı, saygınlığı onların yanında mı arıyorlar? Saygınlığın tümü Allah’ındır. (Onun yanında arayın) Kitapta size şu kesinli kle in di, eğer ki Allah’ın ayetlerine küfredildiğini ve alay edildiğini işittiğiniz vakit, onlar diğer bir söze geçinceye kadar onlarla beraber oturmayın , o vakit sizler de onlar gibi olursunuz, muhakkak ki Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini birden cehennemde toplayandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 137. ayet

  4. Nisâ suresi, 138. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 138. ayet. بَشِّرِ ٱلْمُنَٰفِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

    beşşiri-lmünâfiḳîne bienne lehüm `aẕâben elîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (135-140) Ey iman edenler ölçülü olmak konusunda kendiniz yahut ana babanız ve de akrabanız dahi olsa sağlam / mukavim durun, zengin de olsa fakir de olsa sağlam durun. Her ikisine de Allah, daha yakındır. Den kliği sağlama da / adaleti sağlama da keyfinize uymayın, eğer yüz çevirirseniz ve kaçınırsanız, Allah kesinlikle yaptıklarınızdan haberi olandır. Ey iman edenler Allah’a, Resulüne ve Resulüne indirdiği kitaba iman edin. Sizden önce indirilmiş olan kitaba iman edin. Her kim Allah’ı Meleklerini, kitaplarını, Resul lerini ve ahiret gününü tanımazsa kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmıştır. Muhakkak ki iman edenler ve sonrasında kafir olanlar sonra yine iman edenler sonra yine kafir olanlar sonra da kafirliğinde derinleşenleri, Allah onları bağışlayamayacaktır ve onları yola iletmeyecektir. Münafıkları, acıtıcı bir azap onlar içindir diye müjdele. Onlar müminlerin dışında kafirleri dost ediniyorlardı, saygınlığı onların yanında mı arıyorlar? Saygınlığın tümü Allah’ındır. (Onun yanında arayın) Kitapta size şu kesinli kle in di, eğer ki Allah’ın ayetlerine küfredildiğini ve alay edildiğini işittiğiniz vakit, onlar diğer bir söze geçinceye kadar onlarla beraber oturmayın , o vakit sizler de onlar gibi olursunuz, muhakkak ki Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini birden cehennemde toplayandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 138. ayet

  5. Nisâ suresi, 139. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 139. ayet. ٱلَّذِينَ يَتَّخِذُونَ ٱلْكَٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ ٱلْعِزَّةَ فَإِنَّ ٱلْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا

    elleẕîne yetteḫiẕûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmü'minîn. eyebtegûne `indehümü-l`izzete feinne-l`izzete lillâhi cemî`â.

    Mehmet Alagaş

    (135-140) Ey iman edenler ölçülü olmak konusunda kendiniz yahut ana babanız ve de akrabanız dahi olsa sağlam / mukavim durun, zengin de olsa fakir de olsa sağlam durun. Her ikisine de Allah, daha yakındır. Den kliği sağlama da / adaleti sağlama da keyfinize uymayın, eğer yüz çevirirseniz ve kaçınırsanız, Allah kesinlikle yaptıklarınızdan haberi olandır. Ey iman edenler Allah’a, Resulüne ve Resulüne indirdiği kitaba iman edin. Sizden önce indirilmiş olan kitaba iman edin. Her kim Allah’ı Meleklerini, kitaplarını, Resul lerini ve ahiret gününü tanımazsa kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmıştır. Muhakkak ki iman edenler ve sonrasında kafir olanlar sonra yine iman edenler sonra yine kafir olanlar sonra da kafirliğinde derinleşenleri, Allah onları bağışlayamayacaktır ve onları yola iletmeyecektir. Münafıkları, acıtıcı bir azap onlar içindir diye müjdele. Onlar müminlerin dışında kafirleri dost ediniyorlardı, saygınlığı onların yanında mı arıyorlar? Saygınlığın tümü Allah’ındır. (Onun yanında arayın) Kitapta size şu kesinli kle in di, eğer ki Allah’ın ayetlerine küfredildiğini ve alay edildiğini işittiğiniz vakit, onlar diğer bir söze geçinceye kadar onlarla beraber oturmayın , o vakit sizler de onlar gibi olursunuz, muhakkak ki Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini birden cehennemde toplayandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 139. ayet

  6. Nisâ suresi, 140. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 140. ayet. وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِى ٱلْكِتَٰبِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا۟ مَعَهُمْ حَتَّىٰ يَخُوضُوا۟ فِى حَدِيثٍ غَيْرِهِۦٓ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ جَامِعُ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْكَٰفِرِينَ فِى جَهَنَّمَ جَمِيعًا

    veḳad nezzele `aleyküm fi-lkitâbi en iẕâ semi`tüm âyâti-llâhi yükferu bihâ veyüstehzeü bihâ felâ taḳ`udû me`ahüm ḥattâ yeḫûḍû fî ḥadîŝin gayrihi. inneküm iẕem miŝlühüm. inne-llâhe câmi`u-lmünâfiḳîne velkâfirîne fî cehenneme cemî`â.

    Mehmet Alagaş

    (135-140) Ey iman edenler ölçülü olmak konusunda kendiniz yahut ana babanız ve de akrabanız dahi olsa sağlam / mukavim durun, zengin de olsa fakir de olsa sağlam durun. Her ikisine de Allah, daha yakındır. Den kliği sağlama da / adaleti sağlama da keyfinize uymayın, eğer yüz çevirirseniz ve kaçınırsanız, Allah kesinlikle yaptıklarınızdan haberi olandır. Ey iman edenler Allah’a, Resulüne ve Resulüne indirdiği kitaba iman edin. Sizden önce indirilmiş olan kitaba iman edin. Her kim Allah’ı Meleklerini, kitaplarını, Resul lerini ve ahiret gününü tanımazsa kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmıştır. Muhakkak ki iman edenler ve sonrasında kafir olanlar sonra yine iman edenler sonra yine kafir olanlar sonra da kafirliğinde derinleşenleri, Allah onları bağışlayamayacaktır ve onları yola iletmeyecektir. Münafıkları, acıtıcı bir azap onlar içindir diye müjdele. Onlar müminlerin dışında kafirleri dost ediniyorlardı, saygınlığı onların yanında mı arıyorlar? Saygınlığın tümü Allah’ındır. (Onun yanında arayın) Kitapta size şu kesinli kle in di, eğer ki Allah’ın ayetlerine küfredildiğini ve alay edildiğini işittiğiniz vakit, onlar diğer bir söze geçinceye kadar onlarla beraber oturmayın , o vakit sizler de onlar gibi olursunuz, muhakkak ki Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini birden cehennemde toplayandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 140. ayet

  7. Nisâ suresi, 141. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 141. ayet. ٱلَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَإِن كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِّنَ ٱللَّهِ قَالُوٓا۟ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ وَإِن كَانَ لِلْكَٰفِرِينَ نَصِيبٌ قَالُوٓا۟ أَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُم مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ فَٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَلَن يَجْعَلَ ٱللَّهُ لِلْكَٰفِرِينَ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا

    elleẕîne yeterabbeṣûne biküm. fein kâne leküm fetḥum mine-llâhi ḳâlû elem neküm me`aküm. vein kâne lilkâfirîne neṣîbün ḳâlû elem nestaḥviẕ `aleyküm venemna`küm mine-lmü'minîn. fellâhü yaḥkümü beyneküm yevme-lḳiyâmeh. veley yec`ale-llâhü lilkâfirîne `ale-lmü'minîne sebîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (141-147) Sizleri gözetleyenler öyledirler ki size Allah’tan bir fetih gelirse derler ki “biz, sizle beraberdik” kafirler için bir nasip oluşursa da onlar “Biz size destek olmadık mı? Sizi Müminlerden korumadık mı? derler, Allah, kıyamet günü sizin aranızdaki hükmünü verecektir. (Bu oynak hareketlere bakalım ne hüküm verecek) Allah müminler aleyhine kafirlere yol vermez, muhakkak ki münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar O / Allah onları aldatır. Namaza kalktıkları vakitte üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ancak az miktarda Allah’ı hatırlayıp anarlar / zikrederler, bu şekilde git gel yaşıyorlar / tereddüt yaşıyorlar, ne onlara (müminlere) bağlanabilirler ne de onlara (kafirlere) bağlanabilirler. Allah kimi saptırırsa artık asla onun için yol bulamazsın. Ey iman ede nler, Müminleri bırakıp ta kafirleri dost edinmeyin, Allah’a aleyhinize olacak açık bir delil vermeyi mi istiyorsunuz? Muhakkak ki münafıklar, ateşin an alt tabakasındadırlar. (Dereke; Sıfırın altı aşağı doğru dur. Derece: Sıfırın üstü yukarı doğru dur) onlara herhangi bir yardımcı da bulamazsın. Ancak vazgeçip ıslah olanlar Allah’a sarılanlar, dini Allah’a özgü / has yaşayanlar işte onlar müminlerle birliktedir, ileride Allah, müminlere büyük bir ödül verecektir. Eğer şükrederseniz ve iman ederseniz Allah size azap etmeyi ne diye yapsın ki? (Azap heveslisi değil) Allah teşekkür edendir, bilendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 141. ayet

Münafıkların bocalaması ve en aşağı tabaka 142–152

  1. Nisâ suresi, 142. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 142. ayet. إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَهُوَ خَٰدِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوٓا۟ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ قَامُوا۟ كُسَالَىٰ يُرَآءُونَ ٱلنَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ ٱللَّهَ إِلَّا قَلِيلًا

    inne-lmünâfiḳîne yüḫâdi`ûne-llâhe vehüve ḫâdi`uhüm. veiẕâ ḳâmû ile-ṣṣalâti ḳâmû küsâlâ yürâûne-nnâse velâ yeẕkürûne-llâhe illâ ḳalîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (141-147) Sizleri gözetleyenler öyledirler ki size Allah’tan bir fetih gelirse derler ki “biz, sizle beraberdik” kafirler için bir nasip oluşursa da onlar “Biz size destek olmadık mı? Sizi Müminlerden korumadık mı? derler, Allah, kıyamet günü sizin aranızdaki hükmünü verecektir. (Bu oynak hareketlere bakalım ne hüküm verecek) Allah müminler aleyhine kafirlere yol vermez, muhakkak ki münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar O / Allah onları aldatır. Namaza kalktıkları vakitte üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ancak az miktarda Allah’ı hatırlayıp anarlar / zikrederler, bu şekilde git gel yaşıyorlar / tereddüt yaşıyorlar, ne onlara (müminlere) bağlanabilirler ne de onlara (kafirlere) bağlanabilirler. Allah kimi saptırırsa artık asla onun için yol bulamazsın. Ey iman ede nler, Müminleri bırakıp ta kafirleri dost edinmeyin, Allah’a aleyhinize olacak açık bir delil vermeyi mi istiyorsunuz? Muhakkak ki münafıklar, ateşin an alt tabakasındadırlar. (Dereke; Sıfırın altı aşağı doğru dur. Derece: Sıfırın üstü yukarı doğru dur) onlara herhangi bir yardımcı da bulamazsın. Ancak vazgeçip ıslah olanlar Allah’a sarılanlar, dini Allah’a özgü / has yaşayanlar işte onlar müminlerle birliktedir, ileride Allah, müminlere büyük bir ödül verecektir. Eğer şükrederseniz ve iman ederseniz Allah size azap etmeyi ne diye yapsın ki? (Azap heveslisi değil) Allah teşekkür edendir, bilendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 142. ayet

  2. Nisâ suresi, 143. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 143. ayet. مُّذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَٰلِكَ لَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلًا

    müẕebẕebîne beyne ẕâlik. lâ ilâ hâülâi velâ ilâ hâülâ'. vemey yuḍlili-llâhü felen tecide lehû sebîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (141-147) Sizleri gözetleyenler öyledirler ki size Allah’tan bir fetih gelirse derler ki “biz, sizle beraberdik” kafirler için bir nasip oluşursa da onlar “Biz size destek olmadık mı? Sizi Müminlerden korumadık mı? derler, Allah, kıyamet günü sizin aranızdaki hükmünü verecektir. (Bu oynak hareketlere bakalım ne hüküm verecek) Allah müminler aleyhine kafirlere yol vermez, muhakkak ki münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar O / Allah onları aldatır. Namaza kalktıkları vakitte üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ancak az miktarda Allah’ı hatırlayıp anarlar / zikrederler, bu şekilde git gel yaşıyorlar / tereddüt yaşıyorlar, ne onlara (müminlere) bağlanabilirler ne de onlara (kafirlere) bağlanabilirler. Allah kimi saptırırsa artık asla onun için yol bulamazsın. Ey iman ede nler, Müminleri bırakıp ta kafirleri dost edinmeyin, Allah’a aleyhinize olacak açık bir delil vermeyi mi istiyorsunuz? Muhakkak ki münafıklar, ateşin an alt tabakasındadırlar. (Dereke; Sıfırın altı aşağı doğru dur. Derece: Sıfırın üstü yukarı doğru dur) onlara herhangi bir yardımcı da bulamazsın. Ancak vazgeçip ıslah olanlar Allah’a sarılanlar, dini Allah’a özgü / has yaşayanlar işte onlar müminlerle birliktedir, ileride Allah, müminlere büyük bir ödül verecektir. Eğer şükrederseniz ve iman ederseniz Allah size azap etmeyi ne diye yapsın ki? (Azap heveslisi değil) Allah teşekkür edendir, bilendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 143. ayet

  3. Nisâ suresi, 144. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 144. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلْكَٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُوا۟ لِلَّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَٰنًا مُّبِينًا

    yâ eyyühe-lleẕîne âmenû lâ tetteḫiẕü-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmü'minîn. etürîdûne en tec`alû lillâhi `aleyküm sülṭânem mübînâ.

    Mehmet Alagaş

    (141-147) Sizleri gözetleyenler öyledirler ki size Allah’tan bir fetih gelirse derler ki “biz, sizle beraberdik” kafirler için bir nasip oluşursa da onlar “Biz size destek olmadık mı? Sizi Müminlerden korumadık mı? derler, Allah, kıyamet günü sizin aranızdaki hükmünü verecektir. (Bu oynak hareketlere bakalım ne hüküm verecek) Allah müminler aleyhine kafirlere yol vermez, muhakkak ki münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar O / Allah onları aldatır. Namaza kalktıkları vakitte üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ancak az miktarda Allah’ı hatırlayıp anarlar / zikrederler, bu şekilde git gel yaşıyorlar / tereddüt yaşıyorlar, ne onlara (müminlere) bağlanabilirler ne de onlara (kafirlere) bağlanabilirler. Allah kimi saptırırsa artık asla onun için yol bulamazsın. Ey iman ede nler, Müminleri bırakıp ta kafirleri dost edinmeyin, Allah’a aleyhinize olacak açık bir delil vermeyi mi istiyorsunuz? Muhakkak ki münafıklar, ateşin an alt tabakasındadırlar. (Dereke; Sıfırın altı aşağı doğru dur. Derece: Sıfırın üstü yukarı doğru dur) onlara herhangi bir yardımcı da bulamazsın. Ancak vazgeçip ıslah olanlar Allah’a sarılanlar, dini Allah’a özgü / has yaşayanlar işte onlar müminlerle birliktedir, ileride Allah, müminlere büyük bir ödül verecektir. Eğer şükrederseniz ve iman ederseniz Allah size azap etmeyi ne diye yapsın ki? (Azap heveslisi değil) Allah teşekkür edendir, bilendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 144. ayet

  4. Nisâ suresi, 145. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 145. ayet. إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ فِى ٱلدَّرْكِ ٱلْأَسْفَلِ مِنَ ٱلنَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا

    inne-lmünâfiḳîne fi-dderki-l'esfeli mine-nnâr. velen tecide lehüm neṣîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (141-147) Sizleri gözetleyenler öyledirler ki size Allah’tan bir fetih gelirse derler ki “biz, sizle beraberdik” kafirler için bir nasip oluşursa da onlar “Biz size destek olmadık mı? Sizi Müminlerden korumadık mı? derler, Allah, kıyamet günü sizin aranızdaki hükmünü verecektir. (Bu oynak hareketlere bakalım ne hüküm verecek) Allah müminler aleyhine kafirlere yol vermez, muhakkak ki münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar O / Allah onları aldatır. Namaza kalktıkları vakitte üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ancak az miktarda Allah’ı hatırlayıp anarlar / zikrederler, bu şekilde git gel yaşıyorlar / tereddüt yaşıyorlar, ne onlara (müminlere) bağlanabilirler ne de onlara (kafirlere) bağlanabilirler. Allah kimi saptırırsa artık asla onun için yol bulamazsın. Ey iman ede nler, Müminleri bırakıp ta kafirleri dost edinmeyin, Allah’a aleyhinize olacak açık bir delil vermeyi mi istiyorsunuz? Muhakkak ki münafıklar, ateşin an alt tabakasındadırlar. (Dereke; Sıfırın altı aşağı doğru dur. Derece: Sıfırın üstü yukarı doğru dur) onlara herhangi bir yardımcı da bulamazsın. Ancak vazgeçip ıslah olanlar Allah’a sarılanlar, dini Allah’a özgü / has yaşayanlar işte onlar müminlerle birliktedir, ileride Allah, müminlere büyük bir ödül verecektir. Eğer şükrederseniz ve iman ederseniz Allah size azap etmeyi ne diye yapsın ki? (Azap heveslisi değil) Allah teşekkür edendir, bilendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 145. ayet

  5. Nisâ suresi, 146. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 146. ayet. إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ وَأَصْلَحُوا۟ وَٱعْتَصَمُوا۟ بِٱللَّهِ وَأَخْلَصُوا۟ دِينَهُمْ لِلَّهِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَعَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ ٱللَّهُ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَجْرًا عَظِيمًا

    ille-lleẕîne tâbû veaṣleḥû va`teṣamû billâhi veaḫleṣû dînehüm lillâhi feülâike me`a-lmü'minîn. vesevfe yü'ti-llâhü-lmü'minîne ecran `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (141-147) Sizleri gözetleyenler öyledirler ki size Allah’tan bir fetih gelirse derler ki “biz, sizle beraberdik” kafirler için bir nasip oluşursa da onlar “Biz size destek olmadık mı? Sizi Müminlerden korumadık mı? derler, Allah, kıyamet günü sizin aranızdaki hükmünü verecektir. (Bu oynak hareketlere bakalım ne hüküm verecek) Allah müminler aleyhine kafirlere yol vermez, muhakkak ki münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar O / Allah onları aldatır. Namaza kalktıkları vakitte üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ancak az miktarda Allah’ı hatırlayıp anarlar / zikrederler, bu şekilde git gel yaşıyorlar / tereddüt yaşıyorlar, ne onlara (müminlere) bağlanabilirler ne de onlara (kafirlere) bağlanabilirler. Allah kimi saptırırsa artık asla onun için yol bulamazsın. Ey iman ede nler, Müminleri bırakıp ta kafirleri dost edinmeyin, Allah’a aleyhinize olacak açık bir delil vermeyi mi istiyorsunuz? Muhakkak ki münafıklar, ateşin an alt tabakasındadırlar. (Dereke; Sıfırın altı aşağı doğru dur. Derece: Sıfırın üstü yukarı doğru dur) onlara herhangi bir yardımcı da bulamazsın. Ancak vazgeçip ıslah olanlar Allah’a sarılanlar, dini Allah’a özgü / has yaşayanlar işte onlar müminlerle birliktedir, ileride Allah, müminlere büyük bir ödül verecektir. Eğer şükrederseniz ve iman ederseniz Allah size azap etmeyi ne diye yapsın ki? (Azap heveslisi değil) Allah teşekkür edendir, bilendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 146. ayet

  6. Nisâ suresi, 147. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 147. ayet. مَّا يَفْعَلُ ٱللَّهُ بِعَذَابِكُمْ إِن شَكَرْتُمْ وَءَامَنتُمْ وَكَانَ ٱللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا

    mâ yef`alü-llâhü bi`aẕâbiküm in şekertüm veâmentüm. vekâne-llâhü şâkiran `alîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (141-147) Sizleri gözetleyenler öyledirler ki size Allah’tan bir fetih gelirse derler ki “biz, sizle beraberdik” kafirler için bir nasip oluşursa da onlar “Biz size destek olmadık mı? Sizi Müminlerden korumadık mı? derler, Allah, kıyamet günü sizin aranızdaki hükmünü verecektir. (Bu oynak hareketlere bakalım ne hüküm verecek) Allah müminler aleyhine kafirlere yol vermez, muhakkak ki münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar O / Allah onları aldatır. Namaza kalktıkları vakitte üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ancak az miktarda Allah’ı hatırlayıp anarlar / zikrederler, bu şekilde git gel yaşıyorlar / tereddüt yaşıyorlar, ne onlara (müminlere) bağlanabilirler ne de onlara (kafirlere) bağlanabilirler. Allah kimi saptırırsa artık asla onun için yol bulamazsın. Ey iman ede nler, Müminleri bırakıp ta kafirleri dost edinmeyin, Allah’a aleyhinize olacak açık bir delil vermeyi mi istiyorsunuz? Muhakkak ki münafıklar, ateşin an alt tabakasındadırlar. (Dereke; Sıfırın altı aşağı doğru dur. Derece: Sıfırın üstü yukarı doğru dur) onlara herhangi bir yardımcı da bulamazsın. Ancak vazgeçip ıslah olanlar Allah’a sarılanlar, dini Allah’a özgü / has yaşayanlar işte onlar müminlerle birliktedir, ileride Allah, müminlere büyük bir ödül verecektir. Eğer şükrederseniz ve iman ederseniz Allah size azap etmeyi ne diye yapsın ki? (Azap heveslisi değil) Allah teşekkür edendir, bilendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 147. ayet

  7. Buradan itibaren cüz 6

    Nisâ suresi, 148. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 148. ayet. لَّا يُحِبُّ ٱللَّهُ ٱلْجَهْرَ بِٱلسُّوٓءِ مِنَ ٱلْقَوْلِ إِلَّا مَن ظُلِمَ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا

    lâ yüḥibbü-llâhü-lcehra bissûi mine-lḳavli illâ men żulim. vekâne-llâhü semî`an `alîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (148-149) Allah, zulmedilen kişi dışında sözün kötü olanının açığa çıkarılmasını sevmez. (Sana zulmediliyorsa kötü konuşabilirsin) Allah işitendir, bilendir. Eğer ki iyiliği açıklar veya onu gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz muhakkak ki Allah ta bağışlayandır, güç yetirip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 148. ayet

  8. Nisâ suresi, 149. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 149. ayet. إِن تُبْدُوا۟ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُوا۟ عَن سُوٓءٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا

    in tübdû ḫayran ev tuḫfûhü ev ta`fû `an sûin feinne-llâhe kâne `afüvven ḳadîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (148-149) Allah, zulmedilen kişi dışında sözün kötü olanının açığa çıkarılmasını sevmez. (Sana zulmediliyorsa kötü konuşabilirsin) Allah işitendir, bilendir. Eğer ki iyiliği açıklar veya onu gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz muhakkak ki Allah ta bağışlayandır, güç yetirip ayarlayandır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 149. ayet

  9. Nisâ suresi, 150. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 150. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُوا۟ بَيْنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُوا۟ بَيْنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا

    inne-lleẕîne yekfürûne billâhi verusülihî veyürîdûne ey yüferriḳû beyne-llâhi verusülihî veyeḳûlûne nü'minü biba`ḍiv venekfüru biba`ḍiv veyürîdûne ey yetteḫiẕû beyne ẕâlike sebîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (150-152) Allah’ı ve Resulünü yok sayanlar /görmezden gelenler Allah ve Resulünün arasını açmak / ayırmak isterler , bazısına iman ederiz bazısına kesin bir şey diyemeyiz / inkâr ederiz diyorlar, böylesine ara bir yol edinmek istiyorlar. (Ne bilelim canım, belki de Allah başka türlü söylüyordur inkarını / belirsizliğini oluştururlar) İşte onlar gerçekten kafirdirler. Kafirler için aşağılayıcı / onur kırıcı bir azap hazırladık, Allah’a ve Resulüne iman edenler ise onların arasında bir fark görmezler. / onların aralarını ayırmazlar, işte onlara ileride ücretlerini / ödüllerini verecektir, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 150. ayet

  10. Nisâ suresi, 151. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 151. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَٰفِرُونَ حَقًّا وَأَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا

    ülâike hümü-lkâfirûne ḥaḳḳâ. vea`tednâ lilkâfirîne `aẕâbem mühînâ.

    Mehmet Alagaş

    (150-152) Allah’ı ve Resulünü yok sayanlar /görmezden gelenler Allah ve Resulünün arasını açmak / ayırmak isterler , bazısına iman ederiz bazısına kesin bir şey diyemeyiz / inkâr ederiz diyorlar, böylesine ara bir yol edinmek istiyorlar. (Ne bilelim canım, belki de Allah başka türlü söylüyordur inkarını / belirsizliğini oluştururlar) İşte onlar gerçekten kafirdirler. Kafirler için aşağılayıcı / onur kırıcı bir azap hazırladık, Allah’a ve Resulüne iman edenler ise onların arasında bir fark görmezler. / onların aralarını ayırmazlar, işte onlara ileride ücretlerini / ödüllerini verecektir, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 151. ayet

  11. Nisâ suresi, 152. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 152. ayet. وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَمْ يُفَرِّقُوا۟ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ أُو۟لَٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا

    velleẕîne âmenû billâhi verusülihî velem yüferriḳû beyne eḥadim minhüm ülâike sevfe yü'tîhim ücûrahüm. vekâne-llâhü gafûrar raḥîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (150-152) Allah’ı ve Resulünü yok sayanlar /görmezden gelenler Allah ve Resulünün arasını açmak / ayırmak isterler , bazısına iman ederiz bazısına kesin bir şey diyemeyiz / inkâr ederiz diyorlar, böylesine ara bir yol edinmek istiyorlar. (Ne bilelim canım, belki de Allah başka türlü söylüyordur inkarını / belirsizliğini oluştururlar) İşte onlar gerçekten kafirdirler. Kafirler için aşağılayıcı / onur kırıcı bir azap hazırladık, Allah’a ve Resulüne iman edenler ise onların arasında bir fark görmezler. / onların aralarını ayırmazlar, işte onlara ileride ücretlerini / ödüllerini verecektir, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 152. ayet

Kitap ehlinin istekleri ve yaptıkları 153–162

  1. Nisâ suresi, 153. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 153. ayet. يَسْـَٔلُكَ أَهْلُ ٱلْكِتَٰبِ أَن تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَٰبًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَقَدْ سَأَلُوا۟ مُوسَىٰٓ أَكْبَرَ مِن ذَٰلِكَ فَقَالُوٓا۟ أَرِنَا ٱللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ بِظُلْمِهِمْ ثُمَّ ٱتَّخَذُوا۟ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ فَعَفَوْنَا عَن ذَٰلِكَ وَءَاتَيْنَا مُوسَىٰ سُلْطَٰنًا مُّبِينًا

    yes'elüke ehlü-lkitâbi en tünezzile `aleyhim kitâbem mine-ssemâi feḳad seelû mûsâ ekbera min ẕâlike feḳâlû erine-llâhe cehraten feeḫaẕethümu-ṣṣâ`iḳatü biżulmihim. ŝümme-tteḫaẕü-l`icle mim ba`di mâ câethümü-lbeyyinâtü fe`afevnâ `an ẕâlik. veâteynâ mûsâ sülṭânem mübînâ.

    Mehmet Alagaş

    (153-162) Kitap halkı, senden gökten bir kitap indirmeni istiyor / sual ediyor. (Parçalı değil bütün bir kitabı tek seferde istiyorlar.) Bundan daha büyüğü Musa’ya sual edilmişti / Musa’dan istenmişti, dediler ki açık ve net bir şekilde Allah’ı bize göster. Bu zulümleri nedeniyle onları yıldırım çarptı, sonra kendilerine açıklamaların gelmesinin ardından da buzağıyı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa’ya da büyük bir delile dayalı otorite / sultanlık verdik. Onlarla sözleşme yaparken Tur dağını üstlerine kaldırdık ve onlara dedik ki; secde ederek kapıdan girin ve yine onlara dedik ki cumarteside / sabitlik gününde / şabat ta haddi aşmayın. Onlardan sert / galiz bir söz aldık. (Galiz; Fidanın sertleşmesi gibi) Sözleşmelerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini yok saymaları, gerçeğe dayanmadan / haksız yere Resulleri öldürmeleri ve de kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir demeleri nedeniyle Evet Allah ta onların kalplerin e küfürleri dolayısıyla mühür vurdu. Onların çok azı iman etti. Küfretmeleri ve Meryem hakkında uydurdukları büyük şeyler. Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri. Onu öldürmediler ve Onu asmadılar, lakin onlara o şekilde benzetildi / teşbih edildi. Bu konuda ihtilaflı görüş ileri sürenler / ihtilafa düşenler onun hakkında şüphe içindeler. Onların, onun hakkında zanna uymak dışında herhangi bir bilgileri yoktur. Onu kesin bir şekilde / yakın bir şekilde öldüremediler. Bilakis Allah onu kendine kaldırdı. Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Kitap halkından kimse yoktur ki, ölmeden önce ona iman edecek ler. Kıyamet gününde de O, aleyhlerine şahit olacaktır. (Ölümlerinden önce İsa’ya iman edip öyle ölecekler.) Bu zulümleri ve çoklarını Allah’ın yolundan saptırmaları ve de kesinlikle yasaklandıkları halde faiz almaları, ayrıca insanların mallarını gerekçesiz bir şekilde yemeleri nedenleriyle, Yahudilere, onlara helal edilmiş temiz olan şeyleri haram ettik. Onlard an kafir olanlar için acıtıcı bir azap hazırladık. Oysa ki onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler; sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler, namaza kalkıp kılanlardır, zekâtı verenlerdir, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara ilerde çok büyük bir ücret / ecir vereceğiz.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 153. ayet

  2. Nisâ suresi, 154. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 154. ayet. وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ ٱلطُّورَ بِمِيثَٰقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًا وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا۟ فِى ٱلسَّبْتِ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظًا

    verafa`nâ fevḳahümu-ṭṭûra bimîŝâḳihim veḳulnâ lehümü-dḫulü-lbâbe süccedev veḳulnâ lehüm lâ ta`dû fi-ssebti veeḫaẕnâ minhüm mîŝâḳan galîżâ.

    Mehmet Alagaş

    (153-162) Kitap halkı, senden gökten bir kitap indirmeni istiyor / sual ediyor. (Parçalı değil bütün bir kitabı tek seferde istiyorlar.) Bundan daha büyüğü Musa’ya sual edilmişti / Musa’dan istenmişti, dediler ki açık ve net bir şekilde Allah’ı bize göster. Bu zulümleri nedeniyle onları yıldırım çarptı, sonra kendilerine açıklamaların gelmesinin ardından da buzağıyı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa’ya da büyük bir delile dayalı otorite / sultanlık verdik. Onlarla sözleşme yaparken Tur dağını üstlerine kaldırdık ve onlara dedik ki; secde ederek kapıdan girin ve yine onlara dedik ki cumarteside / sabitlik gününde / şabat ta haddi aşmayın. Onlardan sert / galiz bir söz aldık. (Galiz; Fidanın sertleşmesi gibi) Sözleşmelerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini yok saymaları, gerçeğe dayanmadan / haksız yere Resulleri öldürmeleri ve de kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir demeleri nedeniyle Evet Allah ta onların kalplerin e küfürleri dolayısıyla mühür vurdu. Onların çok azı iman etti. Küfretmeleri ve Meryem hakkında uydurdukları büyük şeyler. Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri. Onu öldürmediler ve Onu asmadılar, lakin onlara o şekilde benzetildi / teşbih edildi. Bu konuda ihtilaflı görüş ileri sürenler / ihtilafa düşenler onun hakkında şüphe içindeler. Onların, onun hakkında zanna uymak dışında herhangi bir bilgileri yoktur. Onu kesin bir şekilde / yakın bir şekilde öldüremediler. Bilakis Allah onu kendine kaldırdı. Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Kitap halkından kimse yoktur ki, ölmeden önce ona iman edecek ler. Kıyamet gününde de O, aleyhlerine şahit olacaktır. (Ölümlerinden önce İsa’ya iman edip öyle ölecekler.) Bu zulümleri ve çoklarını Allah’ın yolundan saptırmaları ve de kesinlikle yasaklandıkları halde faiz almaları, ayrıca insanların mallarını gerekçesiz bir şekilde yemeleri nedenleriyle, Yahudilere, onlara helal edilmiş temiz olan şeyleri haram ettik. Onlard an kafir olanlar için acıtıcı bir azap hazırladık. Oysa ki onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler; sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler, namaza kalkıp kılanlardır, zekâtı verenlerdir, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara ilerde çok büyük bir ücret / ecir vereceğiz.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 154. ayet

  3. Nisâ suresi, 155. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 155. ayet. فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَٰقَهُمْ وَكُفْرِهِم بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَقَتْلِهِمُ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌۢ بَلْ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًا

    febimâ naḳḍihim mîŝâḳahüm veküfrihim biâyâti-llâhi veḳatlihimü-l'embiyâe bigayri ḥaḳḳiv veḳavlihim ḳulûbünâ gulf. bel ṭabe`a-llâhü `aleyhâ biküfrihim felâ yü'minûne illâ ḳalîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (153-162) Kitap halkı, senden gökten bir kitap indirmeni istiyor / sual ediyor. (Parçalı değil bütün bir kitabı tek seferde istiyorlar.) Bundan daha büyüğü Musa’ya sual edilmişti / Musa’dan istenmişti, dediler ki açık ve net bir şekilde Allah’ı bize göster. Bu zulümleri nedeniyle onları yıldırım çarptı, sonra kendilerine açıklamaların gelmesinin ardından da buzağıyı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa’ya da büyük bir delile dayalı otorite / sultanlık verdik. Onlarla sözleşme yaparken Tur dağını üstlerine kaldırdık ve onlara dedik ki; secde ederek kapıdan girin ve yine onlara dedik ki cumarteside / sabitlik gününde / şabat ta haddi aşmayın. Onlardan sert / galiz bir söz aldık. (Galiz; Fidanın sertleşmesi gibi) Sözleşmelerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini yok saymaları, gerçeğe dayanmadan / haksız yere Resulleri öldürmeleri ve de kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir demeleri nedeniyle Evet Allah ta onların kalplerin e küfürleri dolayısıyla mühür vurdu. Onların çok azı iman etti. Küfretmeleri ve Meryem hakkında uydurdukları büyük şeyler. Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri. Onu öldürmediler ve Onu asmadılar, lakin onlara o şekilde benzetildi / teşbih edildi. Bu konuda ihtilaflı görüş ileri sürenler / ihtilafa düşenler onun hakkında şüphe içindeler. Onların, onun hakkında zanna uymak dışında herhangi bir bilgileri yoktur. Onu kesin bir şekilde / yakın bir şekilde öldüremediler. Bilakis Allah onu kendine kaldırdı. Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Kitap halkından kimse yoktur ki, ölmeden önce ona iman edecek ler. Kıyamet gününde de O, aleyhlerine şahit olacaktır. (Ölümlerinden önce İsa’ya iman edip öyle ölecekler.) Bu zulümleri ve çoklarını Allah’ın yolundan saptırmaları ve de kesinlikle yasaklandıkları halde faiz almaları, ayrıca insanların mallarını gerekçesiz bir şekilde yemeleri nedenleriyle, Yahudilere, onlara helal edilmiş temiz olan şeyleri haram ettik. Onlard an kafir olanlar için acıtıcı bir azap hazırladık. Oysa ki onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler; sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler, namaza kalkıp kılanlardır, zekâtı verenlerdir, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara ilerde çok büyük bir ücret / ecir vereceğiz.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 155. ayet

  4. Nisâ suresi, 156. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 156. ayet. وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلَىٰ مَرْيَمَ بُهْتَٰنًا عَظِيمًا

    vebiküfrihim veḳavlihim `alâ meryeme bühtânen `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (153-162) Kitap halkı, senden gökten bir kitap indirmeni istiyor / sual ediyor. (Parçalı değil bütün bir kitabı tek seferde istiyorlar.) Bundan daha büyüğü Musa’ya sual edilmişti / Musa’dan istenmişti, dediler ki açık ve net bir şekilde Allah’ı bize göster. Bu zulümleri nedeniyle onları yıldırım çarptı, sonra kendilerine açıklamaların gelmesinin ardından da buzağıyı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa’ya da büyük bir delile dayalı otorite / sultanlık verdik. Onlarla sözleşme yaparken Tur dağını üstlerine kaldırdık ve onlara dedik ki; secde ederek kapıdan girin ve yine onlara dedik ki cumarteside / sabitlik gününde / şabat ta haddi aşmayın. Onlardan sert / galiz bir söz aldık. (Galiz; Fidanın sertleşmesi gibi) Sözleşmelerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini yok saymaları, gerçeğe dayanmadan / haksız yere Resulleri öldürmeleri ve de kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir demeleri nedeniyle Evet Allah ta onların kalplerin e küfürleri dolayısıyla mühür vurdu. Onların çok azı iman etti. Küfretmeleri ve Meryem hakkında uydurdukları büyük şeyler. Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri. Onu öldürmediler ve Onu asmadılar, lakin onlara o şekilde benzetildi / teşbih edildi. Bu konuda ihtilaflı görüş ileri sürenler / ihtilafa düşenler onun hakkında şüphe içindeler. Onların, onun hakkında zanna uymak dışında herhangi bir bilgileri yoktur. Onu kesin bir şekilde / yakın bir şekilde öldüremediler. Bilakis Allah onu kendine kaldırdı. Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Kitap halkından kimse yoktur ki, ölmeden önce ona iman edecek ler. Kıyamet gününde de O, aleyhlerine şahit olacaktır. (Ölümlerinden önce İsa’ya iman edip öyle ölecekler.) Bu zulümleri ve çoklarını Allah’ın yolundan saptırmaları ve de kesinlikle yasaklandıkları halde faiz almaları, ayrıca insanların mallarını gerekçesiz bir şekilde yemeleri nedenleriyle, Yahudilere, onlara helal edilmiş temiz olan şeyleri haram ettik. Onlard an kafir olanlar için acıtıcı bir azap hazırladık. Oysa ki onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler; sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler, namaza kalkıp kılanlardır, zekâtı verenlerdir, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara ilerde çok büyük bir ücret / ecir vereceğiz.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 156. ayet

  5. Nisâ suresi, 157. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 157. ayet. وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا ٱلْمَسِيحَ عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ ٱللَّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَٰكِن شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ مَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ إِلَّا ٱتِّبَاعَ ٱلظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًۢا

    veḳavlihim innâ ḳatelne-lmesîḥa `îse-bne meryeme rasûle-llâh. vemâ ḳatelûhü vemâ ṣalebûhü velâkin şübbihe lehüm. veinne-lleẕîne-ḫtelefû fîhi lefî şekkim minh. mâ lehüm bihî min `ilmin ille-ttibâ`a-żżann. vemâ ḳatelûhü yeḳînâ.

    Mehmet Alagaş

    (153-162) Kitap halkı, senden gökten bir kitap indirmeni istiyor / sual ediyor. (Parçalı değil bütün bir kitabı tek seferde istiyorlar.) Bundan daha büyüğü Musa’ya sual edilmişti / Musa’dan istenmişti, dediler ki açık ve net bir şekilde Allah’ı bize göster. Bu zulümleri nedeniyle onları yıldırım çarptı, sonra kendilerine açıklamaların gelmesinin ardından da buzağıyı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa’ya da büyük bir delile dayalı otorite / sultanlık verdik. Onlarla sözleşme yaparken Tur dağını üstlerine kaldırdık ve onlara dedik ki; secde ederek kapıdan girin ve yine onlara dedik ki cumarteside / sabitlik gününde / şabat ta haddi aşmayın. Onlardan sert / galiz bir söz aldık. (Galiz; Fidanın sertleşmesi gibi) Sözleşmelerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini yok saymaları, gerçeğe dayanmadan / haksız yere Resulleri öldürmeleri ve de kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir demeleri nedeniyle Evet Allah ta onların kalplerin e küfürleri dolayısıyla mühür vurdu. Onların çok azı iman etti. Küfretmeleri ve Meryem hakkında uydurdukları büyük şeyler. Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri. Onu öldürmediler ve Onu asmadılar, lakin onlara o şekilde benzetildi / teşbih edildi. Bu konuda ihtilaflı görüş ileri sürenler / ihtilafa düşenler onun hakkında şüphe içindeler. Onların, onun hakkında zanna uymak dışında herhangi bir bilgileri yoktur. Onu kesin bir şekilde / yakın bir şekilde öldüremediler. Bilakis Allah onu kendine kaldırdı. Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Kitap halkından kimse yoktur ki, ölmeden önce ona iman edecek ler. Kıyamet gününde de O, aleyhlerine şahit olacaktır. (Ölümlerinden önce İsa’ya iman edip öyle ölecekler.) Bu zulümleri ve çoklarını Allah’ın yolundan saptırmaları ve de kesinlikle yasaklandıkları halde faiz almaları, ayrıca insanların mallarını gerekçesiz bir şekilde yemeleri nedenleriyle, Yahudilere, onlara helal edilmiş temiz olan şeyleri haram ettik. Onlard an kafir olanlar için acıtıcı bir azap hazırladık. Oysa ki onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler; sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler, namaza kalkıp kılanlardır, zekâtı verenlerdir, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara ilerde çok büyük bir ücret / ecir vereceğiz.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 157. ayet

  6. Nisâ suresi, 158. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 158. ayet. بَل رَّفَعَهُ ٱللَّهُ إِلَيْهِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا

    ber rafe`ahü-llâhü ileyh. vekâne-llâhü `azîzen ḥakîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (153-162) Kitap halkı, senden gökten bir kitap indirmeni istiyor / sual ediyor. (Parçalı değil bütün bir kitabı tek seferde istiyorlar.) Bundan daha büyüğü Musa’ya sual edilmişti / Musa’dan istenmişti, dediler ki açık ve net bir şekilde Allah’ı bize göster. Bu zulümleri nedeniyle onları yıldırım çarptı, sonra kendilerine açıklamaların gelmesinin ardından da buzağıyı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa’ya da büyük bir delile dayalı otorite / sultanlık verdik. Onlarla sözleşme yaparken Tur dağını üstlerine kaldırdık ve onlara dedik ki; secde ederek kapıdan girin ve yine onlara dedik ki cumarteside / sabitlik gününde / şabat ta haddi aşmayın. Onlardan sert / galiz bir söz aldık. (Galiz; Fidanın sertleşmesi gibi) Sözleşmelerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini yok saymaları, gerçeğe dayanmadan / haksız yere Resulleri öldürmeleri ve de kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir demeleri nedeniyle Evet Allah ta onların kalplerin e küfürleri dolayısıyla mühür vurdu. Onların çok azı iman etti. Küfretmeleri ve Meryem hakkında uydurdukları büyük şeyler. Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri. Onu öldürmediler ve Onu asmadılar, lakin onlara o şekilde benzetildi / teşbih edildi. Bu konuda ihtilaflı görüş ileri sürenler / ihtilafa düşenler onun hakkında şüphe içindeler. Onların, onun hakkında zanna uymak dışında herhangi bir bilgileri yoktur. Onu kesin bir şekilde / yakın bir şekilde öldüremediler. Bilakis Allah onu kendine kaldırdı. Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Kitap halkından kimse yoktur ki, ölmeden önce ona iman edecek ler. Kıyamet gününde de O, aleyhlerine şahit olacaktır. (Ölümlerinden önce İsa’ya iman edip öyle ölecekler.) Bu zulümleri ve çoklarını Allah’ın yolundan saptırmaları ve de kesinlikle yasaklandıkları halde faiz almaları, ayrıca insanların mallarını gerekçesiz bir şekilde yemeleri nedenleriyle, Yahudilere, onlara helal edilmiş temiz olan şeyleri haram ettik. Onlard an kafir olanlar için acıtıcı bir azap hazırladık. Oysa ki onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler; sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler, namaza kalkıp kılanlardır, zekâtı verenlerdir, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara ilerde çok büyük bir ücret / ecir vereceğiz.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 158. ayet

  7. Nisâ suresi, 159. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 159. ayet. وَإِن مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ إِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِهِۦ قَبْلَ مَوْتِهِۦ وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا

    veim min ehli-lkitâbi illâ leyü'minenne bihî ḳable mevtih. veyevme-lḳiyâmeti yekûnü `aleyhim şehîdâ.

    Mehmet Alagaş

    (153-162) Kitap halkı, senden gökten bir kitap indirmeni istiyor / sual ediyor. (Parçalı değil bütün bir kitabı tek seferde istiyorlar.) Bundan daha büyüğü Musa’ya sual edilmişti / Musa’dan istenmişti, dediler ki açık ve net bir şekilde Allah’ı bize göster. Bu zulümleri nedeniyle onları yıldırım çarptı, sonra kendilerine açıklamaların gelmesinin ardından da buzağıyı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa’ya da büyük bir delile dayalı otorite / sultanlık verdik. Onlarla sözleşme yaparken Tur dağını üstlerine kaldırdık ve onlara dedik ki; secde ederek kapıdan girin ve yine onlara dedik ki cumarteside / sabitlik gününde / şabat ta haddi aşmayın. Onlardan sert / galiz bir söz aldık. (Galiz; Fidanın sertleşmesi gibi) Sözleşmelerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini yok saymaları, gerçeğe dayanmadan / haksız yere Resulleri öldürmeleri ve de kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir demeleri nedeniyle Evet Allah ta onların kalplerin e küfürleri dolayısıyla mühür vurdu. Onların çok azı iman etti. Küfretmeleri ve Meryem hakkında uydurdukları büyük şeyler. Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri. Onu öldürmediler ve Onu asmadılar, lakin onlara o şekilde benzetildi / teşbih edildi. Bu konuda ihtilaflı görüş ileri sürenler / ihtilafa düşenler onun hakkında şüphe içindeler. Onların, onun hakkında zanna uymak dışında herhangi bir bilgileri yoktur. Onu kesin bir şekilde / yakın bir şekilde öldüremediler. Bilakis Allah onu kendine kaldırdı. Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Kitap halkından kimse yoktur ki, ölmeden önce ona iman edecek ler. Kıyamet gününde de O, aleyhlerine şahit olacaktır. (Ölümlerinden önce İsa’ya iman edip öyle ölecekler.) Bu zulümleri ve çoklarını Allah’ın yolundan saptırmaları ve de kesinlikle yasaklandıkları halde faiz almaları, ayrıca insanların mallarını gerekçesiz bir şekilde yemeleri nedenleriyle, Yahudilere, onlara helal edilmiş temiz olan şeyleri haram ettik. Onlard an kafir olanlar için acıtıcı bir azap hazırladık. Oysa ki onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler; sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler, namaza kalkıp kılanlardır, zekâtı verenlerdir, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara ilerde çok büyük bir ücret / ecir vereceğiz.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 159. ayet

  8. Nisâ suresi, 160. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 160. ayet. فَبِظُلْمٍ مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَٰتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ كَثِيرًا

    febiżulmim mine-lleẕîne hâdû ḥarramnâ `aleyhim ṭayyibâtin üḥillet lehüm vebiṣaddihim `an sebîli-llâhi keŝîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (153-162) Kitap halkı, senden gökten bir kitap indirmeni istiyor / sual ediyor. (Parçalı değil bütün bir kitabı tek seferde istiyorlar.) Bundan daha büyüğü Musa’ya sual edilmişti / Musa’dan istenmişti, dediler ki açık ve net bir şekilde Allah’ı bize göster. Bu zulümleri nedeniyle onları yıldırım çarptı, sonra kendilerine açıklamaların gelmesinin ardından da buzağıyı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa’ya da büyük bir delile dayalı otorite / sultanlık verdik. Onlarla sözleşme yaparken Tur dağını üstlerine kaldırdık ve onlara dedik ki; secde ederek kapıdan girin ve yine onlara dedik ki cumarteside / sabitlik gününde / şabat ta haddi aşmayın. Onlardan sert / galiz bir söz aldık. (Galiz; Fidanın sertleşmesi gibi) Sözleşmelerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini yok saymaları, gerçeğe dayanmadan / haksız yere Resulleri öldürmeleri ve de kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir demeleri nedeniyle Evet Allah ta onların kalplerin e küfürleri dolayısıyla mühür vurdu. Onların çok azı iman etti. Küfretmeleri ve Meryem hakkında uydurdukları büyük şeyler. Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri. Onu öldürmediler ve Onu asmadılar, lakin onlara o şekilde benzetildi / teşbih edildi. Bu konuda ihtilaflı görüş ileri sürenler / ihtilafa düşenler onun hakkında şüphe içindeler. Onların, onun hakkında zanna uymak dışında herhangi bir bilgileri yoktur. Onu kesin bir şekilde / yakın bir şekilde öldüremediler. Bilakis Allah onu kendine kaldırdı. Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Kitap halkından kimse yoktur ki, ölmeden önce ona iman edecek ler. Kıyamet gününde de O, aleyhlerine şahit olacaktır. (Ölümlerinden önce İsa’ya iman edip öyle ölecekler.) Bu zulümleri ve çoklarını Allah’ın yolundan saptırmaları ve de kesinlikle yasaklandıkları halde faiz almaları, ayrıca insanların mallarını gerekçesiz bir şekilde yemeleri nedenleriyle, Yahudilere, onlara helal edilmiş temiz olan şeyleri haram ettik. Onlard an kafir olanlar için acıtıcı bir azap hazırladık. Oysa ki onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler; sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler, namaza kalkıp kılanlardır, zekâtı verenlerdir, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara ilerde çok büyük bir ücret / ecir vereceğiz.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 160. ayet

  9. Nisâ suresi, 161. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 161. ayet. وَأَخْذِهِمُ ٱلرِّبَوٰا۟ وَقَدْ نُهُوا۟ عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَٰلَ ٱلنَّاسِ بِٱلْبَٰطِلِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

    veaḫẕihimü-rribâ veḳad nühû `anhü veeklihim emvâle-nnâsi bilbâṭil. vea`tednâ lilkâfirîne minhüm `aẕâben elîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (153-162) Kitap halkı, senden gökten bir kitap indirmeni istiyor / sual ediyor. (Parçalı değil bütün bir kitabı tek seferde istiyorlar.) Bundan daha büyüğü Musa’ya sual edilmişti / Musa’dan istenmişti, dediler ki açık ve net bir şekilde Allah’ı bize göster. Bu zulümleri nedeniyle onları yıldırım çarptı, sonra kendilerine açıklamaların gelmesinin ardından da buzağıyı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa’ya da büyük bir delile dayalı otorite / sultanlık verdik. Onlarla sözleşme yaparken Tur dağını üstlerine kaldırdık ve onlara dedik ki; secde ederek kapıdan girin ve yine onlara dedik ki cumarteside / sabitlik gününde / şabat ta haddi aşmayın. Onlardan sert / galiz bir söz aldık. (Galiz; Fidanın sertleşmesi gibi) Sözleşmelerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini yok saymaları, gerçeğe dayanmadan / haksız yere Resulleri öldürmeleri ve de kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir demeleri nedeniyle Evet Allah ta onların kalplerin e küfürleri dolayısıyla mühür vurdu. Onların çok azı iman etti. Küfretmeleri ve Meryem hakkında uydurdukları büyük şeyler. Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri. Onu öldürmediler ve Onu asmadılar, lakin onlara o şekilde benzetildi / teşbih edildi. Bu konuda ihtilaflı görüş ileri sürenler / ihtilafa düşenler onun hakkında şüphe içindeler. Onların, onun hakkında zanna uymak dışında herhangi bir bilgileri yoktur. Onu kesin bir şekilde / yakın bir şekilde öldüremediler. Bilakis Allah onu kendine kaldırdı. Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Kitap halkından kimse yoktur ki, ölmeden önce ona iman edecek ler. Kıyamet gününde de O, aleyhlerine şahit olacaktır. (Ölümlerinden önce İsa’ya iman edip öyle ölecekler.) Bu zulümleri ve çoklarını Allah’ın yolundan saptırmaları ve de kesinlikle yasaklandıkları halde faiz almaları, ayrıca insanların mallarını gerekçesiz bir şekilde yemeleri nedenleriyle, Yahudilere, onlara helal edilmiş temiz olan şeyleri haram ettik. Onlard an kafir olanlar için acıtıcı bir azap hazırladık. Oysa ki onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler; sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler, namaza kalkıp kılanlardır, zekâtı verenlerdir, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara ilerde çok büyük bir ücret / ecir vereceğiz.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 161. ayet

  10. Nisâ suresi, 162. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 162. ayet. لَّٰكِنِ ٱلرَّٰسِخُونَ فِى ٱلْعِلْمِ مِنْهُمْ وَٱلْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَٱلْمُقِيمِينَ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱلْمُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ أُو۟لَٰٓئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا

    lâkini-rrâsiḫûne fi-l`ilmi minhüm velmü'minûne yü'minûne bimâ ünzile ileyke vemâ ünzile min ḳablike velmüḳîmîne-ṣṣalâte velmü'tûne-zzekâte velmü'minûne billâhi velyevmi-l'âḫir. ülâike senü'tîhim ecran `ażîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (153-162) Kitap halkı, senden gökten bir kitap indirmeni istiyor / sual ediyor. (Parçalı değil bütün bir kitabı tek seferde istiyorlar.) Bundan daha büyüğü Musa’ya sual edilmişti / Musa’dan istenmişti, dediler ki açık ve net bir şekilde Allah’ı bize göster. Bu zulümleri nedeniyle onları yıldırım çarptı, sonra kendilerine açıklamaların gelmesinin ardından da buzağıyı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa’ya da büyük bir delile dayalı otorite / sultanlık verdik. Onlarla sözleşme yaparken Tur dağını üstlerine kaldırdık ve onlara dedik ki; secde ederek kapıdan girin ve yine onlara dedik ki cumarteside / sabitlik gününde / şabat ta haddi aşmayın. Onlardan sert / galiz bir söz aldık. (Galiz; Fidanın sertleşmesi gibi) Sözleşmelerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini yok saymaları, gerçeğe dayanmadan / haksız yere Resulleri öldürmeleri ve de kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir demeleri nedeniyle Evet Allah ta onların kalplerin e küfürleri dolayısıyla mühür vurdu. Onların çok azı iman etti. Küfretmeleri ve Meryem hakkında uydurdukları büyük şeyler. Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri. Onu öldürmediler ve Onu asmadılar, lakin onlara o şekilde benzetildi / teşbih edildi. Bu konuda ihtilaflı görüş ileri sürenler / ihtilafa düşenler onun hakkında şüphe içindeler. Onların, onun hakkında zanna uymak dışında herhangi bir bilgileri yoktur. Onu kesin bir şekilde / yakın bir şekilde öldüremediler. Bilakis Allah onu kendine kaldırdı. Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Kitap halkından kimse yoktur ki, ölmeden önce ona iman edecek ler. Kıyamet gününde de O, aleyhlerine şahit olacaktır. (Ölümlerinden önce İsa’ya iman edip öyle ölecekler.) Bu zulümleri ve çoklarını Allah’ın yolundan saptırmaları ve de kesinlikle yasaklandıkları halde faiz almaları, ayrıca insanların mallarını gerekçesiz bir şekilde yemeleri nedenleriyle, Yahudilere, onlara helal edilmiş temiz olan şeyleri haram ettik. Onlard an kafir olanlar için acıtıcı bir azap hazırladık. Oysa ki onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler; sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler, namaza kalkıp kılanlardır, zekâtı verenlerdir, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara ilerde çok büyük bir ücret / ecir vereceğiz.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 162. ayet

Peygamberlere vahiy ve şahitlik 163–170

  1. Nisâ suresi, 163. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 163. ayet. إِنَّآ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ كَمَآ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ نُوحٍ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَٰرُونَ وَسُلَيْمَٰنَ وَءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ زَبُورًا

    innâ evḥaynâ ileyke kemâ evḥaynâ ilâ nûḥiv vennebiyyîne mim ba`dih. veevḥaynâ ilâ ibrâhîme veismâ`île veisḥâḳa veya`ḳûbe vel'esbâṭi ve`îsâ veeyyûbe veyûnüse vehârûne vesüleymân. veâteynâ dâvûde zebûrâ.

    Mehmet Alagaş

    (163-166) Sana da Nuh’a ve ondan sonraki Nebilere vahyettiğmiz gibi vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a Yakup’a ve Torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’da Zebur’u verdik , önceki Resullerden sana anlattıklarımız da var, sana anlatmadığımız Resuller de var. Allah Musa ile kelimeleri ile kelam etti. Resuller ! Müjdeci ve uyarıcı, Resullerin ardından Allah’a karşı (insanların) bir delilleri kalmasın . Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Şimdi de Allah sana indirdiğine şahit oluyor, Onu da kendi ilmiyle indirdi , melekler de şahitlik ediyorlar. Allah ise şahit olarak yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 163. ayet

  2. Nisâ suresi, 164. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 164. ayet. وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَٰهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلًا لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ ٱللَّهُ مُوسَىٰ تَكْلِيمًا

    verusülen ḳad ḳaṣaṣnâhüm `aleyke min ḳablü verusülel lem naḳṣuṣhüm `aleyk. vekelleme-llâhü mûsâ teklîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (163-166) Sana da Nuh’a ve ondan sonraki Nebilere vahyettiğmiz gibi vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a Yakup’a ve Torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’da Zebur’u verdik , önceki Resullerden sana anlattıklarımız da var, sana anlatmadığımız Resuller de var. Allah Musa ile kelimeleri ile kelam etti. Resuller ! Müjdeci ve uyarıcı, Resullerin ardından Allah’a karşı (insanların) bir delilleri kalmasın . Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Şimdi de Allah sana indirdiğine şahit oluyor, Onu da kendi ilmiyle indirdi , melekler de şahitlik ediyorlar. Allah ise şahit olarak yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 164. ayet

  3. Nisâ suresi, 165. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 165. ayet. رُّسُلًا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةٌۢ بَعْدَ ٱلرُّسُلِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا

    rusülem mübeşşirîne vemünẕirîne liellâ yekûne linnâsi `ale-llâhi ḥuccetüm ba`de-rrusül. vekâne-llâhü `azîzen ḥakîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (163-166) Sana da Nuh’a ve ondan sonraki Nebilere vahyettiğmiz gibi vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a Yakup’a ve Torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’da Zebur’u verdik , önceki Resullerden sana anlattıklarımız da var, sana anlatmadığımız Resuller de var. Allah Musa ile kelimeleri ile kelam etti. Resuller ! Müjdeci ve uyarıcı, Resullerin ardından Allah’a karşı (insanların) bir delilleri kalmasın . Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Şimdi de Allah sana indirdiğine şahit oluyor, Onu da kendi ilmiyle indirdi , melekler de şahitlik ediyorlar. Allah ise şahit olarak yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 165. ayet

  4. Nisâ suresi, 166. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 166. ayet. لَّٰكِنِ ٱللَّهُ يَشْهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيْكَ أَنزَلَهُۥ بِعِلْمِهِۦ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا

    lâkini-llâhü yeşhedü bimâ enzele ileyke enzelehû bi`ilmih. velmelâiketü yeşhedûn. vekefâ billâhi şehîdâ.

    Mehmet Alagaş

    (163-166) Sana da Nuh’a ve ondan sonraki Nebilere vahyettiğmiz gibi vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a Yakup’a ve Torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’da Zebur’u verdik , önceki Resullerden sana anlattıklarımız da var, sana anlatmadığımız Resuller de var. Allah Musa ile kelimeleri ile kelam etti. Resuller ! Müjdeci ve uyarıcı, Resullerin ardından Allah’a karşı (insanların) bir delilleri kalmasın . Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Şimdi de Allah sana indirdiğine şahit oluyor, Onu da kendi ilmiyle indirdi , melekler de şahitlik ediyorlar. Allah ise şahit olarak yeterlidir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 166. ayet

  5. Nisâ suresi, 167. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 167. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدْ ضَلُّوا۟ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا

    inne-lleẕîne keferû veṣaddû `an sebîli-llâhi ḳad ḍallû ḍalâlem be`îdâ.

    Mehmet Alagaş

    (167-170) Muhakkak ki kafirler ve Allah yolundan saptıranlar kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmışlardır. Muhakkak ki kafirler ve zalimleri Allah asla bağışlamayacaktır ve onları cehennem yolu hariç herhangi bir yola rehber olup iletmeyecektir. Orada ebedi kalıcıdırlar. Bu Allah’a kolaydır. Ey insanlar Rabbinizden size gerçek olarak bir Resul kesinlikle geldi , iman ediniz, sizin için hayırdır, eğer küfrederseniz de muhakkak ki semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 167. ayet

  6. Nisâ suresi, 168. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 168. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَظَلَمُوا۟ لَمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا

    inne-lleẕîne keferû veżalemû lem yeküni-llâhü liyagfira lehüm velâ liyehdiyehüm ṭarîḳâ.

    Mehmet Alagaş

    (167-170) Muhakkak ki kafirler ve Allah yolundan saptıranlar kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmışlardır. Muhakkak ki kafirler ve zalimleri Allah asla bağışlamayacaktır ve onları cehennem yolu hariç herhangi bir yola rehber olup iletmeyecektir. Orada ebedi kalıcıdırlar. Bu Allah’a kolaydır. Ey insanlar Rabbinizden size gerçek olarak bir Resul kesinlikle geldi , iman ediniz, sizin için hayırdır, eğer küfrederseniz de muhakkak ki semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 168. ayet

  7. Nisâ suresi, 169. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 169. ayet. إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا

    illâ ṭarîḳa cehenneme ḫâlidîne fîhâ ebedâ. vekâne ẕâlike `ale-llâhi yesîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (167-170) Muhakkak ki kafirler ve Allah yolundan saptıranlar kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmışlardır. Muhakkak ki kafirler ve zalimleri Allah asla bağışlamayacaktır ve onları cehennem yolu hariç herhangi bir yola rehber olup iletmeyecektir. Orada ebedi kalıcıdırlar. Bu Allah’a kolaydır. Ey insanlar Rabbinizden size gerçek olarak bir Resul kesinlikle geldi , iman ediniz, sizin için hayırdır, eğer küfrederseniz de muhakkak ki semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 169. ayet

  8. Nisâ suresi, 170. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 170. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلْحَقِّ مِن رَّبِّكُمْ فَـَٔامِنُوا۟ خَيْرًا لَّكُمْ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

    yâ eyyühe-nnâsü ḳad câekümü-rrasûlü bilḥaḳḳi mir rabbiküm feâminû ḫayral leküm. vein tekfürû feinne lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'arḍ. vekâne-llâhü `alîmen ḥakîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (167-170) Muhakkak ki kafirler ve Allah yolundan saptıranlar kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmışlardır. Muhakkak ki kafirler ve zalimleri Allah asla bağışlamayacaktır ve onları cehennem yolu hariç herhangi bir yola rehber olup iletmeyecektir. Orada ebedi kalıcıdırlar. Bu Allah’a kolaydır. Ey insanlar Rabbinizden size gerçek olarak bir Resul kesinlikle geldi , iman ediniz, sizin için hayırdır, eğer küfrederseniz de muhakkak ki semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 170. ayet

"Dininizde sınırları aşmayın"; kelâle hükmü 171–176

  1. Nisâ suresi, 171. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 171. ayet. يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لَا تَغْلُوا۟ فِى دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ إِنَّمَا ٱلْمَسِيحُ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ ٱللَّهِ وَكَلِمَتُهُۥٓ أَلْقَىٰهَآ إِلَىٰ مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِّنْهُ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَا تَقُولُوا۟ ثَلَٰثَةٌ ٱنتَهُوا۟ خَيْرًا لَّكُمْ إِنَّمَا ٱللَّهُ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ سُبْحَٰنَهُۥٓ أَن يَكُونَ لَهُۥ وَلَدٌ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا

    yâ ehle-lkitâbi lâ taglû fî dîniküm velâ teḳûlû `ale-llâhi ille-lḥaḳḳ. inneme-lmesîḥu `îse-bnü meryeme rasûlü-llâhi vekelimetüh. elḳâhâ ilâ meryeme verûḥum minh. feâminû billâhi verusülih. velâ teḳûlû ŝelâŝeh. intehû ḫayral leküm. inneme-llâhü ilâhüv vâḥid. sübḥâneh ey yekûne lehû veled. lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍ. vekefâ billâhi vekîlâ.

    Mehmet Alagaş

    (171-175) Ey kitap halkı; dininizde aşırılık yapmayın , Allah hakkında gerçek dışı bir şey söylemeyin , muhakkak ki Meryem oğlu Mesih İsa Allah’ın Resulü ve kelimesidir. (Kün Kelimesidir. Kelimetullah Musa, Ruhullah İsa, Halilullah İbrahim) Onu ve Ondan bir Ruhu Meryem’e bırakmıştır / ilga etmiştir, Allah’a ve Resulüne iman edin , Üçtür demeyin (Üçün üçüncüsü demeyin Allah mürekkep bir ilah değildir) Son verin bitirin artık! Sizin için hayırlıdır, muhakkak ki Allah tek ilahtır. Onu, onun için bir evlat olması sözlerinden üstün tutarız / tenzih ederiz, semalarda ve arzda ne varsa O’nundur, vekil olarak Allah yeterlidir. Mesih ve yakın olan melekler Allah’a ibadet etmekten çekinmez ler, her kim O’na ibadet etmekten çekinirse ve büyüklenirse, onları da topluca bir araya getirecektir. İman edenlerin ve salih amel işleyenlerin, onların ücretleri de tam olarak ödenecektir , onları hazinesinden / fazlından ziyadesiyle artırarak verecektir. Kulluktan çekinerek büyüklenenler onlara da acıtıcı bir azapla azap edecektir , onlar, Allah dışında bir dost ve bir yardımcı bulamayacaklardır. Ey insanlar, size güçlü bir delil / burhan gelmiştir, size açık bir nur inmiştir. Allah’a İman edenler ve O’na tutunanları, onları O’ndan bir esirgemeye ve fazlına sokacaktır, onları O’na doğru olan doğru yola ilecektir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 171. ayet

  2. Nisâ suresi, 172. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 172. ayet. لَّن يَسْتَنكِفَ ٱلْمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبْدًا لِّلَّهِ وَلَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ ٱلْمُقَرَّبُونَ وَمَن يَسْتَنكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِۦ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ جَمِيعًا

    ley yestenkife-lmesîḥu ey yekûne `abdel lillâhi vele-lmelâiketü-lmüḳarrabûn. vemey yestenkif `an `ibâdetihî veyestekbir feseyaḥşüruhüm ileyhi cemî`â.

    Mehmet Alagaş

    (171-175) Ey kitap halkı; dininizde aşırılık yapmayın , Allah hakkında gerçek dışı bir şey söylemeyin , muhakkak ki Meryem oğlu Mesih İsa Allah’ın Resulü ve kelimesidir. (Kün Kelimesidir. Kelimetullah Musa, Ruhullah İsa, Halilullah İbrahim) Onu ve Ondan bir Ruhu Meryem’e bırakmıştır / ilga etmiştir, Allah’a ve Resulüne iman edin , Üçtür demeyin (Üçün üçüncüsü demeyin Allah mürekkep bir ilah değildir) Son verin bitirin artık! Sizin için hayırlıdır, muhakkak ki Allah tek ilahtır. Onu, onun için bir evlat olması sözlerinden üstün tutarız / tenzih ederiz, semalarda ve arzda ne varsa O’nundur, vekil olarak Allah yeterlidir. Mesih ve yakın olan melekler Allah’a ibadet etmekten çekinmez ler, her kim O’na ibadet etmekten çekinirse ve büyüklenirse, onları da topluca bir araya getirecektir. İman edenlerin ve salih amel işleyenlerin, onların ücretleri de tam olarak ödenecektir , onları hazinesinden / fazlından ziyadesiyle artırarak verecektir. Kulluktan çekinerek büyüklenenler onlara da acıtıcı bir azapla azap edecektir , onlar, Allah dışında bir dost ve bir yardımcı bulamayacaklardır. Ey insanlar, size güçlü bir delil / burhan gelmiştir, size açık bir nur inmiştir. Allah’a İman edenler ve O’na tutunanları, onları O’ndan bir esirgemeye ve fazlına sokacaktır, onları O’na doğru olan doğru yola ilecektir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 172. ayet

  3. Nisâ suresi, 173. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 173. ayet. فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضْلِهِۦ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسْتَنكَفُوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا

    feemme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti feyüveffîhim ücûrahüm veyezîdühüm min faḍlih. veemme-lleẕîne-stenkefû vestekberû feyü`aẕẕibühüm `aẕâben elîmev velâ yecidûne lehüm min dûni-llâhi veliyyev velâ neṣîrâ.

    Mehmet Alagaş

    (171-175) Ey kitap halkı; dininizde aşırılık yapmayın , Allah hakkında gerçek dışı bir şey söylemeyin , muhakkak ki Meryem oğlu Mesih İsa Allah’ın Resulü ve kelimesidir. (Kün Kelimesidir. Kelimetullah Musa, Ruhullah İsa, Halilullah İbrahim) Onu ve Ondan bir Ruhu Meryem’e bırakmıştır / ilga etmiştir, Allah’a ve Resulüne iman edin , Üçtür demeyin (Üçün üçüncüsü demeyin Allah mürekkep bir ilah değildir) Son verin bitirin artık! Sizin için hayırlıdır, muhakkak ki Allah tek ilahtır. Onu, onun için bir evlat olması sözlerinden üstün tutarız / tenzih ederiz, semalarda ve arzda ne varsa O’nundur, vekil olarak Allah yeterlidir. Mesih ve yakın olan melekler Allah’a ibadet etmekten çekinmez ler, her kim O’na ibadet etmekten çekinirse ve büyüklenirse, onları da topluca bir araya getirecektir. İman edenlerin ve salih amel işleyenlerin, onların ücretleri de tam olarak ödenecektir , onları hazinesinden / fazlından ziyadesiyle artırarak verecektir. Kulluktan çekinerek büyüklenenler onlara da acıtıcı bir azapla azap edecektir , onlar, Allah dışında bir dost ve bir yardımcı bulamayacaklardır. Ey insanlar, size güçlü bir delil / burhan gelmiştir, size açık bir nur inmiştir. Allah’a İman edenler ve O’na tutunanları, onları O’ndan bir esirgemeye ve fazlına sokacaktır, onları O’na doğru olan doğru yola ilecektir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 173. ayet

  4. Nisâ suresi, 174. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 174. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُم بُرْهَٰنٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ نُورًا مُّبِينًا

    yâ eyyühe-nnâsü ḳad câeküm bürhânüm mir rabbiküm veenzelnâ ileyküm nûram mübînâ.

    Mehmet Alagaş

    (171-175) Ey kitap halkı; dininizde aşırılık yapmayın , Allah hakkında gerçek dışı bir şey söylemeyin , muhakkak ki Meryem oğlu Mesih İsa Allah’ın Resulü ve kelimesidir. (Kün Kelimesidir. Kelimetullah Musa, Ruhullah İsa, Halilullah İbrahim) Onu ve Ondan bir Ruhu Meryem’e bırakmıştır / ilga etmiştir, Allah’a ve Resulüne iman edin , Üçtür demeyin (Üçün üçüncüsü demeyin Allah mürekkep bir ilah değildir) Son verin bitirin artık! Sizin için hayırlıdır, muhakkak ki Allah tek ilahtır. Onu, onun için bir evlat olması sözlerinden üstün tutarız / tenzih ederiz, semalarda ve arzda ne varsa O’nundur, vekil olarak Allah yeterlidir. Mesih ve yakın olan melekler Allah’a ibadet etmekten çekinmez ler, her kim O’na ibadet etmekten çekinirse ve büyüklenirse, onları da topluca bir araya getirecektir. İman edenlerin ve salih amel işleyenlerin, onların ücretleri de tam olarak ödenecektir , onları hazinesinden / fazlından ziyadesiyle artırarak verecektir. Kulluktan çekinerek büyüklenenler onlara da acıtıcı bir azapla azap edecektir , onlar, Allah dışında bir dost ve bir yardımcı bulamayacaklardır. Ey insanlar, size güçlü bir delil / burhan gelmiştir, size açık bir nur inmiştir. Allah’a İman edenler ve O’na tutunanları, onları O’ndan bir esirgemeye ve fazlına sokacaktır, onları O’na doğru olan doğru yola ilecektir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 174. ayet

  5. Nisâ suresi, 175. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 175. ayet. فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَٱعْتَصَمُوا۟ بِهِۦ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِى رَحْمَةٍ مِّنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا

    feemme-lleẕîne âmenû billâhi va`teṣamû bihî feseyüdḫilühüm fî raḥmetim minhü vefaḍliv veyehdîhim ileyhi ṣirâṭam müsteḳîmâ.

    Mehmet Alagaş

    (171-175) Ey kitap halkı; dininizde aşırılık yapmayın , Allah hakkında gerçek dışı bir şey söylemeyin , muhakkak ki Meryem oğlu Mesih İsa Allah’ın Resulü ve kelimesidir. (Kün Kelimesidir. Kelimetullah Musa, Ruhullah İsa, Halilullah İbrahim) Onu ve Ondan bir Ruhu Meryem’e bırakmıştır / ilga etmiştir, Allah’a ve Resulüne iman edin , Üçtür demeyin (Üçün üçüncüsü demeyin Allah mürekkep bir ilah değildir) Son verin bitirin artık! Sizin için hayırlıdır, muhakkak ki Allah tek ilahtır. Onu, onun için bir evlat olması sözlerinden üstün tutarız / tenzih ederiz, semalarda ve arzda ne varsa O’nundur, vekil olarak Allah yeterlidir. Mesih ve yakın olan melekler Allah’a ibadet etmekten çekinmez ler, her kim O’na ibadet etmekten çekinirse ve büyüklenirse, onları da topluca bir araya getirecektir. İman edenlerin ve salih amel işleyenlerin, onların ücretleri de tam olarak ödenecektir , onları hazinesinden / fazlından ziyadesiyle artırarak verecektir. Kulluktan çekinerek büyüklenenler onlara da acıtıcı bir azapla azap edecektir , onlar, Allah dışında bir dost ve bir yardımcı bulamayacaklardır. Ey insanlar, size güçlü bir delil / burhan gelmiştir, size açık bir nur inmiştir. Allah’a İman edenler ve O’na tutunanları, onları O’ndan bir esirgemeye ve fazlına sokacaktır, onları O’na doğru olan doğru yola ilecektir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 175. ayet

  6. Nisâ suresi, 176. ayet — tek başına aç

    Nisâ suresi, 176. ayet. يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ ٱللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِى ٱلْكَلَٰلَةِ إِنِ ٱمْرُؤٌا۟ هَلَكَ لَيْسَ لَهُۥ وَلَدٌ وَلَهُۥٓ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِن لَّمْ يَكُن لَّهَا وَلَدٌ فَإِن كَانَتَا ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا ٱلثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وَإِن كَانُوٓا۟ إِخْوَةً رِّجَالًا وَنِسَآءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّوا۟ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۢ

    yesteftûnek. ḳuli-llâhü yüftîküm fi-lkelâleh. ini-mruün heleke leyse lehû veledüv velehû uḫtün felehâ niṣfü mâ terak. vehüve yeriŝühâ il lem yekül lehâ veledün. fein kânete-ŝneteyni felehüme-ŝŝülüŝâni mimmâ terak. vein kânû iḫveter ricâlev venisâen feliẕẕekeri miŝlü ḥażżi-l'ünŝeyeyn. yübeyyinü-llâhü leküm en teḍillû. vellâhü bikülli şey'in `alîm.

    Mehmet Alagaş

    (176) Senden kanaat soruyorlar / fetva istiyorlar, De ki Allah’ın babası ve oğlu olmayan hakkında / Kelale hakkında kanaati şudur. Ölen kişinin evladı yok ve de kız kardeşi varsa mirasın / terekenin yarısı onundur. Böyle bir kişi çocuğu olmayan kız kardeşi öldüğünde onun terekesinin tamamına mirasçı olur. Ölenin iki kız kardeşi varsa terekenin üçte ikisi onlarındır. Eğer mirasçılar ka dın erkek birden fazla kardeş iseler, Erkeğe iki kız kardeşin payı kadar verilir. Belki saparsınız diye Allah size açıklıyor. Allah, her şeyi bilendir.

    Ayet detayı — Nisâ suresi, 176. ayet