Diyanet İşleri
Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davud'a da Zebur vermiştik.
Nisâ suresi · 163–170. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Nisâ suresi, 163. ayet. إِنَّآ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ كَمَآ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ نُوحٍ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَٰرُونَ وَسُلَيْمَٰنَ وَءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ زَبُورًا
Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davud'a da Zebur vermiştik.
Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a, (onların) torunlarına, İsa'ya, Eyüp'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyetmiştik. Davud'a da Zebur'u vermiştik.
Biz Nuh'a ve ondan sonraki tüm peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik; yine İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, (ondan türeyen israiloğlu) boylarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyettik; üstelik Davud'a da Zebur'u verdik;
Bak, (ey Peygamber,) Biz Nuha ve ondan sonraki bütün peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik: tıpkı İbrahime, İsmaile, İshaka, Yakuba ve İsa, Eyyub, Yunus, Harun ve Süleyman dahil onların torunlarına vahyettiğimiz gibi; ve Davuda bir ilahi hikmet kitabı bağışladığımız gibi;
Nuh'a ve ondan sonraki Nebilere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. . . İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a, Esbat'a (torunlara), İsa'ya, Eyyub'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. . . Davud'a Zebur'u (hikmetler bilgisini) verdik.
Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik.
Biz Nûh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik ve (nitekim) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, esbâta (torunlara), Îsâ'ya, Eyyûb'a, Yunus’a, Harun'a ve Süleyman’a vahyettik. Davud’a da Zebûr'u verdik.
Kuşkusuz, Nuh'a ve Ondan sonraki tüm peygamberlere bildirdiğimiz gibi, sana da bildirdik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve torunlarına; İsa'ya, Eyüp'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da bildirdik; Davut'a da Zebur'u verdik.
Biz, Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlara, İsa'ya, Eyyub'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik.
Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahiy ettiğimiz gibi sana da vahiy ettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve soyuna, İsa'ya, Eyyup'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahiy etmiş, Davut'a da Zebur vermiştik.
Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve soyuna, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a, ve Süleyman'a da vahyetmiş, Davud'a da Zebur vermiştik.
Gerçekten biz sana, Nuh'a ve ondan sonra gelen bütün peygamberlere vahyettiğimiz gibi vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettiğimiz ve Davud'a Zebur'u verdiğimiz gibi.
Filhakıka biz sana (ya Muhammed) öyle vahiy indirdik ki Nuha ve ondan sonra gelen bütün Peygamberlere vahy ettiğimiz gibi: hem İbrahime, İsmaile, İshaka, Ya'kuba, Esbata, Isaya, Eyyuba, Yunüse, Haruna. Süleymana vahy ettiğimiz hem Davuda Zeburu verdiğimiz gibi
Biz, Nuh'a ve ondan sonraki bütün Nebilere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Ve biz İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kup'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Ve Davud'a da Zebur'u verdik.
Biz, Nuh'a ve ondan sonraki bütün nebilere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Ve biz İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Ve Davud'a da Zebur'u verdik.
Biz, Nuh'a ve ondan sonraki bütün nebilere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Ve biz İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Ve Davud'a da Zebur'u verdik.
Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğmiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik.
Nuuha, ondan sonraki peygamberlere vahy etdiğimiz ve İbrahime, İsmaile, İshaaka, Ya'kuba, evladlarına, İsaya, Eyyuba, Yunusa, Haruna ve Süleymana vahy eylediğimiz ve Davuda Zebur verdiğimiz gibi (Habibim) şübhesiz sana da vahyetdik biz.
Nuh'a, ondan sonra gelen peygamberlere, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kub'a ve torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi, şüphesiz sana da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik.
(163-166) Sana da Nuh’a ve ondan sonraki Nebilere vahyettiğmiz gibi vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a Yakup’a ve Torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’da Zebur’u verdik , önceki Resullerden sana anlattıklarımız da var, sana anlatmadığımız Resuller de var. Allah Musa ile kelimeleri ile kelam etti. Resuller ! Müjdeci ve uyarıcı, Resullerin ardından Allah’a karşı (insanların) bir delilleri kalmasın . Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Şimdi de Allah sana indirdiğine şahit oluyor, Onu da kendi ilmiyle indirdi , melekler de şahitlik ediyorlar. Allah ise şahit olarak yeterlidir.
Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya'kûb’a, torunlarına, İsâ’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyettik. Dâvud’a da Zebur’u verdik.
Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrahim'e, İsma'il'e, İshak'a, Ya'kub'a, sıbtlara, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyetmiş ve Davud'a da Zebur'u vermiştik.
Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen nebilere nasıl vahyettiysek sana da öyle vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyetmiş ve Davud'a da bir zebur /bir kitap dipnot 1 vermiştik.
Eski Ahit · Mezmurlar 37:29
Doğrular ülkeyi miras alacak, 2 Orada sonsuza dek yaşayacak. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen nebilere nasıl vahyettiysek sana da öyle vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiş, Davud'a ise Zebur[1] vermiştik.
Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik.
Nuh'a ve ondan sonra gelen Peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik.
Biz, tıpkı Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Biz İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'e, Yunus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik.
Nisâ suresi, 164. ayet. وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَٰهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلًا لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ ٱللَّهُ مُوسَىٰ تَكْلِيمًا
Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah, Musa ile de doğrudan konuştu.
Daha önce sana kıssasını anlattığımız elçilere de kıssasını sana anlatmadığımız elçilere de (vahy etmiştik). dipnot 1 Allah Musa'ya da tam anlamıyla konuşmuştu.
tıpkı hem daha önce sana bildirdiğimiz elçiler, hem de bildirmediğimiz elçiler(e vahyettiğimiz) gibi; Allah'ın Musa'ya kelamını söylediği gibi...
ve hem daha önce sana bildirdiğimiz (öteki) elçilere, hem de bahsetmediğimiz elçiler(e vahyettiğimiz) gibi: ve Allahın Musaya sözünü söylediği gibi;
Daha önce sana hikayelerini anlattığımız veya anlatmadığımız Rasullere de (vahyettik). . . Allah Musa'ya kelime kelime konuştu.
Ve gerçekten sana daha önceden hikayelerini anlattığımız elçilere, anlatmadığımız elçilere (vahyettik). Allah, Musa ile de konuştu.
Daha önce (kıssalarını) sana anlattığımız peygamberlerle, anlatmadığımız başka peygamberlere de vahyettik. Allah, Mûsâ'ya da hitabederek (onunla) konuştu.
Ayrıca, daha önce sana öykülerini anlattığımız elçilere ve öykülerini anlatmadığımız elçilere de. Ve Allah, Musa ile sözlerle konuştu.
Bir kısım peygamberleri daha önce sana anlattık; bir kısmını ise sana anlatmadık. Allah, Musa'ya sözünü söyledi.
Sana önceden anlattığımız elçilere ve anlatmadığımız elçilere de... Ve ALLAH Musa ile de kelimelerle konuşmuştu.
Sana önceden anlattığımız elçilere ve anlatmadığımız elçilere de... Ve ALLAH Musa ile de kelimelerle konuşmuştu.
Ve gerek sana önceden kendilerini anlattığımız peygamberleri, gerekse anlatmadığımız peygamberleri gönderdiğimiz, hem de Allah'ın Musa'ya kelam söylemesi gibi.
Hem gerek sana evvelce naklettiğimiz Resulleri, ve gerek nakletmediğimiz Resulleri gönderdiğimiz gibi, hem de Allahın Musaya kelam söylemesi gibi
Senden önce gönderdiğimiz Resullerden birçoğunu sana anlattık, birçoğunu da anlatmadık. Ve Allah, Musa'yla kelimelerle dipnot 1 konuştu.
Senden önce gönderdiğimiz resullerden birçoğunu sana anlattık, birçoğunu da anlatmadık. Ve Allah, Musa'yla kelimelerle dipnot 1 konuştu.
Senden önce gönderdiğimiz elçilerden birçoğunu sana anlattık, birçoğunu da anlatmadık. Ve Allah, Musa'yla kelimelerle konuştu.
Ve gerçekten sana daha önceden hikayelerini anlattığımız elçilere, anlatmadığımız elçilere (vahyettik). Tanrı, Musa ile de konuştu.
Öyle peygamberler (gönderdik ki) kıssalarını hakıykat önceden sana bildirdik. (Yine) öyle peygamberler (Yolladık ki) sana onların kıssalarını haber vermedik. Allah Musaya da hıtaab ile konuşdu.
Kıssalarını daha önce sana anlattığımız peygamberlerle, kıssasını sana anlatmadığımız peygamberlere de. Ve Allah Musa ile konuşmuştur.
(163-166) Sana da Nuh’a ve ondan sonraki Nebilere vahyettiğmiz gibi vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a Yakup’a ve Torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’da Zebur’u verdik , önceki Resullerden sana anlattıklarımız da var, sana anlatmadığımız Resuller de var. Allah Musa ile kelimeleri ile kelam etti. Resuller ! Müjdeci ve uyarıcı, Resullerin ardından Allah’a karşı (insanların) bir delilleri kalmasın . Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Şimdi de Allah sana indirdiğine şahit oluyor, Onu da kendi ilmiyle indirdi , melekler de şahitlik ediyorlar. Allah ise şahit olarak yeterlidir.
Peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık ve Allah, Mûsâ ile gerçekten konuştu.
Daha önce sana anlattığımız elçilere ve sana anlatmadığımız elçilere de (vahyetmiştik). Ve Allah Musa'ya da konuşmuştu.
Daha önce sana kıssalarını anlattığımız elçiler de anlatmadığımız elçiler de gönderdik. Musa ile de Allah doğrudan konuştu dipnot 1 .
Kendilerinden sana bahsettiğimiz elçiler de gönderdik, hiç bahsetmediğimiz elçiler de gönderdik. Allah, Musa ile konuştu.
Daha önce sana anlattığımız peygamberlere ve anlatmadığımız peygamberlere de (vahyettik). Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu.
Daha önce sana anlattığımız Peygamberlere ve anlatmadığımız Peygamberlere de (vahyettik). Allah Musa ile de doğrudan doğruya konuşmuştu.
Resuller var, hayat ve hatıralarını daha önce sana anlattık; resuller var, hayat ve hatıralarını sana anlatmadık. Allah, Musa'ya kelime kelime söz söylemişti.
Nisâ suresi, 165. ayet. رُّسُلًا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةٌۢ بَعْدَ ٱلرُّسُلِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak dipnot 1 (gönderilen) elçilere de (vahy etmiştik) ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı herhangi bir delili (bahanesi) olmasın! Allah güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Onlar, müjdeli ve uyarıcı haber taşıyan elçiler; ki (o) elçilerden sonra insanın Allah karşısında bir mazereti bulunmasın: Allah zatında sonsuz izzet ve her hükmünde tam isabet sahibidir.
(Bütün bu) elçileri güzel haberlerin müjdecileri ve uyarıcılar olarak (gönderdik) ki onlar(ın gelişi)nden sonra insanın Allah karşısında bir mazereti kalmasın: Allah gerçekten güç ve hikmet sahibidir.
Müjdeleyici ve uyarıcı olarak Rasuller (gönderdik) ki, Rasullerden (açıklamalarından) sonra insanların Allah'a karşı bir mazereti olmasın! Allah Aziyz'dir, Hakiym'dir.
Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.
Keza (gönderilen) peygamberlerden sonra, insanların, Allah'a karşı (özür olarak ileri sürebilecekleri) bir delilleri bulunmaması için müjdeleyen ve korkutan peygamberler gönderdik. Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.
Elçilerden sonra, Allah'ın karşısında, insanların uydurma bir gerekçeleri olmaması için, muştulayıcı ve uyarıcı elçiler. Çünkü Allah, Üstündür; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.
Müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdik ki, peygamberler geldikten sonra insanların Allah'a karşı bahaneleri olmasın. Allah mağlup edilemez; işini yerli yerinde yapar.
Müjdeler ve uyarılar getiren elçiler... Ki tüm bu elçilerden sonra insanların ALLAH'a karşı bir bahaneleri kalmasın. ALLAH Üstündür, Bilgedir.
Müjdeler ve uyarılar getiren elçiler... Ki tüm bu elçilerden sonra insanların ALLAH'a karşı bir bahaneleri kalmasın. ALLAH Üstündür, Bilgedir.
Bunlar artık insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı ileri sürecekleri bir özürleri olmasın diye, hep rahmet müjdecileri ve azap habercileri olarak gönderilmiş peygamberlerdir. Allah, daima güçlüdür, hikmet sahibidir.
Hep rahmet müjdecileri azab habercileri olarak gönderilmiş Peygamberler ki artık insanlar için Allaha karşı Peygamberlerden sonra bir i'tizar behanesi olamasın, Allah aziz, hakim bulunuyor
Haber verici ve uyarıcı olarak Resuller gönderdik ki, Resullerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Haber verici ve uyarıcı olarak resuller gönderdik ki, resullerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Müjdeleyici ve uyarıcı olarak elçiler gönderdik ki, elçilerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Tanrı'ya karşı (savunacak) delilleri olmasın. Tanrı, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.
(Biz) peygamberler (i rahmet) müjdeciler (i) ve azab haberciler (i) olarak (gönderdik). Ta ki peygamberlerden sonra insanların Allaha karşı (özür diye ileri sürebilecekleri) bir behaneleri olmasın. Allah mutlak gaalibdir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir.
Müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler olarak. Ta ki peygamberler geldikten sonra insanların Allah'a karşı hüccetleri kalmasın. Allah; Aziz, Hakim olandır.
(163-166) Sana da Nuh’a ve ondan sonraki Nebilere vahyettiğmiz gibi vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a Yakup’a ve Torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’da Zebur’u verdik , önceki Resullerden sana anlattıklarımız da var, sana anlatmadığımız Resuller de var. Allah Musa ile kelimeleri ile kelam etti. Resuller ! Müjdeci ve uyarıcı, Resullerin ardından Allah’a karşı (insanların) bir delilleri kalmasın . Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Şimdi de Allah sana indirdiğine şahit oluyor, Onu da kendi ilmiyle indirdi , melekler de şahitlik ediyorlar. Allah ise şahit olarak yeterlidir.
Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak rasûller gönderdik ki, rasûllerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah Aziz'dir, Hakim'dir.
(Bunları) Müjdeleyici ve uyarıcı elçiler olarak (gönderdik) ki, elçiler geldikten sonra insanların Allah'a karşı bahaneleri kalmasın. Allah üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Onları müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik ki o elçilerden sonra insanların Allah'a karşı bir delilleri kalmasın dipnot 1 . Daima üstün olan ve bütün kararları doğru olan Allah'tır.
Müjdeci ve uyarıcı elçiler gönderdik ki onlardan sonra insanların elinde Allah'a karşı ileri sürecekleri bir mazeretleri olmasın. Allah güçlüdür, doğru kararlar verir.
Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak rasûller gönderdik ki, rasûllerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah Aziz'dir, Hakim'dir.
(Bunlar) Peygamberlerin ardından insanların Allah'a karşı bir delilleri olmasın diye müjdeci ve uyarıcı elçiler olarak (gelmiştir). Allah güçlüdür, hakimdir.
Müjdeleyici ve uyarıcı resuller gönderdik ki, elçiler geldikten sonra insanların Allah'a karşı kanıtı olmasın. Allah Aziz'dir, Hakim'dir.
Nisâ suresi, 166. ayet. لَّٰكِنِ ٱللَّهُ يَشْهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيْكَ أَنزَلَهُۥ بِعِلْمِهِۦ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا
Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter.
Fakat Allah sana indirdiğini kendi ilmi ile indirdiğine şahitlik eder; melekler de (buna) şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter. dipnot 1
Lakin Allah, sana kendi ilminde indirdiğine bizzat şahitlik yapar ve melekler de şahitlik yaparlar: zaten şahid olarak Allah yeter.
Ama Allah, sana bahşettiği hakikate (Bizzat Kendisi) şahitlik yapar: onu kendi hikmetinin bir ürünü olarak bahşettik ve melekleri de ona şahit tutmuştur; oysa hiç kimse Allahın şahitliği gibi şahitlik yapamaz.
Ne var ki, Allah sana inzal ettiği ile şahitliğini gösterir ki, HU'nun ilmi olarak onu sana inzal etmiştir. Melekler (bu inzal ile ilgili kuvveler - Cibril) de olayın şahididir. Şahit olarak Allah yeterlidir.
Fakat Allah, sana indirdiğiyle şahidlik eder ki, O, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de şahittirler. Şahid olarak Allah yeter.
Bununla beraber Allah, sana indirdiği Kur'ân'a şâhidlik eder ki, onu bizzat kendi ilmiyle indirmiştir. (Buna) melekler de şâhidlik ederler. Şâhid olarak Allah yeter.
Allah, sana indirdiğini, Kendi bilgisiyle indirdiğine tanıklık eder; melekler de tanıklık ederler. Tanık olarak, zaten Allah yeterlidir.
Fakat Allah, sana indirdiğine, onu kendi ilmiyle indirdiğine şahitlik eder. Melekler de şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeterlidir.
Fakat ALLAH, sana indirdiğine tanıklık eder. Onu kendi bilgisiyle indirdi. melekler de buna tanıklık eder. Tanık olarak ALLAH yeter. dipnot 1
Fakat ALLAH, sana indirdiğine tanıklık eder. Onu kendi bilgisiyle indirdi. Melekler de buna tanıklık eder. Tanık olarak ALLAH yeter.
Fakat Allah, özellikle sana indirdiği ile şahitlik ediyor ki, onu kendi bilgisi ile indirdi. Melekler de şahitlik ediyorlar, kaldı ki Allah'ın şahit olması yeter!
Lakin Allah bilhassa sana indirdiğiyle şehadet ediyor ki onu kendi ilmi sübhanisiyle indirdi, melekler de şehadet ediyorlar, maa haza Allahın şahid olması kafidir
Allah, sana indirdiği şeyi, Kendi ilmi ile indirdiğine tanıklık eder. Melekler de tanıklık ederler. Ve tabii ki tanık olarak Allah yeter.
Allah, sana indirdiği şeyi, kendi ilmi ile indirdiğine tanıklık eder. Melekler de tanıklık ederler. Ve tabii ki tanık olarak Allah yeter.
Allah, sana indirdiği şeyi, kendi ilmi ile indirdiğine tanıklık eder. Melekler de tanıklık ederler. Ve tabii ki tanık olarak Allah yeter.
Fakat Tanrı, sana indirdiğiyle şahidlik eder ki, O, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de şahittirler. Şahid olarak Tanrı yeter.
Bununla beraber Allah sana indirdiği (Kur'an-ı Kerim) ile şahidlik eder ki O, bunu kendi ilmiyle indirmişdir. Melekler de şahidlik ederler. Hakıyki şahid olmak bakımından sa (yalnız) Allah yeter.
Lakin Allah, sana indirdiğine şahidlik eder. Onu bilerek indirmiştir. Melekler de şahidlik ederler. Esasen şahid olarak Allah yeter.
(163-166) Sana da Nuh’a ve ondan sonraki Nebilere vahyettiğmiz gibi vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a Yakup’a ve Torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’da Zebur’u verdik , önceki Resullerden sana anlattıklarımız da var, sana anlatmadığımız Resuller de var. Allah Musa ile kelimeleri ile kelam etti. Resuller ! Müjdeci ve uyarıcı, Resullerin ardından Allah’a karşı (insanların) bir delilleri kalmasın . Allah saygıdeğerdir, hâkimdir. Şimdi de Allah sana indirdiğine şahit oluyor, Onu da kendi ilmiyle indirdi , melekler de şahitlik ediyorlar. Allah ise şahit olarak yeterlidir.
Lakin, Allah sana indirdiğine şahitlik eder ki, onu kendi ilmi ile indirmiştir. Melekler de şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter.
Allah, sana indirdiğini kendi bilgisiyle indirmiş olduğuna şahidlik eder. Melekler de (buna) şahidlik ederler. Allah'ın şahidliği de (bir şeyin gerçekliği için) kafidir.
(Seni Allah'ın elçisi olarak kabul etmeyebilirler dipnot 1 ) Ama Allah sana indirdiği (bu kitap) ile şahitlik eder ki onu sana, kendi bilgisiyle indirmiştir. Buna melekler de şahitlik ederler dipnot 2 . Aslında şahit olarak Allah yeter dipnot 3 .
Ama Allah sana indirdiği ile şahitlik eder ki (önceki elçilere[1]) indirdiğini de kendi ilmi ile indirmiştir. Buna Melekler de şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter.
Lakin, Allah sana indirdiğine şahidlik eder ki, onu kendi ilmi ile indirmiştir. Melekler de şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter.
Fakat Allah sana indirdiği şeyle şahitlik eder ki onu kendi ilmi ile indirmiştir. Melekler de şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter.
Şu da var ki, Allah sana indirdiğini, kendi ilmiyle indirdiğine tanıklık eder. Melekler de tanıklık ediyorlar. Zaten tanık olarak Allah yeter.
Nisâ suresi, 167. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدْ ضَلُّوا۟ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا
Şüphesiz inkar edenler, insanları Allah yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
Şüphesiz ki inkar edip (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar dipnot 1 elbette (doğru yoldan) tamamen uzaklaşmışlardır.
İnkara sapan ve başkalarını Allah yolundan saptıranlara gelince: onlar derin bir sapıklığa gömülüp gitmişlerdir.
Hakikati inkar etmeye ve başkalarını Allah yolundan saptırmaya şartlanmış olanlar, derin bir sapıklık içindedirler.
Hakikati inkar edip insanları da Allah yolundan engelleyenler, çok büyük sapma içindedirler.
Şüphesiz, inkar edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar gerçekten uzak bir sapıklıkla sapmışlardır.
İnkâr eden ve (başkalarını da) Allah yolundan alıkoyanlar şüphesiz doğru yoldan çok uzaklaşmışlardır.
Kuşkusuz, nankörlük edenler ve Allah'ın yolundan alıkoyanlar, olmadık bir sapkınlıkla sapmıştır.
İnkar edip başkalarını da Allah yolundan çevirenler, dönüşü olmayan bir sapıklığa düşmüşlerdir.
İnkar edenler ve ALLAH'ın yolundan alıkoyanlar tamamıyla sapıtmışlardır.
İnkar edenler ve ALLAH'ın yolundan alıkoyanlar tamamıyla sapıtmışlardır
Şüphesiz inkara sapıp Allah yolundan alıkoyanlar, büyük bir sapıklığa dalmışlardır.
Şübhesiz ki küfredib Allah yolundan men'edenler haktan sapdılar uzak sapdılar
Kuşkusuz Kafir olanlar ve Allah'ın yolundan alıkoyanlar, gerçekten derin bir sapkınlıktadırlar.
Kuşkusuz Kafir olanlar ve Allah'ın yolundan alıkoyanlar, gerçekten derin bir sapkınlıktadırlar.
İnkar edip, Allah'ın yolundan alıkoyanlar, gerçekten derin bir sapkınlıktadırlar.
Şüphesiz, kafirler ve Tanrı yolundan alıkoyanlar gerçekten uzak bir sapıklıkla sapmışlardır.
Hakıykat, o inkar edip kafir olanlar ve (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar şübhesiz (hakdan uzak) bir sapıklıkla sapmışlardır.
Muhakkak ki küfredip insanları Allah yolundan alıkoyanlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
(167-170) Muhakkak ki kafirler ve Allah yolundan saptıranlar kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmışlardır. Muhakkak ki kafirler ve zalimleri Allah asla bağışlamayacaktır ve onları cehennem yolu hariç herhangi bir yola rehber olup iletmeyecektir. Orada ebedi kalıcıdırlar. Bu Allah’a kolaydır. Ey insanlar Rabbinizden size gerçek olarak bir Resul kesinlikle geldi , iman ediniz, sizin için hayırdır, eğer küfrederseniz de muhakkak ki semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır.
Şüphesiz inkâr edenler, insanları Allah yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
(Sana gelenleri) İnkar edip Allah yolundan menedenler, hakikaten uzak bir sapıklığa düşmüşlerdir.
Kafirlik eden /ayetleri görmezlikte direnen ve Allah'ın yolundan engelleyenler, yanlış yola girmiş, kaybolup gitmiş olurlar.
Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler) ve Allah yolundan engelleyenler var ya; işte onlar gerçekten derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
Küfredenler ve Allah’ın yolundan saptıranlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
Küfredenler ve Allah'ın yolundan saptıranlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
İnkar edip Allah yolundan geri çevirenler, dönüşü olmayan bir sapıklığa düşmüşlerdir.
Nisâ suresi, 168. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَظَلَمُوا۟ لَمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا
Şüphesiz inkar edenler ve zulmedenler (var ya), Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir.
(168, 169) İnkâr edip haksızlık edenleri Allah asla bağışlayacak değildir. dipnot 1 Onları içinde ebedî kalacakları dipnot 2 cehennemin yolundan başka bir yola ulaştıracak da değildir. Bu, Allah'a çok kolaydır.
Küfre gömülen ve zulümde direnenleri Allah asla affetmeyecek ve onlara bir yol göstermeyecektir;
Hakikati inkar etmeye ve zulüm işlemeye şartlanmış olanları, Allah asla affetmeyecek ve onlara bir yol göstermeyecektir;
Muhakkak ki Allah hakikati inkar edenleri ve zulmedenleri ne bağışlar ne de onlara bir tarik (anlayış yolu) açar.
Gerçek şu ki, inkar edenler ve zulmedenler, Allah onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir.
İnkâr edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları doğru yola iletecek de değildir.
Kuşkusuz, Allah, nankörlük edenleri ve haksızlık yapanları bağışlamayacak; onlara bir yol da göstermeyecektir.
- İnkar edip zulme sapanlar var ya; Allah onları asla affedecek değildir. Onları içinde süreli kalacakları cehennem yolu hariç, başka bir yola iletecek de değildir.Bunu yapmak Allah için kolaydır.
İnkar edip zulmedenleri ALLAH ne bağışlayacak, ne de onlara bir yol gösterecektir.
İnkar edip zulmedenleri ALLAH ne bağışlayacak, ne de onlara bir yol gösterecektir.
(168-169) Şüphesiz küfredip haksızlık edenleri Allah bağışlayacak ve cehennem yolundan başka bir yola da çıkaracak değildir; orada sonsuza dek kalacaklardır. Bu da Allah için kolaydır.
(168-169) Şübhesiz küfredib haksızlık edenleri Allah mağfiret edecek değil, Cehennem yolundan başka bir yola çıkaracakda değil, onlar ebediyyen onda muhalled, bu da Allaha nazaran kolay bulunuyor
Kuşkusuz Allah Kafir olanları ve zulmedenleri bağışlayacak değildir. Onları bir yola iletecek de değildir;
Kuşkusuz Allah Kafir olanları ve zulmedenleri bağışlayacak değildir. Onları bir yola iletecek de değildir;
Gerçeği yalanlayıp nankörlük edip, zulmedenleri Allah bağışlayacak değildir. Onları bir yola hidayet edecek de değildir;
Gerçek şu ki, kafirler ve zulmedenler, Tanrı onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir.
(168-169) Hakıykat, o inkar edib kafir olanlar ve zulm edenler (yok mu) Allah onları asla yarlığayacak değildir. Onları cehennemin yolundan başka bir yola da iletecek değildir. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Bu ise Allaha göre pek kolaydır.
Muhakkak ki küfreden ve zulmedenleri Allah, bağışlayacak ve onları doğru yola iletecek değildir.
(167-170) Muhakkak ki kafirler ve Allah yolundan saptıranlar kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmışlardır. Muhakkak ki kafirler ve zalimleri Allah asla bağışlamayacaktır ve onları cehennem yolu hariç herhangi bir yola rehber olup iletmeyecektir. Orada ebedi kalıcıdırlar. Bu Allah’a kolaydır. Ey insanlar Rabbinizden size gerçek olarak bir Resul kesinlikle geldi , iman ediniz, sizin için hayırdır, eğer küfrederseniz de muhakkak ki semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır.
Kâfir olup, zulmedenleri Allah asla, bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir.
O inkar edip zulmedenler var ya, Allah onları ne bağışlayacak, ne de yola iletecektir.
Kafirlik eden /ayetleri görmezlikte direnen ve yanlış yapanları dipnot 1 ise Allah bağışlamayacak, (doğru) bir yola da yöneltmeyecektir dipnot 2 .
Ayetleri görmezlikten gelenleri ve yanlış yapanları Allah ne bağışlayacak; ne de bir yola yöneltecektir.
Küfredenleri ve zulmedenleri Allah bağışlamamıştır. Onlara hiçbir yol göstermez.
Küfredenleri ve zulmedenleri Allah bağışlamamıştır. Onlara hiç bir yol göstermez.
İnkar edip zulme sapanlar var ya, Allah onları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır.
Nisâ suresi, 169. ayet. إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا
(Allah onları) ancak içinde ebedi kalacakları cehennemin yoluna iletir. Bu ise Allah'a çok kolaydır.
(168, 169) İnkâr edip haksızlık edenleri Allah asla bağışlayacak değildir. dipnot 1 Onları içinde ebedî kalacakları dipnot 2 cehennemin yolundan başka bir yola ulaştıracak da değildir. Bu, Allah'a çok kolaydır.
sadece cehennemin yolunu (gösterecektir), orada ebediyyen kalıcıdırlar: ve bütün bunlar Allah için pek kolaydır.
cehennem yolundan başka, orada sonsuza kadar kalacaklardır; Bu, Allah için çok kolaydır.
Cehennem yolu (cehennem yaşamına yol açan anlayış) hariç! Orada sonsuza dek kalırlar. Bu Allah için çok kolaydır.
Ancak, onda ebedi kalmaları için cehennem yoluna (iletecektir.) Bu da Allah'a pek kolaydır.
(Onları ileteceği yol) ancak, içinde ebediyyen kalacakları Cehennem yoludur. Bu da, Allah'a göre çok kolaydır.
Cehennemin yolu dışında. Sonsuza dek orada kalacaklardır. İşte bu, Allah için zaten çok kolaydır.
- İnkar edip zulme sapanlar var ya; Allah onları asla affedecek değildir. Onları içinde süreli kalacakları cehennem yolu hariç, başka bir yola iletecek de değildir.Bunu yapmak Allah için kolaydır.
Yalnız cehennemin yolu hariç. Orada sürekli kalacaklar. Bu, ALLAH'a pek kolaydır.
Yalnız cehennemin yolu hariç. Orada sürekli kalacaklar. Bu, ALLAH'a pek kolaydır.
(168-169) Şüphesiz küfredip haksızlık edenleri Allah bağışlayacak ve cehennem yolundan başka bir yola da çıkaracak değildir; orada sonsuza dek kalacaklardır. Bu da Allah için kolaydır.
(168-169) Şübhesiz küfredib haksızlık edenleri Allah mağfiret edecek değil, Cehennem yolundan başka bir yola çıkaracakda değil, onlar ebediyyen onda muhalled, bu da Allaha nazaran kolay bulunuyor
Ancak Cehennem yolundan başka. Orada, kesintisiz ve ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, Allah için çok kolaydır.
Ancak Cehennem yolundan başka. Orada, kesintisiz ve ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, Allah için çok kolaydır.
Ancak Cehennem yolundan başka. Orada, sürekli kalıcıdırlar. Bu, Allah için çok kolaydır.
Ancak, onda ebedi kalmaları için cehennem yoluna (iletecektir). Bu da Tanrı'ya pek kolaydır.
(168-169) Hakıykat, o inkar edib kafir olanlar ve zulm edenler (yok mu) Allah onları asla yarlığayacak değildir. Onları cehennemin yolundan başka bir yola da iletecek değildir. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Bu ise Allaha göre pek kolaydır.
Ancak cehennem yoluna. Onlar orada temelli kalıcıdırlar. Bu ise Allah'a pek kolaydır.
(167-170) Muhakkak ki kafirler ve Allah yolundan saptıranlar kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmışlardır. Muhakkak ki kafirler ve zalimleri Allah asla bağışlamayacaktır ve onları cehennem yolu hariç herhangi bir yola rehber olup iletmeyecektir. Orada ebedi kalıcıdırlar. Bu Allah’a kolaydır. Ey insanlar Rabbinizden size gerçek olarak bir Resul kesinlikle geldi , iman ediniz, sizin için hayırdır, eğer küfrederseniz de muhakkak ki semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır.
Cehennemin yolundan başkasına; ki onlar orada ebediyyen kalıcıdırlar. Bu ise Allah’a pek kolaydır.
Sadece cehennemin yoluna (iletecek ve) orada sürekli kalacaklardır. Bu da Allah'a çok kolaydır.
Onları yalnızca cehennem yoluna yöneltecektir. Orada ölümsüz olarak sonsuza dek kalacaklardır dipnot 1 . Bu, Allah için kolaydır.
Sonsuza dek ölümsüz olarak kalacakları cehennemin yolu başka. Bu, Allah'a güç gelmez.
İçinde ebedi kalacakları Cehennem yolundan başka. Bu da Allah’a çok kolaydır.
İçinde ebedi kalacakları cehennem yolundan başka.. Bu da Allah'a çok kolaydır.
Cehennem yolu hariç! Sonsuza dek kalacaklardır orada. Allah için çok kolaydır bu.
Nisâ suresi, 170. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلْحَقِّ مِن رَّبِّكُمْ فَـَٔامِنُوا۟ خَيْرًا لَّكُمْ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O halde, kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer inkar ederseniz bilin ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ey insanlar! Elbette Elçi size Rabbinizden gerçeği getirdi; kendi iyiliğinize olarak (ona) iman edin! İnkâr ederseniz, göklerde ve yerde ne varsa şüphesiz ki hepsi yalnızca Allah'a aittir. dipnot 1 Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Ey insanlık! İşte Peygamber size Rabbinizden hakikati getirdi: artık iman ederseniz sizin için hayırlı olur. Yok eğer hakikati inkar ederseniz, iyi bilin ki göklerde ve yeryüzünde olan her şey Allah'a aittir: zira Allah her şeyi bilendir, her hükmünde tam isabet kaydedendir.
Ey insanlar! Elçi size Rabbinizden hakikati getirdi: o halde kendi iyiliğiniz için inanın! Ve eğer hakikati inkar ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olan her şey Allaha aittir ve Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir!
Ey insanlar, Rasul size Rabbinizden Hak olarak gelmiştir! Artık iman edin sizin için hayırlı olana! Eğer inkar ederseniz, bilin ki semalar ve arzda olan ne varsa Allah içindir (Esma ül Hüsna'sının işaret ettiği özelliklerin açığa çıkması için). Allah Aliym'dir, Hakiym'dir.
Ey insanlar, şüphesiz elçi size Rabbinizden hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır. Eğer inkara saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ey insanlar! Rasûl size Rabbinizden hakkı (Kur'ân'ı ve hak dini) getirmiştir. (Bunda şüphe yoktur), O halde, kendi iyiliğiniz için (ona) iman edin. Eğer inkâr ederseniz, göklerde ve yerde ne varsa şüphesiz hepsi Allah'ındır. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.
Ey insanlar! Elçi, Efendinizden, size gerçekle gelmiştir. Artık, inanmanız, sizin için daha iyidir. Nankörlük ederseniz, kuşkusuz, göklerde ve yeryüzünde olan her şey, Allah'ın malıdır. Çünkü Allah, Bilendir; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.
Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakikati getirdi. O halde kendi iyiliğiniz için iman ediniz! Eğer inkar ederseniz, biliniz ki göklerde ve yerde olan her şey Allah'a aittir. Allah her şeyi bilendir; hikmet sahibidir.
İnsanlar! Elçi Efendinizden gerçeği getirmiştir. Kendi yararınız için onaylamalısınız. İnkar ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde ne varsa ALLAH'ındır. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
İnsanlar! Elçi Rabbinizden gerçeği getirmiştir. Kendi yararınız için inanmalısınız. İnkar ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde ne varsa ALLAH'ındır. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
Ey insanlar, gerçek şu ki, Rabbinizden size hak ile peygamber geldi. Hakkınızda hayırlı olması için hemen ona iman edin! Eğer ona inanmayacak olursanız, şüphe yok ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, herşeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Ey insanlar! hakıkat size Rabbınızdan hakk ile Resul geldi, hakkınızda hayr olmak için hemen ona iyman edin ve eğer küfr edecek olursanız şüphe yok ki Göklerde ve yerde ne varsa Allahın ve Allah alim, hakim bulunuyor
Ey insanlar! Resul size Rabb'inizden gerçeği getirdi. Öyleyse kendi iyiliğiniz için ona iman edin. Eğer kafirlik ederseniz, bilin ki gökte ve yerde olan her şey Allah'a aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Ey insanlar! Resul size Rabb'inizden gerçeği getirdi. Öyleyse kendi iyiliğiniz için ona iman edin. Eğer Kafirlik dipnot 1 ederseniz, bilin ki gökte ve yerde olan her şey Allah'a aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Ey insanlar! Rasul size Rabb'inizden gerçeği getirdi. Öyleyse kendi iyiliğiniz için ona iman edin. Eğer inkar ederseniz, bilin ki gökte ve yerde olan her şey Allah'a aittir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Ey insanlar, kuşkusuz elçi size rabbinizden hakla geldi. Öyleyse inanın / inanmanız, sizin için hayırlıdır. Eğer küfrederseniz, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü Tanrı'nındır. Tanrı bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ey insanlar, hiç şübhesiz, Rabbinizden size hak bir peygamber gelmişdir. O halde kendi hayrınıza olarak (ona) iman edin. Eğer inkar edib kafir olursanız (biliniz ki) göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) Allahındır. Allah hakkıyle bilicidir, yegane hüküm ve hikmet saahibidir.
Ey insanlar; Peygamber, size Rabbınızdan gerçekle geldi. Kendi yararınıza olarak hemen iman edin. Eğer küfür ederseniz; muhakkak ki göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Allah; Alim, Hakim olandır.
(167-170) Muhakkak ki kafirler ve Allah yolundan saptıranlar kesinlikle pek uzak bir sapıklığa sapmışlardır. Muhakkak ki kafirler ve zalimleri Allah asla bağışlamayacaktır ve onları cehennem yolu hariç herhangi bir yola rehber olup iletmeyecektir. Orada ebedi kalıcıdırlar. Bu Allah’a kolaydır. Ey insanlar Rabbinizden size gerçek olarak bir Resul kesinlikle geldi , iman ediniz, sizin için hayırdır, eğer küfrederseniz de muhakkak ki semalarda ve yerde ne varsa Allah’ındır.
Ey insanlar! Şüphesiz Rasûl size Rabbinizden hak olan şey ile geldi. Öyleyse iman etmeniz sizin için hayırlıdır. Eğer inkâr ederseniz, göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. Allah Alim'dir, Hakim'dir.
Ey İnsanlar, Elçi size, Rabbinizden gerçeği getirdi. Kendi yararınıza olarak (ona) inanın. Eğer inkar ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ey insanlar! Bu Elçi, Rabbinizden size gerçek olanı getirdi; ona inanın ki sizin için iyi olsun. Yok eğer ayetleri görmezlikte direnirseniz, bilin ki göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah her şeyi bilir, doğru kararlar verir.
Ey İnsanlar! Bu Elçi, Rabbiniz'den size gerçek olanı getirdi; O'na inanıp güvenin; bu sizin hayrınıza olur. Ama ayetleri görmezlikten gelirseniz bilin ki göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah bilir, doğru kararlar verir.
Ey insanlar! Şüphesiz Rasûl size Rabbinizden hak olan şey ile geldi. Öyleyse iman etmeniz sizin için hayırlıdır. Eğer küfrederseniz, göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. Allah Alim'dir, Hakim'dir.
- Ey insanlar, elçi size Rabbinizden hak ile gelmiştir. Kendi iyiliğiniz için iman edin; eğer küfrederseniz, göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Allah alimdir, hakimdir.
Ey insanlar! Resul size Rabbinizden hakkı getirdi; artık inanın ona ki hayrınıza olsun. Nankörlük ederseniz göklerdekiler de yerdekiler de Allah'ındır. Allah Alim'dir, Hakim'dir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.