Diyanet İşleri
Ey iman edenler! (Düşmana karşı) tedbirinizi alıp, küçük birlikler halinde, yahut topluca savaşa gidin.
Nisâ suresi · 71–84. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Nisâ suresi, 71. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ خُذُوا۟ حِذْرَكُمْ فَٱنفِرُوا۟ ثُبَاتٍ أَوِ ٱنفِرُوا۟ جَمِيعًا
Ey iman edenler! (Düşmana karşı) tedbirinizi alıp, küçük birlikler halinde, yahut topluca savaşa gidin.
Ey iman edenler! Önleminizi alın; (ya) bölük bölük savaşa çıkın; veya (gerektiğinde) topyekün savaşın! dipnot 1
Siz ey iman edenler! Küçük müfrezeler halinde ya da topyekün orduyla ilerlerken ihtiyatlı hareket edin!
Siz ey imana ermiş olanlar! İster küçük guruplar halinde ister toplu halde, savaşa giderken tehlikelere karşı hazırlıklı olun.
Ey iman edenler, ihtiyatlı olun, gruplar halinde ya da topluca savaşa girin.
Ey iman edenler, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın.
Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölük bölük savaşa çıkın, yahut (gerektiğinde) topyekün savaşın.
Ey inanca çağırılanlar! Önleminizi alın; artık, birlikler biçiminde veya toplu olarak savaşa çıkın.
Ey iman edenler! İster küçük gruplar halinde ister toplu halde savaşa giderken tehlikelere karşı hazırlıklı olunuz!
Gerçeği onaylayanlar! Tetikte durun. Bölük bölük ya da topluca harekete geçin.
İnananlar! Tetikte durun. Bölük bölük ya da topluca harekete geçin.
Ey iman edenler, hazırlığınızı yapın da müfrezeler halinde harekete geçin, yahut toplu olarak seferber olun!
Ey o bütün iyman edenler! hazırlığınızı görün de müfrezeler halinde harekete gelin yahud toplu olarak seferber olun
Ey İman Edenler! Önleminizi alın. Savaşa, küçük birlikler halinde veya topyekun olarak çıkın.
Ey iman edenler! Önleminizi alın. Savaşa, küçük birlikler halinde veya topyekun olarak çıkın.
Ey iman edenler! Tedbirli olun. Savaşa küçük birlikler halinde veya topyekun olarak çıkın.
Ey inananlar, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın.
Ey iman edenler, (düşmanlarınıza karşı) korunma tedbirinizi alın da küçük kıt'alar haalinde harbe çıkın, yahud topdan seferber olun.
Ey iman edenler; korunma tedbirinizi alın da silahlanarak, birlikler halinde veya toptan seferber olun.
(71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.
Ey iman edenler! (Düşmana karşı) tedbirinizi alın ve bölük bölük veya hep birden savaşa gidin.
Ey inananlar, (uyanık bulunup) korunma(tedbirleri)nizi alın, bölük bölük, ya da hep birlikte savaşa gidin.
Ey İnanıp güvenenler! Tedbirinizi alın, dipnot 1 (gerektiğinde) bölükler halinde veya toplu olarak hızla harekete geçin.
Ey İnanıp güvenenler(müminler)! Savaşa hazır olun da (gerektiğinde) bölükler halinde veya toplu olarak hızla harekete geçin.
Ey iman edenler! Tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük ya da topluca çıkın.
-Ey iman edenler! Tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük ya da topluca çıkın.
Ey inananlar! Savunma tedbirlerinizi alın. Gerektiğinde de bölükler halinde hareket geçin yahut toplu halde savaşa çıkın.
Nisâ suresi, 72. ayet. وَإِنَّ مِنكُمْ لَمَن لَّيُبَطِّئَنَّ فَإِنْ أَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَالَ قَدْ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَىَّ إِذْ لَمْ أَكُن مَّعَهُمْ شَهِيدًا
Şüphesiz, aranızda öyle kimseler var ki, (onların her biri savaşa gitme konusunda) hakikaten pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse, "Allah, bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım" der.
İçinizden (savaş konusunda) ağırdan alanlar vardır. Size bir musibet gelirse, (böyleleri) "Elbette Allah bana lütfetti de onlarla birlikte bulunmadım." der. dipnot 1
Aranızda elbette işi ağırdan alan kimseler olacak ve bir yenilgiyle karşılaştığınızda "Onlarla birlikte bulunmamam Allah'ın bana bir lutfudur" diyecek.
Aranızda mutlaka geride kalanlar olacak ve o zaman, başınıza bir felaket geldiğinde, "Onlarla birlikte bulunmamız Allahın bize bir lütfudur!" diyecekler.
Muhakkak sizden öylesi vardır ki, ağırdan alır. Sizin başınıza kötü bir şey gelirse "Allah'ın bana nimeti olarak onlarla beraber değildim" der.
Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: "Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der.
İçinizden bazıları vardır ki (cihad konusunda) pek ağırdan alırlar. Eğer size bir felâket erişirse: «Allah bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım» der.
Aslında, aranızdan kimileri yavaş davranır; bunun ardından başınıza bir yıkım gelirse, şöyle der: "Allah, bana iyilik ettiği için, onlarla birlikte bulunmadım!"
Aranızda mutlaka geride kalanlar olacak ve o zaman başınıza bir felaket geldiğinde, "Onlarla birlikte bulunmamamız Allah'tan bize bir lütuftur" diyecekler.
İçinizde ağır davrananlar var. Size bir musibet gelirse, "ALLAH bana iyilik etti de onlarla birlikte (musibete) tanık olmadım" der.
İçinizde ağır davrananlar var. Size bir musibet gelirse, 'ALLAH bana iyilik etti de onlarla birlikte şehit düşmedim,' der
Bununla beraber içinizden öylesi vardır ki, her halde ağırdan alacaktır. Eğer size bir felaket isabet ederse: "Gerçekten Allah bana lütfetti de, onlarla birlikte bulunmadım." der.
Maamafih içinizden öylesi vardır ki her halde ağır alacaktır: bakar eğer size bir musibet isabet ederse "cidden, der: Allah bana lütfetti zira onlarla beraber hazır bulunmadım"
İçinizden ağır davranan bazı kimseler, size bir musibet isabet ederse, "Allah bana nimet verdi dipnot 1 de onlarla beraber bulunmadım." der.
İçinizden ağır davranan bazı kimseler, size bir musibet isabet ederse, "Allah bana nimet verdi dipnot 1 de onlarla beraber bulunmadım." der.
İçinizden ağır davranan bazı kimseler, size bir musibet isabet ederse, "Allah bana nimet verdi dipnot 1 de onlarla bulunmadım." der.
Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: "Doğrusu Tanrı, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der.
İçinizden (öylesi vardır ki) muhakkak ağır davranacakdır. Eğer size bir musiybet gelib çatarsa diyecek ki: "Allah bana cidden lutfetdi. Çünkü onlarla beraber bulunmadım"!
Aranızda pek ağır davranacak olanlar da var. Size bir musibet geldiği takdirde: Allah bana gerçekten lütfetti de onlarla beraber bulunmadım der.
(71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.
Şüphesiz, aranızda öyle kimseler var ki, (onların her biri savaşa gitme konusunda) hakikaten pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse, “Allah, bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım” der.
İçinizden bir kısmı var ki, pek ağır davranır. Eğer size bir felaket erişirse: "Allah bana lutfetti de onlarla beraber bulunmadım." der.
İçinizden ağır davranan mutlaka olacaktır. Başınıza bir iş gelse "Gerçekten Allah bana lütufta bulunmuş da onlarla birlikte olmamışım." diyecektir. dipnot 1
İçinizden ağır davrananlar mutlaka olacaktır. Başınıza bir iş gelse "Gerçekten Allah bana iyilikte bulunmuş da onlarla birlikte olmamışım." diyeceklerdir.
Elbette içinizde ağır davrananlar vardır. Şayet size bir musibet isabet edecek olursa: "Doğrusu Allah bana nimet vermiş de onların yanında olmadım" der.
Elbette içinizde ağır davrananlar vardır. Şayet size bir musibet isabet edecek olursa: - Doğrusu Allah bana nimet vermiş de onların yanında olmadım, der.
İçinizden öylesi de var ki, ne olursa olsun ağırdan alır. Size bir musibet gelip çatarsa şöyle diyecektir: "İyi ki onlarla birlikte şehit olmadım. Allah bana lütufta bulundu."
Nisâ suresi, 73. ayet. وَلَئِنْ أَصَٰبَكُمْ فَضْلٌ مِّنَ ٱللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَن لَّمْ تَكُنۢ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُۥ مَوَدَّةٌ يَٰلَيْتَنِى كُنتُ مَعَهُمْ فَأَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًا
Eğer Allah'tan size bir lütuf (zafer) erişse, bu sefer de; sizinle kendisi arasında hiç tanışıklık yokmuş gibi şöyle der: "Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarıya (ganimete) ulaşsaydım."
Allah'tan size herhangi bir lütuf gelirse, sanki sizinle onun arasında (görünüşte) bir sevgi (problemi) yokmuş gibi "Ah, keşke onlarla birlikte olsaydım da büyük bir başarı elde etseydim." der.
Fakat Allah'tan size bir zafer ihsan edildiğinde, bu kez de o kimseler sanki sizinle kendi aralarında hiçbir sevgi problemi yokmuş gibi "Keşke onlarla birlikte olsaydım da o muhteşem başarıya konsaydım!" diyecek.
Ama Allahtan size bir zafer ihsan edildiğinde, bu kimseler, -kuşkusuz sizinle kendileri arasında bir sevgi/bağlılık sorunu olmamış gibi- "Keşke onlarla birlikte olsaydık da o büyük başarıdan (bir pay) kapsaydık!" diyeceklerdir.
Eğer size Allah'tan bir lütuf (ile başarı) erişir ise, sanki sizinle arasında beraberliği getirecek yakınlık yokmuşçasına, "Keşke onlarla beraber olsaydım da o büyük başarıdan hisse alsaydım" der.
Eğer size Allah'tan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hiç bir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; "Keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa' erseydim."
Eğer Allah'tan size bir lütuf erişirse sanki sizinle onun arasında (zahirî) bir dostluk yokmuş gibi «Keşke onlarla beraber olsaydım da ben de büyük bir başarı kazansaydım!» der.
Allah tarafından size bir lütuf erişirse, aranızda bir görüşme olmamış gibi, şöyle der: "Keşke onlarla birlikte olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım!"
Ama Allah'tan size bir zafer ihsan edildiğinde, bu kimseler şüphesiz sizinle kendileri arasında bir sevgi, yani bağlılık sorunu olmamış gibi, "Keşke onlarla birlikte olsaydık da o büyük başarıdan kapsaydık" diyecekler.
ALLAH'tan size bir lütuf erişirse sanki önce aranızda hiçbir dostluk yokmuş gibi, "Keşke ben de onlarla birlikte olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım" der.
ALLAH'tan size bir lütuf erişirse sanki önce aranızda hiç bir dostluk yokmuş gibi, 'Keşke ben de onlarla birlikte olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım,' der.
Ve eğer size Allah'tan bir lütuf erişirse -sanki kendisiyle aranızda hiç bir dostluk yokmuş gibi- mutlaka: "Ah! Keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir murada ereydim!" diyecekti.
Ve eğer size Allahdan bir fazl nasib olursa sanki kendisiyle aranızda hiç bir ülfet olmamış gibi mutlak diyecektir ki "ah, nolaydım onlarla beraber olaydım da büyük bir murada ireydim!"
Eğer size Allah'tan bir lütuf erişse, bu sefer de sanki sizinle onun arasında bir bağlılık/yakınlık dipnot 1 yokmuş gibi: "Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı elde etseydim." der.
Eğer size Allah'tan bir lütuf erişse, bu sefer de sanki sizinle onun arasında bir bağlılık/yakınlık dipnot 1 yokmuş gibi: "Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı elde etseydim." der.
Eğer size Allah'tan bir lütuf erişse, bu sefer de sanki sizinle onun arasında bir bağlılık/yakınlık dipnot 1 yokmuş gibi: "Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı elde etseydim." der.
Eğer size Tanrı'dan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hiç bir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; "Keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa' erseydim."
Eğer size Allahdan bir lutf-ü inayet gelirse (o vakit da), sanki sizinle kendisi arasında hiç bir tanışıklık olmamış gibi, muhakkak şöyle diyecekdir: "Keşki ben de onlarla beraber olaydım da büyük bir muraada (ganimete) ereydim"!
Şayet Allah'ın büyük bir nimetine mazhar olursanız; andolsun ki, sizinle bir dostluk ve tanışıklığı yokmuş gibi: Keşki onlarla beraber olsaydım da ben de büyük bir başarıya erişseydim, der.
(71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.
Eğer Allah’tan size bir lütuf (zafer) erişse, bu sefer de sizinle kendisi arasında hiçbir dostluk yokmuş gibi şöyle der: "Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarıya (ganimete) ulaşsaydım."
Eğer Allah'tan size bir ni'met erişirse, sizinle kendisi arasında hiç sevgi yokmuş gibi: "Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım!" der.
Allah'ın size bir lütfu olsa bu defa sanki aranızda sevgi bağı yokmuş gibi kesinlikle şöyle diyecektir: "Ah keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı gösterseydim!" dipnot 1
Allah'ın size bir ikramı olsa, bu defa sanki aranızda bir teklif olmamış gibi "Ah keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı gösterseydim."diyeceklerdir.
Eğer size Allah’tan bir zafer gelirse, o zaman da, sanki onunla sizin aranızda hiçbir dostluk ve tanışıklık yokmuş gibi şöyle der. Keşke, onlarla birlikte olsaydım da bu büyük zafere erişseydim.
Eğer size Allah'tan bir zafer gelirse, o zaman da, sanki onunla sizin aranızda hiç bir yakınlık yokmuş gibi şöyle der. - Keşke, onlarla birlikte olsaydım da bu büyük mutluluğa erişseydim.
Eğer size Allah'tan bir lütuf erişirse o -sizinle kendisi arasında hiçbir sevgi yokmuş gibi- şöyle diyecektir: "Keşke ben de onlarla olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım!"
Nisâ suresi, 74. ayet. فَلْيُقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يَشْرُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا بِٱلْـَٔاخِرَةِ وَمَن يُقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
O halde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükafat vereceğiz.
Ahiret karşılığında dünya hayatını satanlar (feda edenler) Allah yolunda savaşsınlar! Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona ileride büyük bir ödül vereceğiz.
O halde, dünya hayatını ahiret hayatıyla takas etmek isteyenler Allah yolunda savaşsınlar. Allah yolunda savaşan herkese, ister öldürülsün ister galip gelsin gelecekte muazzam bir ödül bahşedeceğiz.
Öyleyse, bu dünya hayatını ahiret ile takas etmek isteyenler Allah yolunda savaşsınlar! Allah yolunda savaşan herkese, ister öldürülmüş olsun ister zafer kazansın, zamanı geldiğinde büyük bir mükafat ihsan edeceğiz.
Geleceklerindeki sonsuz yaşam sürecinin getirisi karşılığında dünya yaşamını feda etmeyi göze alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah uğruna savaşır da öldürülür veya galip gelirse, kendisine büyük mükafat vereceğiz.
Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.
O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.
Öyleyse dünya yaşamı karşılığında, sonsuz yaşamı satın alanlar, Allah'ın yolunda savaşsınlar. Allah'ın yolunda savaşırken, kim öldürülür veya üstün gelirse, ona, büyük bir ödül vereceğiz.
O halde, dünya hayatını verip ahireti alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona yakında büyük bir ödül vereceğiz.
Dünya hayatını ahirete değişenler ALLAH yolunda savaşsınlar. Kim ALLAH yolunda savaşır, ölür yahut yenerse, kendisine büyük bir ödül vereceğiz. dipnot 1
Dünya hayatını ahirete değişenler ALLAH yolunda savaşsınlar. Kim ALLAH yolunda savaşır, ölür yahut yenerse, kendisine büyük bir ödül vereceğiz.
O halde seferber olun da o geçici dünya hayatını ahiretin ebedi hayatı karşılığında satacak olanlar çarpışsın! Her kim Allah yolunda çarpışır da, öldürülür veya üstün gelirse, her iki surette de biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz.
O halde seferber olun da o geçici dünya hayatını Ahıretin ebedi hayatına satacak olanlar çarpışsın, her kim Allah yolunda çarpışır da katlolunur veya galib gelirse iki surette de biz ona yarın pek büyük bir ecir vereceğiz
Öyleyse, ahiret hayatını dünya hayatına tercih edenler, Allah yolunda savaşsınlar. Kim, Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, Biz, ona ileride büyük bir karşılık vereceğiz.
Öyleyse, ahiret hayatını dünya hayatına tercih edenler, Allah yolunda savaşsınlar. Kim, Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, Biz, ona ileride büyük bir karşılık vereceğiz.
Öyleyse, ahiret hayatını dünya hayatına tercih edenler, Allah yolunda savaşsınlar. Kim, Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, Biz, ona ileride büyük bir ödül vereceğiz.
Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Tanrı yolunda savaşsınlar; kim Tanrı yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.
Artık ahiret (seadeti) yerine (geçici) dünya hayaatını satacak olanlar Allah yolunda muhaarebe etsin. Kim Allah yolunda vuruşub da öldürülür, yahud (düşmanına) galebe ederse ona pek büyük bir ecir vereceğiz.
O halde dünya hayatını ahirete satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Allah yolunda savaşan kimse; öldürülse de, galip gelse de Biz, ona büyük bir mükafat vereceğiz.
(71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.
O halde, dünya hayatı yerine ahireti alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır, öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir ecir vereceğiz.
Dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galib gelirse, biz ona yakında büyük bir mükafat vereceğiz.
Allah yolunda, dünya hayatını ahirete feda edenler, savaşsın. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona ileride büyük bir ödül vereceğiz. dipnot 1
Bu dünya hayatını öbür dünyaya karşılık satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, Allah ona yakında büyük bir ödül verecektir dipnot 1 .
Dünya hayatlarını, ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim, Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
Ahiret karşılığında dünya hayatını satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim, Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir mükafat vereceğiz.
İğreti hayatı ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Allah yolunda çarpışıp da öldürülen yahut galip gelene biz, yakında, büyük bir ödül vereceğiz.
Nisâ suresi, 75. ayet. وَمَا لَكُمْ لَا تُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلْوِلْدَٰنِ ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ ٱلظَّالِمِ أَهْلُهَا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا
Size ne oluyor da, Allah yolunda ve "Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver" diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?
Size ne oluyor da Allah yolunda ve "Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar; bize tarafından bir dost ver; bize katından bir yardımcı ver!" diyen zayıf düşürülmüş (zavallı) erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz! dipnot 1
Size ne oluyor da, Allah yolunda "Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalım olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!" diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyormusunuz?
Nasıl olur da Allah yolunda savaşmayı ve "Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu topraklardan kurtar(ıp özgürlüğe kavuştur) ve rahmetinle bizim için bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!" diye yalvaran çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmayı reddedersiniz?
Size ne oluyor da Allah yolunda, "Rabbimiz, halkı zalim olan şu yöreden bizi kurtar, ledünnünden bize bir veliyy meydana getir ve ledünnünden bir zafer oluştur" diye yakaran düşkün erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?
Size ne oldu da Allah yolunda ve «Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!» diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!
Size ne oluyor da "Efendimiz! Halkı haksızlık yapan bu kentten bizi çıkar!" ve "Senin katından, bize bir dost gönder!" ve "Senin katından, bize bir yardımcı gönder!" diyerek yakarışlarda bulunan, umarsız erkekler, kadınlar ve çocuklar için, Allah'ın yolunda savaşmıyorsunuz?
Nasıl olur da, Allah yolunda savaşmayı ve "Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu topraklardan kurtarıp özgürlüğe kavuştur ve rahmetinle bizim için bir koruyucu ve destek olarak bir yardımcı gönder" diye yalvaran çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmayı reddedersiniz?
Size ne oldu ki "Efendimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden kurtar, bize sahip çık, bize yardım et" diye feryat eden ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklara rağmen hala ALLAH yolunda savaşmıyorsunuz?
Size ne oldu ki 'Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden kurtar, bize sahip çık, bize yardım et,' diye feryad eden ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklara rağmen hala ALLAH yolunda savaşmıyorsunuz?
Hem size ne oluyor da Allah yolunda ve: "Ey bizim Rabbimiz, bizleri halkı zalim olan bu memleketten çıkar, tarafından bize bir sahip gönder ve yine tarafından bize bir yardımcı gönder." diye yalvarıp duran o ezilmiş erkekler, kadınlar ve yavrular uğrunda çarpışmıyorsunuz?
Hem siz neyinize çarpışmayasınız? Allah yolunda ve o zebun edilmiş erkekler, kadınlar, yavrular uğurunda ki "yarebbena, bizleri bu ahalisi zalim memleketten çıkar, tarafından bize bir sahib gönder, tarafından bize bir yardımcı gönder!" diye yalvarıb duruyorlar.
Size ne oluyor da Allah yolunda ve: "Ey Rabb'imiz! Bizi halkı zalim olan bu beldeden çıkar, katından bize bir veli dipnot 1 ver, bize katından yardım edecek kimseler ver." diyen mustaz'af dipnot 2 erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?
Size ne oluyor da Allah yolunda ve: "Ey Rabb'imiz! Bizi halkı zalim olan bu beldeden çıkar, katından bize bir veli dipnot 1 ver, bize katından yardım edecek kimseler ver" diyen mustaz'af dipnot 2 erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?
Size ne oluyor da Allah yolunda ve: "Ey Rabb'imiz! Bizi halkı zalim olan bu beldeden çıkar, katından bize sahip çıkacak ve yardım edecek kimseler gönder." diyen mustaz'af dipnot 1 erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?
Size ne oluyor ki, Tanrı yolunda ve "Rabbimiz, bizi ehli zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?
Size ne oluyor ki Allah yolunda - ve acz-ü ıztırab içinde bırakılıb: "Ey Rabbimiz, bizi ahalisi zaalim olan şu memleketden (kurtarıb) çıkar, bize tarafından bir saahib gönder, bize katından bir yardımcı yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda düşmanla çarpışmıyorsunuz?
Siz ne oluyor da: Rabbımız, halkı zalim olan şu şehirden bizi kurtar, katından bize bir sahib gönder, bir yardımcı yolla, diyen; zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?
(71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.
Size ne oluyor da "Ey Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan şu memleketten çıkar ve bize katından bir veli, bir yardımcı gönder." diyen zayıf bırakılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna Allah yolunda savaşmıyorsunuz?
Size ne oldu ki Allah yolunda ve "Rabbimiz bizi şu, halkı zalim kentten çıkar, bize katından bir koruyucu ver, bize katından bir yardımcı ver!" diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?
Size ne oluyor ki Allah yolunda ve ezilen erkekler, kadınlar, çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz! dipnot 1 Onlar şöyle yalvarıp durmaktalar: "Rabbimiz! Halkı zalim olan bu ülkeden bizi çıkar, katından bize sahip çıkacak birini gönder, bize katından bir yardımcı gönder."
Allah yolunda ve güçsüz bırakılmış çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda savaşmamak için ne gerekçeniz olabilir? Onlar(ezilenler) "Rabbimiz! Halkı yanlışlar içinde olan bu şehirden bizi çıkar, bize katından bir lider (veli) gönder, bize katından bir yardımcı gönder." diye yalvarıp dururlar.
Size ne oluyor da "Ey Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan şu memleketten (Mekke'den) çıkar, bize katından bir sahip yardımcı gönder" diyen, çaresiz adamlar, kadınlar ve çocuklar uğruna Allah yolunda savaşmıyorsunuz?
Size ne oluyor da Allah yolunda ve "Rabbimiz bizi, idarecileri zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli gönder bize katından bir yardımcı yolla!" diyen çaresiz adamlar, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?!
Size ne oluyor da Allah yolunda ve "Ey Rabbimiz bizi, halkı zulme sapmış şu kentten çıkar; katından bize bir dost gönder, katından bize bir yardımcı gönder!" diye yakaran mazlum ve çaresiz erkekler, kadınlar, yavrular için savaşmıyorsunuz!
Nisâ suresi, 76. ayet. ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱلطَّٰغُوتِ فَقَٰتِلُوٓا۟ أَوْلِيَآءَ ٱلشَّيْطَٰنِ إِنَّ كَيْدَ ٱلشَّيْطَٰنِ كَانَ ضَعِيفًا
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
İman edenler Allah yolunda; kâfir olanlar ise Tağut (azgınlık yapanın) yolunda savaşırlar. Şeytanın dostlarına karşı savaşın! Şüphesiz ki şeytanın tuzağı zayıftır.
İman edenler Allah yolunda, inkar edenler de şeytani güçlerin yolunda mücadele ederler. O halde, Şeytan'ın dostlarına karşı mücadele edin! Unutmayın ki Şeytan'ın hilesi kesinlikle zayıftır.
İmana ermiş olanlar Allah yolunda savaşırlar, hakikati inkara şartlanmış olanlar ise şeytani güçler uğrunda. O halde Şeytanın dostlarına karşı savaşın; Şeytanın hile ve tuzakları kesinlikle zayıftır.
İman edenler Allah uğruna savaşırlar. Hakikati inkar edenlere gelince, (onlar da) şeytanın güçleri uğruna savaşırlar. O halde siz de şeytanın velileriyle savaşın. Muhakkak ki şeytanın tuzağı zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yoktur ki, şeytanın hilesi zayıftır.
İnananlar, Allah'ın yolunda savaşırlar. Nankörlük edenler ise katışıksız dini kirletmek için uğraşanların yolunda savaşırlar. Artık, şeytanın dostlarına karşı savaşın. Aslında, şeytanın dalavereleri etkisizdir.
İman edenler, Allah'ın uğrunda savaşırlar; inanmayanlar ise tağut/Allah'a karşı gelenin uğrunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşınız; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.
Gerçeği onaylayanlar ALLAH yolunda savaşırlar. Kafirler ise azgınların ve küstahların yolunda savaşırlar. Öyleyse sapkının dostlarıyla savaşın; sapkının planı zayıftır.
İnananlar ALLAH yolunda savaşırlar. Kafirler ise azgınların ve despotların yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın; şeytanın planı zayıftır
İman edenler Allah yolunda cenk ederler, küfredenler ise Tağut (=azgın şeytan) yolunda çarpışırlar. O halde şeytanın taraftarlarını öldürmeye bakın! Her zaman şeytanın hilesi çürüktür.
İyman edenler Allah yolunda cenk ederler, küfredenler ise tagut'un yolunda cenk ederler, o halde siz şeytanın yaranını öldürmeğe bakın, her halde şeytanın hilesi çürüktür.
İman Edenler Allah yolunda savaşırlar, Kafirler de tağutun dipnot 1 yolunda savaşırlar. O halde şeytanı evliya dipnot 2 edinenlerle savaşın. Kuşkusuz, şeytanın hilesi/düzeni zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar, Kafirler de tağutun dipnot 1 yolunda savaşırlar. O halde şeytanı evliya dipnot 2 edinenlerle savaşın. Kuşkusuz, şeytanın hilesi/düzeni zayıftır.
İman edenler Allah yolunda, gerçeği yalanlayan nankörler de tağutun dipnot 1 yolunda savaşırlar. O halde şeytanı evliya dipnot 2 edinenlerle savaşın. Kuşkusuz, şeytanın hilesi/düzeni zayıftır.
İnananlar Tanrı yolunda savaşırlar; kafirler ise tağut yolunda savaşırlar; öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.
İman edenler Allah yolunda harb edenler, Küfredenler de şeytan yolunda savaşırlar. Öyle ise o şeytanın dostlarıyle döğüşün. Şübhesiz ki şeytanın hıylekarlığı zaifdir.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Küfür edenler ise, Tağut yolunda harbederler. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz ki şeytanın hilesi zayıftır.
(71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tâğût yolunda savaşırlar. O halde, siz Şeytan'ın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz Şeytan'ın hilesi zayıftır.
İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.
İnanıp güvenenler Allah'ın yolunda savaşırlar, kafirlik edenler ise tağutun dipnot 1 yolunda savaşırlar. Öyleyse siz, şeytanın dostlarıyla savaşın. dipnot 2 (Bilin ki) Şeytanın kurduğu oyun zayıftır.
İnanıp güvenenler (müminler) Allah'ın yolunda savaşırlar, ayetleri görmezden gelenler (kafirler) ise o azgınların yolunda savaşırlar. Öyleyse siz, Şeytanın dostlarıyla (evliyasıyla) savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Küfredenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın velileri ile savaşın. Şeytanın hilesi zayıftır.
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Küfredenler de Tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın velileri ile savaşın. Şeytanın hilesi zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; küfre sapanlarsa tağut yolunda savaşırlar. O halde, şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç kuşkusuz, şeytanın tuzağı çok zayıftır.
Nisâ suresi, 77. ayet. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوٓا۟ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ ٱلنَّاسَ كَخَشْيَةِ ٱللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا۟ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا ٱلْقِتَالَ لَوْلَآ أَخَّرْتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَٰعُ ٱلدُّنْيَا قَلِيلٌ وَٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا
Daha önce kendilerine, "(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!" derler. De ki: "Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez."
Kendilerine "Ellerinizi (savaştan) çekin; namazı kılın ve zekâtı verin!" denen kişileri görmedin mi? Onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir grup hemen Allah'tan korkar gibi, hatta dipnot 1 daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar da "Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın! Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen olmaz mıydı?" dediler. (Onlara) de ki: "Dünya geçimliği (hayatı) azdır; takvâlı (duyarlı) olanlar için ahiret hayırlı olandır. En küçük bir haksızlığa da uğratılmayacaksınız."
Kendilerine "(Artık savaştan) çekin ellerinizi! Namazı istikametle kılın, zekatı içten gelerek verin" denilenlerin haline baksana bir! Ama onlara savaşmaları emredildiği zaman, içlerinden bir gurup Allah'tan korkarcasına, hatta daha da büyük bir korkuyla insanlardan korkmaya başladılar ve şöyle dediler: "Rabbimiz! Niçin bize savaşı emrettin? Bize biraz daha süre tanıyamaz mıydın!" De ki: "Dünyevi tatmin geçici bir hazdır, ahiret ise sorumluluk sahibi biri için en hayırlı olandır; sonuçta zerre kadar haksızlığa uğramayacaksınız.
Kendilerine "Ellerinizi çekin, namazlarınızda dikkatli ve daim olun, arındırıcı (mali) yükümlülüğünüzü yerine getirin!" denilenlerden haberdar değil misiniz? Ama onlara (Allah yolunda) savaşmaları emredilir emredilmez, bazısı, Allahtan korkması gerektiği gibi -hatta daha büyük bir korkuyla- insanlardan korkmaya başlar ve "Ey Rabbimiz! Neden bize savaşmayı emrettin? Keşke bize biraz mühlet verseydin!" derler. De ki: "Bu dünyanın keyfi ve rahatlığı çok kısa ömürlüdür ama ahiret, Allaha karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar için en iyisidir, çünkü hiç biriniz, kıl kadar haksızlığa uğramayacaksınız.
Kendilerine, "(Kötülükten) ellerinizi çekin, salatı (namazı) ikame edin ve zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Ne zaman ki üzerlerine savaş yazıldı, bir de ne göresin, onlardan bir kısmı, insanlardan, Allah'tan haşyet edip ürperdikleri gibi, hatta daha şiddetli bir dehşetle korkuyorlar. . . "Rabbimiz, niçin üzerimize savaşı yazdın; bizi yakın bir sona kadar erteleseydin?" dediler. . . De ki: "Dünya zevki pek kısadır! Sonsuz gelecek ise korunanlar için daha hayırlıdır. . . Size kıl kadar zulmedilmez. "
Kendilerine; 'Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin' denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibihatta daha da şiddetli bir korkuylakorkuya kapılıyorlar ve: 'Rabbimiz,ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?' dediler. De ki: 'Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.'
Kendilerine, ellerinizi savaştan çekin, namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin, denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir grup hemen Allah'tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar da «Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın! Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen (daha bir müddet savaşı farz kılmasan) olmaz mıydı?» dediler. Onlara de ki: «Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık edilmez.»
"Ellerinizi çekin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin!" denilenleri görmedin mi? Ama onların üzerine savaş yazılınca, aralarından bir küme, Allah'tan korkar gibi, üstelik daha da çok korktular. Ve "Efendimiz! Neden üzerimize savaşı yazdın; keşke bizi yakın bir zamana erteleseydin?" dediler. De ki: "Dünya geçimliği azdır. Oysa sonsuz yaşam, sorumluluk bilinci taşıyanlar için daha iyidir. Hiçbirinize en küçük bir haksızlık yapılmayacaktır!"
Kendilerine, "Düşmanlıktan ellerinizi çekiniz, namazı kılınız ve zekatı veriniz" denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir grup hemen Allah'tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korkuyla, insanlardan korkmaya başladılar da, "Rabbimiz! Savaşı bize niçin farz kıldın! Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen olmaz mıydı?" dediler. Onlara de ki: "Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık edilmez."
Kendilerine, "Elinizi savaştan çekin, salatı gözetin, zekatı verin" denilenlere dikkat etmedin mi? Kendilerine savaşmaları emredildiğinde, insanlardan ALLAH'tan korkar gibi, belki daha fazla korkmaya başladılar ve "Efendimiz, neden bize savaşı yükledin, bizi yakın bir zamana kadar erteleyemez miydin!" dediler. De ki: "Bu dünyanın varlığı azdır, erdemliler için ahiret daha hayırlıdır; en ufak bir haksızlığa uğratılmayacaksınız."
Kendilerine, 'Elinizi savaştan çekin, namazı gözetin, zekatı verin,' denilenlere dikkat etmedin mi? Kendilerine savaşmaları emredildiğinde, insanlardan ALLAH'tan korkar gibi, belki daha fazla korkmaya başladılar ve 'Rabbimiz, neden bize savaşı yükledin, bizi yakın bir zamana kadar erteleyemez miydin!,' dediler. De ki, 'Bu dünyanın varlığı azdır, erdemliler için ahiret daha hayırlıdır; en ufak bir haksızlığa uğratılmayacaksınız.'
Bakmaz mısın, o kendilerine: "Ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın ve zekat verin!" denilen kimselere? Şimdi üzerlerine savaş farz kılınınca bazıları insanlardan Allah'tan korkar gibi veya daha fazla korkmaya başladılar ve: "Ey bizim Rabbimiz, niçin bize bu savaşı farz kıldın? Ne olurdu kısa bir süre daha bize mühlet verseydin!" dediler. De ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır; ahiret ise Allah'tan korkanlar için sırf hayırdır. Hem kıl kadar hakkınız da yenmez."
Bakmaz mısın o: kendilerine ellerinizi çekin ve namaz kılın, zekat verin denilmiş olan kimselere? Şimdi üzerlerine kıtal yazılınca insanlardan Allahdan korkarcasına veya daha bile ziyade korkuyorlar ve şöyle dediler: "Ey bizim rabbımız! Niçin üzerimize bu kıtali yazdın! Nolurdu bizi yakın bir ecele tehir edeydin? De ki: Dünya zevkı ne olsa azdır, Ahıret ise Allahdan korkanlar için sırf hayırdır hem kıl kadar hakkınız yenmez
Kendilerine, ellerinizi çekin dipnot 1 , salatı ikame edin, zekatı yapın dipnot 2 denilen kimseleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca dipnot 3 , içlerinden bir kısmı Allah'ın haşyeti dipnot 4 gibi, hatta daha fazla insanlara haşyet duyarlar. Ve "Ey Rabb'imiz! Neden üzerimize savaş yazdın, bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya?" dediler. De ki: "Dünya geçimliği önemsizdir. Ahiret, takva sahibi kimseler için daha hayırlıdır. Ve hurma çekirdeğinin içindeki lif kadar size haksızlık yapılmaz."
Kendilerine, ellerinizi çekin dipnot 1 , salatı ikame edin, zekatı yapın dipnot 2 denilen kimseleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca dipnot 3 , içlerinden bir kısmı Allah'ın haşyeti gibi, hatta daha fazla insanlara haşyet dipnot 4 duyarlar. Ve "Ey Rabb'imiz! Neden üzerimize savaş yazdın, bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya?" dediler. De ki: "Dünya geçimliği önemsizdir. Ahiret, takva sahibi kimseler için daha hayırlıdır." Ve hurma çekirdeğinin içindeki lif kadar size haksızlık edilmez.
Kendilerine, ellerinizi çekin dipnot 1 , salatı ikame edin, zekatı verin dipnot 2 denilen kimseleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, içlerinden bir kısmı Allah'ın haşyeti gibi, hatta daha fazla insanlara haşyet dipnot 3 duyarlar. Ve "Ey Rabb'imiz! Neden üzerimize savaş yazdın, bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya?" dediler. De ki: "Dünya geçimliği önemsizdir. Ahiret, takva sahibi kimseler için daha hayırlıdır.". Ve hurma çekirdeğinin içindeki lif kadar size haksızlık edilmez.
Kendilerine; "Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup insanlardan Tanrı'dan korkar gibi -hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir süreye (ecelin) ertelemeli değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ipince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız."
(Evvelce) kendilerine "Ellerinizi (muhaarebeden) çekin, dosdoğru namazı kılın, zekatı verin" denilen kimselere bakmaz mısın? Şimdi onların üzerine muhaarebe yazılınca (farzedilince) içlerinden bir zümre, insan (dan başka bir şey olmayan düşman) lardan Allahdan korkar gibi, hatta daha şiddetli bir korku ile korkuyorlar. Onlar: "Ey Rabbimiz üzerimize (şu) muhaarebeyi neye yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar gecikdirmeli değil miydin" dediler. (Onlara) de ki: "Dünyanın faidesi pek azdır, Ahiret ise sakınanlar için elbet daha hayırlıdır. Siz hurma çekirdeğinin ince ipliği kadar bile haksızlığa uğratılmayacaksınız".
Kendilerine: Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin, denilmiş olanlara bakmaz mısın? Şimdi onların üzerine savaş farz kılınınca; içlerinden bir grup Allah'tan korkar gibi, hatta daha şiddetli bir korku ile insanlardan korkuyorlar. Bunlar: Ey Rabbımız, üzerimize şu savaşı niye farz kıldın? Ne olurdu bizi yakın bir geleceğe kadar geri bırakaydın, dediler. Onlara de ki: Dünyanın geçimi azdır. Ahiret ise, müttakiler için elbet daha hayırlıdır. Ve kıl kadar haksızlığa uğratılmayacaksınız.
(71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.
Daha önce kendilerine, "(Savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin!” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve: "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez."
Kendilerine: "Ellerinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin!" denilenleri görmedin mi? Kendilerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir grup, insanlardan, Allah'tan korkar gibi hatta daha fazla korkmaya başladılar: "Rabbimiz, niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen (savaş emrini bir süre geciktirsen) olmaz mıydı?" dediler. De ki: "dünya geçimi azdır, korunan için ahiret daha iyidir. Size kıl kadar haksızlık edilmez."
(Zayıf durumda iken) Kendilerine: "Ellerinizi (savaştan) çekin, namazı özenle ve sürekli kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaşma görevi yazılınca içlerinden birtakımı, Allah'tan korkar gibi insanlardan korkar oldular. Hatta insanlardan duydukları korku daha fazla oldu. Dediler ki: "Rabbimiz! Bize niçin savaşma görevini yazdın; biraz daha süre tanısaydın olmaz mıydı?" dipnot 1 De ki: "Dünya menfaati pek azdır. Yanlış yapmaktan sakınanlar için Ahiret daha hayırlıdır; size kıl kadar haksızlık yapılmayacaktır."
Hiç görmedin mi şu kişileri ki kendilerine: "Ellerinizi (savaştan) çekin, namazı tam kılın, zekatı verin" denmişti. Savaş farz kılınınca da içlerinden bir takımı, Allah'tan korkar gibi insanlardan korkmuş, hatta korkuları daha da şiddetlenmişti. Dediler ki "Rabbimiz! Bize savaşı niçin farz kıldın, azıcık daha süre tanısaydın olmaz mıydı?" De ki "Dünya menfaati pek azdır. Allah'tan çekinerek korunanlar için Ahiret daha hayırlıdır; size kıl kadar haksızlık yapılmayacaktır. dipnot 1 "
Kendilerine; “Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekâtı verin." denilenleri görmedin mi? Oysa savaş onlara farz kılındığında, onlardan bir grup, Allah’tan korkar gibi insanlardan korkarak (hatta daha da fazla bir korku ile) “Rabbimiz niye savaşı bize farz kıldın. Bizi yakın bir zamana kadar ertelesen olmaz mıydı?” dediler. De ki: Dünya metası çok azdır. Ahiret ise Allah’tan korkanlar için çok hayırlıdır, en ufak haksızlığa uğratılmayacaksınız.
Kendilerine "elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin." denilenleri görmedin mi? Oysa savaş onlara farz kılındığında, onlardan bir grup, Allah'tan korkar gibi insanlardan korkarak (hatta daha da fazla bir korku ile) "Rabbimiz niye savaşı bize farz kıldın. Bizi yakın bir zamana kadar ertelesen olmaz mıydı?" dediler. De ki: -Dünyanın faydası çok azdır. Ahiret ise Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır, en ufak haksızlığa uğratılmayacaksınız.
Kendilerine, "Ellerinizi çekin, namazı kılın, zekatı verin!" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, içlerinden bir grup, insanlardan Allah'tan korkmuş gibi, hatta daha şiddetli bir korkuyla korkar oldu. Ve şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Ne diye yazdın üzerimize savaşı; yakın bir süreye kadar bizi erteleseydin ya!" De ki: "Dünya nimeti çok azdır. Kötülükten sakınan için ahiret daha hayırlıdır. Bir kıl kadar bile zulme uğratılmazsınız."
Nisâ suresi, 78. ayet. أَيْنَمَا تَكُونُوا۟ يُدْرِككُّمُ ٱلْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِى بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا۟ هَٰذِهِۦ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا۟ هَٰذِهِۦ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلٌّ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ فَمَالِ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا
Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, "Bu, Allah'tandır" derler. Onlara bir kötülük gelirse, "Bu, senin yüzündendir" derler. (Ey Muhammed!) De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!
Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde bile olsanız ölüm size ulaşır. Kendilerine herhangi bir iyilik gelse "Bu, Allah'tandır." derler. Kendilerine herhangi bir kötülük geldiğinde ise "Bu, sendendir." derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır. Bu topluluğa ne oluyor ki neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!"
Nerede olursanız olur, ölüm gelip sizi bulur; yıldızlara yükselmiş bile olsanız." Güzel şeylerle karşılaştıklarında "Bu Allah katındandır!" derler, fakat bir kötülüğe uğradıklarında ise "Bu senin yüzündendir!" diye sitem ederler. De ki: "Hepsi Allah'tandır!" Fakat, bu adamlara ne oluyor ki sözü anlamamakta ısrar ediyorlar?
Nerede olursanız olun, ölüm gelip sizi bulacaktır, göğe yükselen kulelerde olsanız bile." Onlar güzel şeylere kavuştuklarında, bazıları "Bu Allahtandır!" derler; ama başlarına bir kötülük gelince, "Bu senin yüzündendir (ey arkadaş)!" diye feryat ederler. De ki: "Hepsi Allahtandır!" O halde bu insanlara ne oluyor da kendilerine bildirilen hakikati kavramaya yanaşmıyorlar?
Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır. Sağlam ve yüksek kalelerde bulunsanız bile. . . Eğer onlara bir iyilik isabet ederse "Bu Allah indindendir" derler. Eğer bir kötülük isabet ederse "Bu senin indindendir" derler. De ki: "Hepsi de Allah indindendir!" Bu insanlara ne oluyor ki hakikati anlamaya yanaşmıyorlar!
Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu, Allah'tandır" derler; onlara bir kötülük dokunsa: "Bu sendendir" derler. De ki: "Tümü Allah'tandır." Fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiç bir sözü anlamaya çalışmıyorlar?
Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa «Bu Allah'tan» derler; başlarına bir kötülük gelince de «Bu senden» derler. (Ey Muhammed!) Onlara de ki: "Hepsi de Allah'tandır". Bu kavme ne oluyor ki, hiç söz anlamıyorlar.
Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde bile olsanız, ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, "Bu, Allah tarafındandır!" derler. Ama bir kötülük gelirse, "Bu, sendendir!" derler. De ki: "Tümü, Allah tarafındandır!" Bu insanlara ne oluyor da artık hiçbir sözü anlamıyorlar?
Nerede olursanız olunuz ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa "bu Allah'tan" derler; başlarına bir kötülük gelince de "bu senden" derler. "Hepsi Allah'tandır" de! Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar?
Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde bile olsanız ölüm sizi yakalar. Başlarına iyi bir şey gelse, "Bu ALLAH tarafındandır" derler. Kendilerine bir kötülük dokunsa, "Bu senin tarafındandır" derler. De ki: "Hepsi ALLAH tarafındandır." Bu topluma ne oluyor ki neredeyse hiçbir hadis (söz) anlamıyorlar!
Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde bile olsanız ölüm sizi yakalar. Başlarına iyi bir şey gelse, 'Bu ALLAH tarafındandır,' derler. Kendilerine bir kötülük dokunsa, 'Bu senin tarafındandır,' derler. De ki, 'Hepsi ALLAH tarafındandır.' Bu topluma ne oluyor ki neredeyse hiç bir söz anlamıyorlar!
Her nerede olsanız olun, ölüm size yetişir, göklere yükselmiş burçlarda da olsanız. Bununla beraber kendilerine bir güzellik erişti mi "Bu Allah'tandır" diyorlar, bir felaket dokundu mu "Bu sendendir" diyorlar. De ki: "Hepsi Allah'tandır!" Fakat niye bu adamlar söz anlamaya çalışmıyorlar?
Her nerede olsanız ölüm size yetişir eflake ser çekmiş burclarda da olsanız; bununla beraber kendilerine bir güzellik erdimi "bu Allahdan" diyorlar, bir musıbet de değdimi "bu senden" diyorlar, de ki: hepsi Allah tarafından, fakat neye bu adamlar söz anlamağa yanaşmıyorlar
Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde de olsanız, ölüm gelir sizi bulur. Onlara, bir iyilik isabet etse, "Bu Allah'tandır." derler. Onlara, bir kötülük isabet etse, "Bu senin yüzündendir." derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır. dipnot 1 " Bu halka ne oluyor ki söylenen sözü anlamaya yanaşmıyorlar!
Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde de olsanız, ölüm gelir sizi bulur. Onlara, bir iyilik isabet etse, "Bu Allah'tandır." derler. Onlara, bir kötülük isabet etse, bu "senin yüzündendir." derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır." dipnot 1 Bu halka ne oluyor ki söylenen sözü anlamaya yanaşmıyorlar!
Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde de olsanız, ölüm gelir sizi bulur. Onlara, bir iyilik isabet etse, "Bu Allah'tandır." derler. Onlara, bir kötülük isabet etse, bu "sendendir." derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır." dipnot 1 Bunlara ne oluyor ki söylenen sözü anlamaya yanaşmıyorlar!
Her nerede olursanız ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu Tanrı'dandır" derler; onlara bir kötülük dokunsa: "Bu sendendir" derler. De ki: "Tümü Tanrı'dandır." Fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiç bir sözü kavramaya (yefkahune) çalışmıyorlar?
"Nerede olursanız olun velev tahkim edilmiş yüksek kafalarda bulunun, ölüm size çatıb yetişir". Eğer onlara bir iyilik dokunursa: "Bu, Allah katındandır" derler. Şayet onlara bir fenalık dokunursa. "Bu, senin katından (senin yüzünden) dir" derler. De ki: "Hepsi Allah tarafındandır". Böyle iken onlara, o kavme ne oluyor ki (kendilerine söylenen) hiç bir sözü anlamıya yanaşmıyorlar?
Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde dahi olsanız ölüm sizi bulacaktır. İman etmeyenlere bir iyilik gelirse: Bu, Allah'tandır. Bir kötülük erişirse de: Bu senin yüzündendir, derler. De ki: Hepsi Allah tarafındandır. Bunlara ne oluyor ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar?
(71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.
Her nerede olsanız olun, sapasağlam kaleler içinde bile olsanız ölüm gelip sizi bulur. Onların başına bir iyilik gelse: "Bu, Allah’tandır." derler. Onlara bir kötülük dokunsa "Bu, sendendir" derler. De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluluğa ne oluyor ki; neredeyse hiç bir sözü anlamıyorlar.
Nerede olsanız, sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine ölüm sizi bulur. Onlara bir iyilik erişirse: "Bu, Allah tarafındandır" derler. Onlara bir kötülük erişirse: "Bu, senin yüzündendir" derler. De ki: "Hepsi Allah tarafındandır". Bu topluma ne oluyor ki hemen hiç söz anlamıyorlar?
Nerede olursanız olun, isterseniz sağlam kaleler içinde olun, ölüm sizi yakalayacaktır. dipnot 1 Onlara bir iyilik gelse "Bu, Allah katındandır!" derler. Başlarına bir kötülük gelince de "Bu senin yüzündendir!" derler. De ki: "Her şey Allah katındandır /onun onayıyla olur." dipnot 2 Bu topluluğa ne oluyor ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar? dipnot 3
Nerede olursanız olun, ölüm sizi yakalayacaktır; isterse sağlam kaleler içinde olun. Onlara bir iyilik gelse "Bu Allah'tandır dipnot 1 " derler. Bir kötülük gelse "Bu da sendendir" derler. De ki "Herşey Allah'tandır." Bu topluluğa ne oluyor ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar dipnot 2 ?
Her nerede olsanız ölüm size yetişir, isterseniz sapasağlam kalelerde olun. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu, Allah’tandır" derler. Onlara bir kötülük dokunsa "Bu, sendendir" derler. De ki: Hepsi Allah’tandır. Bu topluluğa ne oluyor ki neredeyse hiç söz anlamıyorlar?
Her nerede olsanız ölüm size yetişir, isterseniz sapasağlam şatolarda olun. Onlara bir iyilik dokunsa: - Bu, Allah'tandır, derler. Onlara bir kötülük dokunsa - Bu, sendendir, derler. De ki: - Hepsi Allah'tandır. Bu topluluğa ne oluyor ki neredeyse hiç söz anlamıyorlar?
Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalayacaktır. Titizlikle korunan muhteşem kulelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ettiğinde, "Bu, Allah katındandır!" derler. Ama kendilerine bir kötülük dokunduğunda, "Bu senin yüzündendir." derler. De ki: "Hepsi, Allah katındandır." Şu topluluğa ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!
Nisâ suresi, 79. ayet. مَّآ أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ ٱللَّهِ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا
Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
(Bu yüzden hâlâ şöyle diyorlar:) "Sana gelen her bir iyilik Allah'tandır. Başına gelen her bir kötülük ise nefsindendir." dipnot 1 Seni (bütün) insanlara elçi olarak gönderdik; dipnot 2 (buna) şahit olarak Allah yeter. dipnot 3
Uğradığınız her iyilik Allah'tandır; başınıza gelen her kötülük de kendinizdendir. Biz seni bütün insanlığa elçi olarak gönderdik; ve buna (birinin şahid olması gerekirse), en büyük şahit olan Allah yeter.
Başına her ne iyilik gelirse (bu) Allahtandır; başına her ne kötülük gelirse (bu da) senin kendindendir. Seni (ey Muhammed!) bütün insanlığa bir elçi olarak gönderdik ve hiç kimse (buna) Allahın şahitliği gibi şahitlik yapamaz.
Sana iyilikten ne isabet ederse, Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir (nefsinin arzusuna uymandan). Biz seni insanlara Rasul olarak irsal ettik. Şahit olarak Esma'sıyla hakikatin olan Allah yeter.
Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter.
Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara peygamber olarak gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.
Sana gelen her iyilik, Allah tarafından; sana gelen her kötülük de kendindendir. Seni, insanlara elçi olarak gönderdik. Tanık olarak, zaten Allah yeterlidir.
Sana gelen iyilik, Allah'tandır. Başına gelen kötülük de nefsindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
Sana gelen her iyilik ALLAH'tan, sana gelen her kötülük ise kendindendir. Seni insanlara elçi olarak gönderdik. Tanık olarak ALLAH yeter. dipnot 1
Sana gelen her iyilik ALLAH'tan, sana gelen her kötülük ise kendindendir. Seni insanlara elçi olarak gönderdik. Tanık olarak ALLAH yeter.
Sana güzellikten her ne ulaşırsa, bil ki Allah'tandır; Kötülükten de başına her ne gelirse anla ki sendendir! Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik, şahit olarak da Allah yeter!
Sana güzellikten her ne ererse bil ki Allahdandır, kötülükten de başına her ne gelirse anla ki sendendir, biz seni insanlara bir Resul olarak gönderdik, şahid ise Allah yeter
Sana isabet eden iyilik Allah'tandır. Sana isabet eden kötülük kendindendir. dipnot 1 " Biz, seni, insanlara Resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.
Sana isabet eden iyilik Allah'tandır. Sana isabet eden kötülük kendindendir. dipnot 1 Biz, seni, insanlara resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.
Sana isabet eden iyilik Allah'tandır. Sana isabet eden kötülük kendindendir. dipnot 1 Biz, seni, insanlara rasul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.
Sana iyilikten her ne gelirse Tanrı'dandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Tanrı yeter.
Sana gelen her iyilik Allahdandır. Sana gelen her fenalık da kendindendir. Seni (Habibim) insanlara bir peygamber olarak gönderdik. (Buna) hakkıyle şahid olarak da Allah yeter.
Sana gelen her iyilik, Allah'tandır. Sana gelen her fenalık da kendindendir. Seni insanlara elçi olarak gönderdik. Buna şahid olarak Allah yeter.
(71-79) Ey iman edenler, hazırladıklarınızı alın ve ayrı ayrı yahut topluca sefere çıkın , sizden ağır davrananlar olacaktır , eğer, size bir musibet isabet ederse (hezimet katliam) derler ki Allah bana nimette bulundu da onlarla beraber şehit olmadım. Eğer ki size bir fazilet isabet ederse de (fetih, ganimet) o zaman sizinle onun arasında herhangi bir sevgi olmadığı halde diyecek ki keşke onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı başarsaydım. Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar ise artık Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülürse yahut yenerse / galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor ki Allah yolunda ve zayıf bırakılan adamlar kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz, ki onlar şunu diyorlar; Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bizim için katından bir dost yap, bizim için katından bir yardımcı yap, iman edenler Allah yolunda savaşırlar, kafirler ise Tağut yolunda savaşırlar, şeytanın dostları ile savaşın, muhakkak ki şeytanın kurgu ladığı tuzak zayıftır. Onlara ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekâtı verin dendiğini görmedin mi? Ne zaman ki kendilerine savaş yazılırsa da onlardan bir bölüm, Allah ’tan tedirgin olduğu gibi hatta daha şiddetli bir tedirginlik ile insanlardan tedirgin olurlar, Rabbimiz bize niye savaş yazdın ki derler, yakın bir vakte kadar erteleseydin / tehir etseydin derler, dünyanın geçimlikleri azdır, sakınanlar için ise ahiret daha hayırlıdır, kıl kadar dahi, zulmedilmezsiniz. Ölüm sizin için nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler de dahi olsanız bilinir hale / idrak edilir hale gelir. Onlara bir güzellik isabet ederse, işte bu Allah’ın yanındandır, eğer onlara bir kötülük gelirse de bu sendendir derler de ki hepsi Allah’ın yanındandır , bu kavme ne oluyor ki, anlatılanı anlamaya yanaşmıyorlar , sana güzel olarak ne isabet etmişse Allah’tandır, sana kötü olarak ne isabet etmişse de o da kendindendir, biz seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeterlidir.
Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Kötülük olarak gelenler de kendi nefsindendir. Biz, seni insanlara elçi olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
Sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana gelen her kötülük de kendi(günahın yüzü)ndendir. Seni insanlara elçi gönderdik. (Buna) şahid olarak Allah yeter.
Sana ne iyilik gelse Allah'tandır, sana ne kötülük gelse senden kaynaklanır. dipnot 1 Biz seni insanlara elçi gönderdik, şahit olarak Allah yeter. dipnot 2
Sana ne iyilik gelse Allah'tan gelir, sana ne kötülük gelse senden kaynaklanır. Seni insanlara elçi gönderdik, şahit olarak Allah yeter.
Sana iyilik olarak ne gelirse Allah’tandır. Kötülük olarak gelenler de kendi nefsindendir. Biz, seni insanlara elçi olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
Sana iyilik olarak ne gelirse Allah'tandır. Kötülük olarak gelenler de kendindendir. Biz, seni insanlara elçi olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah'tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.
Nisâ suresi, 80. ayet. مَّن يُطِعِ ٱلرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ ٱللَّهَ وَمَن تَوَلَّىٰ فَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.
Kim Elçi'ye itaat ederse elbette Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.
Kim Elçi'ye itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, iyi bilsin ki biz seni onlara korumalık yapasın diye göndermedik.
Kim Peygambere itaat ederse Allaha itaat etmiş olur; yüz çevirenlere gelince; Biz seni onlara bekçilik yapman için göndermedik.
Kim Rasule itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur! Kim de yüz çevirirse (kendi bilir); (seni) başlarına (bekçi) koruyucu olarak irsal etmedik.
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.
Kim Rasûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!
Kim elçiye bağlı kalırsa, aslında, Allah'a bağlı kalmış olur. Kim de yüz çevirirse, seni, onların üzerine gözetmen olarak göndermedik.
Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur; yüz çevirenlere gelince, biz seni onlara bekçilik yapmak için göndermedik.
Elçiye uyan ALLAH'a uymuş olur. Kim yüz çevirirse çevirsin; biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.
Elçiye uyan ALLAH'a uymuş olur. Kim yüz çevirirse çevirsin; biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.
Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur, kim de yan çizerse, kendilerine seni gözcü de göndermedik!
Kim Resule itaat ederse Allaha itaat etmiş olur, kim de yan bükerse üzerlerine seni gözcü de göndermedik
Kim Resul'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. dipnot 1 Kim de yüz çevirirse çevirsin; biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
Kim Resul'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur dipnot 1 . Kim de yüz çevirirse çevirsin; biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
Kim Rasul'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur dipnot 1 . Kim de yüz çevirirse çevirsin; biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte Tanrı'ya itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.
Kim o peygambere itaat ederse muhakkak Allaha itaat etmişdir. Kim de yüz çevirirse... Zaten seni onların başına bekçi göndermedik ya!
Rasüle itaat eden; Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse; Biz, seni onlara koruyucu göndermedik.
(80-84) Her kim Resule itaat ederse Allah’a da itaat etmiştir, kim de yüzünü dönerse ki biz seni onlara koruyucu olarak / muhafız olarak göndermedik. İtaate varız diyorlar fakat yanından ayrılınca da onlardan bir grup söylediklerinin aksini / itaatsizliği gizlice planlıyor. Allah, onların evde kurguladıklarını kaydediy or, onlardan uzak dur Allah’ı vekil tayin et , vekil olarak Allah yeterlidir. Kur’an hakkında düşünüp tedbir almıyorlar mı? Eğer O, Allah’ın dışında birine ait olsaydı onda çok fazla karşıt şeyler / ihtilaf bulurlardı. Güvene yahut korkuya dayalı bir emir geldiğinde (Duydunuz mu giden seriyye ye şu kötü şeyler olmuş gibi haberler ) hemen onu yayarlar , oysa ki onu / o haberi Resule ve onlardan emir verebilenlere götürselerdi onu yayıp yaymama ları gerektiğini bilirlerdi. Allah’ın üzerinizde ki fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyardınız. Allah yolunda savaş, sen sadece kendine mükellefsin / kendinden sorumlusun , müminleri hırslandır, belki de Allah, kafirlerin katı tutumunu / baskılarını kırar, katılık olarak / baskı olarak Allah, daha şiddetlidir, cezalandırma olarak Allah daha şiddetlidir.
Kim, peygambere itaat ederse, şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların başına bir bekçi olarak göndermedik.
Kim Elçi'ye ita'at ederse Allah'a ita'at etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (bil ki), biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.
Kim Resul'e /elçiye gönüllü olarak boyun eğerse Allah'a boyun eğmiş olur. dipnot 1 Kim de yüz çevirirse (bilsin ki) biz seni onlara bekçi olarak göndermedik. dipnot 2
Bu Elçi'ye kim itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.(Ey Elçi,) Yüz çeviren çevirsin; seni onlara bekçi olasın diye elçi yapmadık.
Kim, Peygamber’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse biz seni onların başına gözetici olarak göndermedik.
Kim, Peygamber'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
Resule itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Yan çizen çizsin, biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik.
Nisâ suresi, 81. ayet. وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَإِذَا بَرَزُوا۟ مِنْ عِندِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةٌ مِّنْهُمْ غَيْرَ ٱلَّذِى تَقُولُ وَٱللَّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا
Sana "baş üstüne" derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
(Münafıklar) "Başüstüne!" derler. Yanından ayrılınca onlardan bir kısmı, senin dediğinden başkasını gizlice kurar. Allah da onların gizlice kurduklarını yazmaktadır. dipnot 1 Sen onlardan yüz çevir (aldırma) ve Allah'a güven! Vekil (güven kaynağı) olarak Allah yeter.
Onlar "Baş üstüne!" derler, ama yanından uzaklaştıklarında, içlerinden bir güruh gece boyunca senin dile getirdiğinden farklı işler çevirirler. Ama Allah onların gece karanlığında çevirdikleri işleri kaydetmektedir. Şu halde işine bak ve Allah'a dayan; zira dayanak olarak Allah yeter.
Onlar, "Biz sana itaat ediyoruz." Derler, ama yanından uzaklaştıklarında, içlerinden bir kısmı, gecenin karanlığında, senin dile getirdiğin (inançlar)dan başka şeyler tasarlarlar; ve Allah onların böyle gece karanlığında tasarladıkları her şeyi kaydeder. O halde kendi başlarına bırak onları ve yalnızca Allaha güven; zira hiç kimse Allah kadar güvene layık olamaz.
"Başüstüne" derler, ama yanından ayrılınca, içlerinden bir grup, geceleyin dediklerinin zıddına kurgular yaparlar. Allah da onların yaptıkları kurguları yazar! Artık onlardan yüz çevir ve Allah'a güven, işini O'na havale et! Vekiyl olarak, Allah Esma'sının, hakikatinde de olan "Vekiyl" ismi özelliği yeter!
"Tamam, kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
«Başüstüne» derler, ama yanından ayrılınca onlardan bir kısmı, senin dediğinden başkasını gizlice kurar. Allah da onların gizlice kurduklarını yazar. Sen onlara aldırma ve Allah'a dayan; sana vekil olarak Allah yeter.
"Peki, kabul!" derler. Ama senin yanından ayrıldıklarında, onların arasından bir küme, gecenin karanlığında, söylediklerinin tam tersini tasarlar. Allah, gecenin karanlığında onların tasarladıklarını zaten yazıyor. Onlara aldırış etme ve Allah'a güven. Koruyucu olarak, Allah yeterlidir.
Onlar, "Biz sana itaat ediyoruz" derler; ama yanından ayrılınca onlardan bir kısmı, senin dediğinden başkasını gizlice kurar. Allah da onların gizlice kurduklarını yazar. Sen onlara aldırma ve Allah'a dayan; vekil olarak Allah sana yeter.
"Tamam, itaat ediyoruz" derler. Ancak senin yanından çıktıklarında onlardan bir takımı, söylemiş olduklarının tersini kuruyor. ALLAH onların planlayıp kurdukları şeyleri kaydediyor. Onlara aldırma; ALLAH'a güven. Destekleyici olarak ALLAH yeter.
'Tamam, itaat ediyoruz,' derler. Ancak senin yanından çıktıklarında onlardan bir takımı, söylemiş olduklarının tersini kuruyor. ALLAH onların planlayıp kurdukları şeyleri kaydediyor. Onlara aldırma; ALLAH'a güven. Destekleyici olarak ALLAH yeter.
Sana "Baş üstüne!" diyorlar; sonra da yanından ayrıldıklarında içlerinden bir takımı söylediklerinin aksine tezvirat yapıyorlar, Allah da yaptıkları tezviratı kaydediyor. Onun için sen yüzlerine vurmaktan vazgeç de Allah'a havale et! Allah vekil olarak yeter!
Baş üstüne diyorlar sonra da yanından çıktıklarında içlerinden bir takımı dediklerinin hilafına tezvirat yapıyorlar, Allah da yaptıkları tezviratı kaydediyor, onun için sen yüzlerine vurmaktan vaz geç de Allaha havale et Allah vekil yeter
Sana, itaat ettiklerini söylüyorlar. Senin yanından ayrılıp, yalnız kaldıkları zaman, onlardan bir grup, arkandan, dipnot 1 senin yanında söylediklerinden farklı şeyler tasarlıyorlar. Allah, onların, arkandan gizlice tasarladıkları şeylerin hepsini kaydediyor. Onlara aldırma, yalnız Allah'a dayan, vekil dipnot 2 olarak Allah sana yeter.
Sana, "itaat ettiklerini" söylüyorlar. Senin yanından ayrılıp, yalnız kaldıkları zaman, onlardan bir grup, arkandan dipnot 1 , senin yanında söylediklerinden farklı şeyler tasarlıyorlar. Allah, onların, arkandan gizlice tasarladıkları şeylerin hepsini kaydediyor. Onlara aldırma, yalnız Allah'a dayan, vekil dipnot 2 olarak Allah sana yeter.
Sana, "itaat ettiklerini" söylüyorlar. Senin yanından ayrılıp, yalnız kaldıkları zaman, onlardan bir grup, arkandan dipnot 1 , senin yanında söylediklerinden farklı şeyler tasarlıyorlar. Allah, onların, arkandan gizlice tasarladıkları şeylerin hepsini kaydediyor. Onlara aldırma, yalnız Allah'a dayan, vekil olarak Allah sana yeter.
"Tamam, kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Tanrı, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Tanrı'ya tevekkül et. Vekil olarak Tanrı yeter.
(Sana) "Hayhay" derler. Fakat senin yanından ayrıldıkları zaman da onlardan bir güruh geceleyin senin söyleyegeldiğinden başkasını kurar (lar). Allah onların gizlice ne planlar kurduklarını yazıyor. Onun için sen onlardan yüz çevir (aldırış etme). Allaha güvenib dayan, Allah, bir vekil olarak, yeter.
Sana; peki, derler. Yanından ayrıldıktan sonra da içlerinden bir grup sana söylediklerini hilafına geceleyin plan kurarlar. Allah gece tasarladıklarını yazıyor. Onlara aldırış etme. Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
(80-84) Her kim Resule itaat ederse Allah’a da itaat etmiştir, kim de yüzünü dönerse ki biz seni onlara koruyucu olarak / muhafız olarak göndermedik. İtaate varız diyorlar fakat yanından ayrılınca da onlardan bir grup söylediklerinin aksini / itaatsizliği gizlice planlıyor. Allah, onların evde kurguladıklarını kaydediy or, onlardan uzak dur Allah’ı vekil tayin et , vekil olarak Allah yeterlidir. Kur’an hakkında düşünüp tedbir almıyorlar mı? Eğer O, Allah’ın dışında birine ait olsaydı onda çok fazla karşıt şeyler / ihtilaf bulurlardı. Güvene yahut korkuya dayalı bir emir geldiğinde (Duydunuz mu giden seriyye ye şu kötü şeyler olmuş gibi haberler ) hemen onu yayarlar , oysa ki onu / o haberi Resule ve onlardan emir verebilenlere götürselerdi onu yayıp yaymama ları gerektiğini bilirlerdi. Allah’ın üzerinizde ki fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyardınız. Allah yolunda savaş, sen sadece kendine mükellefsin / kendinden sorumlusun , müminleri hırslandır, belki de Allah, kafirlerin katı tutumunu / baskılarını kırar, katılık olarak / baskı olarak Allah, daha şiddetlidir, cezalandırma olarak Allah daha şiddetlidir.
Sana "İtaat ediyoruz” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
"Peki", derler, ama yanından çıkınca içlerinden birtakımı senin söylemiş olduğunun tersini kurar. Allah, onların geceleyin ne düşünüp kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma, Allah'a dayan. (Sana) vekil olarak Allah yeter.
Sana "Başüstüne!" derler, fakat yanından çıkınca içlerinden bir kesimi, geceleyin senin dediğinden başka şeyler tasarlarlar. Allah onların tasarladıklarını yazar. dipnot 1 Onlara karşı mesafeli ol! Sen Allah'a dayan. Vekil olarak Allah yeter. dipnot 2
Sana "Baş üstüne" derler, fakat yanından çıkınca içlerinden bir kesimi, geceleyin senin dediğinden başka şeyler tasarlarlar. Allah onların tasarladıklarını yazar. Onlara karşı dikkatli ol ve Allah'a güven. Dayanak olarak Allah yeter.
(Sana): "İtaat ettik” derler. Yanından ayrılınca da onlardan bir bölümü söylediklerinin tersini yaparak gecelerler. Allah, onların nasıl gecelediğini yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
(Sana) "itaat ettik" derler. Yanından ayrılınca da onlardan bir bölümü söylediklerinin tersini yaparak gecelerler. Allah, onların nasıl gecelediğini kaydediyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a dayan. Vekil olarak Allah yeter.
"Baş üstüne" diyorlar ama senin yanından ayrıldıklarında, içlerinden bir grup senin söylediğinin tam tersini planlıyor. Allah, onların sabahlara kadar kurup durduklarını yazıyor. Onlardan yüz çevir, Allah'ı vekil et. Vekil olarak Allah yeter.
Nisâ suresi, 82. ayet. أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلْقُرْءَانَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِندِ غَيْرِ ٱللَّهِ لَوَجَدُوا۟ فِيهِ ٱخْتِلَٰفًا كَثِيرًا
Hala Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.
Onlar Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı? dipnot 1 O, Allah'tan başkası katından (gönderilmiş) olsaydı, elbette onda birçok çelişki bulurlardı. dipnot 2
Onlar Kur'an'ın manası üzerinde kafa patlatırcasına derinliğine durmuyorlar mı? Eğer o Allah dışındaki bir kaynaktan gelmiş olsaydı, elbette onda bir yığın çelişki ve tutarsızlık bulurlardı.
Onlar bu Kuranı hiç anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o, Allahtan başka birinden gelmiş olsaydı onda mutlaka birçok (tutarsızlık ve) çelişkiler bulurlardı!
Kuran'ı derinliğine düşünmüyorlar mı? Eğer O, Allah indinin gayrından olsa idi, elbette Onun içinde birçok çelişki olurdu!
Onlar hala Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.
Hâla Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onun içinde pek çok çelişki bulurlardı.
Kur'an'ı, yine de düşünmüyorlar mı? O, Allah'tan başkası tarafından olsaydı, kesinlikle içinde çok sayıda çelişki bulurlardı. dipnot 90
Hala Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı onda birçok çelişki bulurlardı.
Kuran'ı incelemiyorlar mı? ALLAH'tan başkasının olsaydı onda birçok çelişki bulacaklardı. dipnot 1
Kuran'ı incelemiyorlar mı? ALLAH'tan başkasının olsaydı onda bir çok çelişki bulacaklardı.
Hala Kur'an'ı gerektiği gibi düşünmezler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından olsaydı, elbette içinde bir çok ahenksizlikler bulacaklardı.
Hala Kur'anı teemmül etmezler mi? Eğer o Allahdan başkası tarafından olsa idi elbette içinde bir çok ahenksizlikler bulacaklardı
Onlar, Kur'an üzerinde, gereği gibi düşünmezler mi? Eğer, Allah'tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.
Onlar, Kur'an üzerinde, gereği gibi düşünmezler mi? Eğer, Allah'tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.
Onlar, Kur'an üzerinde, gereği gibi düşünmezler mi? Eğer, Allah'tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.
Onlar hala Kuran'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Tanrı'dan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.
Onlar haala Kur'anı gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allahdan başkası tarafından olsaydı elbet içinde birbirini tutmayan bir çok (şeyler) bulurlardı.
Onlar hala Ku'an'ı gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelseydi, muhakkak ki içinde birbirini tutmayan bir çok şeyler bulurlardı.
(80-84) Her kim Resule itaat ederse Allah’a da itaat etmiştir, kim de yüzünü dönerse ki biz seni onlara koruyucu olarak / muhafız olarak göndermedik. İtaate varız diyorlar fakat yanından ayrılınca da onlardan bir grup söylediklerinin aksini / itaatsizliği gizlice planlıyor. Allah, onların evde kurguladıklarını kaydediy or, onlardan uzak dur Allah’ı vekil tayin et , vekil olarak Allah yeterlidir. Kur’an hakkında düşünüp tedbir almıyorlar mı? Eğer O, Allah’ın dışında birine ait olsaydı onda çok fazla karşıt şeyler / ihtilaf bulurlardı. Güvene yahut korkuya dayalı bir emir geldiğinde (Duydunuz mu giden seriyye ye şu kötü şeyler olmuş gibi haberler ) hemen onu yayarlar , oysa ki onu / o haberi Resule ve onlardan emir verebilenlere götürselerdi onu yayıp yaymama ları gerektiğini bilirlerdi. Allah’ın üzerinizde ki fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyardınız. Allah yolunda savaş, sen sadece kendine mükellefsin / kendinden sorumlusun , müminleri hırslandır, belki de Allah, kafirlerin katı tutumunu / baskılarını kırar, katılık olarak / baskı olarak Allah, daha şiddetlidir, cezalandırma olarak Allah daha şiddetlidir.
Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.
Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı.
Kur'an'ı hiç mi etraflıca düşünmezler! dipnot 1 Eğer o, Allah'tan başkasından gelseydi onda kesinlikle pek çok çelişki bulurlardı.
Kur'an'daki ilişkiler ağına bakmazlar mı? Eğer Allah'tan başkasından gelseydi, onda çok sayıda çelişki bulurlardı.
Onlar Kur’an’ı hiç düşünmüyorlar mı? Eğer O, Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı, onun içinde pek çok çelişki bulurlardı.
Onlar Kur'an'ı hiç düşünmüyorlar mı? Eğer O, Allah'tan başka birinden gelmiş olsaydı, onun içinde pek çok çelişki bulurlardı.
Kur'an'ı, iyice okuyup düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başka birinin katından gelseydi, elbetteki onun içinde birçok ihtilaf bulacaklardı.
Nisâ suresi, 83. ayet. وَإِذَا جَآءَهُمْ أَمْرٌ مِّنَ ٱلْأَمْنِ أَوِ ٱلْخَوْفِ أَذَاعُوا۟ بِهِۦ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى ٱلرَّسُولِ وَإِلَىٰٓ أُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ ٱلَّذِينَ يَسْتَنۢبِطُونَهُۥ مِنْهُمْ وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ لَٱتَّبَعْتُمُ ٱلشَّيْطَٰنَ إِلَّا قَلِيلًا
Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar. (Oysa) onu, Elçi'ye veya aralarında yetki sahibi kişilere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size bol lütfu ve merhameti olmasaydı, azınız hariç elbette şeytana uyardınız.
Onlar, kendilerine barış ya da savaşla ilgili herhangi bir bilgi ulaştığında onu dışarı yayarlar. Oysa ki onu Peygambere ya da mü'minler arasından kendilerine yetki verilmiş olanlara iletselerdi, onlar arasından işin (uzmanı olup) ölçme-değerlendirme yapabilenler onu da (değerlendire)bilirlerdi. Size Allah'ın lütuf ve rahmeti olmasaydı, çok azınız hariç kesinlikle şeytanın ardınca giderdiniz.
Onlar savaş veya barış ile ilgili herhangi bir (gizli) konuda bilgi sahibi olduklarında onu dışarıya yayarlar; halbuki onu Peygambere ve müminler arasından kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara arzetmiş olsalardı, gizli bilgiler elde etmekle uğraşanlar onu(nla ilgili olarak ne yapılması gerektiğini) mutlaka bilirlerdi. Ama Allahın size lütfu ve rahmeti sayesinde aranızdan çok az kimse şeytanın ardına takılmıştır.
Kendilerine emniyetleriyle ilgili veya onları korkutacak bir haber geldiğinde onu hemen yayarlar. Oysa o haberi Rasule veya yetkili birine (Ulül Emr) sorsalardı, onlardan işin içyüzünü öğrenebilirlerdi. Eğer üzerinizde Allah'ın fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana (bu işi yapana) tabi olup gitmiştiniz.
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç çıkarabilenler', onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar, halbuki onu, Rasûl'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.
Güven veya korku haberi geldiğinde onu yayarlar. Oysa elçiye ve kendilerinden olan yetkililere götürselerdi, sonuç çıkarabilecek olanlar onu bilirlerdi. Allah'ın lütfu ve O'nun rahmeti üzerinizde olmasaydı, çok azınız dışında, kesinlikle şeytana uyardınız.
Onlara, güven veya korkuya dair bir haber gelse onu yayarlar. Halbuki onu Peygamber'e ve aralarındaki otorite sahiplerine götürselerdi, içlerinden işin iç yüzünü araştırıp çıkaranlar onun ne olduğunu bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içinizden pek azı müstesna, şeytana uyardınız.
Onlara güvenlik ve tehlikeyle ilgili bir söylenti ulaşsa onu yayarlar. Durumu elçiye ve aralarındaki yetkililere iletselerdi uzmanları onu değerlendirirdi. Size ALLAH'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı pek azınız hariç sapkına uyacaktınız.
Onlara güvenlik ve tehlikeyle ilgili bir söylenti ulaşsa onu yayarlar. Durumu elçiye ve aralarındaki yetkililere iletselerdi uzmanları onu değerlendirirdi. Size ALLAH'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı pek azınız hariç şeytana uyacaktınız.
Hem kendilerine güven ve korku ile ilgili bir haber geldi mi onu yayıveriyorlar; halbuki, onu peygambere ve içlerinden yetkili olanlara arzetseler, elbette bunların görüş sunabilme yeteneğine sahip olanları onu anlar, bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı azınız hariç, şeytana uyup gitmiştiniz.
Hem emn-ü havfe dair bir haber geldiği vakıt kendilerine onu yayıveriyorlar, halbuki onu Peygambere ve içlerinden ülül'emr olanlara arz etseler elbette bunların istinbata kadir olanları onu anlar bilirlerdi, eğer Allahın fazl u rahmeti üzerinizde olmasa idi pek azınızdan maadası şeytana uymuş gitmiştiniz.
Onlara, güven veya korkuyla ilgili bir haber geldiği zaman, onu hemen yayarlar. Oysaki onu Resul'e ve kendilerinden olan ulu'l-emre dipnot 1 bildirselerdi; işin iç yüzünü bilenler, ne olup bittiğini, bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana dipnot 2 uyardınız.
Onlara, güven veya korkuyla ilgili bir haber geldiği zaman, onu hemen yayarlar. Oysaki onu Resul'e ve kendilerinden olan ulu'l-emre dipnot 1 bildirselerdi; işin iç yüzünü bilenler, ne olup bittiğini, bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uyardınız.
Onlara, güven veya korkuyla ilgili bir haber geldiği zaman, onu hemen yayarlar. Oysaki onu Rasul'e ve kendilerinden olan yetkili kimselere dipnot 1 bildirselerdi; işin iç yüzünü bilenler, ne olup bittiğini, bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uyardınız.
Kendilerine güven (emni) veya korku buyruğu [bütün çeviriler buradaki emr'i haber yapmış] geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler / yayarlar. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan buyruk sahiplerine / buyurganlara götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç çıkarabilenler' onu bilirlerdi. Tanrı'nın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız dışında herhalde şeytana uymuştunuz.
Onlara eminlik veya korku haberi geldiği zaman onu yayıverirler. Halbuki bunu peygambere ve onlardan (müminlerden) emir saahiblerine döndürmüş (onlara müracaat etmiş) olsalardı o (haberi) arayıb yayanlar bunu elbet onlardan öğrenirlerdi. Allahın üzerinizdeki lutf-ü inayeti ve esirgemesi olmasaydı, birazınız müstesna olmak üzere, muhakkak ki şeytana uymuş gitmişdiniz.
Kendilerine güven ve korkuya dair bir haber geldiğinde; onu yayarlar. Halbuki o haberi peygambere veya mü'min kumandanlara götürselerdi; onlar, ondan ne gibi netice çıkaracaklarını bilirlerdi. Eğer üzerinizde Allah'ın nimet ve rahmeti olmasaydı; pek azınız müstesna, şeytana uymuş gitmiştiniz.
(80-84) Her kim Resule itaat ederse Allah’a da itaat etmiştir, kim de yüzünü dönerse ki biz seni onlara koruyucu olarak / muhafız olarak göndermedik. İtaate varız diyorlar fakat yanından ayrılınca da onlardan bir grup söylediklerinin aksini / itaatsizliği gizlice planlıyor. Allah, onların evde kurguladıklarını kaydediy or, onlardan uzak dur Allah’ı vekil tayin et , vekil olarak Allah yeterlidir. Kur’an hakkında düşünüp tedbir almıyorlar mı? Eğer O, Allah’ın dışında birine ait olsaydı onda çok fazla karşıt şeyler / ihtilaf bulurlardı. Güvene yahut korkuya dayalı bir emir geldiğinde (Duydunuz mu giden seriyye ye şu kötü şeyler olmuş gibi haberler ) hemen onu yayarlar , oysa ki onu / o haberi Resule ve onlardan emir verebilenlere götürselerdi onu yayıp yaymama ları gerektiğini bilirlerdi. Allah’ın üzerinizde ki fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyardınız. Allah yolunda savaş, sen sadece kendine mükellefsin / kendinden sorumlusun , müminleri hırslandır, belki de Allah, kafirlerin katı tutumunu / baskılarını kırar, katılık olarak / baskı olarak Allah, daha şiddetlidir, cezalandırma olarak Allah daha şiddetlidir.
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Rasûl'e veya emir sahibi olanlara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelse onu yayarlar. Halbuki onu Elçi'ye ve aralarında buyruk sahiplerine götürselerdi, işin içyüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu (haberin taşıdığı anlamı) bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lutfu ve rahmeti olmasaydı, birçok işinizde şeytana uyardınız.
Onlara, güven veya korku doğuracak bir haber geldiğinde onu yayarlar. dipnot 1 Halbuki onu Resul'e /elçimize ve içlerinden o konuda yetkin kişilere götürselerdi onların doğru hüküm çıkarabilenleri konuyu çözerdi. dipnot 2 Allah'ın lütfu ve ikramı olmasaydı pek azınız hariç, şeytana uyardınız.
Kendilerine güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki o haberi Elçi'ye ve kendi yetkililerine götürselerdi, yorum yapabilenler gerçeği anlarlardı. Allah'ın lütfu ve ikramı olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız[1].
Onlara güven veya korku veren bir haber geldiğinde onu hemen yayarlar. Oysa, onu Peygamber’e ve müminlerden olan emir sahiplerine götürselerdi onlardan hüküm çıkarmaya ehil olanlar onu bilirdi. Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, çok azınız hariç şeytana uymuştunuz.
Onlara güven veya korku veren bir haber geldiğinde onu hemen yayarlar. Oysa, onu Peygamber'e ve müminlerden olan emir sahiplerine götürselerdi onlardan hüküm tespit edebilecek olanlar onu bilirdi. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, çok azınız hariç şeytana uymuştunuz.
Onlara, güven yahut korkuya ilişkin bir haber ulaştığında onu hemen yaydılar. Oysaki, onu resule ve içlerindeki sorumluluk sahiplerine götürmüş olsalardı, aralarındaki okuyup araştırarak hüküm çıkaranlar, onu elbette bileceklerdi. Eğer Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız/pek az işiniz hariç şeytanın ardısıra giderdiniz.
Nisâ suresi, 84. ayet. فَقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ ٱلْمُؤْمِنِينَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَكُفَّ بَأْسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَٱللَّهُ أَشَدُّ بَأْسًا وَأَشَدُّ تَنكِيلًا
(Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü'minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkar edenlerin gücünü kırar. Allah'ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.
Allah yolunda savaş! dipnot 1 Sen (öncelikle) sadece kendinden sorumlusun. dipnot 2 Müminleri de (savaşa) teşvik et! dipnot 3 Allah kâfir olanların gücünü elbette dipnot 4 kıracaktır. Allah'ın gücü (azabı) daha ağır ve cezası daha şiddetlidir.
Artık Allah yolunda savaş! Sen kendinden sorumlusun. Yine de mü'minleri uyuşukluktan kurtulmaları için teşvik et! Belki Allah inkarcıların direncini kırar; zira Allah'ın gücü daha çetin ve cezalandırması daha şiddetlidir.
O halde sen Allah yolunda savaş çünkü sen, yalnızca kendi nefsinden sorumlusun ve müminleri ölüm korkusunu yenmeleri için teşvik et! Allah, hakikati inkara kalkışanların gücünü kırmaya muktedirdir; çünkü Allah iradesinde güçlü ve cezalandırmasında şiddetlidir.
Allah uğruna savaş! Nefsinden başkasına sorumlu değilsin! İman edenleri de teşvik et. Umulur ki Allah, hakikati inkar edenlerin gücünü kırar. Allah'ın gücü de daha şiddetlidir, yaptıklarının sonucunu yaşatması da daha şiddetlidir.
Artık sen Allah yolunda savaş, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü'minleri hazırlayıp teşvik et. Umulur ki Allah, küfredenlerin ağır baskılarını geri püskürtür. Allah, 'kahredici baskısıyla' daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.
Artık Allah yolunda savaş. Sen, kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar (güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah'ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.
Artık, Allah'ın yolunda savaşmalısın. Sen, kendinden başkasından sorumlu değilsin. İnananları yüreklendir; Allah'ın, nankörlük edenlerin gücünü kırması umut edilebilir. Çünkü Allah, güç olarak çok üstün; cezalandırması çok yamandır.
O halde sen Allah yolunda savaş; çünkü sen, yalnızca kendi nefsinden sorumlusun ve müminleri teşvik et! Allah kafirlerin gücünü kırmaya muktedirdir. Çünkü Allah'ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.
ALLAH yolunda savaşmalısın. Sen ancak kendinden sorumlusun. İman edenleri de aynı şeye özendir ki ALLAH kafirlerin gücünü etkisiz hale getirsin. ALLAH'ın gücü daha şiddetli, cezası daha çetindir.
ALLAH yolunda savaşmalısın. Sen ancak kendinden sorumlusun. İnananları da aynı şeye özendir ki ALLAH kafirlerin gücünü etkisiz hale getirsin. ALLAH'ın gücü daha şiddetli, cezası daha çetindir
Onun için Allah yolunda çarpış. Ancak nefsinden başkasıyla yükümlü değilsin! Mü'minleri de çarpışmaya teşvik et; umulur ki Allah o küfretmekte bulunanların baskılarını defeder. Allah baskıca daha zorlu, azap vermek bakımından da daha şiddetlidir.
Onun için Allah yolunda çarpış, ancak nefsinden başkasiyle mükellef değilsin, mü'mileri de çarpışmağa teşvik et, me'muldur ki Allaha küfretmekte bulunanların tazyikını defetsin, Allah tazyikce de daha şiddetli tenkilce de daha şiddetlidir.
O halde, sen, Allah yolunda savaş. Çünkü sen, ancak kendinden sorumlusun. İman Edenleri de teşvik et. Umulur ki Allah Kafirlerin baskısını kırar. Çünkü Allah'ın baskısı daha güçlüdür. Cezalandırması daha şiddetlidir.
O halde, sen, Allah yolunda savaş. Çünkü sen, ancak kendinden sorumlusun. İnananları da teşvik et. Umulur ki Allah Kafirlerin baskısını kırar. Çünkü Allah'ın baskısı daha güçlüdür. Cezalandırması daha şiddetlidir
O halde, sen, Allah yolunda savaş. Çünkü sen, ancak kendinden sorumlusun. İnananları da teşvik et. Umulur ki Allah gerçeği yalanlayan nankörlerin baskısını kırar. Çünkü Allah'ın baskısı da, cezalandırması da çok daha güçlüdür.
Artık sen Tanrı yolunda savaş, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. İnançlıları hazırlayıp teşvik et. Umulur ki Tanrı, kafirlerin ağır baskılarını geri püskürtür. Tanrı, 'kahredici baskısıyla' daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.
Artık Allah yolunda savaş. Sen kendinden başkasıyle mükellef (sorumlu) tutulmayacksın. İman edenleri de teşvik et. Olur ki Allah o küfredenlerin savletini defeder. Allah, satvetce de çok çetindir, kahr-u ceza bakımından da çok çetindir.
Allah yolunda savaş. Sen, ancak kendinden sorumlusun. İman edenleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah, küfredenlerin şiddet ve baskısını önler. Allah'ın kahrı da, ibret alınacak cezası da pek şiddetlidir.
(80-84) Her kim Resule itaat ederse Allah’a da itaat etmiştir, kim de yüzünü dönerse ki biz seni onlara koruyucu olarak / muhafız olarak göndermedik. İtaate varız diyorlar fakat yanından ayrılınca da onlardan bir grup söylediklerinin aksini / itaatsizliği gizlice planlıyor. Allah, onların evde kurguladıklarını kaydediy or, onlardan uzak dur Allah’ı vekil tayin et , vekil olarak Allah yeterlidir. Kur’an hakkında düşünüp tedbir almıyorlar mı? Eğer O, Allah’ın dışında birine ait olsaydı onda çok fazla karşıt şeyler / ihtilaf bulurlardı. Güvene yahut korkuya dayalı bir emir geldiğinde (Duydunuz mu giden seriyye ye şu kötü şeyler olmuş gibi haberler ) hemen onu yayarlar , oysa ki onu / o haberi Resule ve onlardan emir verebilenlere götürselerdi onu yayıp yaymama ları gerektiğini bilirlerdi. Allah’ın üzerinizde ki fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyardınız. Allah yolunda savaş, sen sadece kendine mükellefsin / kendinden sorumlusun , müminleri hırslandır, belki de Allah, kafirlerin katı tutumunu / baskılarını kırar, katılık olarak / baskı olarak Allah, daha şiddetlidir, cezalandırma olarak Allah daha şiddetlidir.
Öyleyse, Allah yolunda savaş! Sen yalnızca kendinden sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah küfredenlerin gücünü kırar. Allah'ın gücü de, cezası da pek şiddetlidir.
(Ey Muhammed), Allah yolunda savaş; sen yalnız kendinden sorumlusun! İnananları da (savaşa) teşvik et. Umulur ki Allah, kafirlerin gücünü kırar. Allah'ın baskını daha güçlü, cezası daha çetindir.
Sen Allah yolunda savaş! Sen sadece kendinden sorumlusun. dipnot 1 Müminleri de teşvik et. dipnot 2 Belki Allah, o kafirlerin baskınını önler. Allah'ın baskını daha güçlü, caydırıcılığı daha kuvvetlidir.
Allah yolunda savaşa gir; sen sadece kendinden sorumlusun. Müminleri de özendir ki Allah, o kafirlerin baskınını önlesin. Allah'ın baskını daha güçlü, cezası daha ağırdır.
Öyleyse, Allah yolunda savaş! Sen yalnızca kendinden sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah küfredenlerin gücünü kırar. Allah, kuvvet yönünden de en güçlü, ceza yönünden en şiddetli olandır.
Öyleyse, Allah yolunda savaş, sen yalnızca kendinden sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah, küfredenlerin şiddet ve kuvvetlerini yok eder. Allah, kuvvet yönünden de en güçlü; ceza yönünden en şiddetli olandır.
Allah yolunda savaş. Kendinden başkasından sorumlu değilsin. İnananları da teşvik et. Umulur ki Allah, küfre sapanların gücünü kırar. Allah, kuvvetçe daha üstün, cezalandırmada daha güçlüdür.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.