Diyanet İşleri
O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükafat verirdik.
Nisâ suresi
Nisâ suresi, 67. ayet. وَإِذًا لَّـَٔاتَيْنَٰهُم مِّن لَّدُنَّآ أَجْرًا عَظِيمًا
veiẕel leâteynâhüm mil ledünnâ ecran `ażîmâ.
O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükafat verirdik.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Emanetleri ehline verin; itaat ve hakemliğe razı olmak Nisâ 58–70 3
Biz her peygamberi sırf, Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.
Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.
Eğer biz onlara, "Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu.
O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükafat verirdik.
Onları elbette doğru yola iletirdik.
Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddiklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.
Bu lütuf Allah'tandır. Hakkıyla bilen olarak Allah yeter.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
67. Üçüncüsü: “O takdirde onlara katımızdan büyük bir mükâfat verirdik” buyruğunda dile getirilmektedir. Yani onlara kalbin, ruhun ve bedenin nail olacağı dünya ve âhiret mükâfatları ile âhirette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırından dahi geçmeyen nimetlerden oluşacak büyük bir ecir vardır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Onlara, birbirlerini öldürmeyi veya ülkelerinden çıkıp gitmelerini farz kılmış olsaydık onlardan pek az kimse dışında çoğu bu emrimizi yerine getirmezdi. Allah’a hamt etsinler ki, Allah onları meşakkatli şeylerle mükellef kılmadı. Şayet onlar kendilerine söylenen Allah'a itaat olan emirleri yapmış olsalardı, muhalefet etmelerinden daha hayırlı, imanları için de çok daha sağlam olurdu. Biz de onlara kendi katımızdan çok büyük sevap verir ve onları Allah’a ve cennetine ulaştıran yola ulaştırırdık.
Aynı kök: لدن (18 geçiş) · Aynı kök: اجر (108 geçiş) · Ortak kavram: Ecir
Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük…
Aynı kök: لدن (18 geçiş) · Aynı kök: اجر (108 geçiş) · Ortak kavram: Ecir
(2-4) (Allah onu), katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, salih ameller işleyen mü'minleri, içlerinde ebedi olarak…
Aynı kök: اجر (108 geçiş) · Ortak kavram: Ecir
Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve…
Aynı kök: اجر (108 geçiş) · Ortak kavram: Ecir
Hayır, öyle değil! Kim "ihsan" derecesine yükselerek özünü Allah'a teslim ederse, onun mükafatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar…
Aynı kök: اجر (108 geçiş) · Ortak kavram: Ecir
Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab'leri katında mükafatları…
Aynı kök: لدن (18 geçiş)
(Onlar şöyle yakarırlar): "Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(67, 68) O zaman elbette kendilerine katımızdan büyük ödül verirdik ve onları elbette doğru yola ulaştırırdık. dipnot 1
O zaman Biz de onlara, katımızdan muhteşem bir ödül verirdik.
bu durumda biz onlara rahmetimizden büyük bir mükafat verirdik
O takdirde onlara elbette ki ledünnümüzden çok büyük mükafat verirdik.
Biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik.
O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik.
Bizim katımızdan, büyük bir ödül verirdik.
Bu durumda biz onlara rahmetimizden büyük bir ödül verirdik.
Kendilerine katımızdan büyük bir ödül verirdik.
Kendilerine katımızdan büyük bir ödül verirdik.
Elbette o zaman kendilerine tarafımızdan pek büyük bir mükafat da verirdik.
Elbette o zaman kendilerine ledünnümüzden pek büyük bir ecir de verirdik
O zaman onlara Kendi katımızdan büyük bir ecir dipnot 1 verirdik.
O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir dipnot 1 verirdik.
O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ödül verirdik.
Biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik.
Ve o zaman biz de onlara tarafımızdan pek büyük bir mükafat verirdik.
O takdirde onlara katımızdan büyük bir mükafat verirdik.
(58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.
Biz de o zaman onlara katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.
O zaman kendilerine katımızdan büyük mükafat verirdik.
O zaman biz de onlara, kesinlikle katımızdan büyük bir ödül verirdik.
O zaman biz de onlara katımızdan büyük bir ödül verirdik.
Biz de o zaman katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.
Biz de o zaman yanımızdan büyük bir mükafat verirdik.
O takdirde kendilerine katımızdan büyük bir ödül elbette verirdik.
There and then they would have merited a great reward from heaven's realm.
and We would have given them a rich reward of Our own
And We should then have given them from our presence a great reward;
whereupon We would indeed grant them from Us a mighty reward,
In that case We would have given them an immense reward from Us
And indeed We should then have bestowed upon them a great reward from Ourselves.
Then We would surely have given them a great reward from Us,
And in that case We could certainly have bestowed upon them from Ourself a great reward;
and then We surely would have given them from Us a mighty wage,
[If they had obeyed, ] I would have certainly given them a great reward.
And then we would surely have brought them from ourselves a mighty hire,
Then We would have given them from Us a great reward.
and we should then have surely given them in our sight an exceeding great reward,
And then We would surely have brought them from Our Presence a mighty reward,
And indeed, We would have brought them from very close to Us a magnificent reward.
And then We should bestow upon them from Our presence an immense reward,
And We would have bestowed on them a great reward of Our own,
whereupon We should indeed grant them, out of Our grace, a mighty reward,
and We would have granted them a great reward by Our grace
Then We would have given them from Us a great reward.
And we would have granted them a great recompense.
And then We would have given them from Us a great reward.
And then would We have given them from Us a great reward
And then, We would give them from Our Presence an immense reward.
And indeed, We would then have given them from Our Presence a great reward;
In that case, We would certainly have given them a great reward.
Then We would have given them from Us a great recompense.