Nisâ suresi · 58–70. ayetler

Emanetleri ehline verin; itaat ve hakemliğe razı olmak

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Nisâ suresi, 58. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 58. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا۟ ٱلْأَمَٰنَٰتِ إِلَىٰٓ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحْكُمُوا۟ بِٱلْعَدْلِ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعًۢا بَصِيرًا

    Diyanet İşleri

    Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emretmektedir. dipnot 1 Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah duyandır, görendir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu iki buyruk yani "emanetleri ehline vermek" ve "insanlar arasında adaletle hükmetmek" İslam'ın toplumsal hayattaki hassasiyetini ve evrensel bakışını ortaya koymaktadır. Layık olmayan birisini bir göreve getirmek göreve de, o göreve getirilen ehliyetsiz kişiye de haklı olup hakkı verilmeyene de zulümdür. Ayrıca adalet de "devletin dini" olarak görülmelidir; bu yüzden tarafgirlikten kurtulup adaletin herkes için gerekliliğine ve herkesin hakkı olduğuna dair bir bilinç geliştirilmelidir. Bu iki değer için din, dil, ırk, milliyet, cinsiyet, coğrafya, mezhep, meşrep, meşguliyet vs. farkı söz konusu edilemez, edilmemelidir. Benzer mesajlar: Nisâ 4:135; Mâide 5:8, 42; En‘âm 6:152; Nahl 16:90; Mü'minûn 23:8; Hucurât 49:9; Mümtehine 60:8; Me‘âric 70:32.

    Mustafa İslamoğlu

    Allah, size emanet edilen şeyleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verecek olursanız adaletle hüküm vermenizi emrediyor. Allah size ne de güzel öğüt veriyor; zira Allah akıl sır ermez bir biçimde her şeyi işiten, her şeyi görendir.

    Muhammed Esed

    Allah, size emanet edilen (şey)leri ehil olanlara tevdi etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olursanız adaletle hükmetmenizi emreder. Allahın size yapılmasını tavsiye ettiği (şey), mutlaka en güzel (şey)dir: Allah, kesinlikle her şeyi işitendir, her şeyi görendir.

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki Allah emanetleri ehillerine vermenizi ve insanlar arasında adil olarak (herkesin hakkını vererek) hükmetmenizi emreder. Muhakkak Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor. Kesinlikle Allah Semi'dir, Basıyr'dir.

    Ali Bulaç

    Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işiten ve hakkıyla görendir.

    Ali Rıza Safa

    Kuşkusuz, Allah, sorumlulukları yetkin olanlara vermenizi ve insanlar arasında yargı verdiğinizde, adaletle yargı vermenizi buyruk veriyor. Allah, bununla, size ne güzel öğüt veriyor. Kuşkusuz, Allah, Duyandır; Görendir.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah, her şeyi işitendir; her şeyi görendir.

    Edip Yüksel

    ALLAH emaneti sahiplerine vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. ALLAH size ne güzel öğüt veriyor. ALLAH İşitendir, Görendir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH emaneti sahiplerine vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. ALLAH size ne güzel öğüt veriyor. ALLAH İşitendir, Görendir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Haberiniz olsun ki, Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah işiten ve bilendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Haberiniz olsun ki Allah size şunları emrediyor: Emanetleri ehline veresiniz ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakıt adaletle hükmedesiniz, hakikat Allah size ne güzel va'z veriyor, şüphesiz ki Allah semi', basir bulunuyor.

    Erhan Aktaş

    Allah, emanetleri dipnot 1 ehline dipnot 2 vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi buyurmaktadır. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Gören'dir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yetki, görev ve sorumluluk.
    2. metne dön, dipnot 2
      Yetkin, bilgili, yetenekli, sorumluluk sahibi, dürüst, ahlaklı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah, emanetleri dipnot 1 ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi buyurmaktadır. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Gören'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yetki, görev ve sorumluluk.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah, emaneti dipnot 1 ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi buyurmaktadır. Allah, bununla, size en güzel öğüdü veriyor. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Gören'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yetki, görev ve sorumluluğu.

    Gültekin Onan

    Şüphesiz Tanrı, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi buyuruyor. Bununla Tanrı, size ne güzel öğüt veriyor... Doğrusu Tanrı, işitendir, görendir.

    Hasan Basri Çantay

    Şübhesiz ki Allah size emanetleri ehil (ve erbab) ına vermenizi, insanlar arasında hükmetdiğiniz zaman adaletle hükmeylemenizi emreder. Allah bununla size, gerçek, ne güzel öğüd veriyor! Şübhe yok ki Allah (sözlerinizi, hükümlerinizi) hakkıyle işidici, (bütün yapdıklarınızı) hakkıyle görücüdür.

    İbni Kesir

    Şüphesiz ki Allah; size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten Allah; bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah; Semi', Basir olandır.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz Allah sizlere, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla, Allah size ne güzel bir öğüt veriyor. Doğrusu Allah işitendir, görendir.

    Süleyman Ateş

    Allah, size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size böylece ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu, Allah işiten, görendir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt verir. Allah dinler ve görür.

    Şaban Britch

    Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.

    Şaban Piriş

    Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semi'dir, çok iyi duyar; Basir'dir, çok iyi görür.

  2. Nisâ suresi, 59. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 59. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَأُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَٰزَعْتُمْ فِى شَىْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱلرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا

    Diyanet İşleri

    Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulu'l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.

    Mehmet Okuyan

    Ey iman edenler! Allah'a itaat edin; Elçi'ye ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin! Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete inanıyorsanız onu Allah'a ve Elçi'ye götürün! Bu (tutum) hem hayırlı olandır hem de sonuç itibarıyla daha güzeldir. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Herhangi bir konuyu Yüce Allah'a götürmek demek onu Kur'an'a arz etmek demektir. Elçi'ye götürmek de aynı şeydir; çünkü Nisâ 4:105'te Kur'an'ın Hz. Muhammed'e indiriliş amacı, Allah'ın kitabında kendisine gösterdiği şekilde insanlar arasında hüküm vermesi olarak belirlenmiştir. Bu arada konu Hz. Muhammed'in hakem tayin edilmesinden söz edilen Nisâ 4:65. ayetle de ilişkilendirilmelidir. Hem Nisâ 4:65'te hem de bu ayette Hz. Muhammed'in hakemliğine dikkat çekilmekte, Nisâ 4:105'te ise bunun ne anlama geldiği açıklanmaktadır. Bu arada En‘âm 6:114'te ise bütün bu bilgiler toparlanmakta ve asıl hakemin Yüce Allah olduğu, O'nun dışında hakem aranmaması gerektiği ifade edilmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Siz ey iman edenler! Allah'a, Peygamber'e ve aranızdan alanlarında yetkin ve otorite sahibi olanlara itaat edin; bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah'a ve Peygamber'e götürün; tabi eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız. Bu, en iyi seçimdir ve sonuç açısından da en verimli olandır.

    Muhammed Esed

    Siz ey imana ermiş olanlar! Allaha, Peygambere ve aranızdan kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara itaat edin; ve herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allaha ve Peygambere götürün, eğer Allaha ve Ahiret Gününe (gerçekten) inanıyorsanız. Bu (sizin için) en hayırlısıdır ve sonuç olarak da en iyisidir.

    Ahmed Hulusi

    Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Rasule itaat edin ve sizden Ulül Emr'e de (Hakikat ve Sünnetullah bilgisine sahip olarak hüküm verme yetisine sahip olana). . . Bir şey hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde -şayet Allah'a ve gelecekte yaşanacak sonsuz sürece iman ediyorsanız- onu Allah'a ve Rasulüne döndürün. . . Bu hem daha hayırlı ve hem de tevil olarak (işin aslına, uygunluğuna ulaşma bakımından) daha güzeldir.

    Ali Bulaç

    Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.

    Ali Özek ve heyeti

    Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Rasûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.

    Ali Rıza Safa

    Ey inanca çağırılanlar! Allah'a boyun eğin; elçiye ve aranızdaki yöneticilere boyun eğin. Bir konuda uyuşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve elçiye götürün. Allah'a ve Sonsuz Yaşam Günü'ne inanıyorsanız, işte böylesi daha iyidir. Ve sonuç olarak daha güzeldir.

    Bayraktar Bayraklı

    Ey iman edenler! Allah'a, Peygamber'e ve aranızdan siyasal erkin emanet edildiği kimselere itaat ediniz. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız onu Allah'a ve Peygamber'e götürünüz. Bu, hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.

    Edip Yüksel

    Gerçeği onaylayanlar! ALLAH'a uyun, elçisine uyun; sizden görev başında olanlara da. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu ALLAH'a ve elçisine havale ediniz. ALLAH'a ve ahiret gününe Gerçeği onaylıyorsanız... Bu, sizin için daha iyi ve en güzel çözüm yoludur. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Yaşayan elçiye ve yaşayan görevlilere uymak, onların görüşlerini veya emirlerini "Allah'ın Emri" diye mutlak, değişmez ve yanılmaz bilmek değildir. * Bak 60:12.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İnananlar! ALLAH'a uyun, elçisine uyun; sizden görev başında olanlara da. Her hangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu ALLAH'a ve elçisine havale ediniz. ALLAH'a ve ahiret gününe inanıyorsanız... Bu, sizin için daha iyi ve en güzel çözüm yoludur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin, sizden olan yetkililere de. Sonra bir şeyde anlaşmazlığa düştünüz mü, hemen Allah'a ve Peygamberine arz edin onu, eğer Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanan müminler iseniz. Bu hem hayırlı hem de netice itibariyle daha güzeldir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ey o bütün iyman edenler! Allaha itaat edin, Peygambere de itaat edin sizden olan ülülemre de, sonra bir şeyde nizaa düştünüz mü hemen onu Allaha ve Resulüne arz ediniz: Allaha ve Ahıret gününe gerçekten inanır mü'minlerseniz.. O hem hayırlı hem de netice i'tibarile daha güzeldir

    Erhan Aktaş

    Ey İman Edenler! Allah'a itaat edin; Resul'e itaat edin dipnot 1 ve sizden olan ulu'l-emre dipnot 2 itaat edin. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Resul'e götürün; eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız. Hayırlı olan budur. Ve sonuç bakımından iyi olandır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 4:13. ayetin dipnotu.
    2. metne dön, dipnot 2
      Emir sahibi, bir işle görevli olan, iş buyuran, yetkili ve sorumlu kimse (Bkz. 4:83).

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ey iman edenler! Allah'a itaat edin; Resul'e itaat edin ve sizden olan ulu'l-emre dipnot 1 itaat edin. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Resule götürün; eğer Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsanız. Hayırlı olan budur. Ve sonuç bakımından iyi olandır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Emir sahibi, bir işle görevli olan, iş buyuran, yetkili ve sorumlu kimse. Örneğin 4:83

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ey iman edenler! Allah'a itaat edin; Rasul'e ve sizden olan ulu-l emr dipnot 1 itaat edin. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz -eğer Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsanız- onu, Allah'a ve Rasulü'ne götürün. Bu sizin için daha hayırlı ve sonuç olarak daha iyidir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yetkili kimselere.

    Gültekin Onan

    Ey inananlar, Tanrı'ya itaat edin, elçiye itaat edin ve sizden olan buyruk sahiplerine / buyurganlara da. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Tanrı'ya ve elçisine dönderin. Şayet Tanrı'ya ve ahiret gününe inanıyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir.

    Hasan Basri Çantay

    Ey iman edenler, Allaha itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir saahiblerine de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu Allaha ve peygambere döndürün, eğer Allah ve ahiret gününe inanıyorsanız. Bu, hem hayırlı, hem netice i'tibariyle daha güzeldir.

    İbni Kesir

    Ey iman edenler; Allah'a itaat edin. Rasule ve sizden olan emir sahiblerine itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz; Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun hallini Allah'a ve Rasulüne bırakın. Bu; hem hayırlı hem de netice itibariyle daha güzeldir.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Rasûlüne arz edin. Bu, daha iyidir. Sonuç bakımından da daha güzeldir.

    Süleyman Ateş

    Ey inananlar, Allah'a ita'at edin, Elçiye ve sizden olan buyruk sahibine ita'at edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız -onu Allah'a ve Elçiye götürün. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.

    Süleymaniye Vakfı

    Ey inanıp güvenenler! Allah'a gönüllü olarak boyun eğin, Resulüne /elçinin getirdiğine gönüllü olarak boyun eğin dipnot 1 ve sizden olan yetkililere de. Allah'a ve ahiret gününe inanıp güveniyorsanız (yetkililerle) bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve resulüne götürün. dipnot 2 Böylesi hem hayırlı olur hem de en güzel sonucu verir. dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Resul (رسول)", birine gönderilen söz anlamına geldiği gibi o sözü tebliğ için gönderilen elçi anlamına da gelir (Müfredat). Muhammed aleyhisselamın resul sıfatıyla söyledikleri Allah'ın sözü olduğu için ona itaat, Allah'a itaat (Nisa 4/80), ona isyan Allah'a isyan olur (Ahzab 33/36). Aksi takdirde Allah ile resulünün arası ayrılmış ve yeni bir din ortaya çıkarılmış olur (Nisa 4/150-152). O'nun ayetler dışında söylediği sözler, Kur'an'a uygunluk açısından denetlenebilir (Ahzab 33/36-37, Mümtahine 60/12 ve dipnotları).
    2. metne dön, dipnot 2
      Yetkililerle anlaşmazlığa düşülen bir konuyu Allah'a ve resulüne götürme emri, anlaşmazlığı Kur'an'a göre çözme emridir (Maide 5/48-50, En'am 6/114, Şura 42/10). Bunun bir örneği Ahzab 33/37. ayette yer alan, evlatlığı Zeyd ile Nebimiz arasındaki uyuşmazlıktır. Nebimiz Muhammed aleyhisselam, Zeyd'in, eşi Zeyneb'i boşadığını öğrenince: "Eşini nikahında tut, Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakın!" diyerek ona baskı yapmıştı. Ama Allah'ın Zeyd'e verdiği, eşini boşama hakkına (Talak 65/1-2) karşı çıkma yetkisi olmadığı için Allah, Zeyd'i değil, Muhammed aleyhisselamı suçlamıştır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bedir savaşında olanlar, yetkili kişinin hatasına itiraz edilmemesi halinde hedefe ulaşılamayacağının örneğidir. Mekke'de inen Rum 30/1-6. ayetlerde Romalıların (Perslere) yenildiği ama dokuz yıl içinde galip gelecekleri ve o gün Allah'ın müminleri, bir zaferle sevindireceği bildirilmişti. Medine'ye hicrete zorlanan Muhammed aleyhisselama Allah, müminleri savaşa hazırlama emri verdi ve kendilerinin on katı düşmanla savaşma görevi yükledi (Enfal 8/65). Perslerle Romalıların savaşacağı haberi yayıldığında Mekke'nin ticaret kervanı Şam'da idi. Kervanı yönetenler, onu Müslümanlara kaptırmamak için hemen yola çıktılar ve en önemli konak yerlerinden olan Bedir'e vardılar. Mekkeliler de kervanlarını korumak için, bir orduyla Bedir'e geldi. Müslümanlar ise Bedir'e doğru yola çıktılar ve Bedir'de kendilerini, Mekke ordusu ile kervanın ortasında buldular (Enfal 8/42). Böylece Rum Suresinde bildirilen şartlar oluştu. Ama Müslümanların bir kesimi, göz göre göre ölüme sürükleniyormuş gibi tam bir hoşnutsuzluk içinde, Muhammed aleyhisselam ile çekişiyordu (Enfal 8/5-6). Diğer kesim de savaşmayı değil, kervanı istiyordu. Ama Allah, Muhammed aleyhisselamın, Mekke'den çıkarılmasına karşılık Müslümanların onlarla savaşıp Mekke'yi almasını istiyordu (Enfal 8/7-8, 30, İsra 17/76-77). Allah, müslümanlardaki zayıflığı görünce savaşmaları gereken düşman sayısını on kattan iki kata düşürdü (Enfal 8/66). Mekke ordusu onların iki katından fazla olduğu için, bir anlaşmazlık çıkmasın ve ordu dağılmasın diye Nebimize, rüyasında onları az gösterdi (Enfal 8/43). İki ordu karşılaşınca da Mekke ordusunu, kendilerinin iki katı gösterdi (Al-i İmran 3/13). Müslümanları da Mekkelilere az gösterdi ki karara bağladığı Mekke'nin fethi, Bedir'de gerçekleşsin (Enfal 8/44). Ama öyle olmadı. Çünkü Muhammed aleyhisselam, savaşı yönettiği Bedir'de iki günah işledi. Birincisi düşmanı tamamen dağıtmak için saldırıya devam etmesi gerekirken bunu yapmaması (Enfal 8/57), ikincisi de düşmanı etkisiz hale getirmeden esir almasıydı (Enfal 8/67, Muhammed 47/4). Müslümanlar bu iki konuda ona karşı çıkmadılar. Ama Allah, yine de Rum Suresinde verdiği sözünü tuttu ve onları galip getirdi (Enfal 8/68, Rum 30/1-6). Bu iki günahı affetmesi için yıllar sonra Mekke'nin fethinin önünü açtı (Fetih 48/1-3) ve Muhammed aleyhisselama, fetihten sonra tevbe ve istiğfar etmesi emrini verdi (Nasr 110/1-3). Bütün bu ayetler bize, yönetici Muhammed aleyhisselam bile olsa hata edebileceğini ve onun Kur'an ışığında denetlenmesi gerektiğini gösterir. Ama Müslümanlar, Muhammed aleyhisselama mal edilen şu söze dayanarak yöneticileri ilah, insanları da onlara kul yapmışlardır: "Bana itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Bana isyan eden Allah'a isyan etmiş olur. Emire (yetkiliye) itaat eden bana itaat etmiş olur. Emire isyan eden bana isyan etmiş olur. İmam (devlet başkanı) kalkandır; arkasında savaşılır ve onunla korunma sağlanır. Allah'tan çekinmeyi emreder ve adil olursa sevap kazanır. Farklı emir verirse günahı kendinedir" (Buhari, Cihad, 109).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ey inanıp güvenenler,Allah'a itaat edin, bu Elçi'nin getirdiği kitaba dipnot 1 itaat edin ve sizden olan yetki sahiplerine de. Eğer (o yetkililerle) bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu, Allah'a ve Elçisine dipnot 2 götürün. Allah'a ve ahiret gününe inanıp güveniyorsanız böyle yaparsınız. Böylesi hayırlı olur ve çok güzel sonuç verir dipnot 3 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      En'am 6/114
    2. metne dön, dipnot 2
      Yetkililerle anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allah'a ve Elçisine götürün demek, bu konu hakkında Kur'an'a göre hüküm verin demektir. Bkz. En'am 6/114, Maide 5/48.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bakara 2/104 ve Nisa 4/46'dak raina sözüyle ilişki kurulacak

    Şaban Britch

    Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin). Eğer, bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onu Allah’a ve Rasûlü'ne döndürün. Bu en hayırlısı ve sonuç olarak da en iyisidir.

    Şaban Piriş

    Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin). Eğer, bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz. Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onu Allah'a ve Elçisi'ne döndürün. En hayırlısı ve tevilin en güzeli budur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ey iman sahipleri! Allah'a itaat edin. Resule ve sizin içinizden olan/sizin seçtiğiniz hüküm ve yetki sahiplerine de itaat edin. Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onu Allah'a ve resule arz edin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir.

  3. Nisâ suresi, 60. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 60. ayet. أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا۟ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓا۟ إِلَى ٱلطَّٰغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوٓا۟ أَن يَكْفُرُوا۟ بِهِۦ وَيُرِيدُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلَٰلًۢا بَعِيدًا

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağut'u tanımamaları kendilerine emrolunduğu halde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.

    Mehmet Okuyan

    Sana indirilene ve senden önce indirilen(ler)e inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Onu inkâr etmeleri emredilmiş olduğu hâlde Tağut'un (azgınlık edenin) dipnot 1 önünde mahkemeleşmek istiyorlar. dipnot 2 (Oysa) şeytan onları tamamen saptırmak istiyor.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada geçen [Tağut], gerçeğin karşısında azgınlığı yani batılı temsil eden herkestir ve her şeydir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Medine'de bazı münafık kılıklı insanlar başkalarıyla davalaşınca esasında tartışma konusunu Yüce Allah'a ve Elçisine götürmekle emrolunmalarına rağmen bunu yapmadıkları, aksine [et-tâğût] denilen bir azgına müracaat ettikleri bildirilmektedir. Burada sözü edilen [et-tâğût] kelimesi Ka‘b b. Eşref, Ebû Bür-de el-Eslemî vs. kişiler olabilir; ancak bu kelimenin "azgınlıkla anılan herkesi" içerdiği bilinmelidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Sana ve senden önce indirilenlere iman ettiğini sananlara bir baksana! Birbirlerini (İlahlık rolüne soyunan) şeytani güç odaklarının hakimiyetine çağırmakta bir sakınca görmüyorlar; oysa onu inkar etmekle emrolunmuşlardı. Nitekim şeytanın tek arzusu, onları derin bir sapıklığa itmektir.

    Muhammed Esed

    Sen (ey Peygamber), sana ve senden öncekilere indirilene inandıklarını iddia eden, (ama öte yandan) şeytani güçlerin hakimiyetine teslim olmakta beis görmeyenlerin farkında değil misin? Halbuki, Şeytanın kendilerini derin bir sapıklığa yöneltmek istediğini görerek onu inkar etmekle emrolunmuşlardı.

    Ahmed Hulusi

    Sana inzal olunana ve senden önce inzal olunana iman ettiklerini sananları görmüyor musun; inkar etmeleri emredildiği halde Tağut'u aralarına hakem yapmak isterler. . . Şeytan da onları geri dönemeyecekleri kadar uzak bir sapıklığa (şirke) düşürmeyi diler.

    Ali Bulaç

    Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.

    Ali Özek ve heyeti

    Sana indirilene (Kur'âna) ve senden önce indirilen (kitap) lere inandıklarını iddia eden (şu münafık) kimseleri görmüyor musun? Aslında (fesad ve dalâlet kaynağı olan) tâğûtu inkar etmekle emrolundukları halde, yine de onun önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları, (dönüşü olmayan) uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor.

    Ali Rıza Safa

    Hem sana indirilene hem de senden önce indirilene inandıklarını öne sürenleri görmüyor musun? Katışıksız dini kirletmek için uğraşanları, yargıcı yapmak istiyorlar. Oysa onu tanımamaları buyruk verilmişti. Şeytan, onları daha da saptırmak istiyor.

    Bayraktar Bayraklı

    Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tağutu/Allah'a karşı gelen adamı inkar etmeleri kendilerine emrolunduğu halde, onun önünde davalaşmak istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.

    Edip Yüksel

    Seni ve senden önce indirilenleri onayladıklarını iddia ettikleri halde azgınların ve küstahların yasalarını uygulamak isteyenleri görmüyor musun? Oysa onu inkar etmekle emredilmişlerdi; fakat sapkın onları büsbütün saptırmak istiyor.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sana ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia ettikleri halde azgınların ve despotların yasalarını uygulamak isteyenleri görmüyor musun? Oysa onu inkar etmekle emredilmişlerdi; fakat şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bakmaz mısın; o hem sana indirilene, hem senden önce indirilene iman ettiklerini söyleyip gezen kimselere ki, o azgın şeytan tarafından muhakeme edilmelerini istiyorlar. Oysa onu emrolunmuşlardı. O şeytan da onları, bir daha dönemeyecekleri kadar uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bakmaz mısın şunlara: o hem sana indirilene hem senden evvel indirilene iyman ettiklerini söyler gezer kimselere? Ki o tağuta (o azgın şeytana) muhakeme olmak istiyorlar. Halbuki onu tanımamakla emrolunmuşlardı. O Şeytan da onları bir daha dönemiyecekleri kadar uzak bir dalale düşürmek istiyor.

    Erhan Aktaş

    Görüyor musun? Sana indirilene ve senden önce indirilene iman ettiklerini ileri sürenleri! Tağuti dipnot 1 yasalarla yargılanmak istiyorlar. Oysa onlara, onu küfretmeleri dipnot 2 emredilmişti. Zaten şeytan onları derin bir sapkınlıkla saptırmak istiyor.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 4:51. ayetin dipnotu.
    2. metne dön, dipnot 2
      Reddetmeleri.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Görüyor musun? Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürenleri! Tağuti dipnot 1 yasalarla yargılanmak istiyorlar. Oysa onlara, onu küfretmeleri dipnot 2 emredilmişti. Zaten şeytan onları derin bir sapkınlıkla saptırmak istiyor.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'a isyan etmek anlamına gelen "tağa" kökünden türemiştir. Azgın, sapkın, kötülük önderi, zorba, şeytan, put, kahin; Allah'ın buyruklarına itibar etmeyen kişi ve kurum anlamına gelmektedir. Tağut, insanlara kaba kuvvetle hükmeden kişi veya kurumu ifade etmektedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Reddetmeleri.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmüyor musun? Tağuti dipnot 1 yasalarla yargılanmak istiyorlar. Oysa onlara, onu reddetmeleri emredilmişti. Zaten şeytan onları derin bir sapkınlıkla saptırmak istiyor.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tağut: "Azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, puthane, kahin, sihirbaz, Allah'ın hükümlerine sırt çeviren kişi ve kuruluş.".

    Gültekin Onan

    Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlara onu yadsımaları buyrulmuştur. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla saptırmak ister.

    Hasan Basri Çantay

    Sana indirilen (Kur'an-ı kerim) e de, senden evvel indirilmiş olan (kitab) lara da her halde iman etdiklerini boş yere iddia edenlere bir bakmadın mı ki — onu inkar etmeleriyle emrolundukları halde — yine sihirbazın huzurunda muhaakeme olunmalarını isterler. Şeytan da onları (bir daha dönemiyecekleri kadar) uzak bir sapkınlıkla büsbütün sapıtmak ister.

    İbni Kesir

    Sana indirilene ve senden önce inidirilenlere; inandıklarını iddia edenleri görmedin mi? Küfretmeleri emrolunmuş iken Tağut'un önünde muhakeme edilmelerini isterler. Halbuki şeytan, onları uzak bir sapıklıkla saptırmak istiyor.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene iman ettiklerini iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u inkâr etmeleri kendilerine emrolunduğu halde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.

    Süleyman Ateş

    Şunları görmedin mi, kendilerinin, sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını sanıyorlar da hakem olarak tağuta (o azgın şeytana) başvurmak istiyorlar! Oysa kendilerine onu inkar etmeleri emredilmişti. Şeytan da onları iyice saptırmak istiyor.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hem sana hem de senden önce indirilenlere inandığını sanan kişileri hiç görmedin mi? O azgının önünde yargılanmak istiyorlar. Oysa bunlara, onları tanımama emri verilmiştir dipnot 1 . O şeytan ise bunları derin bir sapıklığa düşürmek istemektedir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bakara 2/256 ve Bakara 2/257

    Şaban Britch

    Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ettiklerini iddia edenleri görmedin mi? Bunlar, tağutun önünde mahkemeleşmek istiyorlar. Oysa, ona küfretmekle emrolunmuşlardı. Şeytan, onları uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor.

    Şaban Piriş

    Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ettiklerini iddia edenleri görmedin mi? Bunlar, tağutun önünde mahkemeleşmek istiyorlar. Oysa, onu tanımamakla emrolunmuşlardı. Şeytan, onları uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şunları görmedin mi? Kendilerinin, sana indirilene de senden önce indirilene de inandıklarını sanarken, inkar etmekle emrolundukları tağutu aralarında hakem yapmak istiyorlar. Zaten şeytan da onları geri dönülmez bir sapıklıkla sersem hale getirmek istiyor.

  4. Nisâ suresi, 61. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 61. ayet. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ رَأَيْتَ ٱلْمُنَٰفِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودًا

    Diyanet İşleri

    Münafıklara, "Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) ve Peygambere gelin" dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

    Mehmet Okuyan

    Onlara "Allah'ın indirdiğine (Kitaba) ve Elçi'ye gelin (onlara başvuralım)" dendiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Münafıkların Hz. Muhammed'den yüz çevirmesinin sebebi, onun adaletli davranacağının farkında olmaları, tarafgirlik yapmaması, rüşvet almaması, adam kayırmaması vs. hassasiyet gerektiren bir duyarlılıkla hareket edeceğini bilmeleridir. Bunu bildikleri için de ondan iyice uzaklaştıkları, bir anlamda yanına yöresine yanaşmadıkları ifade edilmek istenmektedir. Bu tür ifadelerde fiil ile [mef‘ûl] aynı kökten getirilerek sözü edilen eylemin tam anlamıyla gerçekleştirildiği anlamı devreye sokulmaktadır. Zira onların Hz. Muhammed'den kaçışlarının öfke/nefret içerikli olduğu bilinmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin" denildiğinde, bu münafıkların nefretle senden yüz çevirdiklerini görürsün.

    Muhammed Esed

    Böylece her ne zaman kendilerine, "Allahın indirdiğine ve Peygambere gelin!" denilse, bu ikiyüzlülerin senden nefretle yüz çevirdiklerini görürsün.

    Ahmed Hulusi

    Onlara: "Allah'ın inzal ettiğine ve Rasulüne gelin" denildiğinde, münafıkların senden iyice yüz çevirip uzaklaştıklarını görürsün.

    Ali Bulaç

    Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.

    Ali Özek ve heyeti

    Onlara: Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Rasûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.

    Ali Rıza Safa

    "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin!" denildiğinde, o ikiyüzlülerin, senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'ine geliniz" denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.

    Edip Yüksel

    Kendilerine, "ALLAH'ın indirdiğine ve elçisine geliniz" dendiğinde, o ikiyüzlülerin senden alabildiğine kaçtıklarını görüyorsun.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kendilerine, 'ALLAH'ın indirdiğine ve elçisine geliniz,' dendiğinde, o ikiyüzlülerin (münafıkların) senden alabildiğine kaçtıklarını görüyorsun.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlara: "Allah'ın indirdiği hükme gelin, peygambere gelin!" denildiği vakit, münafıkların senden çekindikçe çekindiğini görürsün.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Allahın indirdiği hukme gelin, Peygambere gelin denildiği vakıt da onlara görüyorsun o münafıkları ki senden çekiniyorlar da çekiniyorlar.

    Erhan Aktaş

    Onlardan, ne zaman Allah'ın indirdiğine ve Resul'üne gelmeleri istense, o münafıkların, senden tam bir uzaklaşma ile uzaklaştıklarını görürsün.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlardan, ne zaman Allah'ın indirdiğine ve Resul'üne gelmeleri istense, o münafıkların, senden tam bir uzaklaşma ile uazaklaştıklarını görürsün.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlardan, ne zaman Allah'ın indirdiğine ve Rasul'üne gelmeleri istense, o münafıkların, senden tamamen yüz çevirdiklerini görürsün.

    Gültekin Onan

    Onlara: "Tanrı'nın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.

    Hasan Basri Çantay

    Onlara: "Allanın indirdiği (hakeme, Kur'an-ı kerim) ve o peygambere gelin" denilince, gördün ya, münafıklar senden çekindikçe çekiniyorlar.

    İbni Kesir

    Onlara; Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin, denilince; münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Münafıklara: "Haydi Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e gelin!" denildiği zaman, o münafıkların senden büsbütün yüz çevirip uzaklaştıklarını görürsün.

    Süleyman Ateş

    Kendilerine: "Allah'ın indirdiğine ve Elçiye gelin!" denince, o ikiyüzlülerin, senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlara "Allah'ın indirdiğine ve bu Elçi'ye gelin" dendiği zaman, o ikiyüzlülerin (münafıkların) senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

    Şaban Britch

    Onlara: Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e gelin! denildiğinde, o münafıkların senden büsbütün yüz çevirip uzaklaştıklarını görürsün.

    Şaban Piriş

    Onlara: -Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin! denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kendilerine, Allah'ın indirdiğine ve resule gelin denince, o ikiyüzlülerin senden iyice yüz çevirdiklerini görürsün.

  5. Nisâ suresi, 62. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 62. ayet. فَكَيْفَ إِذَآ أَصَٰبَتْهُم مُّصِيبَةٌۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَآءُوكَ يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنْ أَرَدْنَآ إِلَّآ إِحْسَٰنًا وَتَوْفِيقًا

    Diyanet İşleri

    Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği, sonra da "Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik" diye Allah'a yemin ederek sana geldikleri zaman halleri nasıl olur?

    Mehmet Okuyan

    Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir musibet gelince, dipnot 1 "Sadece iyilik ve uzlaştırma istedik." diye (yalan yere) yemin ederek nasıl da hemen sana gelirler! dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Bakara 2:155, Nisâ 4:79, Kasas 28:47, Rûm 30:41, Şûrâ 42:30 ve 48. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Münafıkların bu türden yalan yeminleri hakkında Nisâ 4:62'de, ayrıca Tevbe 9:42, 56, 62, 74, 95, 96, 107, Mücâdele 58:14 ve 18'de bilgi verilmekte, hepsinde de aynı fiil yani [yahlifûne] kullanılmaktadır.

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat, önceden yaptıkları yüzünden başlarına öngöremedikleri bir musibet gelirse ne olacak halleri? Sonra sana gelecekler, Allah adına yeminle "bizim amacımız sadece iyilik yapmak ve uyumu sağlamaktı" (diyecekler).

    Muhammed Esed

    Fakat bu dünyada yaptıkları yüzünden (Hesap Günü) başlarına felaket geldiğinde ne olacak (onların hali); o zaman sana gelip Allaha yeminle, "Bizim niyetimiz, iyilik yapmak ve uyum sağlamaktan başka bir şey değildi" (diyecekler)?

    Ahmed Hulusi

    Nasıl da, elleriyle yaptıkları yüzünden kendilerine musibet geldiğinde, hemen "Billahi bizim iyilikten ve tevfikten başka amacımız yoktu" derler.

    Ali Bulaç

    Öyleyse, nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek: "Kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye Allah'a yemin ederler?

    Ali Özek ve heyeti

    Fakat kendi elleriyle yaptıkları yüzünden kendilerine bir musibet gelip çattığı zaman, nasıl da "iyilikten ve ara bulmaktan başka bir şey istemedik" diye Allah'a yemîn ederek sana geliyorlar.

    Ali Rıza Safa

    Bundan sonra, kendi yaptıkları yüzünden başlarına bir yıkım geldiğinde nasıl olacak? Sonra, sana gelip, "İyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik!" diyerek, Allah'ın üzerine yemin ediyorlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket gelince hemen, "Biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik" diye yemin ederek, sana nasıl gelirler!

    Edip Yüksel

    İşlediklerinin sonucu olarak başlarına bir musibet gelse hemen sana gelerek, "Amacımız ancak iyilik yapmak ve uzlaştırmaktı" diye ALLAH adına yemin ederler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İşlediklerinin sonucu olarak başlarına bir musibet gelse hemen sana gelerek, 'Amacımız ancak iyilik yapmak ve uzlaştırmaktı,' diye ALLAH adına yemin ederler

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ya kendi yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket geldiği zaman durumları nasıl olur? Sonra gelmişler bir de sana: "Vallahi, muradımız sırf bir iyilik yapmak ve ara bulmaktan ibaretti." diye yemin ediyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ya ellerinin yaptığı yüzünden başlarına bir musıbet geldiği zaman nasıl? sonra gelmişler de sana "billahi muradımız sırf bir iyilik yapmak ve ara bulmaktan ibaret idi" diye yemin ediyorlar

    Erhan Aktaş

    Kendi elleriyle yaptıklarından dolayı, onlara bir musibet isabet edince, sana gelerek: "Biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmaktan başka bir şey istemedik." diye nasıl da Allah'a yemin ediyorlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kendi elleriyle yaptıklarından dolayı, onlara bir musibet isabet edince, sana gelerek: "Biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmaktan başka bir şey istemedik." diye nasıl da Allah'a yemin ediyorlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kendi elleriyle yaptıklarından dolayı, onlara bir bela isabet edince, sana gelerek: "Biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmaktan başka bir şey istemedik." diye nasıl da Allah'a yemin ediyorlar.

    Gültekin Onan

    Öyleyse, nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek "Kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye Tanrı'ya yemin ederler?

    Hasan Basri Çantay

    Önce elleriyle (ihtiyarlariyle) yapdıkları (fenalıklar) yüzünden onlara bir bela çatdığı zaman (halleri) nice olur? (Onlar böyle bir felakete uğradıkdan) sonra "Biz iyilikden ve ara bulmakdan başka bir şey arzu etmedik" diye, Allaha andederek, sana geleceklerdir.

    İbni Kesir

    Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiğinde, nasıl hemen sana geldiler de; gayemiz sadece bir iyilik etmek ve ara bulmaktan ibaret idi, diye yemin ediyorlar.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nasıl oluyor da, kendi elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir musibet geldiği zaman sana gelip Allah’a yemin ederek; “Biz, iyilik ve ara bulmaktan başka bir şey istemedik” diyorlar?

    Süleyman Ateş

    Ya nasıl, elleriyle yaptıkları (kötülükler) yüzünden başlarına bir felaket gelince, hemen sana gelirler: "Biz sadece iyilik etmek ve uzlaştırmak istedik." diye Allah'a yemin ederler?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kendi elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir iş geldiğinde halleri ne olacak? O zaman sana gelip Allah'a yemin ederek diyecekler ki "Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istemiştik."

    Şaban Britch

    Öyleyse, nasıl olur da, kendi elleriyle yaptıkları yüzünden onlar bir musibete uğrayınca sana gelip Allah’a yemin ederek “Biz, iyilikten ve uzlaşma sağlamaktan başka bir şey istemedik.” diyorlar!

    Şaban Piriş

    Öyleyse, nasıl olur da, kendi elleriyle işlediklerine karşılık bir musibete uğrayınca sana gelip Allah'a yemin ederek "Biz, iyilikten ve uyum sağlamaktan başka bir şey istemedik." diyorlar?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Peki, nasıl oluyor da ellerinin hazırladıkları yüzünden başlarına bir musibet çöktüğünde, sana gelip, "Biz sadece iyilik yapmak, barıştırmak istedik!" diye Allah'a yeminler ediyorlar!

  6. Nisâ suresi, 63. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 63. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَعْلَمُ ٱللَّهُ مَا فِى قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُل لَّهُمْ فِىٓ أَنفُسِهِمْ قَوْلًۢا بَلِيغًا

    Diyanet İşleri

    Onlar, Allah'ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle.

    Mehmet Okuyan

    Onlar, kalplerindekini Allah'ın bildiği kişilerdir. Onlardan yüz çevir! Kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili söz söyle! dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet tebliğ etmenin ve tebliğde etkili konuşmanın gerekliliğini ortaya koymaktadır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama Allah, onların kalplerindeki her şeyi bilir. Şu halde onları kendi hallerine bırak; onlara öğüt ver ve içine düştükleri durumu net bir biçimde açıkla.

    Muhammed Esed

    Ama Allah onların kalplerindeki her şeyi bilir; o halde kendi hallerine bırak onları, öğüt ver ve onlarla durumları hakkında etraflıca konuş!

    Ahmed Hulusi

    İşte onlar, Allah'ın kalplerindekini bildiği kişilerdir. Onun için sen söylediklerine aldırma ve onlara öğüt ver ve nefsleri hakkında içlerine işleyecek açıklıkta söz söyle.

    Ali Bulaç

    İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir. O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte böylelerinin kalplerinde ne olduğunu Allah (çok iyi) bilir! Onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle.

    Ali Rıza Safa

    İşte onlar, yüreklerindeki her şeyi Allah'ın bildiği kimselerdir. Artık, onlara aldırış etme. Öğüt ver ve içlerine işleyecek güzel söz söyle.

    Bayraktar Bayraklı

    Ama Allah, onların kalplerindeki her şeyi bilir; o halde onları kendi hallerinde bırak; kendilerine öğüt ver ve onlara kendileri hakkında etkili söz söyle!

    Edip Yüksel

    ALLAH onların kalplerindekini bilir. Onlara aldırma, onları aydınlat ve kişiliklerini etkileyecek güzel sözler söyle.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH onların kalplerindekini bilir. Onlardan yüz çevir, onları aydınlat, ve kişiliklerini etkileyecek güzel sözler söyle.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlar öyle kimselerdir ki kalplerinde olanı Allah bilir. Onun için sen onlara aldırma da kendilerine öğüt ver ve nefisleri hakkında dokunaklı sözler söyle.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onlar öyle kimseler ki kalblerinde olanı Allah bilir, onun için sen onlara aldırma da kendilerine va'zet ve nefisleri hakkında kendilerine beliğ müessir söz söyle

    Erhan Aktaş

    Allah, bu kimselerin kalplerinde olanı biliyor. Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onlara kendilerini etkileyici söz söyle.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah, bu kimselerin kalplerinde olanı biliyor. Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onlara kendilerini etkileyici söz söyle.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah, bu kimselerin kalplerinde olanı biliyor. Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onlara etkileyici söz söyle.

    Gültekin Onan

    İşte bunların, Tanrı kalplerinde olanı bilmektedir. O halde sen onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefslerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle.

    Hasan Basri Çantay

    İşte bunlar! Allah öyle kimselerin kalblerinde olanı bilir. Artık onlardan yüz çevir, onlara öğüd ver, onlara kendilerine dair çok müessir söz (ler) söyle.

    İbni Kesir

    Onlar öyle kimsler ki; kalblerindekini Allah bilir. Sen onlara aldırma da öğüt ver. Haklarında te'sirli sözler söyle.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle.

    Süleyman Ateş

    Allah onların kalblerinde olanı bilir. Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine işleyecek güzel söz seyle!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlar var ya onlar! Onların kalplerinde olanı Allah bilir. Onlara karşı dikkatli ol, öğüt ver. Onların içlerine işleyecek etkili sözler söyle.

    Şaban Britch

    İşte bunlar, Allah’ın kalplerinde ne olduğunu bildiği kimselerdir. Öyleyse, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara içlerinde olanla kendileri hakkında açık ve etkileyici söz söyle.

    Şaban Piriş

    İşte bunlar, Allah'ın kalplerinde ne olduğunu bildiği kimselerdir. Öyleyse, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara içlerinde olanla ilgili açık ve etkileyici söz söyle.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah bunların kalplerindekini biliyor. Artık aldırma onlara; öğüt ver kendilerine ve öz benlikleri hakkında etkili sözler söyle onlara.

  7. Nisâ suresi, 64. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 64. ayet. وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ جَآءُوكَ فَٱسْتَغْفَرُوا۟ ٱللَّهَ وَٱسْتَغْفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُوا۟ ٱللَّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا

    Diyanet İşleri

    Biz her peygamberi sırf, Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.

    Mehmet Okuyan

    Biz her elçiyi -Allah'ın buyruğu gereği- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Onlar kendilerine haksızlık ettikleri zaman sana gelselerdi de Allah'tan bağışlanma dileselerdi, Elçi de onlar için bağışlanma dileseydi, dipnot 1 Allah'ı, tevbeleri çok kabul edici, çok merhametli bulurlardı.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu cümle insanların birbirleri için dua ve istiğfar edebileceklerinin delillerindendir.

    Mustafa İslamoğlu

    Zira Biz, her peygamberi, Allah'ın izni dahilinde sadece kendilerine itaat olunsunlar diye gönderdik. Eğer onlar, kendilerine kötülük ettikten sonra sana gelip de Allah'tan af dileselerdi ve -Peygamber de onların bağışlanması için dua etseydi- kesinlikle Allah'ı tevbeleri kabul etmeye hazır ve merhametli bulacaklardı.

    Muhammed Esed

    Zira biz her peygamberi, ancak, Allahın izniyle kendisine tabi olunsun diye göndermişizdir. Eğer onlar, kendi kendilerine zulmettikten sonra, sana gelip Allahtan bağışlanma dileselerdi Peygamber de onların bağışlanması için dua etseydi, Allahın tevbeleri kabul edici ve bir rahmet kaynağı olduğunu tereddütsüz görürlerdi.

    Ahmed Hulusi

    Biz her Rasulü, kendilerine Allah'ın izniyle itaat edilmeleri için irsal ettik. Eğer onlar nefslerine zulmettiklerinde sana gelselerdi de Allah'tan bağışlanma niyaz etselerdi, Rasul de onlar için istiğfar dileseydi, elbette Allah'ı Tevvab ve Rahıym bulacaklardı.

    Ali Bulaç

    Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz her peygamberi Allah'ın izniyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Halbuki onlar, kendilerine zulmettiklerinde, sana gelip Allah'tan mağfiret dileselerdi ve Peygamber de onlar için (Allah'tan) mağfiret dileseydi, Allah'ı, tövbeleri çok kabul edici ve çok bağışlayıcı olarak bulurlardı.

    Ali Rıza Safa

    Her elçiyi, Allah'ın izniyle, yalnızca kendisine uyulması için gönderdik. Onlar kendilerine yazık ettikten sonra, sana gelip, Allah'tan bağışlanma dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlanma dileseydi, Allah'ı, Pişmanlıkları Kabul Eden; Merhametli bulacaklardı.

    Bayraktar Bayraklı

    Zira biz her peygamberi, ancak Allah'ın izniyle kendisine tabi olunsun diye göndermişizdir. Eğer onlar, kendi kendilerine zulmettikten sonra sana gelip Allah'tan bağışlanma dileselerdi; Peygamber de onların bağışlanması için dua etseydi, Allah'ın tövbeleri kabul edici ve merhamet edici olduğunu tereddütsüz görürlerdi.

    Edip Yüksel

    Biz her elçiyi, ALLAH'ın izniyle kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Onlar, kişiliklerine zulmettikleri zaman sana gelip ALLAH'tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlanma dileseydi, elbette ALLAH'ı Affedici ve Rahim bulacaklardı. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Elçi bir lider olarak hayattayken itaat edilmeli. Elçi Allah'la ortaklaşarak dini hükümler koyamaz; herkes gibi elçi de Allah'ın hükmünü uygulamakla sorumludur (5:48-50). * Bak 12:98.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Biz her elçiyi, ALLAH'ın izniyle kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Onlar, kişiliklerine zulmettikleri zaman sana gelip ALLAH'tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlanma dileseydi, elbette ALLAH'ı Affedici ve Rahim bulacaklardı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Biz herhangi bir peygamberi gönderdikse, sadece Allah'ın izniyle itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelip günahlarına mağfiret dileselerdi, peygamber de onların bağışlanması için dua ediverseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden ve merhametli bulacaklardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Biz her hangi bir Peygamberi gönderdikse mahza Allahın iznile itaat edilmek için gönderdik, eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de günahlarına mağfiret dileseler, Peygamber de kendileri için istiğfar ediverse idi elbette Allahı tevvab, rahim bulacaklardı

    Erhan Aktaş

    Biz, hiçbir Resul'ü Allah'ın izni ile dipnot 1 yalnızca kendisine itaat edilmesinden başka bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, kendi kendilerine haksızlık yaptıklarında, sana gelip, Allah'tan bağışlanmalarını dileselerdi ve sen de Resul olarak onların bağışlanmasını dileseydin; Allah'ın tevbeleri kabul edici ve çok merhamet edici olduğunu göreceklerdi.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Allah'ın izni ile" terkibi, Allah'ın belirlediği ilke ve kurallarının belirleyici olması, Allah'ın bilgisi ve onayı anlamlarına gelmektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Biz, hiçbir resulü Allah'ın izni ile dipnot 1 yalnızca kendisine itaat edilmesinden başka bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, kendi kendilerine haksızlık yaptıklarında, sana gelip, Allah'tan bağışlanmalarını dileselerdi ve sen de Resul olarak onların bağışlanmasını dileseydin; Allah'ın tevbeleri kabul edici ve çok merhamet edici olduğunu göreceklerdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Allah'ın izni ile", terkibi, "Allah'ın belirlediği ilke ve kurallara göre, " Allah'ın bilgisine göre ve bilgisi gereği anlamlarına gelmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Biz, hiçbir rasulü Allah'ın izni ile yalnızca kendisine itaat edilmesinden başka bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, kendi kendilerine haksızlık yaptıklarında, sana gelip, Allah'tan bağışlanmalarını dileselerdi ve sen de rasul olarak onların bağışlanmasını dileseydin; Allah'ın tövbeleri kabul edici ve çok bağışlayıcı olduğunu göreceklerdi.

    Gültekin Onan

    Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Tanrı'nın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Tanrı'dan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Tanrı'yı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.

    Hasan Basri Çantay

    Biz hiç bir peygamberi, Allahın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir hikmetle, göndermedik. Onlar kendilerine zulmetdikleri vakit sana gelib de Allahdan mağfiret dileselerdi onlara (sen) peygamber de mağfiret isteyiverseydi (n) elbette Allahı tevbeleri hakkıyle kabul edici, çok esirgeyici bulacaklardı.

    İbni Kesir

    Biz, hiçbir peygamberi Allah'ın izniyle itaat edilmekten başka bir gaye ile göndermedik. Onlar kendilerine yazık ettikleri zaman, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve peygamberleri de onlara mağfiret dileseydi elbette Allah'ı Tevvab vd Rahim olarak bulacaklardı.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz, her bir peygamberi ancak, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar, nefislerine zulmettikleri zaman, sana gelip Allah’tan bağışlanma dilemiş olsalardı, Peygamber de onlar için bağışlanma dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri kabul eden ve çok merhametli olarak bulurlardı.

    Süleyman Ateş

    Biz hiçbir elçiyi, Allah'ın izniyle ita'at edilmekten başka bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler, Allah'tan, günahlarını bağışlamasını isteseler ve Elçi de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah'ı affedici, merhametli bulurlardı.

    Süleymaniye Vakfı

    Biz her elçiyi, ancak, Allah'ın izni ile kendisine gönüllü olarak boyun eğilsin diye gönderdik. dipnot 1 O münafıklar, kendilerini yanlış bir işe soktuklarında sana gelseler de Allah'tan bağışlanma dileseler ve elçi olarak sen dipnot 2 de onların bağışlanmalarını dilesen dipnot 3 Allah'ın tövbeleri /dönüşleri çokça kabul ettiğini ve ikramının bol olduğunu elbette görürlerdi.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      İltifat, bkz Nisa 4/11'in dipnotu.
    3. metne dön, dipnot 3
      Allah Teala, Muhammed aleyhisselama hem kendi günahının hem de müminlerin günahının bağışlanması için dua etmesini emrettiğinden (Muhammed 47/19) burada "Sen de onların bağışlanmalarını istesen" ifadesini kullanmıştır. Müşrik olmaması şartıyla bir başkasının bağışlanması için dua edilebilir (Tevbe 9/113-114, Meryem 19/47). Burada sözü edilen münafıklar tevbe edince mümin olacaklarından Nebimiz onların bağışlanmaları için dua edebilir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Biz hangi elçiyi gönderdiysek, bizim bilgimiz altında kendisine boyun eğilsin diye göndermişizdir. Onlar, kendilerini kötü duruma düşürdüklerinde sana gelseler ve (senin huzurunda) Allah'tan bağış dileselerdi, sen de onların bağışlanması için dua etseydin dipnot 1 , o zaman Allah'ın kendine yönelenlerin dönüşünü (tevbesini) kabul ettiğini ve ne kadar merhametli olduğunu elbette göreceklerdi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Buradaki iltifat sanatlarının dikkate alınmadığı anlatılacak.

    Şaban Britch

    Biz, her peygamberi ancak, Allah’ın izni ile kendilerine itaat olunması için gönderdik. Eğer onlar, nefislerine zulmettiklerinde sana gelip Allah’tan bağışlanma dileselerdi ve Peygamber de onlar için bağışlanma dileseydi, elbette Allah’ı tevbeleri kabul eden ve çokça merhametli olarak bulurlardı.

    Şaban Piriş

    Biz, her peygamberi ancak, Allah'ın izni ile kendilerine itaat olunması için gönderdik. Eğer onlar, nefislerine zulmettiklerinde sana gelip Allah'tan bağışlanma dileselerdi ve Peygamber de onlar için bağışlanma dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden ve merhametli olarak bulurlardı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz hiçbir resulü, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesi dışında bir amaçla göndermedik. Eğer onlar, öz benliklerine zulmettiklerinde sana gelip Allah'tan af dileseler, resul de kendileri için af dileseydi, elbette ki Allah'ı tövbeleri cömertçe kabul eden bir Rahim olarak bulacaklardı.

  8. Nisâ suresi, 65. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 65. ayet. فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا

    Diyanet İşleri

    Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.

    Mehmet Okuyan

    Hayır (onların yaptığı doğru değildir); Rabbine yemin olsun: Aralarında çıkan anlaşmazlık hakkında seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tamamen kabulleninceye kadar iman etmiş olmazlar. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Nisâ 4:105, En‘âm 6:114, Nahl 16:44 ve 64. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında tartıştıkları her konuda seni hakem yapmadıkça, sonra da senin hükmüne içlerinde hiçbir tereddüt taşımaksızın tam bir teslimiyetle uymadıkça iman etmiş sayılmazlar.

    Muhammed Esed

    Ama hayır, Rabbine andolsun ki onlar, (ey peygamber), aralarında anlaşmazlığa düştükleri her konuda seni hakem yapmadıkça ve sonra da senin kararına kalplerinde hiçbir burukluk duymaksızın tam bir teslimiyetle tabi olmadıkça, (gerçekten) inanmış olmazlar.

    Ahmed Hulusi

    Öyle değil! Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kabul edip, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı (itiraz) duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.

    Ali Bulaç

    Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyet göstermedikçe îman etmiş olmazlar.

    Ali Rıza Safa

    Yok artık! Efendine yemin olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni yargıcı yapmadıkça ve sonra da verdiğin yargıya içlerinde bir burukluk duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça inanmış olmazlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan derin anlaşmazlık konusunda seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.

    Edip Yüksel

    Hayır, Efendine ant olsun, anlaşmazlıklarında seni aralarında hakem kılmadıkça ve verdiğin kararı, kalplerinde bir burukluk duymadan kabul etmedikçe ve tam teslim olmadıkça gerçeği onaylamış olmazlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Hayır, Rabbine andolsun, anlaşmazlıklarında seni aralarında hakem kılmadıkça ve verdiğin kararı, kalplerinde bir burukluk duymadan kabul etmedikçe ve tam teslim olmadıkça inanmış olmazlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yok, yok! Rabbine yemin ederim ki onlar aralarında çıkan çapraşık işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden nefislerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yok, yok rabbına kasem ederim ki onlar aralarında çıkan çapraşık işlerde seni hakem yapıb sonra da verdiğin hukümden nefislerinden hiç bir darlık duymaksızın tam bir teslimiyyetle teslim olmadıkça iyman etmiş olmazlar

    Erhan Aktaş

    Hayır! Rabb'ine ant olsun ki, aralarında anlaşmazlığa düştükleri işlerde seni hakem tayin edip, sonra da verdiğin hükme tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Hayır! Rabb'ine ant olsun ki, aralarında anlaşmazlığa düştükleri işlerde seni hakem tayin edip, sonra da verdiğin hükme tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hayır! Rabb'ine ant olsun ki, aralarında anlaşmazlığa düştükleri her konuda, seni hakem tayin edip, sonra da verdiğin hükme tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

    Gültekin Onan

    Hayır öyle değil; rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça inanmış olmazlar.

    Hasan Basri Çantay

    Öyle değil, Rabbine andolsun ki onlar aralarında kimi oraya, kimi buraya çekdikleri (kavga etdikleri) şeylerde seni hakem yapıb sonra da verdiğin hükümden yürekleri hiç bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

    İbni Kesir

    Hayır, Rabbına andolsun ki; aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem ta'yin edip sonra haklarında verdiği hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri konularda seni hakem kılıp, verdiğin hükme kalplerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

    Süleyman Ateş

    Hayır, Rabbin hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme, içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyle teslim olmadıkça inanmış olmazlar.

    Süleymaniye Vakfı

    Hayır, hayır! Rabbine yemin olsun ki onlar anlaşamadıkları konularda seni hakem yapıp verdiğin karardan dolayı içlerinde en küçük bir sıkıntı duymaksızın tam manasıyla teslim olmadıkça inanıp güvenmiş sayılmazlar! dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hayır! Rabbine yemin olsun ki bunlar inanıp güvenmezler. Ama aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem yapar, sonra verdiğin kararı, içlerinde bir sıkıntı duymadan kabul eder ve tam olarak teslim olurlarsa o başka.

    Şaban Britch

    Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp, senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

    Şaban Piriş

    Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tanıyıp, senin verdiğin hükme içlerinde hiç bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Hayır, Rabbine yemin olsun ki iş, onların sandığı gibi değil. Onlar, aralarında çıkan karmaşık işlerde seni hakem yapıp verdiğin hükümle ilgili olarak, içlerinde hiçbir burukluk duymadan tam bir teslimiyete ulaşmadıkça iman etmiş olamazlar.

  9. Nisâ suresi, 66. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 66. ayet. وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ ٱقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ أَوِ ٱخْرُجُوا۟ مِن دِيَٰرِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌ مِّنْهُمْ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُوا۟ مَا يُوعَظُونَ بِهِۦ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًا

    Diyanet İşleri

    Eğer biz onlara, "Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu.

    Mehmet Okuyan

    Onlara "Kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın." diye emretmiş olsaydık, içlerinden azı hariç bunu yapmazlardı. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, (bu durum) onlar için hem hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu.

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat Biz, onlara "Canlarınızı feda edin!" ya da "Yurtlarınızı terk edin!" diye emretmiş olsaydık, çok azı dışında bu emri tutmazlardı. Ama öğütleneni yapsalardı, kendileri için daha iyi olurdu ve (bu) onları daha dirençli kılardı.

    Muhammed Esed

    Fakat biz onlara "Hayatlarınızı feda edin!" yahut "Yurtlarınızı terk edin!" diye emretmiş olsaydık, çok azı bunu yapardı. Oysa, tavsiye edilen şeyi yapmış olsalardı, bu, kesinlikle onların yararına olurdu ve onları (imanlarında) daha güçlü kılardı,

    Ahmed Hulusi

    Eğer onların üzerine "nefslerinizi öldürün" (Allah uğruna ölümü göze alıp ölün) veya "yurtlarınızdan çıkın" diye yazsaydık, pek azı dışında, bunu yapamazlardı. Eğer onlar kendilerine yapılan bu nasihati uygulasalardı, elbette haklarında hayırlı ve en sağlıklı karar olurdu.

    Ali Bulaç

    Eğer gerçekten biz, onlara: "Kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, bunu yapmazlardı. Onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu.

    Ali Özek ve heyeti

    Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu.

    Ali Rıza Safa

    "Bencilliğinizi yok edin!" veya "Yurtlarınızdan çıkın!" diyerek onlara yazmış olsaydık, çok azı dışında bunu yapmazlardı. Oysa kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için kesinlikle daha iyi ve daha sağlam olurdu.

    Bayraktar Bayraklı

    Fakat biz onlara, "hayatlarınızı feda ediniz" yahut "yurtlarınızı terkediniz" diye emretmiş olsaydık, çok azı hariç, bunu yapmazlardı. Oysa tavsiye edilen şeyi yapmış olsalardı, bu, kesinlikle onların yararına olurdu ve onları daha güçlü kılardı.

    Edip Yüksel

    "Canınızı adayın" yahut "Yurtlarınızdan çıkın" diye emretmiş olsaydık, pek azı hariç bunu yapmazlardı. Kendilerine öğütleneni uygulasalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Canınızı adayın' yahut 'Yurtlarınızdan çıkın,' diye emretmiş olsaydık, pek azı hariç bunu yapmazlardı. Kendilerine öğütleneni uygulasalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Eğer onlara: "Nefislerinizi öldürün!" veya "Yurdunuzdan çıkın!" diye teklif etmiş olsaydık -pek azı hariç- bunu yapmazlardı. Fakat kendilerine öğütleneni yapsalardı, elbette haklarında çok hayırlı ve inançları ebedileştirmek itibariyle de en sağlam bir hareket olurdu.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Eğer onlara nefislerinizi öldürün veya "diyarınızdan çıkın" diye yazsa idik pek azından ma'dası onu yapmazlardı, fakat kendilerine va'zolunanı yapsalardı elbette haklarında çok hayırlı ve payidar kılmak i'tibarile de en sağlam bir hareket olurdu

    Erhan Aktaş

    Eğer biz onlara: "Kendinizi öldürün dipnot 1 veya yurtlarınızdan dipnot 2 çıkın" diye yazsaydık, dipnot 3 çok azı hariç bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüde uysalardı, elbette bu onlar için hem daha hayırlı hem kalıcı olarak daha sağlam olurdu.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Canlarınızı feda etmeyi, ölümü göze alın (Bkz. 2:54; 4:29).
    2. metne dön, dipnot 2
      Cihad için.
    3. metne dön, dipnot 3
      Gerekli görseydik, zorunlu kılsaydık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Eğer biz onlara: "Kendinizi öldürün dipnot 1 veya yurtlarınızdan dipnot 2 çıkın" diye yazsaydık, dipnot 3 çok azı hariç bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüde uysalardı, elbette bu onlar için hem daha hayırlı hem kalıcı olarak daha sağlam olurdu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Canlarınızı feda etmeyi, ölümü göze alın.
    2. metne dön, dipnot 2
      Cihad için.
    3. metne dön, dipnot 3
      Gerekli görseydik, zorunlu kılsaydık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Eğer biz onlara: "Kendinizi öldürün dipnot 1 veya yurtlarınızdan dipnot 2 çıkın" diye yazsaydık, çok azı hariç bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüde uysalardı, elbette bu onlar için hem daha hayırlı hem daha sağlam olurdu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Canlarınızı feda etmeyi, ölümü göze almayı.
    2. metne dön, dipnot 2
      Cihad için.

    Gültekin Onan

    Eğer gerçekten biz, onlara: "Kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, bunu yapmazlardı. Onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu.

    Hasan Basri Çantay

    Hakıykat, biz onlara: "Kendinizi öldürün, yahud yurdlarınızdan çıkın" diye yazsaydık, içlerinden birazı müstesna olmak üzere, bunu yapmazlardı. Onlar öğüd verildikleri şeyleri hakkıyle icra etselerdi bu, kendileri için elbet hem daha hayırlı, hem (imanlarını) sağlamca kökleşdirmiş olurdu.

    İbni Kesir

    Şayet onlara; Kendinizi feda edin, yahut memleketinizden çıkın, diye emretmiş olsaydık, pek azı müstesna bunu yapmazlardı. Kendilerine öğüt verilen şeyleri yerine getirseydiler elbette bu; haklarında çok hayırlı ve payidar olma açısından daha sağlam olurdu.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer gerçekten biz, onlara; “Kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın!” diye emretmiş olsaydık, onlardan pek azı dışında çoğu bunu yapmazdı. Onlar kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu onlar için daha hayırlı ve daha sağlam olurdu.

    Süleyman Ateş

    Eğer onlara: "Kendinizi öldürün, ya da yurtlarınızdan çıkın!" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ama kendilerine öğütleneni yapsalardı, elbette kendileri için daha iyi ve daha sağlam olurdu.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlara: "Nefislerinizi öldürün ya da yurdunuzdan çıkın!" diye emretseydik pek azı dışında kimse bunu yapmazdı. Eğer kendilerine öğütleneni yapsalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Şayet onlara: "kendinizi öldürün!" veya "yurdunuzdan çıkın!" diye emretseydik, pek azı dışındakiler bunu yapmazlardı. Ama kendilerine verilen öğüt ne olursa olsun, onu yapsalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.

    Şaban Britch

    Eğer gerçekten biz, onlara, “ kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın.” diye yazmış olsaydık, onlardan çok azı hariç bunu yapmazlardı. Onlar kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu onlar için çok hayırlı ve daha sağlam olurdu.

    Şaban Piriş

    Eğer gerçekten biz, onlara, "nefislerinizin hakkından gelin veya yurtlarınızdan çıkın." diye yazmış olsaydık, onlardan çok azı hariç bunu yapmazlardı. Onlar kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu onlar için daha hayırlı ve daha sağlam olurdu.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Eğer onlar üzerine, "Kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın!" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ama onlar kendilerine öğütleneni yapsalardı, onlar için hem daha hayırlı olurdu hem de ömürlü olmaları bakımından daha yarayışlı.

  10. Nisâ suresi, 67. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 67. ayet. وَإِذًا لَّـَٔاتَيْنَٰهُم مِّن لَّدُنَّآ أَجْرًا عَظِيمًا

    Diyanet İşleri

    O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükafat verirdik.

    Mehmet Okuyan

    (67, 68) O zaman elbette kendilerine katımızdan büyük ödül verirdik ve onları elbette doğru yola ulaştırırdık. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayetler ödüle layık görülmenin ve doğru yola eriştirilmenin "sonuç", fedakârlıklar yapmanın ise "sebep" olduğunun delilidir.

    Mustafa İslamoğlu

    O zaman Biz de onlara, katımızdan muhteşem bir ödül verirdik.

    Muhammed Esed

    bu durumda biz onlara rahmetimizden büyük bir mükafat verirdik

    Ahmed Hulusi

    O takdirde onlara elbette ki ledünnümüzden çok büyük mükafat verirdik.

    Ali Bulaç

    Biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik.

    Ali Özek ve heyeti

    O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik.

    Ali Rıza Safa

    Bizim katımızdan, büyük bir ödül verirdik.

    Bayraktar Bayraklı

    Bu durumda biz onlara rahmetimizden büyük bir ödül verirdik.

    Edip Yüksel

    Kendilerine katımızdan büyük bir ödül verirdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kendilerine katımızdan büyük bir ödül verirdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Elbette o zaman kendilerine tarafımızdan pek büyük bir mükafat da verirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Elbette o zaman kendilerine ledünnümüzden pek büyük bir ecir de verirdik

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ödül verirdik.

    Gültekin Onan

    Biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik.

    Hasan Basri Çantay

    Ve o zaman biz de onlara tarafımızdan pek büyük bir mükafat verirdik.

    İbni Kesir

    O takdirde onlara katımızdan büyük bir mükafat verirdik.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz de o zaman onlara katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.

    Süleyman Ateş

    O zaman kendilerine katımızdan büyük mükafat verirdik.

    Süleymaniye Vakfı

    O zaman biz de onlara, kesinlikle katımızdan büyük bir ödül verirdik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O zaman biz de onlara katımızdan büyük bir ödül verirdik.

    Şaban Britch

    Biz de o zaman katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.

    Şaban Piriş

    Biz de o zaman yanımızdan büyük bir mükafat verirdik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O takdirde kendilerine katımızdan büyük bir ödül elbette verirdik.

  11. Nisâ suresi, 68. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 68. ayet. وَلَهَدَيْنَٰهُمْ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا

    Diyanet İşleri

    Onları elbette doğru yola iletirdik.

    Mehmet Okuyan

    (67, 68) O zaman elbette kendilerine katımızdan büyük ödül verirdik ve onları elbette doğru yola ulaştırırdık. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayetler ödüle layık görülmenin ve doğru yola eriştirilmenin "sonuç", fedakârlıklar yapmanın ise "sebep" olduğunun delilidir.

    Mustafa İslamoğlu

    ve onları dosdoğru bir yola yöneltirdik.

    Muhammed Esed

    ve onları dosdoğru bir yola yöneltirdik.

    Ahmed Hulusi

    Onları sırat-ı müstakime yöneltirdik.

    Ali Bulaç

    Ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip iletirdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik.

    Ali Rıza Safa

    Ve onları, dosdoğru yola eriştirirdik.

    Bayraktar Bayraklı

    Onları dosdoğru bir yola yöneltirdik.

    Edip Yüksel

    Ve onları doğru bir yola iletirdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve onları doğru bir yola iletirdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve elbette kendilerini dosdoğru bir yola çıkarırdık.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve elbette kendilerine doğrudan doğru bir tarikı müstekime çıkarırdık.

    Erhan Aktaş

    Onları dosdoğru bir yola iletirdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onları dosdoğru bir yola iletirdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onları dosdoğru bir yola iletirdik.

    Gültekin Onan

    Ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip iletirdik.

    Hasan Basri Çantay

    Onları elbet doğru yola iletirdik.

    İbni Kesir

    Ve şüphesiz onları doğru yola eriştirirdik.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve elbette onları dosdoğru bir yola iletirdik.

    Süleyman Ateş

    Ve onları doğru bir yola iletirdik.

    Süleymaniye Vakfı

    Onları kesinlikle doğru bir yola yönlendirirdik. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      </b>Burada nefislerini öldürenlerin doğru yola yönlendirilmesinden söz edilmektedir. Gerçek anlamda ölen kişilerin doğru yola yönlendirilmesi söz konusu olamayacağı için Nisa 4/66. ayette geçen "nefisleri öldürme" ifadesi yanlışlardan vazgeçip fıtrata yönelme anlamında olur. Benzer bir kullanım Bakara 2/54. ayette de vardır.

    Şaban Britch

    Ve onları elbette dosdoğru yola iletirdik.

    Şaban Piriş

    Ve onları elbette dosdoğru yola iletirdik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ve onları dosdoğru bir yola elbette kılavuzlardık.

  12. Nisâ suresi, 69. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 69. ayet. وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّٰلِحِينَ وَحَسُنَ أُو۟لَٰٓئِكَ رَفِيقًا

    Diyanet İşleri

    Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddiklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.

    Mehmet Okuyan

    Kim Allah'a ve Elçi'ye itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, (gerçeği) doğrulayanlar, şahitler ve iyilerle beraberdir. dipnot 1 Onlar, ne güzel arkadaştırlar!

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Fâtiha 1:7'deki mesajın açılımıdır. Ayette sözü edilen [en-nebiyyîn] kelimesi "peygamberler"; [es-sıddîkîn] sözcüğü "gerçeği onaylayanlar"; [eş-şühedâ'] kelimesi "gerçeğe şahitlik edenler"; [es-sâlihîn] sözcüğü ise "sözü ve özü bir olanlar" demektir.

    Mustafa İslamoğlu

    Allah'a ve Peygamber'e itaat eden kimseler, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, Hakk'a sadık kalanlar, hayatını imanına şahit kılanlar ve iyiliği yayanların safında olurlar. Bunlar ne güzel dostturlar.

    Muhammed Esed

    Allaha ve Peygambere itaat edenler, Allahın nimetlerini bağışladığı kimselerden olacaklardır: peygamberler, hakikatten hiç sapmamış olanlar, hakikate (hayatlarıyla) şahitlik yapanlar ve dürüst ve erdemli olanlar: işte böylelerininki ne güzel birlikteklik(ler)dir!

    Ahmed Hulusi

    Kim Allah'a ve Rasule itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine in'amda bulunduğu Nebiler, Sıddıklar, Şehiydler ve Salihlerle beraber olurlar. Ne güzel arkadaşlardır onlar.

    Ali Bulaç

    Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?

    Ali Özek ve heyeti

    Kim Allah'a ve Rasûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!

    Ali Rıza Safa

    Çünkü Allah'a ve elçiye kim bağlı kalırsa; işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, doğruyu söyleyenlerle, tanık olanlarla ve erdemli olanlarla birliktedir. İşte onlar, ne güzel arkadaştır.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah'a ve Peygamber'e itaat edenler, Allah'ın kendilerine lutuflarda bulunduğu peygamberler, doğruyu tasdik edenler, hakka şahitlik edenler ve salih kimselerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştır!

    Edip Yüksel

    ALLAH'a ve elçisine uyanlar, ALLAH'ın kendilerine iyilikte bulunduğu peygamberler, doğrulayıcılar, tanıklar ve salihler ile beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştır. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Peygamberlerin, kendilerini izleyenlerden mutlak surette üstün olması gerekmez. Nitekim gerçeği onaylayanlar, peygamberlerle birlikte ebedi hayatı yaşayacaklardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH'a ve elçisine uyanlar, ALLAH'ın kendilerine iyilikte bulunduğu peygamberler, doğrulayıcılar, şehitler ve salihler ile beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her kim Allah'a ve peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet ihsan ettiği peygamberler, dosdoğru kişiler, şehitler ve salihlerle birliktedirler. Bunlar ise ne güzel arkadaştır!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Öyle ya: Her kim Allaha ve Peygambere mutı' olursa işte onlar Allahın kendilerine in'am eylediği: Enbiya, sıddıkin, şüheda ve salihin ile birliktedirler, bunlarsa ne güzel arkadaş!

    Erhan Aktaş

    Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, dipnot 1 işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği, Nebiler, sıddıklar dipnot 2 , şahitler dipnot 3 ve salihlerle dipnot 4 beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 4:13. ayetin dipnotu.
    2. metne dön, dipnot 2
      Her zaman doğruyu söyleyenler, özü sözü doğru olanlar.
    3. metne dön, dipnot 3
      Gerçeğe tanıklık edenler. Yaptıkları her işi, Allah'ın kendilerini gördüğünün bilinciyle yapanlar.
    4. metne dön, dipnot 4
      Kötülükle mücadele eden, bozuk olan şeyi düzelten, iyileştiren, yapıcı olan, iyiye yönlendiren.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği, nebiler, sıddıklar dipnot 1 , şahitler dipnot 2 ve salihlerle dipnot 3 beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her zaman doğruyu söyleyenler, özü sözü doğru olanlar.
    2. metne dön, dipnot 2
      Gerçeğe tanıklık edenler. Yaptıkları her işi, Allah'ın kendilerini gördüğünün bilinciyle yapanlar.
    3. metne dön, dipnot 3
      Kötülüğe karşı mücadele eden, bozuk olan şeyi düzelten, iyileştiren, yapıcı olan, iyiye yönlendiren.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kim Allah'a ve Rasul'e itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği, nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!

    Gültekin Onan

    Kim Tanrı'ya ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Tanrı'nın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (veya doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?

    Hasan Basri Çantay

    Kim Allaha ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allahın, kendilerine ni'metler verdiği peygamberlerle, sıddıyklarla, şehidlerle, iyi adamlarla beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaşdır!

    İbni Kesir

    Kim, Allah'a ve peygambere itaat ederse; işte onlar, şehidler ve salihlerle birliktedirler. Ne iyi arkadaştır onlar.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kimler de Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, artık onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştır!

    Süleyman Ateş

    Kim Allah'a ve Elçi'ye ita'at ederse işte onlar, Allah'ın ni'met verdiği peygamberler, sıddiklar, şehidler ve salihlerle beraberdir. Onlar da ne güzel arkadaştır!

    Süleymaniye Vakfı

    Kim Allah'a ve resulüne /elçinin getirdiğine dipnot 1 gönülden boyun eğerse işte onlar,Allah'ın nimet verdiği nebiler, özü sözü doğru kişiler, bilginler dipnot 2 ve iyi kimselerle beraber olacaklardır. dipnot 3 Onlar ne iyi yoldaştır!

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Resul kelimesinin anlamı ile ilgili olarak bkz. Nisa 4/13 dipnotu.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayetteki şüheda (الشُّهَدَاءِ) kelimesi şehid (شهيد) kelimesinin çoğuludur, şahitler anlamına gelir. Bilgisini, gözüyle görmüş gibi kesinleştiren alimler demektir (Hadid 57/19).
    3. metne dön, dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kim Allah'a ve Elçisine boyun eğerse onlar, Allah'ın mutluluk verdiği nebiler, doğru kişiler, bilginler dipnot 1 ve iyilerle beraber olacaklardır. Onlar ne iyi arkadaştırlar!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetteki şuheda = الشُّهَدَاءِ kelimesi şehid = شهيد kelimesinin çoğuludur, şahitler anlamına gelir. Bilgisini, gözüyle görmüş gibi kesinleştiren alimler demektir.

    Şaban Britch

    Kimler Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sadıklar, şehitler ve salih kimselerle beraberdirler. Ne güzel arkadaştır onlar!

    Şaban Piriş

    Kimler Allah'a ve Peygamber'e itaat ederse, Onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sadıklar, şehitler ve doğruları yapan kimselerle beraberdirler. Ne güzel arkadaştır onlar!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah'a ve resule itaat eden kişilere gelince, bunlar, Allah'ın kendilerine nimet verdikleriyle beraberdirler. Peygamberlerle, hak dostlarıyla, şehitlerle, hayır ve barışı sevenlerle. Ne güzel dosttur bunlar!

  13. Nisâ suresi, 70. ayet — bütün mealleriyle aç

    Nisâ suresi, 70. ayet. ذَٰلِكَ ٱلْفَضْلُ مِنَ ٱللَّهِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ عَلِيمًا

    Diyanet İşleri

    Bu lütuf Allah'tandır. Hakkıyla bilen olarak Allah yeter.

    Mehmet Okuyan

    O lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.

    Mustafa İslamoğlu

    Bu Allah'ı bir lutfudur; ve (bunu birinin bilmesi gerekiyorsa) her şeyi bilen Allah yeter.

    Muhammed Esed

    Bu, Allahın lütfudur; ve hiç kimse Allahın sahip olduğu bilgiye sahip olamaz.

    Ahmed Hulusi

    Bu fazl Allah'tandır. Yeterlidir onlara Esma'sıyla hakikatleri olan Aliym Allah!

    Ali Bulaç

    Bu fazl (bol ihsan), Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte bu lütuf Allah'tandır. Her şeyi hakkıyla bilici olarak Allah yeter.

    Ali Rıza Safa

    İşte bu lütuf, Allah tarafındandır. Bilen olarak, Allah yeterlidir.

    Bayraktar Bayraklı

    Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.

    Edip Yüksel

    Bu lütuf ALLAH'tandır. Bilen olarak ALLAH yeter.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bu lütuf ALLAH'tandır. Bilen olarak ALLAH yeter.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte bu lütuf Allah'tandır. Yeter ki bilen Allah olsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İşte bu fazıl, Allahdan: Elverir ki bilen Allah olsun

    Erhan Aktaş

    Bu, Allah'tan bir bağıştır. Her şeyi bilen olarak Allah yeter.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bu, Allah'tan bir bağıştır. Her şeyi bilen olarak Allah yeter.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bu, Allah'tan bir bağıştır. Her şeyi bilen olarak Allah yeter.

    Gültekin Onan

    Bu fazl (bol ihsan), Tanrı'dandır. Bilen olarak Tanrı yeter.

    Hasan Basri Çantay

    Bu, Allahdan bir lutf-ü inayetdir. (Her şey'i) hakkıyle bilici olarak Allah yeter.

    İbni Kesir

    Bu büyük lütuf, Allah'tandır. Allah; her şeyi bilici olarak kafidir.

    Mehmet Alagaş

    (58-70) Muhakkak ki Allah emaneti onun sahibine geri iade etmenizi / tevdi etmenizi emreder. İnsanlar arasında mahkemeleştiğinizde denkleştirici / adaletli (eşitleyici değil denkleştirici) karar vermenizi emreder. Muhakkak ki Allah size bununla, değerli bir vaazda bulunuyor , muhakkak ki Allah işitendir, görendir. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin Resule itaat edin sizden emir verebilenlere / emir sahiplerine itaat edin, bir şey de anlaşamadığınızda / nizalaştığınızda, Onu Allah ve Resulüne iletin eğer Allah’a ve Resulüne ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha iyidir ve daha güzel bir yorumlamadır. Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize kesinlikle inandıkları na dair iddiaları olanları görmedin mi? Tağut tarafından mahkeme edilmeyi istiyorlar , oysa onu inkâr etmeleri emredilmişti , şeytan onları pek uzak bir sapıklığa saptırmak istiyor , onlara Allah’ın indirdiğine ve Resulüne gelin denildiği vakit, senden uzakla şarak kaçınırlar, kendi elleriyle yaptıkları dolayısıyla musibet onlara isabet ettiğinde nasıl olacaklar? Sonra da Allah adına yemin de ederek / (vallahi de billahi de) biz istedik ki güzellik olsun ve arayı yapmak olsun diye sana geliyorlar, bunların kalplerinde olanı Allah biliyor, yüz çevir onlardan, onlara vaaz et ve kendileri hakkında yüreklerine oturacak etkili sözler söyle. Biz Resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmesi için gönderdik , kendilerine zulmettikleri vakit keşke sana gelselerdi, Allah’tan bağışlanmayı dileselerdi, Resulde onların bağışlanmasını dileseydi, Allah’ı tövbeleri kabul eden ve esirgeyen olarak elbette bulacaklardı. Hayır öyle değil Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında ki çekişmeli konuda seni hakem tayin edip, sonra da kendilerinde bir burukluk olmadan tam teslimiyetle kararına teslim olmadık ça, iman ediyor sayılmazlar. Eğer ki onlara kendinizi öldürün diye yahut yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, pek azı hariç onu yapmazlardı , keşke onlar kendilerine vaaz edileni yapmış olsalardı onlar için iyi olurdu, onlar için daha sağlam olurdu, O zaman da onlara katımızdan kocaman bir ödül verirdik ve onları dosdoğru yola iletirdik / yönlendirirdik. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdikleri Nebilerle, Sıddıklarla Şehitlerle ve Salihlerle beraberdir. (Fatiha’da geçen nimet verilenler burada da geçti) Onlar güzel refakatçidirler, işte bu Allah’ın fazlındandır. Allah’ın bilmesi yeterlidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Bir bilen olarak Allah yeter.

    Süleyman Ateş

    Bu ni'met, Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu, Allah'ın ikramıdır. Bunu Allah biliyor ya o yeter.

    Şaban Britch

    Bu bağış Allah’tandır. Bilen olarak Allah yeter.

    Şaban Piriş

    Bu bağış Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Böylesi bir beraberlik Allah'ın lütfudur. Herşeyi bilici olarak Allah yeter.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.