23. sure

Mü'minûn Suresi المؤمنون

Bu sureyi dinle — okunan kelime işaretlenir

Konu dizini 10 konu
  1. Kurtuluşa eren mü'minlerin vasıfları 1–11 karşılaştır — Kurtuluşa eren mü'minlerin vasıfları
  2. İnsanın yaratılış evreleri ve gökten inen su 12–22 karşılaştır — İnsanın yaratılış evreleri ve gökten inen su
  3. Nûh 23–30 karşılaştır — Nûh
  4. Sonraki nesiller ve peygamberleri 31–44 karşılaştır — Sonraki nesiller ve peygamberleri
  5. Mûsâ, Hârûn ve Îsâ; tek din 45–56 karşılaştır — Mûsâ, Hârûn ve Îsâ; tek din
  6. Hayır işlerine koşuşanlar 57–62 karşılaştır — Hayır işlerine koşuşanlar
  7. Kalplerin gafleti ve gelen azap 63–77 karşılaştır — Kalplerin gafleti ve gelen azap
  8. Kulak, göz ve gönül; "Allah'ındır diyecekler" 78–92 karşılaştır — Kulak, göz ve gönül; "Allah'ındır diyecekler"
  9. Dua ve sığınma 93–98 karşılaştır — Dua ve sığınma
  10. Ölüm, berzah, sûr ve hesap 99–118 karşılaştır — Ölüm, berzah, sûr ve hesap

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Kurtuluşa eren mü'minlerin vasıfları 1–11

  1. Mü'minûn suresi, 1. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 1. ayet. قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ

    ḳad efleḥa-lmü'minûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-9) İman edenler kurtuldular ki onlar, namazlarında ürperti içindedirler, faydasız boş şeylerden yüz çevirirler, onlar zekâtı verenlerdir, namuslarını / iffetlerini eşleri hariç yahut ellerinin altında edindikleri hariç muhafaza ederler , b undan dolayı da kınanmazlar, kim bunun ardında / ötesinde bir şey ararsa işte onlar haddi aşanlardır. Yine onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler , namazlarını korurlar / muhafaza ederler , işte onlar mirasa sahip olacak varislerdir , onlar Firdevs’e varis olacaklar ve orada kalıcı olacaklar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 1. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 2. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 2. ayet. ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَٰشِعُونَ

    elleẕîne hüm fî ṣalâtihim ḫâşi`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-9) İman edenler kurtuldular ki onlar, namazlarında ürperti içindedirler, faydasız boş şeylerden yüz çevirirler, onlar zekâtı verenlerdir, namuslarını / iffetlerini eşleri hariç yahut ellerinin altında edindikleri hariç muhafaza ederler , b undan dolayı da kınanmazlar, kim bunun ardında / ötesinde bir şey ararsa işte onlar haddi aşanlardır. Yine onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler , namazlarını korurlar / muhafaza ederler , işte onlar mirasa sahip olacak varislerdir , onlar Firdevs’e varis olacaklar ve orada kalıcı olacaklar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 2. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 3. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 3. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

    velleẕîne hüm `ani-llagvi mü`riḍûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-9) İman edenler kurtuldular ki onlar, namazlarında ürperti içindedirler, faydasız boş şeylerden yüz çevirirler, onlar zekâtı verenlerdir, namuslarını / iffetlerini eşleri hariç yahut ellerinin altında edindikleri hariç muhafaza ederler , b undan dolayı da kınanmazlar, kim bunun ardında / ötesinde bir şey ararsa işte onlar haddi aşanlardır. Yine onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler , namazlarını korurlar / muhafaza ederler , işte onlar mirasa sahip olacak varislerdir , onlar Firdevs’e varis olacaklar ve orada kalıcı olacaklar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 3. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 4. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 4. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَوٰةِ فَٰعِلُونَ

    velleẕîne hüm lilzekâti fâ`ilûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-9) İman edenler kurtuldular ki onlar, namazlarında ürperti içindedirler, faydasız boş şeylerden yüz çevirirler, onlar zekâtı verenlerdir, namuslarını / iffetlerini eşleri hariç yahut ellerinin altında edindikleri hariç muhafaza ederler , b undan dolayı da kınanmazlar, kim bunun ardında / ötesinde bir şey ararsa işte onlar haddi aşanlardır. Yine onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler , namazlarını korurlar / muhafaza ederler , işte onlar mirasa sahip olacak varislerdir , onlar Firdevs’e varis olacaklar ve orada kalıcı olacaklar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 4. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 5. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 5. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ

    velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-9) İman edenler kurtuldular ki onlar, namazlarında ürperti içindedirler, faydasız boş şeylerden yüz çevirirler, onlar zekâtı verenlerdir, namuslarını / iffetlerini eşleri hariç yahut ellerinin altında edindikleri hariç muhafaza ederler , b undan dolayı da kınanmazlar, kim bunun ardında / ötesinde bir şey ararsa işte onlar haddi aşanlardır. Yine onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler , namazlarını korurlar / muhafaza ederler , işte onlar mirasa sahip olacak varislerdir , onlar Firdevs’e varis olacaklar ve orada kalıcı olacaklar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 5. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 6. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 6. ayet. إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

    illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.

    Mehmet Alagaş

    (1-9) İman edenler kurtuldular ki onlar, namazlarında ürperti içindedirler, faydasız boş şeylerden yüz çevirirler, onlar zekâtı verenlerdir, namuslarını / iffetlerini eşleri hariç yahut ellerinin altında edindikleri hariç muhafaza ederler , b undan dolayı da kınanmazlar, kim bunun ardında / ötesinde bir şey ararsa işte onlar haddi aşanlardır. Yine onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler , namazlarını korurlar / muhafaza ederler , işte onlar mirasa sahip olacak varislerdir , onlar Firdevs’e varis olacaklar ve orada kalıcı olacaklar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 6. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 7. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 7. ayet. فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ

    femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-9) İman edenler kurtuldular ki onlar, namazlarında ürperti içindedirler, faydasız boş şeylerden yüz çevirirler, onlar zekâtı verenlerdir, namuslarını / iffetlerini eşleri hariç yahut ellerinin altında edindikleri hariç muhafaza ederler , b undan dolayı da kınanmazlar, kim bunun ardında / ötesinde bir şey ararsa işte onlar haddi aşanlardır. Yine onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler , namazlarını korurlar / muhafaza ederler , işte onlar mirasa sahip olacak varislerdir , onlar Firdevs’e varis olacaklar ve orada kalıcı olacaklar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 7. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 8. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 8. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ

    velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-9) İman edenler kurtuldular ki onlar, namazlarında ürperti içindedirler, faydasız boş şeylerden yüz çevirirler, onlar zekâtı verenlerdir, namuslarını / iffetlerini eşleri hariç yahut ellerinin altında edindikleri hariç muhafaza ederler , b undan dolayı da kınanmazlar, kim bunun ardında / ötesinde bir şey ararsa işte onlar haddi aşanlardır. Yine onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler , namazlarını korurlar / muhafaza ederler , işte onlar mirasa sahip olacak varislerdir , onlar Firdevs’e varis olacaklar ve orada kalıcı olacaklar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 8. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 9. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 9. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمْ يُحَافِظُونَ

    velleẕîne hüm `alâ ṣalevâtihim yüḥâfiżûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-9) İman edenler kurtuldular ki onlar, namazlarında ürperti içindedirler, faydasız boş şeylerden yüz çevirirler, onlar zekâtı verenlerdir, namuslarını / iffetlerini eşleri hariç yahut ellerinin altında edindikleri hariç muhafaza ederler , b undan dolayı da kınanmazlar, kim bunun ardında / ötesinde bir şey ararsa işte onlar haddi aşanlardır. Yine onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler , namazlarını korurlar / muhafaza ederler , işte onlar mirasa sahip olacak varislerdir , onlar Firdevs’e varis olacaklar ve orada kalıcı olacaklar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 9. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 10. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 10. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْوَٰرِثُونَ

    ülâike hümü-lvâriŝûn.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 10. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 11. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 11. ayet. ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    elleẕîne yeriŝûne-lfirdevs. hüm fîhâ ḫâlidûn.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 11. ayet

İnsanın yaratılış evreleri ve gökten inen su 12–22

  1. Mü'minûn suresi, 12. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 12. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن سُلَٰلَةٍ مِّن طِينٍ

    veleḳad ḫalaḳne-l'insâne min sülâletim min ṭîn.

    Mehmet Alagaş

    (12-16) Kesinlikle biz insanı balçı ğın özünden yarattık, sonra onu sağlam bir yerde ki nutfe yaptık , sonra nutfeden de alakayı yarattık, alakadan da et parçası / mud’ğate yarattık, mud’ğateden de kemik yarattık, kemiğe de et giydirdik, sonra onu başka bir yaratma olarak inşa ettik. (Nutfe, alaka, mud’ğate, kemik, kemikli et) Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne mübarektir, sonra siz bunun ardından ölüyorsunuz, kıyamet gününde de tekrar diriltileceksiniz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 12. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 13. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 13. ayet. ثُمَّ جَعَلْنَٰهُ نُطْفَةً فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ

    ŝümme ce`alnâhü nuṭfeten fî ḳarârim mekîn.

    Mehmet Alagaş

    (12-16) Kesinlikle biz insanı balçı ğın özünden yarattık, sonra onu sağlam bir yerde ki nutfe yaptık , sonra nutfeden de alakayı yarattık, alakadan da et parçası / mud’ğate yarattık, mud’ğateden de kemik yarattık, kemiğe de et giydirdik, sonra onu başka bir yaratma olarak inşa ettik. (Nutfe, alaka, mud’ğate, kemik, kemikli et) Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne mübarektir, sonra siz bunun ardından ölüyorsunuz, kıyamet gününde de tekrar diriltileceksiniz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 13. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 14. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 14. ayet. ثُمَّ خَلَقْنَا ٱلنُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا ٱلْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا ٱلْمُضْغَةَ عِظَٰمًا فَكَسَوْنَا ٱلْعِظَٰمَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَٰهُ خَلْقًا ءَاخَرَ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحْسَنُ ٱلْخَٰلِقِينَ

    ŝümme ḫalaḳne-nnuṭfete `aleḳaten feḫalaḳne-l`aleḳate muḍgaten feḫalaḳne-lmuḍgate `iżâmen fekesevne-l`iżâme laḥmâ. ŝümme enşe'nâhü ḫalḳan âḫar. fetebârake-llâhü aḥsenü-lḫâliḳîn.

    Mehmet Alagaş

    (12-16) Kesinlikle biz insanı balçı ğın özünden yarattık, sonra onu sağlam bir yerde ki nutfe yaptık , sonra nutfeden de alakayı yarattık, alakadan da et parçası / mud’ğate yarattık, mud’ğateden de kemik yarattık, kemiğe de et giydirdik, sonra onu başka bir yaratma olarak inşa ettik. (Nutfe, alaka, mud’ğate, kemik, kemikli et) Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne mübarektir, sonra siz bunun ardından ölüyorsunuz, kıyamet gününde de tekrar diriltileceksiniz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 14. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 15. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 15. ayet. ثُمَّ إِنَّكُم بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ

    ŝümme inneküm ba`de ẕâlike lemeyyitûn.

    Mehmet Alagaş

    (12-16) Kesinlikle biz insanı balçı ğın özünden yarattık, sonra onu sağlam bir yerde ki nutfe yaptık , sonra nutfeden de alakayı yarattık, alakadan da et parçası / mud’ğate yarattık, mud’ğateden de kemik yarattık, kemiğe de et giydirdik, sonra onu başka bir yaratma olarak inşa ettik. (Nutfe, alaka, mud’ğate, kemik, kemikli et) Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne mübarektir, sonra siz bunun ardından ölüyorsunuz, kıyamet gününde de tekrar diriltileceksiniz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 15. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 16. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 16. ayet. ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ تُبْعَثُونَ

    ŝümme inneküm yevme-lḳiyâmeti tüb`aŝûn.

    Mehmet Alagaş

    (12-16) Kesinlikle biz insanı balçı ğın özünden yarattık, sonra onu sağlam bir yerde ki nutfe yaptık , sonra nutfeden de alakayı yarattık, alakadan da et parçası / mud’ğate yarattık, mud’ğateden de kemik yarattık, kemiğe de et giydirdik, sonra onu başka bir yaratma olarak inşa ettik. (Nutfe, alaka, mud’ğate, kemik, kemikli et) Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne mübarektir, sonra siz bunun ardından ölüyorsunuz, kıyamet gününde de tekrar diriltileceksiniz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 16. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 17. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلْخَلْقِ غَٰفِلِينَ

    veleḳad ḫalaḳnâ fevḳaküm seb`a ṭarâiḳ. vemâ künnâ `ani-lḫalḳi gâfilîn.

    Mehmet Alagaş

    (17-22) Kesin olan şu ki biz üzerinizde / fevkiniz de yedi adet yol / tarik yarattık , b izim yaratmak dikkatimizden kaçmaz / yaratmaktan gafil değiliz. (Tarik fiziki yol; sübülen yöntem metot) Gökten belli bir ayarda su indiriyoruz , onu Arzda yerleştiriyoruz / iskân ediyoruz , onun gitmesine de / giderilmesine de muktediriz, onunla hurma ve üzüm bahçeleri inşa ediyoruz, sizin için o bahçelerde çok meyveler var ve o meyvelerden yiyorsunuz, Tur-u Sina’da ki çıkan ağaçtan yağ elde edilir ve yiyenlere bir katık olur , hayvanlarda da sizin için dersler / ibretler vardır, karınlarındakinden size içiririz, o hayvanlarda, sizin için çok faydalar vardır, onlardan yersiniz, Onların üzerinde ve gemilerde taşınıyorsunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 17. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 18. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 18. ayet. وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَٰدِرُونَ

    veenzelnâ mine-ssemâi mâem biḳaderin feeskennâhü fi-l'arḍ. veinnâ `alâ ẕehâbim bihî leḳâdirûn.

    Mehmet Alagaş

    (17-22) Kesin olan şu ki biz üzerinizde / fevkiniz de yedi adet yol / tarik yarattık , b izim yaratmak dikkatimizden kaçmaz / yaratmaktan gafil değiliz. (Tarik fiziki yol; sübülen yöntem metot) Gökten belli bir ayarda su indiriyoruz , onu Arzda yerleştiriyoruz / iskân ediyoruz , onun gitmesine de / giderilmesine de muktediriz, onunla hurma ve üzüm bahçeleri inşa ediyoruz, sizin için o bahçelerde çok meyveler var ve o meyvelerden yiyorsunuz, Tur-u Sina’da ki çıkan ağaçtan yağ elde edilir ve yiyenlere bir katık olur , hayvanlarda da sizin için dersler / ibretler vardır, karınlarındakinden size içiririz, o hayvanlarda, sizin için çok faydalar vardır, onlardan yersiniz, Onların üzerinde ve gemilerde taşınıyorsunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 18. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 19. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 19. ayet. فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَٰبٍ لَّكُمْ فِيهَا فَوَٰكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

    feenşe'nâ leküm bihî cennâtim min neḫîliv vea`nâb. leküm fîhâ fevâkihü keŝîratüv veminhâ te'külûn.

    Mehmet Alagaş

    (17-22) Kesin olan şu ki biz üzerinizde / fevkiniz de yedi adet yol / tarik yarattık , b izim yaratmak dikkatimizden kaçmaz / yaratmaktan gafil değiliz. (Tarik fiziki yol; sübülen yöntem metot) Gökten belli bir ayarda su indiriyoruz , onu Arzda yerleştiriyoruz / iskân ediyoruz , onun gitmesine de / giderilmesine de muktediriz, onunla hurma ve üzüm bahçeleri inşa ediyoruz, sizin için o bahçelerde çok meyveler var ve o meyvelerden yiyorsunuz, Tur-u Sina’da ki çıkan ağaçtan yağ elde edilir ve yiyenlere bir katık olur , hayvanlarda da sizin için dersler / ibretler vardır, karınlarındakinden size içiririz, o hayvanlarda, sizin için çok faydalar vardır, onlardan yersiniz, Onların üzerinde ve gemilerde taşınıyorsunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 19. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 20. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 20. ayet. وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِّلْـَٔاكِلِينَ

    veşeceraten taḫrucü min ṭûri seynâe tembütü biddühni veṣibgil lil'âkilîn.

    Mehmet Alagaş

    (17-22) Kesin olan şu ki biz üzerinizde / fevkiniz de yedi adet yol / tarik yarattık , b izim yaratmak dikkatimizden kaçmaz / yaratmaktan gafil değiliz. (Tarik fiziki yol; sübülen yöntem metot) Gökten belli bir ayarda su indiriyoruz , onu Arzda yerleştiriyoruz / iskân ediyoruz , onun gitmesine de / giderilmesine de muktediriz, onunla hurma ve üzüm bahçeleri inşa ediyoruz, sizin için o bahçelerde çok meyveler var ve o meyvelerden yiyorsunuz, Tur-u Sina’da ki çıkan ağaçtan yağ elde edilir ve yiyenlere bir katık olur , hayvanlarda da sizin için dersler / ibretler vardır, karınlarındakinden size içiririz, o hayvanlarda, sizin için çok faydalar vardır, onlardan yersiniz, Onların üzerinde ve gemilerde taşınıyorsunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 20. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 21. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 21. ayet. وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَٰمِ لَعِبْرَةً نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

    veinne leküm fi-l'en`âmi le`ibrah. nüsḳîküm mimmâ fî büṭûnihâ veleküm fîhâ menâfi`u keŝîratüv veminhâ te'külûn.

    Mehmet Alagaş

    (17-22) Kesin olan şu ki biz üzerinizde / fevkiniz de yedi adet yol / tarik yarattık , b izim yaratmak dikkatimizden kaçmaz / yaratmaktan gafil değiliz. (Tarik fiziki yol; sübülen yöntem metot) Gökten belli bir ayarda su indiriyoruz , onu Arzda yerleştiriyoruz / iskân ediyoruz , onun gitmesine de / giderilmesine de muktediriz, onunla hurma ve üzüm bahçeleri inşa ediyoruz, sizin için o bahçelerde çok meyveler var ve o meyvelerden yiyorsunuz, Tur-u Sina’da ki çıkan ağaçtan yağ elde edilir ve yiyenlere bir katık olur , hayvanlarda da sizin için dersler / ibretler vardır, karınlarındakinden size içiririz, o hayvanlarda, sizin için çok faydalar vardır, onlardan yersiniz, Onların üzerinde ve gemilerde taşınıyorsunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 21. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 22. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 22. ayet. وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

    ve`aleyhâ ve`ale-lfülki tuḥmelûn.

    Mehmet Alagaş

    (17-22) Kesin olan şu ki biz üzerinizde / fevkiniz de yedi adet yol / tarik yarattık , b izim yaratmak dikkatimizden kaçmaz / yaratmaktan gafil değiliz. (Tarik fiziki yol; sübülen yöntem metot) Gökten belli bir ayarda su indiriyoruz , onu Arzda yerleştiriyoruz / iskân ediyoruz , onun gitmesine de / giderilmesine de muktediriz, onunla hurma ve üzüm bahçeleri inşa ediyoruz, sizin için o bahçelerde çok meyveler var ve o meyvelerden yiyorsunuz, Tur-u Sina’da ki çıkan ağaçtan yağ elde edilir ve yiyenlere bir katık olur , hayvanlarda da sizin için dersler / ibretler vardır, karınlarındakinden size içiririz, o hayvanlarda, sizin için çok faydalar vardır, onlardan yersiniz, Onların üzerinde ve gemilerde taşınıyorsunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 22. ayet

Nûh 23–30

  1. Mü'minûn suresi, 23. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 23. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    veleḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî feḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 23. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 24. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 24. ayet. فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ

    feḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm yürîdü ey yetefeḍḍale `aleyküm. velev şâe-llâhü leenzele melâikeh. mâ semi`nâ bihâẕâ fî âbâine-l'evvelîn.

    Bu ayetin Mehmet Alagaş mealinde karşılığı kaynakta yok.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 24. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 25. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 25. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌۢ بِهِۦ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا۟ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍ

    in hüve illâ racülüm bihî cinnetün feterabbeṣû bihî ḥattâ ḥîn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 25. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 26. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 26. ayet. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ

    ḳâle rabbi-nṣurnî bimâ keẕẕebûn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 26. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 27. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 27. ayet. فَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ أَنِ ٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ فَٱسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ

    feevḥaynâ ileyhi eni-ṣne`i-lfülke bia`yüninâ vevaḥyinâ feiẕâ câe emrunâ vefâra-ttennûru feslük fîhâ min küllin zevceyni-ŝneyni veehleke illâ men sebeḳa `aleyhi-lḳavlü minhüm. velâ tüḫâṭibnî fi-lleẕîne żalemû. innehüm mugraḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 27. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 28. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 28. ayet. فَإِذَا ٱسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلْفُلْكِ فَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

    feiẕe-steveyte ente vemem me`ake `ale-lfülki feḳuli-lḥamdü lillâhi-lleẕî neccânâ mine-lḳavmi-żżâlimîn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 28. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 29. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 29. ayet. وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِى مُنزَلًا مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ

    veḳur rabbi enzilnî münzelem mübârakev veente ḫayru-lmünzilîn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 29. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 30. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 30. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ

    inne fî ẕâlike leâyâtiv vein künnâ lemübtelîn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 30. ayet

Sonraki nesiller ve peygamberleri 31–44

  1. Mü'minûn suresi, 31. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 31. ayet. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ

    ŝümme enşe'nâ mim ba`dihim ḳarnen âḫarîn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 31. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 32. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 32. ayet. فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    feerselnâ fîhim rasûlem minhüm eni-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 32. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 33. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 33. ayet. وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ

    veḳâle-lmeleü min ḳavmihi-lleẕîne keferû vekeẕẕebû biliḳâi-l'âḫirati veetrafnâhüm fi-lḥayâti-ddünyâ mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm ye'külü mimmâ te'külûne minhü veyeşrabü mimmâ teşrabûn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 33. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 34. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 34. ayet. وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَٰسِرُونَ

    velein eṭa`tüm beşeram miŝleküm inneküm iẕel leḫâsirûn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 34. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 35. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 35. ayet. أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ

    eye`idüküm enneküm iẕâ mittüm veküntüm türâbev ve`iżâmen enneküm muḫracûn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 35. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 36. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 36. ayet. هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ

    heyhâte heyhâte limâ tû`adûn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 36. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 37. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 37. ayet. إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

    in hiye illâ ḥayâtüne-ddünyâ nemûtü venaḥyâ vemâ naḥnü bimeb`ûŝîn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 37. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 38. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 38. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ

    in hüve illâ racülün-fterâ `ale-llâhi keẕibev vemâ naḥnü lehû bimü'minîn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 38. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 39. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 39. ayet. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ

    ḳâle rabbi-nṣurnî bimâ keẕẕebûn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 39. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 40. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 40. ayet. قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَّيُصْبِحُنَّ نَٰدِمِينَ

    ḳâle `ammâ ḳalîlil leyuṣbiḥunne nâdimîn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 40. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 41. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 41. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ بِٱلْحَقِّ فَجَعَلْنَٰهُمْ غُثَآءً فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

    feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü bilḥaḳḳi fece`alnâhüm guŝââ. febü`del lilḳavmi-żżâlimîn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 41. ayet

  12. Mü'minûn suresi, 42. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 42. ayet. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قُرُونًا ءَاخَرِينَ

    ŝümme enşe'nâ mim ba`dihim ḳurûnen âḫarîn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 42. ayet

  13. Mü'minûn suresi, 43. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 43. ayet. مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ

    mâ tesbiḳu min ümmetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 43. ayet

  14. Mü'minûn suresi, 44. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 44. ayet. ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا كُلَّ مَا جَآءَ أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَٰهُمْ أَحَادِيثَ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ

    ŝümme erselnâ rusülenâ tetrâ. küllemâ câe ümmeter rasûlühâ keẕẕebûhü feetba`nâ ba`ḍahüm ba`ḍav vece`alnâhüm eḥâdîŝ. febü`del liḳavmil lâ yü'minûn.

    Mehmet Alagaş

    (2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 44. ayet

Mûsâ, Hârûn ve Îsâ; tek din 45–56

  1. Mü'minûn suresi, 45. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 45. ayet. ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَٰرُونَ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ

    ŝümme erselnâ mûsâ veeḫâhü hârûne biâyâtinâ vesülṭânim mübîn.

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 45. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 46. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 46. ayet. إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ

    ilâ fir`avne vemeleihî festekberû vekânû ḳavmen `âlîn.

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 46. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 47. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 47. ayet. فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَٰبِدُونَ

    feḳâlû enü'minü libeşerayni miŝlinâ veḳavmühümâ lenâ `âbidûn.

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 47. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 48. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 48. ayet. فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ

    fekeẕẕebûhümâ fekânû mine-lmühlekîn.

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 48. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 49. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 49. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

    veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe le`allehüm yehtedûn.

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 49. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 50. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 50. ayet. وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةً وَءَاوَيْنَٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ

    vece`alne-bne meryeme veümmehû âyetev veâveynâhümâ ilâ rabvetin ẕâti ḳarâriv veme`în.

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 50. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 51. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 51. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَٰلِحًا إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

    yâ eyyühe-rrusülü külû mine-ṭṭayyibâti va`melû ṣâliḥâ. innî bimâ ta`melûne `alîm.

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 51. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 52. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 52. ayet. وَإِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ

    veinne hâẕihî ümmetüküm ümmetev vâḥidetev veenâ rabbüküm fetteḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 52. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 53. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 53. ayet. فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

    feteḳaṭṭa`û emrahüm beynehüm zübürâ. küllü ḥizbim bimâ ledeyhim feriḥûn.

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 53. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 54. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 54. ayet. فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    feẕerhüm fî gamratihim ḥattâ ḥîn.

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 54. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 55. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 55. ayet. أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍ وَبَنِينَ

    eyaḥsebûne ennemâ nümiddühüm bihî mim mâliv vebenîn.

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 55. ayet

  12. Mü'minûn suresi, 56. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 56. ayet. نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ بَل لَّا يَشْعُرُونَ

    nüsâri`u lehüm fi-lḫayrât. bel lâ yeş`urûn.

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 56. ayet

Hayır işlerine koşuşanlar 57–62

  1. Mü'minûn suresi, 57. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 57. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ هُم مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

    inne-lleẕîne hüm min ḫaşyeti rabbihim müşfiḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (57-61) Onlar ki Rabbinin ürpertisinden titrerler, onlar ki Rablerinin ayetlerine iman ederler, onlar ki Rablerine ortak koşmazlar, verdiklerimizden verirler, kalpleri endişe / cille içindedir, kesinlikle onlar Rablerine geri döneceklerdir, işte onlar hayırda yarışanlardır ve o yarışta öne geçenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 57. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 58. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 58. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ

    velleẕîne hüm biâyâti rabbihim yü'minûn.

    Mehmet Alagaş

    (57-61) Onlar ki Rabbinin ürpertisinden titrerler, onlar ki Rablerinin ayetlerine iman ederler, onlar ki Rablerine ortak koşmazlar, verdiklerimizden verirler, kalpleri endişe / cille içindedir, kesinlikle onlar Rablerine geri döneceklerdir, işte onlar hayırda yarışanlardır ve o yarışta öne geçenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 58. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 59. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 59. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ

    velleẕîne hüm birabbihim lâ yüşrikûn.

    Mehmet Alagaş

    (57-61) Onlar ki Rabbinin ürpertisinden titrerler, onlar ki Rablerinin ayetlerine iman ederler, onlar ki Rablerine ortak koşmazlar, verdiklerimizden verirler, kalpleri endişe / cille içindedir, kesinlikle onlar Rablerine geri döneceklerdir, işte onlar hayırda yarışanlardır ve o yarışta öne geçenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 59. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 60. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 60. ayet. وَٱلَّذِينَ يُؤْتُونَ مَآ ءَاتَوا۟ وَّقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَٰجِعُونَ

    velleẕîne yü'tûne mâ âtev veḳulûbühüm veciletün ennehüm ilâ rabbihim râci`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (57-61) Onlar ki Rabbinin ürpertisinden titrerler, onlar ki Rablerinin ayetlerine iman ederler, onlar ki Rablerine ortak koşmazlar, verdiklerimizden verirler, kalpleri endişe / cille içindedir, kesinlikle onlar Rablerine geri döneceklerdir, işte onlar hayırda yarışanlardır ve o yarışta öne geçenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 60. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 61. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 61. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَهُمْ لَهَا سَٰبِقُونَ

    ülâike yüsâri`ûne fi-lḫayrâti vehüm lehâ sâbiḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (57-61) Onlar ki Rabbinin ürpertisinden titrerler, onlar ki Rablerinin ayetlerine iman ederler, onlar ki Rablerine ortak koşmazlar, verdiklerimizden verirler, kalpleri endişe / cille içindedir, kesinlikle onlar Rablerine geri döneceklerdir, işte onlar hayırda yarışanlardır ve o yarışta öne geçenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 61. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 62. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 62. ayet. وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَٰبٌ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    velâ nükellifü nefsen illâ vus`ahâ veledeynâ kitâbüy yenṭiḳu bilḥaḳḳi vehüm lâ yużlemûn.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 62. ayet

Kalplerin gafleti ve gelen azap 63–77

  1. Mü'minûn suresi, 63. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 63. ayet. بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍ مِّنْ هَٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَٰلٌ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَٰمِلُونَ

    bel ḳulûbühüm fî gamratim min hâẕâ velehüm a`mâlüm min dûni ẕâlike hüm lehâ `âmilûn.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 63. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 64. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 64. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ

    ḥattâ iẕâ eḫaẕnâ mütrafîhim bil`aẕâbi iẕâ hüm yec'erûn.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 64. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 65. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 65. ayet. لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ

    lâ tec'erü-lyevme inneküm minnâ lâ tünṣarûn.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 65. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 66. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 66. ayet. قَدْ كَانَتْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ تَنكِصُونَ

    ḳad kânet âyâtî tütlâ `aleyküm feküntüm `alâ a`ḳâbiküm tenkisûn.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 66. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 67. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 67. ayet. مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَٰمِرًا تَهْجُرُونَ

    müstekbirîne bih. sâmiran tehcürûn.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 67. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 68. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 68. ayet. أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    efelem yeddebberü-lḳavle em câehüm mâ lem ye'ti âbâehümü-l'evvelîn.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 68. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 69. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 69. ayet. أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ

    em lem ya`rifû rasûlehüm fehüm lehû münkirûn.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 69. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 70. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 70. ayet. أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَٰرِهُونَ

    em yeḳûlûne bihî cinneh. bel câehüm bilḥaḳḳi veekŝeruhüm lilḥaḳḳi kârihûn.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 70. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 71. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 71. ayet. وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ

    velevi-ttebe`a-lḥaḳḳu ehvâehüm lefesedeti-ssemâvâtü vel'arḍu vemen fîhinn. bel eteynâhüm biẕikrihim fehüm `an ẕikrihim mü`riḍûn.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 71. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 72. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 72. ayet. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ

    em tes'elühüm ḫarcen feḫarâcü rabbike ḫayr. vehüve ḫayru-rrâziḳîn.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 72. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 73. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 73. ayet. وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    veinneke leted`ûhüm ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 73. ayet

  12. Mü'minûn suresi, 74. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 74. ayet. وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَٰكِبُونَ

    veinne-lleẕîne lâ yü'minûne bil'âḫirati `ani-ṣṣirâṭi lenâkibûn.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 74. ayet

  13. Mü'minûn suresi, 75. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 75. ayet. وَلَوْ رَحِمْنَٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

    velev raḥimnâhüm vekeşefnâ mâ bihim min ḍurril leleccû fî ṭugyânihim ya`mehûn.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 75. ayet

  14. Mü'minûn suresi, 76. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 76. ayet. وَلَقَدْ أَخَذْنَٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ

    veleḳad eḫaẕnâhüm bil`aẕâbi feme-stekânû lirabbihim vemâ yeteḍarra`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 76. ayet

  15. Mü'minûn suresi, 77. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 77. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ

    ḥattâ iẕâ fetaḥnâ `aleyhim bâben ẕâ `aẕâbin şedîdin iẕâ hüm fîhi müblisûn.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 77. ayet

Kulak, göz ve gönül; "Allah'ındır diyecekler" 78–92

  1. Mü'minûn suresi, 78. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 78. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

    vehüve-lleẕî enşee lekümü-ssem`a vel'ebṣâra vel'ef'ideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 78. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 79. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 79. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

    vehüve-lleẕî ẕera'eküm fi-l'arḍi veileyhi tuḥşerûn.

    Mehmet Alagaş

    (79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 79. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 80. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 80. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    vehüve-lleẕî yuḥyî veyümîtü velehu-ḫtilâfü-lleyli vennehâr. efelâ ta`ḳilûn.

    Mehmet Alagaş

    (79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 80. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 81. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 81. ayet. بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ

    bel ḳâlû miŝle mâ ḳâle-l'evvelûn.

    Mehmet Alagaş

    (79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 81. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 82. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 82. ayet. قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    ḳâlû eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.

    Mehmet Alagaş

    (79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 82. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 83. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 83. ayet. لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    leḳad vu`idnâ naḥnü veâbâünâ hâẕâ min ḳablü in hâẕâ illâ esâṭîru-l'evvelîn.

    Mehmet Alagaş

    (79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 83. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 84. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 84. ayet. قُل لِّمَنِ ٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهَآ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    ḳul limeni-l'arḍu vemen fîhâ in küntüm ta`lemûn.

    Mehmet Alagaş

    (79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 84. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 85. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 85. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    seyeḳûlûne lillâh. ḳul efelâ teẕekkerûn.

    Mehmet Alagaş

    (79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 85. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 86. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 86. ayet. قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلسَّبْعِ وَرَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ

    ḳul mer rabbü-ssemâvâti-sseb`i verabbü-l`arşi-l`ażîm.

    Mehmet Alagaş

    (79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 86. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 87. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 87. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    seyeḳûlûne lillâh. ḳul efelâ tetteḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 87. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 88. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 88. ayet. قُلْ مَنۢ بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    ḳul mem biyedihî melekûtü külli şey'iv vehüve yücîru velâ yücâru `aleyhi in küntüm ta`lemûn.

    Mehmet Alagaş

    (79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 88. ayet

  12. Mü'minûn suresi, 89. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 89. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ

    seyeḳûlûne lillâh. ḳul feennâ tüsḥarûn.

    Mehmet Alagaş

    (79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 89. ayet

  13. Mü'minûn suresi, 90. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 90. ayet. بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِٱلْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ

    bel eteynâhüm bilḥaḳḳi veinnehüm lekâẕibûn.

    Mehmet Alagaş

    (90-92) Biz onlara gerçeği verdik onlar ise yalanladılar , Allah çocuk edinmemiştir, Onunla beraber bir ilah olmamıştır , olsaydı eğer, her ilah kendi yarattığın a giderdi / onunla ilgilenirdi ve birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Allah onların vasıflandırmalarından üstündür, şahit olunanı da gayb olanı da bilendir, ortak koştuklarından yücedir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 90. ayet

  14. Mü'minûn suresi, 91. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 91. ayet. مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنْ إِلَٰهٍ إِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَٰهٍۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

    me-tteḫaẕe-llâhü miv velediv vemâ kâne me`ahû min ilâhin iẕel leẕehebe küllü ilâhim bimâ ḫaleḳa vele`alâ ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍ. sübḥâne-llâhi `ammâ yeṣifûn.

    Mehmet Alagaş

    (90-92) Biz onlara gerçeği verdik onlar ise yalanladılar , Allah çocuk edinmemiştir, Onunla beraber bir ilah olmamıştır , olsaydı eğer, her ilah kendi yarattığın a giderdi / onunla ilgilenirdi ve birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Allah onların vasıflandırmalarından üstündür, şahit olunanı da gayb olanı da bilendir, ortak koştuklarından yücedir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 91. ayet

  15. Mü'minûn suresi, 92. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 92. ayet. عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    `âlimi-lgaybi veşşehâdeti fete`âlâ `ammâ yüşrikûn.

    Mehmet Alagaş

    (90-92) Biz onlara gerçeği verdik onlar ise yalanladılar , Allah çocuk edinmemiştir, Onunla beraber bir ilah olmamıştır , olsaydı eğer, her ilah kendi yarattığın a giderdi / onunla ilgilenirdi ve birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Allah onların vasıflandırmalarından üstündür, şahit olunanı da gayb olanı da bilendir, ortak koştuklarından yücedir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 92. ayet

Dua ve sığınma 93–98

  1. Mü'minûn suresi, 93. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 93. ayet. قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ

    ḳur rabbi immâ türiyennî mâ yû`adûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 93. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 94. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 94. ayet. رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِى فِى ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

    rabbi felâ tec`alnî fi-lḳavmi-żżâlimîn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 94. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 95. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 95. ayet. وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَٰدِرُونَ

    veinnâ `alâ en nüriyeke mâ ne`idühüm leḳâdirûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 95. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 96. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 96. ayet. ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ٱلسَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ

    idfa` billetî hiye aḥsenü-sseyyieh. naḥnü a`lemü bimâ yeṣifûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 96. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 97. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 97. ayet. وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَٰتِ ٱلشَّيَٰطِينِ

    veḳur rabbi e`ûẕü bike min hemezâti-şşeyâṭîn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 97. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 98. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 98. ayet. وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ

    vee`ûẕü bike rabbi ey yaḥḍurûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 98. ayet

Ölüm, berzah, sûr ve hesap 99–118

  1. Mü'minûn suresi, 99. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 99. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ٱرْجِعُونِ

    ḥattâ iẕâ câe eḥadehümü-lmevtü ḳâle rabbi-rci`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 99. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 100. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 100. ayet. لَعَلِّىٓ أَعْمَلُ صَٰلِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّآ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا وَمِن وَرَآئِهِم بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    le`allî a`melü ṣâliḥan fîmâ teraktü kellâ. innehâ kelimetün hüve ḳâilühâ. vemiv verâihim berzeḫun ilâ yevmi yüb`aŝûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 100. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 101. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 101. ayet. فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ

    feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri felâ ensâbe beynehüm yevmeiẕiv velâ yetesâelûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 101. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 102. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 102. ayet. فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    femen ŝeḳulet mevâzînühû feülâike hümü-lmüfliḥûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 102. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 103. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 103. ayet. وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَٰلِدُونَ

    vemen ḫaffet mevâzînühû feülâike-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm fî cehenneme ḫâlidûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 103. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 104. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 104. ayet. تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَٰلِحُونَ

    telfeḥu vucûhehümü-nnâru vehüm fîhâ kâliḥûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 104. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 105. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 105. ayet. أَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

    elem tekün âyâtî tütlâ `aleyküm feküntüm bihâ tükeẕẕibûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 105. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 106. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 106. ayet. قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَآلِّينَ

    ḳâlû rabbenâ galebet `aleynâ şiḳvetünâ vekünnâ ḳavmen ḍâllîn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 106. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 107. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 107. ayet. رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَٰلِمُونَ

    rabbenâ aḫricnâ minhâ fein `udnâ feinnâ żâlimûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 107. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 108. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 108. ayet. قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

    ḳâle-ḫseû fîhâ velâ tükellimûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 108. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 109. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 109. ayet. إِنَّهُۥ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    innehû kâne ferîḳum min `ibâdî yeḳûlûne rabbenâ âmennâ fagfir lenâ verḥamnâ veente ḫayru-rrâḥimîn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 109. ayet

  12. Mü'minûn suresi, 110. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 110. ayet. فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰٓ أَنسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ

    fetteḫaẕtümûhüm siḫriyyen ḥattâ ensevküm ẕikrî veküntüm minhüm taḍḥakûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 110. ayet

  13. Mü'minûn suresi, 111. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 111. ayet. إِنِّى جَزَيْتُهُمُ ٱلْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ

    innî cezeytühümü-lyevme bimâ ṣaberû ennehüm hümü-lfâizûn.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 111. ayet

  14. Mü'minûn suresi, 112. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 112. ayet. قَٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ

    ḳâle kem lebiŝtüm fi-l'arḍi `adede sinîn.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 112. ayet

  15. Mü'minûn suresi, 113. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 113. ayet. قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ

    ḳâlû lebiŝnâ yevmen ev ba`ḍa yevmin fes'eli-l`âddîn.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 113. ayet

  16. Mü'minûn suresi, 114. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 114. ayet. قَٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    ḳâle il lebiŝtüm illâ ḳalîlel lev enneküm küntüm ta`lemûn.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 114. ayet

  17. Mü'minûn suresi, 115. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 115. ayet. أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَٰكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

    efeḥasibtüm ennemâ ḫalaḳnâküm `abeŝev veenneküm ileynâ lâ türce`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 115. ayet

  18. Mü'minûn suresi, 116. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 116. ayet. فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ

    fete`âle-llâhü-lmelikü-lḥaḳḳ. lâ ilâhe illâ hû. rabbü-l`arşi-lkerîm.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 116. ayet

  19. Mü'minûn suresi, 117. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 117. ayet. وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَٰفِرُونَ

    vemey yed`u me`a-llâhi ilâhen âḫara lâ bürhâne lehû bihî feinnemâ ḥisâbühû `inde rabbih. innehû lâ yüfliḥu-lkâfirûn.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 117. ayet

  20. Mü'minûn suresi, 118. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 118. ayet. وَقُل رَّبِّ ٱغْفِرْ وَٱرْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    veḳur rabbi-gfir verḥam veente ḫayru-rrâḥimîn.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 118. ayet