23. sure

Mü'minûn Suresi المؤمنون

Bu sureyi dinle — okunan kelime işaretlenir

Konu dizini 10 konu
  1. Kurtuluşa eren mü'minlerin vasıfları 1–11 karşılaştır — Kurtuluşa eren mü'minlerin vasıfları
  2. İnsanın yaratılış evreleri ve gökten inen su 12–22 karşılaştır — İnsanın yaratılış evreleri ve gökten inen su
  3. Nûh 23–30 karşılaştır — Nûh
  4. Sonraki nesiller ve peygamberleri 31–44 karşılaştır — Sonraki nesiller ve peygamberleri
  5. Mûsâ, Hârûn ve Îsâ; tek din 45–56 karşılaştır — Mûsâ, Hârûn ve Îsâ; tek din
  6. Hayır işlerine koşuşanlar 57–62 karşılaştır — Hayır işlerine koşuşanlar
  7. Kalplerin gafleti ve gelen azap 63–77 karşılaştır — Kalplerin gafleti ve gelen azap
  8. Kulak, göz ve gönül; "Allah'ındır diyecekler" 78–92 karşılaştır — Kulak, göz ve gönül; "Allah'ındır diyecekler"
  9. Dua ve sığınma 93–98 karşılaştır — Dua ve sığınma
  10. Ölüm, berzah, sûr ve hesap 99–118 karşılaştır — Ölüm, berzah, sûr ve hesap

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Kurtuluşa eren mü'minlerin vasıfları 1–11

  1. Mü'minûn suresi, 1. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 1. ayet. قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ

    ḳad efleḥa-lmü'minûn.

    Ahmed Hulusi

    Gerçek şu ki, iman edenler, kurtulmuştur!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 1. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 2. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 2. ayet. ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَٰشِعُونَ

    elleẕîne hüm fî ṣalâtihim ḫâşi`ûn.

    Ahmed Hulusi

    Onlar (iman edenler) salatlarında hakkıyla Allah'a yönelmenin yaşantısı içindedirler;

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 2. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 3. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 3. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

    velleẕîne hüm `ani-llagvi mü`riḍûn.

    Ahmed Hulusi

    Onlar boş laf ve boş işlerden yüz çeviricidirler;

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 3. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 4. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 4. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَوٰةِ فَٰعِلُونَ

    velleẕîne hüm lilzekâti fâ`ilûn.

    Ahmed Hulusi

    Onlar arınmak - saflaşmak (zekat) için ne gerekirse yaparlar;

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 4. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 5. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 5. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ

    velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.

    Ahmed Hulusi

    Onlar cinsel organlarını evlilik dışı ilişkilerden korurlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 5. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 6. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 6. ayet. إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

    illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.

    Ahmed Hulusi

    Eşleri veyahut sağ ellerinin malik oldukları müstesna. . . Çünkü onlar kınanmış değillerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 6. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 7. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 7. ayet. فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ

    femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.

    Ahmed Hulusi

    Artık kim bundan ötesini (daha değişiğiyle seks arzusu) isterse, işte onlar haddini aşanların ta kendileridirler.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 7. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 8. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 8. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ

    velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.

    Ahmed Hulusi

    Ayrıca onlar (o iman edenler) ki kendilerine emanet edilmiş olana ihanet etmeyip, verdikleri sözlere uyarlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 8. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 9. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 9. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمْ يُحَافِظُونَ

    velleẕîne hüm `alâ ṣalevâtihim yüḥâfiżûn.

    Ahmed Hulusi

    Yine onlar ki salatlarını muhafaza ederler (Allah'a yönelişleri - müşahedeleri süreklidir).

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 9. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 10. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 10. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْوَٰرِثُونَ

    ülâike hümü-lvâriŝûn.

    Ahmed Hulusi

    İşte onlardır varisler!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 10. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 11. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 11. ayet. ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    elleẕîne yeriŝûne-lfirdevs. hüm fîhâ ḫâlidûn.

    Ahmed Hulusi

    Ki, Firdevs'e (cennet yaşamına) varis olmuş bu kimseler orada sonsuza dek yaşarlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 11. ayet

İnsanın yaratılış evreleri ve gökten inen su 12–22

  1. Mü'minûn suresi, 12. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 12. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن سُلَٰلَةٍ مِّن طِينٍ

    veleḳad ḫalaḳne-l'insâne min sülâletim min ṭîn.

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki insanı tıyn'den (balçıktan; su + mineral terkibinden) meydana gelen bir sülaleden (sperm - genetik yapıdan) yarattık.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 12. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 13. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 13. ayet. ثُمَّ جَعَلْنَٰهُ نُطْفَةً فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ

    ŝümme ce`alnâhü nuṭfeten fî ḳarârim mekîn.

    Ahmed Hulusi

    Sonra onu sağlam bir karargahta bir nutfe oluşturduk.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 13. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 14. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 14. ayet. ثُمَّ خَلَقْنَا ٱلنُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا ٱلْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا ٱلْمُضْغَةَ عِظَٰمًا فَكَسَوْنَا ٱلْعِظَٰمَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَٰهُ خَلْقًا ءَاخَرَ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحْسَنُ ٱلْخَٰلِقِينَ

    ŝümme ḫalaḳne-nnuṭfete `aleḳaten feḫalaḳne-l`aleḳate muḍgaten feḫalaḳne-lmuḍgate `iżâmen fekesevne-l`iżâme laḥmâ. ŝümme enşe'nâhü ḫalḳan âḫar. fetebârake-llâhü aḥsenü-lḫâliḳîn.

    Ahmed Hulusi

    Sonra o nutfeyi bir alaka (genetik yapılı embriyo) yarattık, sonra o alakayı bir mudga (bir çiğnemlik et) yarattık, sonra o mudgaya kemikler yarattık, nihayet o kemiklere de et giydirdik. . . Sonra onu bir başka (ruhun oluşumu) ile inşa ettik. . . Yaratıcıların en güzeli Allah, ne yücedir!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 14. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 15. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 15. ayet. ثُمَّ إِنَّكُم بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ

    ŝümme inneküm ba`de ẕâlike lemeyyitûn.

    Ahmed Hulusi

    Sonra, muhakkak ki siz bunun ardından elbette öleceksiniz (biyolojik bedensiz yaşama geçeceksiniz).

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 15. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 16. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 16. ayet. ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ تُبْعَثُونَ

    ŝümme inneküm yevme-lḳiyâmeti tüb`aŝûn.

    Ahmed Hulusi

    Sonra, kesinlikle siz kıyamet sürecinizde (olarak ölümün akabinde) ba's olunacaksınız (yeni bir beden yapıyla yeni bir boyutta yer alacaksınız).

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 16. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 17. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلْخَلْقِ غَٰفِلِينَ

    veleḳad ḫalaḳnâ fevḳaküm seb`a ṭarâiḳ. vemâ künnâ `ani-lḫalḳi gâfilîn.

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki fevkinizde yedi yol (yedi bilinç mertebesinin yaşam yolu - evrendeki tüm yaratılmışlar bu yedi düzeyden birini yaşar) yarattık. . . Onların halk edilişinden gafiller değiliz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 17. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 18. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 18. ayet. وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَٰدِرُونَ

    veenzelnâ mine-ssemâi mâem biḳaderin feeskennâhü fi-l'arḍ. veinnâ `alâ ẕehâbim bihî leḳâdirûn.

    Ahmed Hulusi

    Semadan belli bir ölçü ile su inzal ettik de onu arzda durdurduk (arza - bedene onunla hayat verdik). . . Doğrusu onu gidermeye de elbette Kaadirleriz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 18. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 19. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 19. ayet. فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَٰبٍ لَّكُمْ فِيهَا فَوَٰكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

    feenşe'nâ leküm bihî cennâtim min neḫîliv vea`nâb. leküm fîhâ fevâkihü keŝîratüv veminhâ te'külûn.

    Ahmed Hulusi

    Onunla sizin için hurma ağaçlarından ve üzümlerden bahçeler (cennetler - şuur boyutunun yaşanası güzellikleri) inşa ettik. . . Onlarda sizin için birçok meyveler (marifetler, kemalatlar) vardır ve onlardan yiyorsunuz da.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 19. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 20. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 20. ayet. وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِّلْـَٔاكِلِينَ

    veşeceraten taḫrucü min ṭûri seynâe tembütü biddühni veṣibgil lil'âkilîn.

    Ahmed Hulusi

    Ve (yine o su ile) Tur-i Sina'dan (Musa'ın Rabbiyle buluştuğu mahal) çıkan, yağ veren ve yiyenler için bir katık olan (zeytin) ağaç. (İncirin, teklikteki çokluk sembolüne karşı zeytin de direkt teklik sembolü olarak değerlendirilir, tasavvuf düşüncesinde. )

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 20. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 21. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 21. ayet. وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَٰمِ لَعِبْرَةً نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

    veinne leküm fi-l'en`âmi le`ibrah. nüsḳîküm mimmâ fî büṭûnihâ veleküm fîhâ menâfi`u keŝîratüv veminhâ te'külûn.

    Ahmed Hulusi

    En'amda (kurban olabilecek çiftlik hayvanları; bedendeki o tür kuvveler) da sizin için elbette bir ibret vardır. . . Onların karınlarında olanlardan sizi besleriz. . . Onlarda sizin için pek çok menfaatlar vardır ve onlardan yersiniz de.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 21. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 22. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 22. ayet. وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

    ve`aleyhâ ve`ale-lfülki tuḥmelûn.

    Ahmed Hulusi

    Onların (hayvanların) üzerinde ve gemilerin üzerinde yüklenilip taşınıyorsunuz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 22. ayet

Nûh 23–30

  1. Mü'minûn suresi, 23. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 23. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    veleḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî feḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki Nuh'u kavmine irsal ettik de (o kavmine) dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin (bunu fark edin)! "HU"nun gayrı olarak bir tanrınız olamaz! Hala ittika etmiyor musunuz = korkup korunmuyor musunuz?"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 23. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 24. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 24. ayet. فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ

    feḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm yürîdü ey yetefeḍḍale `aleyküm. velev şâe-llâhü leenzele melâikeh. mâ semi`nâ bihâẕâ fî âbâine-l'evvelîn.

    Ahmed Hulusi

    Onun (Nuh'un) kavminden, hakikat bilgisini inkar eden geleneksel toplumun ileri gelenleri dedi ki: "Bu sizin gibi beşerden başka değil. . . Size üstünlük murat ediyor. . . Eğer Allah dileseydi (bir beşer irsal etmek yerine) elbette melekler inzal ederdi. . . Biz ilk atalarımızdan böyle bilgi duymadık. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 24. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 25. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 25. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌۢ بِهِۦ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا۟ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍ

    in hüve illâ racülüm bihî cinnetün feterabbeṣû bihî ḥattâ ḥîn.

    Ahmed Hulusi

    "O kendisinde cinnet olan (cin etkisindeki) bir adam. . . Bir süre Onu gözetleyin bakalım. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 25. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 26. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 26. ayet. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ

    ḳâle rabbi-nṣurnî bimâ keẕẕebûn.

    Ahmed Hulusi

    (Nuh) dedi ki: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşın yardım et bana. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 26. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 27. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 27. ayet. فَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ أَنِ ٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ فَٱسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ

    feevḥaynâ ileyhi eni-ṣne`i-lfülke bia`yüninâ vevaḥyinâ feiẕâ câe emrunâ vefâra-ttennûru feslük fîhâ min küllin zevceyni-ŝneyni veehleke illâ men sebeḳa `aleyhi-lḳavlü minhüm. velâ tüḫâṭibnî fi-lleẕîne żalemû. innehüm mugraḳûn.

    Ahmed Hulusi

    Bunun üzerine Ona (Nuh'a) vahyettik ki: "Gözlerimiz olarak (gözetimimiz anlamına gelse de burada maiyet sırrına işaret vardır) ve vahyimizle gemiyi yap. . . İş başladığında (sular yükseldiğinde) ve fırın kaynadığı (buhar kazanı mı vardı acaba) vakit, her eşi olandan bir çift ve onlardan, aleyhine daha önce hüküm verilmiş olanlar hariç ehlini, gemiye al. Zalimler hakkında benimle muhatap olma! Kesinlikle onlar boğulacaklardır. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 27. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 28. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 28. ayet. فَإِذَا ٱسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلْفُلْكِ فَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

    feiẕe-steveyte ente vemem me`ake `ale-lfülki feḳuli-lḥamdü lillâhi-lleẕî neccânâ mine-lḳavmi-żżâlimîn.

    Ahmed Hulusi

    "Sen ve seninle beraber olanlar gemiye yerleştiğinizde, de ki: 'Hamd, bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a aittir. '"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 28. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 29. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 29. ayet. وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِى مُنزَلًا مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ

    veḳur rabbi enzilnî münzelem mübârakev veente ḫayru-lmünzilîn.

    Ahmed Hulusi

    "Ve de ki: 'Rabbim, mübarek bir mahale yerleştir beni. . . Sen yerleştirenlerin en hayırlısısın. '"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 29. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 30. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 30. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ

    inne fî ẕâlike leâyâtiv vein künnâ lemübtelîn.

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki bunda işaretler vardır. . . Biz elbette sınarız (ki kişi kendi kapasitesini görsün).

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 30. ayet

Sonraki nesiller ve peygamberleri 31–44

  1. Mü'minûn suresi, 31. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 31. ayet. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ

    ŝümme enşe'nâ mim ba`dihim ḳarnen âḫarîn.

    Ahmed Hulusi

    Sonra, onların ardından başka bir nesil inşa ettik.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 31. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 32. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 32. ayet. فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    feerselnâ fîhim rasûlem minhüm eni-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.

    Ahmed Hulusi

    İçlerinde: "Allah'a kulluk edin. . . O'nun gayrından bir tanrınız yoktur. . . Hala (yaptıklarınızın sonuçlarını yaşamaktan) korkup korunmuyor musunuz?" (diyen) kendilerinden bir Rasul irsal ettik.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 32. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 33. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 33. ayet. وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ

    veḳâle-lmeleü min ḳavmihi-lleẕîne keferû vekeẕẕebû biliḳâi-l'âḫirati veetrafnâhüm fi-lḥayâti-ddünyâ mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm ye'külü mimmâ te'külûne minhü veyeşrabü mimmâ teşrabûn.

    Ahmed Hulusi

    Onun kavminden hakikat bilgisini inkar edenler, sonsuz geleceklerini yaşamayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refaha - imkanlara kavuşturduğumuz o gelenekçi ileri gelenler dedi ki: "Bu sizin gibi bir beşerden başka değil. . . Sizin yediğinizden yiyor ve sizin içtiğinizden içiyor. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 33. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 34. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 34. ayet. وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَٰسِرُونَ

    velein eṭa`tüm beşeram miŝleküm inneküm iẕel leḫâsirûn.

    Ahmed Hulusi

    "Andolsun ki, eğer sizin gibi bir beşere itaat ederseniz, muhakkak ki siz hüsrana uğrayanlar olursunuz. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 34. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 35. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 35. ayet. أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ

    eye`idüküm enneküm iẕâ mittüm veküntüm türâbev ve`iżâmen enneküm muḫracûn.

    Ahmed Hulusi

    "(O Rasul) size, öldüğünüz, toprak ve kemikler olduğunuzda, kesinlikle (yeni bir boyuta) çıkarılacağınızı mı vadediyor?"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 35. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 36. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 36. ayet. هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ

    heyhâte heyhâte limâ tû`adûn.

    Ahmed Hulusi

    "Heyhat, heyhat böyle bir şeyin oluşması çok uzak!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 36. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 37. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 37. ayet. إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

    in hiye illâ ḥayâtüne-ddünyâ nemûtü venaḥyâ vemâ naḥnü bimeb`ûŝîn.

    Ahmed Hulusi

    "O (yaşam) sadece dünya hayatından ibarettir! Ölümümüz de yaşamımız da buradadır! Bizim ölüm sonrasında, yeni bir şekilde yaşamamız söz konusu olamaz!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 37. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 38. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 38. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ

    in hüve illâ racülün-fterâ `ale-llâhi keẕibev vemâ naḥnü lehû bimü'minîn.

    Ahmed Hulusi

    "O (Rasul), Allah'a iftira eden yalancıdır o! Biz Ona inanmayız!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 38. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 39. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 39. ayet. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ

    ḳâle rabbi-nṣurnî bimâ keẕẕebûn.

    Ahmed Hulusi

    (Rasul) dedi ki: "Rabbim! Yardım et, beni yalanlamalarına karşın bana!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 39. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 40. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 40. ayet. قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَّيُصْبِحُنَّ نَٰدِمِينَ

    ḳâle `ammâ ḳalîlil leyuṣbiḥunne nâdimîn.

    Ahmed Hulusi

    "Kısa bir süre sonra pişman olacaklardır" cevabını aldı.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 40. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 41. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 41. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ بِٱلْحَقِّ فَجَعَلْنَٰهُمْ غُثَآءً فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

    feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü bilḥaḳḳi fece`alnâhüm guŝââ. febü`del lilḳavmi-żżâlimîn.

    Ahmed Hulusi

    Korkunç ses dalgası onları Hak olarak yakaladı da, onları süprüntüye çevirdik! Zulmedenler kalabalığına, uzaklığın sonuçları yaşatılır!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 41. ayet

  12. Mü'minûn suresi, 42. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 42. ayet. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قُرُونًا ءَاخَرِينَ

    ŝümme enşe'nâ mim ba`dihim ḳurûnen âḫarîn.

    Ahmed Hulusi

    Sonra, onların ardından başka nesiller inşa ettik.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 42. ayet

  13. Mü'minûn suresi, 43. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 43. ayet. مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ

    mâ tesbiḳu min ümmetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn.

    Ahmed Hulusi

    Hiçbir topluluk ne ömrünü aşabilir, ne de erken gidebilir!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 43. ayet

  14. Mü'minûn suresi, 44. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 44. ayet. ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا كُلَّ مَا جَآءَ أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَٰهُمْ أَحَادِيثَ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ

    ŝümme erselnâ rusülenâ tetrâ. küllemâ câe ümmeter rasûlühâ keẕẕebûhü feetba`nâ ba`ḍahüm ba`ḍav vece`alnâhüm eḥâdîŝ. febü`del liḳavmil lâ yü'minûn.

    Ahmed Hulusi

    Sonra Rasullerimizi birbiri ardınca irsal ettik. . . Her bir topluluğa kendi Rasulü geldikçe, Onu yalanladılar. . . Biz de onları art arda helak ettik (yaptıklarının sonucunu yaşattık); onları ibretlik hikayeler kıldık. . . Uzak olmanın sonuçlarını yaşasınlar, iman etmeyen kalabalıklar!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 44. ayet

Mûsâ, Hârûn ve Îsâ; tek din 45–56

  1. Mü'minûn suresi, 45. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 45. ayet. ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَٰرُونَ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ

    ŝümme erselnâ mûsâ veeḫâhü hârûne biâyâtinâ vesülṭânim mübîn.

    Ahmed Hulusi

    Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u, delillerimiz ve karşı konulamaz potansiyel olarak, karşılarına çıkardık.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 45. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 46. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 46. ayet. إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ

    ilâ fir`avne vemeleihî festekberû vekânû ḳavmen `âlîn.

    Ahmed Hulusi

    Firavun'a ve onun ileri gelenlerine. . . Sadece kibirlilik tasladılar ve baş eğmeyen bir topluluk oldular.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 46. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 47. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 47. ayet. فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَٰبِدُونَ

    feḳâlû enü'minü libeşerayni miŝlinâ veḳavmühümâ lenâ `âbidûn.

    Ahmed Hulusi

    Hatta şöyle dediler: "Onların halkı bize kulluk ederken, bizim benzerimiz olan iki beşere mi iman edeceğiz?"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 47. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 48. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 48. ayet. فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ

    fekeẕẕebûhümâ fekânû mine-lmühlekîn.

    Ahmed Hulusi

    O ikisini yalanladılar; bu yüzden de yok edilenlerden oldular.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 48. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 49. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 49. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

    veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe le`allehüm yehtedûn.

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki, (İsrailoğulları) hakikate ersinler diye Musa'ya hakikat BİLGİsini verdik.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 49. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 50. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 50. ayet. وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةً وَءَاوَيْنَٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ

    vece`alne-bne meryeme veümmehû âyetev veâveynâhümâ ilâ rabvetin ẕâti ḳarâriv veme`în.

    Ahmed Hulusi

    Meryemoğlu'nu ve anasını bir mucize kıldık. . . Ve o ikisini akarsuyu olan yüksek bir yere yerleştirdik.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 50. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 51. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 51. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَٰلِحًا إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

    yâ eyyühe-rrusülü külû mine-ṭṭayyibâti va`melû ṣâliḥâ. innî bimâ ta`melûne `alîm.

    Ahmed Hulusi

    Ey Rasuller. . . Temiz gıdalardan yeyin ve yararlı fiiller yapın. . . Muhakkak ki Ben, amellerinizi Aliym'im (amellerinizin karşılığı var).

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 51. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 52. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 52. ayet. وَإِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ

    veinne hâẕihî ümmetüküm ümmetev vâḥidetev veenâ rabbüküm fetteḳûn.

    Ahmed Hulusi

    İşte şu tek bir ümmet olarak, sizin toplumunuzdur. . . Ben de sizin Rabbinizim, o halde (yaşatabileceklerimden) korunun!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 52. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 53. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 53. ayet. فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

    feteḳaṭṭa`û emrahüm beynehüm zübürâ. küllü ḥizbim bimâ ledeyhim feriḥûn.

    Ahmed Hulusi

    (Din - sistem tek iken) onlar muhtelif yorumlar halinde aralarında işlerini parçaladılar. . . Her grup kendi kabul ettikleriyle hoşnuttur.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 53. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 54. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 54. ayet. فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    feẕerhüm fî gamratihim ḥattâ ḥîn.

    Ahmed Hulusi

    Bir süre onları kozaları içinde bırak!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 54. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 55. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 55. ayet. أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍ وَبَنِينَ

    eyaḥsebûne ennemâ nümiddühüm bihî mim mâliv vebenîn.

    Ahmed Hulusi

    Sanıyorlar mı ki, zenginlik ve oğulları (dünya hayatının süslerini) kendilerine vermekle;

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 55. ayet

  12. Mü'minûn suresi, 56. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 56. ayet. نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ بَل لَّا يَشْعُرُونَ

    nüsâri`u lehüm fi-lḫayrât. bel lâ yeş`urûn.

    Ahmed Hulusi

    Onlar için hayırlar (olsun diye) koşuşturuyoruz! Hayır, onlar farkında değiller!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 56. ayet

Hayır işlerine koşuşanlar 57–62

  1. Mü'minûn suresi, 57. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 57. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ هُم مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

    inne-lleẕîne hüm min ḫaşyeti rabbihim müşfiḳûn.

    Ahmed Hulusi

    Onlar ki Rablerinin haşyetinden titreyenlerdir (hakikati müşahede sonucu).

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 57. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 58. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 58. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ

    velleẕîne hüm biâyâti rabbihim yü'minûn.

    Ahmed Hulusi

    Onlar ki varlıklarındaki Rablerinin işaretlerine iman edenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 58. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 59. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 59. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ

    velleẕîne hüm birabbihim lâ yüşrikûn.

    Ahmed Hulusi

    Onlar ki Rablerine ortak koşmayanlardır (kendilerinde açığa çıkanın Rablerinin Esma'sı olduğu bilincindedirler - fenafillah).

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 59. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 60. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 60. ayet. وَٱلَّذِينَ يُؤْتُونَ مَآ ءَاتَوا۟ وَّقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَٰجِعُونَ

    velleẕîne yü'tûne mâ âtev veḳulûbühüm veciletün ennehüm ilâ rabbihim râci`ûn.

    Ahmed Hulusi

    Onlar ki verdiklerini, Rablerine rücu edecekleri düşüncesiyle verirler.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 60. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 61. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 61. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَهُمْ لَهَا سَٰبِقُونَ

    ülâike yüsâri`ûne fi-lḫayrâti vehüm lehâ sâbiḳûn.

    Ahmed Hulusi

    İşte onlar hayırlar için yarışırlar. . . Onlar hayır yapma yarışında öne geçenlerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 61. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 62. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 62. ayet. وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَٰبٌ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    velâ nükellifü nefsen illâ vus`ahâ veledeynâ kitâbüy yenṭiḳu bilḥaḳḳi vehüm lâ yużlemûn.

    Ahmed Hulusi

    Hiçbir bilince kapasitesinin üstündekini teklif etmeyiz. . . Hak olarak açığa çıkan (her birimin yaratılış amacına göre hak ettiğini gösteren) BİLGİ vardır. . . Onlara haksızlık yapılmaz!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 62. ayet

Kalplerin gafleti ve gelen azap 63–77

  1. Mü'minûn suresi, 63. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 63. ayet. بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍ مِّنْ هَٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَٰلٌ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَٰمِلُونَ

    bel ḳulûbühüm fî gamratim min hâẕâ velehüm a`mâlüm min dûni ẕâlike hüm lehâ `âmilûn.

    Ahmed Hulusi

    Fakat onların şuurları bundan koza içindedir. . . Bundan başka (nefsani dürtülerle, bedensel zaaflarla) yapageldikleri o işler de vardır.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 63. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 64. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 64. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ

    ḥattâ iẕâ eḫaẕnâ mütrafîhim bil`aẕâbi iẕâ hüm yec'erûn.

    Ahmed Hulusi

    Nihayet onların pişmanlıktan doğan itirafları içinde azaplarıyla yakaladığımızda, hemen yalvara-yakara feryat ederler.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 64. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 65. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 65. ayet. لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ

    lâ tec'erü-lyevme inneküm minnâ lâ tünṣarûn.

    Ahmed Hulusi

    "Bugün feryat etmeyin! Muhakkak ki siz bizden yardım alamazsınız!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 65. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 66. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 66. ayet. قَدْ كَانَتْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ تَنكِصُونَ

    ḳad kânet âyâtî tütlâ `aleyküm feküntüm `alâ a`ḳâbiküm tenkisûn.

    Ahmed Hulusi

    "İşaretlerim size bildiriliyordu da, siz topuklarınız üzerine gerisin geri dönüyordunuz. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 66. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 67. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 67. ayet. مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَٰمِرًا تَهْجُرُونَ

    müstekbirîne bih. sâmiran tehcürûn.

    Ahmed Hulusi

    "Ona, kibir taslayarak, geceleri hezeyan yaşıyordunuz!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 67. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 68. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 68. ayet. أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    efelem yeddebberü-lḳavle em câehüm mâ lem ye'ti âbâehümü-l'evvelîn.

    Ahmed Hulusi

    O sözü gereğince düşünmediler mi? Yoksa atalarına gelmemiş bir şey kendilerine ilk defa mı geldi?

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 68. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 69. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 69. ayet. أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ

    em lem ya`rifû rasûlehüm fehüm lehû münkirûn.

    Ahmed Hulusi

    Yoksa Rasulleri tanımadıkları biri de, (bu yüzden) Onu inkar mı ediyorlar?

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 69. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 70. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 70. ayet. أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَٰرِهُونَ

    em yeḳûlûne bihî cinneh. bel câehüm bilḥaḳḳi veekŝeruhüm lilḥaḳḳi kârihûn.

    Ahmed Hulusi

    Yoksa: "Onda bir cinnet var" mı diyorlar? Bilakis, O kendilerine Hak olarak gelmiştir! Onların çoğunluğu Hak'tan hoşlanmazlar!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 70. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 71. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 71. ayet. وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ

    velevi-ttebe`a-lḥaḳḳu ehvâehüm lefesedeti-ssemâvâtü vel'arḍu vemen fîhinn. bel eteynâhüm biẕikrihim fehüm `an ẕikrihim mü`riḍûn.

    Ahmed Hulusi

    Eğer Hak onların hevalarına tabi olsaydı; Semalar, Arz ve onların arasında ne varsa elbette bozulur giderdi. . . Hayır, onlara Zikirlerini (hakikatlerini hatırlatan bilgiyi) verdik. . . Onlar kendi Zikirlerinden (hakikatlerinin bilgisinden) yüz çeviricilerdir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 71. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 72. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 72. ayet. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ

    em tes'elühüm ḫarcen feḫarâcü rabbike ḫayr. vehüve ḫayru-rrâziḳîn.

    Ahmed Hulusi

    Yoksa onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin bağışı daha hayırlıdır. . . O, yaşam gıdasıyla besleyen, en hayırlı olandır.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 72. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 73. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 73. ayet. وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    veinneke leted`ûhüm ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki sen, onları sırat-ı müstakime davet edersin.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 73. ayet

  12. Mü'minûn suresi, 74. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 74. ayet. وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَٰكِبُونَ

    veinne-lleẕîne lâ yü'minûne bil'âḫirati `ani-ṣṣirâṭi lenâkibûn.

    Ahmed Hulusi

    Sonsuz geleceklerine iman etmeyenler, o sırattan sapıyorlar.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 74. ayet

  13. Mü'minûn suresi, 75. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 75. ayet. وَلَوْ رَحِمْنَٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

    velev raḥimnâhüm vekeşefnâ mâ bihim min ḍurril leleccû fî ṭugyânihim ya`mehûn.

    Ahmed Hulusi

    Eğer onlara merhamet edip de kendilerinden sıkıntılı hallerini kaldırsak, mutlaka kör ve şaşkın halde, tuğyanları (hakikatlerine başkaldırı) içinde kalmaya devam ederler.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 75. ayet

  14. Mü'minûn suresi, 76. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 76. ayet. وَلَقَدْ أَخَذْنَٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ

    veleḳad eḫaẕnâhüm bil`aẕâbi feme-stekânû lirabbihim vemâ yeteḍarra`ûn.

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki onları azap ile yakaladık. . . Rablerine boyun eğmediler ve yakarmadılar!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 76. ayet

  15. Mü'minûn suresi, 77. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 77. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ

    ḥattâ iẕâ fetaḥnâ `aleyhim bâben ẕâ `aẕâbin şedîdin iẕâ hüm fîhi müblisûn.

    Ahmed Hulusi

    Nihayet üzerlerine şiddetli bir azap sahibi bir kapı açtığımızda, birdenbire o azabın içinde ümitsiz kalıverirler.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 77. ayet

Kulak, göz ve gönül; "Allah'ındır diyecekler" 78–92

  1. Mü'minûn suresi, 78. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 78. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

    vehüve-lleẕî enşee lekümü-ssem`a vel'ebṣâra vel'ef'ideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.

    Ahmed Hulusi

    "HU"dur ki; sizin için sem' (algılama melekesi), basarlar (gözler) ve fuadlar (Esma mana özelliklerini şuura yansıtıcılar - kalp nöronları) inşa etti. . . Ne az şükrediyorsunuz!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 78. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 79. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 79. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

    vehüve-lleẕî ẕera'eküm fi-l'arḍi veileyhi tuḥşerûn.

    Ahmed Hulusi

    "HU"dur ki; sizi arzda (bedende) yaratıp çoğalttı. . . O'na haşr olunacaksınız!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 79. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 80. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 80. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    vehüve-lleẕî yuḥyî veyümîtü velehu-ḫtilâfü-lleyli vennehâr. efelâ ta`ḳilûn.

    Ahmed Hulusi

    "HU"dur dirilten ve öldüren. . . Gece ve gündüzün dönüşümü O'nun içindir. . . Hala aklınız ermiyor mu?

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 80. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 81. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 81. ayet. بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ

    bel ḳâlû miŝle mâ ḳâle-l'evvelûn.

    Ahmed Hulusi

    Ne var ki, onlar da öncekilerin söylediğinin benzerini söylediler.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 81. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 82. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 82. ayet. قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    ḳâlû eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Ölüp, toprak ve kemikler olduğumuzda gerçekten yeni bir yapıyla yaşama devam edecek miyiz?"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 82. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 83. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 83. ayet. لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

    leḳad vu`idnâ naḥnü veâbâünâ hâẕâ min ḳablü in hâẕâ illâ esâṭîru-l'evvelîn.

    Ahmed Hulusi

    "Andolsun ki biz de bizden önceki atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değil. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 83. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 84. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 84. ayet. قُل لِّمَنِ ٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهَآ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    ḳul limeni-l'arḍu vemen fîhâ in küntüm ta`lemûn.

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Kim içindir arz ve onda olan kim? Eğer biliyorsanız (söyleyin). "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 84. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 85. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 85. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    seyeḳûlûne lillâh. ḳul efelâ teẕekkerûn.

    Ahmed Hulusi

    "Allah içindir", diyecekler! De ki: "Hala düşünüp değerlendirmeyecek misiniz?"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 85. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 86. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 86. ayet. قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلسَّبْعِ وَرَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ

    ḳul mer rabbü-ssemâvâti-sseb`i verabbü-l`arşi-l`ażîm.

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Yedi semanın Rabbi ve Aziym Arş'ın Rabbi kimdir?"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 86. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 87. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 87. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    seyeḳûlûne lillâh. ḳul efelâ tetteḳûn.

    Ahmed Hulusi

    "Allah içindir", diyecekler! De ki: "O halde korkup korunmaz mısınız?"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 87. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 88. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 88. ayet. قُلْ مَنۢ بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    ḳul mem biyedihî melekûtü külli şey'iv vehüve yücîru velâ yücâru `aleyhi in küntüm ta`lemûn.

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Her şeyin melekutu (derunu - içselliği), (ilim - kudret) elinde olan, (varlığıyla bizatihi her şeyi) himaye edip koruyan, fakat kendisi korunmayan kimdir? Varsa ilminiz konuşun!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 88. ayet

  12. Mü'minûn suresi, 89. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 89. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ

    seyeḳûlûne lillâh. ḳul feennâ tüsḥarûn.

    Ahmed Hulusi

    "Allah içindir", diyecekler! De ki: "Nasıl oluyor da (dünyanızla) büyüleniyorsunuz?"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 89. ayet

  13. Mü'minûn suresi, 90. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 90. ayet. بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِٱلْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ

    bel eteynâhüm bilḥaḳḳi veinnehüm lekâẕibûn.

    Ahmed Hulusi

    Hayır, biz onlara Hak olarak geldik. . . Onlarsa kesinlikle yalancılardır.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 90. ayet

  14. Mü'minûn suresi, 91. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 91. ayet. مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنْ إِلَٰهٍ إِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَٰهٍۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

    me-tteḫaẕe-llâhü miv velediv vemâ kâne me`ahû min ilâhin iẕel leẕehebe küllü ilâhim bimâ ḫaleḳa vele`alâ ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍ. sübḥâne-llâhi `ammâ yeṣifûn.

    Ahmed Hulusi

    Allah çocuk edinmez! O yanı sıra bir tanrı da yoktur! Öyle olsaydı, her bir tanrı yarattığı ile bir yana gider; kimi kimine üstün gelirdi! Allah onların tanımlamalarından Subhan'dır (ötedir)!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 91. ayet

  15. Mü'minûn suresi, 92. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 92. ayet. عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    `âlimi-lgaybi veşşehâdeti fete`âlâ `ammâ yüşrikûn.

    Ahmed Hulusi

    Gaybı da şehadeti de Bilen'dir. . . Onların ortak koşmalarından yücedir!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 92. ayet

Dua ve sığınma 93–98

  1. Mü'minûn suresi, 93. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 93. ayet. قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ

    ḳur rabbi immâ türiyennî mâ yû`adûn.

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Rabbim, eğer onlara tehdit olundukları şeyi bana göstereceksen. . . "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 93. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 94. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 94. ayet. رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِى فِى ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

    rabbi felâ tec`alnî fi-lḳavmi-żżâlimîn.

    Ahmed Hulusi

    "O zaman beni zalimler kavmi içinde tutma Rabbim!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 94. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 95. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 95. ayet. وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَٰدِرُونَ

    veinnâ `alâ en nüriyeke mâ ne`idühüm leḳâdirûn.

    Ahmed Hulusi

    Doğrusu biz, onları tehdit ediyor olduğumuz şeyi sana gösterecek güce sahibiz!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 95. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 96. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 96. ayet. ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ٱلسَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ

    idfa` billetî hiye aḥsenü-sseyyieh. naḥnü a`lemü bimâ yeṣifûn.

    Ahmed Hulusi

    Kötülüğü (batılı, göreselliği) en güzel olan (Hak, sistem bilinci) ile defet! Onların (seni) tanımlamalarını biliriz.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 96. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 97. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 97. ayet. وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَٰتِ ٱلشَّيَٰطِينِ

    veḳur rabbi e`ûẕü bike min hemezâti-şşeyâṭîn.

    Ahmed Hulusi

    Ve de ki: "Rabbim! (bedenselliğe çeken) şeytanların vesveselerinden sana (hakikatimdeki koruyucu Esma'na) sığınırım. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 97. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 98. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 98. ayet. وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ

    vee`ûẕü bike rabbi ey yaḥḍurûn.

    Ahmed Hulusi

    "Ve sana (hakikatimdeki koruyucu Esma'na) sığınırım Rabbim, çevremde bulunmalarından. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 98. ayet

Ölüm, berzah, sûr ve hesap 99–118

  1. Mü'minûn suresi, 99. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 99. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ٱرْجِعُونِ

    ḥattâ iẕâ câe eḥadehümü-lmevtü ḳâle rabbi-rci`ûn.

    Ahmed Hulusi

    Nihayet onlardan birine ölüm geldiğinde dedi ki: "Rabbim beni (dünya yaşamına) geri döndür. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 99. ayet

  2. Mü'minûn suresi, 100. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 100. ayet. لَعَلِّىٓ أَعْمَلُ صَٰلِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّآ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا وَمِن وَرَآئِهِم بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    le`allî a`melü ṣâliḥan fîmâ teraktü kellâ. innehâ kelimetün hüve ḳâilühâ. vemiv verâihim berzeḫun ilâ yevmi yüb`aŝûn.

    Ahmed Hulusi

    "Ta ki (önemsemeyip) uygulamadığım şeylerde (iman üzere yaşamda, kuvveden fiile çıkarmadıklarımda) sonsuz geleceğime yararlı çalışmalar yapayım!". . . Hayır (geri dönüş asla mümkün değil)! Öyle bir şey söyler ki geçerliliği yoktur (sistemde yeri yoktur)! Arkalarında yeniden ba's olunacakları sürece kadar, bir berzah (boyutsal farklılık) vardır (geri dönemezler; reenkarnasyon da {ikinci defa dünya yaşamı} mümkün değildir)!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 100. ayet

  3. Mü'minûn suresi, 101. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 101. ayet. فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ

    feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri felâ ensâbe beynehüm yevmeiẕiv velâ yetesâelûn.

    Ahmed Hulusi

    Sur'a üflendiğinde (yeni bir ba's için süreç başladığında), o gün aralarında nispetler (beşeri mensubiyetler, akrabalıklar, etiketler; dünyada birbirlerini tanımalarını sağlayan görünümleri) olmayacak! Sualleşmezler de (dünyadaki nispetlere/iletişime göre birbirlerini sormazlar da).

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 101. ayet

  4. Mü'minûn suresi, 102. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 102. ayet. فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    femen ŝeḳulet mevâzînühû feülâike hümü-lmüfliḥûn.

    Ahmed Hulusi

    Kimin ölçüm değerleri (tartısı) ağır gelirse, işte onlar kurtulacakların ta kendileridir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 102. ayet

  5. Mü'minûn suresi, 103. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 103. ayet. وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَٰلِدُونَ

    vemen ḫaffet mevâzînühû feülâike-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm fî cehenneme ḫâlidûn.

    Ahmed Hulusi

    Kimin ölçüm değerleri hafif gelirse, onlar da nefslerini hüsrana uğratanların ta kendileridir. . . Yanma ortamında sonsuza dek kalırlar!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 103. ayet

  6. Mü'minûn suresi, 104. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 104. ayet. تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَٰلِحُونَ

    telfeḥu vucûhehümü-nnâru vehüm fîhâ kâliḥûn.

    Ahmed Hulusi

    Onların vechlerini o ateş yalar. . . Onların suratları orada azapla gerilip dişleri öne fırlar!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 104. ayet

  7. Mü'minûn suresi, 105. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 105. ayet. أَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

    elem tekün âyâtî tütlâ `aleyküm feküntüm bihâ tükeẕẕibûn.

    Ahmed Hulusi

    "İşaretlerim size bildirilmedi mi? Ve siz onları yalanlamadınız mı?"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 105. ayet

  8. Mü'minûn suresi, 106. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 106. ayet. قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَآلِّينَ

    ḳâlû rabbenâ galebet `aleynâ şiḳvetünâ vekünnâ ḳavmen ḍâllîn.

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Rabbimiz! Mutsuzluğa yol açan arzularımız ağır bastı; sapıp kaybolmuş bir topluluk olduk. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 106. ayet

  9. Mü'minûn suresi, 107. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 107. ayet. رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَٰلِمُونَ

    rabbenâ aḫricnâ minhâ fein `udnâ feinnâ żâlimûn.

    Ahmed Hulusi

    "Rabbimiz. . . Çıkar bizi oradan. . . Eğer döner (aynısını yapar) isek, muhakkak biz zalimleriz. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 107. ayet

  10. Mü'minûn suresi, 108. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 108. ayet. قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

    ḳâle-ḫseû fîhâ velâ tükellimûn.

    Ahmed Hulusi

    Dedi ki: "Sinin orada. . . Bana da yönelmeyin!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 108. ayet

  11. Mü'minûn suresi, 109. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 109. ayet. إِنَّهُۥ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    innehû kâne ferîḳum min `ibâdî yeḳûlûne rabbenâ âmennâ fagfir lenâ verḥamnâ veente ḫayru-rrâḥimîn.

    Ahmed Hulusi

    "Gerçek şu ki kullarımdan bir kısmı: 'Rabbimiz, iman ettik. . . Bizi mağfiret et ve bize rahmet et. . . Sen Rahıym olanların en hayırlısısın' derlerdi (de). . . "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 109. ayet

  12. Mü'minûn suresi, 110. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 110. ayet. فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰٓ أَنسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ

    fetteḫaẕtümûhüm siḫriyyen ḥattâ ensevküm ẕikrî veküntüm minhüm taḍḥakûn.

    Ahmed Hulusi

    "Siz onları alaya aldınız! Hatta (bu haliniz) Zikrimi (hakikatinizdeki varlığımı hatırlamayı) size unutturdu! Siz onlara gülüyordunuz. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 110. ayet

  13. Mü'minûn suresi, 111. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 111. ayet. إِنِّى جَزَيْتُهُمُ ٱلْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ

    innî cezeytühümü-lyevme bimâ ṣaberû ennehüm hümü-lfâizûn.

    Ahmed Hulusi

    "Muhakkak ki sabretmelerinin karşılığını onlara bugün Ben verdim. . . Ki onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. "

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 111. ayet

  14. Mü'minûn suresi, 112. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 112. ayet. قَٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ

    ḳâle kem lebiŝtüm fi-l'arḍi `adede sinîn.

    Ahmed Hulusi

    Dedi ki: "Arz içinde (beden yaşamında) kaç sene kaldınız?"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 112. ayet

  15. Mü'minûn suresi, 113. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 113. ayet. قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ

    ḳâlû lebiŝnâ yevmen ev ba`ḍa yevmin fes'eli-l`âddîn.

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Bir gün ya da günün birazı kaldık. . . Sayanlara sor!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 113. ayet

  16. Mü'minûn suresi, 114. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 114. ayet. قَٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    ḳâle il lebiŝtüm illâ ḳalîlel lev enneküm küntüm ta`lemûn.

    Ahmed Hulusi

    Dedi ki: "Ancak az (bir süre) kaldınız, eğer gerçekten bilseydiniz!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 114. ayet

  17. Mü'minûn suresi, 115. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 115. ayet. أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَٰكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

    efeḥasibtüm ennemâ ḫalaḳnâküm `abeŝev veenneküm ileynâ lâ türce`ûn.

    Ahmed Hulusi

    "Sizi boş yere yarattığımızı ve sizin gerçekten bize rücu ettirilmeyeceğinizi mi sandınız?"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 115. ayet

  18. Mü'minûn suresi, 116. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 116. ayet. فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ

    fete`âle-llâhü-lmelikü-lḥaḳḳ. lâ ilâhe illâ hû. rabbü-l`arşi-lkerîm.

    Ahmed Hulusi

    Melik ve Hak olan Allah pek yücedir! Tanrı yoktur, sadece "HU"! Keriym Arş'ın Rabbidir.

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 116. ayet

  19. Mü'minûn suresi, 117. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 117. ayet. وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَٰفِرُونَ

    vemey yed`u me`a-llâhi ilâhen âḫara lâ bürhâne lehû bihî feinnemâ ḥisâbühû `inde rabbih. innehû lâ yüfliḥu-lkâfirûn.

    Ahmed Hulusi

    Kim Allah ile yanı sıra başka tanrıya yönelirse -ki o konuda hiçbir kanıtı olamaz- onun getirisi ancak Rabbinin indindedir. . . Muhakkak ki hakikat bilgisini inkar edenler kurtuluşa eremezler!

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 117. ayet

  20. Mü'minûn suresi, 118. ayet — tek başına aç

    Mü'minûn suresi, 118. ayet. وَقُل رَّبِّ ٱغْفِرْ وَٱرْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    veḳur rabbi-gfir verḥam veente ḫayru-rrâḥimîn.

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Rabbim, mağfiret ve merhamet et! Sen Rahıym olanların en hayırlısısın!"

    Ayet detayı — Mü'minûn suresi, 118. ayet