Diyanet İşleri
(55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!
Mü'minûn suresi
Mü'minûn suresi, 56. ayet. نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ بَل لَّا يَشْعُرُونَ
nüsâri`u lehüm fi-lḫayrât. bel lâ yeş`urûn.
(55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ, Hârûn ve Îsâ; tek din Mü'minûn 45–56 3
(İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.
Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!
(55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!
Rablerinin azametinden korkup titreyenler,
Rablerinin ayetlerine inananlar,
Rablerine ortak koşmayanlar,
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 55–56. ayetler için yazılmıştır.
55-56. “Kendilerine mal ve oğullar veriyoruz diye onların iyiliğine koşturduğumuzu mu sanıyorlar?” Yani bunlar kendilerine çokça mal ve evlat verişimizin, kendilerinin hayır üzere ve bahtiyar kimseler olduklarının, dünya ve âhirette kendilerini hayrın beklediğinin delili olduğunu mu sanıyorlar? Ancak durum onların zannettikleri gibi değildir. “Hayır, onlar (gerçeğin) farkında değiller.” Kendilerine mühlet versek bile onları ihmal etmeyeceğimizin farkında değiller. Bizim onlara mühlet verişimiz günahları daha da artsın, âhiretteki cezaları çoğalsın, kendilerine verilenler dolayısı ile şımarsınlar diyedir. “Nihâyet kendilerine verilenler dolayısı ile şımarınca ansızın onları (azapla) yakalayıverdik.” (el-En’am, 6/44)
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Elindeki ile sevinip duran bu gruplar dünya hayatında kendilerine vermiş olduğumuz mal ve evlatları hak ettikleri iyiliklerin bir an önce verilmiş karşılığı mı zannediyorlar? Hayır! Durum onların zannettiği gibi değildir. Biz onlara, bunları ancak bir oyalama ve onları bu şekilde tutmak için veriyoruz. Fakat onlar, bunun farkında değillerdir.
Aynı kök: سرع (23 geçiş) · Ortak kavram: Hayır
Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar…
Aynı kök: سرع (23 geçiş) · Ortak kavram: Hayır
Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya'yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır…
Aynı kök: سرع (23 geçiş) · Ortak kavram: Hayır
İşte bunlar hayır işlerine koşuşurlar ve o uğurda öne geçerler.
Aynı kök: شعر (40 geçiş) · Ortak kavram: Hayır
Şüphesiz Safa ile Merve, Allah'ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kabe'yi ziyaret eder ve onları da tavaf…
Aynı kök: شعر (40 geçiş) · Ortak kavram: Hayır
Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah'ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış…
Aynı kök: شعر (40 geçiş)
Bunlar Allah'ı ve mü'minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.
Ortak kavram: Hayır
Musa, kavmine dedi ki: "Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilah edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün…
Ortak kavram: Hayır
Hani, "Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O halde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek,…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(55, 56) Onlara verdiğimiz servet ve çocuklar ile kendilerine iyilik noktasında yardım ettiğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Onlar (işin) farkına varamıyorlar.
Bizim kendilerinin (mevcut hallerini) onayladığımızı sanıyorlar, öyle mi? Asla! Fakat onlar (bunun bile) farkında değiller.
onları (kendi anlayışlarına göre) iyi ve yararlı (bildikleri) şeylerde yarıştırmak (istiyoruz)? Hayır, onlar (yanıldıklarının) farkında değiller!
Onlar için hayırlar (olsun diye) koşuşturuyoruz! Hayır, onlar farkında değiller!
Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.
kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
Onların iyiliklerine mi koşuyoruz? Hayır! Ayırdında değiller.
- Kendilerine mal ve çocuklar vererek, onlara iyiliklerde bulunmaya acele ettiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, farkında değiller.
Onların iyiliğine koşuyoruz? Hayır, farkında değiller.
Onların iyiliğine koşuyoruz? Hayır, farkında değiller.
Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
Hayırlarını çabuklaştırdığımızı mı sanıyorlar? Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.
Hayırlarını çabuklaştırdığımızı mı sanıyorlar. Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.
Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.
Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.
(55-56) Onlar kendilerine imdad etdiğimiz (verdiğimiz) mal ve evlad ile bizim hayırlarına acele etdiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, onlar (işin) farkına varmıyorlar.
İyiliklerde onlar için acele davranmaktayız. Hayır farkında değiller.
(51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.
İyiliklerinde acele ediyoruz. Asla! Fakat onlar anlamıyorlar.
Onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, (bu verdiğimiz dünya ni'metleri, onlar için bir imtihandır, fakat onlar) farkında değiller.
onların iyilikleri için mi koşturuyoruz! Hayır, aslında kavramıyorlar dipnot 1 .
Bu iyilikleri yalnız onlar için mi yapıyoruz? Hayır, kavrayamıyorlar.
İyiliklerde onlara acele davranıyoruz. Hayır, onlar, (bunu) farkına varmıyorlar.
İyiliklerde onlara acele davranıyoruz. Hayır, onlar, ne yaptıklarının farkında değiller.
Ve iyiliklerine koşuyoruz. Hayır, farkında olmuyorlar.
We are pleased with their perverted adoration and by consequence hasten on to make all Our grace deservedly abound in them! To the contrary We give them enough rope to allow them free scope of action to commit themselves, but they do not have enough insight to look beneath the surface nor do they apprehend such matters with their senses.
We race to give them good things? They really have no idea!
We would hasten them on in every good? Nay, they do not understand.
We are busy lavishing on them all kinds of good? Nay, they do not perceive the reality of the matter. dipnot 1
We are hastening to them with good things? No indeed, but they have no awareness!
We hasten unto them with good things. Nay, [it is a Fitnah (trial) in this worldly life so that they will have no share of good things in the Hereafter] but they perceive not. [Tafsir Al-Qurtubi].
We are eager to bring them good? Rather they are not aware!
We are in a hurry to do them good? Nay, but they do not realise (the true state of things).
We vie in good works for them? Nay, but they are not aware.
that they will also be showered with goodies in the Hereafter? Not at all; they do not get it.
of wealth and children, we hasten to them as good things - nay, but they do not perceive!
We are quick to give them the good things. But they do not perceive.
for their good? But they do not understand.
Think they that in the wealth and children, wherewith We provide them
We (provide them) swiftly with charitable (benefits)? No indeed, (but) they are not aware.
We hasten unto them with good things? Nay, but they perceive not.
We are hastening to reward them for good deeds? No. They do not comprehend.
We [but want to] make them vie with one another in doing [what they consider] good works? Nay, but they do not perceive [their error]!
that We hasten to ˹honour˺ them ˹with˺ all kinds of good? No! They are not aware.
We are quick to give them the good things. But they do not perceive.
we must be showering them with blessings? Indeed, they have no idea.
Is [because] We hasten for them good things? Rather, they do not perceive.
We hasten for them good things? The truth is, they perceive not.
We are being swift to them with good things? Nay, but they perceive not.
We would quicken every good (thing) upon them? No! They do not understand.
We are accelerating the (real) good things to them? The fact, however, is that they do not understand (the reality).
We are quick to give them the good things. But they do not perceive.