Diyanet İşleri
(45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.
Mü'minûn suresi · 45–56. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Mü'minûn suresi, 45. ayet. ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَٰرُونَ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
(45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.
(45, 46) Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve yöneticilerine göndermiştik. Fakat onlar, kibirlenmiş ve yücelik taslayan bir toplum olmuşlardı.
Daha sonra, Musa ve kardeşi Harun'u mesajlarımızla ve kendilerini açık ara önde kılan bir güçle,
Ve sonra, Musa ve kardeşi Harun'u, mesajlarımızla ve apaçık bir yetkiyle
Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u, delillerimiz ve karşı konulamaz potansiyel olarak, karşılarına çıkardık.
Sonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u âyetlerimizle ve apaçık delillerle gönderdik.
Sonra, Musa ve kardeşi Harun'u, ayetlerimizle ve apaçık bir kanıtla gönderdik.
- Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve ileri gelenlerine ayetlerimizle ve kesin delillerimizle gönderdik. Kibirlendiler ve zaten büyüklük taslayan bir topluluktular.
Sonra biz, Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
Sonra biz, Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
Sonra bir takım ayetlerimiz ve açık bir ferman ile Musa'yı ve kardeşi Harun'u gönderdik.
Sonra bir takım ayetlerimiz ve açık bir ferman ile Musayı ve kardeşi Harunu gönderdik
Sonra da Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir görevle gönderdik;
Sonra da Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir görevle gönderdik;
Sonra da Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir görevle gönderdik;
Sonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
(45-46) Daha sonra Musayi ve biraderi Harunu bunca mucizelerimizle ve apaçık hüccetimizle Fir'avne ve onun ileri gelenlerine gönderdik de (iman etmeyi bir türlü) kibirlerine yediremediler. Onlar mütekebbir ve müstebid adamlardı.
Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık delillerle gönderdik.
(45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.
Sonra Mûsâ'yı ve kardeşi Hârûn'u ayetlerimizle ve apaçık delillerle gönderdik.
Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik;
Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle /mucizelerimizle, apaçık ve güçlü bir delil ile elçi olarak gönderdik.
Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve açık bir kanıtla elçi gönderdik,
Sonra, Musa ve kardeşi Harun’u ayetlerimiz ve apaçık bir delil ile göndermiştik.
Sonra, Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimiz ve apaçık belge ile göndermiştik.
Sonra, Musa ile kardeşi Harun'u mucizelerimizle, açık bir kanıtla gönderdik;
Mü'minûn suresi, 46. ayet. إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ
(45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.
(45, 46) Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve yöneticilerine göndermiştik. Fakat onlar, kibirlenmiş ve yücelik taslayan bir toplum olmuşlardı.
Firavun ve onun önde gelen çevresine gönderdik; çünkü onlar büyüklük taslamıştılar; zaten öteden beri hep tepeden bakan bir güruhtular.
Firavun ve onun seçkinler çevresine gönderdik; fakat bunlar büyüklük tasladılar; zaten (oldum olası) kendilerini büyük gören bir toplumdu bunlar.
Firavun'a ve onun ileri gelenlerine. . . Sadece kibirlilik tasladılar ve baş eğmeyen bir topluluk oldular.
Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen, zorba' bir topluluktu.
Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Onlar ise kibire kapıldılar ve ululuk taslayan bir kavim oldular.
Firavun ve ileri gelenlerine. Fakat büyüklük tasladılar. Çünkü onlar, kendilerini büyük gören bir toplumdu.
- Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve ileri gelenlerine ayetlerimizle ve kesin delillerimizle gönderdik. Kibirlendiler ve zaten büyüklük taslayan bir topluluktular.
Firavun ve ileri gelen takımına... Ancak onlar büyüklendiler. Onlar küstah bir topluluk olmuştu.
Firavun ve ileri gelen takımına... Ancak onlar büyüklendiler. Onlar küstah bir topluluk olmuştu.
Firavun'a ve ileri gelenlerine. Fakat bunlar, kibirlerine yediremediler ve zaten dik başlı bir topluluk idiler.
Fir'avna ve cem'ıyyetine de bunlar kibirlerine yediremediler ve dik başlı bir kavm idiler
Firavun ve melelerine. Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir halk oldular.
Firavun ve melelerine dipnot 1 . Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir halk oldular.
Firavun ve melelerine dipnot 1 . Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir toplum oldular.
Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen, zorba' bir topluluktu.
(45-46) Daha sonra Musayi ve biraderi Harunu bunca mucizelerimizle ve apaçık hüccetimizle Fir'avne ve onun ileri gelenlerine gönderdik de (iman etmeyi bir türlü) kibirlerine yediremediler. Onlar mütekebbir ve müstebid adamlardı.
Firavun'a ve erkanına. Bunun üzerine büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.
(45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.
Firavun’a ve ileri gelenlerine. Ama onlar büyüklük tasladılar. Zaten onlar kendilerini üstün sayan bir topluluktu.
Fir'avn'e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.
Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik; fakat onlar kibirlendiler. Çünkü onlar kendilerini üstün gören bir topluluktu.
Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Hemen kendilerini büyük göstermeye çalıştılar. Onlar kibirli bir topluluktu.
Firavun’a ve çevresine. Ama onlar, büyüklendiler. Zaten (insanlara) üstünlük taslayan bir kavim idiler.
Firavun'a ve çevresine. Ama onlar, büyüklendiler, zaten mağrur bir kavim idiler.
Firavun'a ve kodamanlarına. Ancak kibre saptılar, çünkü kendilerini büyük gören bir topluluktu onlar.
Mü'minûn suresi, 47. ayet. فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَٰبِدُونَ
Bu yüzden, "Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız" dediler.
Onlar şöyle demişlerdi: "Toplumları bize kölelik ederken, bizim gibi olan bu iki insana inanır mıyız hiç!" dipnot 1
İşte onlar dediler ki; "Ne yani, o ikisinin kavmi bizim kölelerimiz olduğu halde, biz bizim gibi iki ölümlü insana mı inanalım?"
Nitekim şöyle dediler: "Soydaşları bizim kölelerimiz olduğu halde, bizim gibi ölümlü olan bu iki insana mı inanacağız yani?"
Hatta şöyle dediler: "Onların halkı bize kulluk ederken, bizim benzerimiz olan iki beşere mi iman edeceğiz?"
Dediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar."
Bu yüzden: "Kavimleri bize kölelik edip dururken, bizim gibi iki insana mı iman edeceğiz?" demişlerdi.
Şöyle dediler: "Onların toplumu bize hizmet ederken, bizler gibi iki insanoğluna mı inanacağız?"
Bu yüzden dediler ki: "Kavimleri bize kölelik ederken, bizim gibi olan bu iki adama inanır mıyız?"
"O ikisinin halkı bize kölelik ederken şimdi biz tutup bizim gibi iki insanı mı onaylayalım" dediler.
'O ikisinin halkı bize kölelik ederken şimdi biz tutup bizim gibi iki insana mı inanalım,' dediler.
Onun için: "Biz kavimleri bize kölelik ederken, bizim gibi bu iki insana inanır mıyız?" dediler.
Onun için biz, dediler, bizim gibi iki beşere iyman mı ederiz? Halbuki onların kavmi bize kulluk ediyor
Sonra da: "Bizden farkı olmayan, üstelik halkı da bize kulluk eden bu iki beşere mi inanacağız?" dediler.
Sonra da: "Bizden farkı olmayan, üstelik halkı da bize kulluk eden bu iki beşere mi inanacağız?" dediler.
Sonra da: "Bizden farkı olmayan, üstelik halkı da bize kulluk eden bu iki insana mı inanacağız?" dediler.
Dediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacakmışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar."
Onun için dediler ki: "Kavmleri bize kulluk edib dururlarken bizim gibi iki beşere iman mı edecek misiz"?
Bu yüzden dediler ki: Kavimleri bize kulluk edip dururken, bizim gibi şu iki insana mı inanacağız?
(45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.
Bu yüzden: "Kavimleri bize kölelik edip dururken, bizim gibi iki insana mı iman edeceğiz?" demişlerdi.
"Şu iki adamın kavmi bize kölelik ederken, şimdi biz kalkıp bizim gibi iki insana mı inanacağız?" dediler.
Şöyle dediler: "Tıpkı bizim gibi beşer olan şu iki kişiye mi inanacağız! Üstelik bunların kavmi bize kölelik ediyor."
Dediler ki; "Hem bizim gibi birer insan hem de toplumları kölelerimiz olan şu iki kişiye mi inanacağız?"
Dediler ki: Bizim gibi iki insana mı iman edeceğiz, üstelik onların kavmi de bize ibadet ederken?
-Biz dediler; bizim gibi iki insana mı iman edeceğiz, üstelik onların kavmi de bize kulluk ederken?!
Şöyle dediler: "Kendilerine bağlı toplum bize kulluk, kölelik ederken, biz kalkıp bizim gibi iki insan olan şu adamlara mı inanacağız?"
Mü'minûn suresi, 48. ayet. فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ
Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helak edilenlerden oldular.
Böylece o ikisini yalanlamış ve helak edilenlerden olmuşlardı.
Böylece onları yalanladılar; bu yüzden de helake uğrayanlardan oldular.
İşte böyle (diyerek) bu iki (elçiyi) yalanladılar ve böylece helak edilenlerin arasındaki yerlerini aldılar:
O ikisini yalanladılar; bu yüzden de yok edilenlerden oldular.
Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.
Böylece o iki peygamberi yalanlamışlar ve helak edilenlerden olmuşlardı.
Böylece, ikisini de yalanladılar. Sonunda, yıkıma uğratılanlar arasında oldular.
Böylece onları yalanladılar ve bu sebeple helak edilenlerden oldular.
İkisini yalanladılar ve sonuç olarak yok edilenlerden oldular.
İkisini yalanladılar ve sonuç olarak yok edilenlerden oldular.
Böylece onları yalanladılar da helak edilenlerden oldular.
Bu suretle onları tekzib ettiler de helak edilenlerden oldular
Onları yalanladılar. Ve helak edilenlerden oldular.
Onları yalanladılar. Ve helak edilenlerden oldular.
Onları yalanladılar. Ve helak edilenlerden oldular.
Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.
İşte onları tekzib etdiler ve helak edilenlerden oldular.
Onları yalanladılar ve bu yüzden helake uğratılanlardan oldular.
(45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.
Böylece o ikisini yalanladılar ve helâk edilenlerden oldular.
Onları yalanladılar ve helak edilenlerden oldular.
Böylece ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular dipnot 1 .
Böylece ikisini de yalancı saydılar ve ortadan kaldırılanlardan oldular.
Bu sebeple onları yalanladılar da helak edilenlerden oldular.
Bu sebeple onları yalanladılar da helak edilenlerden oldular.
İkisini de yalanladılar, böylece helak edilenler arasına katıldılar.
Mü'minûn suresi, 49. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
Andolsun, hidayete ersinler diye Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.
Yemin olsun ki biz Musa'ya, doğru yola ulaşsınlar diye Kitabı vermiştik.
Ama doğrusu Biz Musa'ya ilahi mesajı, belki onlar doğru yolu bulurlar diye vermiştik.
Oysa, belki doğru yolu tutarlar diye Musa'ya kitap vermiştik.
Andolsun ki, (İsrailoğulları) hakikate ersinler diye Musa'ya hakikat BİLGİsini verdik.
Andolsun, biz Musa'ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye.
Andolsun biz Musa'ya, belki onlar yola gelirler diye, Kitab'ı verdik.
Gerçek şu ki, Musa'ya, Kitap da vermiştik; böylece, belki doğru yola erişirler diye.
Andolsun biz Musa'ya, belki onlar yola gelirler diyekitabı verdik.
Doğruyu bulurlar diye Musa'ya Kitabı vermiştik.
Doğruyu bulurlar diye Musa'ya Kitabı vermiştik.
Andolsun ki, berikiler doğru tutabilsinler diye Musa'ya o kitabı da verdik.
Şanım hakkı için berikiler doğru yolu tutabilsinler diye Musaya o kitabı da verdik
Ve ant olsun, onlar doğru yolu bulsunlar diye Musa'ya Kitap'ı verdik.
Ve ant olsun, onlar doğru yolu bulsunlar diye Musa'ya Kitap'ı dipnot 1 verdik.
Ve ant olsun, onlar doğru yolu bulsunlar diye Kitap'ı dipnot 1 verdik.
Andolsun, biz Musa'ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye.
Andolsun ki biz Musaya, (kavmi) belki hidayete kavuşurlar diye, o kitabı (Tevratı) verdik.
Andolsun ki; doğru yola gelsinler diye Musa'ya Kitab'ı verdik.
(45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.
Andolsun biz Mûsâ'ya, belki onlar hidayeti bulurlar diye kitabı verdik.
(Sonra Musa, İsrail oğullarını Mısır'dan çıkardı. İsrail oğulları) Doğru yolu bulsunlar diye biz, Musa'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik.
Oysa doğru yola girsinler diye Musa'ya kitap da vermiştik dipnot 1 .
Halbuki yola gelsinler diye Musa'ya Kitap da vermiştik.
Doğru yolu görsünler diye Musa’ya da kitabı vermiştik.
Doğru yolu görsünler diye Musa'ya da kitabı vermiştik.
Yemin olsun, Musa'ya o Kitap'ı vermiştik ki, hidayete erebilsinler.
Mü'minûn suresi, 50. ayet. وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةً وَءَاوَيْنَٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ
Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.
Meryem oğlunu ve (onun) annesini dipnot 1 de bir ayet (mucize) kılmıştık. dipnot 2 Onları yerleşime elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirmiştik. dipnot 3
Yine (aynı amaçla) Meryem oğlunu ve annesini de birer simge kıldık; ve o ikisini kalıcı bir güzelliğin görkemli makamına ve esenliğin bereketli kaynağına yerleştirdik.
Ve (Musa'yı nasıl onurlandırdıysak) Meryem oğlunu ve anasını da (rahmetimiz için) bir sembol kıldık: Ve o'nların her ikisini de ebedi esenliğin, berrak çeşmelerin bulunduğu yüce bir makama eriştirdik.
Meryemoğlu'nu ve anasını bir mucize kıldık. . . Ve o ikisini akarsuyu olan yüksek bir yere yerleştirdik.
Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.
Meryem oğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.
Meryem Oğlu ve annesini de bir mucize yaptık. İkisini de oturmaya elverişli ve akarsuyu olan yüksek bir tepeye yerleştirdik. dipnot 279
Meryemoğlunu ve annesini de bir ders kıldık; onları yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.
Meryem oğlunu ve annesini bir işaret kıldık ve onları yerleşmeye elverişli ve pınarı olan bir tepede barındırdık.
Meryem oğlunu ve annesini bir işaret kıldık, ve onları yerleşmeye elverişli ve pınarı olan bir tepede barındırdık.
Meryem oğlunu ve annesini bir mucize kıldık ve ikisini oturaklı ve temiz sulu bir tepede barındırdık.
İbni Meryemi de anasiyle bir ayet kıldık ve ikisini bir oturaklı ve temiz sulu bir tepeye barındırdık
Meryem Oğlu'nu ve annesini bir ayet dipnot 1 kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.
Meryem oğlunu ve annesini bir ayet dipnot 1 kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.
Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet dipnot 1 kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.
Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.
Meryemin oğlunu da, anasını da (kudretimize) bir ayet (ibret) kıldık. Onları düz (ya'ni oturmıya yarar) ve akar suya malik bir tepede barındırdık.
Biz; Meryem'in oğlunu da, annesini de bir ayet kıldık. Her ikisini de sulak, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik.
(45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.
Andolsun ki biz Meryem oğlunu da, anasını da birer ayet kıldık ve onları yüksek ve akarsuyu olan rahat bir yerde barındırdık.
Meryem oğlunu ve annesini bir mu'cize kıldık ve onları oturmaya uygun, çeşmeli bir tepeye yerleştirdik.
Meryem'in oğlunu /İsa'yı ve annesini, bir ayet /bir mucize yaptık dipnot 1 . Onları, kalınabilecek yeri ve akar suyu olan bir tepeye yerleştirdik dipnot 2 .
Meryemoğlu'nu ve annesini birer belge yaptık. Oturmaya elverişli olan ve gözesi bulunan bir tümseğe yerleştirdik.
Meryem’in oğlunu da, annesini de bir ayet kıldık. O; ikisini akar sulu, yüksek ve meskun bir yere yerleştirdik.
Meryem'in oğlunu da, annesini de bir belge kıldık. O; İkisini akar sulu, yüksek ve meskun bir yere yerleştirdik.
Meryem'in oğluyla annesini birer ayet kıldık ve onları oturmaya uygun pınarlı bir tepeye yerleştirdik.
Mü'minûn suresi, 51. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَٰلِحًا إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim.
Ey elçiler! dipnot 1 Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın! Şüphesiz ki ben sizin yaptıklarınızı bilmekteyim.
(Onları izleyenlere dedik ki): "Siz ey elçiler(in tabileri)! (Dünya nimetlerinin) temiz ve helal olanlarından yiyin, doğru ve yararlı şeyler yapın! Çünkü Ben, yaptığınız her şeyin bilgisine detaylarına vakıfım.
Siz ey elçiler! Dünya hayatının temiz ve meşru nimetlerinden payınızı alın; ve dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyun; ve bilin ki, yaptığınız her şeyi eksiksiz biliyorum.
Ey Rasuller. . . Temiz gıdalardan yeyin ve yararlı fiiller yapın. . . Muhakkak ki Ben, amellerinizi Aliym'im (amellerinizin karşılığı var).
Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum.
«Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.»
"Ey elçiler! Güzel ve temiz şeylerden yiyin; erdemli edimler yapın. Kuşkusuz, Ben, yaptığınız her şeyi Bilenim!"
Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz, iyi işler yapınız; doğrusu ben yaptıklarınızı bilirim.
Elçiler, iyi nimetlerden yiyiniz ve erdemli işler yapınız. Ben sizin yaptıklarınızı çok iyi bilirim.
Elçiler, iyi nimetlerden yiyiniz ve erdemli işler yapınız. Ben sizin yaptıklarınızı çok iyi bilirim.
Ey peygamberler, helal ve hoş şeylerden yiyin ve güzel işler yapın; çünkü Ben, bütün yaptıklarınızı bilirim.
Ey Resuller! Halal ve hoş şeylerden yiyin ve güzel işler yapın, çünkü ben ne yaparsınız tamamen bilirim
Ey Resuller! Helal ve temiz şeylerden yiyin. Ve salihatı yapın. Kuşkusuz yaptığınız şeyleri bilirim.
Ey resuller! Helal ve temiz şeylerden yiyin. Ve salihatı yapın. Kuşkusuz yaptığınız şeyleri bilirim.
Ey rasuller! Helal ve temiz şeylerden yiyin. Ve salihatı yapın dipnot 1 . Kuşkusuz yaptığınız şeyleri bilirim.
Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun, çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum.
Ey Resuller, temiz ve halal olan şeylerden yeyin. Güzel amel (ve hareket) lerde bulunun. Çünkü ben ne yaparsanız hakkıyle bilenim.
Ey peygamberler; temiz şeylerden yeyin ve salih amel işleyin. Doğrusu Ben; yaptığınızı bilirim.
(51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.
Ey rasûller! Temiz şeylerden yiyin ve salih ameller işleyin. Çünkü ben yaptığınız bütün amelleri çok iyi bilirim.
"Ey elçiler, güzel şeylerden yeyin ve yararlı iş yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı bilmekteyim."
(Elçilere şunu söyledik:) Ey elçiler! Temiz olan şeylerden yiyin dipnot 1 ve iyi işler yapın! Ben ne yaptığınızı bilirim.
"Ey elçiler! Temiz şeylerden yiyin ve iyi iş yapın. Ben ne yaptığınızı bilirim.
Ey rasûller! temiz şeylerden yiyin ve salih ameller işleyin. Çünkü ben yaptığınız bütün amelleri çok iyi bilirim.
-Ey peygamberler, temiz şeylerden yiyin ve doğruları yapın. Çünkü ben ne yaptığınızı bilirim.
Ey resuller! Güzel ve temiz şeylerden yiyin ve barışa, hayra yönelik iş yapın! Çünkü ben, yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmekteyim.
Mü'minûn suresi, 52. ayet. وَإِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ
Şüphesiz bu (İslam), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.
Şüphesiz ki bu (peygamberler ve müminler), tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir. dipnot 1 Ben sizin Rabbinizim. Öyle ise bana karşı takvâlı (duyarlı) olun!
Kesinlikle bu (elçilerin takipçilerinden oluşan) ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin (bir tek) Rabbinizim: şu halde Bana karşı sorumluluğunuzu yerine getirin!"
Muhakkak ki, bu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir; çünkü hepinizin Rabbi Benim; öyleyse Bana karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!
İşte şu tek bir ümmet olarak, sizin toplumunuzdur. . . Ben de sizin Rabbinizim, o halde (yaşatabileceklerimden) korunun!
İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse benden korkup sakının.
Gerçek şu ki, sizin dininiz tek bir dindir; ben de sizin Rabbinizim; bu itibarla benden sakının.
"Zaten aslında, sizin topluluğunuz bir tek topluluktur. Ve Efendiniz Benim. Artık, Bana karşı sorumluluk bilinci taşıyın!"
Şüphesiz bu insanlar bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise bana itaat ediniz.
Sizin bu toplumunuz bir tek toplumdur. Ben sizin Efendinizim; beni sayın.
Sizin bu toplumunuz bir tek toplumdur. Ben sizin Rabbinizim beni sayın.
Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve Rabbiniz de Benim; artık hep Benden korkun!
Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve rabbınız da ben, artık hep bana korunun
Bu sizin ümmetiniz dipnot 1 , tek bir ümmettir dipnot 2 . Ben de sizin Rabb'inizim. O halde bana karşı takva sahibi olun.
Bu sizin ümmetiniz dipnot 1 , tek bir ümmettir dipnot 2 . Ben de sizin Rabb'inizim. O halde bana karşı takva sahibi olun.
Bu sizin ümmetiniz dipnot 1 , tek bir ümmettir dipnot 2 . Ben de sizin Rabb'inizim. O halde bana karşı takva sahibi olun.
İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve ben de sizin rabbinizim; öyleyse benden korkup sakının.
Şu (insanlar) birtek ümmet haalinde sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Benden korkun.
Şüphesiz bu; bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabb' ınızım. Ben'den korkun.
(51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.
Ve gerçekten sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde yalnız benden korkun.
"Ve işte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir, ben de sizin Rabbinizim, benden korkun." (dedik).
İşte bu (bağlı olduğunuz) ümmetinizdir; tek bir ümmet. Ben de sizin Rabbinizim /Sahibinizim, öyleyse bana yanlış yapmaktan sakının dipnot 1 !
İşte bu, sizin katılacağınız toplumdur dipnot 1 ; tek bir toplum. Ben de Sahibinizim; benden çekinin."
İşte, sizin dininiz tek bir dindir ve ben de sizin Rabbinizim. O halde benden sakının.
İşte bu, önderliğiniz, tek bir önderliktir ve ben de sizin Rabbinizim, o halde benden korkun.
İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ve ben de sizin Rabbinizim; o halde benden sakının!
Mü'minûn suresi, 53. ayet. فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
(İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.
(Ne var ki) insanlar, kendi aralarında işlerini parça parça edip kitaplara ayrıldılar. Her grup kendi yanında bulunanla sevinmektedir. dipnot 1
Bu (emre) karşın, onlar aralarındaki birliği darmadağın edip (hakikati) parçaladılar: her hizip başladı elindeki (parçayla) övünmeye.
Ama (sizi izlediklerini söyleyen toplumlar) aralarındaki bu birliği bozup parça parça oldular; her hizip (ancak) kendi benimsediği (öğretinin dar ve katı kalıpları) içinde rahat soluk alır oldu.
(Din - sistem tek iken) onlar muhtelif yorumlar halinde aralarında işlerini parçaladılar. . . Her grup kendi kabul ettikleriyle hoşnuttur.
Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.
Ne var ki peygamberlerin tabileri, dinlerini aralarında bölük pörçük etmişlerdir. Bu sebeple her grup kendi yanındakiyle sevinip böbürlenmektedir.
Ardından, işlerini aralarında parçalayıp kitaplara ayırdılar. Her mezhep, kendisinde olanlarla seviniyor.
Ama insanlar,aralarındaki inanç bağını keserek kendi aralarında parça parça oldular. Her grup kendilerinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedirler.
Fakat, onlar işlerini çeşitli kitaplara ayırdılar. Her grup kendi yanında bulunandan hoşnut...
Fakat, onlar işlerini çeşitli kitaplara ayırdılar. Her grup kendi yanında bulunandan hoşnut...
Derken kumandalarını aralarında kitap kitap parçalaştılar, her grup kendilerininkine güveniyor.
Derken kumandalarını aralarında kitab kitab parçalaştılar, her hızib kendilerininkine güveniyor
Sonra işlerini aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.
Sonra işlerini aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.
Sonra emirlerini dipnot 1 aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.
Ancak onlar, buyruklarını kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.
Fakat (o kavmler) dinlerde (muhtelif) fırkalara ayrılmak, her fırka kendi ellerindeki (nezdlerindeki din) ile böbürlenmek suretiyle parça parça oldular.
Ama onlar işlerini kendi aralarında bölük bölük ayırdılar. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur.
(51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.
Ne var ki (insanlar) işlerini (dinlerini) aralarında bölük pörçük etmişlerdir. Bu sebeple her grup kendi yanındakiyle sevinip böbürlenmektedir.
Fakat işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanla sevinmektedir.
Fakat onlar, dinleri konusunda dipnot 1 kendi aralarında bölünüp fırka fırka oldular. Her hizip kendinde olanla mutludur dipnot 2 ..
Sonra kitaplar yazarak din işlerini aralarında parçaladılar. Her bir cemaatin taraftarı kendinde olanla övünmektedir.
İşlerini aralarında bölük bölük/grup grup ayırdılar. Her grup kendi yanında olanla sevinip, ferahlıyor.
İşlerini aralarında bölük bölük ayırdılar. Her grup kendi yanında olanla ferahlıyor.
Fakat onlar işlerini aralarında parçalayıp çeşitli zübürlere/kutsallaştırmış hizip kitaplarına ayırdılar. Her hizip, yalnız kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir.
Mü'minûn suresi, 54. ayet. فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ
Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!
Şimdi sen onları bir zamana kadar şaşkınlıkları içinde bırak!
Artık onları bir vakte kadar, gömüldükleri gafletleriyle baş başa bırak da işine bak;
Fakat onları bir vakte kadar, kendi cehaletlerine gömülmüş olarak, kendi hallerine bırak.
Bir süre onları kozaları içinde bırak!
Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Şimdi sen ölüm gelinceye kadar onları gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
Artık, kendi aymazlıkları içinde onları bırak; belirlenmiş bir süreye dek.
Onları bir süreye kadar, gaflet ve sapıklıkları ile baş başa bırak!
Belli bir süreye kadar onları şaşkınlıkları içinde bırak.
Belli bir süreye kadar onları şaşkınlıkları içinde bırak.
Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!
Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!
Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!
Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Şimdi sen onları bir vakta kadar sapıklıkları içinde bırak.
Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla başbaşa bırak.
(51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.
Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla başbaşa bırak.
Bir süreye kadar onları, (daldıkları) gafletleri içinde bırak.
Onları, bir süreye kadar daldıkları şey içinde bırak dipnot 1 !
Artık onları bir süreye kadar kendi cemaatleri ile baş başa bırak.
Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla başbaşa bırak.
Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla baş başa bırak.
Artık sen onları bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Mü'minûn suresi, 55. ayet. أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍ وَبَنِينَ
(55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!
(55, 56) Onlara verdiğimiz servet ve çocuklar ile kendilerine iyilik noktasında yardım ettiğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Onlar (işin) farkına varamıyorlar.
şimdi onlar, bol bol servet ve evlat verdik diye
Kendilerine mal mülk ve çocuklar vermekle, sanıyorlar mı ki,
Sanıyorlar mı ki, zenginlik ve oğulları (dünya hayatının süslerini) kendilerine vermekle;
Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla
Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile
Ne sanıyorlar; kendilerine verdiğimiz mal ve oğullarla?
- Kendilerine mal ve çocuklar vererek, onlara iyiliklerde bulunmaya acele ettiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, farkında değiller.
Sanıyorlar mı ki, kendilerine bağışladığımız paralar ve çocuklar ile,
Sanıyorlar mı ki, kendilerine bağışladığımız paralar ve çocuklar ile,
Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile,
Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile,
Mal ve oğullarla onlara iyilik yaptığımızı mı sanıyorlar?
Mal ve oğullarla onlara iyilik yaptığımızı mı sanıyorlar?
Mal ve oğullarla onlara iyilik yaptığımızı mı sanıyorlar?
Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla,
(55-56) Onlar kendilerine imdad etdiğimiz (verdiğimiz) mal ve evlad ile bizim hayırlarına acele etdiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, onlar (işin) farkına varmıyorlar.
Zannederler mi ki; kendilerine mal ve oğullar vermekle,
(51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.
Zannediyorlar mı ki kendilerine mal ve oğullar sunduk diye?
Onlar sanıyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile,
Onlar ne sanıyorlar: Kendilerine mal ve evlat vermekle,
Onları mal ve oğullarla desteklemiş olmamızı nasıl değerlendiriyorlar?
Zannediyorlar mı ki kendilerine mal ve oğullar sunduk diye.
Zannediyorlar mı ki kendilerine mal ve oğullar sunduk diye.
Sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve oğullarla güçlendiriyoruz onları,
Mü'minûn suresi, 56. ayet. نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ بَل لَّا يَشْعُرُونَ
(55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!
(55, 56) Onlara verdiğimiz servet ve çocuklar ile kendilerine iyilik noktasında yardım ettiğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Onlar (işin) farkına varamıyorlar.
Bizim kendilerinin (mevcut hallerini) onayladığımızı sanıyorlar, öyle mi? Asla! Fakat onlar (bunun bile) farkında değiller.
onları (kendi anlayışlarına göre) iyi ve yararlı (bildikleri) şeylerde yarıştırmak (istiyoruz)? Hayır, onlar (yanıldıklarının) farkında değiller!
Onlar için hayırlar (olsun diye) koşuşturuyoruz! Hayır, onlar farkında değiller!
Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.
kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
Onların iyiliklerine mi koşuyoruz? Hayır! Ayırdında değiller.
- Kendilerine mal ve çocuklar vererek, onlara iyiliklerde bulunmaya acele ettiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, farkında değiller.
Onların iyiliğine koşuyoruz? Hayır, farkında değiller.
Onların iyiliğine koşuyoruz? Hayır, farkında değiller.
Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.
Hayırlarını çabuklaştırdığımızı mı sanıyorlar? Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.
Hayırlarını çabuklaştırdığımızı mı sanıyorlar. Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.
Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.
Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.
(55-56) Onlar kendilerine imdad etdiğimiz (verdiğimiz) mal ve evlad ile bizim hayırlarına acele etdiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, onlar (işin) farkına varmıyorlar.
İyiliklerde onlar için acele davranmaktayız. Hayır farkında değiller.
(51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.
İyiliklerinde acele ediyoruz. Asla! Fakat onlar anlamıyorlar.
Onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, (bu verdiğimiz dünya ni'metleri, onlar için bir imtihandır, fakat onlar) farkında değiller.
onların iyilikleri için mi koşturuyoruz! Hayır, aslında kavramıyorlar dipnot 1 .
Bu iyilikleri yalnız onlar için mi yapıyoruz? Hayır, kavrayamıyorlar.
İyiliklerde onlara acele davranıyoruz. Hayır, onlar, (bunu) farkına varmıyorlar.
İyiliklerde onlara acele davranıyoruz. Hayır, onlar, ne yaptıklarının farkında değiller.
Ve iyiliklerine koşuyoruz. Hayır, farkında olmuyorlar.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.