Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)
KAF! HA! YA! AYN! SAD!
19. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Meryem suresi, 1. ayet. كٓهيعٓصٓ
kâf-hâ-yâ-`ayn-ṣâd.
KAF! HA! YA! AYN! SAD!
Meryem suresi, 2. ayet. ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُۥ زَكَرِيَّآ
ẕikru raḥmeti rabbike `abdehû zekeriyyâ.
Bu, Rabbinin dipnot 1 , kulu Zekeriya'ya olan iyiliğinin hikayesidir.
Meryem suresi, 3. ayet. إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَآءً خَفِيًّا
iẕ nâdâ rabbehû nidâen ḫafiyyâ.
O, bir gün Rabbine gizlice yalvarmıştı.
Meryem suresi, 4. ayet. قَالَ رَبِّ إِنِّى وَهَنَ ٱلْعَظْمُ مِنِّى وَٱشْتَعَلَ ٱلرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنۢ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيًّا
ḳâle rabbi innî vehene-l`ażmü minnî veşte`ale-rra'sü şeybev velem eküm bidü`âike rabbi şeḳiyyâ.
"Rabbim (Sahibim)!" demişti, "Kemiklerim zayıfladı, saçlarım iyice ağardı. Sana yaptığım dua sayesinde bugüne kadar hiç bunalmadım.
Meryem suresi, 5. ayet. وَإِنِّى خِفْتُ ٱلْمَوَٰلِىَ مِن وَرَآءِى وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا فَهَبْ لِى مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا
veinnî ḫiftü-lmevâliye miv verâî vekâneti-mraetî `âḳiran feheb lî mil ledünke veliyyâ.
Benden sonra yerime geçecek olanlardan endişeliyim. Karım da kısır. Onun için bana, katından yerime geçecek(veli olacak) dipnot 1 birini dipnot 2 bağışla.
Meryem suresi, 6. ayet. يَرِثُنِى وَيَرِثُ مِنْ ءَالِ يَعْقُوبَ وَٱجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا
yeriŝünî veyeriŝü min âli ya`ḳûb. vec`alhü rabbi raḍiyyâ.
Hem bana, hem Yakup oğullarına mirasçı olsun dipnot 1 . Rabbim! Onu beğenilen bir kişi yap."
Meryem suresi, 7. ayet. يَٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ ٱسْمُهُۥ يَحْيَىٰ لَمْ نَجْعَل لَّهُۥ مِن قَبْلُ سَمِيًّا
yâ zekeriyyâ innâ nübeşşiruke bigulâmin-smühû yaḥyâ lem nec`al lehû min ḳablü semiyyâ.
(Melekler dediler ki) "Zekeriya! Sana bir erkek çocuk müjdeliyoruz. Adı Yahya'dır. Daha önce bu adı taşıyan birine rastlamadık."
Meryem suresi, 8. ayet. قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَٰمٌ وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ ٱلْكِبَرِ عِتِيًّا
ḳâle rabbi ennâ yekûnü lî gulâmüv vekâneti-mraetî `âḳirav veḳad belagtü mine-lkiberi `itiyyâ.
Zekeriya dedi ki "Rabbim! Bana oğlan çocuğu nereden? Karım kısır, ben de ileri derecede yaşlıyım."
Meryem suresi, 9. ayet. قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا
ḳâle keẕâlik. ḳâle rabbüke hüve `aleyye heyyinüv veḳad ḫalaḳtüke min ḳablü velem tekü şey'â.
"Öyledir" dedi (melekler). Sahibin dedi ki "O, bana kolaydır. Sen de daha önce hiçbir şey değilken seni yaratmıştım."
Meryem suresi, 10. ayet. قَالَ رَبِّ ٱجْعَل لِّىٓ ءَايَةً قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا
ḳâle rabbi-c`al lî âyeh. ḳâle âyetüke ellâ tükellime-nnâse ŝelâŝe leyâlin seviyyâ.
Dedi ki "Rabbim, bana bir emare(işaret) oluştur." Dedi ki "Senin emaren, sapasağlam olduğun halde üç gece dipnot 1 geçmeden insanlarla konuşamamandır." dipnot 2
Meryem suresi, 11. ayet. فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنَ ٱلْمِحْرَابِ فَأَوْحَىٰٓ إِلَيْهِمْ أَن سَبِّحُوا۟ بُكْرَةً وَعَشِيًّا
feḫarace `alâ ḳavmihî mine-lmiḥrâbi feevḥâ ileyhim en sebbiḥû bükratev ve`aşiyyâ.
Sonra tapınağın iç odasından dipnot 1 halkının karşısına çıktı, onlara: "Sabah akşam O'na ibadet edin" diye işaret etti.
Meryem suresi, 12. ayet. يَٰيَحْيَىٰ خُذِ ٱلْكِتَٰبَ بِقُوَّةٍ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْحُكْمَ صَبِيًّا
yâ yaḥyâ ḫuẕi-lkitâbe biḳuvveh. veâteynâhü-lḥukme ṣabiyyâ.
(Çocuk büyüyünce dedik ki) "Yahya, Kitap'ı sıkı tut!" Daha çocukken ona doğru karar verme yeteneği (hikmet) vermiştik.
Meryem suresi, 13. ayet. وَحَنَانًا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَوٰةً وَكَانَ تَقِيًّا
veḥanânem mil ledünnâ vezekâh. vekâne teḳiyyâ.
Onu katımızdan yumuşak huylu ve gelişkin yaptık. O, kendini korurdu.
Meryem suresi, 14. ayet. وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَيْهِ وَلَمْ يَكُن جَبَّارًا عَصِيًّا
veberram bivâlideyhi velem yekün cebbâran `aṣiyyâ.
Anasına ve babasına iyilik ederdi; zorba ve dik kafalı değildi.
Meryem suresi, 15. ayet. وَسَلَٰمٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا
veselâmün `aleyhi yevme vulide veyevme yemûtü veyevme yüb`aŝü ḥayyâ.
Doğduğu gün, ölüm günü ve yeniden diriltileceği gün onun için bir esenlik ve güvenliktir (selamettir).
Meryem suresi, 16. ayet. وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ مَرْيَمَ إِذِ ٱنتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا
veẕkür fi-lkitâbi meryem. iẕi-ntebeẕet min ehlihâ mekânen şerḳiyyâ.
Bu Kitap'ta Meryem'in hikayesini de anlat. Bir gün ailesinden ayrılmış, doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Meryem suresi, 17. ayet. فَٱتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَآ إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا
fetteḫaẕet min dûnihim ḥicâben feerselnâ ileyhâ rûḥanâ fetemeŝŝele lehâ beşeran seviyyâ.
Böylece onlarla kendi arasında bir engel oluşturmuştu. Derken ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik, ona düzgün bir insan gibi göründü.
Meryem suresi, 18. ayet. قَالَتْ إِنِّىٓ أَعُوذُ بِٱلرَّحْمَٰنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا
ḳâlet innî e`ûẕü birraḥmâni minke in künte teḳiyyâ.
Meryem dedi ki "Senden Rahman'a sığınırım, eğer namuslu biri isen"
Meryem suresi, 19. ayet. قَالَ إِنَّمَآ أَنَا۠ رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَٰمًا زَكِيًّا
ḳâle innemâ ene rasûlü rabbik. liehebe leki gulâmen zekiyyâ.
Dedi ki "Ben sadece Rabbinin elçisiyim; sana gelişkin bir oğul vermek için geldim."
Meryem suresi, 20. ayet. قَالَتْ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَٰمٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِى بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا
ḳâlet ennâ yekûnü lî gulâmüv velem yemsesnî beşeruv velem ekü begiyyâ.
Meryem dedi ki "Benim nereden çocuğum olacak; bana erkek eli değmedi. Yoldan çıkmış biri de değilim."
Meryem suresi, 21. ayet. قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُۥٓ ءَايَةً لِّلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا
ḳâle keẕâlik. ḳâle rabbüki hüve `aleyye heyyin. velinec`alehû âyetel linnâsi veraḥmetem minnâ. vekâne emram maḳḍiyyâ.
"Öyledir!" dedi. "Ama Rabbin buyurdu ki ‘O, bana kolaydır, onu insanlar için bir belge (ayet) ve katımızdan bir ikram kılacağız. Bu, kararı verilmiş bir iştir.' "
Meryem suresi, 22. ayet. فَحَمَلَتْهُ فَٱنتَبَذَتْ بِهِۦ مَكَانًا قَصِيًّا
feḥamelethü fentebeẕet bihî mekânen ḳaṣiyyâ.
Arkasından ona hamile kaldı. Onunla uzak bir yere çekildi.
Meryem suresi, 23. ayet. فَأَجَآءَهَا ٱلْمَخَاضُ إِلَىٰ جِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ قَالَتْ يَٰلَيْتَنِى مِتُّ قَبْلَ هَٰذَا وَكُنتُ نَسْيًا مَّنسِيًّا
feecâehe-lmeḫâḍu ilâ ciẕ`i-nnaḫleh. ḳâlet yâ leytenî mittü ḳable hâẕâ veküntü nesyem mensiyyâ.
Sonra doğum sancıları onu, hurma ağacına doğru sürükledi. "Keşke daha önce ölseydim de unutulup gitseydim!" dedi.
Meryem suresi, 24. ayet. فَنَادَىٰهَا مِن تَحْتِهَآ أَلَّا تَحْزَنِى قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا
fenâdâhâ min taḥtihâ ellâ taḥzenî ḳad ce`ale rabbüki taḥteki seriyyâ.
(Melek) aşağıdan şöyle seslendi: "Üzülme! Rabbin alt taraftan bir pınar akıttı.
Meryem suresi, 25. ayet. وَهُزِّىٓ إِلَيْكِ بِجِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ تُسَٰقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا
vehüzzî ileyki biciẕ`i-nnaḫleti tüṣâḳiṭ `aleyki ruṭaben ceniyyâ.
Bu hurma ağacını kendine doğru salla da üzerine taze olgun hurma dökülsün.
Meryem suresi, 26. ayet. فَكُلِى وَٱشْرَبِى وَقَرِّى عَيْنًا فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِىٓ إِنِّى نَذَرْتُ لِلرَّحْمَٰنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ ٱلْيَوْمَ إِنسِيًّا
fekülî veşrabî veḳarrî `aynâ. feimmâ terayinne mine-lbeşeri eḥaden feḳûlî innî neẕertü lirraḥmâni ṣavmen felen ükellime-lyevme insiyyâ.
Haydi, ye, iç; gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görürsen de ki ‘Rahman'a oruç adadım; bugün tek bir insanla bile konuşamam.'"
Meryem suresi, 27. ayet. فَأَتَتْ بِهِۦ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۥ قَالُوا۟ يَٰمَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا
feetet bihî ḳavmehâ taḥmilüh. ḳâlû yâ meryemü leḳad ci'ti şey'en feriyyâ.
Çocuğu kucaklayıp halkına getirdi. Dediler ki "Meryem! Kendini iğrenç bir hale düşürmüşsün.
Meryem suresi, 28. ayet. يَٰٓأُخْتَ هَٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا
yâ uḫte hârûne mâ kâne ebûki-mrae sev'iv vemâ kânet ümmüki begiyyâ.
Ey Harun'un dipnot 1 kızkardeşi! Baban kötü bir kişi değildir, anan da yoldan çıkmamıştır."
Meryem suresi, 29. ayet. فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا۟ كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِى ٱلْمَهْدِ صَبِيًّا
feeşârat ileyh. ḳâlû keyfe nükellimü men kâne fi-lmehdi ṣabiyyâ.
Bunun üzerine Meryem çocuğa işaret etti. Dediler ki "Beşikteki çocukla nasıl konuşalım?"
Meryem suresi, 30. ayet. قَالَ إِنِّى عَبْدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِىَ ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلَنِى نَبِيًّا
ḳâle innî `abdü-llâh. âtâniye-lkitâbe vece`alenî nebiyyâ.
Çocuk şöyle dedi: "Ben Allah'ın kuluyum. O, bana kitap verecek ve beni nebi yapacaktır.
Meryem suresi, 31. ayet. وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمْتُ حَيًّا
vece`alenî mübâraken eyne mâ künt. veevṣânî biṣṣalâti vezzekâti mâ dümtü ḥayyâ.
Nerede olursam olayım, beni bereketli kılacaktır. Hayatta olduğum sürece bana namaz ve zekat görevi yükleyecektir.
Meryem suresi, 32. ayet. وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَتِى وَلَمْ يَجْعَلْنِى جَبَّارًا شَقِيًّا
veberram bivâlidetî. velem yec`alnî cebbâran şeḳiyyâ.
"Bana, anama iyi evlat olacağım; zorba ve isyankar olmayacağım bir yapı verdi." dipnot 1
Meryem suresi, 33. ayet. وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا
vesselâmü `aleyye yevme vulittü veyevme emûtü veyevme üb`aŝü ḥayyâ.
Bana selam (esenlik ve güvenlik) olsun doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden diriltileceğim gün."
Meryem suresi, 34. ayet. ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ قَوْلَ ٱلْحَقِّ ٱلَّذِى فِيهِ يَمْتَرُونَ
ẕâlike `îse-bnü meryem. ḳavle-lḥaḳḳi-lleẕî fîhi yemterûn.
İşte Meryem oğlu İsa; onun hakkında şüphelendikleri şeyin gerçek ifadesi budur.
Meryem suresi, 35. ayet. مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍ سُبْحَٰنَهُۥٓ إِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
mâ kâne lillâhi ey yetteḫiẕe miv veledin sübḥâneh. iẕâ ḳaḍâ emran feinnemâ yeḳûlü lehû kün feyekûn.
Allah'ın çocuk edinmesi olacak iş değildir. O, bundan uzaktır. Allah bir işe karar verdiği zaman onun için sadece "Oluş" der sonra o şey oluşur.
Meryem suresi, 36. ayet. وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ هَٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
veinne-llâhe rabbî verabbüküm fa`büdûh. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
(İsa dedi ki) "Allah benim Rabbimdir dipnot 1 , sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kul olun; doğru yol budur."
Meryem suresi, 37. ayet. فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن مَّشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ
faḫtelefe-l'aḥzâbü mim beynihim. feveylül lilleẕîne keferû mim meşhedi yevmin `ażîm.
İçlerinden farklı kesimler birbirlerine düştüler. Vay haline o büyük günde huzura çıkmayı göz ardı edenlerin.
Meryem suresi, 38. ayet. أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا لَٰكِنِ ٱلظَّٰلِمُونَ ٱلْيَوْمَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
esmi` bihim veebṣir yevme ye'tûnenâ lâkini-żżâlimûne-lyevme fî ḍalâlim mübîn.
Bize gelecekleri gün ne güzel işitecekler ve ne iyi göreceklerdir! Ama yanlışlar içindeki o kimseler bugün açık bir sapkınlık içindedirler.
Meryem suresi, 39. ayet. وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ ٱلْحَسْرَةِ إِذْ قُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
veenẕirhüm yevme-lḥasrati iẕ ḳuḍiye-l'emr. vehüm fî gafletiv vehüm lâ yü'minûn.
İş bitirildiğinde korumasız kalacakları güne karşı onları uyar. Onlar, olacakların farkında değillerdir. Onlar (söylenenlere) inanmıyorlar.
Meryem suresi, 40. ayet. إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ ٱلْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
innâ naḥnü neriŝü-l'arḍa vemen `aleyhâ veileynâ yürce`ûn.
Yeryüzüne ve üzerindeki herkese mirasçı olacak olan biziz. Dönüş bizedir.
Meryem suresi, 41. ayet. وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ إِبْرَٰهِيمَ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا
veẕkür fi-lkitâbi ibrâhîm. innehû kâne ṣiddîḳan nebiyyâ.
Bu Kitap'ta İbrahim'in hikayesini de anlat. O, özü sözü doğru bir nebi idi.
Meryem suresi, 42. ayet. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ يَٰٓأَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِى عَنكَ شَيْـًٔا
iẕ ḳâle liebîhi yâ ebeti lime ta`büdü mâ lâ yesme`u velâ yübṣiru velâ yugnî `anke şey'â.
Bir gün babasına dedi ki "Ey babacığım! Dinlemeyen ve görmeyen bir şeye neden kulluk ediyorsun? O senin hiçbir ihtiyacını karşılamaz ki!
Meryem suresi, 43. ayet. يَٰٓأَبَتِ إِنِّى قَدْ جَآءَنِى مِنَ ٱلْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَٱتَّبِعْنِىٓ أَهْدِكَ صِرَٰطًا سَوِيًّا
yâ ebeti innî ḳad câenî mine-l`ilmi mâ lem ye'tike fettebi`nî ehdike ṣirâṭan seviyyâ.
Ey babacığım! Sana gelmemiş olan bir bilgi bana geldi. Bana uy da sana düzgün bir yol göstereyim.
Meryem suresi, 44. ayet. يَٰٓأَبَتِ لَا تَعْبُدِ ٱلشَّيْطَٰنَ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ كَانَ لِلرَّحْمَٰنِ عَصِيًّا
yâ ebeti lâ ta`büdi-şşeyṭân. inne-şşeyṭâne kâne lirraḥmâni `aṣiyyâ.
Ey Babacığım! Şeytan'a kulluk etme. Şeytan, Rahman'a baş kaldırmıştır.
Meryem suresi, 45. ayet. يَٰٓأَبَتِ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَٰنِ وَلِيًّا
yâ ebeti innî eḫâfü ey yemesseke `aẕâbüm mine-rraḥmâni fetekûne lişşeyṭâni veliyyâ.
Ey Babacığım! Rahman'dan gelecek bir azabın seni çarpmasından ve senin şeytanın dostu haline gelmenden korkuyorum."
Meryem suresi, 46. ayet. قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنْ ءَالِهَتِى يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ وَٱهْجُرْنِى مَلِيًّا
ḳâle erâgibün ente `an âlihetî yâ ibrâhîm. leil lem tentehi leercümenneke vehcürnî meliyyâ.
Babası dedi ki "İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çevirdin? Eğer vazgeçmezsen seni taşlayarak öldürürüm. Uzunca bir süre gözüme görünme!"
Meryem suresi, 47. ayet. قَالَ سَلَٰمٌ عَلَيْكَ سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّىٓ إِنَّهُۥ كَانَ بِى حَفِيًّا
ḳâle selâmün `aleyk. seestagfiru leke rabbî. innehû kâne bî ḥafiyyâ.
İbrahim dedi ki "Esenlik ve güvenlik içinde ol; Rabbimden seni bağışlamasını dileyeceğim. O, bana iyi davranır.
Meryem suresi, 48. ayet. وَأَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَأَدْعُوا۟ رَبِّى عَسَىٰٓ أَلَّآ أَكُونَ بِدُعَآءِ رَبِّى شَقِيًّا
vea`tezilüküm vemâ ted`ûne min dûni-llâhi veed`û rabbî. `asâ ellâ ekûne bidü`âi rabbî şeḳiyyâ.
Sizden de Allah ile aranıza koyup yalvardıklarınızdan da uzaklaşıyorum. Ben Rabbime yalvarırım, Rabbime yaptığım dua sayesinde yoksun kalmayacağımı umuyorum."
Meryem suresi, 49. ayet. فَلَمَّا ٱعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا
felemme-`tezelehüm vemâ ya`büdûne min dûni-llâhi vehebnâ lehû isḥâḳa veya`ḳûb. veküllen ce`alnâ nebiyyâ.
Onlardan ve Allah' ile aralarına koyup yalvardıklarından uzaklaşınca ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık. Onların her ikisini de nebi yaptık.
Meryem suresi, 50. ayet. وَوَهَبْنَا لَهُم مِّن رَّحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا
vevehebnâ lehüm mir raḥmetinâ vece`alnâ lehüm lisâne ṣidḳin `aliyyâ.
Onların, doğruluklarıyla ve yücelikleriyle dilden dile aktarılan kişiler olmasını sağladık.
Meryem suresi, 51. ayet. وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ مُوسَىٰٓ إِنَّهُۥ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا
veẕkür fi-lkitâbi mûsâ. innehû kâne muḫleṣav vekâne rasûlen nebiyyâ.
Bu Kitap'ta Musa'yı da anlat. O, yürekten bağlıydı; nebi olan elçi idi.
Meryem suresi, 52. ayet. وَنَٰدَيْنَٰهُ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ ٱلْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَٰهُ نَجِيًّا
venâdeynâhü min cânibi-ṭṭûri-l'eymeni veḳarrabnâhü neciyyâ.
Ona, Tur'un (Sina Dağı'nın) sağ yamacından seslenmiş, özel bir konuşma için yaklaştırmıştık.
Meryem suresi, 53. ayet. وَوَهَبْنَا لَهُۥ مِن رَّحْمَتِنَآ أَخَاهُ هَٰرُونَ نَبِيًّا
vevehebnâ lehû mir raḥmetinâ eḫâhü hârûne nebiyyâ.
Ona ikramda bulunarak, kardeşi Harun'u da nebi olarak armağan etmiştik.
Meryem suresi, 54. ayet. وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ إِسْمَٰعِيلَ إِنَّهُۥ كَانَ صَادِقَ ٱلْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا
veẕkür fi-lkitâbi ismâ`îl. innehû kâne ṣâdiḳa-lva`di vekâne rasûlen nebiyyâ.
Bu Kitap'ta İsmail'i de anlat. O, sözünü tutmuştu dipnot 1 ; nebi olan elçiydi.
Meryem suresi, 55. ayet. وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُۥ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِۦ مَرْضِيًّا
vekâne ye'müru ehlehû biṣṣalâti vezzekâh. vekâne `inde rabbihî merḍiyyâ.
Ailesine namazı ve zekatı emreder ve Rabbinin katında beğenilirdi.
Meryem suresi, 56. ayet. وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَٰبِ إِدْرِيسَ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا
veẕkür fi-lkitâbi idrîs. innehû kâne ṣiddîḳan nebiyyâ.
Bu Kitap'ta İdris'i de anlat. O da özü sözü doğru olan bir nebi idi.
Meryem suresi, 57. ayet. وَرَفَعْنَٰهُ مَكَانًا عَلِيًّا
verafa`nâhü mekânen `aliyyâ.
Onu yüce bir yere yükseltmiştik.
Meryem suresi, 58. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مِن ذُرِّيَّةِ ءَادَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْرَٰٓءِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَٱجْتَبَيْنَآ إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُ ٱلرَّحْمَٰنِ خَرُّوا۟ سُجَّدًا وَبُكِيًّا secde ayeti
ülâike-lleẕîne en`ame-llâhü `aleyhim mine-nnebiyyîne min ẕürriyyeti âdeme vemimmen ḥamelnâ me`a nûḥ. vemin ẕürriyyeti ibrâhîme veisrâîle vemimmen hedeynâ vectebeynâ. iẕâ tütlâ `aleyhim âyâtü-rraḥmâni ḫarrû süccedev vebükiyyâ.
İşte bunlar Allah'ın mutluluk dipnot 1 verdiği nebilerdendir; Âdem'in soyundan, Nuh ile birlikte gemiye bindirdiklerimizden, İbrahim'in ve İsrail'in (Yakup'un) soyundan olup kendilerine doğru yolu gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Onlara Rahman'ın ayetleri okununca gözleri dolarak secdeye kapanırlardı.
Meryem suresi, 59. ayet. فَخَلَفَ مِنۢ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّبَعُوا۟ ٱلشَّهَوَٰتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا
feḫalefe mim ba`dihim ḫalfün eḍâ`u-ṣṣalâte vettebe`ü-şşehevâti fesevfe yelḳavne gayyâ.
Onların arkasından gelenler, arzularına uyarak namazı ihmal ettiler. Onlar, yakında yanlış kurgularıyla yüzleşeceklerdir.
Meryem suresi, 60. ayet. إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًا فَأُو۟لَٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔا
illâ men tâbe veâmene ve`amile ṣâliḥan feülâike yedḫulûne-lcennete velâ yużlemûne şey'â.
İçlerinden dönüş yaparak (tevbe ederek) inanıp güvenen ve iyi iş yapmış olanlar Cennet'e girecekler ve hiçbir haksızlığa uğramayacaklardır.
Meryem suresi, 61. ayet. جَنَّٰتِ عَدْنٍ ٱلَّتِى وَعَدَ ٱلرَّحْمَٰنُ عِبَادَهُۥ بِٱلْغَيْبِ إِنَّهُۥ كَانَ وَعْدُهُۥ مَأْتِيًّا
cennâti `adnini-lletî ve`ade-rraḥmânü `ibâdehû bilgayb. innehû kâne va`dühû me'tiyyâ.
Rahman'ın kullarına söz verdiği görülmemiş kalıcı cennetlere (bahçelere) gireceklerdir. O'nun sözü yerine getirilir.
Meryem suresi, 62. ayet. لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا إِلَّا سَلَٰمًا وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا
lâ yesme`ûne fîhâ lagven illâ selâmâ. velehüm rizḳuhüm fîhâ bükratev ve`aşiyyâ.
Orada boş söz dinlemeyeceklerdir. Sadece "Selam dipnot 1 " sözü. Orada onlar için sabah akşam rızıklar vardır.
Meryem suresi, 63. ayet. تِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِى نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيًّا
tilke-lcennetü-lletî nûriŝü min `ibâdinâ men kâne teḳiyyâ.
Kullarımızdan Allah'tan çekinerek kendilerini koruyanlara vereceğimiz Cennet, işte budur.
Meryem suresi, 64. ayet. وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُۥ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَٰلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا
vemâ netenezzelü illâ biemri rabbik. lehû mâ beyne eydînâ vemâ ḫalfenâ vemâ beyne ẕâlik. vemâ kâne rabbüke nesiyyâ.
Biz, Rabbinin emri olmadan inmeyiz. Önümüzde, arkamızda ve ikisinin arasında ne varsa hepsi O'nundur. Senin Rabbin unutkan değildir.
Meryem suresi, 65. ayet. رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَٱعْبُدْهُ وَٱصْطَبِرْ لِعِبَٰدَتِهِۦ هَلْ تَعْلَمُ لَهُۥ سَمِيًّا
rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ fa`büdhü vaṣṭabir li`ibâdetih. hel ta`lemü lehû semiyyâ.
O, göklerin, yerin ve onların arasında olanların Rabbidir dipnot 1 . Sen O'na kulluk et ve kullukta sebat dipnot 2 et. O'nun adını taşımaya layık dipnot 3 başka birini biliyor musun?
Meryem suresi, 66. ayet. وَيَقُولُ ٱلْإِنسَٰنُ أَءِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا
veyeḳûlü-l'insânü eiẕâ mâ mittü lesevfe uḫracü ḥayyâ.
İnsan der ki "Öldüğümde, gerçekten daha sonra diriltilip çıkarılacak mıyım?"
Meryem suresi, 67. ayet. أَوَلَا يَذْكُرُ ٱلْإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـًٔا
evelâ yeẕküru-l'insânü ennâ ḫalaḳnâhü min ḳablü velem yekü şey'â.
O insan, önceleri hiç bir şey değilken kendini yarattığımızı aklına getirmez mi?
Meryem suresi, 68. ayet. فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَٱلشَّيَٰطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا
feverabbike lenaḥşürannehüm veşşeyâṭîne ŝümme lenuḥḍirannehüm ḥavle cehenneme ciŝiyyâ.
Rabbine yemin olsun ki onları, şeytanlarıyla birlikte toplayacağız. Sonra alevli ateşin çevresinde diz çöktüreceğiz.
Meryem suresi, 69. ayet. ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى ٱلرَّحْمَٰنِ عِتِيًّا
ŝümme lenenzi`anne min külli şî`atin eyyühüm eşeddü `ale-rraḥmâni `itiyyâ.
Sonra her sınıfın içinden Rahman'a dipnot 1 en güçlü baş kaldıranları çekip ayıracağız.
Meryem suresi, 70. ayet. ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِٱلَّذِينَ هُمْ أَوْلَىٰ بِهَا صِلِيًّا
ŝümme lenaḥnü a`lemü billeẕîne hüm evlâ bihâ ṣiliyyâ.
Zaten Cehennemde sürekli kalmayı dipnot 1 kimin hak ettiğini iyi biliriz"
Meryem suresi, 71. ayet. وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
veim minküm illâ vâridühâ. kâne `alâ rabbike ḥatmem maḳḍiyyâ.
Sizden dipnot 1 oraya suya koşarcasına gitmeyecek dipnot 2 yoktur. Bu, Rabbinin uygulamayı üstlendiği kesin hükümdür.
Meryem suresi, 72. ayet. ثُمَّ نُنَجِّى ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوا۟ وَّنَذَرُ ٱلظَّٰلِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا
ŝümme nünecci-lleẕîne-tteḳav veneẕeru-żżâlimîne fîhâ ciŝiyyâ.
Allah'tan çekinerek kendini korumuş olanları dipnot 1 kurtaracak, yanlış yapanları (zalimleri) de orada diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.
Meryem suresi, 73. ayet. وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَىُّ ٱلْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَّقَامًا وَأَحْسَنُ نَدِيًّا
veiẕâ tütlâ `aleyhim âyâtünâ beyyinâtin ḳâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû eyyü-lferîḳayni ḫayrum meḳâmev veaḥsenü nediyyâ.
Kendilerine, birbirini açıklayan ayetlerimiz okununca bu kafirler müminlere şöyle derlerdi: "Bu iki kesimden hangisinin konumu daha iyi, çevresi daha etkindir. (Biz mi,onlar mı?)"
Meryem suresi, 74. ayet. وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَحْسَنُ أَثَٰثًا وَرِءْيًا
vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarnin hüm aḥsenü eŝâŝev veri'yâ.
(Halbuki) Kendilerinden önce nice nesilleri etkisizleştirmiştik, onların evi barkı daha düzgün, görüntüleri daha iyi idi.
Meryem suresi, 75. ayet. قُلْ مَن كَانَ فِى ٱلضَّلَٰلَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ مَدًّا حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوْا۟ مَا يُوعَدُونَ إِمَّا ٱلْعَذَابَ وَإِمَّا ٱلسَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضْعَفُ جُندًا
ḳul men kâne fi-ḍḍalâleti felyemdüd lehü-rraḥmânü meddâ. ḥattâ iẕâ raev mâ yû`adûne imme-l`aẕâbe veimme-ssâ`ah. feseya`lemûne men hüve şerrum mekânev veaḍ`afü cündâ.
De ki "Kim sapıklık içindeyse varsın Rahman onun süresini uzatsın. Nasıl olsa tehdit edildikleri azabı, ya da kıyamet saatini görünce kimin yerinin daha kötü, kimin arkasının daha zayıf olduğunu öğreneceklerdir."
Meryem suresi, 76. ayet. وَيَزِيدُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱهْتَدَوْا۟ هُدًى وَٱلْبَٰقِيَٰتُ ٱلصَّٰلِحَٰتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَّرَدًّا
veyezîdü-llâhü-lleẕîne-htedev hüden. velbâḳiyâtu-ṣṣâliḥâtü ḫayrun `inde rabbike ŝevâbev veḫayrum meraddâ.
Allah yola gelenlerin yolunu daha da doğrultur. Kalıcı iyi işlerin, Rabbin katındaki sevabı da daha iyi, sonucu da daha iyidir.
Meryem suresi, 77. ayet. أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى كَفَرَ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا
eferaeyte-lleẕî kefera biâyâtinâ veḳâle leûteyenne mâlev veveledâ.
Ayetlerimizi görmezlikten geleni gördün mü? Der ki "Elbette bana mal da verilecek, evlat ta."
Meryem suresi, 78. ayet. أَطَّلَعَ ٱلْغَيْبَ أَمِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَٰنِ عَهْدًا
eṭṭale`a-lgaybe emi-tteḫaẕe `inde-rraḥmâni `ahdâ.
Bu kimse gizli bilgilere mi ulaştı, yoksa Rahman'ın katından söz mü aldı?
Meryem suresi, 79. ayet. كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُۥ مِنَ ٱلْعَذَابِ مَدًّا
kellâ. senektübü mâ yeḳûlü venemüddü lehû mine-l`aẕâbi meddâ.
Böyle şeyler olamaz dipnot 1 . Ama biz onun söylediği bu sözü kayda geçireceğiz ve azabına azap ekleyeceğiz.
Meryem suresi, 80. ayet. وَنَرِثُهُۥ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا
veneriŝühû mâ yeḳûlü veye'tînâ ferdâ.
Onun sözünü ettiği şeyler (malı ve evladı) bize kalacaktır. Kendisi de karşımıza tek başına gelecektir.
Meryem suresi, 81. ayet. وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لِّيَكُونُوا۟ لَهُمْ عِزًّا
vetteḫaẕû min dûni-llâhi âlihetel liyekûnû lehüm `izzâ.
Destek almak için Allah ile aralarında bir takım ilahlar edindiler.
Meryem suresi, 82. ayet. كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا
kellâ. seyekfürûne bi`ibâdetihim veyekûnûne `aleyhim ḍiddâ.
Böyle şey olmaz. Onlar (uydurdukları ilahlar), bunların yaptığı kulluğu tanımayacak, bunlara karşı çıkacaklardır.
Meryem suresi, 83. ayet. أَلَمْ تَرَ أَنَّآ أَرْسَلْنَا ٱلشَّيَٰطِينَ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ تَؤُزُّهُمْ أَزًّا
elem tera ennâ erselne-şşeyâṭîne `ale-lkâfirîne teüzzühüm ezzâ.
Hiç görmedin mi o kafirlere şeytanları göndeririz de onları sarstıkça sarsarlar?
Meryem suresi, 84. ayet. فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا
felâ ta`cel `aleyhim. innemâ ne`uddü lehüm `addâ.
Onlara karşı aceleci olma; biz onlar için gün sayıyoruz.
Meryem suresi, 85. ayet. يَوْمَ نَحْشُرُ ٱلْمُتَّقِينَ إِلَى ٱلرَّحْمَٰنِ وَفْدًا
yevme naḥşüru-lmütteḳîne ile-rraḥmâni vefdâ.
Allah'tan çekinerek korunanları dipnot 1 , Rahman'ın huzurunda, seçkin heyetleri ağırlar gibi dipnot 2 topladığımız günde,
Meryem suresi, 86. ayet. وَنَسُوقُ ٱلْمُجْرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرْدًا
venesûḳu-lmücrimîne ilâ cehenneme virdâ.
Günahkarları, suya koşarcasına cehenneme sevk edeceğiz.
Meryem suresi, 87. ayet. لَّا يَمْلِكُونَ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَٰنِ عَهْدًا
lâ yemlikûne-şşefâ`ate illâ meni-tteḫaẕe `inde-rraḥmâni `ahdâ.
(Orada) Rahman'dan söz almış olanlar dipnot 1 dışında kimse şefaat hakkına sahip olamayacaktır dipnot 2 .
Meryem suresi, 88. ayet. وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَلَدًا
veḳâlü-tteḫaẕe-rraḥmânü veledâ.
"Rahman çocuk edindi" dediler.
Meryem suresi, 89. ayet. لَّقَدْ جِئْتُمْ شَيْـًٔا إِدًّا
leḳad ci'tüm şey'en iddâ.
Gerçekten çok çirkin bir söz söylediler dipnot 1 .
Meryem suresi, 90. ayet. تَكَادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ ٱلْأَرْضُ وَتَخِرُّ ٱلْجِبَالُ هَدًّا
tekâdü-ssemâvâtü yetefeṭṭarne minhü vetenşeḳḳu-l'arḍu veteḫirru-lcibâlü heddâ.
Bundan dolayı dipnot 1 neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak ve dağlar çökecekti.
Meryem suresi, 91. ayet. أَن دَعَوْا۟ لِلرَّحْمَٰنِ وَلَدًا
en de`av lirraḥmâni veledâ.
Bunlar sırf "Rahman'ın çocuğu var" dedikleri için olacaktı.
Meryem suresi, 92. ayet. وَمَا يَنۢبَغِى لِلرَّحْمَٰنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا
vemâ yembegî lirraḥmâni ey yetteḫiẕe veledâ.
Rahman'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir.
Meryem suresi, 93. ayet. إِن كُلُّ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّآ ءَاتِى ٱلرَّحْمَٰنِ عَبْدًا
in küllü men fi-ssemâvâti vel'arḍi illâ âti-rraḥmâni `abdâ.
Göklerde ve yerde kim varsa hepsi kul olarak Rahman'nın huzuruna gelirler.
Meryem suresi, 94. ayet. لَّقَدْ أَحْصَىٰهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا
leḳad aḥṣâhüm ve`addehüm `addâ.
Allah, onların hepsini teker teker sayıp hesabını çıkarmıştır.
Meryem suresi, 95. ayet. وَكُلُّهُمْ ءَاتِيهِ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فَرْدًا
veküllühüm âtîhi yevme-lḳiyâmeti ferdâ.
Hepsi (mezardan) kalkış günü tek başına O'na gelecektir.
Meryem suresi, 96. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ ٱلرَّحْمَٰنُ وُدًّا
inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti seyec`alü lehümü-rraḥmânü vuddâ.
İnanıp güvenen ve iyi iş yapanlar için Rahman, bir sevgi oluşturacaktır.
Meryem suresi, 97. ayet. فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوْمًا لُّدًّا
feinnemâ yessernâhü bilisânike litübeşşira bihi-lmütteḳîne vetünẕira bihî ḳavmel lüddâ.
Kur'an'ın senin dilinle kolaylaştırdık ki dipnot 1 kendini koruyanlara dipnot 2 onunla müjde veresin, karşı koyan topluluğu da uyarasın.
Meryem suresi, 98. ayet. وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُم مِّنْ أَحَدٍ أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًۢا
vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarn. hel tüḥissü minhüm min eḥadin ev tesme`u lehüm rikzâ.
Onlardan önce nice nesilleri etkisizleştirdik. Şimdi onlardan birini hissedebiliyor veya onların bir kıpırdamasını işitiyor musun?