Diyanet İşleri
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
Meryem suresi
Meryem suresi, 50. ayet. وَوَهَبْنَا لَهُم مِّن رَّحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا
vevehebnâ lehüm mir raḥmetinâ vece`alnâ lehüm lisâne ṣidḳin `aliyyâ.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İbrâhim ve babası Meryem 41–50 3
İbrahim, şöyle dedi: "Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır."
"Sizi ve Allah'tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb'ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum."
İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince, ona İshak ile Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
Kitap'ta, Musa'yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resul, bir nebi idi.
Ona, Tur dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.
Rahmetimiz sonucu kardeşi Harun'u bir nebi olarak kendisine bahşettik.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
50. “Hepsine de” yani İbrahim’e ve oğlu İshak ile torunu Yakub’a “rahmetimizden bağışladık.” Bu da Yüce Allah’ın onlara rahmet olmak üzere bağışladığı faydalı ilimleri, salih amelleri, içlerinde pek çok peygamber ve salih kimselerin bulunduğu, dört bir yana yayılmış kalabalık sayıdaki zürriyeti kapsar. “ve dillerden düşmeyen haklı ve yüce bir nam verdik.” Aynı şekilde bu da Allah’ın kendilerine bağışladığı rahmetin bir parçasıdır. Çünkü Allah, iyilik yapan her bir kimsenin iyiliği oranında övgüsünü/namını yayacağını vaat etmiştir. Bunlar ise iyilerin önderlerindendir. O yüzden de Allah gerçekten haklı ve yüce bir şekilde övülmelerini, saygı ile anılmalarını sağlamıştır. Onlara olan bu övgü doğrudur, yalan değildir, yüce ve aşikardır, gizli değildir. Dünyanın dört bir yanında onlardan övgü ile söz edilmektedir. Onların sevgisi kalpleri doldurmuş, övgüleri dillerde dolaşmıştır. Doğru yolu izleyenlere rehber, hidâyet bulanlara önder olmuşlardır. Çağlar boyunca da onların namları dillerden düşmeyecektir. Bu, Yüce Allah’ın bir lütfudur. Allah onu dilediğine verir, Allah büyük bir lütuf sahibidir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Onlara, peygamberlikle birlikte birçok hayrı rahmetimizden bağışladık. Kulların dilinde sürekli olarak hayırla yâd edilmelerini sağladık.
Aynı kıssa: Hz. İshak · Aynı kök: وهب (25 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. İbrâhim
İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince, ona İshak ile Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Aynı kıssa: Hz. İshak · Aynı kök: وهب (25 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. İbrâhim
Ona İshak'ı ve ayrıca da Yakub'u bağışladık ve her birini salih kimseler yaptık.
Aynı kıssa: Hz. İshak · Aynı kıssa: Hz. İbrâhim
İbrahim'in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı müjdeledik; İshak'ın arkasından da Yakub'u.
Aynı kök: لسن (25 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. İbrâhim · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
"Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl."
Aynı kök: وهب (25 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. İbrâhim
"Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail'i ve İshak'ı veren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir."
Aynı kök: وهب (25 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. İbrâhim
"Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat."
Aynı kök: وهب (25 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. İbrâhim
Ona (İbrahim'e) İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Onun soyundan gelenlere peygamberlik ve kitab verdik. Ayrıca ona dünyada mükafatını da verdik. Şüphesiz…
Aynı kök: لسن (25 geçiş) · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
"Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onlara rahmetimizden lütufta bulunmuş ve kendilerine yüksek bir doğruluk dili vermiştik. dipnot 1
dahası onlara rahmetimizi bahşettik; nihayet onları doğruluğun ve hakikatin yüce dili yaptık.
ve o'nları rahmetimizle ödüllendirdik. Ve o'nlara doğru olanı (başkalarına) ulaştırmaları için üstün bir anlatım gücü bahşettik.
Onlara rahmetimizden hibe ettik ve onlarda Sıddıkiyet (Hakikati yaşayarak tasdik) ilminin yüce anlatım kuvvesini oluşturduk.
Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onlar için üstün güzel övgüler kıldık.
Onlara, rahmetimizden de armağan ettik ve Onlar için çok yüce bir doğruluk dili oluşturduk.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk, kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.
Onlara rahmetimizden verdik. Onlara, doğru ve onurlu bir dil bağışladık.
Onlara rahmetimizden verdik. Onlara, doğru ve onurlu bir dil bağışladık.
Biz, bunlara rahmetimizden lütuflar, ihsanlar ettik ve hepsine dillerde yüksek bir doğruluk şanı verdik.
Ve bunlara rahmetimizden ihsanlar eyledik ve hepsine dillerde yüksek bir yad-ı sıdk verdik
Ve rahmetimizden onlara lütfettik. dipnot 1 Onların doğrulukla anılmalarını sağladık.
Ve rahmetimizden onlara lutfettik dipnot 1 . Onların doğrulukla anılmalarını sağladık.
Ve rahmetimizden onlara lutfettik dipnot 1 . Onların doğrulukla anılmalarını sağladık.
Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Bunlara rahmetimizden (peygamberlik, mal ve evlad) lutfetdik. Onlar için çok yüce sadakat dili de verdik.
Bunlara rahmetimizden lutfettik. Onlar için yüce bir doğruluk dili verdik
(41-50) Kitapta İbrahimi hatırla sözüne bağlı / Sıddık bir bildirici idi / nebi idi. Babasına dedi ki ey babacığım işitmeyene , görmeyene, sana bir faydası olmayana niçin kulluk edersin / taparsın. Ey babacığım sana verilmeyen ilim bana verildi, bana uy / tâbi ol ki seni düzgün yola yönlendireyim. Ey babacığın şeytana ibadet etme, muhakkak ki şeytan Rabbine asi oldu. Ey babacığım sana Rahmanın azabının dokunmasından ve de şeytanla dost olmandan korkuyorum. Babası dedi ki; ey İbrahim, s en ilahlarımla mı ilgileniyorsun ? Eğer vazgeçmezsen seni taşlarım , benden uzunca bir süre uzaklaş. İbrahim dedi ki; selam senin üzerine olsun, Rabbime senin için sığınacağım kesinlikle O beni bana karşılık verendir. Sizden de Allah’ın dışında dua ettiklerinizden de çekiliyorum ve Rabbime dua ediyorum, umarım Rabbim duama karşı çıkmaz. Onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından çekilince, biz de ona İshak ve Yakub’u hibe ettik. Hepsini de Bildirici / Nebi yaptık. Onlara da rahmetinizden hibe ettik ve de onlar için yüce bir bağlılık dili / sadakat dili / lisanı yaptık.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
Onlara rahmetimizden (mal ve çocuk) lutfettik ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Onlara ikramımızdan (pek çok şey) bahşettik; onları, doğruluklarıyla dillere destan yaptık. dipnot 1
Onların, doğruluklarıyla ve yücelikleriyle dilden dile aktarılan kişiler olmasını sağladık.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve Onlara dillerde yüksek ve sadakat (bir nam) bıraktık.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onlara üstün bir doğruluk dili verdik.
Onlara, rahmetimizden nimetler bağışladık. Ve kendileri için yüksek bir doğruluk dili oluşturduk.
We extended to them Our mercy and made all grace abound in them and We savoured their speaking tongue with prudence and truth that it was honoured in the wide circle of the all.
We granted Our grace to all of them, and gave them a noble reputation.
And We bestowed of Our Mercy on them, and We granted them lofty honour on the tongue of truth.
and We bestowed on them Our mercy, and granted them a truly lofty renown. dipnot 1
We endowed them with Our mercy and made them highly honoured.
And We gave them of Our Mercy (a good provision in plenty), and We granted them honour on the tongues (of all the nations, i.e. everybody remembers them with a good praise).[1]
And We gave them out of Our mercy, and conferred on them a worthy and lofty repute.
And We bestowed Our blessings upon them, and We granted them a sublime and lasting good name, and made the people remember and mention them.
and We gave them of Our mercy, and We appointed unto them a tongue of truthfulness, sublime.
I showered them all with My blessings and granted them an honorable position in history.
and we granted them of our mercy, and we made the tongue of truth lofty for them.
We granted them from Our mercy, and We made for them a tongue of truth to be heard.
and We bestowed on them, through our mercy, the gift of prophecy, and children, and wealth; and We caused them to deserve the highest commendations.
And when he had parted from them and what they served beside Allah, We granted him Isaac and Jacob, and each of them We made a prophet.
And We bestowed upon them of Our mercy, and We made for them a tongue of sincerity, most exalted.
And we gave them of Our mercy, and assigned to them a high and true renown.
And bestowed on them some of Our blessings, and gave them high renown.
and We bestowed upon them [manifold] gifts out of Our grace, and granted them a lofty power to convey the truth [unto others].
We showered them with Our mercy, and blessed them with honourable mention.[1]
And We granted them from Our mercy, and We made for them a tongue of truth to be heard.
We showered them with our mercy, and we granted them an honorable position in history.
And We gave them of Our mercy, and we made for them a reputation of high honor.
And We gave to them of Our mercy, and We made for them a tongue of truthfulness exalted.
We showered them with Our Grace and We granted them a high and true renown.
And We blessed them from Our Mercy, and We granted them high honor on the tongue (of truth with praise).
and We bestowed on them (a great deal) of our mercy, and caused them to have a good name at a high level.
And We granted them from Our mercy, and We made for them a tongue of truthfulness to be heard.