Diyanet İşleri
Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.
Meryem suresi
Meryem suresi, 39. ayet. وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ ٱلْحَسْرَةِ إِذْ قُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
veenẕirhüm yevme-lḥasrati iẕ ḳuḍiye-l'emr. vehüm fî gafletiv vehüm lâ yü'minûn.
Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Meryem ve Îsâ Meryem 16–40 3
Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O'na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur.
(Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kafirlerin haline!
Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.
Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler.
Kitap'ta İbrahim'i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.
Hani babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 39–40. ayetler için yazılmıştır.
39-40. İnzâr/uyarı, korkulu bir şeyi uyarı amacıyla bildirmek ve onun niteliklerini sakındırma amaçlı haber vermektir. Kulların uyarılıp sakındırılmasına en layık olan şey, işin hükme bağlanacağı o pişmanlık günüdür. O gün ki öncekiler de sonrakiler de aynı yerde durdurulacaklar ve amelleri hakkında sorguya çekileceklerdir. Allah’a iman edip peygamberlerine uyan kimse, bir daha bedbahtlık söz konusu olmaksızın mutlu ve bahtiyar olacaktır. Allah’a iman etmeyip peygamberlerine uymayan kimseler ise bir daha mutluluk yüzü görmeksizin ebediyen bedbaht olacaklar, hem kendileri hem de aile halklarını ziyana uğratmış olacaklardır. İşte o vakit pişmanlık duyacak ve üzülecekledir. Öyle ki bu keden ve pişmanlıktan dolayı kalpler parçalanacaktır. Yeniden amelde bulunabilmek için geri dönme imkânı ve dünyaya dönüp durumunu değiştirme fırsatı bulunmayacak bir şekilde Allah’ın rızasını ve cennetini elden kaçırıp O’nun gazabını ve cehennem ateşini hak etmekten daha büyük pişmanlık sebebi olabilir mi? İşte onları bekleyen son, budur. Ancak onlar, bu dünya hayatında hatırlarına bile getirmedikleri bu büyük işten gaflettedirler. Hatırlarına gelecek olsa dahi gaflet içerisinde kalmaya devam ederler. Çünkü gaflet, onları büsbütün kuşatmış, sarhoşlukları her yanlarını kaplamıştır. Onlar, ne Allah’a iman ederler, ne peygamberlerine uyarlar. Dünyaları onları oyalayıp durmakta, fani ve geçici arzuları iman etmelerine engel olmaktadır. Başından sonuna kadar içindeki her şeyle birlikte dünya, dünyada yaşayanların elinden çıkacaktır. Onlar da bu dünyayı bırakıp gidecektir. Yüce Allah, yeryüzüne ve onun üzerindekilere mirasçı olacak, onları kendi huzuruna döndürecek ve dünyada iken yaptıkları amellerinin karşılığını onlara verecektir. Neyi kaybetmişler yahut neyi kazanmışlarsa onu göreceklerdir. Bundan dolayı hayır amel işleyen kimse, Yüce Allah’a hamdetsin. Bundan başka şeylerle karşılaşanlar ise kendilerinden başka kimseyi kınamasınlar.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Resul!- Kötülük yapanın yaptığı kötülüğe pişman olacağı, iyilik yapanın da çokça ibadet etmediğine pişman olacağı gün hakkında insanları uyar. Öyle ki, kulların defterleri kapatılıp hesapları görüldüğünde, herkes yapmış olduğunun karşılığını bulur. Onlar dünya hayatlarında aldanmışlardır. Ahireti umursamayan ve kıyamet gününe de iman etmeyen kimselerdi.
Aynı kök: غفل (35 geçiş) · Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)
(5-6) Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından…
Aynı kök: قضي (63 geçiş) · Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)
Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik'i (Kabe'yi) tavaf etsinler.
Aynı kök: قضي (63 geçiş) · Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)
Hani Kur'an'ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, "Susun!" dediler. Kur'an'ın okunması…
Aynı kök: غفل (35 geçiş) · Aynı kök: قضي (63 geçiş)
Musa, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi…
Aynı kök: حسر (12 geçiş)
Uyanlar şöyle derler: "Keşke dünyaya bir dönüşümüz olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık." Böylece…
Aynı kök: حسر (12 geçiş)
Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında onlar hakkında, "Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi" diyen…
Aynı kök: حسر (12 geçiş)
Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, bütün günahlarını…
Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)
Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Hükmün kesinleştiği o pişmanlık günü hakkında onları uyar! Onlar gaflettedir ve (ahirete) inanmazlar.
O halde, her şeyin hükmünün kesinleştiği an olan o derin pişmanlık günü konusunda onları uyar, zira onlar gaflet içindedirler; dahası onlar (dirileceklerine) hala inanmış değiller.
bunun içindir ki, her şeyin hükme bağlanmış olacağı o onmaz pişmanlıklar Günü('nün gelip çatması konusunda) onları uyar, çünkü onlar hala umursamazlık gösteriyor ve (o Gün'ün geleceğine) inanmıyorlar.
Onları, olayın sonucunun yaşanacağı, hasret süreci hakkında uyar! Onlar kozaları içinde ve iman etmemiş bir haldeyken (iş bitirilecek).
İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.
(Rasûlüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bilmiştir.
Her şey için yargının verilmiş olacağı Pişmanlık Günü'yle onları uyar. Onlar, aymazlık içindeler; çünkü inanmıyorlar.
Sen onları pişmanlık günü hakkında uyar. Çünkü onlar gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken iş olup bitmiştir.
Yargının noktalanacağı Pişmanlık Günü hakkında onları uyar. Onlar hala aymazlık içinde gerçeği onaylamıyorlar.
Yargının noktalanacağı Keder Günü hakkında onları uyar. Onlar hala aymazlık içinde inanmıyorlar.
Onlar gaflet içinde iken, onlar iman etmezlerken, o hasret gününün, o işlerin bitirildiği saatin dehşetini kendilerine haber ver!
Onlar gaflet içinde iken, onlar iyman etmezlerken, o hasret gününün, o iş bitirildiği saatin dehşetini kendilerine haber ver,
Gaflet dipnot 1 içinde olup, iman etmeyenleri, emrin yerine getirileceği pişmanlık günüyle uyar.
Gaflet dipnot 1 içinde olup, iman etmeyenleri, emrin yerine getirileceği pişmanlık günüyle uyar.
Gaflet dipnot 1 içinde olup, iman etmeyenleri, emrin yerine getirileceği pişmanlık günüyle uyar.
Buyruğun bitirileceği / yerine getirileceği (kaza), hasret gününe karşı onları uyar. Onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.
(Habibim) sen onları bulacağı vakt ile, emr (-i ilahi) nin yerini hasret (ve nedamet) günü ile korkut. Onlar gaflet içindedirler, onlar haala iman etmiyorlar.
Sen, onları hasret günü ile korkut. O gün, onlar gaflet içinde inanmamakta iken, iş bitirilmiş olur.
(35-40) Allah’ın bir evlat / bir velet edindiği olmamıştır. Onu üstün tutarız, O bir işi gerçeklemek istediği vakit ona ol der, o da olur. Allah benim de sizin de Rabbinizdir ona kulluk edin , doğru yol / düzgün yol budur. Kendi aralarında ki gruplar karşıtlaştılar / ihtilafa düştüler, kafirlere, şahit olacakları büyük günde yazıklar olsun / veyl olsun. Bize verilecekleri gün onları bir işit, onları bir gör, ayrıca o gün zalimler, apaçık dalalet içinde olacaklar / ne yaptığını bilemez bir halde olacaklar. Onları hasar günüyle uyar, iş / emir onlar gaflet içindeyken ve inanmıyorlarken gerçekleşir. Yeryüzüne ve de üzerindekilere biz varisiz ve bize geri döneceksiniz
Onları işin hükme bağlanacağı hasret günüyle uyar! Onlar (dünyada bu hususta) gaflet içindedirler ve onlar iman etmezler.
Onları şu hasret gününe karşı uyar ki, o zaman kendileri gaflet içinde inanmamakta ısrar ederlerken iş bitirilmiş olur (yaptıklarına pişman olup hasret çeker dururlar, ama iş işten geçmiştir artık).
İş bitirilip yürek acısı çekecekleri güne dair sen onları uyar. Onlar umursamazlık içindeler. Onlar inanıp güvenmiyorlar. dipnot 1
İş bitirildiğinde korumasız kalacakları güne karşı onları uyar. Onlar, olacakların farkında değillerdir. Onlar (söylenenlere) inanmıyorlar.
Sen, onları hasret günü ile korkut. İş hükmedilip bitirilmiştir. Onlar (dünyada bu hususta) gaflet içindedirler ve onlar iman etmezler
-Sen, onları hasret günü ile korkut. Onlar gaflet içinde iman etmezken iş bitirilmiş olur.
Sen onları, o hasret günü ile ilgili olarak uyar. Çünkü onlar gaflet içindeyken, iman da etmemişken iş bitirilmiş olacaktır.
Warn them O Muhammad –the wrongful of actions- of the Day when long shall they sigh as the die is cast, being already convicted by reason of their negligence of Allah's statutes and their disbelief in Him and in His Messengers.
for they are heedless and do not believe.
But warn them of the Day of Distress, when the matter will be determined: for (behold,) they are negligent and they do not believe!
(O Muhammad), warn those who are steeped in heedlessness and are obstinately rejecting the truth that the Day shall come when things will be finally decided and they shall be left with utter remorse.
Warn them of the Day of Bitter Regret when the affair will be resolved. But they take no notice. They have no iman.
And warn them (O Muhammad صلى الله عليه وسلم) of the Day of grief and regrets, when the case has been decided, while (now) they are in a state of carelessness, and they believe not[1].
Warn them of the Day of Regret, when the matter will be decided, while they are [yet] heedless and do not have faith.
Warn them of the day of intense regret when the matter is decided and it is all over, and they are (still) steeped in ignorance and negligence and they do not believe.
Warn thou them of the day of anguish, when the matter shall be determined, and they yet heedless and unbelieving.
Warn them about the coming of the Day that they have to face a judgment against them. What a shame that they are careless and that they choose the disbelief.
And warn them of the day of sighing, when the matter is decreed while they are heedless, and while they do not believe.
Warn them of the day of remorse. When the matter is decided while they are oblivious, and they do not acknowledge.
And do thou forewarn them of the day of sighing, when the matter shall be determined, while they are now sunk in negligence and do not believe.
How plainly will they see and hear on the day when they shall come to Us; but today the evildoers are in manifest error!
And warn them of the Day of regret, as the Command is decreed, and they are in a state of heedlessness, and they do not believe.
And warn them of the Day of anguish when the case hath been decided. Now they are in a state of carelessness, and they believe not.
Warn them of that day of pining when all matters will have been settled, though they would still be unaware and unbelieving (of the truth).
hence, warn them of [the coming of] the Day of Regrets, when everything will have been decided-for as yet they are heedless, and they do not believe [in it].
And warn them ˹O Prophet˺ of the Day of Regret, when all matters will be settled, while they are ˹engrossed˺ in heedlessness and disbelief.
And warn them of the Day of remorse. When the matter is decided while they are oblivious, and they do not believe.
Warn them about the day of remorse, when judgment will be issued. They are totally oblivious; they do not believe.
And warn them, [O Muúammad], of the Day of Regret, when the matter will be concluded; and [yet], they are in [a state of] heedlessness, and they do not believe.
And warn thou them of the Day of Regret, when the matter will be concluded; but they are in heedlessness, and they do not believe.
Hence, warn them of the Day of Regrets, when the case will be decided. Being negligent of their duty to investigate with reason, they do not believe in the reality as yet.
But warn them of the Day of regrets and sorrow, when the matter will be determined: For they are negligent and they do not believe!
Warn them of The Day of Remorse when the whole thing will be settled, while they are heedless and do not believe.
And warn them of the Day of Remorse. When the matter is decided while they are oblivious, and they do not believe.