Ali Rıza Safa
T. S. İşte bunlar, Kur'an'ın ve Apaçık Kitap'ın ayetleridir.
27. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Neml suresi, 1. ayet. طسٓ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْقُرْءَانِ وَكِتَابٍ مُّبِينٍ
ṭâ-sîn. tilke âyâtü-lḳur'âni vekitâbim mübîn.
T. S. İşte bunlar, Kur'an'ın ve Apaçık Kitap'ın ayetleridir.
Neml suresi, 2. ayet. هُدًى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ
hüdev vebüşrâ lilmü'minîn.
İnananlar için yol gösterendir ve sevinçli bir haberdir.
Neml suresi, 3. ayet. ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
elleẕîne yüḳîmûne-ṣṣalâte veyü'tûne-zzekâte vehüm bil'âḫirati hüm yûḳinûn.
Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve zekatı verirler. Sonsuz yaşama da kesin olarak inanırlar.
Neml suresi, 4. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَٰلَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ
inne-lleẕîne lâ yü'minûne bil'âḫirati zeyyennâ lehüm a`mâlehüm fehüm ya`mehûn.
Aslında, sonsuz yaşama inanmayanların yaptıklarını, kendilerine çekici gösterdik; bocalayıp dursunlar diye.
Neml suresi, 5. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَهُمْ سُوٓءُ ٱلْعَذَابِ وَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ هُمُ ٱلْأَخْسَرُونَ
ülâike-lleẕîne lehüm sûü-l`aẕâbi vehüm fi-l'âḫirati hümü-l'aḫserûn.
Ağır bir cezayı hak etmiş olanlar, işte böyleleridir. Sonsuz yaşamda da en çok yitime uğrayanlar onlardır.
Neml suresi, 6. ayet. وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى ٱلْقُرْءَانَ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ
veinneke letüleḳḳe-lḳur'âne mil ledün ḥakîmin `alîm.
Kuşkusuz, Kur'an, Bilgelik ve Adaletle Yönetenin; Bilenin katından sana ulaştırılıyor.
Neml suresi, 7. ayet. إِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهْلِهِۦٓ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًا سَـَٔاتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ ءَاتِيكُم بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَّعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
iẕ ḳâle mûsâ liehlihî innî ânestü nârâ. seâtîküm minhâ biḫaberin ev âtîküm bişihâbin ḳabesil le`alleküm taṣṭalûn.
Musa, ailesine, şöyle demişti: "Aslında, bir ateş gördüm. Ondan bir haber getiririm veya bir parça kor getiririm; böylece, belki ısınırsınız!"
Neml suresi, 8. ayet. فَلَمَّا جَآءَهَا نُودِىَ أَنۢ بُورِكَ مَن فِى ٱلنَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
felemmâ câehâ nûdiye em bûrike men fi-nnâri vemen ḥavlehâ. vesübḥâne-llâhi rabbi-l`âlemîn.
Oraya geldiğinde, şöyle seslenildi: "Ateşin içinde ve çevresinde olanlar kutsanmıştır. Çünkü Evrenlerin Efendisi Allah, tüm yakıştırmalardan ayrıktır!"
Neml suresi, 9. ayet. يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّهُۥٓ أَنَا ٱللَّهُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
yâ mûsâ innehû ene-llâhü-l`azîzü-lḥakîm.
"Ey Musa! Kuşkusuz, Ben, Üstün Olan; Bilgelik ve Adaletle Yöneten Allah'ım!"
Neml suresi, 10. ayet. وَأَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنٌّ وَلَّىٰ مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَٰمُوسَىٰ لَا تَخَفْ إِنِّى لَا يَخَافُ لَدَىَّ ٱلْمُرْسَلُونَ
veelḳi `aṣâk. felemmâ raâhâ tehtezzü keennehâ cânnüv vellâ müdbirav velem yü`aḳḳib. yâ mûsâ lâ teḫaf innî lâ yeḫâfü ledeyye-lmürselûn.
"Değneğini at!" Fakat onun hızlı bir yılan gibi aktığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim yanımda, gönderilen kesinlikle korkmaz!"
Neml suresi, 11. ayet. إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًۢا بَعْدَ سُوٓءٍ فَإِنِّى غَفُورٌ رَّحِيمٌ
illâ men żaleme ŝümme beddele ḥusnem ba`de sûin feinnî gafûrur raḥîm.
"Haksızlık yapanlar dışında!" "Kuşkusuz, Ben, kötülük yaptıktan sonra iyiliğe çeviren kimse için, Sınırsız Bağışlayanım; Merhametliyim!"
Neml suresi, 12. ayet. وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِى جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ فِى تِسْعِ ءَايَٰتٍ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِۦٓ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَٰسِقِينَ
veedḫil yedeke fî ceybike taḫruc beyḍâe min gayri sûin fî tis`i âyâtin ilâ fir`avne veḳavmih. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.
"Şimdi, elini göğsüne sok; Firavun ve onun toplumuna, dokuz mucizeden biri olarak, pürüzsüz bir biçimde ışıldayarak çıksın. Aslında, onlar, yoldan çıkmış bir toplumdur!"
Neml suresi, 13. ayet. فَلَمَّا جَآءَتْهُمْ ءَايَٰتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا۟ هَٰذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
felemmâ câethüm âyâtünâ mübṣiraten ḳâlû hâẕâ siḥrum mübîn.
Gözleriyle gördükleri ayetlerimiz onlara geldiğinde, şöyle dediler: "Apaçık bir büyü bu!"
Neml suresi, 14. ayet. وَجَحَدُوا۟ بِهَا وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ
veceḥadû bihâ vesteyḳanethâ enfüsühüm żulmev ve`ulüvvâ. fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmüfsidîn.
Kendileri de onları kesin olarak bilmelerine karşın, haksızlık yaparak ve büyüklük taslayarak inkar ettiler. Artık, bozgunculuk yapanların sonunun nasıl olduğuna bir bak?
Neml suresi, 15. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ وَسُلَيْمَٰنَ عِلْمًا وَقَالَا ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرٍ مِّنْ عِبَادِهِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
veleḳad âteynâ dâvûde vesüleymâne `ilmâ. veḳâle-lḥamdü lillâhi-lleẕî feḍḍalenâ `alâ keŝîrim min `ibâdihi-lmü'minîn.
Gerçek şu ki, Davut'a ve Süleyman'a bilgi verdik. Şöyle dediler: "Bizi, inanan kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a övgüler olsun!"
Neml suresi, 16. ayet. وَوَرِثَ سُلَيْمَٰنُ دَاوُۥدَ وَقَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ ٱلطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَىْءٍ إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْمُبِينُ
veveriŝe süleymânü dâvûde veḳâle yâ eyyühe-nnâsü `ullimnâ menṭiḳa-ṭṭayri veûtînâ min külli şey'. inne hâẕâ lehüve-lfaḍlü-lmübîn.
Ve Süleyman, Davut'a kalıtçı oldu. Şöyle dedi: "Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize her şeyden verildi. Aslında, işte bu, apaçık bir lütuftur!" dipnot 306
Neml suresi, 17. ayet. وَحُشِرَ لِسُلَيْمَٰنَ جُنُودُهُۥ مِنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ وَٱلطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ
veḥuşira lisüleymâne cünûdühû mine-lcinni vel'insi veṭṭayri fehüm yûza`ûn.
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları, toplandıktan sonra düzenli olarak gönderiliyordu.
Neml suresi, 18. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَوْا۟ عَلَىٰ وَادِ ٱلنَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّمْلُ ٱدْخُلُوا۟ مَسَٰكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَٰنُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
ḥattâ iẕâ etev `alâ vâdi-nnemli ḳâlet nemletüy yâ eyyühe-nnemlü-dḫulû mesâkineküm. lâ yaḥṭimenneküm süleymânü vecünûdühû vehüm lâ yeş`urûn.
Sonunda, karınca vadisine geldiklerinde, bir Dişi Karınca, şöyle dedi: "Ey karıncalar; yuvalarınıza girin! Süleyman ve orduları, ayırdında olmadan sizi ezip geçmesinler!" dipnot 307
Neml suresi, 19. ayet. فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِّن قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِىٓ أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَىَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَٰلِحًا تَرْضَىٰهُ وَأَدْخِلْنِى بِرَحْمَتِكَ فِى عِبَادِكَ ٱلصَّٰلِحِينَ
fetebesseme ḍâḥikem min ḳavlihâ veḳâle rabbi evzi`nî en eşküra ni`meteke-lletî en`amte `aleyye ve`alâ vâlideyye veen a`mele ṣâliḥan terḍâhü veedḫilnî biraḥmetike fî `ibâdike-ṣṣâliḥîn.
Onun bu sözüne sevinçle güldü ve şöyle dedi: "Efendim! Beni, bana ve anne-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve hoşnut olacağın erdemli edimler yapmaya yönlendir. Erdemli kullarının arasına, rahmetinle beni de al!"
Neml suresi, 20. ayet. وَتَفَقَّدَ ٱلطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِىَ لَآ أَرَى ٱلْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ ٱلْغَآئِبِينَ
vetefeḳḳade-ṭṭayra feḳâle mâ liye lâ era-lhüdhüd. em kâne mine-lgâibîn.
Ve kuşları denetledikten sonra, şöyle dedi: "HüdHüd'ü neden göremiyorum; kayıplara mı karıştı?" dipnot 308
Neml suresi, 21. ayet. لَأُعَذِّبَنَّهُۥ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لَأَا۟ذْبَحَنَّهُۥٓ أَوْ لَيَأْتِيَنِّى بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
leü`aẕẕibennehû `aẕâben şedîden ev leeẕbeḥannehû ev leye'tiyennî bisülṭânim mübîn.
"Bana apaçık bir kanıt getirmezse, yaman bir cezayla kesinlikle onu cezalandıracağım veya kafasını keseceğim!"
Neml suresi, 22. ayet. فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِۦ وَجِئْتُكَ مِن سَبَإٍۭ بِنَبَإٍ يَقِينٍ
femekeŝe gayra be`îdin feḳâle eḥattü bimâ lem tüḥiṭ bihî veci'tüke min sebeim binebeiy yeḳîn.
Bunun üzerine, çok geçmeden geldi ve şöyle dedi: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve Sebe hakkında sana doğru bir haber getirdim!"
Neml suresi, 23. ayet. إِنِّى وَجَدتُّ ٱمْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِن كُلِّ شَىْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ
innî vecettü-mraeten temlikühüm veûtiyet min külli şey'iv velehâ `arşün `ażîm.
"Aslında, onları yöneten bir kadın gördüm. Ona, her şeyden verilmiş ve büyük bir tahtı var!" dipnot 309
Neml suresi, 24. ayet. وَجَدتُّهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَعْمَٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ
vecettühâ veḳavmehâ yescüdûne lişşemsi min dûni-llâhi vezeyyene lehümü-şşeyṭânü a`mâlehüm feṣaddehüm `ani-ssebîli fehüm lâ yehtedûn.
"Onu ve toplumunu, Allah'tan başka bir de ayrıca, güneşe secde ederlerken buldum. Şeytan, yaptıklarını kendilerine çekici göstermiş; böylece yoldan alıkoymuş. Bu yüzden, doğru yolu bulamıyorlar!"
Neml suresi, 25. ayet. أَلَّا يَسْجُدُوا۟ لِلَّهِ ٱلَّذِى يُخْرِجُ ٱلْخَبْءَ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
ellâ yescüdû lillâhi-lleẕî yuḫricü-lḫab'e fi-ssemâvâti vel'arḍi veya`lemü mâ tuḫfûne vemâ tü`linûn.
"Göklerde ve yeryüzünde gizleneni çıkaran; gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da Bilen Allah'a secde etmemeleri için!"
Neml suresi, 26. ayet. ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ secde ayeti
allâhü lâ ilâhe illâ hüve rabbü-l`arşi-l`ażîm.
"Allah'tan başka Tanrı yoktur. O, Büyük Egemen Erkin Efendisidir!"
Neml suresi, 27. ayet. قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
ḳâle senenżuru eṣadaḳte em künte mine-lkâẕibîn.
Dedi ki: "Doğruyu mu söylüyorsun, yoksa yalancı mısın; bunu göreceğiz?"
Neml suresi, 28. ayet. ٱذْهَب بِّكِتَٰبِى هَٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَٱنظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ
iẕheb bikitâbî hâẕâ feelḳih ileyhim ŝümme tevelle `anhüm fenżur mâẕâ yerci`ûn.
"İşte, bu mektubumu onlara götür. Sonra onlardan uzaklaşarak, nasıl bir sonuca varacaklarına bak!"
Neml suresi, 29. ayet. قَالَتْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ إِنِّىٓ أُلْقِىَ إِلَىَّ كِتَٰبٌ كَرِيمٌ
ḳâlet yâ eyyühe-lmeleü innî ülḳiye ileyye kitâbün kerîm.
"Ey ileri gelenler!" dedi; "Bana, çok önemli bir mektup gönderildi!"
Neml suresi, 30. ayet. إِنَّهُۥ مِن سُلَيْمَٰنَ وَإِنَّهُۥ بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
innehû min süleymâne veinnehû bismi-llâhi-rraḥmâni-rraḥîm.
"Aslında, bu, Süleyman'dandır. Ve kuşkusuz, Bağışlayan; Merhametli Allah'ın İsmiyledir!" dipnot 310
Neml suresi, 31. ayet. أَلَّا تَعْلُوا۟ عَلَىَّ وَأْتُونِى مُسْلِمِينَ
ellâ ta`lû `aleyye ve'tûnî müslimîn.
"Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslim olanlar olarak bana gelin!"
Neml suresi, 32. ayet. قَالَتْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَفْتُونِى فِىٓ أَمْرِى مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّىٰ تَشْهَدُونِ
ḳâlet yâ eyyühe-lmeleü eftûnî fî emrî. mâ küntü ḳâṭi`aten emran ḥattâ teşhedûn.
"Ey ileri gelenler! Bu işimde bana görüş bildirin; onayınız olmadıkça, hiçbir eylem için kesin yargı vermem!"
Neml suresi, 33. ayet. قَالُوا۟ نَحْنُ أُو۟لُوا۟ قُوَّةٍ وَأُو۟لُوا۟ بَأْسٍ شَدِيدٍ وَٱلْأَمْرُ إِلَيْكِ فَٱنظُرِى مَاذَا تَأْمُرِينَ
ḳâlû naḥnü ülû ḳuvvetiv veülû be'sin şedîdiv vel'emru ileyki fenżurî mâẕâ te'mürîn.
"Biz güçlüyüz ve zorlu savaşçılarız. Buyruk senindir; vereceğin buyruğu düşün!" dediler.
Neml suresi, 34. ayet. قَالَتْ إِنَّ ٱلْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا۟ قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوٓا۟ أَعِزَّةَ أَهْلِهَآ أَذِلَّةً وَكَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
ḳâlet inne-lmülûke iẕâ deḫalû ḳaryeten efsedûhâ vece`alû e`izzete ehlihâ eẕilleh. vekeẕâlike yef`alûn.
Şöyle dedi: "Aslında, krallar bir ülkeye girdiklerinde, orasını yıkıma uğratırlar ve halkın onurlu olanlarını aşağılarlar; işte böyle davranırlar!"
Neml suresi, 35. ayet. وَإِنِّى مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِم بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌۢ بِمَ يَرْجِعُ ٱلْمُرْسَلُونَ
veinnî mürsiletün ileyhim bihediyyetin fenâżiratüm bime yerci`u-lmürselûn.
"Aslında, onlara bir armağan göndereceğim. Bakalım, gönderilenler neyle dönecekler?"
Neml suresi, 36. ayet. فَلَمَّا جَآءَ سُلَيْمَٰنَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَآ ءَاتَىٰنِۦَ ٱللَّهُ خَيْرٌ مِّمَّآ ءَاتَىٰكُم بَلْ أَنتُم بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ
felemmâ câe süleymâne ḳâle etümiddûnenî bimâl. femâ etâniye-llâhü ḫayrum mimmâ âtâküm. bel entüm bihediyyetiküm tefraḥûn.
Süleyman'a geldikleri zaman: "Beni armağanlarla etkileyeceksiniz; öyle mi? Oysa Allah'ın bana verdikleri, size verdiklerinden daha iyidir. Hayır, armağanlarınızla kendiniz övünürsünüz!"
Neml suresi, 37. ayet. ٱرْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُم بِجُنُودٍ لَّا قِبَلَ لَهُم بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُم مِّنْهَآ أَذِلَّةً وَهُمْ صَٰغِرُونَ
irci` ileyhim felene'tiyennehüm bicünûdil lâ ḳibele lehüm bihâ velenuḫricennehüm minhâ eẕilletev vehüm ṣâgirûn.
"Onlara dön; bu durumda, karşı koyamayacakları ordularla kesinlikle geliriz. Üstelik aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak, onları oradan kesinlikle çıkarırız!"
Neml suresi, 38. ayet. قَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَيُّكُمْ يَأْتِينِى بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِى مُسْلِمِينَ
ḳâle yâ eyyühe-lmeleü eyyüküm ye'tînî bi`arşihâ ḳable ey ye'tûnî müslimîn.
"Ey ileri gelenler!" dedi; "Onlar, teslim olanlar olarak gelmeden önce, hanginiz onun tahtını bana getirebilir?"
Neml suresi, 39. ayet. قَالَ عِفْرِيتٌ مِّنَ ٱلْجِنِّ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ وَإِنِّى عَلَيْهِ لَقَوِىٌّ أَمِينٌ
ḳâle `ifrîtüm mine-lcinni ene âtîke bihî ḳable en teḳûme mim meḳâmik. veinnî `aleyhi leḳaviyyün emîn.
Cinlerden korkusuz birisi, şöyle dedi: "Sen daha yerinden kalkmadan, onu sana getiririm. Çünkü aslında, bunu yapabilecek güvenilir bir güç, gerçekten bende var!" dipnot 311
Neml suresi, 40. ayet. قَالَ ٱلَّذِى عِندَهُۥ عِلْمٌ مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ أَنَا۠ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَءَاهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُۥ قَالَ هَٰذَا مِن فَضْلِ رَبِّى لِيَبْلُوَنِىٓ ءَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِۦ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّى غَنِىٌّ كَرِيمٌ
ḳâle-lleẕî `indehû `ilmüm mine-lkitâbi ene âtîke bihî ḳable ey yertedde ileyke ṭarfük. felemmâ raâhü müsteḳirran `indehû ḳâle hâẕâ min faḍli rabbî. liyeblüvenî eeşküru em ekfür. vemen şekera feinnemâ yeşküru linefsih. vemen kefera feinne rabbî ganiyyün kerîm.
Kitap bilgisi olan bir kişi, şöyle dedi: "Gözünü açıp kapayıncaya dek, onu sana getireceğim!" Sonunda, onun yanında durduğunu görünce: "Efendimin lütfundandır; ‘O'na şükür mü edeceğim; yoksa nankörlük mü edeceğim?' diye beni sınıyor. Kim şükrederse, kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, kuşkusuz, benim Efendim, Sınırsız Varlıklıdır; Nimeti Çoktur!" dipnot 312
Neml suresi, 41. ayet. قَالَ نَكِّرُوا۟ لَهَا عَرْشَهَا نَنظُرْ أَتَهْتَدِىٓ أَمْ تَكُونُ مِنَ ٱلَّذِينَ لَا يَهْتَدُونَ
ḳâle nekkirû lehâ `arşehâ nenżur etehtedî em tekûnü mine-lleẕîne lâ yehtedûn.
"Tahtının biçimini değiştirin!" dedi; "Bakalım tanıyacak mı, tanımayacak mı?"
Neml suresi, 42. ayet. فَلَمَّا جَآءَتْ قِيلَ أَهَٰكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَأَنَّهُۥ هُوَ وَأُوتِينَا ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ
felemmâ câet ḳîle ehâkeẕâ `arşük. ḳâlet keennehû hû. veûtîne-l`ilme min ḳablihâ vekünnâ müslimîn.
Sonunda geldiği zaman, şöyle denildi: "Senin tahtın böyle mi?" Dedi ki: "Tıpkısı!" "Daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk!"
Neml suresi, 43. ayet. وَصَدَّهَا مَا كَانَت تَّعْبُدُ مِن دُونِ ٱللَّهِ إِنَّهَا كَانَتْ مِن قَوْمٍ كَٰفِرِينَ
veṣaddehâ mâ kânet ta`büdü min dûni-llâh. innehâ kânet min ḳavmin kâfirîn.
Allah'tan başka bir de ayrıca hizmet ettikleri şeyler onu engellemişti. Çünkü o, nankörlük eden bir toplumdandı. dipnot 313
Yeni Ahit · Matta 12:42
Güney Kraliçesi, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleymanın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleymandan daha… Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. Alıntı 200 karakterde kesilmiştir. tam metin
Neml suresi, 44. ayet. قِيلَ لَهَا ٱدْخُلِى ٱلصَّرْحَ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَن سَاقَيْهَا قَالَ إِنَّهُۥ صَرْحٌ مُّمَرَّدٌ مِّن قَوَارِيرَ قَالَتْ رَبِّ إِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَٰنَ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳîle lehe-dḫuli-ṣṣarḥ. felemmâ raethü ḥasibethü lüccetev vekeşefet `an sâḳayhâ. ḳâle innehû ṣarḥum mümerradüm min ḳavârîr. ḳâlet rabbi innî żalemtü nefsî veeslemtü me`a süleymâne lillâhi rabbi-l`âlemîn.
Ona, "Saraya gir!" denildiğinde, gördüğünü derin bir su sandı ve bacaklarını sıvadı. "Aslında, bu saray kristalden yapıldı!" dedi. Dedi ki: "Efendim! Kuşkusuz, kendime yazık ettim. Süleyman'ın yanında, Evrenlerin Efendisi Allah'a teslim oldum!" dipnot 314
Eski Ahit · 1. Tarihler 9:1
Bütün İsrailliler soylarına göre kaydedilmiştir. Bu kayıtlar İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Yahudalılar RABbe ihanet ettikleri için Babile sürüldüler. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Neml suresi, 45. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَٰلِحًا أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ فَإِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ
veleḳad erselnâ ilâ ŝemûde eḫâhüm ṣâliḥan eni-`büdü-llâhe feiẕâ hüm ferîḳâni yaḫteṣimûn.
Gerçek şu ki, Semud'a, kardeşleri Salih'i gönderdik: "Yalnızca Allah'a hizmet edin!" Bunun üzerine, birbiriyle çekişen iki kümeye ayrıldılar.
Neml suresi, 46. ayet. قَالَ يَٰقَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِٱلسَّيِّئَةِ قَبْلَ ٱلْحَسَنَةِ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
ḳâle yâ ḳavmi lime testa`cilûne bisseyyieti ḳable-lḥaseneh. levlâ testagfirûne-llâhe le`alleküm türḥamûn.
Dedi ki: "Ey toplumum! Neden, iyilikten önce, kötülüğü ivedi olarak istiyorsunuz?" "Allah'tan bağışlanma dileseniz olmaz mı? Böylece, belki merhamet edilirsiniz!"
Neml suresi, 47. ayet. قَالُوا۟ ٱطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَن مَّعَكَ قَالَ طَٰٓئِرُكُمْ عِندَ ٱللَّهِ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ
ḳâlu-ṭṭayyernâ bike vebimem me`ak. ḳâle ṭâiruküm `inde-llâhi bel entüm ḳavmün tüftenûn.
Dediler ki: "Sen ve seninle birlikte olanlar, bize uğursuzluk getirdiniz!" Dedi ki: "Sizin uğursuzluğunuz, Allah'ın katındandır!" "Hayır! Siz, sınanmakta olan bir toplumsunuz!"
Neml suresi, 48. ayet. وَكَانَ فِى ٱلْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
vekâne fi-lmedîneti tis`atü rahṭiy yüfsidûne fi-l'arḍi velâ yuṣliḥûn.
Kentte, dokuzlu bir çete vardı. Yeryüzünde düzeni sağlamak yerine, bozgunculuk yapmak için uğraşıyorlardı.
Neml suresi, 49. ayet. قَالُوا۟ تَقَاسَمُوا۟ بِٱللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُۥ وَأَهْلَهُۥ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِۦ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ أَهْلِهِۦ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
ḳâlû teḳâsemû billâhi lenübeyyitennehû veehlehû ŝümme leneḳûlenne liveliyyihî mâ şehidnâ mehlike ehlihî veinnâ leṣâdiḳûn.
Allah'a yemin ederek, şöyle dediler: "Ona ve ailesine bir gece baskını yapalım. Ve sonra, ailesinin öldürülüşüne tanık olmadığımızı ve kesinlikle doğruyu söylediğimizi, Ona destek verenlere söyleyelim!"
Neml suresi, 50. ayet. وَمَكَرُوا۟ مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
vemekerû mekrav vemekernâ mekrav vehüm lâ yeş`urûn.
Ve sinsi düzenler tasarladılar. Biz de düzen tasarladık. Oysa onlar, ayırdında değillerdi.
Neml suresi, 51. ayet. فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ مَكْرِهِمْ أَنَّا دَمَّرْنَٰهُمْ وَقَوْمَهُمْ أَجْمَعِينَ
fenżur keyfe kâne `âḳibetü mekrihim ennâ demmernâhüm veḳavmehüm ecme`în.
Artık, tasarladıkları düzenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak? Onları ve toplumunun tümünü yerle bir ettik.
Neml suresi, 52. ayet. فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةًۢ بِمَا ظَلَمُوٓا۟ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
fetilke büyûtühüm ḫâviyetem bimâ żalemû. inne fî ẕâlike leâyetel liḳavmiy ya`lemûn.
İşte, yaptıkları haksızlıklar yüzünden kalıntı olmuş evleri. Aslında, işte bunda, bilen bir toplum için kesinlikle bir gösterge vardır.
Neml suresi, 53. ayet. وَأَنجَيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ
veenceyne-lleẕîne âmenû vekânû yetteḳûn.
İnananları ve sorumluluk bilinci taşıyanları kurtardık.
Neml suresi, 54. ayet. وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَتَأْتُونَ ٱلْفَٰحِشَةَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ
velûṭan iẕ ḳâle liḳavmihî ete'tûne-lfâḥişete veentüm tübṣirûn.
Lut da toplumuna, şöyle demişti: "Göz göre göre, sağtöreye uygun olmayan ilişkileri nasıl yapıyorsunuz?"
Neml suresi, 55. ayet. أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهْوَةً مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ
einneküm lete'tûne-rricâle şehvetem min dûni-nnisâi. bel entüm ḳavmün techelûn.
"Aslında, kadınlardan başka bir de ayrıca, eşeysel tutkularla erkeklere yöneliyorsunuz; öyle mi? Hayır! Siz, bilisiz bir toplumsunuz!"
Buradan itibaren cüz 20
Neml suresi, 56. ayet — tek başına açNeml suresi, 56. ayet. فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ أَخْرِجُوٓا۟ ءَالَ لُوطٍ مِّن قَرْيَتِكُمْ إِنَّهُمْ أُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ
femâ kâne cevâbe ḳavmihî illâ en ḳâlû aḫricû âle lûṭim min ḳaryetiküm. innehüm ünâsüy yeteṭahherûn.
Toplumu, yanıt olarak, yalnızca şunu söyledi: "Lut'un ailesini kentinizden çıkarın; bunlar, temiz insanlarmış!"
Neml suresi, 57. ayet. فَأَنجَيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَٰهَا مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
feenceynâhü veehlehû ille-mraeteh. ḳaddernâhâ mine-lgâbirîn.
Bunun üzerine, Onu ve ailesini kurtardık. Ancak, karısının, geride kalanlar arasında olmasını uygun gördük.
Neml suresi, 58. ayet. وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
veemṭarnâ `aleyhim meṭarâ. fesâe meṭaru-lmünẕerîn.
Ve onların üzerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.
Neml suresi, 59. ayet. قُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلَٰمٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ ٱلَّذِينَ ٱصْطَفَىٰٓ ءَآللَّهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ
ḳuli-lḥamdü lillâhi veselâmün `alâ `ibâdihi-lleẕîne-ṣṭafâ. ellâhü ḫayrun emmâ yüşrikûn.
De ki: "Allah'a övgüler olsun! O'nun seçtiği kullarına da selam olsun!" Allah mı daha iyidir; ortaklar koştukları mı?
Neml suresi, 60. ayet. أَمَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ حَدَآئِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَّا كَانَ لَكُمْ أَن تُنۢبِتُوا۟ شَجَرَهَآ أَءِلَٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ
emmen ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa veenzele leküm mine-ssemâi mââ. feembetnâ bihî ḥadâiḳa ẕâte behceh. mâ kâne leküm en tümbitû şecerahâ. eilâhüm me`a-llâh. bel hüm ḳavmüy ya`dilûn.
Yoksa gökleri ve yeryüzünü yaratan ve sizin için gökten su indiren mi? Onunla, sizin bir tek ağacını bile yetiştiremeyeceğiniz görkemli bahçeler yetiştirdik. Allah ile birlikte başka tanrı; öyle mi? Hayır! Onlar, dönek bir toplumdur. dipnot 315
Neml suresi, 61. ayet. أَمَّن جَعَلَ ٱلْأَرْضَ قَرَارًا وَجَعَلَ خِلَٰلَهَآ أَنْهَٰرًا وَجَعَلَ لَهَا رَوَٰسِىَ وَجَعَلَ بَيْنَ ٱلْبَحْرَيْنِ حَاجِزًا أَءِلَٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
emmen ce`ale-l'arḍa ḳarârav vece`ale ḫilâlehâ enhârav vece`ale lehâ ravâsiye vece`ale beyne-lbaḥrayni ḥâcizâ. eilâhüm me`a-llâh. bel ekŝeruhüm lâ ya`lemûn.
Yoksa yeryüzünü bir yerleşim yeri yapan ve vadilerden ırmaklar akıtan ve sarsılmaz dağlar oluşturan ve iki büyük deniz arasına bir engel koyan mı? Allah ile birlikte başka tanrı; öyle mi? Hayır! Onların çoğu bilmez.
Neml suresi, 62. ayet. أَمَّن يُجِيبُ ٱلْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ ٱلسُّوٓءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَآءَ ٱلْأَرْضِ أَءِلَٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ
emmey yücîbü-lmuḍṭarra iẕâ de`âhü veyekşifü-ssûe veyec`alüküm ḫulefâe-l'arḍ. eilâhüm me`a-llâh. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.
Yoksa umarsız kalmış kişi, O'na yakarışlarda bulunduğunda, yanıt veren ve kötülüğü gideren ve sizi yeryüzünün yeni yöneticisi yapan mı? Allah ile birlikte başka tanrı; öyle mi? Ne denli az düşünüyorsunuz?
Neml suresi, 63. ayet. أَمَّن يَهْدِيكُمْ فِى ظُلُمَٰتِ ٱلْبَرِّ وَٱلْبَحْرِ وَمَن يُرْسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦٓ أَءِلَٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ تَعَٰلَى ٱللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
emmey yehdîküm fî żulümâti-lberri velbaḥri vemey yürsilü-rriyâḥa büşram beyne yedey raḥmetih. eilâhüm me`a-llâh. te`âle-llâhü `ammâ yüşrikûn.
Yoksa karanın ve denizin karanlıklarında size yol gösteren ve rahmetinin önünde muştulayıcı olarak rüzgarları gönderen mi? Allah ile birlikte başka tanrı; öyle mi? Allah, onların ortaklar koştuklarından çok yücedir.
Neml suresi, 64. ayet. أَمَّن يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَمَن يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ أَءِلَٰهٌ مَّعَ ٱللَّهِ قُلْ هَاتُوا۟ بُرْهَٰنَكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
emmey yebdeü-lḫalḳa ŝümme yü`îdühû vemey yerzüḳuküm mine-ssemâi vel'arḍ. eilâhüm me`a-llâh. ḳul hâtû bürhâneküm in küntüm ṣâdiḳîn.
Yoksa yaratılışı başlatan, sonra onu tekrarlayan, hem gökten hem de yeryüzünden sizi geçindiren mi? Allah ile birlikte başka tanrı; öyle mi? De ki: "Kanıtınızı getirin; eğer doğruyu söylüyorsanız?"
Neml suresi, 65. ayet. قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ٱلْغَيْبَ إِلَّا ٱللَّهُ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
ḳul lâ ya`lemü men fi-ssemâvâti vel'arḍi-lgaybe ille-llâh. vemâ yeş`urûne eyyâne yüb`aŝûn.
De ki: "Göklerin ve yeryüzünün gizli gerçeklerini, Allah'tan başka hiç kimse bilemez. Ne zaman yeniden yaşama döndürüleceklerinin ayırdında da değillerdir!"
Neml suresi, 66. ayet. بَلِ ٱدَّٰرَكَ عِلْمُهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِّنْهَا بَلْ هُم مِّنْهَا عَمُونَ
beli-ddârake `ilmühüm fi-l'âḫirah. bel hüm fî şekkim minhâ. bel hüm minhâ `amûn.
Hayır! Sonsuz yaşam hakkında bilgileri yetersizdir. Hayır! Ondan yana kuşku içindeler. Hayır! Ondan yana körler.
Neml suresi, 67. ayet. وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبًا وَءَابَآؤُنَآ أَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ
veḳâle-lleẕîne keferû eiẕâ künnâ türâbev veâbâünâ einnâ lemuḫracûn.
Nankörlük edenler, şöyle dediler: "Biz ve atalarımız toprak olduğumuzda mı? Gerçekten çıkarılacak mıyız?"
Neml suresi, 68. ayet. لَقَدْ وُعِدْنَا هَٰذَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
leḳad vu`idnâ hâẕâ naḥnü veâbâünâ min ḳablü in hâẕâ illâ esâṭîru-l'evvelîn.
"Gerçek şu ki, bize sözü verilen, daha önce atalarımıza da söylenmişti. Öncekilerin söylencelerinden başka bir şey değil bu!"
Neml suresi, 69. ayet. قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُجْرِمِينَ
ḳul sîrû fi-l'arḍi fenżurû keyfe kâne `âḳibetü-lmücrimîn.
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!"
Neml suresi, 70. ayet. وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُن فِى ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُونَ
velâ taḥzen `aleyhim velâ tekün fî ḍayḳim mimmâ yemkürûn.
Onlar için üzülme; çevirdikleri dalaverelerden dolayı da kaygılanma.
Neml suresi, 71. ayet. وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
veyeḳûlûne metâ hâẕe-lva`dü in küntüm ṣâdiḳîn.
Üstelik diyorlar ki: "Bu sözü verilen, ne zaman; eğer doğruyu söylüyorsanız?"
Neml suresi, 72. ayet. قُلْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعْضُ ٱلَّذِى تَسْتَعْجِلُونَ
ḳul `asâ ey yekûne radife leküm ba`ḍu-lleẕî testa`cilûn.
"De ki: "İvedi olarak istediğinizin bir parçası, belki de peşinize düşmüştür!"
Neml suresi, 73. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
veinne rabbeke leẕû faḍlin `ale-nnâsi velâkinne ekŝerahüm lâ yeşkürûn.
Kuşkusuz, Efendin, doğal olarak, İnsanlara Karşı Lütuf Sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmez.
Neml suresi, 74. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ
veinne rabbeke leya`lemü mâ tükinnü ṣudûruhüm vemâ yü`linûn.
Kuşkusuz, Efendin, yüreklerinde gizlediklerini de açıkladıklarını da kesinlikle bilir.
Neml suresi, 75. ayet. وَمَا مِنْ غَآئِبَةٍ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ مُّبِينٍ
vemâ min gâibetin fi-ssemâi vel'arḍi illâ fî kitâbim mübîn.
Gökte ve yeryüzünde gizli olanlardan hiçbir şey yoktur ki, Apaçık Kitap'ta olmasın.
Neml suresi, 76. ayet. إِنَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَكْثَرَ ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
inne hâẕe-lḳur'âne yeḳuṣṣu `alâ benî isrâîle ekŝera-lleẕî hüm fîhi yaḫtelifûn.
Aslında, bu Kur'an, İsrailoğullarının uyuşmazlığa düştüğü şeylerin çoğunu açıklıyor.
Neml suresi, 77. ayet. وَإِنَّهُۥ لَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ
veinnehû lehüdev veraḥmetül lilmü'minîn.
Ve aslında, O, inananlar için yol gösteren ve rahmettir.
Neml suresi, 78. ayet. إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُم بِحُكْمِهِۦ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْعَلِيمُ
inne rabbeke yaḳḍî beynehüm biḥukmih. vehüve-l`azîzü-l`alîm.
Kuşkusuz, Efendin, aralarında yargı verecektir. Çünkü O, Üstündür; Bilendir.
Neml suresi, 79. ayet. فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ إِنَّكَ عَلَى ٱلْحَقِّ ٱلْمُبِينِ
fetevekkel `ale-llâh. inneke `ale-lḥaḳḳi-lmübîn.
Artık, Allah'a güven. Aslında, sen, apaçık gerçek üzerindesin.
Neml suresi, 80. ayet. إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ
inneke lâ tüsmi`u-lmevtâ velâ tüsmi`u-ṣṣumme-ddü`âe iẕâ vellev müdbirîn.
Kuşkusuz, ölülere duyuramazsın; arkasını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
Neml suresi, 81. ayet. وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِى ٱلْعُمْىِ عَن ضَلَٰلَتِهِمْ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
vemâ ente bihâdi-l`umyi `an ḍalâletihim. in tüsmi`u illâ mey yü'minü biâyâtinâ fehüm müslimûn.
Ve körleri, sapkınlıktan çevirerek doğru yola yönlendiremezsin. Sen, ancak, ayetlerimize inananlara duyurabilirsin. Teslim olanlar, işte onlardır.
Neml suresi, 82. ayet. وَإِذَا وَقَعَ ٱلْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَآبَّةً مِّنَ ٱلْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ ٱلنَّاسَ كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا لَا يُوقِنُونَ
veiẕâ veḳa`a-lḳavlü `aleyhim aḫracnâ lehüm dâbbetem mine-l'arḍi tükellimühüm enne-nnâse kânû biâyâtinâ lâ yûḳinûn.
Ve sözü verilen başlarına geldiğinde, onlara, yeryüzünden bir yaratık çıkarırız; insanların ayetlerimize gereğince inanmadıklarını söyler. dipnot 316
Neml suresi, 83. ayet. وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِن كُلِّ أُمَّةٍ فَوْجًا مِّمَّن يُكَذِّبُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ
veyevme naḥşüru min külli ümmetin fevcem mimmey yükeẕẕibü biâyâtinâ fehüm yûza`ûn.
Ve o gün, her toplumun arasından, ayetlerimizi yalanlayanları ayrı bir küme olarak toplayacağız; böyle ayrıştırılacaklar.
Neml suresi, 84. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُو قَالَ أَكَذَّبْتُم بِـَٔايَٰتِى وَلَمْ تُحِيطُوا۟ بِهَا عِلْمًا أَمَّاذَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
ḥattâ iẕâ câû ḳâle ekeẕẕebtüm biâyâtî velem tüḥîṭû bihâ `ilmen emmâẕâ küntüm ta`melûn.
Sonunda geldiklerinde, şöyle diyecek: "Bilginizle kavrayamayınca, ayetlerimizi yalanladınız; öyle mi?" "Öyle değilse, yaptığınız neydi?"
Neml suresi, 85. ayet. وَوَقَعَ ٱلْقَوْلُ عَلَيْهِم بِمَا ظَلَمُوا۟ فَهُمْ لَا يَنطِقُونَ
veveḳa`a-lḳavlü `aleyhim bimâ żalemû fehüm lâ yenṭiḳûn.
Yaptıkları haksızlıklar yüzünden, sözü verilen başlarına gelmiştir; artık konuşamazlar.
Neml suresi, 86. ayet. أَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا جَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِيَسْكُنُوا۟ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبْصِرًا إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
elem yerav ennâ ce`alne-lleyle liyeskünû fîhi vennehâra mübṣirâ. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yü'minûn.
Geceyi, içinde dinlenmeleri için, gündüzü de görmeleri için yaptığımızı görmüyorlar mı? Aslında, işte bunda, inanan bir toplum için kesinlikle kanıtlar vardır.
Neml suresi, 87. ayet. وَيَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَفَزِعَ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُ وَكُلٌّ أَتَوْهُ دَٰخِرِينَ
veyevme yünfeḫu fi-ṣṣûri fefezi`a men fi-ssemâvâti vemen fi-l'arḍi illâ men şâe-llâh. veküllün etevhü dâḫirîn.
Ve o gün, boruya üflenmiştir. Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yeryüzünde bulunan herkes korkuya kapılmıştır. Çünkü başları öne düşmüş olarak, tümü, O'na gelmiştir.
Neml suresi, 88. ayet. وَتَرَى ٱلْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِىَ تَمُرُّ مَرَّ ٱلسَّحَابِ صُنْعَ ٱللَّهِ ٱلَّذِىٓ أَتْقَنَ كُلَّ شَىْءٍ إِنَّهُۥ خَبِيرٌۢ بِمَا تَفْعَلُونَ
vetera-lcibâle taḥsebühâ câmidetev vehiye temürru merra-sseḥâb. ṣun`a-llâhi-lleẕî etḳane külle şey'. innehû ḫabîrum bimâ tef`alûn.
Gördüğün dağları durağan sanırsın; oysa bulutlar gibi devinim yaparlar. Her şeyi sağlam bir düzene bağlayan Allah'ın sanatıdır. Kuşkusuz, O, yaptıklarınızdan Haberlidir. dipnot 317
Neml suresi, 89. ayet. مَن جَآءَ بِٱلْحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيْرٌ مِّنْهَا وَهُم مِّن فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ ءَامِنُونَ
men câe bilḥaseneti felehû ḫayrum minhâ. vehüm min feza`iy yevmeiẕin âminûn.
Kim bir iyilikle gelirse, onun için daha iyisi vardır. Ve onlar, o günün korkusundan güvene çıkmışlardır.
Neml suresi, 90. ayet. وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِى ٱلنَّارِ هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
vemen câe bisseyyieti fekübbet vucûhühüm fi-nnâr. hel tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.
Ve kim bir kötülükle gelirse, artık, yüzüstü ateşe atılır; "Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılacaktınız?"
Neml suresi, 91. ayet. إِنَّمَآ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَٰذِهِ ٱلْبَلْدَةِ ٱلَّذِى حَرَّمَهَا وَلَهُۥ كُلُّ شَىْءٍ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
innemâ ümirtü en a`büde rabbe hâẕihi-lbeldeti-lleẕî ḥarramehâ velehû küllü şey'. veümirtü en ekûne mine-lmüslimîn.
"Yalnızca, Bu Yörenin Efendisine hizmet etmem, bana buyruk verildi. O, burasını saygıdeğer yapmıştır. Her şey, O'nun malıdır. Ve teslim olmam, bana buyruk verildi!"
Neml suresi, 92. ayet. وَأَنْ أَتْلُوَا۟ ٱلْقُرْءَانَ فَمَنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ وَمَن ضَلَّ فَقُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
veen etlüve-lḳur'ân. femeni-htedâ feinnemâ yehtedî linefsih. vemen ḍalle feḳul innemâ ene mine-lmünẕirîn.
"Bir de Kur'an'ı okumak!" Artık, kim doğru yolu bulursa, yalnızca kendisi için doğru yolu bulmuş olur. Kim de saparsa, de ki: "Aslında, ben, yalnızca uyarıcılardan birisiyim!"
Neml suresi, 93. ayet. وَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمْ ءَايَٰتِهِۦ فَتَعْرِفُونَهَا وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
veḳuli-lḥamdü lillâhi seyürîküm âyâtihî feta`rifûnehâ. vemâ rabbüke bigâfilin `ammâ ta`melûn.
Ve şunu söyle: "Allah'a övgüler olsun! O, ayetlerini size gösterdiğinde, onları tanıyacaksınız!" Senin Efendin, yaptıklarınızdan zaten habersiz değildir.