Diyanet İşleri
Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Neml suresi
Neml suresi, 14. ayet. وَجَحَدُوا۟ بِهَا وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ
veceḥadû bihâ vesteyḳanethâ enfüsühüm żulmev ve`ulüvvâ. fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmüfsidîn.
Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ ve dokuz mucize Neml 7–14 3
"Ancak kim zulmeder de sonra (yaptığı) kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki şüphesiz ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet edenim."
"Elini koynuna sok; Firavun'a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir."
Nitekim ayetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Andolsun! Biz Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar, "Hamd, bizi mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur" dediler.
Süleyman, Davud'a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi.
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
14. “İçten içe onlara inandıkları halde” yani onların bu inkârları şüphe veya tereddüte dayalı değildi, aksine “zulüm ve kibirleri sebebiyle onları” Allah’ın âyet ve mucizelerini bile bile “inkâr ettiler.” Onların bu âyet ve mucizeleri -doğru olduklarına kesin olarak inanmalarına rağmen- bile bile inkâr etmeleri, Rablerinden gelen hakka ve bizzat kendi kendilerine karşı zalimlik etmelerinden ve hem hakka karşı, hem kullara karşı, hem de peygamberlere itaate karşı kibirlenmelerinden ve üstünlük taslamalarından kaynaklanıyordu. “Bozguncuların âkıbetinin nasıl” en kötü akibet “olduğuna bir bak!” Yüce Allah, onları darmadağın etti, denizde boğdu, onları rezil ve rüsvay etti. Onların kaldıkları yerleri de onların ezdiği zayıf kullara miras olarak verdi.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Bu apaçık mucizeleri inkâr edip, kabul etmediler. Hâlbuki gönülleri bu delillerin/mucizelerin hak ve Allah'tan olduğuna kanaat getirmişti. Zulüm ve hakka karşı kibirleri yüzünden onları inkâr ettiler. -Ey Resul!- Küfürleri ve günahları sebebi ile bozguncuların yeryüzündeki sonlarına bir bak. Biz onların hepsini helak ederek, yok ettik.
Aynı kök: فسد (50 geçiş) · Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş)
"Bir de, tehdit ederek Allah'ın yolundan O'na iman edenleri çevirmek, Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın.…
Aynı kök: فسد (50 geçiş) · Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş)
Sonra onların ardından Musa'yı, apaçık mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri)…
Aynı kök: فسد (50 geçiş) · Aynı kök: علو (70 geçiş) · Aynı kök: عقب (80 geçiş)
İşte ahiret yurdu. Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır.
Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.
Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)
De ki: "Yeryüzünde gezin dolaşın da (Peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün."
Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık." Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu.
Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?" demişti.…
Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Bak, Allah'a karşı nasıl yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Kendileri bu delillere kesin olarak inandıkları hâlde, haksızlık ve kibirleri nedeniyle onları inkâr etmişlerdi. dipnot 1 Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!"
İç dünyalarında kesin kanaat getirdikleri halde, sırf gerçeği çarpıtma ve büyüklenmelerinden dolayı bile bile inkara saptılar: hele bir bak, fesatçıların akıbeti nasıl olurmuş?
ve zihnen onların doğruluğuna kani oldukları halde, sırf zulmü kendilerine yol edinmiş olmalarından ve kendilerini büyüklük duygusuna kaptırmış olmalarından ötürü mesajlarımıza karşı çıktılar; bak işte bozguncuların sonu nasıl oldu!
Enfüsleri onlara (Musa'nın bildirdiği hakikatlere) yakin duyduğu halde; zulüm ve büyüklük duygusuyla bile bile onları inkar ettiler. . . Bir bak, o bozguncuların sonu ne oldu!
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.
Kendileri de bunlara yakînen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!
Kendileri de onları kesin olarak bilmelerine karşın, haksızlık yaparak ve büyüklük taslayarak inkar ettiler. Artık, bozgunculuk yapanların sonunun nasıl olduğuna bir bak?
Kendileri de mucizelerimize kesin olarak inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden dolayı, onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Zulüm ve kibirlerinden dolayı kendilerinin haklı olduğunu onayladılar ve onları reddettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna dikkat et.
Zulüm ve kibirlerinden dolayı kendilerinin haklı oduğuna inandılar ve onları reddettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna dikkat et.
Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a kesin bir kanaat getirdiği halde sırf zulüm ve kendilerini büyük görme yüzünden onları inkar ettiler; fakat, bak o bozguncuların akibeti nasıl oldu!
Ve nefisleri yakin hasıl ettiği halde mücerred zulm-ü kibirden onlara cehudluk ettiler, fakat bak o müfsidlerin akıbeti nasıl oldu?
Doğruluğundan emin oldukları halde, haksızca ve büyüklenerek mücadele ettiler. Ama bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!
Doğruluğundan emin oldukları halde, haksızca ve büyüklenerek mücadele ettiler. Ama bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!
Doğruluğundan emin oldukları halde, haksızca ve büyüklenerek bile bile yalanladılar. Ama bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!
Vicdanları kabul ettiği halde zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.
Vicdanları da bunlara tam bir kanaat haasıl etdiği halde zulm ve kibr ile yine bunları (inadlarından) inkar etdiler. (Habibim) fesadcıların encamı bak nice oldu!
Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, zulüm ve kibirle bunları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
(7-14) Musa yakın çevresine dedi ki muhakkak ki ben yakında bir ateş hissettim. Oradan size bir haber yahut ateşten bir kor getiririm, böylelikle belki ısınırsınız. Oraya geldiği zaman “Ateşteki ve etrafındakiler bereketli kılındı alemlerin Rabbi Allah'ı üstün tut” diye ona seslenildi. Ey Musa muhakkak ki O, benim, saygıdeğer ve hâkim olan Allah’ım, sopanı / asanı bırak dedi, bıraktığında onun sanki bir yılan gibi kımıldadığını gördü, arkasını dönüp kaçtı. Ey Musa korkma kesinlikle benim yanımda Resuller korkmazlar , zulmedenler hariçtir (onlar korksunlar) , zalimlikten sonra kötülüğü iyilikle yer değiştirirse / mübadele ederse eğer muhakkak ki ben de bağışlayanım, esirgeyenim. Elini koynuna sok , kusursuz bir beyazlıkta çıksın, firavuna ve kavmine karşı dokuz ayetlesin, Muhakkak ki onlar yoldan çıkmış bir kavimdi. Her ne zaman onlara gör ebilecekleri ayetler geldi ise, o zaman dediler ki bu apaçık bir büyüdür / bir sihirdir. Kendi içlerinde inanmalarına / kanaat getirmelerine rağmen nefislerine yaptıkları z ulüm ve büyüklenme leri nedeniyle onunla mücadele ettiler. Şimdi, bozguncuların sonucu / akıbeti nasıl oluyor bir bak!
Kendileri de bunlara yakînen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Vicdanları, onlar(ın doğruluğun)a kanaat getirdiği halde, sırf haksızlık ve böbürlenme yüzünden onları inkar ettiler. Bak işte o bozguncuların sonu nasıl oldu.
Mucizelerimiz hakkında, içlerinde bir şüphe kalmadığı halde yanlış yaparak ve büyüklenerek onları bile bile inkar ettiler dipnot 1 . Bak bakalım, o bozguncuların sonu ne oldu.
İçlerinde en küçük şüphe olmadığı halde zalimliklerinden ve büyüklenmelerinden dolayı bile bile inanmadılar. Bak bakalım, o bozguncuların sonu ne oldu.
Kendileri de bunlara yakinen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. İşte bak! Bozguncuların sonu nasıl oldu!
Gerçeği çok iyi anladıkları halde, sırf zalimlik ve büyüklenme yüzünden inkar ettiler. İşte bak, bozguncuların sonu nasıl oldu?!
Zulüm ve böbürlenmeyle, ona karşı çıktılar. Oysaki öz benlikleri, onun gerçekliğine kanaat getirmişti. Bak da gör, nasıl olmuştur o bozguncuların sonu!
Unjustly and with inordinate self-esteem, they refused to accept these signs- as emblematic of Allah's Omnipotence and Authority, notwithstanding that they had a sense perception of the truth in their innermost beings And you can see how fatal was the consequence which united all those characterized with playful malice.
They denied them, in their wickedness and their pride, even though their souls acknowledged them as true. See how those who spread corruption met their end!
And they rejected those Signs in iniquity and arrogance, though their souls were convinced thereof: so see what was the end of those who acted corruptly!
They denied those Signs out of iniquity and arrogance although their hearts were convinced dipnot 1 of their truth. So see how evil was the end of those mischief-makers!
and they repudiated them wrongly and haughtily, in spite of their own certainty about them. See the final fate of the corrupters.
And they belied them (those Ayât) wrongfully and arrogantly, though their ownselves were convinced thereof [i.e. those (Ayât ) are from Allâh, and Mûsâ (Moses) is the Messenger of Allâh in truth, but they disliked to obey Mûsâ (Moses), and hated to believe in his Message of Monotheism]. So see what was the end of the Mufsidûn (disbelievers, disobedient to Allâh, evil-doers and liars.).
They impugned them —though they were convinced in their hearts— wrongfully and defiantly. So observe how was the fate of the agents of corruption!
And they strongly rejected them (- the signs) out of spite and arrogance, although their minds were convinced of (the truth in) them. Look, then how (evil) was the end of those who acted corruptly.
and they denied them, though their souls acknowledged them, wrongfully and out of pride. Behold, how was the end of the workers of corruption!
They rejected them only out of arrogance as [anytime a plague was sent to them, they begged Moses to remove it as] they were convinced. They were unjust to their own soul and see what happened to them.
and they gainsaid them - though their souls made sure of them - unjustly, haughtily; but, behold what was the end of the evildoers!
They rejected them; they justified transgression and arrogance for themselves. So see how it ended for the wicked.
And they denied them, although their souls certainly knew them to be from God, out of iniquity and pride: But behold what was the end of the corrupt doers.
But when Our signs came to them visibly (that should have opened their eyes), they said, "This is obvious sorcery!"
And they repudiated them, and their selves had (inner) certitude of them, out of injustice and exaltation. So look into how was the end of the corruptors.
And they denied them, though their souls acknowledged them, for spite and arrogance. Then see the nature of the consequence for the wrong-doers!
And they denied them out of malice and pride, though in their hearts they believed that they were true. So see how was the end of evil-doers!
- and in their wickedness and self-exaltation they rejected them, although their minds were convinced of their truth: and behold what happened in the end to those spreaders of corruption!
And, although their hearts were convinced the signs were true, they still denied them wrongfully and arrogantly. See then what was the end of the corruptors!
And they rejected them out of their souls' transgression and arrogance. So see how it ended for the wicked.
They rejected them and were utterly convinced of their wrong ways, due to their arrogance. Note the consequences for the evildoers.
And they rejected them, while their [inner] selves were convinced thereof, out of injustice and haughtiness. So see how was the end of the corrupters.
And they rejected them, though their souls were convinced thereof, in injustice and arrogance. So see thou how was the final outcome of the workers of corruption.
And they rejected the Messages wrongfully and out of pride, although they were convinced within themselves. And behold what happened in the end to the corrupters.
And they denied (rejected) those Signs with injustice and pride, even though their souls were convinced of them: So, see what was the end of those who acted wrongly!
And they denied them out of sheer injustice and arrogance, though their hearts believed them (to be true). See, then, how was the fate of the mischief-makers.
And they rejected them, while their souls knew, out of transgression and arrogance. So see how it ended for the wicked.