Diyanet İşleri
İnkar edenler dediler ki: "Biz ve babalarımız toprak olmuş iken mi, gerçekten bizler mi (diriltilip) çıkarılacağız?"
Neml suresi · 67–75. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Neml suresi, 67. ayet. وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبًا وَءَابَآؤُنَآ أَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ
İnkar edenler dediler ki: "Biz ve babalarımız toprak olmuş iken mi, gerçekten bizler mi (diriltilip) çıkarılacağız?"
Kâfir olanlar şöyle demişlerdi: "Biz ve atalarımız toprak olduğumuz zaman, gerçekten (diriltilip topraktan) mı çıkartılacağız! dipnot 1
Bu yüzden, inkarda direnen kimseler şöyle dediler: "Ne yani, biz ve atalarımız toprağa karışıp gittikten sonra yeniden çıkarılacağız, öyle mi?
Bunun içindir ki, hakkı inkara şartlanmış olan kimseler: "Nasıl yani, biz ve atalarımız toz toprak olduktan sonra (topraktan yeniden) çıkarılacağız, öyle mi?" diyorlar.
Hakikat bilgisini inkar edenler dediler ki: "Biz ve atalarımız toprak olduğumuzda, gerçekten çıkarılacak mıyız?"
İnkar edenler dedi ki: "biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz mi dirilip çıkartılacakmışız?"
İnkârcılar dediler ki: Sahi, biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra, gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız?
Nankörlük edenler, şöyle dediler: "Biz ve atalarımız toprak olduğumuzda mı? Gerçekten çıkarılacak mıyız?"
Nitekim inkarcılar şöyle diyorlar: "Şimdi biz ve atalarımız toz toprak olduktan sonra, gerçekten diriltilip çıkarılacak mıyız?"
İnkar edenler dediler, "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı çıkarılacağız?"
İnkar edenler dediler, 'Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı çıkarılacağız?'
Ve o küfredenler dediler ki: "Biz ve atalarımız toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mutlaka yeniden diriltilecek miyiz?
Ve o küfredenler şöyle dediler: bir toprak olduğumuz vakıt mı biz ve atalarımız? Hakıkaten bizler mutlak çıkarılacak mıyız?
Kafirler: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra, gerçekten de diriltilip çıkartılacak mıyız?" dediler.
Kafirler: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra, gerçekten de diriltilip çıkartılacak mıyız?" dediler.
Gerçeği yalanlayan nankörler: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra, gerçekten de diriltilip çıkartılacak mıyız?" dediler.
Küfredenler dedi ki: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz mi dirilip çıkartılacakmışız?"
Küfr (ve inkar) edenler dedi (ler) ki: "Biz ve atalarımız birer toprak oldukdan sonra mı, hakıykaten biz mi mutlakaa (kabirlerinden) çıkarılanlar (tekrar diriltilecekler olacağız)"?
Küfredenler dediler ki: Biz ve babalarımız birer toprak olduktan sonra mı, doğrusu biz tekrar mı çıkarılacağız?
(65-75) De ki, Allah'tan başka göklerin ve yerin gaybını kimse bilemez , (Gayb; şahitliğe / idrake kapalı hakikat) tekrar diriltilmelerinin ne zaman olduğunun bilincinde değildirler / şuurunda değildirler. Aksine onlara ahiret konusundaki ilimler ard arda gelmesine rağmen ondan / ahiretten şüphe içindedirler, ayrıca ona karşı kördürler. (Zihinlerinin bir tarafı ahiret ne zaman diyor, adeta ne kadar vaktimiz kaldı bilelim diyor, bir taraf ise şüphe içinde) Kafirler dediler ki, babalarımız ve bizler toprak olduğumuz vakit çıkarılacak mıyız gerçekten? Kesinlikle bu, bize, önceki babalarımıza da vaat olunmuştu, bu kesinlikle evvel kilerin efsaneleridir. De ki gezin yeryüzünde , suçluların sonucu nasıl olmuş bakın. Onlara karşı üzülme, onların tuzaklarına karşı sıkı lma / darlanma. Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen ne zaman bu vaat? De ki o belki de acele istediğiniz şeyin bazısı sizin ensenizde olabilir / ansızın başınıza gelebilir. Kesinlikle Rabbinin insanlar üzerinde fazlı vardır, velakin onların çoğu teşekkür etmiyorlar. Elbette ki Rabbin göğüslerinde ne sakladıklarını ve neyi açığa çıkardıklarını pekâlâ bilir. Göklerde ve yerde kaybolan bir şey yoktur ancak apaçık bir kitaptadır
Kâfirler: "Biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra (mezarlarımızdan) mı çıkarılacağız?" dediler.
İnkar edenler dediler ki: "Biz de babalarımız da toprak olduktan sonra mı, biz mi (diriltilip) çıkarılacağız?"
Kafirlik edenler /gerçekleri örtenler şöyle derler: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten tekrar topraktan çıkarılacak mıyız dipnot 1 ?
Kendilerini doğrulara kapatanlar şöyle derler: "Bizim ve atalarımızın toprak olduktan sonra mezardan çıkarılacağımız gerçek mi?
Kâfirler: Biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra (mezarlarımızdan) mı çıkarılacağız? dediler.
İnkar edenler: -Biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra (mezarlarımızdan) mı çıkarılacağız? dediler.
İnkarcılar dediler ki: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra, gerçekten biz bundan sonra ortaya mı çıkarılacağız?"
Neml suresi, 68. ayet. لَقَدْ وُعِدْنَا هَٰذَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
"Andolsun, bizler de bizden önce babalarımız da bununla tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."
Şüphesiz ki bu, daha önce bize de atalarımıza da vadedilmişti. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir." dipnot 1
Doğrusu bize ve atalarımıza bu vaad önceden de yapılmıştı. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değil."
"Gerçek şu ki, bu bize ve atalarımıza daha önce de vaad edilmişti; eskilerin masallarından, efsanelerinden başka bir şey değil bu!"
"Andolsun ki biz de önceki atalarımız da bununla tehdit edildik! Bu eskilerin masallarından başka bir şey değil. "
"Andolsun, bu (azab ve dirilme tehdidi), bize ve daha önce atalarımıza va'dolunmuştur. Bu, olsa olsa geçmişlerin uydurma masallarından başkası değildir."
Andolsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.
"Gerçek şu ki, bize sözü verilen, daha önce atalarımıza da söylenmişti. Öncekilerin söylencelerinden başka bir şey değil bu!"
"Andolsun ki bu tehdit, bize ve atalarımıza daha önce de söylendi. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."
"Bize ve atalarımıza da daha önce aynı söz verilmişti. Bunlar geçmişlerin masallarından başka bir şey değildir."
'Bize ve atalarımıza da daha önce aynı söz verilmişti. Bunlar geçmişlerin masallarından başka bir şey değildir.'
Yemin ederiz ki, bu tehdit bize de bundan önce atalarımıza da yapıldı. Bu, eskilerin masallarından başka birşey değildir."
Yemin ederiz ki bu bize de va'dolundu bundan evvel atalarımıza da, bu, eskilerin esatirinden başka bir şey değil
"Ant olsun, bu bize söylenen daha önce atalarımıza da söylenmişti. Ancak bunlar evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir." dediler.
"Ant olsun, bu bize söylenen daha önce atalarımıza da söylenmişti. Ancak bunlar evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir." dediler.
"Ant olsun, bu bize söylenen daha önce atalarımıza da söylenmişti. Ancak bunlar evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir." dediler.
"Andolsun, bu (azab ve dirilme tehdidi) bize ve daha önce atalarımıza vaadolunmuştur. Bu, olsa olsa geçmişlerin uydurma masallarından başkası değildir."
"Andolsunki (şimdi) bu tehdid bize (yapıldığı gibi) daha önce atalarımıza da yapılmışdır. Bu, evvelkilerin düzme yalanlarından başka (bir şey) değildir".
Andolsun ki; bununla biz ve daha önce babalarımız tehdid edilmişlerdi. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.
(65-75) De ki, Allah'tan başka göklerin ve yerin gaybını kimse bilemez , (Gayb; şahitliğe / idrake kapalı hakikat) tekrar diriltilmelerinin ne zaman olduğunun bilincinde değildirler / şuurunda değildirler. Aksine onlara ahiret konusundaki ilimler ard arda gelmesine rağmen ondan / ahiretten şüphe içindedirler, ayrıca ona karşı kördürler. (Zihinlerinin bir tarafı ahiret ne zaman diyor, adeta ne kadar vaktimiz kaldı bilelim diyor, bir taraf ise şüphe içinde) Kafirler dediler ki, babalarımız ve bizler toprak olduğumuz vakit çıkarılacak mıyız gerçekten? Kesinlikle bu, bize, önceki babalarımıza da vaat olunmuştu, bu kesinlikle evvel kilerin efsaneleridir. De ki gezin yeryüzünde , suçluların sonucu nasıl olmuş bakın. Onlara karşı üzülme, onların tuzaklarına karşı sıkı lma / darlanma. Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen ne zaman bu vaat? De ki o belki de acele istediğiniz şeyin bazısı sizin ensenizde olabilir / ansızın başınıza gelebilir. Kesinlikle Rabbinin insanlar üzerinde fazlı vardır, velakin onların çoğu teşekkür etmiyorlar. Elbette ki Rabbin göğüslerinde ne sakladıklarını ve neyi açığa çıkardıklarını pekâlâ bilir. Göklerde ve yerde kaybolan bir şey yoktur ancak apaçık bir kitaptadır
And olsun, bize de, daha önceki atalarımıza da bu vadedilmişti. Ama bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir.
"Bu tehdid, bize de; önceden atalarımıza da yapıldı. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."
Bize yapılan bu tehdit, daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu, öncekilerin yazılarından başka bir şey değildir." dipnot 1
Bize yapılan bu tehdit daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir."
Bize de; daha önceki atalarımıza da bu vadedilmişti. Ama bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir.
Bize de; daha önceki atalarımıza da bu vaat edilmişti. Ama bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir.
"Yemin olsun, bununla şimdi biz, önceden de atalarımız tehdit edildi. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değil."
Neml suresi, 69. ayet. قُلْ سِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُجْرِمِينَ
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
(Onlara) de ki: "Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonu nasıl olmuş, bakın!" dipnot 1
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da, günahı tabiat haline getirenlerin sonu ne olmuş, görün!"
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da (böyle diyerek) günaha gömülüp gitmiş olanların sonunu görün!"
De ki: "Arzda seyredin de, suçluların sonu nasıl oldu, bir bakın. "
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün"
De ki: Yeryüzünde gezin de, günahkârların akıbeti nice oldu, görün!
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!"
De ki: "Yeryüzünde gezin de, günahkarların akıbetinin ne olduğunu bir görün!"
De ki: "Yeryüzünü dolaşın da suçluların sonunun ne olduğuna bir bakın."
De ki, 'Yeryüzünü dolaşın da suçluların sonunun ne olduğuna bir bakın.'
De ki: "Hele yeryüzünde bir dolaşın da bakın suçluların sonu ne olmuş?
De ki; hele, Arzda bir gezinin de bakın mücrimlerin akıbeti nasıl olmuş?
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, mücrimlerin sonları nasıl olmuş bir görün?"
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, mücrimlerin dipnot 1 sonları nasıl olmuş bir görün?"
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, suçluların sonları nasıl olmuş bir görün?"
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün."
De ki: "Yerde gezin (dolaşın) da günahkarların sonu nice olmuşdur, görün".
De ki: Yeryüzünde gezinin de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün.
(65-75) De ki, Allah'tan başka göklerin ve yerin gaybını kimse bilemez , (Gayb; şahitliğe / idrake kapalı hakikat) tekrar diriltilmelerinin ne zaman olduğunun bilincinde değildirler / şuurunda değildirler. Aksine onlara ahiret konusundaki ilimler ard arda gelmesine rağmen ondan / ahiretten şüphe içindedirler, ayrıca ona karşı kördürler. (Zihinlerinin bir tarafı ahiret ne zaman diyor, adeta ne kadar vaktimiz kaldı bilelim diyor, bir taraf ise şüphe içinde) Kafirler dediler ki, babalarımız ve bizler toprak olduğumuz vakit çıkarılacak mıyız gerçekten? Kesinlikle bu, bize, önceki babalarımıza da vaat olunmuştu, bu kesinlikle evvel kilerin efsaneleridir. De ki gezin yeryüzünde , suçluların sonucu nasıl olmuş bakın. Onlara karşı üzülme, onların tuzaklarına karşı sıkı lma / darlanma. Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen ne zaman bu vaat? De ki o belki de acele istediğiniz şeyin bazısı sizin ensenizde olabilir / ansızın başınıza gelebilir. Kesinlikle Rabbinin insanlar üzerinde fazlı vardır, velakin onların çoğu teşekkür etmiyorlar. Elbette ki Rabbin göğüslerinde ne sakladıklarını ve neyi açığa çıkardıklarını pekâlâ bilir. Göklerde ve yerde kaybolan bir şey yoktur ancak apaçık bir kitaptadır
De ki: “Yeryüzünde gezip, günahkârların sonunun nasıl olduğunu bir görün.”
De ki: "Yeryüzünde yürüyün de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün."
De ki: "Yeryüzünü dolaşın da bir bakın bakalım, suçluların sonu nasıl olmuş dipnot 1 ."
De ki: "Yeryüzünü dolaşın da suçluların sonunun ne olduğuna bir bakın."
Yeryüzünde yürüyün ve bakın, günahkârların sonu nasıl olmuştur? de!
-Yeryüzünde yürüyün ve bakın, günahkarların sonu nasıl olmuştur? de!
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da bir bakın nice olmuştur günahkarların sonu!"
Neml suresi, 70. ayet. وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُن فِى ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُونَ
Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme.
Onlardan dolayı üzülme; dipnot 1 kurmakta oldukları tuzaklar yüzünden sıkıntı içinde olma!
Yine de sen onlar için hüzünlenme! Ve onların hile ve desiselerinden dolayı sıkıntılanma!
Fakat sen yine de onlar için kaygılanma; (Allah'ın mesajlarına karşı) ileri sürdükleri asılsız iddialardan ötürü de canını sıkma.
Onlar üzerine mahzun olma. . . Kurmakta oldukları hilelerinden sıkıntı da duyma!
Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma.
(Rasûlüm!) Onların yüzünden tasalanma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü sıkıntı duyma.
Onlar için üzülme; çevirdikleri dalaverelerden dolayı da kaygılanma.
Onların yüzünden tasalanma! Kurmakta oldukları tuzaklar yüzünden canını sıkma!
Onlara üzülme, planladıkları şeylerden ötürü de canını sıkma.
Onlara üzülme, planladıkları şeylerden ötürü de canını sıkma.
Onlara karşı üzülme ve yaptıkları hileler yüzünden bir darlığa düşme!
Ve onlara karşı mahzun olma, yaptıkları mekirlerden bir darlığa da düşme
Onlar için üzülme! Yaptıkları planlardan dolayı canını sıkma.
Onlar için üzülme! Yaptıkları planlardan dolayı canını sıkma.
Onlar için üzülme! Yaptıkları planlardan dolayı canını sıkma.
Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma.
(Habibim) onlara karşı tasalanma. Kurmakda oldukları tuzaklardan dolayı da darlıkda olma.
Üzülme onlara. Düzenlerinden dolayı da sıkılma.
(65-75) De ki, Allah'tan başka göklerin ve yerin gaybını kimse bilemez , (Gayb; şahitliğe / idrake kapalı hakikat) tekrar diriltilmelerinin ne zaman olduğunun bilincinde değildirler / şuurunda değildirler. Aksine onlara ahiret konusundaki ilimler ard arda gelmesine rağmen ondan / ahiretten şüphe içindedirler, ayrıca ona karşı kördürler. (Zihinlerinin bir tarafı ahiret ne zaman diyor, adeta ne kadar vaktimiz kaldı bilelim diyor, bir taraf ise şüphe içinde) Kafirler dediler ki, babalarımız ve bizler toprak olduğumuz vakit çıkarılacak mıyız gerçekten? Kesinlikle bu, bize, önceki babalarımıza da vaat olunmuştu, bu kesinlikle evvel kilerin efsaneleridir. De ki gezin yeryüzünde , suçluların sonucu nasıl olmuş bakın. Onlara karşı üzülme, onların tuzaklarına karşı sıkı lma / darlanma. Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen ne zaman bu vaat? De ki o belki de acele istediğiniz şeyin bazısı sizin ensenizde olabilir / ansızın başınıza gelebilir. Kesinlikle Rabbinin insanlar üzerinde fazlı vardır, velakin onların çoğu teşekkür etmiyorlar. Elbette ki Rabbin göğüslerinde ne sakladıklarını ve neyi açığa çıkardıklarını pekâlâ bilir. Göklerde ve yerde kaybolan bir şey yoktur ancak apaçık bir kitaptadır
Onlar için üzülme, kurdukları tuzaklardan da sıkıntıya düşme!
(Ey Muhammed) onlar(ın sözlerin)e üzülme, tuzak kurmalarından da sıkılma.
Onlara üzülme, plan kurmalarından dolayı da için daralmasın dipnot 1 .
Sen onlara üzülme; kurdukları oyundan dolayı için daralmasın.
Onlar için üzülme, kurdukları tuzaklardan da sıkıntıya düşme!
Onlar için üzülme, kurdukları tuzaklardan da sıkıntıya düşme!
Onlar yüzünden tasalanma. Kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme.
Neml suresi, 71. ayet. وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Onlar, "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.
"Doğruysanız o vaat (Son Saat) ne zamanmış!" derler. dipnot 1
Bir de diyorlar ki: "(Azaba ilişkin) bu tehdidiniz ne zaman gerçekleşecek, eğer sözünüze sadıksanız haber verin bakalım?"
Ve "Eğer doğru sözlü kimselerseniz, (söyleyin siz ey inananlar,) bu (ölümden sonra diriliş) vaadi ne zaman gerçekleşecek?" diye sordukları (zaman),
"Eğer doğru söylüyorsanız, bu tehdidiniz ne zaman?" derler.
Derler ki: "Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va'dolunan (azab) ne zaman?"
Onlar: Eğer doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım) bu tehdit ne zaman gerçekleşecek? derler.
Üstelik diyorlar ki: "Bu sözü verilen, ne zaman; eğer doğruyu söylüyorsanız?"
Onlar, "Eğer doğru sözlü iseniz bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" derler.
"Doğru iseniz, bu söz ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.
'Doğru iseniz, bu söz ne zaman gerçekleşecek?' diyorlar.
Bir de: "Bu vaad ne zaman, eğer doğru söylüyorsanız?" diye soruyorlar.
Bir de ne zaman bu va'd gerçek iseniz? diyorlar
"Eğer doğru söyleyenlerdenseniz, bu uyarı ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.
"Eğer doğru söyleyenlerdenseniz, bu uyarı ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.
"Eğer doğru söyleyenlerdenseniz, bu uyarı ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.
Derler ki: "Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu vaadolunan (azab) ne zaman."
Onlar: "Bu va'd (ve tehdid) in (tahakkuku) ne zaman? Doğrucu kimselerseniz (söyleyin)" derler.
Onlar: Doğru söylüyorsanız; bu sözünüzün ne zaman yerine geleceğini bildirin, derler.
(65-75) De ki, Allah'tan başka göklerin ve yerin gaybını kimse bilemez , (Gayb; şahitliğe / idrake kapalı hakikat) tekrar diriltilmelerinin ne zaman olduğunun bilincinde değildirler / şuurunda değildirler. Aksine onlara ahiret konusundaki ilimler ard arda gelmesine rağmen ondan / ahiretten şüphe içindedirler, ayrıca ona karşı kördürler. (Zihinlerinin bir tarafı ahiret ne zaman diyor, adeta ne kadar vaktimiz kaldı bilelim diyor, bir taraf ise şüphe içinde) Kafirler dediler ki, babalarımız ve bizler toprak olduğumuz vakit çıkarılacak mıyız gerçekten? Kesinlikle bu, bize, önceki babalarımıza da vaat olunmuştu, bu kesinlikle evvel kilerin efsaneleridir. De ki gezin yeryüzünde , suçluların sonucu nasıl olmuş bakın. Onlara karşı üzülme, onların tuzaklarına karşı sıkı lma / darlanma. Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen ne zaman bu vaat? De ki o belki de acele istediğiniz şeyin bazısı sizin ensenizde olabilir / ansızın başınıza gelebilir. Kesinlikle Rabbinin insanlar üzerinde fazlı vardır, velakin onların çoğu teşekkür etmiyorlar. Elbette ki Rabbin göğüslerinde ne sakladıklarını ve neyi açığa çıkardıklarını pekâlâ bilir. Göklerde ve yerde kaybolan bir şey yoktur ancak apaçık bir kitaptadır
"Eğer, doğru söylüyorsanız bu vaat/tehdit ne zaman?" derler.
"Doğru iseniz bu tehdid (ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)?" diyorlar.
Onlar şunu da derler: "Doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek dipnot 1 ?"
"Söylediğiniz doğruysa bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" derler.
Eğer, doğru söylüyorsanız bu vaat ne zaman? derler.
-Eğer, doğru söylüyorsanız, bu vaat ne zaman? derler.
"Eğer doğru sözlülerseniz, bu vaat ne zaman?" derler.
Neml suresi, 72. ayet. قُلْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعْضُ ٱلَّذِى تَسْتَعْجِلُونَ
De ki: "Belki de acele gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı size çok yaklaşmıştır."
De ki: "Acele gelmesini istediğiniz (azab)ın bir kısmı başınıza gelmek üzeredir."
De ki: "Belki de, acele gelmesini istediğiniz o azabın bir kısmı peşinize çoktan takılmıştır bile!"
de ki: "O çarçabuk gelmesini istediğiniz azabın bir kısmı belki de peşinize düşmüştür bile..."
De ki: "Acele istediğinizin bir kısmı belki de sizin arkanıza takılmıştır!"
De ki: "Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size yetişmiştir bile."
De ki: Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında başınıza gelecektir.
"De ki: "İvedi olarak istediğinizin bir parçası, belki de peşinize düşmüştür!"
De ki: "Çarçabuk gelmesini istediğiniz azabın bir kısmı herhalde yakında başınıza gelecektir."
"Belki, meydan okuyarak istediğiniz şeylerin bir kısmı size çatmıştır bile" de.
'Belki, meydan okuyarak istediğiniz şeylerin bir kısmı size çatmıştır bile,' de.
De ki: "Belki de çabuk gelmesini istediğiniz o azabın bir kısmı ensenize binmiş bulunuyor."
De ki: "belki o ivdiğinizin bir kısmı ensenize binmiş bulunuyor"
De ki: "Çarçabuk istediğiniz azabın bir kısmı belki de size yaklaşmıştır."
De ki: "Çarçabuk istediğiniz azabın bir kısmı belki de size yaklaşmıştır."
De ki: "Çarçabuk istediğiniz azabın bir kısmı belki de size yaklaşmıştır."
De ki: "Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size yetişmiştir bile."
De ki: "Çabucak (gelmesini) istemekde olduğunuz (o azab) ın bir kısmı ensenize binmek üzeredir".
De ki: Çabucak istemekte olduğunuzun bir kısmı ensenize inmek üzeredir.
(65-75) De ki, Allah'tan başka göklerin ve yerin gaybını kimse bilemez , (Gayb; şahitliğe / idrake kapalı hakikat) tekrar diriltilmelerinin ne zaman olduğunun bilincinde değildirler / şuurunda değildirler. Aksine onlara ahiret konusundaki ilimler ard arda gelmesine rağmen ondan / ahiretten şüphe içindedirler, ayrıca ona karşı kördürler. (Zihinlerinin bir tarafı ahiret ne zaman diyor, adeta ne kadar vaktimiz kaldı bilelim diyor, bir taraf ise şüphe içinde) Kafirler dediler ki, babalarımız ve bizler toprak olduğumuz vakit çıkarılacak mıyız gerçekten? Kesinlikle bu, bize, önceki babalarımıza da vaat olunmuştu, bu kesinlikle evvel kilerin efsaneleridir. De ki gezin yeryüzünde , suçluların sonucu nasıl olmuş bakın. Onlara karşı üzülme, onların tuzaklarına karşı sıkı lma / darlanma. Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen ne zaman bu vaat? De ki o belki de acele istediğiniz şeyin bazısı sizin ensenizde olabilir / ansızın başınıza gelebilir. Kesinlikle Rabbinin insanlar üzerinde fazlı vardır, velakin onların çoğu teşekkür etmiyorlar. Elbette ki Rabbin göğüslerinde ne sakladıklarını ve neyi açığa çıkardıklarını pekâlâ bilir. Göklerde ve yerde kaybolan bir şey yoktur ancak apaçık bir kitaptadır
De ki: "(Kim bilir?) Belki de çabucak istemekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size pek de yakındır!"
De ki: "Belki de acele ettiğiniz(azab)ın bir kısmı ardınıza takılmıştır, bile."
De ki: Çabucak gelmesini istediğiniz azabın bir kısmı belki de ensenizdedir dipnot 1 ."
De ki; "Acele gelmesini istediğiniz azabın bir kısmı belki de yanı başınızdadır.
De ki: (Kim bilir?) Belki de çabucak istemekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size pek de yakındır!
-Acele istediğiniz şeyin bir kısmının peşinizde olması ümit edilir, de!
De ki: "Acele isteyip durduğunuzun bir kısmı belki de arkanıza takılmıştır."
Neml suresi, 73. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak onların çoğu şükretmezler.
Şüphesiz ki Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
Yine de unutma ki, senin Rabbin insanlığa karşı pek lütufkardır; ve fakat insanların çoğu şükretmemektedir.
İmdi, gerçek şu ki, senin Rabbin insanlara karşı sınırsız lütuf sahibidir; ne var ki onlardan çoğu şükretmez.
Muhakkak ki senin Rabbin insanlara lütuf sahibidir. . . Fakat onların ekseriyeti şükretmezler.
Şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.
Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.
Kuşkusuz, Efendin, doğal olarak, İnsanlara Karşı Lütuf Sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmez.
Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.
Kuşkusuz Efendin halka karşı Lütuf Sahibidir, fakat çokları şükretmez.
Kuşkusuz Rabbin halka karşı Lütuf Sahibidir, fakat çokları şükretmez.
Muhakkak Rabbin, insanlara karşı mutlak bir nimet sahibidir; fakat onların çoğu şükretmezler.
Ve her halde rabbın insanlara karşı mutlak bir fazıl sahıbidir ve lakin onların ekserisi şükretmezler
Senin Rabb'in İnsanlara karşı lütuf dipnot 1 sahibidir. Ne var ki onların çoğu şükretmiyorlar. dipnot 2
Senin Rabb'in insanlara karşı lütuf dipnot 1 sahibidir. Ne var ki onların çoğu şükretmiyorlar. dipnot 2
Senin Rabb'in insanlara karşı lütuf dipnot 1 sahibidir. Ne var ki onların çoğu şükretmiyorlar. dipnot 2
Şüphesiz, senin rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir; ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.
Şüphesiz ki senin Rabbin insanlara karşı (mutlak) bir fazl (-u kerem) saahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
Muhakkak ki Rabbın; insanlara karşı lutuf sahibidir. Ama onların çoğu şükretmezler.
(65-75) De ki, Allah'tan başka göklerin ve yerin gaybını kimse bilemez , (Gayb; şahitliğe / idrake kapalı hakikat) tekrar diriltilmelerinin ne zaman olduğunun bilincinde değildirler / şuurunda değildirler. Aksine onlara ahiret konusundaki ilimler ard arda gelmesine rağmen ondan / ahiretten şüphe içindedirler, ayrıca ona karşı kördürler. (Zihinlerinin bir tarafı ahiret ne zaman diyor, adeta ne kadar vaktimiz kaldı bilelim diyor, bir taraf ise şüphe içinde) Kafirler dediler ki, babalarımız ve bizler toprak olduğumuz vakit çıkarılacak mıyız gerçekten? Kesinlikle bu, bize, önceki babalarımıza da vaat olunmuştu, bu kesinlikle evvel kilerin efsaneleridir. De ki gezin yeryüzünde , suçluların sonucu nasıl olmuş bakın. Onlara karşı üzülme, onların tuzaklarına karşı sıkı lma / darlanma. Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen ne zaman bu vaat? De ki o belki de acele istediğiniz şeyin bazısı sizin ensenizde olabilir / ansızın başınıza gelebilir. Kesinlikle Rabbinin insanlar üzerinde fazlı vardır, velakin onların çoğu teşekkür etmiyorlar. Elbette ki Rabbin göğüslerinde ne sakladıklarını ve neyi açığa çıkardıklarını pekâlâ bilir. Göklerde ve yerde kaybolan bir şey yoktur ancak apaçık bir kitaptadır
Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat, onların çoğu şükretmezler.
Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lutuf sahibidir, fakat çokları şükretmezler.
Rabbin kesinlikle insanlara karşı lütuf sahibidir ama onların çoğu şükretmez /görevlerini yerine getirmez dipnot 1 .
Senin Sahibin insanlara karşı iyilik ve ikram sahibidir. Ancak onların çoğu teşekkür etmez.
Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat, onların çoğu şükretmezler.
Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat, onların çoğu şükretmezler.
Senin Rabbin, insanlara karşı gerçekten lütufkardır; fakat çokları şükretmezler.
Neml suresi, 74. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ
Şüphesiz senin Rabbin, onların kalplerinin gizlediği şeyleri de, açığa çıkardıklarını da mutlaka bilir.
Şüphesiz ki Rabbin kalplerinin gizlediğini de açıkladıklarını da bilir. dipnot 1
Yine unutma ki, senin Rabbin onların kalplerinin gizlediklerini de açığa vurduklarını da elbette bilir.
Ve yine senin Rabbin onların kalplerinin gizlediği şeyleri de, açığa vurduğu şeyleri de bütünüyle bilmektedir;
Muhakkak ki senin Rabbin onların içlerinde sakladığını da, açığa vurduklarını da bilir.
Ve şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir.
Rabbin elbette onların kalplerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
Kuşkusuz, Efendin, yüreklerinde gizlediklerini de açıkladıklarını da kesinlikle bilir.
Rabbin, elbette onların kalplerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
Ve Efendin onların göğüslerinin gizlediğini de açığa vurduğunu da elbette bilir.
Ve Rabbin onların göğüslerinin gizlediğini de açığa vurduğunu da elbette bilir.
Oysaki, Rabbin onların sineleri ne gizliyor ve ne açıklıyorlarsa hepsini mutlaka biliyor.
Halbuki sineleri ne gizliyor ve ne i'lan ediyorlar rabbın her halde hepsini biliyor
Rabb'in, onların kalplerinde dipnot 1 gizlediklerini de açıkladıklarını da kesin olarak bilmektedir.
Rabb'in, onların kalplerinde dipnot 1 gizlediklerini de açıkladıklarını da kesin olarak bilmektedir.
Rabb'in, onların kalplerinde gizlediklerini de açıkladıklarını da kesin olarak bilmektedir.
Ve şüphesiz, senin rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmekledir.
Senin Rabbin, Onların sinelerinin saklamakda olduklarını da, açıklayageldiklerini de muhakkak biliyor.
Şüphesiz ki Rabbın; onların göğüslerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
(65-75) De ki, Allah'tan başka göklerin ve yerin gaybını kimse bilemez , (Gayb; şahitliğe / idrake kapalı hakikat) tekrar diriltilmelerinin ne zaman olduğunun bilincinde değildirler / şuurunda değildirler. Aksine onlara ahiret konusundaki ilimler ard arda gelmesine rağmen ondan / ahiretten şüphe içindedirler, ayrıca ona karşı kördürler. (Zihinlerinin bir tarafı ahiret ne zaman diyor, adeta ne kadar vaktimiz kaldı bilelim diyor, bir taraf ise şüphe içinde) Kafirler dediler ki, babalarımız ve bizler toprak olduğumuz vakit çıkarılacak mıyız gerçekten? Kesinlikle bu, bize, önceki babalarımıza da vaat olunmuştu, bu kesinlikle evvel kilerin efsaneleridir. De ki gezin yeryüzünde , suçluların sonucu nasıl olmuş bakın. Onlara karşı üzülme, onların tuzaklarına karşı sıkı lma / darlanma. Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen ne zaman bu vaat? De ki o belki de acele istediğiniz şeyin bazısı sizin ensenizde olabilir / ansızın başınıza gelebilir. Kesinlikle Rabbinin insanlar üzerinde fazlı vardır, velakin onların çoğu teşekkür etmiyorlar. Elbette ki Rabbin göğüslerinde ne sakladıklarını ve neyi açığa çıkardıklarını pekâlâ bilir. Göklerde ve yerde kaybolan bir şey yoktur ancak apaçık bir kitaptadır
Şüphesiz Rabbin, onların içlerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da elbette bilir.
Ve Rabbin elbette onların göğüslerinin gizlediğini de, açığa vurduklarını da bilir.
Senin Rabbin, sinelerinin neyi gizlediğini ve onların neyi açığa vurduklarını bilir dipnot 1 .
Senin Sahibin içlerinde taşıdıklarını da açığa vurduklarını da çok iyi bilir
Rabbin, onların içlerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da elbette bilir.
Rabbin, onların içlerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da elbette bilir.
Ve senin Rabbin, onların göğüslerinin sakladığını da açığa vurduğunu da çok iyi bilir.
Neml suresi, 75. ayet. وَمَا مِنْ غَآئِبَةٍ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ مُّبِينٍ
Gökte ve yerde gaib (gizli) hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitap'ta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın.
Gökte ve yerde gaib (yaratılmışların bilemeyeceği) ne varsa hepsi ancak ve ancak apaçık bir kitaptadır.
Ne gökte ne de yerde gizli ve gizemli hiç bir şey yoktur ki, kesin ve net bir yazılım ve yasayla kayıt altına alınmamış olsun.
göklerde ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki (O'nun yarattığı alem için koyduğu) yasalar ve ilkeler örgüsünde yeri olmasın.
Semada ve arzda, hiçbir gayb yoktur ki mubiyn kitapta (kainat kitabında - varlıkta apaçık ortada) olmasın! (Gayb oluşu algılayana GÖREdir! Allah dilerse istediğine, gayb hükmünden çıkartır. )
Gökte ve yerde gizli olan hiç bir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın.
Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta (levhi mahfuzda) bulunmasın.
Gökte ve yeryüzünde gizli olanlardan hiçbir şey yoktur ki, Apaçık Kitap'ta olmasın.
Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta bulunmasın.
Göklerde ve yerde gizli olan her şey, istisnasız apaçık bir kitaptadır.
Göklerde ve yerde gizli olan her şey, istisnasız apaçık bir kitaptadır.
Gökte ve yerde açık bir kitapta bulunmayan hiçbir gizli şey yoktur.
Ve Yerde, Gökte hiç bir gaib yoktur ki açık bir kitabda olmasın
Gökte ve yerde gayb dipnot 1 olan hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitap'ta olmasın.
Gökte ve yerde gayb dipnot 1 olan hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta dipnot 2 olmasın.
Gökte ve yerde gayb dipnot 1 olan hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta dipnot 2 olmasın.
Gökte ve yerde gizli olan hiç bir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın.
Yerde ve gökde (en gizli) hiçbir gaaib müstesna olmamak üzere hepsi apaçık bir kitabdadır.
Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitabta olmasın.
(65-75) De ki, Allah'tan başka göklerin ve yerin gaybını kimse bilemez , (Gayb; şahitliğe / idrake kapalı hakikat) tekrar diriltilmelerinin ne zaman olduğunun bilincinde değildirler / şuurunda değildirler. Aksine onlara ahiret konusundaki ilimler ard arda gelmesine rağmen ondan / ahiretten şüphe içindedirler, ayrıca ona karşı kördürler. (Zihinlerinin bir tarafı ahiret ne zaman diyor, adeta ne kadar vaktimiz kaldı bilelim diyor, bir taraf ise şüphe içinde) Kafirler dediler ki, babalarımız ve bizler toprak olduğumuz vakit çıkarılacak mıyız gerçekten? Kesinlikle bu, bize, önceki babalarımıza da vaat olunmuştu, bu kesinlikle evvel kilerin efsaneleridir. De ki gezin yeryüzünde , suçluların sonucu nasıl olmuş bakın. Onlara karşı üzülme, onların tuzaklarına karşı sıkı lma / darlanma. Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen ne zaman bu vaat? De ki o belki de acele istediğiniz şeyin bazısı sizin ensenizde olabilir / ansızın başınıza gelebilir. Kesinlikle Rabbinin insanlar üzerinde fazlı vardır, velakin onların çoğu teşekkür etmiyorlar. Elbette ki Rabbin göğüslerinde ne sakladıklarını ve neyi açığa çıkardıklarını pekâlâ bilir. Göklerde ve yerde kaybolan bir şey yoktur ancak apaçık bir kitaptadır
Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitapta olmasın.
Göklerde ve yerde, gizli saklı hiçbir şey yoktur ki apaçık yazılı bir kaydı olmasın dipnot 1 .
Göklerin ve yerin her gaybı mutlaka, açık bir Kitap'ta kayıtlıdır.
Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
Yerde ve gökte hiçbir gayb yoktur ki, açıklayıcı bir Kitap'ta olmasın.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.