Diyanet İşleri
"Ey ileri gelenler! Durumum hakkında bana görüş bildirin. Sizler yanımda bulunmadıkça hiçbir işe kesin olarak karar vermem."
Neml suresi
Neml suresi, 32. ayet. قَالَتْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَفْتُونِى فِىٓ أَمْرِى مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّىٰ تَشْهَدُونِ
ḳâlet yâ eyyühe-lmeleü eftûnî fî emrî. mâ küntü ḳâṭi`aten emran ḥattâ teşhedûn.
"Ey ileri gelenler! Durumum hakkında bana görüş bildirin. Sizler yanımda bulunmadıkça hiçbir işe kesin olarak karar vermem."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Hüdhüd, Sebe' melikesi ve taht Neml 20–44 3
Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: "Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı."
(30-31) "Mektup, Süleyman'dan gelmiştir. O, 'Bismillahirrahmanirrahim' diye başlamakta ve içinde 'Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslimiyet göstererek bana gelin' denilmektedir."
"Ey ileri gelenler! Durumum hakkında bana görüş bildirin. Sizler yanımda bulunmadıkça hiçbir işe kesin olarak karar vermem."
Dediler ki: "Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün."
(Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: "Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hale getirirler. İşte onlar böyle yaparlar."
"Ben onlara bir hediye gönderip, elçilerin ne haber ile döneceklerine bakacağım."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 32–33. ayetler için yazılmıştır.
32. Hükümdar kadın da isabetli karar almak arzusundan ve akıllılığından ötürü devlet büyüklerini ve ileri gelen yöneticileri bir araya getirerek: “Ey ileri gelenler! Bu mesele hakkında bana görüş belirtin.” Bu mektuba ne şekilde cevap vereceğimizi bana bildirin. Bu hükümdarın itaatini kabul edip emrine uyalım mı, yoksa başka bir şey mi yapalım? “Ben sizler yanımda hazır olmadıkça hiçbir işi kestirip atmış değilim.” Sizin görüşünüzü almadan, size danışmadan, kendi başıma hiçbir işe karar vermiş değilim.
33. “Dediler ki: Biz güçlü kimseleriz kimseleriz ve çetin savaşçılarız.” Eğer sen, onun bu isteğini reddedecek, onun itaatine girmeyecek olursan gerçekten biz savaş gücü olan kuvvetli kimseleriz. Onlar, sanki bu görüşe meyletmiş gibi görünüyorlar. Ancak bu görüş kabul görseydi, perişan olurlardı. Ancak bu görüşte karar kılmayıp devamla: “Bununla beraber yetki senindir.” Senin görüşünü kabule hazırız, dediler. Çünkü hükümdarlarının ne kadar akıllı ve yerinde karar verdiğini, kendilerinin samimi olarak iyiliklerini istediğini biliyorlardı.“ O nedenle düşün” taşın, ölç, biç “ve ne emredeceğine sen karar ver.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Kraliçe şöyle dedi: "Ey ileri gelenler ve efendiler! Bu işimde bana isabetli olan görüşü açıklayın. Siz hazır olmadıkça ve açık bir şekilde görüşünüzü ortaya koymadıkça bir iş hakkında kesin karar vermem."
Aynı kıssa: Belkıs — Sebe Melikesi · Aynı kıssa: Sebe Kavmi · Aynı kıssa: Hz. Süleyman
Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: "Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı."
Aynı kıssa: Belkıs — Sebe Melikesi · Aynı kıssa: Sebe Kavmi · Aynı kıssa: Hz. Süleyman
Süleyman, "Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?"
Aynı kıssa: Belkıs — Sebe Melikesi · Aynı kıssa: Sebe Kavmi · Aynı kıssa: Hz. Süleyman
Derken Hüdhüd çok beklemedi, çıkageldi ve (Süleyman'a) şöyle dedi: "Senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sebe'den sana sağlam bir haber getirdim."
Aynı kök: فتي (21 geçiş) · Aynı kök: ملا (40 geçiş)
Kral, "Ben rüyamda yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini; ayrıca yedi yeşil başak ve yedi de kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer…
Aynı kıssa: Sebe Kavmi
Andolsun, Sebe' halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: "Rabbinizin…
Aynı kıssa: Sebe Kavmi
Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı…
Aynı kıssa: Sebe Kavmi
Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız.
Aynı kök: فتي (21 geçiş)
Sizden kimin, hür mü'min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü'min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Belkıs:) "Ey yöneticiler! Bu işimde bana bir fikir verin! Bana şahit oluncaya (çözüm üretinceye) kadar dipnot 1 hiçbir işe kesin karar vermeyeceğim." demişti.
(Sebe kraliçesi) dedi ki: "Siz ey seçkinler! Karşı karşıya kaldığım bu konuda bana kanaatlerinizi bildirin! Sizin katkınız olmadan bu konuda kestirip atmam doğru olmaz."
"Siz ey soylular!" diye ekledi, "Yüzyüze geldiğim bu meselede görüşünüz nedir, bana söyleyin; siz görüşlerinizi bana açıklamadan benim (kesin) bir karara varmam mümkün değil".
(Saba Melikesi) dedi ki: "Ey önde gelenlerim. . . Bu konuda bana görüşünüzü bildirin. . . Sizsiz bu konuya karar vermek istemedim. "
Dedi ki: "Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (her şeye) şahidlik etmedikçe ben hiç bir işte kesin (karar veren biri) değilim."
(Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kestirip atmam.
"Ey ileri gelenler! Bu işimde bana görüş bildirin; onayınız olmadıkça, hiçbir eylem için kesin yargı vermem!"
Kraliçe dedi ki: "Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir veriniz; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir karar vermem."
"Ey konseyim, şu işte bana bir fikir verin. Siz yanımda bulunmadıkça bir işte karar vermem" dedi.
'Ey konseyim, şu işte bana bir fikir verin. Siz yanımda bulunmadıkça bir işte karar vermem,' dedi.
(Melike): "Ey ileri gelenler! Bu işimde bana bir fikir verin; sizin haberiniz olmadan ben hiçbir işi kestirip atmış değilim." dedi.
Ey a'yan, dedi: bana emrimde bir fetva verin, sizin huzurunuz olmadan ben hiç bir emri kestirmiş değilim
"Ey meleler! Bu istekle ilgili bana görüşlerinizi bildirin. Siz, olmadan ben kesin bir karar verecek değilim." dedi.
"Ey meleler! Bu istekle ilgili bana görüşlerinizi bildirin. Siz, olmadan ben kesin bir karar verecek değilim." dedi.
"Ey ileri gelenler! Bu istekle ilgili bana görüşlerinizi bildirin. Siz, görüşünüzü bildirmedikçe ben kesin bir karar verecek değilim." dedi.
Dedi ki: "Ey önde gelenler, bu buyruğumda bana görüş belirtin, siz (her şeye) şahidlik etmedikçe ben hiç bir buyrukta kesin (karar veren biri) değilim."
(Kadın): "Ey ileri gelenler, bana (bu) işim hakkında bir re'y verin. Siz huzurumda bulununcaya kadar ben hiçbir işde kat'i (bir hüküm saahibi) olamadım".
Dedi ki: Ey ileri gelenler, vereceğim emir hakkında bana görüşünüzü söyleyin. Siz, benim yanımda bulunmadıkça bir iş hakkında kesin bir hüküm veremem.
(15-44) Yemin olsun ki biz Davud'a ve Süleyman'a ilim ver dik / bilgi verdik. Her ikisi de dedi ki Allah'a hamdolsun , Mümin kullarının çoğundan bizi üstün tuttu . Süleyman Davut'a mirasçı oldu ve dedi ki ey insanlar bana kuşlarla konuşmak / kuş mantığı öğretildi, bana her şeyden verildi, kesinlikle bu apaçık bir üstünlüktür. Süleyman insanlardan, cinlerden ve kuşlardan oluşan ordusunu topladı. Onlar da bir düzenle sevk oldular. Ta ki karınca vadisine vardılar, o vakit bir karınca dedi ki; Hey karıncalar yuvalarınıza meskenlerinize girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin. Süleyman karıncanın sözüne tebessüm ederek gülümsedi, Rabbim beni düzene koy ki bana ve anne babama verdiğin nimetlerine şükredeyim ve de razı olduğun salih ameller yapayım, salih kullarınla beraber beni de rahmetine dahil et dedi. Kuşlara şöyle bir göz attı, sonra dedi ki, neden hüd hüdü göremiyorum ? Yoksa o kayıp mı oldu? Ona şiddetli bir azap ile azap edeceğim yahut onun boğazını keseceğim (mezbaha) ya da bana apaçık bir ispatlayıcı / bir delil getirir. Uzun olmayan bir süre sonra hüd hüd geldi ve dedi ki kimsenin fark etmediği yaşadığım bir haberi Sebe den ben fark ettim ve sana getirdim, ben onlara meliklik yapan bir kadın buldum, ona her şeyden verilmiş, ve ayrıca büyük bir tahtı da var, onu ve kavmini Allah'ın dışında güneşe secde ederlerken buldum , şeytan onlara bu amellerini süslemiş, onları yoldan çıkarmış / saptırmış onlar da bir türlü yolu bulamıyorlardı, üstelik, gökte ve yerdeki saklı olanı ortaya çıkar an, gizlediklerini ve açığa çıkardıklarını bilen Allah'a secde etmiyorlardı. Allah! Ondan başka ilah yoktur , çok büyük tahtın Rabbidir. Süleyman d edi ki , doğru musun yahut yalancı mısın bakacağız , g it ve bu mektubumu onlara bırak , sonra onlardan geri çekil ve bak bakalım geri bana ne döndürecekler? Kadın dedi ki , ey ileri gelenler muhakkak ki bana verilmiş bir mektup bırakıldı , kesinlikle O, Süleyman'dandır, mektup, acıyan ve esirgeyen Allah'ın adıyla başlıyor , asla bana baş kaldırmayın ve teslim olmuş şekilde bana gelin diye yazıyor. Kadın dedi ki ey ileri gelenler ba na bu işimde kanaat bildirin / fetva verin. Sizler de şahit olmadan işleri kestirip atmış değilim. Dediler ki bizler kuvvetçe ulularız , şiddetli savaşta da ulularıyız, emir senindir bak, ne emredeceksen emret. Kadın dedi ki muhakkak ki mülk sahipleri ne zaman ki bir memlekete girmişlerse orayı bozarlar / ifsat ederler, izzetli olan halkını zilletli yaparlar , tam olarak bu şekilde davranırlar, şimdi ben onlara bir hediye ile bir elçi göndereyim, bir bakalım elçiler ne ile geri dönecekler. Elçiler Süleyman'a geldiklerinde Süleyman dedi ki bana mal yardımında mı bulunuyorsunuz? Allah sizin verdiğinizden daha hayırlısını bana zaten verdi, sizler hediyelerinizle mutlu mu oluyorsunuz . Geri dönün ve onlara karşı duramayacakları bir ordu ile varacağımızı, onları da oradan zillet içerisine ve aşağılanmış olarak çıka racağımızı söyleyin. Süleyman dedi ki, Ey ileri gelenler , hanginiz o kadının tahtını , onların teslim ol muş vaziyette bana gelmelerinden önce bana getirir. Cinlerden ifrit dedi ki ben onu sen oturduğun yerden / makamından kalkmadan önce sana getiririm, benim bu konuya kesinlikle gücüm yeter v e güvenilir biriyim. Yanında kitaptan bilgisi olan biri de dedi ki ben onu sana göz kapaklarını kırpmadan önce getiririm. Onu / kadının tahtını yanında kurulu vaziyette gördüğü gibi dedi ki bu Rabbimin hazinesindendir / fazlındandır , Beni şükredecek miyim yahut yok mu sayacağım diye imtihan ediyor, her kim şükrederse muhakkak ki kendi nefsi için teşekkür e tmiştir, her kim de yok sayar / görmezden gelirse muhakkak ki rabbim zengindir , (kendi kendine yeterlidir ) vericidir / ikram sahibidir. Süleyman dedi ki o kadının arşını belirsiz hale / tanınmaz hale getirin, bakalım yola mı girecek yahut yola girmeyenlerden mi olacak? Ne zaman ki kadın geldi ona bu senin tahtın mı denildi? Kadın dedi ki sanki o, bunun bilgisi ondan önce bize verilmişti (Biz biliyorduk zaten) ve teslim olanlar olduk. Allah'ın dışında tap tıklarının olması on u engellemiş idi , Muhakkak ki o kadın, kafir bir kavmindendi, O kadına den ildi ki köşke gir , tam girecekken onun derin bir su gibi değerlendirdi ve paçasını sıvadı / kaldırdı, Süleyman d edi ki köşk, parlatılmış şeffaf kristaldendir / billurdandır. O Kadın dedi ki rabbim ben nefsime kesinlikle zulmettim ve ben Süleyman'la beraber alemlerin Rabbine teslim oldum.
“Ey ileri gelenler! Durumum hakkında bana görüş bildirin. Sizler yanımda bulunmadıkça hiçbir işe kesin olarak karar vermem.”
"Ey ileri gelenler, dedi, bu işimde bana bir fikir verin; ben, siz olmadıkça hiçbir işi kesip atmam."
(Kraliçe) Şöyle dedi: "Ey ileri gelenler! Bu işimde bana sağlam bir görüş bildirin. Sizlerle görüşmeden hiçbir işe karar vermem."
Ey ileri gelenler! Bu işimde bana sağlam bir görüş bildirin. Sizlerle görüşmeden hiçbir işe karar vermem.
Ey ileri gelenler, bu hususta bana görüşlerinizi belirtin. Siz hazır olmadıkça bir iş hakkında kesin karar veremem, dedi.
Ey ileri gelenler, bu hususta bana görüşlerinizi belirtin. Siz hazır olmadıkça bir iş hakkında kesin karar veremem, dedi.
Melike dedi: "Ey danışmanlarım, bu meselem konusunda bana fikir verin. Siz onaylamadıkça, hiçbir işe kesin karar vermem."
Her anxiety prompted her to consult with her counselors. She said: "O you counselors, I seek counsel from you in this matter. I never decided upon a course of action before presenting it to you for an opinion".
She said, ‘Counsellors, give me your counsel in the matter I now face: I only ever decide on matters in your presence.’
She said: "Ye chiefs! advise me in (this) my affair: no affair have I decided except in your presence."
(After reading the letter) the Queen said: "Nobles, let me have your counsel in this matter for I make no firm decision without you." dipnot 1
She said, ‘Council! give me your opinion about this matter. It is not my habit to make a final decision until I have heard what you have to say.’
She said: "O chiefs! Advise me in (this) case of mine. I decide no case till you are present with me (and give me your opinions)."
She said, ‘O [members of the] elite! Give me your opinion concerning my matter. I do not decide any matter until you are present.’
She said, `Chieftains! give me your sound and mature advice in the matter which confronts me, (for) I decide no important matter except when you are present with me (to advise). '
She said, 'O Council, pronounce to me concerning my affair; I am not used to decide an affair until you bear me witness. '
She said: "Advise me in this affair as I have never done anything without your consultation. "
She said, 'O ye chiefs! pronounce sentence for me in my affair. I never decide an affair until ye testify for me.'
She said, "O commanders, advise me in this matter of mine, for I will not take a decision until you give testimony."
She said, O nobles, advise me in my business: I will not resolve on any thing, until ye be witnesses and approve thereof.
"Exalt not yourself against me, but come to me as those who Surrender (unto Allah i. e. as a Muslim)"
She said, "O you chiefs, pronounce to me concerning my command; in no way have I affirmed (Literally: cutting) a command until you bear witness. "
She said: O chieftains! Pronounce for me in my case. I decide no case till ye are present with me.
. " Advise me, O nobles," she said "in this matter. I do not decide any thing until you concur."
She added: "O you nobles! Give me your opinion on the problem with which I am now faced; I would never make a [weighty] decision unless you are present with me. "
She said, "O chiefs! Advise me in this matter of mine, for I would never make any decision without you."
She said: "O commanders, advise me in this matter of mine, for I will not take a decision until you give testimony. "
She said, "O my advisers, counsel me in this matter. I am not deciding anything until you advise me."
She said, "O eminent ones, advise me in my affair. I would not decide a matter until you witness [for] me."
She said: “O eminent ones: counsel me in my affair; I decide no affair until you bear me witness.”
She said, "O Chiefs! Advise me in this matter. (You know that) I take no decisions without you."
She (the queen) said: "You chiefs! Advise me about (this) ordeal of mine: No ordeal have I decided without your presence. "
She said, "O chieftains, advise me in the matter I have (before me). I am not the one who decides a matter absolutely unless you are present with me."
She said: "O commanders, advise me in this matter of mine, for I will not take a decision until you give testimony."