Diyanet İşleri
Andolsun! Biz Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar, "Hamd, bizi mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur" dediler.
Neml suresi
Neml suresi, 15. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ وَسُلَيْمَٰنَ عِلْمًا وَقَالَا ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرٍ مِّنْ عِبَادِهِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
veleḳad âteynâ dâvûde vesüleymâne `ilmâ. veḳâle-lḥamdü lillâhi-lleẕî feḍḍalenâ `alâ keŝîrim min `ibâdihi-lmü'minîn.
Andolsun! Biz Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar, "Hamd, bizi mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur" dediler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Dâvûd, Süleymân ve karınca vadisi Neml 15–19 3
"Elini koynuna sok; Firavun'a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir."
Nitekim ayetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Andolsun! Biz Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar, "Hamd, bizi mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur" dediler.
Süleyman, Davud'a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi.
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.
Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler" dedi.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
15. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de Davud’a ve oğlu Süleyman’a aleyhimesselam lütfetmiş olduğu pek büyük ve geniş ilme dikkatleri çekmektedir. Yüce Allah, bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Davud ve Süleyman’ı da (an). Hani o kavmin koyunlarının girip talan ettiği ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz de onların hükümlerine tanık idik. Biz, en uygun hükmü Süleyman’a kavrattık. Bununla beraber her birine hüküm/hikmet ve ilim verdik.” (el-Enbiya, 21/78-79)
“İkisi de” Rablerinin kendilerine öğretmiş olduğu pek büyük ilim lütfuna karşılık şükür olmak üzere: “Bizi mü’min kullarından pek çoğuna üstün kılan Allah’a hamdolsun, dediler.” Yüce Allah’a kendilerini mü’min ve mutlu kimselerden kıldığı ve bu mü’minler arasında da özel ve seçkin kimseler eylediği için hamd-u senâda bulundular. Mü’minler dört derecedir: Salihler, onların üstünde şehidler, onların üstünde sıddîklar, onların üzerinde de peygamberler gelir. Davud ve Süleyman -ikisine de selâm olsun- her ne kadar ulu’l-azm beş peygamberin derecesinden daha aşağı bir derecede iseler de peygamberlerin seçkinlerindendir. Yüce Allah’ın kendilerini yücelterek Kitabında söz konusu ettiği, onları çokça övdüğü, üstün, şerefli ve faziletli peygamberler arasındadırlar. İşte onlar da bu mevkiye ulaştıklarından ötürü cenab-ı Allah’a hamd-ü senâlarda bulundular. Yüce Allah’a ihsan etmiş olduğu dini ve dünyevi nimetleri dolayısıyla şürketmek, bütün nimetlerin Rabbinden geldiğini görerek bunlardan dolayı övünüp şımarmamak, aksine bundan dolayı çokça şükretmekle görevli olduğunu kabul etmek, kulun bahtiyar kimselerden olduğunun bir göstergesidir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Dâvûd'a ve oğlu Süleyman'a ilim vermiştik. Bu ilimden biri de kuşlarla konuşma ilmidir. Dâvûd ve Süleyman, Allah Azze ve Celle'ye şükrederek şöyle demişlerdi: "Bize özel bir ilim ve peygamberlik lutfederek bizi Mümin kullarından çoğuna üstün kılan Allah'a hamdolsun.''
Aynı kıssa: Hz. Dâvûd · Aynı kıssa: Hz. Süleyman · Aynı kök: فضل (104 geçiş)
Süleyman, Davud'a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi.
Aynı kök: حمد (68 geçiş) · Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Ortak kavram: Hamd
Muhammed, Allah'ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkarcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rüku ve secde…
Aynı kıssa: Hz. Dâvûd · Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
Derken, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Calut'u öldürdü. Allah, ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini…
Aynı kıssa: Hz. Dâvûd · Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
(10-11) Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir lütuf verdik. "Ey dağlar! Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin" dedik ve "(Bütün vücudu örtecek)…
Aynı kıssa: Hz. Süleyman · Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
Kitaptan bilgisi olan biri, "Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş halde görünce şöyle dedi:…
Aynı kök: حمد (68 geçiş) · Ortak kavram: Hamd
(2-4) Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur.
Aynı kök: حمد (68 geçiş) · Ortak kavram: Hamd
Hani, Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa…
Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle aleme üstün kıldığımı hatırlayın.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Yemin olsun ki biz Davud'a dipnot 1 ve Süleyman'a dipnot 2 bir ilim vermiştik; (onlar) "Bizi mümin kullarından birçoğuna üstün dipnot 3 kılan Allah'a hamd (övgü) olsun." demişlerdi.
Doğrusu, Davud'a ve Süleyman'a da ilim vermiştik; o ikisi "Bütün hamd, bizi mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur!" demişlerdi.
Ve gerçek şu ki, Biz Davud'a da, Süleyman'a da ilim verdik; bunun için, onların ikisi de "Bütün övgüler, bizi inanan kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a aittir!" derlerdi.
Andolsun ki Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. . . (O ikisi): "Bizi iman eden kullarından pek çoğuna üstün kılan Allah'a aittir Hamd" dediler.
Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler.
Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar: Bizi, mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun, dediler.
Gerçek şu ki, Davut'a ve Süleyman'a bilgi verdik. Şöyle dediler: "Bizi, inanan kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a övgüler olsun!"
Andolsun biz, Davud'a da Süleyman'a da ilim verdik. Onlar şöyle dediler: "Bizi, mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun!"
Biz Davud'a ve Süleyman'a bilgi vermiştik de "Bize, gerçeği onaylayan kullarının birçoğundan daha fazla bağışta bulunan ALLAH'a övgüler olsun" demişlerdi.
Biz Davud'a ve Süleyman'a bilgi vermiştik de, 'Bize, inanan kullarının birçoğundan daha fazla bağışta bulunan ALLAH'a övgüler olsun,' demişlerdi.
Andolsun ki, Davut'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. İkisi de: "Bizi mü'min kullarının bir çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler.
Şanım hakkı için Davuda ve Süleymana bir ılim verdik, ikisi de hamd o Allaha ki, dediler: bizi mü'min kullarından bir çoğunun üzerine tafdıyl buyurdu
Ant olsun ki Davud'a ve Süleyman'a bir ilim dipnot 1 verdik. İkisi de: "Tüm övgüler, bizi, iman eden kullarının birçoğuna üstün kılan Allah'adır." dediler.
Ant olsun ki Davud'a ve Süleyman'a bir ilim dipnot 1 verdik. İkisi de: "Tüm övgüler, bizi, inanan kullarının birçoğuna üstün kılan Allah'adır." dediler.
Ant olsun ki Davud'a ve Süleyman'a bir ilim dipnot 1 verdik. İkisi de: "Tüm övgüler, bizi, inanan kullarının birçoğuna üstün kılan Allah'adır." dediler.
Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inançlı kullarından birçoğuna göre üstün kılan Tanrı'ya hamdolsun" dediler.
Andolsun ki biz Davuda ve Süleymana ilim vermişizdir. (Bundan dolayı) onlar: "Bizi mü'min kullarının bir çoğundan üstün kılan. Allaha hamd olsun" dediler.
Andolsun ki; Biz, Davud'a ve Süleyman'a iıim verdik. İkisi de: Bizi mü'min kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun, dediler.
(15-44) Yemin olsun ki biz Davud'a ve Süleyman'a ilim ver dik / bilgi verdik. Her ikisi de dedi ki Allah'a hamdolsun , Mümin kullarının çoğundan bizi üstün tuttu . Süleyman Davut'a mirasçı oldu ve dedi ki ey insanlar bana kuşlarla konuşmak / kuş mantığı öğretildi, bana her şeyden verildi, kesinlikle bu apaçık bir üstünlüktür. Süleyman insanlardan, cinlerden ve kuşlardan oluşan ordusunu topladı. Onlar da bir düzenle sevk oldular. Ta ki karınca vadisine vardılar, o vakit bir karınca dedi ki; Hey karıncalar yuvalarınıza meskenlerinize girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin. Süleyman karıncanın sözüne tebessüm ederek gülümsedi, Rabbim beni düzene koy ki bana ve anne babama verdiğin nimetlerine şükredeyim ve de razı olduğun salih ameller yapayım, salih kullarınla beraber beni de rahmetine dahil et dedi. Kuşlara şöyle bir göz attı, sonra dedi ki, neden hüd hüdü göremiyorum ? Yoksa o kayıp mı oldu? Ona şiddetli bir azap ile azap edeceğim yahut onun boğazını keseceğim (mezbaha) ya da bana apaçık bir ispatlayıcı / bir delil getirir. Uzun olmayan bir süre sonra hüd hüd geldi ve dedi ki kimsenin fark etmediği yaşadığım bir haberi Sebe den ben fark ettim ve sana getirdim, ben onlara meliklik yapan bir kadın buldum, ona her şeyden verilmiş, ve ayrıca büyük bir tahtı da var, onu ve kavmini Allah'ın dışında güneşe secde ederlerken buldum , şeytan onlara bu amellerini süslemiş, onları yoldan çıkarmış / saptırmış onlar da bir türlü yolu bulamıyorlardı, üstelik, gökte ve yerdeki saklı olanı ortaya çıkar an, gizlediklerini ve açığa çıkardıklarını bilen Allah'a secde etmiyorlardı. Allah! Ondan başka ilah yoktur , çok büyük tahtın Rabbidir. Süleyman d edi ki , doğru musun yahut yalancı mısın bakacağız , g it ve bu mektubumu onlara bırak , sonra onlardan geri çekil ve bak bakalım geri bana ne döndürecekler? Kadın dedi ki , ey ileri gelenler muhakkak ki bana verilmiş bir mektup bırakıldı , kesinlikle O, Süleyman'dandır, mektup, acıyan ve esirgeyen Allah'ın adıyla başlıyor , asla bana baş kaldırmayın ve teslim olmuş şekilde bana gelin diye yazıyor. Kadın dedi ki ey ileri gelenler ba na bu işimde kanaat bildirin / fetva verin. Sizler de şahit olmadan işleri kestirip atmış değilim. Dediler ki bizler kuvvetçe ulularız , şiddetli savaşta da ulularıyız, emir senindir bak, ne emredeceksen emret. Kadın dedi ki muhakkak ki mülk sahipleri ne zaman ki bir memlekete girmişlerse orayı bozarlar / ifsat ederler, izzetli olan halkını zilletli yaparlar , tam olarak bu şekilde davranırlar, şimdi ben onlara bir hediye ile bir elçi göndereyim, bir bakalım elçiler ne ile geri dönecekler. Elçiler Süleyman'a geldiklerinde Süleyman dedi ki bana mal yardımında mı bulunuyorsunuz? Allah sizin verdiğinizden daha hayırlısını bana zaten verdi, sizler hediyelerinizle mutlu mu oluyorsunuz . Geri dönün ve onlara karşı duramayacakları bir ordu ile varacağımızı, onları da oradan zillet içerisine ve aşağılanmış olarak çıka racağımızı söyleyin. Süleyman dedi ki, Ey ileri gelenler , hanginiz o kadının tahtını , onların teslim ol muş vaziyette bana gelmelerinden önce bana getirir. Cinlerden ifrit dedi ki ben onu sen oturduğun yerden / makamından kalkmadan önce sana getiririm, benim bu konuya kesinlikle gücüm yeter v e güvenilir biriyim. Yanında kitaptan bilgisi olan biri de dedi ki ben onu sana göz kapaklarını kırpmadan önce getiririm. Onu / kadının tahtını yanında kurulu vaziyette gördüğü gibi dedi ki bu Rabbimin hazinesindendir / fazlındandır , Beni şükredecek miyim yahut yok mu sayacağım diye imtihan ediyor, her kim şükrederse muhakkak ki kendi nefsi için teşekkür e tmiştir, her kim de yok sayar / görmezden gelirse muhakkak ki rabbim zengindir , (kendi kendine yeterlidir ) vericidir / ikram sahibidir. Süleyman dedi ki o kadının arşını belirsiz hale / tanınmaz hale getirin, bakalım yola mı girecek yahut yola girmeyenlerden mi olacak? Ne zaman ki kadın geldi ona bu senin tahtın mı denildi? Kadın dedi ki sanki o, bunun bilgisi ondan önce bize verilmişti (Biz biliyorduk zaten) ve teslim olanlar olduk. Allah'ın dışında tap tıklarının olması on u engellemiş idi , Muhakkak ki o kadın, kafir bir kavmindendi, O kadına den ildi ki köşke gir , tam girecekken onun derin bir su gibi değerlendirdi ve paçasını sıvadı / kaldırdı, Süleyman d edi ki köşk, parlatılmış şeffaf kristaldendir / billurdandır. O Kadın dedi ki rabbim ben nefsime kesinlikle zulmettim ve ben Süleyman'la beraber alemlerin Rabbine teslim oldum.
Andolsun biz Dâvud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik. İkisi de: “Bizi mümin kullarının pek çoğuna üstün kılan Allah’a hamdolsun” dediler.
Andolsun biz, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik de onlar: "Bizi inanan kullarından birçoğuna üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler.
Biz, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik dipnot 1 . Onlar şöyle dediler: "Her şeyi mükemmel yapmak bizi, mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a özgüdür."
Davud'a ve Süleyman'a gerçekten bir ilim vermiştik. Onlar da "Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler.
Davud’a ve Süleyman’a da ilim vermiştik. Onlar da: Bizi, mümin kullarından çoğuna üstün kılan Allah’a hamdolsun, demişlerdi.
Davud'a ve Süleyman'a da ilim vermiştik. Onlar da: -Bizi, mümin kullarından çoğuna üstün kılan Allah'a hamdolsun, demişlerdi.
Yemin olsun, biz, Davud'a da Süleyman'a da bir ilim verdik. Onlar şöyle dediler: "Bizi, mümin kullarının bir çoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun."
And We bestowed on Dawud (David) and Sulayman (Solomon) divine knowledge for which they were grateful and they expressed their gratitude in words, thus: "Our bosoms", they said, "surge forth answering thanks to Allah Who has privileged us with what is beyond the common advantages of others of His votaries whose hearts reflect the image of religious and spiritual virtues.
We gave knowledge to David and Solomon, and they both said, ‘Praise be to God, who has favoured us over many of His believing servants.’
We gave (in the past) knowledge to David and Solomon: And they both said: "Praise be to Allah, Who has favoured us above many of his servants who believe!"
(On the other hand), We granted knowledge to David and Solomon dipnot 1 and they said: "All praise be to Allah Who has exalted us above many of His believing servants!" dipnot 2
We gave knowledge to Dawud and Sulayman who said, ‘Praise be to Allah who has favoured us over many of His slaves who are muminun. ’
And indeed We gave knowledge to Dâwûd (David) and Sulaimân (Solomon), and they both said: "All the praises and thanks be to Allâh, Who has preferred us above many of His believing slaves!"
Certainly We gave David and Solomon knowledge, and they said, ‘All praise belongs to Allah, who granted us an advantage over many of His faithful servants. ’
And We granted knowledge to David and Solomon, and they said, `All true and perfect praise belongs to Allâh alone Who has exalted us over many of His believing servants. '
And We gave David and Solomon knowledge and they said, 'Praise belongs to God who has preferred us over many of His believing servants. '
As to David and Solomon, I granted them the knowledge as a gift. They both were grateful and said: "Thank to the Lord Who treated us better than the most of his believing servants."
And we gave David and Solomon knowledge; and they both said, 'Praise belongs to God, who hath preferred us over many of His servants who believe!'
We bestowed upon David and Solomon knowledge, and they both said, "Praise be to God who preferred us over many of His acknowledging servants."
We heretofore bestowed knowledge on David and Solomon; and they said, praise be unto God, who hath made us more excellent than many of his faithful servants!
And they denied them, though their souls acknowledged them, for spite and arrogance; but behold the nature of the consequences for the evildoers (transgressors)!
And indeed We already brought Dawûd (David) and Sulayman (Solomon) knowledge, and they (both) said, "Praise be to Allah, Who has graced us over many of His believing bondmen. "
And We verily gave knowledge unto David and Solomon, and they said: Praise be to Allah, Who hath preferred us above many of His believing slaves!
We gave David and Solomon knowledge; and they said: "All praise be to God who has favoured us over many of His creatures who believe. "
AND, INDEED, We granted [true] knowledge unto David and Solomon [as well]; and both were wont to say: All praise is due to God, who has [thus] favoured us above many of His believing servants!"
Indeed, We granted knowledge to David and Solomon. And they said ˹in acknowledgment˺, "All praise is for Allah Who has privileged us over many of His faithful servants."[1]
And We bestowed upon David and Solomon knowledge, and they both said: "Praise be to God who preferred us over many of His believing servants. "
We endowed David and Solomon with knowledge, and they said, "Praise GOD for blessing us more than many of His believing servants."
And We had certainly given to David and Solomon knowledge, and they said, "Praise [is due] to Allah, who has favored us over many of His believing servants. "
And We gave to David and Solomon knowledge; and they said: “Praise belongs to God who has preferred us above many of His believing servants.”
And indeed, We bestowed upon David and Solomon knowledge and they used to say, "Praise be to Allah Who has blessed us more than a great many of His believing servants. "
And indeed, We gave knowledge to Dawood (David) and to Sulaiman (Solomon): And they both said: "All the Praises (and thanks) be to Allah, Who has chosen us above many of His servants who believe!"
Surely We gave knowledge to Dāwūd and Sulaimān, and they said, "Praise belongs to Allah who made us excel many of His believing servants.
And We bestowed upon David and Solomon knowledge, and they both said: "Praise be to God who preferred us over many of His believing servants."