Diyanet İşleri
Süleyman, Davud'a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi.
Neml suresi
Neml suresi, 16. ayet. وَوَرِثَ سُلَيْمَٰنُ دَاوُۥدَ وَقَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ ٱلطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَىْءٍ إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْمُبِينُ
veveriŝe süleymânü dâvûde veḳâle yâ eyyühe-nnâsü `ullimnâ menṭiḳa-ṭṭayri veûtînâ min külli şey'. inne hâẕâ lehüve-lfaḍlü-lmübîn.
Süleyman, Davud'a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Dâvûd, Süleymân ve karınca vadisi Neml 15–19 3
Nitekim ayetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Andolsun! Biz Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar, "Hamd, bizi mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur" dediler.
Süleyman, Davud'a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi.
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.
Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler" dedi.
Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: "Ey Rabbim! Beni; bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!"
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
16. Yüce Allah, her ikisini bir arada övdükten sonra Süleyman aleyhisselam’ı özellikle ona ihsan ettiği nimetleriyle söz konusu etmektedir. Çünkü Yüce Allah, Süleyman’a pek büyük bir mülk vermiş ve babasının sahip olmadığı imkânlara onu mazhar kılmıştı. -Her ikisine de selam olsun- İşte bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Süleyman, Davud’a mirasçı oldu.” Yani onun ilim ve peygamberliğini miras aldı. Babasının ilmi, onun da ilmine katılmış oldu. Babası hayatta iken kendisinin sahip olduğu ilmin yanı sıra babasının özel olarak sahip olduğu ilmi ondan öğrenmiş olma ihtimali de vardır. Çünkü önceden de geçtiği gibi Yüce Allah’ın: “Biz, en uygun hükmü Süleyman’a kavrattık” buyruğu, Süleyman’ın özel bir bilgiye sahip olduğunu göstermektedir. İşte Yüce Allah’a şükür etmek, O’nun ihsanında yüzdüğünü dile getirmek ve üzerindeki nimeti ifade etmek üzere şöyle demişti: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi.” Süleyman aleyhisselam kuşların neler söylediğini ve ne konuştuklarını anlıyordu. Nitekim -ileride geleceği gibi- Hudhud ile karşılıklı konuştuğunu, ayrıca karıncanın diğer karıncalara söyledikleri sözleri anladığını görüyoruz. Bu, Süleyman aleyhisselam’dan başkasına ihsan edilmiş değildi. “Her şeyden de bize verildi.” Yani Yüce Allah, bizlere hiçbir insana vermediği hükümdarlık, saltanat ve başkalarını egemenlik altına almanın yol ve imkânlarını bağışlamış bulunuyor. Bundan dolayı Süleyman aleyhisselam yüce Rabbine şöyle dua etmiştir: “Rabbim, bana mağfiret buyur ve benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk ver bana!” (Sad, 38/35) Yüce Allah da ona şeytanları/cinleri amade kılmıştı. Onun emri altında dilediği ve başkalarının yapmaktan acze düştüğü her türlü işi yaparlardı. Gidişi bir ay, dönüşü de bir aylık mesafe olan rüzgarı da onun emrine vermişti. “Şüphe yok ki bu” Allah’ın bize bağışladığı, başkalarına üstün kılarak bize özel olarak ihsan ettiği bu şeyler “apaçık bir lütuftur.” Bu ifadelerle Yüce Allah’ın nimetini en mükemmel bir şekilde itiraf etmiş bulunuyordu.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Süleyman, babası Dâvûd'a peygamberlikte, ilimde ve krallıkta mirasçı oldu. Allah Teâlâ'nın kendisine ve babasına olan nimetinden bahsederek şöyle dedi: "Ey insanlar! Allah bize kuşların dilini öğretti ve bize peygamberlere ve krallara verdiği her şeyden verdi. Şüphesiz her noksanlıktan münezzeh olan Allah Teâlâ'nın bize bahşetmiş olduğu bu şey apaçık bir lütfudur."
Aynı kıssa: Hz. Dâvûd · Aynı kıssa: Hz. Süleyman · Aynı kök: فضل (104 geçiş)
Andolsun! Biz Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar, "Hamd, bizi mü'min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a mahsustur" dediler.
Aynı kıssa: Hz. Dâvûd · Aynı kök: طير (29 geçiş) · Aynı kök: فضل (104 geçiş)
(10-11) Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir lütuf verdik. "Ey dağlar! Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin" dedik ve "(Bütün vücudu örtecek)…
Aynı kıssa: Hz. Dâvûd · Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
Derken, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Calut'u öldürdü. Allah, ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini…
Aynı kıssa: Hz. Süleyman · Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
Kitaptan bilgisi olan biri, "Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş halde görünce şöyle dedi:…
Aynı kök: ورث (35 geçiş) · Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir…
Aynı kök: ورث (35 geçiş) · Aynı kök: فضل (104 geçiş) · Ortak kavram: Fazl (lütuf)
Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan…
Aynı kıssa: Hz. Süleyman · Aynı kök: طير (29 geçiş)
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.
Aynı kıssa: Hz. Süleyman · Aynı kök: طير (29 geçiş)
Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Süleyman, Davud'a mirasçı olmuş ve şöyle demişti: "Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize (yararlı) her şeyden (pay) verildi." Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.
Ve Süleyman Davud'a varis oldu; ve "Ey insanlar!" diye seslendi, "Bize kuşların mantığı öğretildi; ve bize bu alanda (gerekli olan) her şey bahşedildi; elbet bu, işte budur Allah'ın apaçık lütfu.
Ve (bu bakımdan) Süleyman Davud'un (gerçek) varisi idi; öyle ki, o şöyle derdi: "Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi; (güzel ve iyi) şeylerin hepsinden (cömertçe) bahşedildi; bu (bize Allah'ın) apaçık bir lütfudur!"
Süleyman, Davud'a varis oldu ve dedi ki: "Ey insanlar. . . Bize Mantık-at Tayr (kuşdili - insan dışındaki canlılarla iletişim özelliği) öğretildi; (böylece) bize her şeyden (bilgi alma nasibi) verildi. . . Muhakkak ki bu, apaçık lütuftur!"
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma dili öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür."
Süleyman Davud'a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.
Ve Süleyman, Davut'a kalıtçı oldu. Şöyle dedi: "Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize her şeyden verildi. Aslında, işte bu, apaçık bir lütuftur!" dipnot 306
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve şöyle dedi: "Ey insanlar!Bize kuşların dili öğretildi ve bize her şeyden biraz verildi. Şüphesiz bu apaçık bir lütuftur."
Süleyman Davud'a varis oldu. Dedi ki, "Ey halk, bize kuşların dilini anlamak öğretildi ve bize her şeyden verildi. Bu apaçık bir lütuftur."
Süleyman Davud'a varis oldu. Dedi ki, 'Ey halk, bize kuşların dilini anlamak öğretildi ve bize her şeyden verildi. Bu apaçık bir lütuftur.'
Ve Süleyman Davud'un yerine geçip dedi ki: "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden verildi. Şüphesiz ki bu apaçık bir lütufdur."
Ve Süleyman Davuda varis olup ey nas, didi: bize mantıkuttayr (kuş dili) ta'lim buyuruldu, hem bize her şeyden verildi, şübhesiz ki bu her halde o fazlı mübin
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu. dipnot 1 Süleyman: "Ey İnsanlar! Bize kuşdili dipnot 2 öğretildi. Bize her şeyden verildi. Bu apaçık ilahi bir armağandır." dedi.
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu dipnot 1 . Süleyman: "Ey insanlar! Bize kuşdili dipnot 2 öğretildi. Bize her şeyden verildi. Bu apaçık ilahi bir armağandır." dedi.
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu dipnot 1 . Süleyman: "Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi dipnot 2 . Bize her şeyden verildi. Bu apaçık ilahi bir armağandır." dedi.
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma dili öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür."
Süleyman Davuda mirascı oldu. Dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi. Bize her şeyden (behre) verildi. Şübhesiz ki bu, apaçık bir üstünlüğün ta kendisidir".
Süleyman da Davud'a varis oldu ve dedi ki: Ey insanlar; bize, kuş dili öğretildi. Ve bize, her şeyden bolca verildi. Doğrusu bu; apaçık bir lutuftur.
(15-44) Yemin olsun ki biz Davud'a ve Süleyman'a ilim ver dik / bilgi verdik. Her ikisi de dedi ki Allah'a hamdolsun , Mümin kullarının çoğundan bizi üstün tuttu . Süleyman Davut'a mirasçı oldu ve dedi ki ey insanlar bana kuşlarla konuşmak / kuş mantığı öğretildi, bana her şeyden verildi, kesinlikle bu apaçık bir üstünlüktür. Süleyman insanlardan, cinlerden ve kuşlardan oluşan ordusunu topladı. Onlar da bir düzenle sevk oldular. Ta ki karınca vadisine vardılar, o vakit bir karınca dedi ki; Hey karıncalar yuvalarınıza meskenlerinize girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin. Süleyman karıncanın sözüne tebessüm ederek gülümsedi, Rabbim beni düzene koy ki bana ve anne babama verdiğin nimetlerine şükredeyim ve de razı olduğun salih ameller yapayım, salih kullarınla beraber beni de rahmetine dahil et dedi. Kuşlara şöyle bir göz attı, sonra dedi ki, neden hüd hüdü göremiyorum ? Yoksa o kayıp mı oldu? Ona şiddetli bir azap ile azap edeceğim yahut onun boğazını keseceğim (mezbaha) ya da bana apaçık bir ispatlayıcı / bir delil getirir. Uzun olmayan bir süre sonra hüd hüd geldi ve dedi ki kimsenin fark etmediği yaşadığım bir haberi Sebe den ben fark ettim ve sana getirdim, ben onlara meliklik yapan bir kadın buldum, ona her şeyden verilmiş, ve ayrıca büyük bir tahtı da var, onu ve kavmini Allah'ın dışında güneşe secde ederlerken buldum , şeytan onlara bu amellerini süslemiş, onları yoldan çıkarmış / saptırmış onlar da bir türlü yolu bulamıyorlardı, üstelik, gökte ve yerdeki saklı olanı ortaya çıkar an, gizlediklerini ve açığa çıkardıklarını bilen Allah'a secde etmiyorlardı. Allah! Ondan başka ilah yoktur , çok büyük tahtın Rabbidir. Süleyman d edi ki , doğru musun yahut yalancı mısın bakacağız , g it ve bu mektubumu onlara bırak , sonra onlardan geri çekil ve bak bakalım geri bana ne döndürecekler? Kadın dedi ki , ey ileri gelenler muhakkak ki bana verilmiş bir mektup bırakıldı , kesinlikle O, Süleyman'dandır, mektup, acıyan ve esirgeyen Allah'ın adıyla başlıyor , asla bana baş kaldırmayın ve teslim olmuş şekilde bana gelin diye yazıyor. Kadın dedi ki ey ileri gelenler ba na bu işimde kanaat bildirin / fetva verin. Sizler de şahit olmadan işleri kestirip atmış değilim. Dediler ki bizler kuvvetçe ulularız , şiddetli savaşta da ulularıyız, emir senindir bak, ne emredeceksen emret. Kadın dedi ki muhakkak ki mülk sahipleri ne zaman ki bir memlekete girmişlerse orayı bozarlar / ifsat ederler, izzetli olan halkını zilletli yaparlar , tam olarak bu şekilde davranırlar, şimdi ben onlara bir hediye ile bir elçi göndereyim, bir bakalım elçiler ne ile geri dönecekler. Elçiler Süleyman'a geldiklerinde Süleyman dedi ki bana mal yardımında mı bulunuyorsunuz? Allah sizin verdiğinizden daha hayırlısını bana zaten verdi, sizler hediyelerinizle mutlu mu oluyorsunuz . Geri dönün ve onlara karşı duramayacakları bir ordu ile varacağımızı, onları da oradan zillet içerisine ve aşağılanmış olarak çıka racağımızı söyleyin. Süleyman dedi ki, Ey ileri gelenler , hanginiz o kadının tahtını , onların teslim ol muş vaziyette bana gelmelerinden önce bana getirir. Cinlerden ifrit dedi ki ben onu sen oturduğun yerden / makamından kalkmadan önce sana getiririm, benim bu konuya kesinlikle gücüm yeter v e güvenilir biriyim. Yanında kitaptan bilgisi olan biri de dedi ki ben onu sana göz kapaklarını kırpmadan önce getiririm. Onu / kadının tahtını yanında kurulu vaziyette gördüğü gibi dedi ki bu Rabbimin hazinesindendir / fazlındandır , Beni şükredecek miyim yahut yok mu sayacağım diye imtihan ediyor, her kim şükrederse muhakkak ki kendi nefsi için teşekkür e tmiştir, her kim de yok sayar / görmezden gelirse muhakkak ki rabbim zengindir , (kendi kendine yeterlidir ) vericidir / ikram sahibidir. Süleyman dedi ki o kadının arşını belirsiz hale / tanınmaz hale getirin, bakalım yola mı girecek yahut yola girmeyenlerden mi olacak? Ne zaman ki kadın geldi ona bu senin tahtın mı denildi? Kadın dedi ki sanki o, bunun bilgisi ondan önce bize verilmişti (Biz biliyorduk zaten) ve teslim olanlar olduk. Allah'ın dışında tap tıklarının olması on u engellemiş idi , Muhakkak ki o kadın, kafir bir kavmindendi, O kadına den ildi ki köşke gir , tam girecekken onun derin bir su gibi değerlendirdi ve paçasını sıvadı / kaldırdı, Süleyman d edi ki köşk, parlatılmış şeffaf kristaldendir / billurdandır. O Kadın dedi ki rabbim ben nefsime kesinlikle zulmettim ve ben Süleyman'la beraber alemlerin Rabbine teslim oldum.
Süleyman, Dâvud’a mirasçı olmuş; "Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize her şey verildi." demişti. İşte bu apaçık bir lütuftur.
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi. Ve bize her şeyden (bolca) bir pay verildi. İşte bu, açık bir lutuftur."
Süleyman, Davud'un varisi oldu. Dedi ki: "Ey insanlar! Bize iki kanatlıların dipnot 1 dili öğretildi ve her şeyden verildi dipnot 2 . İşte bu, açık bir lütuftur."
Süleyman Davud'un yerine geçti. Dedi ki; "Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve her şeyden verildi. İşte bu,apaçık üstünlüktür.
Süleyman, Davud’a mirasçı olmuş, ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi ve bize her şey verildi, demişti. İşte bu apaçık bir lütuftur.
Süleyman, Davud'a mirasçı olmuş ve: -Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi ve bize her şey verildi, demişti. İşte bu apaçık bir lütuftur.
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve şöyle dedi: "Ey insanlar, bize kuşların dili öğretildi ve bize herşeyden biraz verildi. Kuşkusuz bu, apaçık lütfun ta kendisidir."
And then did Sulayman inherit Dawud's kingdom, spiritual insight and the prophetic office -attributes do not usually go from father to son- and there did he address his people, thus: "O you people" he said, "we have been gracefully taught the language of the birds and we have been granted -by Allah- something of everything, and this is indeed His efficacious grace effecting the end for which it is given.
Solomon succeeded David. He said, ‘People, we have been taught the speech of birds, and we have been given a share of everything: this is a clearly a great favour.’
And Solomon was David's heir. He said: "O ye people! We have been taught the speech of birds, and on us has been bestowed (a little) of all things: this is indeed Grace manifest (from Allah.)"
And Solomon succeeded David dipnot 1 and said: "O people, we have been taught the speech of birds dipnot 2 and we have been endowed with all kinds of things. dipnot 3 Surely this is a conspicuous favour (from Allah)."
Sulayman was Dawud’s heir. He said, ‘Mankind! we have been taught the speech of birds and we have been given everything. This is indeed clear favour.’
And Sulaimân (Solomon) inherited (the knowledge of) Dâwûd (David). He said: "O mankind! We have been taught the language of birds, and on us have been bestowed all things. This, verily, is an evident grace (from Allâh)."
Solomon inherited from David, and he said, ‘O people! We have been taught the speech of the birds, and we have been given out of everything. Indeed this is a manifest advantage.’
And Solomon succeeded David and he said, `O you people! we have been taught the language of the birds (and also the technique of horsemanship), and bestowed with everything (essential for us). This indeed is a distinct favour (of God and His grace).'
And Solomon was David's heir, and he said, 'Men, we have been taught the speech of the birds, and we have been given of everything; surely this is indeed the manifest bounty. '
When Solomon inherited David’s kingdom, he said [to his people]: "God has taught me to communicate with the birds and has granted me many talents & knowledge out of his grace [that I am sincerely grateful for. ]
And Solomon was David's heir; and said, 'O ye folk! we have been taught the speech of birds, and we have been given everything; verily, this is an obvious grace!'
Solomon inherited from David, and he said, "O people, we have been taught how to understand the speech of creatures that fly, and we have been given from everything. This is indeed an evident grace."
And Solomon was David's heir; and he said, O men, we have been taught the speech of birds, and have had all things bestowed on us; this is manifest excellence.
And We gave David and Solomon knowledge; and they both said, "Praise belongs to Allah, Who hath favoured us over many of His believing servants. "
And Sulayman was Dawûd's heir, (Literally: inherited "from" Dawûd "David") and he said, "O you mankind, we have been taught the language (Literally: the manner of pronunciation) of (the) birds, and we have been brought (much) of everything; surely this is indeed the evident Grace. "
And Solomon was David's heir. And he said: O mankind! Lo! we have been taught the language of birds, and have been given (abundance) of all things. This surely is evident favour.
Solomon was heir to David, and he said: "O people, we have been taught the language of Tair, and have been given of everything. This is a clear favour indeed."
And [in this insight] Solomon was [truly] David’s heir; and he would say: "O you people! We have been taught the speech of birds, and have been given [in abundance] of all [good] things: this, behold, is indeed a manifest favour [from God]!"
And David was succeeded by Solomon, who said, "O people! We have been taught the language of birds, and been given everything ˹we need˺. This is indeed a great privilege."
And Solomon inherited from David, and he said: "O people, we have been taught how to understand the speech of birds, and we have been given from everything. This is indeed an evident grace."
Solomon was David's heir. He said, "O people, we have been endowed with understanding the language of the birds, and all kinds of things have been bestowed upon us. This is indeed a real blessing."
And Solomon inherited David. He said, "O people, we have been taught the language of birds, and we have been given from all things. Indeed, this is evident bounty."
And Solomon inherited from David; and he said: “O mankind: we have been taught the speech of birds, and have been given of every thing; this is the clear favour.”
Solomon was David's heir in continuation of Allah's Revelation. He said, "O People! We have been given a great cavalry of ready horses with the best knowledge of training them, and given every blessing. This evidently is a great Bounty on our nation." ((21:79), (34:10). Solomon ruled as King from 965 to 926 B.C.) )
And Sulaiman (Solomon) was to inherit after Dawood (David). He said: "O you people! We have been taught the language of Birds, and to us is given (a little) of all things: Truly, this is (by Allah’s) clear Grace."
And Sulaimān inherited (the traits of) Dāwūd and said, "O people we have been taught the speech of birds, and all sorts of things are given to us. Indeed, this is the evident grace (of Allah)."
And Solomon inherited from David, and he said: "O people, we have been taught how to understand the speech of the creatures that fly, and we have been given from everything. This is indeed an evident grace."