Diyanet İşleri
Öyle ise Allah'a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun.
Neml suresi
Neml suresi, 79. ayet. فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ إِنَّكَ عَلَى ٱلْحَقِّ ٱلْمُبِينِ
fetevekkel `ale-llâh. inneke `ale-lḥaḳḳi-lmübîn.
Öyle ise Allah'a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Kur'an İsrâiloğullarına anlatır; "ölülere duyuramazsın" Neml 76–81 3
Şüphesiz bu Kur'an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor.
Şüphesiz o, elbette mü'minler için bir hidayet ve bir rahmettir.
Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında hükmünü verecektir. O, mutlak güç sahibidir, hakkıyla bilendir.
Öyle ise Allah'a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun.
Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak ayetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.
(Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dabbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
79. Yani menfaatlerin elde edilmesi, zararların defedilmesi, risaletin tebliğ edilip dinin dimdik ayakta tutulması ve düşmanlara karşı cihad edilmesi hususlarında Rabbine güvenip dayan.
“Çünkü sen apaçık hak üzeresin.” Hak üzere olan kimse ise hakka çağırır. Onun zaferi için çalışır. Böyle bir kimsenin başkalarına göre daha çok Allah’a tevekkül etmesi gerekir. Çünkü o; kararlı, doğruluğu bilinen, hakkında herhangi bir şüphe ve tereddüdün söz konusu olmadığı bir işi gerçekleştirme uğrunda çalışır, didinir.
ynı şekilde onun sahip olduğu hak son derece açıktır. Üstü kapalı bir tarafı yoktur, hakkında şüpheyi gerektirecek bir yanı bulunmamaktadır.
en görevini yerine getirip bu hususta Allah’a gereği gibi tevekkül edecek olursan, sapıtanların sapıklığının sana zararı olmaz. Onları hidâyete iletmek de senin görevin değildir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Öyleyse Allah’a tevekkül et ve bütün işlerinde O'na dayan. Muhakkak sen, apaçık hak üzerine bulunuyorsun.
Aynı kök: وكل (70 geçiş) · Ortak kavram: Tevekkül
Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü'minler, yalnız Allah'a tevekkül etsinler.
Aynı kök: وكل (70 geçiş) · Ortak kavram: Tevekkül
Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen…
Aynı kök: وكل (70 geçiş) · Ortak kavram: Tevekkül
Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Allah'a güven! Şüphesiz ki sen apaçık hakikat üzeresin.
Şu halde yalnızca Allah'a dayan! Çünkü senin dayanağın, doğruluğu açık ve kesin olan hakikattir.
Öyleyse, (yalnızca) Allah'a güven; çünkü inandığın şey, doğruluğu besbelli gerçeğin ta kendisidir.
O halde Allah'a tevekkül et! Muhakkak ki sen apaçık hakikat üzeresin.
Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.
O halde sen Allah'a güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin.
Artık, Allah'a güven. Aslında, sen, apaçık gerçek üzerindesin.
Rasulüm; işini sağlam tutarak Allah'a güven! Çünkü sen, apaçık hakikat üzeresin.
ALLAH'a güven. Sen apaçık gerçeği izlemektesin.
ALLAH'a güven. Sen apaçık gerçeği izlemektesin.
O halde Allah'a güven. Sen, şüphesiz açık bir gerçek üzerindesin.
O halde Allaha i'timad et sen şübhesiz açık bir hakk üzerindesin
Öyleyse Allah'a tevekkül dipnot 1 et. Kuşkusuz sen, apaçık gerçek üzerindesin.
Öyleyse Allah'a tevekkül dipnot 1 et. Kuşkusuz sen, apaçık gerçek üzerindesin.
Öyleyse Allah'a tevekkül dipnot 1 et. Kuşkusuz sen, apaçık gerçek üzerindesin.
Sen, artık Tanrı'ya tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.
O halde sen Allaha güvenib dayan. Çünkü sen apaçık bir hak üzerindesin.
Öyleyse sen; Allah'a tevekkül et. Şüphesiz ki sen; apaçık bir hak üzerindesin.
(76-82) İşte bu Kur'an, üzerinde çoğunun ihtilaf ettiği şeyleri İsrailoğulları'na kıssa ediyor / anlatıyor. O, müminler için rahmettir hidayettir / esirgeyendir, yola iletendir. Kesinlikle senin Rabbin, onların arasındaki hükmünü gerçekleştirecektir ve O saygıdeğerdir, bilendir. Vekaletini Allah'a ver, muhakkak ki sen apaçık bir hak / bir gerçek üzeresin. Muhakkak ki sen ölüleri işittiremezsin, çağrını, arkalarına dönüp kaçarken sağırlar duyamaz lar. Sen bir körü sapmışlı kta iken hidayete iletemezsin / yola iletemezsin. Sen sadece, ayetlerimize inananlara işittirebilirsin işte onlar teslim olanlardır.
Sen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz sen apaçık olan hak üzeresin.
Allah'a tevekkül et, çünkü sen apaçık gerçek üzerindesin.
Sen sadece Allah'a güvenip dayan, sen açık gerçekler üzerindesin dipnot 1 !
Sen Allah'a dayan. Çünkü o apaçık gerçekler dipnot 1 üzerindesin.
Öyleyse Allah’a tevekkül et! Sen, apaçık hak üzerindesin.
Öyleyse Allah'a dayan! Sen, apaçık hak üzerindesin.
Allah'a dayanıp güven, çünkü sen apaçık gerçeğin üzerindesin.
And so, put O Muhammad your trust in Allah. You are in the right and you act in accordance with what is just and good, equitable and morally fitting.
so [Prophet], put your trust in God, you are on the path of clear truth.
So put thy trust in Allah: for thou art on (the path of) manifest Truth.
So dipnot 1 put your trust in Allah for you are on the manifest truth.
So put your trust in Allah. You are clearly on a path of truth.
So put your trust in Allâh; surely, you (O Muhammad صلى الله عليه وسلم) are on manifest truth.
So put your trust in Allah, for you indeed stand on the manifest truth.
So put your trust in Allâh, for surely you stand on manifest truth.
So put thy trust in God; thou art upon the manifest truth.
Put your trust in God as you are following the most obvious truth.
Rely thou then upon God, verily, thou art standing on obvious truth.
So put your trust in God, for you are clearly on the truth.
Therefore put thy trust in God; for thou art in the manifest truth.
Verily, your Lord decides between them by His Wisdom (or Judgment), for He is the Mighty, the Wise.
So put your trust in Allah; surely you are upon the evident Truth.
Therefor (O Muhammad) put thy trust in Allah, for thou (standest) on the plain Truth.
So you place your trust in God. Certainly you stand on positive truth.
Hence, place thy trust in God [alone] - for, behold, that in which thou believest is truth self-evident.
So put your trust in Allah, for you are surely upon the ˹Path of˺ clear truth.
So put your trust in God, for you are clearly on the truth.
Therefore, put your trust in GOD; you are following the manifest truth.
So rely upon Allah ; indeed, you are upon the clear truth.
And place thou thy trust in God; thou art upon the manifest truth.
Hence, put your trust in Allah alone, for, behold, you are taking stand on Truth self-evident.
So, (believers!) put your trust in Allah: Surely, you (O Prophet!) are on (the Path of) clear (and open) Truth.
So trust in Allah. Surely you are on the clear truth.
So put your trust in God, for you are clearly on the truth.