Ahmed Hulusi
Elif, Laam, Ra. . . Bunlar O BİLGİnin (Hakikat ve Sünnetullah), Kuran'ın apaçık işaretleridir.
15. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Hicr suresi, 1. ayet. الٓر تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ
elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi veḳur'ânim mübîn.
Elif, Laam, Ra. . . Bunlar O BİLGİnin (Hakikat ve Sünnetullah), Kuran'ın apaçık işaretleridir.
Hicr suresi, 2. ayet. رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
rubemâ yeveddü-lleẕîne keferû lev kânû müslimîn.
(Öyle olur ki) hakikat bilgisini inkar edenler (hakikatlerinden perdeliler), keşke gerçekte teslim olmuşluğumuzun farkında olsaydık, diye şiddetli arzu duyarlar.
Hicr suresi, 3. ayet. ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
ẕerhüm ye'külû veyetemette`û veyülhihimü-l'emelü fesevfe ya`lemûn.
Bırak onları, yesinler, zevklensinler; sonu gelmez arzular onları oyalasın! Yakında bilecekler.
Hicr suresi, 4. ayet. وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ
vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ velehâ kitâbüm ma`lûm.
Biz hiçbir bölgeyi belli bir yazgısı olmaksızın helak etmedik.
Hicr suresi, 5. ayet. مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
mâ tesbiḳu min ümmetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn.
Hiçbir topluluk ecelini ne öne çekebilir, ne de erteleyebilir.
Hicr suresi, 6. ayet. وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ
veḳâlû yâ eyyühe-lleẕî nüzzile `aleyhi-ẕẕikru inneke lemecnûn.
Dediler ki: "Ey kendisine Zikir (uyaran - hatırlatıcı bilgi) inzal edilmiş kimse! Muhakkak ki sen mecnunsun (cinlenmişsin). "
Hicr suresi, 7. ayet. لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
lev mâ te'tînâ bilmelâiketi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
"Eğer doğru sözlü isen, bize meleklerle gelmeliydin?"
Hicr suresi, 8. ayet. مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ
mâ nünezzilü-lmelâikete illâ bilḥaḳḳi vemâ kânû iẕem münżarîn.
Biz melekleri bil-Hak (Hak olarak) inzal ederiz. . . O vakit de onlara zaten göz açtırılmaz!
Hicr suresi, 9. ayet. إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
innâ naḥnü nezzelne-ẕẕikra veinnâ lehû leḥâfiżûn.
Doğrusu biz indirdik O Zikri, Biz!. . Ve muhakkak O'nun koruyucuları biziz!
Hicr suresi, 10. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ
veleḳad erselnâ min ḳablike fî şiye`i-l'evvelîn.
Andolsun, senden önceki, aynı inancı paylaşan ilk toplumlar içinde de (Rasuller) irsal ettik.
Hicr suresi, 11. ayet. وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
vemâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.
Onlara bir Rasul gelir gelmez, mutlaka onunla alay ederlerdi.
Hicr suresi, 12. ayet. كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
keẕâlike neslükühû fî ḳulûbi-lmücrimîn.
İşte Onu suçluların kalplerinde böylece ilerletiriz.
Hicr suresi, 13. ayet. لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ
lâ yü'minûne bihî veḳad ḫalet sünnetü-l'evvelîn.
Ona (hatırlatıcı BİLGİye) iman etmezler. . . Evvelce iman etmeyenlerin yaşadıkları sonuçlardan da ders almazlar.
Hicr suresi, 14. ayet. وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ
velev fetaḥnâ `aleyhim bâbem mine-ssemâi feżallû fîhi ya`rucûn.
Üzerlerine semadan bir kapı açsak da, onun içinden yükselselerdi. . .
Hicr suresi, 15. ayet. لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ
leḳâlû innemâ sükkirat ebṣârunâ bel naḥnü ḳavmüm mesḥûrûn.
Elbette şöyle derlerdi: "Gözlerimiz bağlandı, hatta biz sihirlenmiş bir toplumuz!"
Hicr suresi, 16. ayet. وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ
veleḳad ce`alnâ fi-ssemâi bürûcev vezeyyennâhâ linnâżirîn.
Andolsun ki biz semada (beyinde) burçlar meydana getirdik (beyinde hakikat müşahedesini oluşturan özel alanlar {pineal gland} oluşturduk) ve ona ibretle bakanlar için (çeşitli özelliklerle) bezedik.
Hicr suresi, 17. ayet. وَحَفِظْنَٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ
veḥafiżnâhâ min külli şeyṭânir racîm.
Onu şeytan-ı racim'den (amigdalanın oluşturduğu birimsellik - kaybetme korkularından) biz koruduk.
Hicr suresi, 18. ayet. إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ
illâ meni-steraḳa-ssem`a feetbe`ahû şihâbüm mübîn.
İşitme (orada açığa çıkan hakikati bedenselliğe mal etme) hırsızlığı yapan müstesna! Onu da apaçık ışık saçan ateş topu (hakikat ilmi nuru) izler.
Hicr suresi, 19. ayet. وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ
vel'arḍa medednâhâ veelḳaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min külli şey'im mevzûn.
Arzı (bedeni Esma özelliklerini açığa çıkaracak organları alacak şekilde) genişlettik! Onda sabit dağlar (vücuttaki organlar) ilka ettik. . . Onda her şeyi ölçülü bitirdik.
Hicr suresi, 20. ayet. وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
vece`alnâ leküm fîhâ me`âyişe vemel lestüm lehû birâziḳîn.
Orada hem sizin için ve hem de yaşam gıdası size ait olmayanlar için geçim yolları oluşturduk.
Hicr suresi, 21. ayet. وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ
veim min şey'in illâ `indenâ ḫazâinüh. vemâ nünezzilühû illâ biḳaderim ma`lûm.
Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri (oluşturan kuvveleri) bizim indimizde olmasın! Biz onu (o kuvveleri - özellikleri) gereken ölçüsüyle inzal ederiz (açığa çıkartırız).
Hicr suresi, 22. ayet. وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ
veerselne-rriyâḥa levâḳiḥa feenzelnâ mine-ssemâi mâen feesḳaynâkümûh. vemâ entüm lehû biḫâzinîn.
Biz rüzgarları (fikirleri), aşılayıcılar (yeni düşünceler - buluşlar oluşturucu) olarak irsal ettik. . . Semadan bir su (bilgi) inzal ettik de sizi onunla suvardık. . . Onu saklayıcı siz değilsiniz.
Hicr suresi, 23. ayet. وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ
veinnâ lenaḥnü nuḥyî venümîtü venaḥnü-lvâriŝûn.
Muhakkak ki biz, evet biziz hayat veren de öldüren de! Biz varisleriz (siz Fanisiniz biz Bakıy'ız)!
Hicr suresi, 24. ayet. وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
veleḳad `alimne-lmüstaḳdimîne minküm veleḳad `alimne-lmüste'ḫirîn.
Andolsun ki, sizden ileri geçmek isteyenleri de biliriz; andolsun ki, geriye kalanları da biliriz!
Hicr suresi, 25. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
veinne rabbeke hüve yaḥşüruhüm. innehû ḥakîmün `alîm.
Muhakkak ki Rabbin, "HU"; onları haşreder! Muhakkak ki O, Hakiym'dir, Aliym'dir.
Hicr suresi, 26. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
veleḳad ḫalaḳne-l'insâne min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
Andolsun ki, biz insanı dönüşüp gelişen hücresel yapıdan (toprak + su + hava) halkettik.
Hicr suresi, 27. ayet. وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
velcânne ḫalaḳnâhü min ḳablü min nâri-ssemûm.
Cann'ı da daha önce semum ateşten (gözeneklerden geçen, zehirleyici ateşten; ışınsal bedenle, cehennemdeki ateş, semum kelimesiyle tanımlanmıştır. A. H. ) yarattık.
Hicr suresi, 28. ayet. وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
veiẕ ḳâle rabbüke lilmelâiketi innî ḫâliḳum beşeram min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
Hani Rabbin, melaikeye: "Muhakkak ki ben kuru balçıktan, değişip dönüşen balçıktan (hücre) bir beşer halkedeceğim" demişti.
Hicr suresi, 29. ayet. فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
feiẕâ sevveytühû venefaḫtü fîhi mir rûḥî feḳa`û lehû sâcidîn.
"Onu tesviye edip (beden ve beyini kemale erdirip), ona Ruhumdan (Esma manalarımın özelliklerinden) nefhettim (üfledim); (böylece buyurdum) Ona secdeye kapanın (Onun kuvveleri olarak hizmetine girin)!"
Hicr suresi, 30. ayet. فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
fesecede-lmelâiketü küllühüm ecme`ûn.
O meleklerin (kuvvelerin) hepsi, toptan secde ettiler (bir kısım Esma kuvveleri beyinle açığa çıkmaya başladı).
Hicr suresi, 31. ayet. إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
illâ iblîs. ebâ ey yekûne me`a-ssâcidîn.
İblis hariç! (O) secde eden (kuvveler) ile beraber olmadı.
Hicr suresi, 32. ayet. قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
ḳâle yâ iblîsü mâ leke ellâ tekûne me`a-ssâcidîn.
Dedi ki: "Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?"
Hicr suresi, 33. ayet. قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
ḳâle lem ekül liescüde libeşerin ḫalaḳtehû min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
(İblis) dedi ki: "Kuru balçıktan, değişip dönüşen hücresel yapıdan yarattığın bir beşere secde etmek için var olmadım. "
Hicr suresi, 34. ayet. قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
ḳâle faḫruc minhâ feinneke racîm.
Buyurdu: "O halde çık oradan! Muhakkak ki sen racimsin (tard edilmiş, taşlanmış). "
Hicr suresi, 35. ayet. وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
veinne `aleyke-lla`nete ilâ yevmi-ddîn.
"Muhakkak ki, Sünnetullah gerçeğinin açığa çıkma sürecine kadar lanet (hakikatini yaşamaktan uzak düşme) senin üzerinedir. "
Hicr suresi, 36. ayet. قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
ḳâle rabbi feenżirnî ilâ yevmi yüb`aŝûn.
(İblis) dedi ki: "Rabbim! (Vefat ederek ölümü tadacakları ve yeni bir bedenle) ba's olunacakları sürece kadar bana mühlet ver!"
Hicr suresi, 37. ayet. قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
ḳâle feinneke mine-lmünżarîn.
Buyurdu: "Muhakkak ki sen mühlet verilenlerdensin!"
Hicr suresi, 38. ayet. إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
ilâ yevmi-lvaḳti-lma`lûm.
"Bilinen süreç gelene kadar!"
Hicr suresi, 39. ayet. قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
ḳâle rabbi bimâ agveytenî leüzeyyinenne lehüm fi-l'arḍi veleugviyennehüm ecme`în.
(İblis) dedi ki: "Rabbim! Bende açığa çıkan Esma'n sonucu azdırman yüzünden, yemin ederim ki, arzda (bedenli yaşamlarında) onlara (suçları; Sünnetullah'a göre perdelilik oluşturan fiilleri) süsleyeceğim ve onları toptan azdıracağım. "
Hicr suresi, 40. ayet. إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâdeke minhümü-lmuḫleṣîn.
"Onlardan ihlaslandırılmış kulların müstesna!"
Hicr suresi, 41. ayet. قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ
ḳâle hâẕâ ṣirâṭun `aleyye müsteḳîm.
Buyurdu ki: "İşte benim üzerime aldığım müstakim yol budur!"
Hicr suresi, 42. ayet. إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
inne `ibâdî leyse leke `aleyhim sülṭânün illâ meni-ttebe`ake mine-lgâvîn.
"Muhakkak ki Benim kullarım üzerinde senin bir sultan (gücün, yaptırımın) yoktur. . . Azgınlardan sana tabi olanlar müstesna. "
Hicr suresi, 43. ayet. وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
veinne cehenneme lemev`idühüm ecme`în.
"Muhakkak ki onların hepsinin vadolunan yeri Cehennem'dir. "
Hicr suresi, 44. ayet. لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ
lehâ seb`atü ebvâb. likülli bâbim minhüm cüz'üm maḳsûm.
"Onun yedi kapısı vardır (Yaratılış amacını aşan şekilde kullanılan göz - kulak - dil - eller - ayaklar - mide - cinsel organ). . . Her kapı için onlardan taksim edilmiş bir bölüm vardır. "
Hicr suresi, 45. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.
Muttakiler ise cennetlerde ve ayn(kaynak)lardadırlar.
Hicr suresi, 46. ayet. ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ
üdḫulûhâ biselâmin âminîn.
"Oraya aminler olarak (Bi-)Selam ile girin. "
Hicr suresi, 47. ayet. وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ
veneza`nâ mâ fî ṣudûrihim min gillin iḫvânen `alâ sürurim müteḳâbilîn.
Biz onların, (ayrı görmekten kaynaklanan) kin - düşmanlık duygularını içlerinde söküp attık! Kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
Hicr suresi, 48. ayet. لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
lâ yemessühüm fîhâ neṣabüv vemâ hüm minhâ bimuḫracîn.
Onda onlara bir yorgunluk dokunmaz (enerjileri tükenmez). . . Onlar oradan hiçbir zaman çıkarılmazlar.
Hicr suresi, 49. ayet. نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
nebbi' `ibâdî ennî ene-lgafûru-rraḥîm.
Haber ver kullarıma ki, Ben, gerçekten Ben Ğafur'um, Rahıym'im.
Hicr suresi, 50. ayet. وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ
veenne `aẕâbî hüve-l`aẕâbü-l'elîm.
Muhakkak ki azabım (Ben'den ayrı düşmenin yaşatacağı azap), en acı azap odur!
Hicr suresi, 51. ayet. وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ
venebbi'hüm `an ḍayfi ibrâhîm.
Onlara İbrahim'in konuklarından haber ver.
Hicr suresi, 52. ayet. إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle innâ minküm vecilûn.
Hani Onun yanına gelmişlerdi de "Selam" demişlerdi. . . (İbrahim de): "Biz sizden endişe duyuyoruz" diye cevap verdi.
Hicr suresi, 53. ayet. قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍ
ḳâlû lâ tevcel innâ nübeşşiruke bigulâmin `alîm.
(Onlar da) dediler ki: "Endişelenme! Doğrusu biz sana Aliym bir erkek evlat müjdeliyoruz. "
Hicr suresi, 54. ayet. قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
ḳâle ebeşşertümûnî `alâ em messeniye-lkiberu febime tübeşşirûn.
(İbrahim) dedi ki: "İhtiyar olduktan sonra mı bana müjde veriyorsunuz? Ne ile müjdeliyorsunuz?"
Hicr suresi, 55. ayet. قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ
ḳâlû beşşernâke bilḥaḳḳi felâ teküm mine-lḳâniṭîn.
Dediler ki: "Seni Hak olarak müjdeliyoruz! Sakın ümitsizliğe düşme!"
Hicr suresi, 56. ayet. قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
ḳâle vemey yaḳneṭu mir raḥmeti rabbihî ille-ḍḍâllûn.
(İbrahim) dedi: "(Hakikatten) sapmışların dışında Rabbinin rahmetinden kim ümidini yitirir?"
Hicr suresi, 57. ayet. قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
(İbrahim): "Ey irsal olunanlar! (Başka) işleviniz nedir?" dedi.
Hicr suresi, 58. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
Dediler ki: "Gerçek şu ki, biz suçlular toplumu için irsal olunduk. "
Hicr suresi, 59. ayet. إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ
illâ âle lûṭ. innâ lemüneccûhüm ecme`în.
"Lut ailesi bundan istisna! Biz onların hepsini kurtaracağız. "
Hicr suresi, 60. ayet. إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
ille-mraetehû ḳaddernâ innehâ lemine-lgâbirîn.
"(Lut'un) karısı hariç. . . Onun, geride kalanlardan olmasını takdir ettik. "
Hicr suresi, 61. ayet. فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ
felemmâ câe âle lûṭini-lmürselûn.
Bundan sonra irsal olunan melaike Lut'a geldi.
Hicr suresi, 62. ayet. قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
ḳâle inneküm ḳavmüm münkerûn.
(Lut) dedi ki: "Muhakkak ki siz yadırganacak birilerisiniz!"
Hicr suresi, 63. ayet. قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ
ḳâlû bel ci'nâke bimâ kânû fîhi yemterûn.
Dediler ki: "Bilakis, biz sana onların şüpheli oldukları bir konuda (yaptıklarının sonucu azap) getirdik. "
Hicr suresi, 64. ayet. وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
veeteynâke bilḥaḳḳi veinnâ leṣâdiḳûn.
"Biz sana Hak olarak geldik ve biz sözümüze sadığız. "
Hicr suresi, 65. ayet. فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
feesri biehlike biḳiṭ`im mine-lleyli vettebi` edbârahüm velâ yeltefit minküm eḥadüv vemḍû ḥayŝü tü'merûn.
"O halde gecenin bir bölümünde aileni al, uzaklaştır. . . Sen de arkalarından takip et. . . Sizden hiçbir kimse geriye bakmasın. . . Emrolunduğunuz tarafa geçin - gidin!"
Hicr suresi, 66. ayet. وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ
veḳaḍaynâ ileyhi ẕâlike-l'emra enne dâbira hâülâi maḳṭû`um muṣbiḥîn.
Ona şu işi hükmettik: "Kesinlikle bunlar sabahlarken arkaları kesilmiş olacaktır. "
Hicr suresi, 67. ayet. وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
vecâe ehlü-lmedîneti yestebşirûn.
Şehir halkı sevinerek geldi.
Hicr suresi, 68. ayet. قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ
ḳâle inne hâülâi ḍayfî felâ tefḍaḥûn.
(Lut) dedi ki: "Bu kişiler benim misafirlerimdir. . . Beni utandırmayın. "
Hicr suresi, 69. ayet. وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
vetteḳu-llâhe velâ tuḫzûn.
"Allah'tan çekinin ve beni rezil etmeyin!"
Hicr suresi, 70. ayet. قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâlû evelem nenheke `ani-l`âlemîn.
Dediler ki: "Biz sana başkalarının işine karışma demedik mi?"
Hicr suresi, 71. ayet. قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ
ḳâle hâülâi benâtî in küntüm fâ`ilîn.
(Lut) dedi ki: "Eğer bu ise yapmak istediğiniz, işte kızlarım!"
Hicr suresi, 72. ayet. لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
le`amruke innehüm lefî sekratihim ya`mehûn.
Yaşamına yemin olsun ki, onlar (zevk) sarhoşlukları içinde, kör ve şaşkın bocalıyorlar!
Hicr suresi, 73. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü müşriḳîn.
Güneş doğarken, o korkunç titreşimli ses onları yakaladı.
Hicr suresi, 74. ayet. فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ
fece`alnâ `âliyehâ sâfilehâ veemṭarnâ `aleyhim ḥicâratem min siccîl.
Oranın üstünü altına çevirdik ve üzerlerine siccilden taşlar (pişirilmiş taşlaşmış çamur - volkanik lav) yağdırdık.
Hicr suresi, 75. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
inne fî ẕâlike leâyâtil lilmütevessimîn.
Gerçek ki, bu olayda feraset sahipleri (görünüşten, içyüzünü farkedenler) için işaretler vardır. Not: Bir hadis-i şerif'te şöyle buyurulur: Rasulullah: "İtteku firasetelMu'mini, fe innehu yenzuru BiNurillahi teala. . . Sümme karae; inne fiy zalike leayatin lilMütevessimiyn: Mu'minin ferasetinden sakının (dikkate alın), çünkü o, B sırrınca Allahu Teala'nın Nur'u ile bakar. . . " Sonra bu 75. ayeti okudu.
Hicr suresi, 76. ayet. وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ
veinnehâ lebisebîlim müḳîm.
Muhakkak ki o şehir, insanların yolları üzerindedir.
Hicr suresi, 77. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyetel lilmü'minîn.
Elbette ki bunda iman edenlerce alınası dersler vardır.
Hicr suresi, 78. ayet. وَإِن كَانَ أَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَٰلِمِينَ
vein kâne aṣḥâbü-l'eyketi leżâlimîn.
Ashab-ı Eyke (orman halkı; Şuayb a. s. ın kavmi) de gerçekten zalimler idi.
Hicr suresi, 79. ayet. فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ
fenteḳamnâ minhüm. veinnehümâ lebiimâmim mübîn.
Bu sebeple onlara yaptıklarının acı sonuçlarını yaşattık! Her ikisi de açık seçik görülebilen bir bölgededir.
Hicr suresi, 80. ayet. وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ
veleḳad keẕẕebe aṣḥâbü-lḥicri-lmürselîn.
Gerçek ki, Ashab-ı Hicr (Semud halkı) da Rasulleri yalanladı.
Hicr suresi, 81. ayet. وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
veâteynâhüm âyâtinâ fekânû `anhâ mü`riḍîn.
Onlara işaretlerimizi verdik; ama onlardan yüz çevirdiler.
Hicr suresi, 82. ayet. وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
vekânû yenḥitûne mine-lcibâli büyûten âminîn.
Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
Hicr suresi, 83. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü muṣbiḥîn.
O korkunç titreşimli ses (volkanik patlama) onları da sabah vaktine girerlerken yakaladı.
Hicr suresi, 84. ayet. فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
femâ agnâ `anhüm mâ kânû yeksibûn.
Kazandıkları, onları kurtaramadı.
Hicr suresi, 85. ayet. وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ
vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ illâ bilḥaḳḳi. veinne-ssâ`ate leâtiyetün faṣfeḥi-ṣṣafḥa-lcemîl.
Biz, semaları ve arzı ve ikisi arasındakileri Hak olarak yarattık! Kesinlikle o Saat (ölüm) gelecektir. . . O halde, hoşgörü ve Hakkani görüş ile davran.
Hicr suresi, 86. ayet. إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ
inne rabbeke hüve-lḫallâḳu-l`alîm.
Kesinlikle Rabbin "HU"; Hallak'tır, Aliym'dir.
Hicr suresi, 87. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ
veleḳad âteynâke seb`am mine-lmeŝânî velḳur'âne-l`ażîm.
Gerçek ki, biz sana, Seb-ü Mesani'yi (yedi zati sıfatınla hakikati değerlendirme kuvvesini) ve Kur'an-ı Aziym'i (hakikat ve Sünnetullah BİLGİsini) verdik.
Hicr suresi, 88. ayet. لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
lâ temüddenne `ayneyke ilâ mâ metta`nâ bihî ezvâcem minhüm velâ taḥzen `aleyhim vaḫfiḍ cenâḥake lilmü'minîn.
Hakikati inkar edenlerden bir kısmına verdiğimiz geçici dünya nimet ve zevklerine sakın gözünü takma! Sana gereken değeri vermiyorlar diye üzülme. . . İman edenlere kol kanat ger!
Hicr suresi, 89. ayet. وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ
veḳul innî ene-nneẕîru-lmübîn.
De ki: "Kesinlikle ben, evet ben apaçık bir uyarıcıyım. "
Hicr suresi, 90. ayet. كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ
kemâ enzelnâ `ale-lmuḳtesimîn.
İnzal ettiğimizi bölüp ayrıştıranlara (Tevrat ve İncil'i işlerine gelenler ve gelmeyenler olarak) olduğu gibi; sana da inzal ettik (hakikat BİLGİsini)!
Hicr suresi, 91. ayet. ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ
elleẕîne ce`alü-lḳur'âne `iḍîn.
Kuran'ı, işlerine geldiği gibi böldüler (çıkarları yönünden Kuran'ı değerlendirdiler)!
Hicr suresi, 92. ayet. فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
feverabbike lenes'elennehüm ecme`în.
Rabbine yemin olsun ki, onların hepsi sorgulanacak. . .
Hicr suresi, 93. ayet. عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
`ammâ kânû ya`melûn.
Yapmakta olduklarından!
Hicr suresi, 94. ayet. فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ
faṣda` bimâ tü'meru vea`riḍ `ani-lmüşrikîn.
Emrolunduğunu (hakikat ve Sünnetullah bilgisini) açıkla ve müşriklerden yüz çevir!
Hicr suresi, 95. ayet. إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
innâ kefeynâke-lmüstehziîn.
O alay edenlere karşı, kesinlikle biz sana yeterliyiz!
Hicr suresi, 96. ayet. ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
elleẕîne yec`alûne me`a-llâhi ilâhen âḫar. fesevfe ya`lemûn.
Onlar ki, Allah (alemleri ve hakikatlerini Esma'sıyla yaratan) yanı sıra bir tanrı edinirler. . . Yakında bilecekler!
Hicr suresi, 97. ayet. وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
veleḳad na`lemü enneke yeḍîḳu ṣadruke bimâ yeḳûlûn.
Yemin olsun ki, onların söyledikleri yüzünden içinin daraldığını elbette biliyoruz.
Hicr suresi, 98. ayet. فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ
fesebbiḥ biḥamdi rabbike veküm mine-ssâcidîn.
(O halde) Rabbinin Hamdi olarak tespih et ve secde (benliğini yok) edenlerden ol!
Hicr suresi, 99. ayet. وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ
va`büd rabbeke ḥattâ ye'tiyeke-lyeḳîn.
Sana yakin gelene (benliğinin yokluğunu fark edene kadar -ölüm hakikatin fark edilmesi halidir- Vahid-ül Kahhar'ın yaşanmasına) kadar, Rabbine ibadet et (yakin sonrasında ise bunun doğal sonucu Rabbinin kulluğu devam eder zaten)!