Diyanet İşleri
(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
53. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Necm suresi, 1. ayet. وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ
vennecmi iẕâ hevâ.
(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
Necm suresi, 2. ayet. مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ
mâ ḍalle ṣâḥibüküm vemâ gavâ.
(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
Necm suresi, 3. ayet. وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ
vemâ yenṭiḳu `ani-lhevâ.
O, nefis arzusu ile konuşmaz.
Necm suresi, 4. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ
in hüve illâ vaḥyüy yûḥâ.
(Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.
Necm suresi, 5. ayet. عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ
`allemehû şedîdü-lḳuvâ.
(5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.
Necm suresi, 6. ayet. ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ
ẕû mirrah. festevâ.
(5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.
Necm suresi, 7. ayet. وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ
vehüve bil'üfüḳi-l'a`lâ.
(5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.
Necm suresi, 8. ayet. ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
ŝümme denâ fetedellâ.
Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu.
Necm suresi, 9. ayet. فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ
fekâne ḳâbe ḳavseyni ev ednâ.
(Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu.
Necm suresi, 10. ayet. فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ
feevḥâ ilâ `abdihî mâ evḥâ.
Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.
Necm suresi, 11. ayet. مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ
mâ keẕebe-lfüâdü mâ raâ.
Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı.
Necm suresi, 12. ayet. أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
efetümârûnehû `alâ mâ yerâ.
(Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?
Necm suresi, 13. ayet. وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ
veleḳad raâhü nezleten uḫrâ.
Andolsun ki, o, Cebrail'i bir başka inişte daha (asli suretiyle) görmüştü.
Necm suresi, 14. ayet. عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ
`inde sidrati-lmüntehâ.
Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
Necm suresi, 15. ayet. عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ
`indehâ cennetü-lme'vâ.
Me'va cenneti onun (Sidre'nin) yanındadır.
Necm suresi, 16. ayet. إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
iẕ yagşe-ssidrate mâ yagşâ.
O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
Necm suresi, 17. ayet. مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
mâ zâga-lbeṣaru vemâ ṭagâ.
Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.
Necm suresi, 18. ayet. لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ
leḳad raâ min âyâti rabbihi-lkübrâ.
Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.
Necm suresi, 19. ayet. أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ
eferaeytümü-llâte vel`uzzâ.
(19-20) Lat ve Uzza'ya ve diğer üçüncüsü Menat'a ne dersiniz?
Necm suresi, 20. ayet. وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ
vemenâte-ŝŝâliŝete-l'uḫrâ.
(19-20) Lat ve Uzza'ya ve diğer üçüncüsü Menat'a ne dersiniz?
Necm suresi, 21. ayet. أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ
elekümü-ẕẕekeru velehü-l'ünŝâ.
Erkek size de, dişi O'na mı?
Necm suresi, 22. ayet. تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰٓ
tilke iẕen ḳismetün ḍîzâ.
Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır.
Necm suresi, 23. ayet. إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ
in hiye illâ esmâün semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ enzele-llâhü bihâ min sülṭân. iy yettebi`ûne ille-żżanne vemâ tehve-l'enfüs. veleḳad câehüm mir rabbihimü-lhüdâ.
Onlar ancak sizin ve atalarınızın (ilah edindiğiniz şeylere) taktığınız isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar (putperestler) yalnız zanna ve nefislerin arzusuna tabi oluyorlar. Andolsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.
Necm suresi, 24. ayet. أَمْ لِلْإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ
em lil'insâni mâ temennâ.
Yoksa insan (kayıtsız şartsız), her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır?
Necm suresi, 25. ayet. فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ
felillâhi-l'âḫiratü vel'ûlâ.
Oysa, Ahiret de dünya da Allah'ındır.
Necm suresi, 26. ayet. وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ
vekem mim melekin fi-ssemâvâti lâ tugnî şefâ`atühüm şey'en illâ mim ba`di ey ye'ẕene-llâhü limey yeşâü veyerḍâ.
Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah'ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.
Necm suresi, 27. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ
inne-lleẕîne lâ yü'minûne bil'âḫirati leyüsemmûne-lmelâikete tesmiyete-l'ünŝâ.
Şüphesiz ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimleri veriyorlar.
Necm suresi, 28. ayet. وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًٔا
vemâ lehüm bihî min `ilm. iy yettebi`ûne ille-żżanne. veinne-żżanne lâ yugnî mine-lḥaḳḳi şey'â.
Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.
Necm suresi, 29. ayet. فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
fea`riḍ `am men tevellâ `an ẕikrinâ velem yürid ille-lḥayâte-ddünyâ.
Öyle ise bizim zikrimizden (Kur'an'dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.
Necm suresi, 30. ayet. ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ
ẕâlike mebleguhüm mine-l`ilm. inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlihî vehüve a`lemü bimeni-htedâ.
İşte onların ilimden ulaşabildikleri nokta! Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir.
Necm suresi, 31. ayet. وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى
velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi liyecziye-lleẕîne esâü bimâ `amilû veyecziye-lleẕîne aḥsenû bilḥusnâ.
Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. (Bu) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükafatlandırması için (böyle)dir.
Necm suresi, 32. ayet. ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِى بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ
elleẕîne yectenibûne kebâira-l'iŝmi velfevâḥişe ille-llemem. inne rabbeke vâsi`u-lmagfirah. hüve a`lemü biküm iẕ enşeeküm mine-l'arḍi veiẕ entüm ecinnetün fî büṭûni ümmehâtiküm. felâ tüzekkû enfüseküm. hüve a`lemü bimeni-tteḳâ.
Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah'a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir.
Necm suresi, 33. ayet. أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ
eferaeyte-lleẕî tevellâ.
(33-34) Şimdi yüz çevireni; pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü?
Necm suresi, 34. ayet. وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰٓ
vea`ṭâ ḳalîlev veekdâ.
(33-34) Şimdi yüz çevireni; pek az verip de kaskatı cimrileşeni gördün mü?
Necm suresi, 35. ayet. أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ
e`indehû `ilmü-lgaybi fehüve yerâ.
Gayb'ın ilmi kendi yanında da o gerçeği mi görüyor?
Necm suresi, 36. ayet. أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ
em lem yünebbe' bimâ fî ṣuḥufi mûsâ.
(36-37) Yoksa, Musa'nın ve Allah'ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim'in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi?
Necm suresi, 37. ayet. وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ
veibrâhime-lleẕî veffâ.
(36-37) Yoksa, Musa'nın ve Allah'ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim'in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi?
Necm suresi, 38. ayet. أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ
ellâ teziru vâziratüv vizra uḫrâ.
Hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez.
Necm suresi, 39. ayet. وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
veel leyse lil'insâni illâ mâ se`â.
İnsan için ancak çalıştığı vardır.
Necm suresi, 40. ayet. وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ
veenne sa`yehû sevfe yürâ.
Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.
Necm suresi, 41. ayet. ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ
ŝümme yüczâhü-lcezâe-l'evfâ.
Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.
Necm suresi, 42. ayet. وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ
veenne ilâ rabbike-lmüntehâ.
Şüphesiz en son varış Rabbinedir.
Necm suresi, 43. ayet. وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ
veennehû hüve aḍḥake veebkâ.
Şüphesiz O, güldürür ve ağlatır.
Necm suresi, 44. ayet. وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
veennehû hüve emâte veaḥyâ.
Şüphesiz O, öldürür ve diriltir.
Necm suresi, 45. ayet. وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ
veennehû ḫaleḳa-zzevceyni-ẕẕekera vel'ünŝâ.
(45-46) Şüphesiz O, iki eşi, erkeği ve dişiyi, (rahme) atıldığında az bir sudan (meniden) yaratmıştır.
Necm suresi, 46. ayet. مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ
min nuṭfetin iẕâ tümnâ.
(45-46) Şüphesiz O, iki eşi, erkeği ve dişiyi, (rahme) atıldığında az bir sudan (meniden) yaratmıştır.
Necm suresi, 47. ayet. وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ
veenne `aleyhi-nneş'ete-l'uḫrâ.
Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.
Necm suresi, 48. ayet. وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ
veennehû hüve agnâ veaḳnâ.
Şüphesiz O, başkalarına muhtaç olmaktan kurtardı ve varlık sahibi kıldı.
Necm suresi, 49. ayet. وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ
veennehû hüve rabbü-şşi`râ.
Şüphesiz O, Şi'ra'nın Rabbidir.
Necm suresi, 50. ayet. وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ
veennehû ehleke `âden-l'ûlâ.
(50-51) Şüphesiz O, önce gelen Ad kavmini ve Semud kavmini helak etti ve hiç kimseyi bırakmadı.
Necm suresi, 51. ayet. وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ
veŝemûde femâ ebḳâ.
(50-51) Şüphesiz O, önce gelen Ad kavmini ve Semud kavmini helak etti ve hiç kimseyi bırakmadı.
Necm suresi, 52. ayet. وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ
veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû hüm ażleme veaṭgâ.
Daha önce de Nuh'un kavmini helak etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.
Necm suresi, 53. ayet. وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ
velmü'tefikete ehvâ.
(53-54) O, "Mu'tefike"yi de kaldırıp yere çarpmış ve onlara örttüğü azap örtüsünü örtmüştür.
Necm suresi, 54. ayet. فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ
fegaşşâhâ mâ gaşşâ.
(53-54) O, "Mu'tefike"yi de kaldırıp yere çarpmış ve onlara örttüğü azap örtüsünü örtmüştür.
Necm suresi, 55. ayet. فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ
febieyyi âlâi rabbike tetemârâ.
O halde Rabbi'nin nimetlerinin hangisinden şüphe ediyorsun (ey insan!).
Necm suresi, 56. ayet. هَٰذَا نَذِيرٌ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ
hâẕâ neẕîrum mine-nnüẕüri-l'ûlâ.
Bu da önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
Necm suresi, 57. ayet. أَزِفَتِ ٱلْـَٔازِفَةُ
ezifeti-l'âzifeh.
Yaklaşmakta olan (Kıyamet iyice) yaklaştı.
Necm suresi, 58. ayet. لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ
leyse lehâ min dûni-llâhi kâşifeh.
Onu Allah'tan başka açacak kimse yoktur.
Necm suresi, 59. ayet. أَفَمِنْ هَٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
efemin hâẕe-lḥadîŝi ta`cebûn.
(59-61) Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur'an'a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?
Necm suresi, 60. ayet. وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
vetaḍḥakûne velâ tebkûn.
(59-61) Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur'an'a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?
Necm suresi, 61. ayet. وَأَنتُمْ سَٰمِدُونَ
veentüm sâmidûn.
(59-61) Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur'an'a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?
Necm suresi, 62. ayet. فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ secde ayeti
fescüdû lillâhi va`büdû.
Haydi Allah'a secde edin ve O'na kulluk edin.