Diyanet İşleri
Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı.
Necm suresi
Necm suresi, 11. ayet. مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ
mâ keẕebe-lfüâdü mâ raâ.
Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Vahyin geliş biçimi ve Sidretü'l-Müntehâ Necm 1–18 3
Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu.
(Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu.
Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.
Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı.
(Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?
Andolsun ki, o, Cebrail'i bir başka inişte daha (asli suretiyle) görmüştü.
Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 11–12. ayetler için yazılmıştır.
11. “Gözü ile gördüğünü kalbi yalanlamadı.” Yani Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kalbi ile gözü Allah’ın kendisine vahyettileri noktasında ittifak etmiş; gözü, kulağı ve kalbi bu konuda birbirini desteklemiştir.
Bu da Yüce Allah’ın ona bildirdiği vahyin kemâlini ve onun, bu vahyi en ufak bir şüphe ve tereddüt taşımayacak şekilde aldığını göstermektedir. Onun kalbi, gözünün gördüğünü yalanlamadığı gibi, kendisine vahyedilen hakkında hiçbir şüphesi de olmamıştır.
Bu buyrukla Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in İsrâ gecesinde gördüğü, Allah’ın pek büyük âyetlerinin/mucizelerinin kastedilmiş olması ihtimal dahilindedir. Buna göre o, hem kalbi hem gözü ile görmek suretiyle buna kesin bir gerçek olarak inanmıştır. Âyet-i kerimenin tevilinde doğru olan görüş budur. Bununla Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in İsrâ gecesinde Rabbini görmesinin ve O’nunla konuşmasının kastedildiği de söylenmiştir. Birçok ilim adamının -Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- tercih ettiği görüş de budur. Onlar, buna dayanarak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in dünyada Rabbini gördüğünü kabul ederler. Ancak doğru olan, birinci görüştür. Zira ifadelerin akışının da delil olduğu üzere kasıt, Cibrîl aleyhisselam’dır.
[12. Yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlıyor ve kendi gözleriyle gördüğü Rabbinin ayetleri/mucizeleri hususunda onunla tartışıyor musunuz?!]
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kalbi gözleri ile gördüğünü yalanlamadı.
Aynı olay: İsrâ ve Mi'rac
Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya…
Aynı olay: İsrâ ve Mi'rac
(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
Aynı olay: İsrâ ve Mi'rac
(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
Aynı kök: فاد (16 geçiş)
Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları…
Aynı kök: فاد (16 geçiş)
Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye…
Aynı kök: فاد (16 geçiş)
(Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak,…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Gözünün) gördüğünü kalbi yalanlamamıştı.
Gördüğünü gönül yalanlamadı:
(Kulunun) kalbi gördüğünü yalanlamadı.
FUAD (Kalbindeki nöronların beyinde açtığı gerçeklikle bütünleşti dıştan gelen bilgi) yalanlamadı (inkar etmedi) gördüğünü!
Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
(Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
Yüreği, gördüğünü yalanlamadı.
- Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Gördüğünü gönlü yalanlamadı.
Gördüğünü gönlü yalanlamadı.
Gözün gördüğüne kalp yalan demedi.
Gözün gördüğünü kalb tekzib etmedi
Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.
Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.
Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.
Onun gördüğünü yürek (fuadü) yalanlamadı.
Onun gördüğünü kalb (i) yalana çıkarmadı.
Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
(Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
Gönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü).
Gördüğü şeyi gönlü yalanlamadı.
(Muhammed'in) Gördüğünü gönlü yalanlamadı.
(Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
Gördüğünü gönül yalanlamadı.
Kalp yalanlamadı gördüğünü.
He -Muhammad- never devised a falsity nor could he change what his heart's ears have heard nor what his mind's eyes have seen.
[The Prophet’s] own heart did not distort what he saw.
The (Prophet's) (mind and) heart in no way falsified that which he saw.
His heart added no untruth to what he saw. dipnot 1
His heart did not lie about what he saw.
The (Prophet’s) heart lied not in what he (Muhammad صلى الله عليه وسلم) saw.
The heart did not deny what it saw.
Whose mind made no mistake in (the interpretation of) that which he saw (during the ascansion).
His heart lies not of what he saw;
The Mohammad’s mind did not make what he saw up.
the heart belies not what he saw!
The heart did not invent what it saw.
The heart of Mohammed did not falsely represent that which he saw.
The heart (of the Prophet) lied not in (making him see) what he saw.
In no way did the heart-sight lie (about) what it saw.
The heart lied not (in seeing) what it saw.
His heart did not falsify what he perceived.
The [servant’s] heart did not give the lie to what he saw:
The ˹Prophet’s˺ heart did not doubt what he saw.
The heart did not invent what it saw.
The mind never made up what it saw.
The heart did not lie [about] what it saw.
The heart lied not about what it saw.
And never did he find contrary to reason what he learned. ((2:285), (6:164). 'Raa' = Saw, learned, observed, took to heart).
The (mind and) heart (of the Prophet) in no way lied about what he saw.
The heart did not err in what he saw.
The heart did not invent what it saw.