Diyanet İşleri
(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
Necm suresi · 1–18. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Necm suresi, 1. ayet. وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ
(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
(Parça parça) indiğinde necm'e (Kur'an'a) yemin olsun.
Vahyin aşama aşama inişi şahit olsun!
Düşün yücelerden inen (Allah'ın mesajının) gözler önüne serdiğini!
Necm'e (bölüm bölüm açığa çıkararak tüm hakikati anlatana) yemin olsun ki,
Battığı zaman yıldıza andolsun;
Battığı zaman yıldıza andolsun ki,
Yemin olsun; battığı zaman Yıldıza!
- Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.
Düşerken yıldızlara ant olsun.
Düşerken yıldızlara andolsun.
İnmekte olan necme (yıldıza, Kur'an'ın inen miktarına) yemin ederim ki,
O necme kasem ederim indiği dem ki
Batan yıldıza ant olsun ki,
Batan yıldıza ant olsun ki,
Batan yıldıza ant olsun ki,
Battığı zaman yıldıza andolsun;
Batdığı dem yıldıza and olsun ki,
Andolsun yıldıza, battığı demde.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Battığı zaman yıldıza andolsun.
Aşağı kayan yıldıza andolsun ki:
Ortaya çıktığında o yıldıza dipnot 1 (kutup yıldızına) yemin olsun ki dipnot 2
Alçalıp yükseldiğinde o yıldız (çoban yıldızı) önemlidir dipnot 1 .
Yıldıza andolsun batarken.
Yıldıza andolsun batarken.
Yemin olsun inip çıktığı zaman yıldıza/fışkırıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker Yıldızı'na/aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene,
Necm suresi, 2. ayet. مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ
(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
Arkadaşınız (Muhammed), sapmamış ve azgınlaşmamıştır.
Arkadaşınız ne sapmıştır, ne kanmıştır;
Sizin bu arkadaşınız ne sapmış, ne de aldatılmıştır,
Arkadaşınız ne saptı ne de azdı!
Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.
arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı;
Arkadaşınız, ne sapmış ne de azmıştır.
- Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.
Arkadaşınız (Muhammed) ne sapmıştır, ne de azmıştır.
Arkadaşınız (Muhammed) ne sapmıştır, ne de azmıştır.
arkadaşınız şaşırmadı, azıtmadı da!
Şaşırmadı sahibiniz azıtmadı da
Arkadaşınız sapkın ve azgın değil.
Arkadaşınız sapkın ve azgın değil.
Arkadaşınız sapkın ve azgın değil.
Arkadaşınız (olan peygamber) sapmadı ve azmadı.
saahibiniz (doğru yoldan) sapmadı. Baatıla da inanmadı.
Arkadaşınız sapmamış ve azmamıştır.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Arkadaşınız (doğru yoldan) çıkmadı, sapıtmadı.
Arkadaşınız sapmadı, azmadı.
Arkadaşınız doğru yoldan sapmadı dipnot 1 , yanlış kurgulara da kapılmadı dipnot 2 .
Arkadaşınızın yoldan çıkmadığı ve boş hayallere kapılmadığı da önemlidir.
Arkadaşınız (doğru yoldan) çıkmadı, sapıtmadı.
Arkadaşınız sapıtmadı, azdırılmadı.
Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.
Necm suresi, 3. ayet. وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ
O, nefis arzusu ile konuşmaz.
Arzusundan konuşmuyor.
ne de kendi keyfinden konuşmaktadır.
ve ne de kendi arzu ve heveslerine göre konuşmaktadır:
(O), hevasından (hayali şeyleri) konuşmaz!
O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
o, arzusuna göre de konuşmaz.
Ne de kendi isteklerine göre konuşuyor.
- Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.
Ne de fanteziden konuşmaktadır.
Ne de kendi kişisel arzusundan konuşmaktadır.
Hevadan (arzusuna göre) söylemiyor.
Ve hevadan söylemiyor
Ve o, hevasından dipnot 1 konuşmaz.
Ve o, hevasından dipnot 1 konuşmaz.
Ve o, hevasından dipnot 1 konuşmaz.
O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
Kendi (re'y-ü) hevasından söylemez o.
Kendiliğinden konuşmaz o.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Kendi hevasından konuşmaz.
O heva'dan konuşmaz.
O, kendi arzusuna göre konuşmuyor dipnot 1 .
O sözleri kendi arzusuna göre söylemiyor.
Kendi hevasından konuşmuyor.
Kendi hevasından konuşmuyor.
O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.
Necm suresi, 4. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ
(Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.
O (Kur'an) kendisine vahyedilmekte olan vahiyden başka bir şey değildir.
bu (Kur'an), kendisine indirilen bir vahiyden ibarettir.
bu (size ilettiği), kendisine indirilen (ilahi) vahiyden başka bir şey değildir;
O yalnızca vahyolunan bir vahiydir!
O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
O, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.
Ancak, Ona bildirilen, Tanrısal bildirimdir.
- Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.
O (Kuran) ancak ve ancak bildirilen bir vahiydir.
O (Kuran) ancak ve ancak bildilen bir vahiydir.
O (Kur'an) sadece vahyolunan bir vahiydir.
O sade bir vahiydir ancak vahyolunur
Onun size söyledikleri, kendisine vahyedilen vahiyden başkası değildir. dipnot 1
Onun size söyledikleri, kendisine vahyedilen vahiyden başkası değildir. dipnot 1
Onun size söyledikleri, kendisine vahyedilen vahiyden başkası değildir. dipnot 1
O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
O, kendisine (Allahdan) ilkaa edilegelen bir vahyden başkası değildir.
Bu; sadece vahy edilen bir vahiydir.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
(Size okuduğu) Kur'an, ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.
O(nun okuduğu Kur'an) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.
Konuştuğu o şey, kendisine yapılan vahiyden /Kur'an'dan ibarettir dipnot 1 .
Onlar, ona gelen vahiyden başkası değildir.
O ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir.
O ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir.
İndirilmiş bir vahiyden başkası değildir o.
Necm suresi, 5. ayet. عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ
(5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.
(5, 6, 7) Çünkü o (Kur'an'ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
Onu, melekeleri son derece güçlü bir (melek) öğretti;
son derece kudretli birinin ona öğrettiği (bir vahiy):
O'na kuvveleri şiddetli olan talim etti!
Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti.
Büyük Gücü Olan, Ona öğretmiştir.
- Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.
Onu, büyük güce sahip olan öğretmiştir.
Onu, büyük güce sahip olan öğretmiştir.
Ona, kuvvetleri çok güçlü olan öğretti.
Ta'lim etti ona kuvveleri şiddetli
Ona Üstün Güç Sahibi ve Kudretli Olan öğretti. dipnot 1
Ona Üstün Güç Sahibi ve Kudretli Olan öğretti. dipnot 1
Ona üstün güç sahibi ve kudretli olan öğretti. dipnot 1
Ona (bu Kuran'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
Onu müdhiş kuvvetlere malik olan öğretdi.
Onu müthiş kuvvetli olan öğretti.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Bunu, ona çok güçlü biri öğretti.
Onu, mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti;
Onu ona, pek güçlü olan (Cebrail) öğretti dipnot 1 .
Onları ona, çok güçlü olan (Cebrail) öğretti.
Bunu ona çok güçlü biri öğretti.
Bunu ona çok güçlü biri öğretti.
Kuvvetleri çok müthiş olan belletip öğretti onu ona.
Necm suresi, 6. ayet. ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ
(5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.
(5, 6, 7) Çünkü o (Kur'an'ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
etkileyici ve tam donanımlı: Derken o kendini olanca haşmetiyle gösterdi;
(o,) fevkalade bir güçle donatılmış (bir melektir) ki o an geldiğinde kendini gerçek şekli ve hüviyeti ile gösterdi,
O (kuvve) kendini fark ettirdi, böylece de istiva etti (böylece de vahye açık hale geldi)!
(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.
Asıl şekliyle doğruldu.
Üstün Akıl Yetisi Olan; ardından doğruldu. dipnot 459
- Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.
Üstün otoritenin sahibi göründü,
Üstün otoritenin sahibi göründü,
Bir kuvvet sahibi; hemen duruklandı (doğruldu).
Bir kuvvet sahibi, hemen duruklandı
Üstün Akla dipnot 1 Sahip, Egemenlik Kurmuş Olan.
Üstün Akla dipnot 1 Sahip, Egemenlik Kurmuş Olan.
Üstün akla dipnot 1 sahip, egemenlik kurmuş olan.
(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.
(Ki o) akıl ve re'yinde kamil (bir melek) dir. Hemen (kendi suretine girib) doğruldu.
O; akıl ve görüşünde kamildir. Hemen doğruluverdi.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Güç sahibi ve güzel görünüşlüdür. (Derken en yüksek ufukta) yükseliverdi.
Üstün akıl sahibi (melek). Doğruldu;
Heybetli olan dipnot 1 (Cebrail)... Gerçek görüntüsü ile doğruldu.
Sağlam yapılı olan (Cebrail) doğruldu.
Güç ve güzel görünüşlü. (En yüksek ufukta) yükseliverdi.
Üstün akıl sahibidir. Hemen doğruluverdi.
Akıl, güzellik ve güç sahibidir. Doğrulup dikildi.
Necm suresi, 7. ayet. وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ
(5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.
(5, 6, 7) Çünkü o (Kur'an'ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
(önce) en uzak ufukta belirmişti;
ufkun en uç noktasında görünerek,
O, Ufuk-u Ala (tüm dışsallığı kaplamış - afakta) olduğu halde!
O, en yüksek bir ufuktaydı.
Sonra en yüksek ufukta iken.
Ve O, en yüksek ufuktaydı.
- Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.
En yüksek ufukta.
En yüksek ufukta.
O en yüksek ufukta idi.
Ve o en yüksek ufukta idi
O, yüksek bir ufuktaydı.
O, yüksek bir ufuktaydı.
O, en yüksek ufuktaydı.
O, en yüksek bir ufuktaydı.
O, en yüksek ufukda idi.
Ve o; en yüce ufukta idi.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
O, en yüksek ufukta idi.
Kendisi yüksek ufukta iken.
O sırada o, en yüksek ufukta dipnot 1 (Nur Dağı'nda) dipnot 2 idi.
(O zaman) Muhammed, (Mekke'ye göre) en yüksek ufukta (Hira Dağında) dipnot 1 idi.
O, en yüksek ufukta idi.
O, en yüksek ufukta idi.
En yüksek ufuktadır o.
Necm suresi, 8. ayet. ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu.
Sonra yaklaşmış, (ona doğru) sarkmıştı.
daha sonra yaklaştı, derken iyice sokuldu;
ve sonra yaklaşarak yanına geldi,
Sonra yaklaştı, tedelli etti (afaktan enfüse dönüştü müşahedesi).
Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı.
Sonra yaklaştı; artık, daha da yakınlaştı.
- Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.
Sonra inip yaklaştı.
Sonra inip yaklaştı.
Sonra yaklaştı ve sarktı.
Sonra yaklaştı da tedelli etti
Sonra yaklaştı ve sarktı.
Sonra yaklaştı ve sarktı.
Sonra yaklaştı ve ardından sarktı.
Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
Sonra (Cebrail, ona) yaklaşdı. Derken sarkdı.
Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Sonra (Muhammed’e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı.
Sonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı.
Sonra yaklaştı ve aşağıya süzüldü.
Sonra (Cebrail) yaklaştı ve aşağıya süzüldü.
Sonra yaklaşıp indi.
Sonra yaklaşıp indi
Sonra iyice yaklaştı ve sarktı,
Necm suresi, 9. ayet. فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ
(Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu.
İki yay arası kadar, hatta dipnot 1 daha da yakın olmuştu.
öyle ki, iki yay aralığı, hatta daha az bir mesafe kaldı:
aralarında iki yay mesafesi kalıncaya kadar, hatta daha da yakınına.
İki yayın birleşimi (kab-ı kavseyn) veya Edna (daha da yakın) oldu!
Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.
O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
İki yay uzaklığı ölçüsünde veya daha yakın.
- Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.
Mesafe iki yay kadar veya daha yakın oldu.
Mesafe iki yay kadar veya daha yakın oldu.
Aradaki mesafe iki yay boyu oldu, hatta daha yakın;
"kabe kavseyni ev edna" oldu da
Böylece iki yay aralığı kadar, hatta daha yakın oldu.
Böylece iki yay aralığı kadar, hatta daha yakın oldu.
Böylece yayın iki ucu kadar, hatta daha yakın oldu.
Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.
(Bu suretle o, peygamberlere) iki yay kadar, yahud daha yakın oldu da,
İki yay kadar yahut daha da yakın oldu.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Böylece iki yay (boyu) kadar hatta daha da yaklaştı.
(Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı.
(Muhammed'e) İki zira (yaklaşık bir kol mesafesi) kadar dipnot 1 hatta daha da yaklaştı.
(Muhammed ile) İki yayın tek kirişi gibi oldular; hatta daha da yakınlaştılar.
Araları iki yay kadar veya daha yakın idi.
Araları iki yay kadar veya daha yakın idi.
İki yayın beraberliği gibi, belki ondan da yakındı.
Necm suresi, 10. ayet. فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ
Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.
(Böylece Cebrail, Allah'ın) kendisine vahyettiğini kuluna (Peygamber'e) vahyetmişti.
İşte (Allah)'ın kuluna vahyettiğini böylece iletmiş oldu.
Böylece (Allah), vahyedilmesini uygun gördüğü her şeyi kuluna vahyetmiş oldu.
Böylece kuluna vahyettiğini vahyetti.
Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.
Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
Sonunda, O'nun, kuluna bildirdiğini bildirdi.
- Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.
Ve sonra kuluna ne bildirilecekse onu vahiy etti.
Ve sonra kuluna ne bildirilecekse onu vahyetti.
kuluna verdiği vahyi verdi.
Verdi kuluna verdiği vahyi
Kuluna dipnot 1 vahyedeceği şeyi vahyetti. dipnot 2
Kuluna dipnot 1 vahyedeceği şeyi vahyetti. dipnot 2
Kuluna vahyedeceği şeyi vahyetti.
Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.
(Allahın) kuluna vahy etdiği neyse onu vahyetdi.
O vakit kuluna vahyedeceğini etti.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Cebrail, Allah'ın kuluna vahyettiğini vahyetti.
Kuluna, vahyettiğini vahyetti.
Sonra o, vahyedeceği şeyi, Allah'ın kuluna (Muhammed'e) vahyetti dipnot 1 .
Allah'ın kendine vahyettiğini, Allah'ın kuluna (Muhammed'e) vahyetti.
İşte (Allah) kuluna vahyettiğini vahyetti.
O anda (Allah'ın) kuluna vahyettiğini iletti.
Böylece vahyetti kuluna vahyettiğini.
Necm suresi, 11. ayet. مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ
Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı.
(Gözünün) gördüğünü kalbi yalanlamamıştı.
Gördüğünü gönül yalanlamadı:
(Kulunun) kalbi gördüğünü yalanlamadı.
FUAD (Kalbindeki nöronların beyinde açtığı gerçeklikle bütünleşti dıştan gelen bilgi) yalanlamadı (inkar etmedi) gördüğünü!
Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
(Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
Yüreği, gördüğünü yalanlamadı.
- Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Gördüğünü gönlü yalanlamadı.
Gördüğünü gönlü yalanlamadı.
Gözün gördüğüne kalp yalan demedi.
Gözün gördüğünü kalb tekzib etmedi
Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.
Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.
Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.
Onun gördüğünü yürek (fuadü) yalanlamadı.
Onun gördüğünü kalb (i) yalana çıkarmadı.
Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
(Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
Gönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü).
Gördüğü şeyi gönlü yalanlamadı.
(Muhammed'in) Gördüğünü gönlü yalanlamadı.
(Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
Gördüğünü gönül yalanlamadı.
Kalp yalanlamadı gördüğünü.
Necm suresi, 12. ayet. أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
(Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?
Gördüğü (melek) konusunda şimdi kendisi ile tartışıyor musunuz?
ne yani, şimdi siz ne gördüğü hususunda onunla tartışacak mısınız?
Peki siz, ne gördüğü konusunda o'nunla tartışmaya mı giriyorsunuz?
Gördüğü hakkında O'nunla tartışıyor musunuz?
Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?
Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
Gördüğü şey hakkında, Onunla tartışıyor musunuz?
- Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Onun gördüğü hakkında kendisiyle tartışıyor musunuz?
Onun gördüğü hakkında kendisiyle tartışıyor musunuz?
Gördüğü hakkında şimdi siz, onunla tartışıyor musunuz?
Şimdi siz ona o görüşüne karşı mücadele mi ediyorsunuz?
Onun gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz?
Onun gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz?
Onunla, gördüğü şey hakkında tartışıyor musunuz?
Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?
Şimdi siz onun bu görüşüne karşı da kendisiyle mücadele mi edeceksiniz?
Onun gördüğü şey üzerinde de kendisiyle tartışacak mısınız?
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
(Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?
Onun gördüğünden kuşku mu duyuyorsunuz?
Şimdi siz, (Muhammed'in) gözüyle gördüğü şey üzerinde onunla tartışıyor musunuz?
Onun gördüklerine yine de kuşkuyla mı bakacaksınız?
Onunla gördüğü şey hususunda tartışıyor musunuz?
-Onunla gördüğü şey hususunda tartışıyor musunuz?
Onun gördüğü şey hakkında kuşkuya düşüp onunla çekişiyor musunuz?
Necm suresi, 13. ayet. وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ
Andolsun ki, o, Cebrail'i bir başka inişte daha (asli suretiyle) görmüştü.
(13, 14, 15) Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü'l-me'vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü'l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)'nın yanında bir kez daha görmüştü.
Doğrusu onu bir başka iniş sırasında yine görmüştü;
Ve onu bir kez daha gördü,
Andolsun ki Onu bir daha gördü (hakikatin bilincine inişiyle fark edilmesinde).
Andolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü.
Önceden bir defa daha görmüştü.
Zaten gerçek şu ki, diğer inişinde de Onu görmüştü.
- Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Onu bir kez daha görmüştü.
Onu bir kez daha görmüştü.
Andolsun ki, o onu bir kez daha inişinde gördü;
Kasem olsun ki o onu bir daha da inişinde gördü
Ant olsun ki, onu başka bir inişinde de gördü.
Ant olsun ki, onu başka bir inişinde de gördü.
Ant olsun ki, onu başka bir inişte daha gördü.
Andolsun onu bir de diğer inişte görmüştü.
(13-14) Andolsun ki onu diğer bir defa da Sidre-tül müntehanın yanında gördü o,
Andolsun ki; onu, bir de diğer inişte görmüştü.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Andolsun ki o, Cebrâîl’i bir başka inişte daha görmüştü.
Andolsun, onu bir inişinde daha görmüştü;
(Muhammed) Cebrail'i (gerçek görüntüsüyle dipnot 1 ) bir defa daha gördü.
Muhammed Cebrail'i bir kez daha böyle gördü.
Hakikaten onu (Cebrail'i) diğer bir inişte de gördü.
Hakikaten onu diğer bir inişte de gördü.
Yemin olsun ki onu bir başka inişte de görmüştü.
Necm suresi, 14. ayet. عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ
Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
(13, 14, 15) Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü'l-me'vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü'l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)'nın yanında bir kez daha görmüştü.
en sonuncu sidra ağacının yanında,
en uzak noktadaki sidre ağacının yanında,
Sidret-ül Münteha (şuur olarak sonsuz yaşam hissedişi) indinde.
Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
Andolsun onu, Sidretü’l Müntehâ'nın yanında
Sınırın en sonundaki sedir ağacının yanında. dipnot 460
- Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
En son noktada.
En son noktada.
Sidretu'l-Munteha'nın yanında.
Sidre-i münteha'nın yanında
Sidretu'l Münteha'nın dipnot 1 yanında.
Sidretu'l Münteha'nın dipnot 1 yanında.
Sidre-i münteha'nın dipnot 1 yanında.
Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
(13-14) Andolsun ki onu diğer bir defa da Sidre-tül müntehanın yanında gördü o,
Sidret'ül-Münteha'nın yanında.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Sidre-i Müntehâ’nın yanında.
Sidretü'l-Münteha (uzak ağaç)ın yanında,
Sidret'ül-münteha'nın dipnot 1 yakınında.
(Bu defa) Sidret'ül-münteha'nın dipnot 1 yanındaydı.
Sidre-i Münteha’nın yanında.
Sidre-i Münteha'nın yanında
Son sınır ağacı, Sidretül Münteha yanında.
Necm suresi, 15. ayet. عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ
Me'va cenneti onun (Sidre'nin) yanındadır.
(13, 14, 15) Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü'l-me'vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü'l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)'nın yanında bir kez daha görmüştü.
vaad edilen cennetin (görüntüsü) eşliğinde,
vaad edilen bahçenin yakınında,
Cennet-ül Me'va da Onun (Sidret-ül Münteha'nın) indinde yaşanır!
Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.
cennetü’l-me’vâ da onun yanındadır.
Sığınılacak cennetin yakınında. dipnot 461
- Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Ki yanında barınılacak bahçe vardır.
Ki yanında barınılacak cennet vardır.
ki, Cennetu'l-Me'va onun yanındadır.
Ki Cennetü'l-me'va onun yanında
Onun yanında me'va dipnot 1 cenneti dipnot 2 vardır.
Onun yanında me'va dipnot 1 cenneti dipnot 2 vardır.
Onun yanında me'va cenneti dipnot 1 vardır.
Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.
ki Cennet-ül me'va onun yanındadır.
Ki Cennet'ül-Me'va da onun yanındadır.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.
Ki onun yanında oturulacak bahçe vardır.
Onun yakınında Cennet'ül-me'va /yerleşip kalınacak Cennet vardır dipnot 1 .
Ahirette kalınacak Cennet de oranın yanı başındadır.
Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.
Onun yanında da Me'va bahçesi vardır.
O ağacın yanındadır sığınılacak bahçe.
Necm suresi, 16. ayet. إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
Hani o sidre'yi (sedir ağacını) neler kaplıyordu neler! dipnot 1
kaplayan o şey sidreyi çepeçevre kuşattığında...
meçhul bir parlaklığın çevresini sarıp kuşattığı sidre ağacının başında.
O an ki, Sidre'yi (varlığını) bürüyen (hakikat nuru) bürüyordu (beden hissi kaybolmuş bir halde)!
Sidreyi örten örtmekte iken,
Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
Sedir ağacı, kaplayan bir şeyle kaplandığında. dipnot 462
- Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Tüm bölge olağanüstü biçimde kuşatılmıştı.
Tüm bölge olağanüstü biçimde kuşatılmıştı.
O zaman ki, o Sidre'yi bürüyen bürüyordu.
O dem ki o Sidreyi bürüyen bürüyordu
O zaman kaplayan şey, Sidre'yi dipnot 1 kaplıyordu.
O zaman kaplayan şey, Sidre'yi dipnot 1 kaplıyordu.
O zaman kaplayan şey, sidreyi dipnot 1 kaplıyordu.
Sidreyi örten örtmekte iken,
O (gördüğü) zaman Sidreyi bürüyordu onu bürümekde olan.
O zaman Sidre'yi bürümekte olan bürüyordu.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.
Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.
O sırada Sidre'yi (Sidret'ül-müntehayı) kaplayan şey kaplıyordu dipnot 1 .
O gün o Sidre'yi neler kaplamıştı, neler!
Sidre’yi bürüyen (büyük bir şey) bürüyordu.
Sidre'yi bürüyen bürüyordu.
O vakit kuşatıp sarıyordu Sidre'yi kuşatıp saran,
Necm suresi, 17. ayet. مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.
(Peygamber'in) gözü ne (sağa sola) kaymış ne de sınırı aşmıştı.
Gönül gözü ne şaştı ve kamaştı, ne de haddi aştı:
(Dikkat edin,) göz ne kaydı, ne de (başka yöne) çevrildi:
Görüşü ne kaydı (gayrı kavramına); ne de haddi aştı (hakikati müşahededen dolayı tanrılık davasına düşüp, Firavunlaştı)!
Göz kayıp şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.
Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
Göz, ne şaştı ne de sınırı aştı.
- Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Göz şaşmadı, sınırı da aşmadı.
Göz şaşmadı, sınırı da aşmadı.
Göz ne şaştı, ne (de sınırı) aştı.
Göz, ne şaştı ne aştı
Bakış şaşmadı ve haddi aşmadı.
Bakış şaşmadı ve haddi aşmadı.
Göz şaşmadı ve haddi aşmadı.
Göz kayıp şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.
(Peygamberin) göz (ü, gördüğünden) ağmadı, (onu) aşmadı da.
Göz, ne şaştı ne aştı.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.
(Muhammed'in) Göz(ü) şaşmadı ve azmadı.
(Muhammed'in) Gözü başka tarafa kaymadı, haddini de aşmadı.
Gözü bir yere kaymadı, söylenenin dışına da çıkmadı.
Göz, ne şaştı, ne aştı.
Göz, ne şaştı; ne aştı.
Göz ne kayıp şaştı ne azıp haddi aştı.
Necm suresi, 18. ayet. لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ
Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.
Şüphesiz ki (orada) Rabbinin en büyük delillerinden (birini, Cebrail'i) görmüştü.
hakikaten de o, Rabbinin en büyük ayetlerinden birini görmüştü.
ve o, gerçekten de Rabbinin en muhteşem sembollerinden bir kısmını gördü.
Andolsun ki, Rabbinin (Hakikatini var kılan Esma özelliklerinin) işaretlerinden en büyüğünü gördü!
Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü.
Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
Gerçek şu ki, Efendisinin en büyük kanıtlarından gördü.
- Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Efendisinin büyük ayetlerini gördü.
Rabbinin büyük ayetlerini gördü.
Andolsun ki, Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü.
Vallahi gördü rabbının ayatından en büyüğünü gördü
Ant olsun, Rabb'inin ayetlerinin dipnot 1 en büyüğünü gördü.
Ant olsun, Rabb'inin ayetlerinin dipnot 1 en büyüğünü gördü.
Ant olsun, Rabb'inin ayetlerinin dipnot 1 en büyüğünü gördü.
Andolsun, o, rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü.
Andolsun ki o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını görmüşdür.
Andolsun ki; Rabbının, ayetlerinden en büyüğünü gördü.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Andolsun ki o Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
Andolsun, Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü.
O, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gerçekten gördü dipnot 1 .
(Miraç yolculuğunda) gerçekten Sahibinin en büyük ayetlerini gördü dipnot 1 .
Rabbinin ayetlerinden en büyüklerini gördü.
Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü.
Yemin olsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.