Diyanet İşleri
Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.
Necm suresi
Necm suresi, 17. ayet. مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
mâ zâga-lbeṣaru vemâ ṭagâ.
Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Vahyin geliş biçimi ve Sidretü'l-Müntehâ Necm 1–18 3
Sidretü'l-Münteha'nın yanında.
Me'va cenneti onun (Sidre'nin) yanındadır.
O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.
Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.
(19-20) Lat ve Uzza'ya ve diğer üçüncüsü Menat'a ne dersiniz?
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
17. “(Muhammed’in) gözü başka yöne” ne sağa, ne sola, asıl maksadından başka bir yere “kaymadı ve” yine gözü “sınırı da aşmadı.”
Bu, o yüce peygamberin edebinin kemâlini göstermektedir. -Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun.- Allah’ın kendisini ulaştırdığı konumda durdu. Ondan geri kalmadığı gibi ileri de gitmedi, başka bir yere de sapmadı. Bu, öncekileri de sonrakileri de geride bıraktığı pek büyük edebin en mükemmel derecesidir. Çünkü verilen emri ihlal etmek, şu hususlardan birisi ile olur: Ya kul, emrolunduğunun gereğini yerine getirmez veya kusurlu olarak yerine getirir yahut aşırıya kaçarak yerine getirir ya da sağa ve sola kayarak yerine getirir. Bütün bu hususlar ise Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hakkında söz konusu değildir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gözü sağa sola kaymadı. Kendisine belirlenen sınırı aşmadı.
Aynı olay: İsrâ ve Mi'rac
Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya…
Aynı olay: İsrâ ve Mi'rac
(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
Aynı olay: İsrâ ve Mi'rac
(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
Aynı kök: زيغ (9 geçiş)
O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik…
Aynı kök: زيغ (9 geçiş)
(Onlar şöyle yakarırlar): "Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok…
Aynı kök: زيغ (9 geçiş)
Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın…
Aynı kök: طغي (39 geçiş)
Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.
Aynı kök: طغي (39 geçiş)
Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde, kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Peygamber'in) gözü ne (sağa sola) kaymış ne de sınırı aşmıştı.
Gönül gözü ne şaştı ve kamaştı, ne de haddi aştı:
(Dikkat edin,) göz ne kaydı, ne de (başka yöne) çevrildi:
Görüşü ne kaydı (gayrı kavramına); ne de haddi aştı (hakikati müşahededen dolayı tanrılık davasına düşüp, Firavunlaştı)!
Göz kayıp şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.
Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
Göz, ne şaştı ne de sınırı aştı.
- Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
Göz şaşmadı, sınırı da aşmadı.
Göz şaşmadı, sınırı da aşmadı.
Göz ne şaştı, ne (de sınırı) aştı.
Göz, ne şaştı ne aştı
Bakış şaşmadı ve haddi aşmadı.
Bakış şaşmadı ve haddi aşmadı.
Göz şaşmadı ve haddi aşmadı.
Göz kayıp şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.
(Peygamberin) göz (ü, gördüğünden) ağmadı, (onu) aşmadı da.
Göz, ne şaştı ne aştı.
(1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.
Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.
(Muhammed'in) Göz(ü) şaşmadı ve azmadı.
(Muhammed'in) Gözü başka tarafa kaymadı, haddini de aşmadı.
Gözü bir yere kaymadı, söylenenin dışına da çıkmadı.
Göz, ne şaştı, ne aştı.
Göz, ne şaştı; ne aştı.
Göz ne kayıp şaştı ne azıp haddi aştı.
He -Muhammad- never turned aside, nor did he lose sight of anything he was meant to see at that site, nor did his mind's eyes wander here or there.
His sight never wavered, nor was it too bold,
(His) sight never swerved, nor did it go wrong!
His eye did not waver, nor did it stray, dipnot 1
His eye did not waver nor did he look away.
The sight (of Prophet Muhammad صلى الله عليه وسلم) turned not aside (right or left), nor it transgressed beyond the limit (ordained for it).
The gaze did not swerve, nor did it overstep the bounds.
(When he saw the Divine Manifestation) his eye deviated not (from the certainty of the Truth) nor did it wander away (from the invincible faith on which he stood).
his eye swerved not; nor swept astray.
His eyes did not blink while looking straight.
The sight swerved not nor wandered.
The eyes did not waver, nor go blind.
his eye-sight turned not aside, neither did it wander:
The eye did not swerve, nor did it exceed the limit (or was over bold or went wrong).
In no way did (his) beholding (i. e., the eyesight) swerve, and in no way was it inordinate.
The eye turned not aside nor yet was overbold.
Neither did sight falter nor exceed the bounds.
[And withal, ] the eye did not waver, nor yet did it stray:
The ˹Prophet’s˺ sight never wandered, nor did it overreach.
The eyes did not waver, nor go blind.
The eyes did not waver, nor go blind.
The sight [of the Prophet] did not swerve, nor did it transgress [its limit].
The vision did not deviate, nor did it transgress.
Yet, his sight wavered not and wandered not.
The (Prophet’s) vision (of Angel Gabriel) was never broken and it did not go wrong!
The eye neither went wrong, nor did exceed the limit.
The eyes did not waver, nor go blind.