Süleyman Ateş
Ha mim.
44. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Duhân suresi, 2. ayet. وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
velkitâbi-lmübîn.
Apaçık Kitaba andolsun ki,
Duhân suresi, 3. ayet. إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍ مُّبَٰرَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
innâ enzelnâhü fî leyletim mübâraketin innâ künnâ münẕirîn.
Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız.
Duhân suresi, 4. ayet. فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
fîhâ yüfraḳu küllü emrin ḥakîm.
Her hikmetli emir, o gecede ayırdedilir;
Duhân suresi, 5. ayet. أَمْرًا مِّنْ عِندِنَآ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
emram min `indinâ. innâ künnâ mürsilîn.
Katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz elçi göndericiyiz.
Duhân suresi, 6. ayet. رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
raḥmetem mir rabbik. innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.
Senin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir.
Duhân suresi, 7. ayet. رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
rabbi-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Duhân suresi, 8. ayet. لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.
O'ndan başka tanrı yoktur, yaşatır, öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Duhân suresi, 9. ayet. بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ يَلْعَبُونَ
bel hüm fî şekkiy yel`abûn.
Ama onlar, şüphe içinde oynuyorlar.
Duhân suresi, 10. ayet. فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍ مُّبِينٍ
ferteḳib yevme te'ti-ssemâü bidüḫânim mübîn.
Göğün, açık bir duman getireceği günü gözetle.
Duhân suresi, 11. ayet. يَغْشَى ٱلنَّاسَ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
yagşe-nnâs. hâẕâ `aẕâbün elîm.
(Duman) İnsanları sarar. Bu, acı bir azabdır.
Duhân suresi, 12. ayet. رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
rabbene-kşif `anne-l`aẕâbe innâ mü'minûn.
"Rabbimiz, bizden azabı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.
Duhân suresi, 13. ayet. أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ
ennâ lehümü-ẕẕikrâ veḳad câehüm rasûlüm mübîn.
Artık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar (öğüt alma zamanı geçti)? Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.
Duhân suresi, 14. ayet. ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ
ŝümme tevellev `anhü veḳâlû mü`allemüm mecnûn.
Ondan yüz çevirdiler: "Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir" dediler.
Duhân suresi, 15. ayet. إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ
innâ kâşifü-l`aẕâbi ḳalîlen inneküm `âidûn.
Biz sizden azabı birazcık kaldırırız ama siz yine (inkarınıza) dönersiniz.
Duhân suresi, 16. ayet. يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
yevme nebṭişü-lbaṭşete-lkübrâ. innâ münteḳimûn.
O gün büyük vuruşla vururuz; zira biz öç alıcıyız!
Duhân suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ
veleḳad fetennâ ḳablehüm ḳavme fir`avne vecâehüm rasûlün kerîm.
Andolsun, onlardan önce Fir'avn toplumunu da (imkanlar vererek) sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi, (şöyle diyerek):
Duhân suresi, 18. ayet. أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
en eddû ileyye `ibâde-llâh. innî leküm rasûlün emîn.
"Allah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
Duhân suresi, 19. ayet. وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
veel lâ ta`lû `ale-llâh. innî âtîküm bisülṭânim mübîn.
"Allah'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum."
Duhân suresi, 20. ayet. وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ
veinnî `uẕtü birabbî verabbiküm en tercümûn.
"Ben, beni taşla(yıp öldür)menizden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)'a sığındım."
Duhân suresi, 21. ayet. وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ
veil lem tü'minû lî fa`tezilûn.
"Eğer bana inanmadınızsa bari ben(im yolum)dan çekilin."
Duhân suresi, 22. ayet. فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ
fede`â rabbehû enne hâülâi ḳavmüm mücrimûn.
Sonra (Musa): "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur!" diye Rabbine du'a etti.
Duhân suresi, 23. ayet. فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
feesri bi`ibâdî leylen inneküm müttebe`ûn.
(Allah): "O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü takibedileceksiniz" (dedi).
Duhân suresi, 24. ayet. وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ
vetruki-lbaḥra rahvâ. innehüm cündüm mugraḳûn.
"Denizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur."
Duhân suresi, 25. ayet. كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
kem terakû min cennâtiv ve`uyûn.
Onlar geride nice şeyler bıraktılar: Bahçeler, çeşmeler.
Duhân suresi, 26. ayet. وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
vezürû`iv vemeḳâmin kerîm.
Ekinler, güzel makamlar!
Duhân suresi, 27. ayet. وَنَعْمَةٍ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ
vena`metin kânû fîhâ fâkihîn.
Ve zevkü sefa sürdükleri nice ni'metler!
Duhân suresi, 28. ayet. كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ
keẕâlik. veevraŝnâhâ ḳavmen âḫarîn.
İşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma miras verdik.
Duhân suresi, 29. ayet. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ
femâ beket `aleyhimü-ssemâü vel'arḍu vemâ kânû münżarîn.
Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.
Duhân suresi, 30. ayet. وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ
veleḳad necceynâ benî isrâîle mine-l`aẕâbi-lmühîn.
Andolsun biz, İsrail oğullarını o küçültücü azabdan kurtardık:
Duhân suresi, 31. ayet. مِن فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ
min fir`avn. innehû kâne `âliyem mine-lmüsrifîn.
Fir'avn'dan. Çünkü o, (insanları ezip) ululanan, sınırı aşanlardan biri idi.
Duhân suresi, 32. ayet. وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
veleḳadi-ḫternâhüm `alâ `ilmin `ale-l`âlemîn.
Andolsun biz, onları bir bilgiye göre alemlere üstün kıldık.
Duhân suresi, 33. ayet. وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْـَٔايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌا۟ مُّبِينٌ
veâteynâhüm mine-l'âyâti mâ fîhi belâüm mübîn.
Onlara, içinde açık bir sınav bulunan ayetler verdik.
Duhân suresi, 34. ayet. إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ
inne hâülâi leyeḳûlûn.
Şunlar (Kureyş kafirleri) de diyorlar ki:
Duhân suresi, 35. ayet. إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ
in hiye illâ mevtetüne-l'ûlâ vemâ naḥnü bimünşerîn.
"İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
Duhân suresi, 36. ayet. فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
fe'tû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.
"Doğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin."
Duhân suresi, 37. ayet. أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ أَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
ehüm ḫayrun em ḳavmü tübbe`iv velleẕîne min ḳablihim. ehleknâhüm. innehüm kânû mücrimîn.
Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan önce gelen (kavim)ler mi? Suç işledikleri için biz onların hepsini helak ettik.
Duhân suresi, 38. ayet. وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ
vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ lâ`ibîn.
Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık!
Duhân suresi, 39. ayet. مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
mâ ḫalaḳnâhümâ illâ bilḥaḳḳi velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.
Onları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gaye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Duhân suresi, 40. ayet. إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ
inne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecme`în.
(Hakkın batıldan ayrılacağı) Hüküm günü, hepsinin varacağı gündür.
Duhân suresi, 41. ayet. يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
yevme lâ yugnî mevlen `am mevlen şey'ev velâ hüm yünṣarûn.
O gün dost, dostundan bir şey savamaz. Ve onlara yardım da edilmez.
Duhân suresi, 42. ayet. إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
illâ mer raḥime-llâh. innehû hüve-l`azîzü-rraḥîm.
Ancak Allah'ın acıdığı kimseler (kurtulur). Şüphesiz O, üstündür esirgeyendir.
Duhân suresi, 43. ayet. إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ
inne şecerate-zzeḳḳûm.
Zakkum ağacı,
Duhân suresi, 44. ayet. طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ
ṭa`âmü-l'eŝîm.
Günahkarların yemeğidir.
Duhân suresi, 45. ayet. كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ
kelmühl. yaglî fi-lbüṭûn.
Pota gibi karınlarda kaynar.
Duhân suresi, 46. ayet. كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ
kegalyi-lḥamîm.
Sıcak suyun kaynaması gibi.
Duhân suresi, 47. ayet. خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
ḫuẕûhü fa`tilûhü ilâ sevâi-lceḥîm.
(Allah, zebanilere emreder): "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin."
Duhân suresi, 48. ayet. ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ
ŝümme ṣubbû fevḳa ra'sihî min `aẕâbi-lḥamîm.
"Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün!"
Duhân suresi, 49. ayet. ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ
ẕuḳ. inneke ente-l`azîzü-lkerîm.
"Tad, zira sen kendince üstündün, şerefliydin."
Duhân suresi, 50. ayet. إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ
inne hâẕâ mâ küntüm bihî temterûn.
İşte o kuşkulanıp durduğunuz şey budur!"
Duhân suresi, 51. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍ
inne-lmütteḳîne fî meḳâmin emîn.
Korunanlar ise güvenli bir makamdadır.
Duhân suresi, 52. ayet. فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
fî cennâtiv ve`uyûn.
Bahçelerde ve çeşme başlarında.
Duhân suresi, 53. ayet. يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَٰبِلِينَ
yelbesûne min sündüsiv veistebraḳim müteḳâbilîn.
İnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar.
Duhân suresi, 54. ayet. كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍ
keẕâlik. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.
Ayrıca onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir.
Duhân suresi, 55. ayet. يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ
yed`ûne fîhâ bikülli fâkihetin âminîn.
Orada, güven içinde, her meyveyi isterler.
Duhân suresi, 56. ayet. لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
lâ yeẕûḳûne fîhe-lmevte ille-lmevtete-l'ûlâ. veveḳâhüm `aẕâbe-lceḥîm.
Orada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar (sürekli yaşarlar). Ve (Allah) onları cehennem azabından korumuştur.
Duhân suresi, 57. ayet. فَضْلًا مِّن رَّبِّكَ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
faḍlem mir rabbik. ẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.
Rabbinden bir lutuf olarak (bu ni'metler kendilerine verilmiştir). İşte, o büyük başarı budur.
Duhân suresi, 58. ayet. فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
feinnemâ yessernâhü bilisânike le`allehüm yeteẕekkerûn.
Biz o (Kur'a)n'ı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
Duhân suresi, 59. ayet. فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ
ferteḳib innehüm mürteḳibûn.
Biraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir).