Duhân suresi

Duhân suresi, 29. ayet

Duhân suresi, 29. ayet. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ

femâ beket `aleyhimü-ssemâü vel'arḍu vemâ kânû münżarîn.

Diyanet İşleri

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Duhân 26–32 · surenin 29. ayeti / 59

Konu Firavun kavmi ve İsrâiloğullarının kurtuluşu Duhân 17–33 3

  1. Duhân 26

    Nice ekinler, nice güzel konaklar!

  2. Duhân 27

    Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!

  3. Duhân 28

    İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.

  4. 29

    Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

  5. Duhân 30–31

    (30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

  6. Duhân 32

    Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) alemlere üstün kıldık.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

29. “Gök de yer de onlar için ağlamadı.” Yüce Allah, onları helak ettiğinde gök ve yer onlar için ağlamadı. Yani onlar adına üzülmedi. Onlardan ayrıldığı için kederlenmedi. Aksine gökler ve yer de dahil herkes, onların helâk edilmelerine sevindi. Çünkü onlar, geride yüzlerini karartacak ve bütün âlemler tarafından kendilerine lanet okunup öfke duyulmasını gerektirecek şeylerden başka bir şey bırakmadılar.

“ve onlara mühlet de verilmedi.” Cezalandırılmaları ertelenmedi, onlara süre tanınmadı. Aksine onlar derhal helâk edildiler.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Firavun ve kavminin suda boğulup helak olmaları ile gök de yer de ağlamadı. tövbe edinceye kadar kendilerine mühlet de verilmedi.

Kelimeler

8 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. فَمَا fe ma
  2. بَكَتْ beket ağlamadı kök: بكي
  3. عَلَيْهِمُ aleyhimu onlara
  4. ٱلسَّمَآءُ s-semau gök kök: سمو
  5. وَٱلْأَرْضُ vel'erdu ve yer kök: ارض
  6. وَمَا ve ma ve
  7. كَانُوا۟ kanu olmadılar kök: كون
  8. مُنظَرِينَ munzerine fırsat verilenlerden kök: نظر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 6 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: بكي (7 geçiş)

    Artık kazandıklarının karşılığı olarak, az gülsünler, çok ağlasınlar.

  • Aynı kök: بكي (7 geçiş)

    (Yusuf'u kuyuya bırakıp) akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.

  • Aynı kök: بكي (7 geçiş)

    Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derin saygısını artırır.

  • Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.

  • Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    Hani siz, "Ey Musa! Biz Allah'ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız" demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.

  • Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    Onlar, "Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın" dediler. Musa şöyle dedi: "Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

73 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Gök ve yer onların ardından ağlamamıştı; dipnot 1 kendilerine zaman da tanınmamıştı.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Burada sözü edilen mesaj bir mecazdır ve kastedilen Firavun'un tarafını tercih edenlerin aslında herhangi bir değer ifade etmediğini açıklamaktır.

Mustafa İslamoğlu

Ne gök ağladı onlara, ne de yer; ve ne de cezaları ertelendi.

Muhammed Esed

onlara ne gök ne de yer ağladı ve ne de bir mühlet verildi.

Ahmed Hulusi

Onlara (bedensellikte boğulanlara) sema ve arz ağlamadı ve onlar nazar edilenlerden olmadılar.

Ali Bulaç

Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.

Ali Özek ve heyeti

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

Ali Rıza Safa

Onlar için, gök ve yeryüzü ağlamadı; süre de verilmedi.

Bayraktar Bayraklı

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

Edip Yüksel

Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Sonuçta ne gök ağladı üzerlerine, ne yer; ne de kendilerine bir mühlet verildi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular

Erhan Aktaş

Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.

Gültekin Onan

Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.

Hasan Basri Çantay

Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı. Onlara (aman ve) mühlet verilmedi.

İbni Kesir

Gök ve yer onların helakine ağlamadı. Ve onlar, mühlet verilenler de olmadı.

Mehmet Alagaş

(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

Rowwad Tercüme Merkezi

Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Onlar mühlet verilenler de olmadı.

Süleyman Ateş

Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.

Süleymaniye Vakfı

Firavun'a ve ordusuna ne gök ağladı ne de yer. Onlara süre de tanınmadı.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Firavun'a ve ordusuna ne gök ağladı, ne de yer. Onlara yeni bir fırsat da verilmedi.

Şaban Britch

Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.

Şaban Piriş

Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.

Yaşar Nuri Öztürk

Gök de ağlamadı onlar için yer de. Yüzlerine bakılmadı bile!

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

And neither the heaven nor the earth shed tears over them; they were not going to weep at what they were glad for; nor was the wicked's just punishment meant to be put in respite.

Abdul Haleem

Neither heavens nor earth shed a tear for them, nor were they given any time.

Abdullah Yusuf Ali

And neither heaven nor earth shed a tear over them: nor were they given a respite (again).

Abul A'la Maududi

Then neither the sky shed tears over them nor the earth. dipnot 1 They were granted no respite.

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    That is, when they were the rulers, they were known for their glory and grandeur, hymns were sung of their praise, flatterers flattered them to such an extent as if the whole world was devoted to them for their excellences and indebted to them for their favors and there was none more popular in the world than they. But when they fell, there was none to shed a tear on their fall, rather the world felt relieved that a cause of distress had been removed. Obviously, they had neither done any good to the people that the dwellers of the earth might weep on them, nor anything for the sake of Allah’s pleasure that the dwellers of the heavens might grieve over their ruin. As long as Allah continued to give them respite by His will, they enjoyed life as they pleased; but when they transgressed all limits in their crimes, they were cast aside like rubbish.

Aisha Bewley

Neither heaven nor earth shed any tears for them and they were granted no reprieve.

Al-Hilali & Khan

And the heavens and the earth wept not for them,[1] nor were they given a respite.

Ali Quli Qarai

So neither the sky wept for them, nor the earth; nor were they granted any respite.

Amatul Rahman Omar

And neither (the residents of) the heaven nor (those of) the earth mourned over them, nor were they reprieved.

Arthur John Arberry

Neither heaven nor earth wept for them, nor were they respited;

Bijan Moeinian

None cared about their death and they were not given any more opportunity.

E. Henry Palmer

And the heaven wept not for them, nor the earth, nor were they respited.

Edip-Layth

Neither the heaven, nor the earth wept over them, and they were not reprieved.

George Sale

Neither heaven nor earth wept for them; neither were they respited any longer.

Hamid S. Aziz

So the heaven and the earth did not weep for them, nor were they respited.

Mahmoud Ghali

So, in no way did the heaven and the earth weep for them, and in no way were they respited.

Marmaduke Pickthall

And the heaven and the earth wept not for them, nor were they reprieved.

Mohamed Ahmed - Samira

Neither did the heavens weep for them, nor the earth, nor were they granted respite.

Muhammad Asad

and neither sky nor earth shed tears over them, nor were they allowed a respite.

Mustafa Khattab

Neither heaven nor earth wept over them, nor was their fate delayed.

Progressive Muslims

Neither the heaven, nor the Earth wept over them, and they were not respited.

Rashad Khalifa

Neither the heaven, nor the earth wept over them, and they were not respited.

Sahih International

And the heaven and earth wept not for them, nor were they reprieved.

Sam Gerrans

And the heaven and the earth wept not for them, nor were they granted respite,

Shabbir Ahmed

And neither the sky nor the earth wept over them, nor were they reprieved again.

Syed Vickar Ahamed

And neither heaven nor earth shed a tear for them: And they were not given any relief (again).

Taqi Usmani

So, neither the sky and earth wept over them, nor were they given a respite.

The Monotheist Group

Neither the heaven, nor the earth wept over them, and they were not respited.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Duhân suresi, 29. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Duhân suresi, 29. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Duhân suresi, 29. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩