Diyanet İşleri
Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Musa) gelmişti.
Duhân suresi · 17–33. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Duhân suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ
Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Musa) gelmişti.
Yemin olsun ki kendilerinden önce Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara değerli bir elçi gelmişti.
Doğrusu Biz, onlardan önce de Firavun kavmini sınamıştık. Onlara seçkin bir elçi gelmiş
Biz onlardan (uzun zaman) önce Firavun halkını (aynı yolla) sınadık. Onlara soylu bir elçi gelmiş (ve)
Andolsun ki onlardan önce Firavun kavmini de güç işlerle denedik. . . Onlara kerim bir Rasul gelmişti.
Andolsun, biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;
Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Şerefli bir elçi gelmişti.
Gerçek şu ki, onlardan önce Firavun toplumunu da sınamıştık. Onurlu bir elçi onlara gelmişti.
- Andolsun, biz onlardan önce de, Firavun'un toplumunu imtihan etmiştik. Onlara da değerli bir peygamber gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Allah'ın kulları! Çağrıma uyarak bana karşı görevinizi yerine getiriniz. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
Onlardan önce Firavunun halkını sınamıştık; onlara şerefli bir elçi gitmişti:
Onlardan önce Firavun'un halkını sınamıştık; onlara şerefli bir elçi gitmişti:
Andolsun ki, onlardan önce Firavun'un kavmini fitneye düşürdük; onlara da şöyle söyleyen değerli bir peygamber gelmişti:
Celalım hakkı için onlardan evvel Fir'avnin kavmını fitneye düşürdük, onlara da kerim bir Resul gelmişti
Ant olsun Biz, onlardan önce Firavun halkını fitnelendirdik. dipnot 1 Onlara çok şerefli bir Resul gelmişti.
Ant olsun Biz, onlardan önce Firavun halkını fitnelendirdik. dipnot 1 Onlara çok şerefli bir resul gelmişti.
Ant olsun Biz, onlardan önce Firavun halkını fitnelendirdik. dipnot 1 Onlara çok şerefli bir rasul gelmişti.
Andolsun, biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;
Andolsun ki biz bunlardan evvel Fir'avn kavmini de imtihan etdik. Onlara da çok şerefli bir peygamber gelmişdi,
Andolsun ki; onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik ve onlara kerim bir peygamber gelmişti.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.
Andolsun, onlardan önce Fir'avn toplumunu da (imkanlar vererek) sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi, (şöyle diyerek):
Bunlardan önce Firavun'un dipnot 1 halkını imtihana dipnot 2 sokmuştuk dipnot 3 ; onlara da değerli bir elçi dipnot 4 gelmişti,
Onlardan önce (yine kadir gecesi verilen kararla) Firavun'un halkını da zor bir imtihana sokmuştuk; onlara da değerli bir elçi gelmiş, şöyle demişti:
Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.
Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.
Kudretimize yemin olsun ki, onlardan önce Firavun'un kavmini de ince bir imtihana çektik de, asil ve onurlu bir resul geldi onlara.
Duhân suresi, 18. ayet. أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
O, şöyle demişti: "Allah'ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim."
(Musa şöyle demişti:) "Allah'ın kullarını bana verin! Şüphesiz ki ben size (gönderilen) güvenilir elçiyim.
ve (demişti) ki: "Bana gelin ey Allah'ın kulları! Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
"Bana teslim olun, ey Allah'ın kulları! Ben size (gönderilen) bir elçiyim, güvene layık (bir elçi)!" demişti.
"Allah'ın kullarını bana teslim edin. . . Muhakkak ki ben güvenilir Rasulüm. . . " (dedi).
"Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti).
Onlara: Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir Rasûlüm diye (davette bulunan)
"Allah'ın kullarını benimle gönderin! Aslında, ben, sizin için, güvenilir bir elçiyim!"
- Andolsun, biz onlardan önce de, Firavun'un toplumunu imtihan etmiştik. Onlara da değerli bir peygamber gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Allah'ın kulları! Çağrıma uyarak bana karşı görevinizi yerine getiriniz. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
"Ey ALLAH'ın kulları, bana kulak verin. Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
'Ey ALLAH'ın kulları, bana kulak verin. Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Allah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben size (gönderilen) güvenilir bir peygamberim.
Şöyle diye: Allahın kullarını bana teslim edin, çünkü ben size emin bir Resulüm
"Allah'ın kullarını bana verin. dipnot 1 Ben sizin için güvenilir bir Resul'üm."
"Allah'ın kullarını bana verin. dipnot 1 Ben sizin için güvenilir bir resulüm."
"Allah'ın kullarını bana verin. dipnot 1 Ben sizin için güvenilir bir rasulüm."
"Tanrı'nın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben sizin için güvenilir (emiyn) bir elçiyim" (demişti).
"Bana Allahın kullarını teslim edin. Çünkü ben size (gönderilmiş) emin bir peygamberim" diye.
Allah'ın kullarını bana teslim edin. Doğrusu ben, size gönderilmiş emin bir peygamberim.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
"Allah’ın kullarını (İsrailoğulları'nı) bana verin/teslim edin. Ben güvenilir bir peygamberim." demişti.
"Allah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim."
(Şöyle demişti:) "Allah'ın kullarını (İsrailoğullarını) bana teslim edin. Ben sizin için güvenilir bir elçiyim dipnot 1 .
"Allah'ın kullarını bana teslim edin. Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim.
Allah’ın kullarını (İsrailoğulları'nı) bana bırakın/teslim edin. ben güvenilir bir peygamberim, demişti.
Allah'ın kullarını bana bırakın, ben güvenilir bir peygamberim, demişti.
Şöyle sesleniyordu: "Ey Allah'ın kulları, bana gelin! Çünkü ben sizin için güvenilir bir resulüm."
Duhân suresi, 19. ayet. وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
"Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum."
Allah'a büyüklük taslamayın! Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.
Allah'a karşı küstahlaşmayın! Benim size hakikatin açık delilleriyle geldiğimi aklınızdan çıkarmayın!
"Ve Allah'a karşı büyüklük taslamayın. Çünkü ben size (O'ndan) açık bir delil getiriyorum;
"Allah'a karşı üstünlük taslamayın (Rasule isyan etmeyin). . . Size apaçık karşı konulamaz delil ortaya koydum. "
"Allah'a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum."
Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.
"Ve Allah'a karşı büyüklük taslamayın! Aslında, size açık bir kanıt getiriyorum!"
"Allah'a karşı baş kaldırmayınız. Çünkü ben size apaçık bir mucize getirdim."
"ALLAH'a karşı büyüklenmeyin. Ben size apaçık bir delille gelmiş bulunuyorum."
'ALLAH'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delille gelmiş bulunuyorum.'
ve Allah'a karşı baş kaldırmayın; çünkü ben size açık bir delil ile geliyorum.
Ve Allaha karşı baş kaldırmayın, çünkü ben size açık bir bürhan ile geliyorum
"Allah'a karşı ululuk taslamayın. Kuşkusuz ben, size açıkça görevlendirilmiş biri olarak geliyorum."
"Allah'a karşı ululuk taslamayın. Kuşkusuz ben, size açıkça görevlendirilmiş biri olarak geliyorum."
"Allah'a karşı ululuk taslamayın. Kuşkusuz ben, size açıkça görevlendirilmiş biri olarak geliyorum."
"Tanrı'ya karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık bir delil getiriyorum."
"Ve Allaha karşı yücelik taslamayın. Zira ben size apaçık bir bürhan getiriyorum" diye (söylemişdi).
Allah'a karşı yücelik taslamayın. Doğrusu ben, size açık bir burhan getirdim.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.
"Allah'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum."
Sakın Allah'a karşı diklenmeyin; çünkü size apaçık ve güçlü bir delil ile geldim dipnot 1 .
Sakın Allah'a karşı diklenmeyin; çünkü size açık bir delil (mucize) ile geldim.
Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.
-Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.
"Allah'a karşı ululuk taslamayın! Ben size apaçık bir kanıt getirmekteyim."
Duhân suresi, 20. ayet. وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ
"Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
Beni kovmanızdan benim de sizin de Rabbinize sığındım.
İyi bilin ki ben, sizin bana yönelik saldırınızdan benim de sizin de Rabbiniz olan (Allah'a) sığınıyorum.
ve bana yaptığınız bütün hakaretlerden Rabbime ve sizin de Rabbinize sığınıyorum.
"Beni taşlayarak öldürme arzunuzdan Rabbim (Hakikatim olan Esma kuvvesine) ve sizin de Rabbiniz olana (hakikatinize) sığındım. "
"Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım."
Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
"Kuşkusuz, beni taşlamanızdan, sizin de Efendiniz olan Efendime sığınırım!"
"Ben, beni taşlamanızdan dolayı benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
"Sizin beni taşlamanızdan/kovmanızdan, benim Efendime ve sizin Efendinize sığınıyorum."
'Sizin beni taşlamanızdan, benim Rabbime ve sizin Rabbinize sığınıyorum.'
ve haberiniz olsun ki ben, sizin beni taşlamanızdan Rabbim ve Rabbinize sığınmışımdır.
Ve haberiniz olsun ki ben sizin beni recminizden rabbım ve rabbınıza sığınmışımdır
"Ben, beni taşlamanızdan, sizin de Rabb'iniz olan Rabb'ime sığındım."
"Ben, beni taşlamanızdan, sizin de Rabb'iniz olan Rabb'ime sığındım."
"Ben, beni taşlamanızdan, sizin de Rabb'iniz olan Rabb'ime sığındım."
"Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de rabbim, sizin de rabbiniz olana sığındım."
"Şübhesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan Allah) a sığındım".
Beni taşlamanızdan ötürü; benim de Rabbım, sizin de Rabbınız olana sığındım.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.
"Ben, beni taşla(yıp öldür)menizden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)'a sığındım."
Beni taşa tutarsınız diye benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olana sığındım dipnot 1 .
Beni taşa tutarsınız diye benim de Sahibim, sizin de Sahibiniz olan Allah'a sığındım.
Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.
Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabb'iniz olan Rabb'ime sığındım.
"Ben, beni taşlamanızdan Rabbim ve Rabbinize sığındım."
Duhân suresi, 21. ayet. وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ
"Bana inanmadınızsa benden uzak durun."
Bana inanmazsanız benden uzaklaşın!"
Ama eğer bana inanmıyorsanız, bari yolumdan çekilin!"
Ve eğer bana inanmıyorsanız, (hiç olmazsa) yolumdan çekilin!"
"Bana iman etmediyseniz, hiç olmazsa benden uzaklaşın!"
"Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup ayrılın."
Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklaşın.
"Bana güvenmiyorsanız, benden uzak durun!"
"Eğer bana inanmıyorsanız, hiç olmazsa yanımdan uzaklaşınız."
"Beni onaylamıyorsanız, bari beni yalnız bırakın."
'Bana inanmıyorsanız, bari beni yalnız bırakın.'
Eğer bana iman etmezseniz, bari ben(im çevrem)den çekilin!"
Onun için eğer bana iyman etmezseniz bari benden çekilin
"Eğer bana inanmıyorsanız, artık yolumdan çekilin."
"Eğer bana inanmıyorsanız, artık yolumdan çekilin."
"Eğer bana inanmıyorsanız, artık yolumdan çekilin."
"Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup ayrılın."
"Eğer bana iman etmezseniz (bari) benden uzaklaşıb çekilin" (demişdi).
Eğer bana inanmazsanız; benden uzaklaşıp gidin.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.
"Eğer bana inanmadınızsa bari ben(im yolum)dan çekilin."
Eğer bana inanmadıysanız benden uzak durun."
Eğer inanmadıysanız beni kendi halime bırakın."
Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.
Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.
"Bana inanmadınızsa bari benden uzak durun!"
Duhân suresi, 22. ayet. فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ
Sonra Musa, Rabbine, "Bunlar günahkar bir toplumdur" diye seslendi.
(Musa:) "Bunlar suç işleyen bir toplumdur." diye Rabbine dua etmişti.
Olan oldu, o (da) Rabbine şöyle şikayet etti: "İşte bunların günaha batmış bir toplum olduğu kesinleşmiştir."
Ama sonra, (onların düşmanlığından bezdiğinde,) "Bunlar (gerçekten) günaha batmış bir toplumdur!" diye Rabbine seslendi.
(Musa da) Rabbine yöneldi: "Bunlar suçlu (şirk koşan) bir toplum!"
Sonunda Rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu günahkar bir kavimdirler" diye dua etti.
Bunun üzerine Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti.
Sonra, Efendisine yakarışta bulundu: "Bunlar, suçlu bir toplumdur!"
Bunun üzerine Musa, bunların suç işleyen bir toplum olduğunu Rabbine arzetti.
Ve, "Bunlar suçlu bir topluluk" diye Efendisine yalvardı.
Ve, 'Bunlar suçlu bir topluluk,'diye Rabbine yalvardı.
Sonra: "Bak bunlar suçlu bir kavimdir!" diyerek Rabbine dua etti.
Sonra rabbına dua etti: bak bunlar mücrim bir kavim dedi
"Bunlar, suç işleyen bir toplumdur." diye Rabb'ine yakardı.
"Bunlar, suç işleyen bir toplumdur." diye Rabb'ine yakardı.
"Bunlar, suç işleyen bir toplumdur." diye Rabb'ine yakardı.
Sonunda rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu günahkar bir kavimdirler" diye dua etti.
Nihayet Rabbine "Bunlar hakıykat günahkarlar güruhudur" diye düa etdi.
Bunlar, suçlu bir kavimdir, diyerek Rabbına dua etti.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Mûsâ: "Bunlar, günahkâr bir toplumdur." diyerek Rabbine dua etmişti.
Sonra (Musa): "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur!" diye Rabbine du'a etti.
Daha sonra Rabbine şöyle yalvardı: "Bunlar günaha batmış bir topluluk dipnot 1 ."
Daha sonra Sahibine yalvararak: "Bunlar suça (günaha) batmış bir topluluk." dedi.
Musa: Bunlar, günahkâr bir toplumdur, diyerek Rabbine dua etmişti.
Musa: -Bunlar, suçlu bir toplumdur, diyerek Rabb'ine dua etmişti.
Sonra Rabbine, "Bunlar suç işleyen bir topluluktur." diye yakardı.
Duhân suresi, 23. ayet. فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
Allah da şöyle dedi: "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz."
(Allah şöyle buyurmuştu): "Kullarımı geceleyin yola çıkar! Şüphesiz ki takip edileceksiniz.
(Rabbi ona) "Kullarımla birlikte geceleyin yola düş!" (dedi), "Ama unutmayın ki, takip edileceksiniz.
(Ve Allah,) "Sen kullarımla geceleyin ilerle" dedi, "çünkü mutlaka takip altında olacaksınız
(Rabbi dedi ki): "Kullarımı gece oradan yürüt (uzaklaştır). . . Muhakkak ki siz izleneceksiniz. "
(Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).
Allah, O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz, buyurdu.
"Madem öyle, kullarımı, geceleyin yola çıkar; kesinlikle peşinize düşecekler!"
Allah, "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz" dedi.
"Kullarımla geceleyin yola çık. Siz izleniyorsunuz."
'Kullarımla geceleyin yola çık. Siz izleniyorsunuz.'
(Rabbi): "Hemen kullarımı geceleyin yürüt, çünkü siz takip edileceksiniz.
Hemen buyurdu; kullarımı geceleyin yürüt, çünkü siz ta'kıyb olunacaksınız
"Haydi, kullarımla geceleyin yola çık. Siz takip edileceksiniz!"
"Haydi, kullarımla geceleyin yola çık. Siz takip edileceksiniz!"
Haydi, kullarımla geceleyin yola çık. Siz takip edileceksiniz!
(Tanrı da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).
(Cenab-ı Hak da) "Öyleyse kullarımı geceleyin götür. (Fakat) muhakkak siz ta'kib olunacaksınız" (buyurdu).
Öyleyse kullarımı geceleyin yürüt, siz muhakkak takip olunacaksınız.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.
(Allah): "O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü takibedileceksiniz" (dedi).
(Allah da şöyle dedi:) "Geceleyin kullarımı en tepeye (dağa) çıkar dipnot 1 ; çünkü siz takip edileceksiniz.
Allah da "Sen, kullarımla birlikte gece yola çık, ama takip edileceksiniz."
Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.
(Rabbi de ona şöyle buyurmuştu): -Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.
Bunun üzerine, Allah buyurdu: "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz."
Duhân suresi, 24. ayet. وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ
"Denizi açık halde bırak." Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Denizi rahatça terk edip geç! Şüphesiz ki onlar boğulacak bir ordudur." dipnot 1
Ziyanı yok, sen denizi rahat bir biçimde terk et! Onlar hakkındaki karar kesin: o ordu mutlaka boğulacak!"
ve denizi (seninle Firavun'un adamları arasında) öyle, olduğu gibi bırak, zaten onlar boğulmaya mahkum bir topluluktur!" dedi.
"Denizi açık olduğu halde bırak. . . Muhakkak ki onlar boğulmuş bir ordudur. "
"Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."
Denizi açık halde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
"Denizi açık olarak bırak; onların ordusu kesinlikle boğulacaktır!"
"Denizi sükunetle geç/terk et;çünkü onlar boğulacak bir ordudur."
"Denizi yarılmış olarak terk et. Onlar boğulmaya mahkûm bir ordudur."
'Denizi yarılmış olarak terket. Onlar boğulmaya mahkum bir ordudur.'
Denizi açık bırak, Çünkü onlar ordu halinde gelip boğulacaklar." buyurdu.
Ve denizi açık bırak, çünkü onlar ordu halinde gelip gark olunacaklar
"Denizi olduğu hal üzere bırak. dipnot 1 Onlar, boğulacak olan bir ordudur."
"Denizi olduğu hal üzere bırak. dipnot 1 Onlar, boğulacak olan bir ordudur."
Denizi olduğu hal üzere bırak. dipnot 1 Onlar, boğulacak olan bir ordudur.
"Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."
"Denizi (sen ve ashaabın selametle geçdikden sonra) durgun ve açık bırak. Çünkü onlar boğul (mıya mahkum ol) muş bir ordudur".
Denizi sakin iken geride bırak. Doğrusu onlar, suda boğulacak bir ordudur.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Denizi sakın olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.
"Denizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur."
Denizi (geçtikten sonra) açık haliyle bırak; çünkü onlar, kesinlikle boğulacak bir ordudur dipnot 1 ."
"Denizi de olduğu gibi bırak. Çünkü onlar, boğulacak bir ordudur."
Denizi açık olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.
Denizi durgun olarak terket, şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.
"Denizi açık bırak, çünkü onlar, boğulmaya mahkum edilmiş bir ordudur."
Duhân suresi, 25. ayet. كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.
(25, 26, 27) Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı.
Geriye nice nice has bahçeler ve su kaynakları bıraktılar;
(Onlar böylece yok oldular ve) arkalarında nice bahçeler bıraktılar, nice çeşmeler,
Nice cennet (bahçe) ve gözelerini terk ettiler.
Onlar nice bahçeler ve pınarlar terketmişlerdi;
Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, bırakmışlardı:
Nice bahçelerini ve pınarlarını arkada bıraktılar.
- Onlar arkalarında ne bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve safasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.
Onlar geride neler bırakmışlardı: Bahçeler, pınarlar,
Onlar geride neler bırakmışlardı: Bahçeler, pınarlar,
(onlar) neler bırakmışlardı; ne bahçeler; ne pınarlar;
Neler terketmişlerdi: ne Cennetler, ne kaynaklar,
Onlar, bahçelerden, pınarlardan nicelerini geride bıraktılar.
Onlar, bahçelerden, pınarlardan nicelerini geride bıraktılar.
Onlar, bahçelerden, pınarlardan nicelerini geride bıraktılar.
Onlar nice bahçeler ve pınarlar terketmişlerdi.
(25-26-27) Onlar bağlardan, pınarlardan, ekinlerden (süslü mahfellerden, güzel konaklardan, içinde naz ve naıym ile yaşadıkları ihtişam (lar) dan neler, (nice şeyler) bırakdılar.
Onlar, nice nice bağları, pınarları bırakmışlardı.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Onlar, nice bahçeleri ve pınarları terk ettiler.
Onlar geride nice şeyler bıraktılar: Bahçeler, çeşmeler.
Arkalarında nice bahçeler ve pınarlar bıraktılar.
Arkalarında nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar,
Onlar nice bahçeleri ve pınarları terkettiler.
Onlar nice bahçeleri ve pınarları terkettiler.
Geriye nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.
Duhân suresi, 26. ayet. وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
Nice ekinler, nice güzel konaklar!
(25, 26, 27) Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı.
ve bir nice ekili alan ve görkemli eyvan...
nice ekin tarlaları, nice güzel yurtlar,
Nice ekinler ve güzel mekanlarını da. . .
(Nice) Ekinler, güzel konaklar,
Ekinler, güzel konaklar,
Ekinleri ve sunulmuş konumları.
- Onlar arkalarında ne bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve safasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.
Ekinler ve yüksek makamlar,
Ekinler ve yüksek makamlar,
ne çiftlikler, ne güzel makam
ne çiftlikler, ne kerim makam
Ve ekinler, itibarlı makamlar.
Ve ekinler, itibarlı makamlar.
Ve ekinler, itibarlı makamlar.
(Nice) Ekinler, güzel konaklar,
(25-26-27) Onlar bağlardan, pınarlardan, ekinlerden (süslü mahfellerden, güzel konaklardan, içinde naz ve naıym ile yaşadıkları ihtişam (lar) dan neler, (nice şeyler) bırakdılar.
Ekinleri, muhteşem konakları da.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Ekinleri, güzel konakları.
Ekinler, güzel makamlar!
Ekinler, değerli konaklar
Nice ekinler ve görkemli konaklar...
Ekinleri güzel konakları...
Ekinleri, güzel konakları...
Nice ekinler, nice seçkin makamlar.
Duhân suresi, 27. ayet. وَنَعْمَةٍ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ
Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
(25, 26, 27) Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı.
Dahası, orada mevcut keyif ve sürur verici daha bir nice nimet
ve hoşlandıkları nice rahatlıklar, kolaylıklar!
Keyif aldıkları nice nimeti de!
Ve içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler,
zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler.
Ve hoşluk içinde yaşadıkları nimetleri.
- Onlar arkalarında ne bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve safasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.
Ve içinde sefa sürdükleri nice nimetler...
Ve içinde sefa sürdükleri nice nimetler...
ve içinde sefa sürdükleri ne nimet ve refah...
Ve içinde zevk sürdükleri ne ni'met ve refah
Ve sefa sürdükleri nice nimetler.
Ve sefa sürdükleri nice nimetler.
Ve sefa sürdükleri nice nimetler.
Ve içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler.
(25-26-27) Onlar bağlardan, pınarlardan, ekinlerden (süslü mahfellerden, güzel konaklardan, içinde naz ve naıym ile yaşadıkları ihtişam (lar) dan neler, (nice şeyler) bırakdılar.
Zevk ve safa sürdükleri nimetleri de.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
İçinde eğlenip durdukları nimetleri.
Ve zevkü sefa sürdükleri nice ni'metler!
ve içlerinde tadına vardıkları nice nimetler…
Zevk aldıkları nice nimetler…
İçinde eğlenip durdukları nimetleri...
İçinde eğlenip durdukları nimetleri...
İçinde zevk sürdükleri nice nimetler.
Duhân suresi, 28. ayet. كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ
İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.
İşte böylece onları (o nimetleri) başka bir topluma miras bırakmıştık. dipnot 1
işte böylece (geride kalmış) oldu. Sonuçta Biz, onların bıraktıklarına başka toplulukları mirasçı kıldık.
İşte böyle oldu. Ve (sonra) başka bir toplumu (onların geride bıraktıklarına) varis kıldık;
İşte böyle. . . Onları başka bir topluma miras kıldık.
İşte böyle; Biz bunları başka bir kavime miras olarak verdik.
İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık.
İşte böyle oldu. Ve tüm bunlara, başka bir toplumu kalıtçı yaptık.
Böylece biz de bıraktıklarına başka bir toplumu mirasçı kıldık.
Böylece hepsini başka bir topluluğa miras bıraktık.
Böylece hepsini başka bir topluluğa miras bıraktık.
Evet öyle (oldu) ve onları hep başka bir topluluğa miras kıldık!
Evet öyle ve hep onları başka bir kavma miras kıldık
Böylece, sonraki halkı onlara mirasçı kıldık.
Böylece, sonraki halkı onlara mirasçı kıldık.
Böylece, sonraki halkı onlara mirasçı kıldık.
İşte böyle; biz bunları başka bir kavme miras olarak verdik.
İşte (emir) böyledir. Biz (bütün) bunları başka başka kavmler) e miras verdik.
İşte böyle. Onlara başka kavimleri mirasçı kıldık.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
İşte böyle! Biz onları başka bir kavme miras verdik.
İşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma miras verdik.
İşte böyle oldu. Biz onları diğer halka (İsrailoğullarına) miras bıraktık dipnot 1 .
Hepsi geride kaldı. Biz de onları başka bir halka (İsrailoğullarına) verdik.
İşte böyle... Onu bir başka topluma miras bıraktık.
İşte böyle... Onu bir başka topluma miras bıraktık.
İşte böyle! Onlara başka bir toplumu mirasçı kıldık.
Duhân suresi, 29. ayet. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Gök ve yer onların ardından ağlamamıştı; dipnot 1 kendilerine zaman da tanınmamıştı.
Ne gök ağladı onlara, ne de yer; ve ne de cezaları ertelendi.
onlara ne gök ne de yer ağladı ve ne de bir mühlet verildi.
Onlara (bedensellikte boğulanlara) sema ve arz ağlamadı ve onlar nazar edilenlerden olmadılar.
Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Onlar için, gök ve yeryüzü ağlamadı; süre de verilmedi.
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.
Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.
Sonuçta ne gök ağladı üzerlerine, ne yer; ne de kendilerine bir mühlet verildi.
Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular
Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.
Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.
Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.
Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.
Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı. Onlara (aman ve) mühlet verilmedi.
Gök ve yer onların helakine ağlamadı. Ve onlar, mühlet verilenler de olmadı.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Onlar mühlet verilenler de olmadı.
Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.
Firavun'a ve ordusuna ne gök ağladı ne de yer. Onlara süre de tanınmadı.
Firavun'a ve ordusuna ne gök ağladı, ne de yer. Onlara yeni bir fırsat da verilmedi.
Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.
Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.
Gök de ağlamadı onlar için yer de. Yüzlerine bakılmadı bile!
Duhân suresi, 30. ayet. وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ
(30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
(30, 31) Yemin olsun ki biz, İsrailoğullarını küçük düşürücü o azaptan yani Firavun'dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki o, haddini aşanlardan bir zorbaydı.
Böylece Biz İsrailoğullarını aşağılayıcı bir beladan kurtarmış olduk;
Biz gerçekten, İsrailoğulları'nı aşağılayıcı azaptan kurtardık,
Andolsun ki İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık. . .
Andolsun, biz İsrailoğullarını o alçaltıcı azabtan kurtardık.
Andolsun biz, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan kurtardık.
Üstelik gerçek şu ki, İsrailoğullarını, aşağılayıcı bir ezinçten kurtardık.
- Andolsun biz, İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan,yani Firavun'dan kurtardık.Çünkü o, aşırı gidenlerden bir zorba idi.
İsrail oğullarını alçaltıcı zulümden kurtarmıştık;
İsrailoğullarını alçaltıcı zulümden kurtarmıştık;
Andolsun ki, İsrail oğullarını o horlayıcı azaptan kurtarmıştık
Celalım hakkı için, Beni İsraili kurtarmıştık o ihanetli azabdan
Ant olsun ki İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan Biz kurtardık.
Ant olsun ki İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan Biz kurtardık.
Ant olsun ki İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan Biz kurtardık.
Andolsun, biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azabtan kurtardık.
(30-31) Andolsun ki biz İsrail oğullarını o zillet verici azabdan, Fir'avndan kurtardık. Hakıykat o, haddi aşanlardan bir mütekebbirdi.
Andolsun ki; İsrailoğullarını horlayıcı azabdan kurtardık,
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık.
Andolsun biz, İsrail oğullarını o küçültücü azabdan kurtardık:
Böylece İsrailoğullarını aşağılayıcı azaptan kurtarmış olduk dipnot 1 ;
Böylece İsrailoğullarını aşağılayıcı azaptan kurtarmış olduk;
İsrailoğulları'nı da alçaltıcı azaptan kurtarmıştık.
İsrailoğullarını da alçaltıcı azaptan kurtarmıştık.
Yemin olsun, İsrailoğullarını, rezil edici bir azaptan kurtardık.
Duhân suresi, 31. ayet. مِن فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ
(30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
(30, 31) Yemin olsun ki biz, İsrailoğullarını küçük düşürücü o azaptan yani Firavun'dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki o, haddini aşanlardan bir zorbaydı.
Firavun'dan... Çünkü o, haddini bilmez küstahlardan biriydi.
Firavun(un onların başına sardığı azap)tan; zaten o, kendi kişiliklerini harcayıp duranların en başta gelenlerindendi;
Firavun'dan (benliğin sembolü)! Muhakkak ki O, üstünlük taslayan, israf edenlerden (hakikatindeki kuvveleri boşa harcayan) idi.
Firavun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.
Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.
Firavun'dan. Kuşkusuz, büyüklük taslayarak ölçüyü aşanlar arasındaydı.
- Andolsun biz, İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan,yani Firavun'dan kurtardık.Çünkü o, aşırı gidenlerden bir zorba idi.
Firavundan. O, azgın bir diktatör idi.
Firavun'dan. O, azgın bir diktatör idi.
Firavun'dan, çünkü o haddi aşanlardan bir üstündü.
Fir'avinden, çünkü o üstün müsriflerden idi
Firavun'un zulmünden. Kuşkusuz o, müsriflerdendi. dipnot 1
Firavun'un zulmünden. Kuşkusuz o, müsriflerdendi. dipnot 1
Firavun'un zulmünden. Kuşkusuz o, müsriflerdendi. dipnot 1
Firavun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.
(30-31) Andolsun ki biz İsrail oğullarını o zillet verici azabdan, Fir'avndan kurtardık. Hakıykat o, haddi aşanlardan bir mütekebbirdi.
Firavun'dan. Doğrusu o, azgın bir zorba idi.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Firavun'dan. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
Fir'avn'dan. Çünkü o, (insanları ezip) ululanan, sınırı aşanlardan biri idi.
Firavun'un çektirdiği azaptan... O, kesinlikle bir zorbaydı, aşırı gidenlerdendi dipnot 1 .
Firavun'un çektirdiği azaptan... Çünkü o, kendini yüce gören ve aşırılıkları olan biriydi.
Firavundan... Çünkü o, haddi ululuk taslayan bir kimse idi.
Firavundan, çünkü o, haddi aşan bir zorba idi.
Firavun'dan kurtardık. Firavun, haddi aşanların büyüklük taslayanlarından biriydi.
Duhân suresi, 32. ayet. وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) alemlere üstün kıldık.
Yemin olsun ki biz bir bilgiye göre onları (İsrailoğullarını) âlemlere (kendi zamanlarının inkârcılarına) seçkin kılmıştık. dipnot 1
Doğrusu onları, akıl sır ermez ilahi bir bilgiye istinaden çağdaşları olan tüm toplumlar içerisinden böyle seçmiştik;
ve Biz onları bilerek bütün diğer toplumlardan üstün kıldık,
Andolsun ki onları (İsrailoğullarını), bir İLİM ile alemlere (insanlar) üstün seçtik!
Andolsun, biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.
Andolsun biz İsrailoğullarına, bilerek, (kendi zamanlarında) âlemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.
Üstelik gerçek şu ki, onları, evrenlere bilgiyle üstün kılmıştık.
Andolsun,biz bilerek İsrailoğulları'nı çağların insanlarına tercih ettik.
Tüm halkın arasından özellikle onları seçtik.
Tüm halkın arasından özellikle onları seçtik.
Andolsun ki Biz onları bilerek bütün milletler üzerine seçip tercih etmiştik.
Ve şanım hakkı için; biz onları bir ılim üzere alemine karşı ıhtıyar eylemiştik
Ant olsun ki onları dipnot 1 bilerek diğer alemler üzerine tercih ettik. dipnot 2
Ant olsun ki onları dipnot 1 bilerek diğer alemler üzerine tercih ettik. dipnot 2
Ant olsun ki İsrailoğulları'nı bilerek diğer alemler üzerine tercih ettik. dipnot 1
Andolsun, biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.
Andolsun ki biz onlara — (hallerini) bilerek — (zamanlarındaki) alemlerin üstünde bir imtiyaz vermişdik.
Ve andolsun ki; Biz, onları bile bile alemler üzerinde seçkin kıldık.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Şüphesiz biz onları bir ilim üzere âlemlere karşı üstün kıldık.
Andolsun biz, onları bir bilgiye göre alemlere üstün kıldık.
Şüphesiz onları (İsrailoğullarını), bir ilimle (verdiğimiz Kitap ve hikmetle) çağdaşlarına tercih etmiştik dipnot 1 .
Aslında onları(Firavun ve halkını), kendilerindeki bir ilimden dolayı herkese tercih de etmiştik.
Onları bir ilim üzere alemler karşı seçkin kıldık.
Onları bir ilim üzerinde toplumlar üzerine seçkin kıldık.
Yemin olsun, biz onları bir ilim sayesinde alemlere üstün kılmıştık.
Duhân suresi, 33. ayet. وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْـَٔايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌا۟ مُّبِينٌ
Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
Onlara, içinde apaçık bir imtihan bulunan deliller vermiştik.
ve onlara sınav olduğu ayan açık belli olan mucizevi işaretler ver(miş)tik.
ve onlara açıkça bir sınavı haber veren (rahmetimizin) işaretler(ini) verdik.
Onlara içinde apaçık bir imtihan olan işaretlerden verdik.
Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.
Açık bir sınav olarak mucizeler de vermiştik.
Onlara, her birinde açıkça bir sınav olan ayetler verdik.
Ve onlara, açık bir sınav olarak mucizeler verdik.
Ve onlara, açık bir sınav olarak mucizeler verdik.
Ve onlara mucizelerden içinde apaçık bir imtihan bulunan nimetler vermiştik.
Ve onlara ayetlerden öylesini vermiştik ki onda açık bir ni'met ile imtihan vardı
Onlara, içinde apaçık bela dipnot 1 olan ayetlerden dipnot 2 verdik.
Onlara, içinde apaçık bela dipnot 1 olan ayetlerden verdik.
Onlara, içinde apaçık bela dipnot 1 olan ayetlerden verdik.
Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.
Bir de onlara ayetlerden, her birinde açık birer imtihan (gizlenmiş) bulunan, şeyler verdik.
Onlara ayetlerden öylelerini verdik ki; her birinde açıkça bir imtihan vardı.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik.
Onlara, içinde açık bir sınav bulunan ayetler verdik.
Onlara açık bir imtihan vesilesi olan ayetler vermiştik dipnot 1 .
Onlara, ilimlerini gösteren öyle şeyler vermiştik ki her biri açıkça zorlu bir emek ürünüydü.
Onlara, içlerinde apaçık imtihanlar olan ayetler verdik.
Onlara, içlerinde apaçık imtihanlar olan ayetler verdik.
Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan ayetler vermiştik.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.