Diyanet İşleri
Ha Mim.
Duhân suresi · 1–16. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Duhân suresi, 1. ayet. حمٓ
Ha Mim.
Hâ. Mîm. dipnot 1
Ha-Mim!
Ha-Mim.
Ha (hayat), Miiim (ilim - Hakikat-i Muhammedi);
Ha, Mim.
Hâ. Mîm.
H. M.
Ha,mim.
H8 M40 dipnot 1
HH. M.
Ha, Mim.
Ha, mim.
Ha, Mim.
Ha, Mim.
Ha, Mim.
Ha, Mim.
Haa Mim.
Ha, Mim.
(1-8) Hâ Mîm ve apaçık kitap. Muhakkak ki biz onu mübarek bir gece de indirdik, biz uyarıcılar idik, Onda (o gece de) hâkimin her işi ayırt edilir / ayrışır, (Kadir gecesinde) Rabbinden rahmet olarak yanımızdaki her işi gönderen biz idik. Muhakkak ki O işitendir bilendir. Eğer ki inanıyorsanız / kanaat ediyorsanız semaların, arzın ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir , O’ndan başka ilah yoktur diriltir ve öldürür, sizin Rabbinizdir evvelki atalarınızın da Rabbidir.
Hâ, Mîm. dipnot 1
Ha mim.
Ha-Mim dipnot 1 !
HA! MİM!
Hâ mîm.
Ha mim.
Ha, Mim.
Duhân suresi, 2. ayet. وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
(2-3) Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.
Apaçık Kitaba yemin olsun ki
Özünde açık ve hakikati açıklayıcı olan bu kitabın değerini bilin!
Düşün, özünde açık olan ve hakikati bütün açıklığıyla ortaya seren bu ilahi kelamı!
Kitab-ı Mubiyn (apaçık Sünnetullah ve hakikati Bilgisi).
Apaçık Kitaba andolsun;
Apaçık olan Kitab'a andolsun ki,
Yemin olsun; Apaçık Kitap'a!
Açıklayıcı kitaba yemin olsun.
Apaçık olan bu kitaba ant olsun.
Apaçık olan bu kitaba andolsun.
Apaçık Kitab hakkı için,
Hem kitabı mübin hakk için
Apaçık olan Kitap'a ant olsun.
Apaçık olan Kitap'a ant olsun.
Apaçık olan Kitap'a ant olsun.
Apaçık Kitaba andolsun;
(Halal ile haraamı ve sair hükümleri)açıkça bildiren (bu) kitaba yemin ederim ki,
Apaçık kitaba andolsun ki;
(1-8) Hâ Mîm ve apaçık kitap. Muhakkak ki biz onu mübarek bir gece de indirdik, biz uyarıcılar idik, Onda (o gece de) hâkimin her işi ayırt edilir / ayrışır, (Kadir gecesinde) Rabbinden rahmet olarak yanımızdaki her işi gönderen biz idik. Muhakkak ki O işitendir bilendir. Eğer ki inanıyorsanız / kanaat ediyorsanız semaların, arzın ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir , O’ndan başka ilah yoktur diriltir ve öldürür, sizin Rabbinizdir evvelki atalarınızın da Rabbidir.
Apaçık kitaba andolsun ki.
Apaçık Kitaba andolsun ki,
Apaçık dipnot 1 Kitab'a yemin olsun ki!
Her şeyi açıkça ortaya koyan bu Kitabı iyi düşünün.
Apaçık kitaba andolsun ki..
Apaçık kitaba andolsun ki..
O ayan beyan gösteren Kitap'a yemin olsun ki,
Duhân suresi, 3. ayet. إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍ مُّبَٰرَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
(2-3) Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.
Biz onu (Kur'an'ı) bereketli bir gecede indir(meye başla)dık. Şüphesiz ki biz uyarıcıyız.
Evet, onu mübarek bir gecede Biz indir(meye başla)dık; zaten, baştan beri (vahiyle) uyaran da Bizdik.
Biz onu kutlu bir gecede indirdik. Zaten Biz, (insanı) her zaman uyarmaktayız.
Biz Onu mübarek bir gecede ("yok"luk halinin yaşandığı anda) inzal ettik! Uyaranlar biziz!
Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten biz uyaranlarız.
biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.
Kuşkusuz, Onu, Kutsal Gece'de indirdik. Aslında, her zaman uyarıyoruz.
Biz onu, mübarek bir gecede indirmeye başladık. Şüphesiz biz, uyarıcıyız.
Biz uyarmak için onu kutlu bir gecede indirdik.
Biz uyarmak için onu kutlu bir gecede indirdik.
Biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik; çünkü Biz uyarıcı gönderiyorduk.
Elhak biz onu bir mübarek gecede indirdik, çünkü biz nezir gönderiyorduk
Onu kutlu bir gecede indirdik. Kuşkusuz Biz, uyaranlarız.
Onu kutlu bir gecede indirdik. Kuşkusuz Biz, uyaranlarız.
Onu kutlu bir gecede indirdik. Kuşkusuz Biz, uyaranlarız.
Gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten biz uyaranlarız.
Hakıykat, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Gerçek, biz (onunla kafirlerin uğrayacakları azabı) haber vericileriz.
Gerçekten Biz; onu, mübarek bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, uyarıcı idik.
(1-8) Hâ Mîm ve apaçık kitap. Muhakkak ki biz onu mübarek bir gece de indirdik, biz uyarıcılar idik, Onda (o gece de) hâkimin her işi ayırt edilir / ayrışır, (Kadir gecesinde) Rabbinden rahmet olarak yanımızdaki her işi gönderen biz idik. Muhakkak ki O işitendir bilendir. Eğer ki inanıyorsanız / kanaat ediyorsanız semaların, arzın ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir , O’ndan başka ilah yoktur diriltir ve öldürür, sizin Rabbinizdir evvelki atalarınızın da Rabbidir.
Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Biz, uyaranlarız.
Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız.
Şüphesiz biz onu bereketli bir gecede (kadir gecesinde) indirdik dipnot 1 . Biz uyarılarda bulunuruz.
Biz bunu bereketli bir gecede (kadir gecesinde) indirmişizdir. Onunla uyarılarda bulunmaktayız.
Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Biz, uyaranlarız.
Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Biz, uyaranlarız.
Biz onu kutlu/bereketli bir gecede indirdik. Hiç kuşkusuz, biz uyarıcılarız.
Duhân suresi, 4. ayet. فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
(4, 5, 6) Katımızdan (verilen bir) emir olarak doğru hüküm içeren her iş onda (o gecede) ayrıntılı olarak ortaya konulur. dipnot 1 Rabbinin merhameti gereği (peygamberler) gönderici olan da elbette biziz. Şüphesiz ki O -evet O- duyandır, bilendir.
O gece, (iyi ve kötü) her iş ayrıştırılarak hikmetli bir hükme bağlanır,
O (gece)de, bütün (iyi ve kötü) şeyler arasındaki farklılık, hikmetle ortaya konmuştur,
Bütün işlerin hikmeti onda (o "yok"luk hali içinde) fark edilir;
Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.
Her hikmetli işe o gecede hükmedilir.
Her olgu, bilgelikle Onda ayırt edilmiştir.
- O gecede katımızdan verdiğimiz bir emirle bütün hikmetli işler belirlenir. Şüphesiz biz peygamberler göndeririz.
Onda tüm bilgelik işleri belirlenir.
Onda tüm bilgelik işleri belirlenir.
Bir gece ki, her hikmetli iş onda ayırt edilir.
Bir gece ki her hikmetli emir onda ayırd edilir
Kararlaştırılmış işlerin hepsi, onda ayırt edilir.
Kararlaştırılmış işlerin hepsi, onda ayırt edilir.
Kararlaştırılmış işlerin hepsi, o gecede belirlenir.
Ki onda (o gecede) her hikmetli buyruk ayrılır.
(4-5-6) (O, bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden bir emr ile, o zaman ayrılır. Hakıykat, biz Rabbinden bir (eser-i) rahmet olarak (peygamberler) gönderenleriz. Şüphe yok ki O, hakkıyle işidenin, (her şey'i) kemaliyle bilenin ta kendisidir.
Ki onda her hikmetli iş ayrılır.
(1-8) Hâ Mîm ve apaçık kitap. Muhakkak ki biz onu mübarek bir gece de indirdik, biz uyarıcılar idik, Onda (o gece de) hâkimin her işi ayırt edilir / ayrışır, (Kadir gecesinde) Rabbinden rahmet olarak yanımızdaki her işi gönderen biz idik. Muhakkak ki O işitendir bilendir. Eğer ki inanıyorsanız / kanaat ediyorsanız semaların, arzın ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir , O’ndan başka ilah yoktur diriltir ve öldürür, sizin Rabbinizdir evvelki atalarınızın da Rabbidir.
O gecede hikmetli her bir iş tarafımızdan bir emir ile ayrılır.
Her hikmetli emir, o gecede ayırdedilir;
Karara bağlanmış her iş, o gece (görevli melekler arasında) paylaştırılır dipnot 1 .
Karara bağlanmış her iş, o gece paylaştırılır.
O gece, her hikmetli iş ayrılır.
O gece, her hikmetli iş ayrılır.
Hikmetlerle dolu her iş ve oluş o gecede ayırt edilir,
Duhân suresi, 5. ayet. أَمْرًا مِّنْ عِندِنَآ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
(4, 5, 6) Katımızdan (verilen bir) emir olarak doğru hüküm içeren her iş onda (o gecede) ayrıntılı olarak ortaya konulur. dipnot 1 Rabbinin merhameti gereği (peygamberler) gönderici olan da elbette biziz. Şüphesiz ki O -evet O- duyandır, bilendir.
tarafımızdan verilmiş bir emirle: elbet Biz, evet peygamberleri gönderen de Bizdik,
katımızdan bir emir gereği, çünkü biz (doğru yola ileten mesajlarımızı) her zaman göndermekteyiz,
İndimizden hüküm ile! (Rasulleri) irsal edenler biziz!
Katımızdan bir emir ile; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.
Katımızdan bir emirle. Çünkü biz, peygamberler göndermekteyiz.
Kendi katımızdan buyrukla. Kuşkusuz, Biz, gönderenleriz.
- O gecede katımızdan verdiğimiz bir emirle bütün hikmetli işler belirlenir. Şüphesiz biz peygamberler göndeririz.
Katımızdan bir buyruktur; biz elçiler göndeririz.
Katımızdan bir buyruktur; biz elçiler göndeririz.
Tarafımızdan (gelen) emir; çünkü Biz peygamber gönderiyorduk,
Tarafımızdan emir, çünkü biz Resul gönderiyorduk
Katımızdan bir buyruk olarak. Kuşkusuz Biz Resul göndericiyiz.
Katımızdan bir buyruk olarak. Kuşkusuz Biz resul göndericiyiz.
Katımızdan bir buyruk olarak. Kuşkusuz Biz elçi göndericiyiz.
Katımızdan bir buyruk ile; doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.
(4-5-6) (O, bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden bir emr ile, o zaman ayrılır. Hakıykat, biz Rabbinden bir (eser-i) rahmet olarak (peygamberler) gönderenleriz. Şüphe yok ki O, hakkıyle işidenin, (her şey'i) kemaliyle bilenin ta kendisidir.
Katımızdan bir emirle. Muhakkak ki Biz, peygamber gönderenleriz.
(1-8) Hâ Mîm ve apaçık kitap. Muhakkak ki biz onu mübarek bir gece de indirdik, biz uyarıcılar idik, Onda (o gece de) hâkimin her işi ayırt edilir / ayrışır, (Kadir gecesinde) Rabbinden rahmet olarak yanımızdaki her işi gönderen biz idik. Muhakkak ki O işitendir bilendir. Eğer ki inanıyorsanız / kanaat ediyorsanız semaların, arzın ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir , O’ndan başka ilah yoktur diriltir ve öldürür, sizin Rabbinizdir evvelki atalarınızın da Rabbidir.
Tarafımızdan bir emir olarak. Doğrusu biz, (rasûller) gönderenleriz.
Katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz elçi göndericiyiz.
(Bu kitap da) tarafımızdan verilen bir emirle (o gece indirilmiştir). Biz elçiler dipnot 1 göndeririz.
O işlerin kararı tarafımızdan verilmiştir. Biz elçiler göndeririz.
Tarafımızdan bir emir ile biz, (rasûller) gönderenleriz.
Tarafımızdan bir emir ile biz elçi göndeririz.
Katımızdan bir emir olarak. Hiç kuşkusuz biz, resuller göndeririz,
Duhân suresi, 6. ayet. رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
(4, 5, 6) Katımızdan (verilen bir) emir olarak doğru hüküm içeren her iş onda (o gecede) ayrıntılı olarak ortaya konulur. dipnot 1 Rabbinin merhameti gereği (peygamberler) gönderici olan da elbette biziz. Şüphesiz ki O -evet O- duyandır, bilendir.
Rabbinin rahmeti sayesinde. Şüphesiz yalnızca O'dur her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
Rabbinin (insana) rahmetini yerine getirmek için. Şüphesiz yalnız O, her şeyi işiten, her şeyi bilendir:
(İrsal olanın) Rabbinden Rahmet olarak! Muhakkak ki O, "HU"; Semi'dir, Aliym'dir.
Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
Rabbinin bir rahmeti olarak. O herşeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Efendinden rahmetle. Kuşkusuz, O, Duyandır; Bilendir.
Peygamber göndermemiz, Rabbinden olan bir rahmet gereğidir. Şüphesiz Allah her şeyi işitendir;her şeyi bilendir.
Efendinden bir rahmet olarak. O İşitendir, Bilendir.
Rabbinden bir rahmet olarak. O İşitendir, Bilendir.
Rabbinden bir rahmet olarak; gerçekten O öyle işiten, öyle bilendir.
Rabbından bir rahmet olarak, hakikat o, öyle semi' öyle alimdir
Rabb'inden bir rahmet olarak. Kuşkusuz O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Rabb'inden bir rahmet olarak. Kuşkusuz O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Rabb'inden bir rahmet olarak. Kuşkusuz O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
(4-5-6) (O, bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden bir emr ile, o zaman ayrılır. Hakıykat, biz Rabbinden bir (eser-i) rahmet olarak (peygamberler) gönderenleriz. Şüphe yok ki O, hakkıyle işidenin, (her şey'i) kemaliyle bilenin ta kendisidir.
Rabbından bir rahmet olarak. Gerçekten O; Semi, Alim olanın kendisidir.
(1-8) Hâ Mîm ve apaçık kitap. Muhakkak ki biz onu mübarek bir gece de indirdik, biz uyarıcılar idik, Onda (o gece de) hâkimin her işi ayırt edilir / ayrışır, (Kadir gecesinde) Rabbinden rahmet olarak yanımızdaki her işi gönderen biz idik. Muhakkak ki O işitendir bilendir. Eğer ki inanıyorsanız / kanaat ediyorsanız semaların, arzın ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir , O’ndan başka ilah yoktur diriltir ve öldürür, sizin Rabbinizdir evvelki atalarınızın da Rabbidir.
Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O; her şeyi işitendir, bilendir.
Senin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir.
Rabbinin bir ikramı olarak dipnot 1 . O, her şeyi dinleyen ve bilendir.
Onlar Sahibinden bir iyilik olarak gönderilir. Çünkü o, sizi dinler ve her şeyi bilir.
Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, herşeyi işitendir, bilendir.
Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işiten bilen O'dur.
Senin Rabbinden bir rahmet olarak. Hiç kuşkusuz O, gereğince duyan, gereğince bilendir.
Duhân suresi, 7. ayet. رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Kesin inananlar olursanız, (bilin ki Allah) göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Eğer inandığınız değerlerden mutmain olsaydınız, (yakinen bilirdiniz) ki O göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin yegane Rabbidir.
göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi, buna bütün kalbinizle inanıp bağlanmışsanız!
Semaların, arzın ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. . . Yakine erenlerdenseniz!
Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Göklerin, Yeryüzünün ve İkisi Arasındaki Her Şeyin Efendisidir; eğer kesin inancınız varsa?
Eğer kesin olarak inanıyorsanız, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Göklerin, yerin ve aralarındakilerin Efendisidir. Kuşkusuz bir onaya sahipseniz...
Göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. Kesin bir inanca sahipseniz...
O, göklerin, yerin ve bütün aralarındakilerin Rabbidir, kesin inanıyorsanız.
O Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbıdır ehli yakin olsanız
Eğer kesin olarak iman ediyorsanız bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabb'idir.
Eğer kesin olarak inanıyorsanız bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabb'idir.
Eğer kesin olarak inanıyorsanız bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabb'idir.
Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Tanrı), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların rabbidir.
(Evet) göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin Rabbinden (bir eser-i rahmet olarak). Eğer (buna) iyice inanıcılar iseniz (o halde Muhammed sallellahü aleyhi ve sellemin Onun peygamberi oldu ğuna da iman etmelisiniz).
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbından. Şayet kesin olarak inanıyorsanız.
(1-8) Hâ Mîm ve apaçık kitap. Muhakkak ki biz onu mübarek bir gece de indirdik, biz uyarıcılar idik, Onda (o gece de) hâkimin her işi ayırt edilir / ayrışır, (Kadir gecesinde) Rabbinden rahmet olarak yanımızdaki her işi gönderen biz idik. Muhakkak ki O işitendir bilendir. Eğer ki inanıyorsanız / kanaat ediyorsanız semaların, arzın ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir , O’ndan başka ilah yoktur diriltir ve öldürür, sizin Rabbinizdir evvelki atalarınızın da Rabbidir.
Göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçekten bilenler iseniz.
Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
Göklerin, yerin ve ikisi arasında olan varlıkların sahibi olan (Rabbinin ikramı… dipnot 1 ) Eğer ona kesin olarak inanan kimselerseniz (bunu bilirsiniz).
Anlatılanları içinize sindirdiyseniz bilin ki bütün bunları yapan göklerin ve yerin Sahibidir.
Göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçekten bilenler iseniz.
Göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçekten bilenler iseniz.
Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbidir O, eğer görürcesine biliyor iseniz.
Duhân suresi, 8. ayet. لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
O'ndan başka ilah yoktur. Diriltir de öldürür de. (O) sizin de Rabbinizdir; önceki atalarınızın da Rabbidir.
O'ndan başka ilah yoktur; hayatı ve ölümü yaratan (Allah) sizin de Rabbinizdir, önden giden atalarınızın da Rabbidir.
O'ndan başka ilah yoktur, hayat bağışlayan ve ölüm veren O'dur: O sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da.
Tanrı yok; sadece "HU"; diriltir ve öldürür! Rabbinizdir ve atalarınızın da rabbidir!
O'ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
O'ndan başka ilâh yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
O'ndan başka Tanrı yoktur. Yaşam verir ve öldürür. Hem sizin Efendiniz hem de önceki atalarınızın Efendisidir.
O'ndan başka tanrı yoktur. O yaşatır ve öldürür. Sizin de, önceki atalarınızın da Rabbidir.
O'ndan başka tanrı yoktur. Yaşatır ve öldürür. Sizin de önceki atalarınızın da Efendisidir.
O'ndan başka tanrı yoktur. Yaşatır ve öldürür. Sizin de, önceki atalarınızın da Rabbidir.
O'ndan başka tanrı yoktur. Hem diriltir, hem de öldürür; hem sizin Rabbiniz, hem de önceki atalarınızın Rabbidir.
Ondan başka Tanrı yoktur, hem diriltir hem öldürür, hem sizin rabbınız hem de evvelki atalarınızın rabbı
Ondan başka ilah dipnot 1 yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin ve sizden önceki atalarınızın Rabb'idir.
Ondan başka ilah dipnot 1 yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin ve sizden önceki atalarınızın Rabb'idir.
Ondan başka ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin ve sizden önceki atalarınızın Rabb'idir.
O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da rabbidir.
Ondan başka hiçbir Tanrı yokdur. Hem diriltir, hem öldürür O, Sizin de, geçmiş atalarınızın da Rabbi (O) dur.
Ondan başka ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbınızdır, sizden önceki atalarınızın da Rabbıdır.
(1-8) Hâ Mîm ve apaçık kitap. Muhakkak ki biz onu mübarek bir gece de indirdik, biz uyarıcılar idik, Onda (o gece de) hâkimin her işi ayırt edilir / ayrışır, (Kadir gecesinde) Rabbinden rahmet olarak yanımızdaki her işi gönderen biz idik. Muhakkak ki O işitendir bilendir. Eğer ki inanıyorsanız / kanaat ediyorsanız semaların, arzın ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir , O’ndan başka ilah yoktur diriltir ve öldürür, sizin Rabbinizdir evvelki atalarınızın da Rabbidir.
O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir.
O'ndan başka tanrı yoktur, yaşatır, öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
Ondan başka ilah yoktur dipnot 1 . O, hem hayat verir hem de öldürür dipnot 2 . O sizin Rabbinizdir, gelmiş geçmiş atalarınızın da Rabbidir dipnot 3 .
Ondan başka ilah yoktur; can veren O, öldüren O'dur. O sizin Sahibinizdir, geçmiş atalarınızın da Sahibidir.
O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir.
O'ndan başka ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabb'iniz, sizden önceki atalarınızın da Rabb'idir.
Tanrı yoktur O'ndan başka! Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir O, önceki atalarınızın da Rabbidir,
Duhân suresi, 9. ayet. بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ يَلْعَبُونَ
Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Ne var ki onlar şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Ama nerde! Onlar, şüphe bataklığında oyalanıp duruyorlar.
Evet, ama onlar, (bütün kalpleriyle inanıp bağlanmaktan uzak olanlar), yalnızca kendi şüpheleriyle oyalanıp duruyorlar.
Hayır, onlar kuşkulu yaşam içinde, (dünya hayatıyla) eğlenip duruyorlar.
Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp oyalanıyorlar.
Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Hayır, onlar, kuşku içinde oyalanıyorlar.
Doğrusu onlar şüphe içerisinde oynamaktadırlar.
Doğrusu, onlar bir kuşku içinde oynamaktadırlar.
Doğrusu, onlar bir kuşku içinde oynamaktadırlar.
Fakat onlar şüphe içinde oynuyorlar.
Fakat onlar şekk içinde oynuyorlar
Hayır! Onlar, kuşku içinde eğlenip duruyorlar.
Hayır! Onlar, kuşku içinde eğlenip duruyorlar.
Hayır! Onlar, kuşku içinde eğlenip duruyorlar.
Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp yalanlıyorlar.
Hayır, onlar (tekrar dirilmekden) şübhe içindedirler. (Bununla} eğlenirler.
Hayır, onlar şüphe içinde oynayıp dururlar.
(9-16) Onlar bir kuşku içinde oynuyorlar , insanları kaplayacak , apaçık bir dumanın geldiği günü gözetle , işte bu acıtıcı bir azaptır, Rabbimiz bizden azabı gider / kaldır kesinlikle biz iman ediyoruz , onlar için artık hatırlamak / anmak artık ne kadar uzak! Onlara apaçık bir Resul gelmişti de sonra ondan yüz çevirmişlerdi öğretilmiş / belletilmiş / muallim divane / mecnun dediler. Biz az bir şey , azabı gidereceğiz siz yine kesinlikle küfre döneceksiniz. O gün büyük bir yakalayış ile yakalayacağız biz kesinlikle öc alıcıyız / intikam alıcıyız.
Fakat, onlar şüphe içinde oynayıp eğlenirler.
Ama onlar, şüphe içinde oynuyorlar.
Bütün bunlara rağmen onlar ikilem içindeler, eğlenip duruyorlar dipnot 1 .
Hayır, ötekiler şüphe içinde oyalanıp duruyorlar.
Fakat, onlar şüphe içinde oynayıp eğlenirler.
Fakat, onlar şüphe içinde eğlenirler.
İş, onların sandığı gibi değil! Bir kuşku içinde oynayıp oyalanmaktadırlar.
Duhân suresi, 10. ayet. فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍ مُّبِينٍ
Göğün açık bir duman getireceği günü bekle.
(Şimdi) sen göğün açık bir duman getireceği günü gözetle! dipnot 1
Şu halde, göğün (felaket) taşıyan bir dumanla kaplanacağı günü bekle!
Öyleyse, gökyüzünde (Son Saat'in yaklaştığını) haber veren bir duman tabakasının belireceği Gün'ü bekle,
Semanın apaçık bir duhan (duman) olarak geleceği (insani hakikatin fark edileceği) süreci gözetle!
Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;
Şimdi sen, göğün,açık bir duman çıkaracağı günü gözetle.
Artık, gökyüzünde apaçık bir Büyük Duman belireceği günü gözle.
- Artık sen, göğün, insanları bürüyecek apaçık bir duman çıkaracağı günü bekle! Bu, elem verici bir azaptır.
Göğün apaçık bir dumanı getireceği günü gözetle.
Göğün apaçık bir dumanı getireceği günü gözetle.
O halde o göğün açık bir duman ile geleceği günü gözetle
O halde gözet o Semanın açık bir duman ile geleceği günü
Artık göğün, apaçık bir duman getireceği günü bekle.
Artık göğün, apaçık bir duman getireceği günü bekle.
Artık göğün, apaçık bir duman getireceği günü bekle.
Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;
O halde semanın apaşikar bir duman getireceği günü gözetle (Habibim).
Öyleyse sen gözle. Göğün açıkça bir duman çıkaracağı gün;
(9-16) Onlar bir kuşku içinde oynuyorlar , insanları kaplayacak , apaçık bir dumanın geldiği günü gözetle , işte bu acıtıcı bir azaptır, Rabbimiz bizden azabı gider / kaldır kesinlikle biz iman ediyoruz , onlar için artık hatırlamak / anmak artık ne kadar uzak! Onlara apaçık bir Resul gelmişti de sonra ondan yüz çevirmişlerdi öğretilmiş / belletilmiş / muallim divane / mecnun dediler. Biz az bir şey , azabı gidereceğiz siz yine kesinlikle küfre döneceksiniz. O gün büyük bir yakalayış ile yakalayacağız biz kesinlikle öc alıcıyız / intikam alıcıyız.
Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözle!
Göğün, açık bir duman getireceği günü gözetle.
Göğün apaçık bir duman getireceği dipnot 1 (üzerlerine çaresizlik çökeceği) günü gözle.
Bunların dünyasının, işin aslını gösteren bir dumanla kararacağı günü bekle.
Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözle!
Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözle!
Artık sen göğün açıkça izlenen bir duman getireceği günü gözle.
Duhân suresi, 11. ayet. يَغْشَى ٱلنَّاسَ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
(O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.
(O duman) insanları kaplayacaktır. Bu, elem verici bir azaptır.
(O duman) bütün insanları bürüyecek (ve inkarcılar haykıracak): "Acıklı azap işte bu!
bütün insanlığı sarıp kuşatan (ve günahkarları) "Bu azap ne acı!" (diye feryad ettiren ve)
İnsanları kaplar! Bu feci bir azaptır (hakikatin fark edilip gereğinin uygulanmamış olması yüzünden)!
(Bu duman) insanları sarıp kuşatıverir. İşte bu, acı bir azabtır.
İnsanları bürüyecek, bu elem verici bir azaptır.
İnsanları çepeçevre saracaktır. Acı ceza, işte böyledir.
- Artık sen, göğün, insanları bürüyecek apaçık bir duman çıkaracağı günü bekle! Bu, elem verici bir azaptır.
İnsanları çepeçevre saracaktır; bu acı bir azaptır.
İnsanları çepeçevre saracaktır; bu acı bir azaptır.
ki insanları saracaktır; bu acı bir azaptır.
Ki nası saracaktır, bu bir elim azabdır
İnsanları sarıp kuşatacak. İşte bu can yakıcı bir azaptır.
İnsanları sarıp kuşatacak. İşte bu can yakıcı bir azaptır.
İnsanları sarıp kuşatacak. İşte bu can yakıcı bir azaptır.
(Bu duman) insanları sarıp kuşatıverir. İşte bu, acı bir azabtır.
(Öyle bir duman ki bütün) insanları saracakdır o. "Bu, pek yaman bir azab" (diyecekler).
İnsanları bürüyecektir. Bu; elim bir azabdır.
(9-16) Onlar bir kuşku içinde oynuyorlar , insanları kaplayacak , apaçık bir dumanın geldiği günü gözetle , işte bu acıtıcı bir azaptır, Rabbimiz bizden azabı gider / kaldır kesinlikle biz iman ediyoruz , onlar için artık hatırlamak / anmak artık ne kadar uzak! Onlara apaçık bir Resul gelmişti de sonra ondan yüz çevirmişlerdi öğretilmiş / belletilmiş / muallim divane / mecnun dediler. Biz az bir şey , azabı gidereceğiz siz yine kesinlikle küfre döneceksiniz. O gün büyük bir yakalayış ile yakalayacağız biz kesinlikle öc alıcıyız / intikam alıcıyız.
O insanları bürür. Bu, acı bir azaptır.
(Duman) İnsanları sarar. Bu, acı bir azabdır.
(Duman/çaresizlik) bu insanları /Mekkelileri saracak. İşte o, acı bir azaptır!
Duman o insanların hepsini saracak "Bu ne acıklı bir azap!" (diyerek şöyle yalvaracaklardır):
İnsanları bürür. Bu, acı bir azaptır.
İnsanları bürür. Bu, acı bir azaptır.
İnsanları kuşatıp sarar. İnletici bir azaptır bu.
Duhân suresi, 12. ayet. رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.
(İşte o zaman inkârcılar:) "Rabbimiz! Bizden azabı kaldır! Şüphesiz ki biz (artık) inanıyoruz." (diyecekler).
Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanmış bulunuyoruz!"
"Ey Rabbimiz, bizi azaptan uzak tut, çünkü biz (artık Sana) inanıyoruz!" (dedirten).
"Rabbimiz! Azap veren halden bizi çıkar; doğrusu biz iman edenleriz (artık)!"
"Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz."
(İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler).
"Efendimiz! Cezayı bizden kaldır; kuşkusuz inandık!"
İnsanlar, "Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz" derler.
"Efendimiz, bizden bu azabı kaldır; biz gerçeği onaylıyoruz."
'Rabbimiz, bizden bu azabı kaldır; biz inanıyoruz.'
"Ey Rabbimiz, bizden bu azabı aç; çünkü biz inanıyoruz." diyecekler.
Rabbena! bizden bu azabı aç, çünkü biz mü'minleriz diyecekler
"Rabb'imiz! Azabı bizden kaldır. Kuşkusuz biz iman edenleriz."
"Rabb'imiz! Azabı bizden kaldır. Kuşkusuz biz inananlarız."
"Rabb'imiz! Azabı bizden kaldır. Kuşkusuz biz inananlarız."
"Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp gider çünkü biz (artık) inançlılarız."
"Ey Rabbimiz, bizden bu azabı açıb kaldır. Çünkü biz iman edeceğiz".
Rabbımız; bu azabı bizden kaldır. Doğrusu biz, artık mü'minleriz.
(9-16) Onlar bir kuşku içinde oynuyorlar , insanları kaplayacak , apaçık bir dumanın geldiği günü gözetle , işte bu acıtıcı bir azaptır, Rabbimiz bizden azabı gider / kaldır kesinlikle biz iman ediyoruz , onlar için artık hatırlamak / anmak artık ne kadar uzak! Onlara apaçık bir Resul gelmişti de sonra ondan yüz çevirmişlerdi öğretilmiş / belletilmiş / muallim divane / mecnun dediler. Biz az bir şey , azabı gidereceğiz siz yine kesinlikle küfre döneceksiniz. O gün büyük bir yakalayış ile yakalayacağız biz kesinlikle öc alıcıyız / intikam alıcıyız.
"Rabbimiz! Azabı bizden kaldır. Doğrusu biz iman eden kimseleriz. (derler)"
"Rabbimiz, bizden azabı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.
(Şöyle diyecekler:) "Rabbimiz, bu azabı üzerimizden kaldır; biz kesinlikle inanan kimseleriz!"
"Sahibimiz! Bu azabı üzerimizden kaldır; artık biz gerçekten inanacağız."
Rabbimiz! Azabı bizden kaldır, biz iman eden kimseleriz.
-Rabbimiz, azabı bizden kaldır, biz iman eden kimseleriz.
"Ey Rabbimiz, kaldır bizden bu azabı. Biz gerçekten müminleriz."
Duhân suresi, 13. ayet. أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ
Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.
Bu hatırlamanın onlara ne yararı olabilir ki! dipnot 1 Oysa kendilerine (gerçeği ulaştıran) apaçık bir elçi gelmişti.
Şimdi bu hatırlama, onlara nasıl bir yarar sağlar ki? Zira kendilerine hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti de,
(Ama) bu hatırlama (Son Saat'te) onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü onlara daha önce hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti,
Onlar nerede bu durumda, düşünüp ders almak nerede? Halbuki onlara apaçık bir Rasul de gelmişti. . .
Onlar için öğüt alıp düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.
Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
Nasıl öğüt alacaklar? Üstelik onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.
Bu öğüt, kıyamet anında onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü daha önce hakikati ortaya apaçık olarak koyan bir peygamber gelmişti.
Mesaja aldırış etmediler. Halbuki kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.
Mesaja aldırış etmediler. Halbuki kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.
Onlara düşünmek, ibret almak nerede? Kendilerine apaçık anlatan bir peygamber geldi de,
Onlara düşünmek, ıbret almak nerede? Kendilerine apaçık anlatan bir Resul geldi de
Nerede öğüt almak! Oysaki onlara apaçık bir Resul gelmişti.
Nerede öğüt almak! Oysaki onlara apaçık bir resul gelmişti.
Nerede öğüt almak! Oysaki onlara açıklayan bir rasul gelmişti.
Onlar için öğüt alıp düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.
Onlar için düşünüb ibret almak nerede? Kendilerine (hakıykatleri) açıklayan bir peygamber geldiği halde.
Nerede onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti.
(9-16) Onlar bir kuşku içinde oynuyorlar , insanları kaplayacak , apaçık bir dumanın geldiği günü gözetle , işte bu acıtıcı bir azaptır, Rabbimiz bizden azabı gider / kaldır kesinlikle biz iman ediyoruz , onlar için artık hatırlamak / anmak artık ne kadar uzak! Onlara apaçık bir Resul gelmişti de sonra ondan yüz çevirmişlerdi öğretilmiş / belletilmiş / muallim divane / mecnun dediler. Biz az bir şey , azabı gidereceğiz siz yine kesinlikle küfre döneceksiniz. O gün büyük bir yakalayış ile yakalayacağız biz kesinlikle öc alıcıyız / intikam alıcıyız.
Nerede onlarda öğüt almak? Hâlbuki kendilerine apaçık bir rasûl gelmişti.
Artık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar (öğüt alma zamanı geçti)? Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.
(Azabı gördüklerinde) bilgilerinin onlara ne faydası olacak ki dipnot 1 ! Halbuki bunlara, her şeyi ortaya koyan bir elçi gelmişti dipnot 2 .
Akıllarını nereden başlarına alacaklar ki? Onlara her şeyi ortaya koyan bir elçi geldi.
Nerede onlarda öğüt almak? Kendilerine apaçık bir rasûl gelmişti.
-Onlar nereden öğüt alacaklar? Kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.
Nerede onlarda öğüt almak? Yemin olsun, delillerle açıklayan bir resul gelmişti onlara.
Duhân suresi, 14. ayet. ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ
Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!" dediler.
Sonra ondan yüz çevirmiş ve "Bu, cinlenmiş, dipnot 1 (başkaları tarafından) öğretilmiş dipnot 2 biridir!" demişlerdi.
Sonra onlar yüz çevirmiş ve demişlerdi ki: "O (başkalarınca) doldurulmuş delinin teki."
ama yüz çevirip uzaklaşmışlar ve "O (başkalarınca) öğretilmiş biridir, bir delidir!" demişlerdi.
Sonra Ondan yüz çevirdiler ve: "Öğretilmiş bir cinnidir" dediler.
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir."
Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir deli! dediler.
Sonra, Ondan yüz çevirdiler ve şöyle dediler: "Öğretilmiş bir deli!"
Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Bu, öğretilmiş bir delidir!" dediler.
Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Öğrenim görmüş bir deli!" dediler.
Sonra ondan yüz çevirdiler ve, 'Öğrenim görmüş bir deli!' dediler.
sonra ondan döndüler. "Bu öğretilmiş bir delidir." dediler.
Sonra ondan döndüler, öğretilmiş dediler, bir mecnun dediler
"Öğretilmiş bir deli." dediler. Ve ondan yüz çevirdiler.
"Öğretilmiş bir deli." dediler. Ve ondan yüz çevirdiler.
"Öğretilmiş bir deli." dediler. Ve ondan yüz çevirdiler.
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu) Öğretilmiştir, bir delidir."
Yine ondan yüz çevirdiler. (Ona kimi) "bir öğretilmiş", (kimi) "bir mecnun" dediler.
Ondan yüz çevirmişler; belletilmiş delinin biri, demişlerdi
(9-16) Onlar bir kuşku içinde oynuyorlar , insanları kaplayacak , apaçık bir dumanın geldiği günü gözetle , işte bu acıtıcı bir azaptır, Rabbimiz bizden azabı gider / kaldır kesinlikle biz iman ediyoruz , onlar için artık hatırlamak / anmak artık ne kadar uzak! Onlara apaçık bir Resul gelmişti de sonra ondan yüz çevirmişlerdi öğretilmiş / belletilmiş / muallim divane / mecnun dediler. Biz az bir şey , azabı gidereceğiz siz yine kesinlikle küfre döneceksiniz. O gün büyük bir yakalayış ile yakalayacağız biz kesinlikle öc alıcıyız / intikam alıcıyız.
Sonra ondan yüz çevirmişler ve: "Öğretilmiş bir mecnun/deli." demişlerdi.
Ondan yüz çevirdiler: "Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir" dediler.
Sonra ondan yüz çevirmiş ve şöyle demişlerdi: "(Bu bilgiler) ona öğretilmiş dipnot 1 . O, cinlerin etkisine girmiş dipnot 2 !"
Sonra ondan yüz çevirdiler de "Onu birisi yetiştirmiş; cinlerin etkisine girmiş!" dediler.
Sonra ondan yüz çevirmişler ve: Öğretilmiş bir mecnun/deli demişlerdi.
Sonra ondan yüz çevirmişler ve: -Öğretilmiş bir mecnun/deli demişlerdi.
Ama ondan yüz çevirdiler ve şöyle dediler: "Eğitilmiş bir mecnun!"
Duhân suresi, 15. ayet. إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ
Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski halinize döneceksiniz.
Azabı kısa bir süre kaldıracağız; (ama) siz (yine eski hâlinize) döneceksiniz.
Elbet Biz cezayı bir süreliğine askıya alacağız, fakat siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
Biz (yine de) bu azabı kısa bir süre erteleyeceğiz, oysa siz (kendi saplantılarınıza) yeniden döneceksiniz; (ama)
Muhakkak ki biz o azabı birazcık açıp kaldırırız. . . (Ne var ki) siz eski halinize geri dönersiniz.
Biz sizden bu azabı biraz açıp gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz.
Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
Aslında, cezayı biraz kaldırsak, kesinlikle yine döneceksiniz.
Biz azabı biraz kaldırırsak, siz yine eski halinize dönersiniz.
Biz azabı birazcık kaldıracağız; ama siz yine döneceksiniz.
Biz azabı birazcık kaldıracağız; ama siz yine döneceksiniz.
Biz o azabı biraz açacağız, fakat siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
Biz o azabı biraz biraz açacağız, fakat siz yine döneceksiniz
Biz, azabı biraz kaldırsak, siz kesinlikle dönersiniz!
Biz, azabı biraz kaldırsak, siz kesinlikle dönersiniz!
Biz, azabı biraz kaldırsak, siz kesinlikle dönersiniz!
Biz sizden bu azabı biraz açıp gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz.
Biz bu (duman) azabı (nı) biraz açıp kaldıracağız. (Fakat) siz, şübhe yok ki, tekrar dönücülersiniz.
Biz, az bir süre için azabı kaldıracağız. Ama siz, eski halinize döneceksiniz.
(9-16) Onlar bir kuşku içinde oynuyorlar , insanları kaplayacak , apaçık bir dumanın geldiği günü gözetle , işte bu acıtıcı bir azaptır, Rabbimiz bizden azabı gider / kaldır kesinlikle biz iman ediyoruz , onlar için artık hatırlamak / anmak artık ne kadar uzak! Onlara apaçık bir Resul gelmişti de sonra ondan yüz çevirmişlerdi öğretilmiş / belletilmiş / muallim divane / mecnun dediler. Biz az bir şey , azabı gidereceğiz siz yine kesinlikle küfre döneceksiniz. O gün büyük bir yakalayış ile yakalayacağız biz kesinlikle öc alıcıyız / intikam alıcıyız.
Biz, bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz.
Biz sizden azabı birazcık kaldırırız ama siz yine (inkarınıza) dönersiniz.
O azabı kısa süreliğine kaldıracağız ama siz kesinlikle eski halinize dönersiniz dipnot 1 .
Biz o azabı kısa bir süre için kaldırırız ama siz yine de cayarsınız.
Biz, azabı biraz kaldırırız, siz de tekrar dönersiniz.
-Biz, azabı biraz kaldırırız siz de tekrar dönerseniz.
Biz azabı biraz kaldırırız; siz eski halinize tekrar dönersiniz.
Duhân suresi, 16. ayet. يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız.
(Fakat) biz büyük bir darbe vuracağımız gün şüphesiz ki intikam alıcıyız. dipnot 1
Kapana kıstırıp enselediğimiz büyük gün gelip çatınca da, her halükarda yaptıklarınızın acısını size tattıracağız.
(bütün günahkarları) şiddetli bir hamle ile kuşatacağımız Gün, (sizden de) intikamımızı mutlaka alacağız!
O süreçte (semanın apaçık bir duman olarak geldiğinde) en büyük yakalayışla yakalarız. . . Muhakkak ki biz yapılan suçların sonuçlarını yaşatanız!
Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.
Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız .
Yaman bir yakalayışla yakalayacağımız gün, hak ettikleri cezayı kesinlikle vereceğiz.
Fakat biz büyük bir şiddetle vurup yakaladığımız gün, elbette kendilerinden intikam alacağız.
Asıl o büyük yakalama ile yakaladığımızda öc alırız.
Asıl o büyük yakalama ile yakaladığımızda öc alırız.
Ama (kendilerini) o büyük şiddetle sıkıvereceğimiz gün, muhakkak Biz intikam alacağız.
Amma o büyük satvetle sıkıvereceğimiz gün her halde biz intikam alacağız
En büyük yakalayışla yakalayacağımız gün, kuşkusuz Biz, mutlaka hesap görenleriz.
En büyük yakalayışla yakalayacağımız gün, kuşkusuz Biz, mutlaka hesap görenleriz.
En büyük yakalayışla yakalayacağımız gün, kuşkusuz Biz, mutlaka hesap görenleriz.
Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.
Çok büyük bir şiddet ve satvetle (kendilerini) çarpacağımız gün muhakkak ki biz (onlardan) intikaam alıcılarız.
Onları çarptıkça çarpacağımız gün; şüphesiz intikam alırız.
(9-16) Onlar bir kuşku içinde oynuyorlar , insanları kaplayacak , apaçık bir dumanın geldiği günü gözetle , işte bu acıtıcı bir azaptır, Rabbimiz bizden azabı gider / kaldır kesinlikle biz iman ediyoruz , onlar için artık hatırlamak / anmak artık ne kadar uzak! Onlara apaçık bir Resul gelmişti de sonra ondan yüz çevirmişlerdi öğretilmiş / belletilmiş / muallim divane / mecnun dediler. Biz az bir şey , azabı gidereceğiz siz yine kesinlikle küfre döneceksiniz. O gün büyük bir yakalayış ile yakalayacağız biz kesinlikle öc alıcıyız / intikam alıcıyız.
Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.
O gün büyük vuruşla vururuz; zira biz öç alıcıyız!
Bunlara en büyük darbeyi indireceğimiz gün(ü gözle), biz hak ettikleri cezayı elbette vereceğiz dipnot 1 .
Bütün bunlar, onlara o büyük darbeyi indireceğimiz gün dipnot 1 olacaktır. Biz onlara hak ettikleri cezayı vereceğiz.
Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.
Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.
Gün gelir, en büyük vuruşla vururuz biz. Şu bir gerçek ki, intikam da alırız biz!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.