Diyanet İşleri
Artık sen (onların başına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.
Duhân suresi
Duhân suresi, 59. ayet. فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ
ferteḳib innehüm mürteḳibûn.
Artık sen (onların başına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Sakınanların güvenli yeri; Kur'an'ın kolaylaştırılması Duhân 51–59 3
Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.
Bunlar, Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte bu büyük başarıdır.
(Ey Muhammed!) Biz Onu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
Artık sen (onların başına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
59. “O halde” Rabbinin sana vaat etmiş olduğu hayır ve zaferi “gözetle! Çünkü onlar da” başlarına gelecek olan azabı “gözetlemektedirler.”
Her iki gözetleme arasında ise büyük bir fark vardır. Allah Rasûlü ve ona uyanlar, dünya ve âhirette hayırlı şeyleri gözetlerken, onların karşıtları dünya ve âhirette şerden başkasını gözetlememektedirler.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Bizim sana, onların helakı için yardımımızı bekle! Şüphesiz onlar da senin helak olmanı bekliyorlar.
Aynı kök: رقب (24 geçiş)
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere…
Aynı kök: رقب (24 geçiş)
Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı…
Aynı kök: رقب (24 geçiş)
Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü'min köleyi azad…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Sen (durumu bekleyip) gözetle; şüphesiz ki onlar da gözetlemektedir.
Artık sen de (yukarıda tanıtılan cennetini) bekle; çünkü ötekiler (yukarıda tanıtılan cehennemlerini) bekliyorlar!
Öyleyse (geleceğin ne getireceğini) bekle! Unutma, onlar da bekliyorlar.
Seyret bekle! Muhakkak ki onlar da beklemektedirler.
Öyleyse sen gözleyip bekle; elbette onlar da gözleyip bekliyorlar.
(Yine de inanmayanların başlarına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.
Artık, bekle. Aslında, onlar da bekliyorlar.
Öyleyse bekle, çünkü onlar da bekliyorlar.
Öyleyse bekle; onlar da beklemektedirler.
Öyleyse bekle; onlar da beklemektedirler.
O halde gözet, çünkü onlar da gözetiyorlar.
O halde gözet çünkü onlar gözetiyorlar
Artık gözetle! Onlar da gözetleyenlerdir.
Artık gözetle! Onlar da gözetleyenlerdir.
Artık bekle! Onlar da bekleyenlerdir.
Öyleyse sen gözleyip bekle; elbette onlar da gözleyip bekliyorlar.
Artık (onların başına inecek azabı) gözetle. Çünkü onlar (senin felaketini) bekleyicidirler.
Öyleyse bekle, onlar da beklemektedirler.
(40-59) Ayrışma günü onların hepsinin toplanacağı randevu günüdür. O gün dostun dosta bir faydası olmaz Allah'ın esirgedikleri haricindekiler yardım görmezler, muhakkak ki O, saygıdeğerdir, esirgeyendir. Zakkum ağacı, kötülerin yemeğidir, erimiş metal / maden gibi / müh’l gibi karınları kaynar suyu kaynaması gibi kaynatır, tutun onu cehennemin orta yerine kadar sürükleyin onu , sonra başının üzerinden kaynar su azabından dökülür , tadın. “Muhakkak ki sen saygınsın, ikram edensin” şüphe ettiğiniz şey kesinlikle buydu. Sakınanlar güvenilir bir makamdadırlar , bahçelerde ve gözelerde , ince kalın ipek elbiseler giymişler karşılıklı vaziyetteler, işte böyle ve iri gözlüler ile eşlenmişlerdir, her türlü meyveden güven içinde çağırırlar / dua ederler , önceki i lk ölümleri dışında ölüm tatmazlar , Rabbinin hazinesinden olarak onlar ateş azabından korunmuşlardır, işte bu çok büyük başarıdır. Biz onu (Kuran’ı) senin lisanınla kolaylaştırdık böylelikle belki hatırlayıp ta anarlar, sen gözetle, onlar da gözetleyenlerdir.
O halde bekle! Zaten onlar da bekliyorlar.
Biraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir).
Artık sen (olacakları) gözle, onlar da gözlüyorlar dipnot 1 .
Sen onları takip et, onlar da seni takip edeceklerdir.
O halde bekle! Zaten onlar da bekliyorlar.
O halde bekle zaten onlar da bekliyorlar.
Artık, beklemeye geç! Çünkü onlar da beklemekteler.
Events cast their shadow before, therefore await the course of events. O Muhammad you will come to know what fate awaits them and likewise they are also waiting,
So wait; the disbelievers too are waiting.
So wait thou and watch; for they (too) are waiting.
Wait, then; they too are waiting. dipnot 1
So watch and wait. They too are waiting.
Wait then (O Muhammad صلى الله عليه و سلم); verily, they (too) are waiting.
So wait! Indeed they [too] are waiting.
Now await (their end), for they are (also) awaiting (yours).
So be on the watch; they too are on the watch.
Wait [to get your share], as the disbelievers are waiting [to get their share] too.
Then watch thou; verily, they are watching too!
Therefore, keep watch; for they too will keep watch.
Wherefore do thou wait the event; for they wait to see some misfortune befall thee.
Therefore wait (O Muhammad); they too are waiting.
Then be on the watch; surely they (too) are on the watch.
Wait then (O Muhammad). Lo! they (too) are waiting.
So you wait. They are also waiting.
So wait thou [for what the future will bring]: behold, they, too, are waiting.
Wait then! They too are certainly waiting.
Therefore, keep watch; for they too will keep watch.
Therefore, wait; they too will have to wait.
So watch, [O Muúammad]; indeed, they are watching [for your end].
Then watch thou — they are watching.
So wait you and watch. Behold, they too have to wait.
So you wait and watch, verily, they (too) are waiting.
Now wait. They too are waiting.
Therefore, watch; for they too will be watching.