Diyanet İşleri
İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.
Duhân suresi
Duhân suresi, 12. ayet. رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
rabbene-kşif `anne-l`aẕâbe innâ mü'minûn.
İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mübarek gece; dumanın gelişi ve azap Duhân 1–16 3
Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Göğün açık bir duman getireceği günü bekle.
(O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.
İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.
Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.
Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!" dediler.
Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski halinize döneceksiniz.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 10–16. ayetler için yazılmıştır.
10. “O halde sen, göğün aşikar bir duman getireceği günü gözle!” Onların azaba uğramalarını bekle. Çünkü onların azap edilme vakti yaklaşmış bulunuyor.
11-16. “O, insanları” bu duman, onların hepsini “bürüyecektir.” Ve onlara:
“Bu can yakıcı bir azaptır” denilecektir. Müfessirler, buradaki “duman”dan maksadın ne olduğu hususunda farklı görüşlere sahiptir:
1. Bir görüşe göre bu, Kıyamet gününde cehennem ateşi günahkârlara yakınlaştırılınca insanları bürüyüp kuşatacak olan bir dumandır. Buna göre Yüce Allah, bu buyruğunda Kıyamet gününün azabı ile onları tehdit etmekte ve peygamberine de onların bu gün ile karşılaşmalarını gözetlemesini emretmektedir.
Kâfirleri tehdit etmek ve onlara gelecek olan azabı acele istememek hususunda Kur’ân’ın izlediği yolun bu olması, bu manayı desteklemektedir. Zira bu tür buyruklarda o gün hatırlatılarak ve onun azabı bildirilerek kafirler korkutulmaktadır. Aynı zamanda peygamber ve mü’minlere de kendilerine eziyet verenlerin başına gelecek azap bildirilerek onlar teselli edilmektedirler.
Yine bu manayı şu âyet-i kerime de desteklemektedir: “Onlarda düşünüp öğüt almak nerede? Halbuki onlara açıklayıcı bir peygamber de gelmiştir.” (13. ayet) Zira bu sözler, Kıyamet gününde kâfirlere, dünyaya döndürülmeyi isteyecekleri vakit söylenecek ve onlara: Artık geri dönüş zamanı geride kalmıştır, denilecektir.
2. Bir diğer görüşe göre bu dumandan kasıt, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Kureyş kâfirlerine iman etmedikleri ve hakka karşı büyüklendikleri için beddua etmesi üzerine onların başına gelen bir musibettir. Peygamber, onlara yaptığı bedduasında: “Allah’ım Yusuf(un döneminde görülen kıtlık) yılları gibi yıllarla onlara karşı bana yardımcı ol!”[20] demişti.
Bunun üzerine Yüce Allah da onları çok büyük bir açlığa mahkûm etmiş ve sonunda leşleri, kemikleri yeme noktasına kadar varmışlar, gök ile yer arasında hiçbir şey olmadığı halde bir duman görecek hale gelmişlerdi. Bunun sebebi ise aşırı derecedeki açlıkları idi. Buna göre Yüce Allah’ın: “O halde sen, göğün aşikar bir duman getireceği günü gözle” buyruğundaki duman, onların bakışları ve algılayışları itibariyle bir dumandı. Yoksa gerçekte duman diye bir şey yoktu. Onların bu durumları, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den merhamet dilenip de Yüce Allah’a kendileri için bu azabı üzerlerinden kaldırması için dua etmesini istedikleri ve onun da dua etmesi üzerine Allah’ın bu azabı üzerlerinden kaldırması vaktine kadar devam etmişti.
Buna göre Yüce Allah’ın: “Biz, o azabı bir süre kaldıracağız; ama şüphesiz siz yine (eski halinize) döneceksiniz” buyruğu Yüce Allah’ın bu azabı üzerlerinden kaldıracağına dair bir haberdir. Ayrıca eğer tekrar büyüklenmeye ve yalanlamaya dönmesinler diye onlara bir tehdittir. Hem de ona döneceklerine dair bir haberdir ki haber verildiği gibi de gerçekleşmiştir. Yine Yüce Allah, bu şekilde hareket etmeleri halinde büyük yakalayışla onları cezalandıracağını da bildirmiştir. Müfessirlerin dediklerine göre bu, Bedir vakasıdır. Ancak bu görüşün tartışmaya çok açık bir görüş olduğu aşikardır.
3. Bir başka görüşe göre bu dumandan kasıt, Kıyamet alâmetlerinden olan dumandır ve âhir zamanda gerçekleşecektir. Bu duman, insanların nefes almalarını zorlaştıracak ve mü’minler de bir dumandan rahatsız olur gibi ondan rahatsız olacaklardır.
Ancak kabul edilmeye değer olan, birinci görüştür. Burada şöyle bir ihtimal de vardır: “O halde sen, göğün aşikar bir duman getireceği günü gözle. O (duman) insanları bürüyecektir. “Bu, can yakıcı bir azaptır. “Rabbimiz! Bu azabı üzerimizden kaldır. Çünkü biz iman edeceğiz.” (derler.) Ama nerde onlarda düşünüp öğüt almak?! Halbuki onlara açıklayıcı bir peygamber de gelmiştir. Sonra yine ondan yüz çevirdiler ve: “O, kendisine bir şeyler öğretilmiş bir delidir” dediler.” buyruklarında kastedilen bütün hususlar, Kıyamet gününde gerçekleşecektir. Buna karşılık Yüce Allah’ın: “Biz, o azabı bir süre kaldıracağız; ama şüphesiz siz yine (eski halinize) döneceksiniz. En büyük azapla yakalayacağımız gün, hiç şüphe yok ki Biz, (onlardan) intikam alacağız” buyrukları ise az önce zikredildiği üzere Kureyşlilerin başından geçen musibete işaret olabilir.
Bu âyet-i kerimelerin bu iki mana ve hususa dair nâzil olduğu kabul edilecek olursa, âyetlerin lafzında buna mani herhangi bir husus olmadığı görülür. Aksine bu lafızların belirttiğimiz bu iki manaya tam olarak uyduğu görülür. Kanaatimizce kuvvetli olan ve doğru olma ihtimali daha ileri olan görüş de budur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Şöyle söyleyerek Rablerine yalvarıp yakarırlar: "Rabbimiz! Bize göndermiş olduğun azabı üzerimizden kaldır. Şüphesiz eğer azabı üzerimizden kaldırırsan, biz sana ve resulüne iman edenleriz."
Aynı kök: كشف (20 geçiş)
Şayet Allah sana bir zarar dokundursa, bunu O'ndan başka giderecek yoktur. Fakat sana bir hayır dokunduracak olsa onu da kimse gideremez. Bil ki O,…
Aynı kök: كشف (20 geçiş)
Hayır! (Bu durumda) yalnız O'na dua edersiniz, O da dilerse (kurtulmak için) dua ettiğiniz sıkıntıyı giderir ve siz o an Allah'a ortak koştuklarınızı…
Aynı kök: كشف (20 geçiş)
Üzerlerine azap çökünce, "Ey Musa! Rabbinin sana verdiği söz uyarınca bizim için dua et. Eğer azabı üzerimizden kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(İşte o zaman inkârcılar:) "Rabbimiz! Bizden azabı kaldır! Şüphesiz ki biz (artık) inanıyoruz." (diyecekler).
Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanmış bulunuyoruz!"
"Ey Rabbimiz, bizi azaptan uzak tut, çünkü biz (artık Sana) inanıyoruz!" (dedirten).
"Rabbimiz! Azap veren halden bizi çıkar; doğrusu biz iman edenleriz (artık)!"
"Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz."
(İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler).
"Efendimiz! Cezayı bizden kaldır; kuşkusuz inandık!"
İnsanlar, "Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz" derler.
"Efendimiz, bizden bu azabı kaldır; biz gerçeği onaylıyoruz."
'Rabbimiz, bizden bu azabı kaldır; biz inanıyoruz.'
"Ey Rabbimiz, bizden bu azabı aç; çünkü biz inanıyoruz." diyecekler.
Rabbena! bizden bu azabı aç, çünkü biz mü'minleriz diyecekler
"Rabb'imiz! Azabı bizden kaldır. Kuşkusuz biz iman edenleriz."
"Rabb'imiz! Azabı bizden kaldır. Kuşkusuz biz inananlarız."
"Rabb'imiz! Azabı bizden kaldır. Kuşkusuz biz inananlarız."
"Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp gider çünkü biz (artık) inançlılarız."
"Ey Rabbimiz, bizden bu azabı açıb kaldır. Çünkü biz iman edeceğiz".
Rabbımız; bu azabı bizden kaldır. Doğrusu biz, artık mü'minleriz.
(9-16) Onlar bir kuşku içinde oynuyorlar , insanları kaplayacak , apaçık bir dumanın geldiği günü gözetle , işte bu acıtıcı bir azaptır, Rabbimiz bizden azabı gider / kaldır kesinlikle biz iman ediyoruz , onlar için artık hatırlamak / anmak artık ne kadar uzak! Onlara apaçık bir Resul gelmişti de sonra ondan yüz çevirmişlerdi öğretilmiş / belletilmiş / muallim divane / mecnun dediler. Biz az bir şey , azabı gidereceğiz siz yine kesinlikle küfre döneceksiniz. O gün büyük bir yakalayış ile yakalayacağız biz kesinlikle öc alıcıyız / intikam alıcıyız.
"Rabbimiz! Azabı bizden kaldır. Doğrusu biz iman eden kimseleriz. (derler)"
"Rabbimiz, bizden azabı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.
(Şöyle diyecekler:) "Rabbimiz, bu azabı üzerimizden kaldır; biz kesinlikle inanan kimseleriz!"
"Sahibimiz! Bu azabı üzerimizden kaldır; artık biz gerçekten inanacağız."
Rabbimiz! Azabı bizden kaldır, biz iman eden kimseleriz.
-Rabbimiz, azabı bizden kaldır, biz iman eden kimseleriz.
"Ey Rabbimiz, kaldır bizden bu azabı. Biz gerçekten müminleriz."
Thence they shall plead with Allah for alleviating their distress: " O Allah, our Creator ", they shall say: "deliver us from what is burdensome and exhausting to the mind and we will submit and believe with hearts reflecting religious and spiritual virtues".
Lord relieve us from this torment! We believe!’
(They will say:) "Our Lord! remove the Penalty from us, for we do really believe!"
(People will then say): "Our Lord, remove this scourge from us; we shall believe."
Our Lord, remove the punishment from us. We are really muminun.’
(They will say): "Our Lord! Remove the torment from us, really we shall become believers!"
Our Lord! Remove from us this punishment. Indeed we have believed!’
(Seeing this the people will cry out, ) `Our Lord! rid us of this calamity, truly we will be believers. '
'O our Lord, remove Thou from us the chastisement; we are believers. '
"Our Lord, remove this disaster as we really believe in you!"
Our Lord! remove from us the torment; verily, we are believers.
"Our Lord, remove the retribution from us; we are those who acknowledge."
They shall say, O Lord, take this plague from off us: Verily we will become true believers.
(They pray, ) "Our Lord! Remove from us the punishment; surely we are believers. "
"Our Lord, lift off from us the torment; surely, we are believers. "
(Then they will say): Our Lord relieve us of the torment. Lo! we are believers.
"O Lord, take away this torment from us," (they will pray); "we have come to believe. "
O our Sustainer, relieve us of suffering, for, verily, we [now] believe [in Thee]!"
Our Lord! Remove ˹this˺ torment from us, ˹and˺ we will certainly believe."
"Our Lord, remove the retribution from us; we are believers. "
"Our Lord, relieve this retribution for us; we are believers."
[They will say], "Our Lord, remove from us the torment; indeed, we are believers. "
“Our Lord: remove Thou from us the punishment; we are believers!”
O Our Lord! Relieve us of this suffering. Behold, now we are believers (in Your Laws)."
(They will say:) "Our Lord! Remove the penalty from us, really, we are believers!"
(Then they will say,) "O our Lord, remove from us the punishment; we will truly believe."
"Our Lord, remove the retribution from us; we are believers."