Hasan Basri Çantay
Hokka ile kaleme ve (erbab-ı kalemin) yazmakda oldukları şeylere andolsun ki,
68. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Kalem suresi, 1. ayet. نٓ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
nûn. velḳalemi vemâ yesṭurûn.
Hokka ile kaleme ve (erbab-ı kalemin) yazmakda oldukları şeylere andolsun ki,
Kalem suresi, 2. ayet. مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
mâ ente bini`meti rabbike bimecnûn.
(Habibim) sen, Rabbinin ni'meti sayesinde, bir mecnun değilsin.
Kalem suresi, 3. ayet. وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ
veinne leke leecran gayra memnûn.
Senin için muhakkak ve muhakkak tükenmeyen bir mükafat vardır.
Kalem suresi, 4. ayet. وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ
veinneke le`alâ ḫulüḳin `ażîm.
Hiç şüphesiz büyük bir ahlaak üzerindesin sen.
Kalem suresi, 5. ayet. فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
fesetübṣiru veyübṣirûn.
Yakında göreceksin, onlar da görecekler,
Kalem suresi, 6. ayet. بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ
bieyyikümü-lmeftûn.
Delilik hanginizde imiş?
Kalem suresi, 7. ayet. إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlih. vehüve a`lemü bilmühtedîn.
Şübhesiz ki Rabbin, O, kendi yolundan sapan kişiyi çok iyi bilendir. O, hidayete ermiş olanları da pek iyi bilendir.
Kalem suresi, 8. ayet. فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ
felâ tüṭi`i-lmükeẕẕibîn.
Artık (Habibim) o yalanlayanları tanıma (onlara boyun eğme).
Kalem suresi, 9. ayet. وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
veddû lev tüdhinü feyüdhinûn.
Onlar arzuu etdiler ki sen yumuşak davranasın da kendileri de yumuşaklık göstersinler.
Kalem suresi, 10. ayet. وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ
velâ tüṭi` külle ḥallâfim mehîn.
(10-11-12-13) (Doğruya da, eğriye de) alabildiğine yemin eden, izzet-i nefsi bulunmayan, (ötekini berikini) daima ayıblayan, (gammazlıkla) laf getirib götürmiye koşan, (insanları) hayırdan durmayıb men'eyleyen aşırı zaalim, çok günahkar, kaba, haşin, bütün bunlardan başka da kulağı kesik (damgalı soysuz) olan her kişiyi tanıma (onlara boyun eğme)!
Kalem suresi, 11. ayet. هَمَّازٍ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍ
hemmâzim meşşâim binemîm.
(10-11-12-13) (Doğruya da, eğriye de) alabildiğine yemin eden, izzet-i nefsi bulunmayan, (ötekini berikini) daima ayıblayan, (gammazlıkla) laf getirib götürmiye koşan, (insanları) hayırdan durmayıb men'eyleyen aşırı zaalim, çok günahkar, kaba, haşin, bütün bunlardan başka da kulağı kesik (damgalı soysuz) olan her kişiyi tanıma (onlara boyun eğme)!
Kalem suresi, 12. ayet. مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
mennâ`il lilḫayri mü`tedin eŝîm.
(10-11-12-13) (Doğruya da, eğriye de) alabildiğine yemin eden, izzet-i nefsi bulunmayan, (ötekini berikini) daima ayıblayan, (gammazlıkla) laf getirib götürmiye koşan, (insanları) hayırdan durmayıb men'eyleyen aşırı zaalim, çok günahkar, kaba, haşin, bütün bunlardan başka da kulağı kesik (damgalı soysuz) olan her kişiyi tanıma (onlara boyun eğme)!
Kalem suresi, 13. ayet. عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ
`utüllim ba`de ẕâlike zenîm.
(10-11-12-13) (Doğruya da, eğriye de) alabildiğine yemin eden, izzet-i nefsi bulunmayan, (ötekini berikini) daima ayıblayan, (gammazlıkla) laf getirib götürmiye koşan, (insanları) hayırdan durmayıb men'eyleyen aşırı zaalim, çok günahkar, kaba, haşin, bütün bunlardan başka da kulağı kesik (damgalı soysuz) olan her kişiyi tanıma (onlara boyun eğme)!
Kalem suresi, 14. ayet. أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
en kâne ẕâ mâliv vebenîn.
(Öylesini tanıma) mal ve oğullar saahibi olmuş diye.
Kalem suresi, 15. ayet. إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
iẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-l'evvelîn.
Karşısında ayetlerimiz okunduğu zaman o, "Evvelkilerin masalları" demişdir.
Kalem suresi, 16. ayet. سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ
senesimühû `ale-lḫurṭûm.
Biz yakında onun hortumunun üstüne damga basacağız!
Kalem suresi, 17. ayet. إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
innâ belevnâhüm kemâ belevnâ aṣḥâbe-lcenneh. iẕ aḳsemû leyaṣrimünnehâ muṣbiḥîn.
Biz, o bağçe saahiblerini nasıl belaya uğratdiysek muhakkak bunları da belalandırdık. Hani (bağçe saahibleri) sabah olunca onu mutlakaa devşireceklerine, biçeceklerine yemin etmişlerdi.
Kalem suresi, 18. ayet. وَلَا يَسْتَثْنُونَ
velâ yesteŝnûn.
(Bu babda) istisna da yapmıyorlardı.
Kalem suresi, 19. ayet. فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
feṭâfe `aleyhâ ṭâifüm mir rabbike vehüm nâimûn.
Halbuki onlar uyurlarken hemen Rabbinden (gönderilen) dolaşıcı bir bela onu sardı da.
Kalem suresi, 20. ayet. فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
feaṣbeḥat keṣṣarîm.
(O bağçe) simsiyah kesiliverdi.
Kalem suresi, 21. ayet. فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
fetenâdev muṣbiḥîn.
İşte sabaha karşı birbirlerini çağırdılar.
Kalem suresi, 22. ayet. أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ
eni-gdû `alâ ḥarŝiküm in küntüm ṣârimîn.
"Devşirecekseniz erkence mahsulünüzü (devşirmiye) çıkın" diye.
Kalem suresi, 23. ayet. فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ
fenṭaleḳû vehüm yeteḫâfetûn.
Derken onlar aralarında fısıldaşarak gitdiler:
Kalem suresi, 24. ayet. أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ
el lâ yedḫulennehe-lyevme `aleyküm miskîn.
"Sakın bugün karşınıza hiçbir yoksul (çıkıb) oraya girmesin" diye.
Kalem suresi, 25. ayet. وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَٰدِرِينَ
vegadev `alâ ḥardin ḳâdirîn.
(Fakirleri) men'e (sanki) gücleri yetecek adamlar tavriyle erkenden gitdiler.
Kalem suresi, 26. ayet. فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
felemmâ raevhâ ḳâlû innâ leḍâllûn.
Fakat onu (bu halde) görüverince dediler ki: "Her halde biz yanlış gelenleriz".
Kalem suresi, 27. ayet. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
(Sonra hakıykatı anlayınca da) "Hayır, biz mahrum (kalmış) larız".
Kalem suresi, 28. ayet. قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
ḳâle evseṭuhüm elem eḳul leküm levlâ tüsebbiḥûn.
Ortancaları: "Ben size demedim mi? (Allahı) tenzih etmeli değil miydiniz?" dedi.
Kalem suresi, 29. ayet. قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ḳâlû sübḥâne rabbinâ innâ künnâ żâlimîn.
"Seni (tesbih ve) tenzih ederiz ey Rabbimiz. Hakıykaten biz zaalimlermişiz" dediler.
Kalem suresi, 30. ayet. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَٰوَمُونَ
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetelâvemûn.
Şimdi kabahati birbirlerine yüklemiye başladı (lar).
Kalem suresi, 31. ayet. قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ
ḳâlû yâ veylenâ innâ künnâ ṭâgîn.
"Yazıklar olsun bize, dediler, hakıykaten biz azgınlarmışız".
Kalem suresi, 32. ayet. عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
`asâ rabbünâ ey yübdilenâ ḫayram minhâ innâ ilâ rabbinâ râgibûn.
"(Eh) Rabbimizin bize, bunun yerine, ondan daha hayırlısını vermesi me'müldür. Biz (bütün dilek ve isteklerimizi artık) gerçekden Rabbimize çevirenleriz".
Kalem suresi, 33. ayet. كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
keẕâlike-l`aẕâb. vele`aẕâbü-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.
İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise elbet daha büyükdür. (Bunu) bilselerdi...
Kalem suresi, 34. ayet. إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
inne lilmütteḳîne `inde rabbihim cennâti-nne`îm.
Şübhesiz ki (fenalıkdan) sakınanlar için Rableri nezdinde ni'meti daim ve haalis cennetler vardır.
Kalem suresi, 35. ayet. أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ
efenec`alü-lmüslimîne kelmücrimîn.
Öyle ya, biz müslümanları o günahkarlar gibi yapar mıyız hiç?
Kalem suresi, 36. ayet. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
mâ leküm. keyfe taḥkümûn.
Size ne oluyor? Nasıl böyle hükmediyorsunuz?
Kalem suresi, 37. ayet. أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ
em leküm kitâbün fîhi tedrusûn.
Yoksa size mahsus (indirilmiş) bir kitab var da onda mı okuyorsunuz?!
Kalem suresi, 38. ayet. إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
inne leküm fîhi lemâ teḫayyerûn.
Ki içinde ne (arzu ve) ihtiyar ederseniz, hepsi mutlaka sizin (olacakdır diye yazılıdır)?!
Kalem suresi, 39. ayet. أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
em leküm eymânün `aleynâ bâligatün ilâ yevmi-lḳiyâmeti inne leküm lemâ taḥkümûn.
Yahud üzerimizde, sizin lehinize kıyamet gününe kadar (sürecek) yeminler (imiz, teahhüdlerimiz) mi vardır ki (nefisleriniz için) ne hukum ederseniz, mutlaka sizindir?!
Kalem suresi, 40. ayet. سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ
selhüm eyyühüm biẕâlike za`îm.
(Habibim) sor kendilerine: Onlardan hangisi bunun avukatı olacak?
Kalem suresi, 41. ayet. أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
em lehüm şürakâ'. felye'tû bişürakâihim in kânû ṣâdiḳîn.
Yoksa ortakları da mı var onların? Öyleyse o ortaklarını da getirsinler, (iddialarında) doğrucu (adam) lar iseler.
Kalem suresi, 42. ayet. يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
yevme yükşefü `an sâḳiv veyüd`avne ile-ssücûdi felâ yesteṭî`ûn.
(Hatırla ki o gün) baldır (lar) ın açılacağı, kendilerinin secdeye da'vet edilecekleri bir gündür. Fakat (buna) güc yetiremeyeceklerdir.
Kalem suresi, 43. ayet. خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ
ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. veḳad kânû yüd`avne ile-ssücûdi vehüm sâlimûn.
(Evet, secdeye da'vet edilecekler) gözleri düşük, kendilerini bir zillet sarmış olarak. Halbuki onlar bu secdeye (dünyada) herşeyden salim ve sapasağlam iken da'vet ediliyorlardı.
Kalem suresi, 44. ayet. فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
feẕernî vemey yükeẕẕibü bihâẕe-lḥadîŝ. senestedricühüm min ḥayŝü lâ ya`lemûn.
Artık bu sözü yalan sayanları bana bırak. Biz onları, kendilerinin bilmeyecekleri bir cihetden, derece derece azaba yaklaşdırıyoruz.
Kalem suresi, 45. ayet. وَأُمْلِى لَهُمْ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ
veümlî lehüm. inne keydî metîn.
Ben onlara mühlet (zaman) veriyorum. Şübhe yok ki benim fendim sağlamdır!
Kalem suresi, 46. ayet. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.
Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da onlar (sana ödeyecekleri) bir borcdan dolayı ağır yük altında mı bırakılmışlardır.
Kalem suresi, 47. ayet. أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.
Yahud gayb, yanlarındadır da onlar (bunu ondan) mı yazıyorlar?
Kalem suresi, 48. ayet. فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ
faṣbir liḥukmi rabbike velâ tekün keṣâḥibi-lḥût. iẕ nâdâ vehüve mekżûm.
(Habibim) sen (şimdilik) Rabbinin hükmüne (intizaaren) sabret. O balık saahibi gibi olma. Hatırla ki o, gamla dolu olarak (Rabbine) düa etmişdi.
Kalem suresi, 49. ayet. لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ
levlâ en tedârakehû ni`metüm mir rabbihî lenübiẕe bil`arâi vehüve meẕmûm.
Eğer Rabbinden ona bir ni'met erişmiş olmasaydı o, mutlakaa çırıl çıplak (çıkarıldığı) o yere kınanmış bir halde atılacakdı .
Kalem suresi, 50. ayet. فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
fectebâhü rabbühû fece`alehû mine-ṣṣâliḥîn.
(Bunun ardından) Rabbi onu seçdi de kendisini saalihlerden yapdı.
Kalem suresi, 51. ayet. وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ
veiy yekâdü-lleẕîne keferû leyüzliḳûneke biebṣârihim lemmâ semi`ü-ẕẕikra veyeḳûlûne innehû lemecnûn.
Hakıykat, o küfredenler zikri işitdikleri zaman az kaldı seni gözleriyle yıkacaklardı. Haala da (kin ve hasedlerinden) "O, mutlakaa bir mecnundur" diyorlar.
Kalem suresi, 52. ayet. وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ
vemâ hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.
Halbuki o (Kur'an bütün) alemler için (mahz-ı) şerefden başka (bir şey) değildir.